<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz Ömer | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/hz-omer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 30 Dec 2017 12:57:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Hz Ömer | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hz.Ömer&#8217;in Hadislerin Yazıya Geçirilmesi Konusundaki Tutumu</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hz-omerin-hadislerin-yaziya-gecirilmesi-konusundaki-tutumu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hz-omerin-hadislerin-yaziya-gecirilmesi-konusundaki-tutumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Dec 2017 12:09:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebubekir Sifil]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Ömer ve Hadis Rivayeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Ömer'in Hadis Rivayeti Konusundaki Tutumu]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Ömer'in Hadislerin Yazıya Geçirilmesi Konusundaki Tutumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, Sünnet&#8217;in temel nakil vasıtası olan hadisler karşısında olumsuz bir tutum içinde olduğu iddiası, iki temele dayanmaktadır: Bunlardan birincisi hadislerin &#8220;yazıya geçirilmesini&#8221; doğru bulmadığını, diğeri de &#8220;rivayet edilmesine&#8221;karşı çıktığını anlatan rivayetlerdir. Bu noktalardan ikincisini bir sonraki ara başlığa bırakarak, burada birinci nokta üzerinde duracağız. Aşağıdaki iktibaslar, Hz. Ömer (r.a)&#8217;in hadislerin yazıya geçirilmesine taraftar olmadığını [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-omerin-hadislerin-yaziya-gecirilmesi-konusundaki-tutumu/">Hz.Ömer’in Hadislerin Yazıya Geçirilmesi Konusundaki Tutumu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/hz-omerin-hadislerin-yaziya-gecirilmesi-konusundaki-tutumu/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-3/" rel="attachment wp-att-19654"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-19654" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi.jpg" alt="" width="360" height="240" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi.jpg 800w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-600x400.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/ebubekir-sifil-mustafa-islamoglu-reddiyesi-768x512.jpg 768w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /></a></p>
<p>Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, Sünnet&#8217;in temel nakil vasıtası olan hadisler karşısında olumsuz bir tutum içinde olduğu iddiası, iki temele dayanmaktadır:</p>
<p>Bunlardan birincisi hadislerin &#8220;yazıya geçirilmesini&#8221; doğru bulmadığını, diğeri de &#8220;rivayet edilmesine&#8221;karşı çıktığını anlatan rivayetlerdir.</p>
<p>Bu noktalardan ikincisini bir sonraki ara başlığa bırakarak, burada birinci nokta üzerinde duracağız. Aşağıdaki iktibaslar, Hz. Ömer (r.a)&#8217;in hadislerin yazıya<br />
geçirilmesine taraftar olmadığını anlatan deliller olarak ileri sürülmektedir:</p>
<p><strong>i.</strong> Hz. Ömer (r.a) sünnetleri yazmak istedi ve bu konuda Sahabe ile istişarede bulundu. Ona sünnetleri yazması doğrultusunda görüş bildirdiler. 1 ay istihare yaptıktan sonra kararını verdi ve şöyle dedi: &#8220;Sünnetleri yazmayı arzu etmiştim.</p>
<p>Sonra sizden öncekilerden, kendilerine kitaplar yazıp ona yönelerek Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nı terk eden bir kavmi hatırladım. Allah&#8217;a yemin ederim ki, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na hiçbir şeyi karıştırmayacağım.&#8221;(244)</p>
<p><strong>ii.</strong> Yine Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, vilayetlerdeki görevlilere mektuplar yazarak, &#8220;Kimin yanında yazılı bir şey (hadis nüshası) varsa yok etsin&#8221; dediği rivayet edilmiştir.(245)</p>
<p>Tarayabildiğimiz kaynaklarda Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, hadislerin yazıya geçirilmemesi tavrında olduğunu gösteren –bu iki rivayet dışında– başka bir nakle rastlanmamıştır. Ancak onun, hadislerin yazıya geçirilmesi konusunda tam aksi tavırda olduğunu<br />
gösteren rivayetler de mevcuttur. Hz. Ömer (r.a)&#8217;den, &#8220;İlmi yazı ile tesbit edin&#8221; dediği nakledilmiştir.(246)</p>
<p>Kılıcının kabzasında zekât ahkâmını muhtevi bir belge bulunmuş olması da(247) onun, ilmin yazıya geçirilmesi konusundaki görüşünün müsbet olduğunu gösteren önemli bir dayanaktır.(248)</p>
<p>Önceki iki rivayet ile bu rivayetler arasında zahiren bir çelişki bulunduğu görülmektedir. Bu çelişki nasıl izah edilebilir?</p>
<p>Kanaatimize göre Hz. Ömer (r.a)&#8217;in Sünnetler&#8217;i yazdırmaya niyetlenmiş olması,her şeyden önce bu konuda yasaklayıcı bir dinî delil bulunmadığı görüşünde olduğunu gösterir. Yoksa Hz. Ömer (r.a)&#8217;in böyle bir işe niyetlenmesi düşünülemezdi.</p>
<p>Ayrıca konu hakkında kendileriyle istişare ettiği sahabîlerin müsbet görüş belirtmesi de bu hususta önemli bir göstergedir.Öte yandan Sünnetler&#8217;i yazıyla tesbit etmekten vaz geçmesinin gerekçesini de yine bizzat kendisi, Kur&#8217;an&#8217;ın ihmal edilebileceği ve hadislerin Kur&#8217;an&#8217;la karıştırılabileceği ihtimali olarak dile getirmiştir.</p>
<p>Şu halde onun bu kararını,Sünnetler&#8217;e/hadislere karşı menfi tavır aldığı şeklinde açıklamaya çalışmak doğru değildir.</p>
<p>Hz. Ömer (r.a)&#8217;in Sünnet&#8217;le amel konusundaki hassasiyeti bundan önceki ara başlık altında detaylı olarak zikredilmişti. Orada zikredilen rivayetler aynı zamanda şu noktayı da açık bir şekilde göstermektedir: Medine&#8217;de, Kur&#8217;an&#8217;ı ve Sünnet&#8217;i iyi bilen alim sahabîler hiç eksik olmamıştır.</p>
<p>Bu itibarla herhangi bir meseleyi istişare etmek veya herhangi bir meselede Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;den bir rivayet bulunup bulunmadığını öğrenmek Hz. Ömer (r.a) için problem oluşturmuyordu. Dolayısıyla böyle bir ortamda Sünnetler&#8217;i/hadisleri ayrıca yazılı olarak tesbit etmeye çok fazla ihtiyaç olmadığı, o günün şartlarında bunun pratik bir faydasının da bulunmadığı rahatlıkla söylenebilir.</p>
<p>Aynı durum, eyaletler için de aşağı yukarı böyledir. Oralara gönderdiği Abdullah b. Mes&#8217;ûd (32/652), Ebu&#8217;d-Derdâ (35/655 civarı) gibi alim sahabîler, gerek kendi<br />
birikim ve vukufiyetleri, gerekse merkezle sürekli yazışma halinde olmaları sebebiyle,<br />
Sünnetler&#8217;in/hadislerin ayrıca yazıyla tesbitinden müstağni idilerHz. Ömer (r.a)&#8217;in Sünnetler&#8217;i/hadisleri yazıya geçirmekten vaz geçmesini anlamamıza şu nokta da yardımcı olabilir:</p>
<p>Bilindiği gibi o dönemde Müslümanlar&#8217;ın yazılı kaynak olarak ellerinde sadece –Hz. Ebû Bekr (r.a) döneminde cem edilmiş– tek bir Kur&#8217;an nüshası, bir de devletin resmî belgeleri ile bazı alim sahabîlerin münferit kayıtları(249) gibi sınırlı sayıda yazılı belge bulunuyordu.</p>
<p>Bireysel veya toplumsal herhangi bir mesele zuhur ettiğinde, çözüm için devlete başvuruluyor; devlet ve toplumun idaresiyle yargı, muamelat ve ibadetlerle ilgili problemlerin çözümünde herhangi bir güçlük yaşanmıyordu. Böyle bir ortamda yeterli ilmî seviyesi bulunmayan halk tabakasının, sadece zaruri seviyedeki dinî malumat ile hayatını idame ettirdiğini düşünmek yanlış olmamalıdır.</p>
<p>Böyle bir ortamda Ehl-i Kitab&#8217;a ait herhangi bir yazılı kaynağın halkın ilgisini kolayca cezbettiğini tesbit edebiliyoruz. Hatta Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde bizzat Hz. Ömer (r.a) de böyle bir belgenin cazibesine kapılmış ve alıp Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e getirmişti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) sinirlendi, Ehl-i Kitap&#8217;tan bir şey almamalarını söyledi ve &#8220;Nefsimi kudret elinde tutana yemin olsun ki, Musa şimdi yaşamış olsa, bana tabi olmaktan başka bir şey yapması mümkün olmazdı&#8221; buyurdu.(250)</p>
<p>Benzeri bir olay Hz. Hafsa (45/665) hakkında da rivayet edilmiş, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in tepkisi yine aynı olmuştur.(251)Nitekim kendi hilafeti döneminde de Ehl-i Kitab&#8217;ın kitaplarının cazibesine kapılanlara müsamaha göstermemiş, elinde bu türlü şeyler bulunduranlara bir taraftan sopasıyla(252) vururken, bir taraftan da 12/Yûsuf suresinin, &#8220;Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana o açık seçik Kitab&#8217;ın ayetleridir. Muhakkak ki biz onu, anlayasınız diye Arapça bir Kitap olarak indirdik. Sana bu Kur&#8217;an&#8217;ı vahyetmekle biz, kıssaların en güzelini  anlatıyoruz. Gerçek şu ki, senin daha önce bundan hiç haberin yoktu&#8221; mealindeki ilk ayetlerini okumuştur.(253)</p>
<p>Benzeri bir olayda İbn Mes&#8217;ûd (r.a)&#8217;un da tepki gösterdiği bilinmektedir. Alkame(60/679 veya daha sonra) ve el-Esved (74/civarı), ellerinde Ehl-i Kitab&#8217;ın kitaplarından alınma bazı bilgilerin yazılı olduğu bir sayfayla İbn Mes&#8217;ûd (r.a)&#8217;un yayına gitmişlerdi.Ellerindeki sayfaya muttali olunca derhal yazıları sildi.(254)Bu ve benzer örneklerde görülen bu tepkinin bir tek açıklaması vardır: İslam dışı herhangi bir inanç veya kültür unsurunu yansıtan yazılı malzemenin, son derece hızlı bir toplumsal/kültürel hareketliliğin yaşandığı bu dönemde, sözlü/şifahi kültürden gelen geniş halk kesimini cezbederek inanç safiyetini bulandırabileceği endişesi&#8230;</p>
<p>Esasen Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in de başlangıçta hadislerin yazıya geçirilmesine izin vermemesini aynı endişe ile hareket etmiş olmasına bağlamak yanlış değildir. Gerek Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, gerekse hadislerin yazıya geçirilmesini onaylamayan Ebû Sa&#8217;îd el-Hudrî (74/693), Abdullah b. Mes&#8217;ûd (32/652), Abdullah b. Abbâs(61/680), Abdullah b. Ömer (73/692)&#8230;(255) gibi sahabîlerin, bu tavırlarını açıklarken kullandıkları ifadelerden anlaşılan bir diğer nokta da şudur:</p>
<p>Eğer hadisler yazıya geçirilirse, henüz resmî olarak çoğaltılmamış, tek nüsha halinde bulunan, dolayısıyla muhafazası büyük ölçüde hafızların hıfzına inhisar eden Kur&#8217;an şu veya bu şekilde ihmale uğrayabilir; muhtelif toplum kesimleri arasında sadece alt alta dizilmiş rivayetlerden müteşekkil bu yazılı malzeme dolaşımda kalır.</p>
<p>Başıboş bir şekilde elden ele dolaşmasına engel olunamayacak bu yazılı metinlerin muhtevasını ve onlardan kimin ne şekilde hüküm istinbat edeceğini denetlemenin zorluğu da göz önüne alındığında, bir zaman sonra Ehl-i Kitab&#8217;ın başına gelenlerin bu Ümmet&#8217;in de başına gelmesi kaçınılmaz olabilir.Kaldı ki, kendisinden, hadislerin yazıya geçirilmesi konusunda olumsuz kanaat nakledilen hemen bütün sahabîlerden, aksi doğrultuda ifadeler de aktarılmıştır. Bu söylediğimiz, yukarıda da iktibas ettiğimiz gibi Hz. Ömer (r.a) için de geçerlidir.</p>
<p>Öyleyse bu noktada nihai olarak şunu söyleyebiliriz:</p>
<p>Gerek Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, gerekse diğer sahabîlerin, hadislerin yazıya geçirilmesi konusundaki olumsuz tavırları, yasaklayıcı bir dinî delil bulunmasından yahut<br />
hadislere olan güven duymamaktan değil, pratik gerekçelerden kaynaklanmıştır. Şu halde bu olumsuz tavırlar, belli bir döneme veya belli bir kesime (halk tabakasına) yönelik olmalıdır.Yazdıkları hadislerin fıkhına nüfuz eden dirayet sahibi bireyler için ise böyle bir endişe duymak yersizdir.</p>
<p>Şu halde Hz. Ömer (r.a)&#8217;in ve sözünü ettiğimiz diğer sahabîlerin, hadislerin yazıya geçirilmesine olumlu bakmaması, muhtemel sonuçlarının denetlenemeyeceği endişesinden kaynaklanırken, onlardan bu konuda nakledilen olumlu/teşvik edici ifadeler de münhasıran &#8220;alimlere&#8221; yönelik olmalıdır.Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, vilayetlere gönderdiği talimatnamelerde Hz. Peygamber(s.a.v)&#8217;in hadislerine de yer vermiş olması, yukarıdan beri yaptığımız değerlendirmeleri destekleyen en önemli hususlardan biridir.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in ipek elbise giyimini yasaklaması,(256) dayının, başka varisi bulunmayan kimseye varis olduğunu söylemesi(257) gibi hususları mektuplarında açıkça zikretmesi yanında, –oruç, zekât, namaz ahkâmı gibi meseleleri izah ederken–çoğunlukla hadis metinlerini Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e isnat etmeden kaydettiği görülmektedir.(258) Bütün bunlar, Hz. Ömer (r.a)&#8217;in hadislerin yazıya geçirilmemesini bir &#8220;prensip&#8221; olarak benimsediğini söylemenin mümkün olmadığını gösteren hususlardır.</p>
<p><strong>II.II.2.B. Hadis Rivayeti Konusundaki Tutumu </strong></p>
<p>Hz. Ömer (r.a)&#8217;in hadislerin &#8220;rivayet edilmesi&#8221; konusundaki tutumu hakkında da tıpkı hadislerin yazıya geçirilmesi konusundaki tavrında olduğu gibi zahiren birbiriyle örtüşmeyen rivayetler mevcuttur.</p>
<p>Bunlardan bir kısmında tek kişinin rivayetini (haber-i vahid) kabulden imtina ettiği, çok hadis rivayet eden sahabîleri bundan men ettiği anlatılırken, diğer bir kısım rivayetler de tam aksi kanaatte olduğunu gösterir mahiyettedir. Konuyla ilgili malzeme sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutulmadan,yüzeysel ve taraflı bir tavırla Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, şahit getirmeyen hiç kimsenin rivayetini kabul etmediği gibi bir sonuca varmak doğru değildir.(259)Öncelikle belirtilmesi gereken bir husus şudur: Hz. Ömer (r.a), Hz. Peygamber(s.a.v)&#8217;den hadis rivayet ederken bazı durumlarda metni olduğu gibi sktaramama endişesiyle hareket etmiştir. Şu olay onun bu konudaki hassasiyetini gösteren örneklerden biridir:</p>
<p>Bir keresinde kendisine yemek getirilmişti. Orada bulunanları çağırdı. Bir adam oruçlu olduğunu söyleyerek yemedi. Hz. Ömer (r.a), &#8220;Bu hangi oruçtur? Eğer artırma veya eksiltme yapma endişesi taşımasaydım size, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in, bir bedevi<br />
kendisine tavşan eti getirdiğinde söylediği sözü naklederdim&#8221; dedikten sonra Ammâr b. Yâsir&#8217;i (37/657) çağırmalarını istedi. Ammâr (r.a) geldiğinde, &#8220;Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e bir bedevi tavşan getirdiğinde sen de orada mıydın?&#8221; diye sordu. Ammâr (r.a)&#8221;Evet&#8221; dedi ve şöyle devam etti: &#8220;Tavşanı gördüm, üzerinde kan vardı. Hz. Peygamber (s.a.v), &#8220;Onu yiyin&#8221; buyurdu. Adam, &#8220;Ben oruçluyum&#8221; dedi. Hz. Peygamber (s.a.v),&#8221;Bu tuttuğun hangi oruçtur?&#8221; diye sordu. Adam, &#8220;Ayın başında ve sonunda tuttuğum oruçtur&#8221; dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: &#8220;Eğer oruç tutacaksan, ayın onüçüncü, ondördüncü ve onbeşinci günlerinde tut.&#8221;(260)</p>
<p>Şu halde Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, hadis rivayeti işine tamamen karşı olduğundan değil, bazı durumlarda hadis aktarılırken metinde artırma veya eksiltme yapılabileceği endişesi taşıdığından söz edilmesi daha doğrudur. Elbette kendisi hakkında böyle bir<br />
endişe hisseden Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, başkaları hakkında da aynı endişeyi taşıması doğaldır.Hz. Ömer (r.a)&#8217;in konu hakkındaki tavrını tebellür ettirebilmek için, ilgili<br />
malzemeyi müstakil ara başlıklar halinde ele alacağız&#8230;</p>
<p>Ebubekir Sifil &#8211; Hz.Ömer ve Nebevi Sünnet,syf:74-81</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>244- İbn Sa&#8217;d, et-Tabakâtu&#8217;l-Kübrâ, III, 152; Abdürrezzâk, XI, 257-8; İbn Abdilberr, Câmi&#8217;u Beyâni&#8217;l-İlm, 109; el-Hatîbu&#8217;l-Bağdâdî, Takyîdu&#8217;l-İlm, 49-51.</p>
<p>245- Züheyr b. Harb, Kitâbu&#8217;l-İlm, 89; İbn Abdilberr, a.g.e., 109-10; el-Hatîbu&#8217;l-Bağdâdî, a.g.e., 53.</p>
<p>246- İbn Ebî Şeybe, VI, 229; el-Hâkim, I, 106; ed-Dârimî, &#8220;Mukaddime&#8221;, 43; İbn Abdilberr, a.g.e., 120;el-Hatîbu&#8217;l-Bağdâdî, a.g.e., 88.</p>
<p>247- el-Hatîbu&#8217;l-Bağdâdî, el-Kifâye, 391.Bu sahifenin, Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından vefatından az bir zaman önce zekât ahkâmı hakkında yazdırdığı sahife olup, sonra Hz. Ebû Bekr (r.a)&#8217;e, ondan da Hz. Ömer (r.a)&#8217;e intikal ettiği tesbit edilmiştir. Bkz. et-Tahâvî, Şerhu Ma&#8217;âni&#8217;l-Âsâr, IV, 375; Koçyiğit, Prof. Dr. Talat, Hadis Tarihi, 38 vd.</p>
<p>248- Önceki rivayetler Hz. Ömer (r.a)&#8217;in yazıya geçirilmesine karşı olduğu şeyin &#8220;hadisler&#8221; olduğunu anlatmakta, buradakiler ise yazıya geçirilmesini istediği/teşvik ettiği şeyin &#8220;ilim&#8221; olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla ilk bakışta burada bir işkâl yok gibi görünmektedir.Burada, ikinci gruptaki rivayetlerde geçen &#8220;ilim&#8221; kelimesiyle anlatılmak istenenin ne olduğunun tayini konunun açıklığa kavuşturulmasında belirleyici olacaktır.</p>
<p>249- Sahabe&#8217;den, kendine ait yazılı Hadis nüshası oluşturan sahabîler için bkz. el-A&#8217;zam&#8217;i, M. Mustafa,İlk Devir Hadis Edebiyatı, 34 vd.; Sandıkçı, Kemal, İlk Üç Asırda İslam Coğrafyasında Hadis, 32vd.</p>
<p>250- Ahmed b. Hanbel, III, 387; Abdürrezzâk, VI, 112-3; İbn Ebî Şeybe, VI, 228; İbn Ebî Âsım,Kitâbu&#8217;s-Sünne, 27; el-Heysemî, Mecma&#8217;u&#8217;z-Zevâid, I, 174.</p>
<p>251- Abdürrezzâk, VI, 113.</p>
<p>252- *:et-Taber&#8217;inin naklettiği bir rivayetten (IV, 225), bu sopanın, normal ölçülerdeki bir bastondan daha kısa olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu rivayette Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, oturduğu zaman sopasını diziyle çenesi arasına dayadığı zikredilmektedir. Öte yandan bunun, &#8220;kırbaç&#8221; olmadığı da açıktır. el-Kettânî&#8217;nin (et-Terâtibu&#8217;l-İdâriyye, II, 46 vd.) konuyla ilgili verdiği izahat da göz önünde bulundurulduğunda bunun, ucuna kamçı bağlanmış bir sopa olduğunu söylemek<br />
mümkündür.</p>
<p>253- Bu konudaki iki örnek için bkz. İbnu&#8217;l-Cevzî, Menâkıbu Emîri&#8217;l-Mü&#8217;minîn Ömer b. el-Hattâb, 123-4.</p>
<p>254- İbn Abdilberr, Câmi&#8217;u Beyân&#8217;il-İlm, 112.</p>
<p>255- ed-Dârimî, &#8220;Mukaddime&#8221;, 42.Hadislerin yazıya geçirilmesini onaylamayan sahabîlerle ilgili olarak bkz. İbn Abdilberr, a.g.e.,107 vd., el-Hatîbu&#8217;l-Bağdâdî, a.g.e. 36 vd.</p>
<p>256- el-Buhârî, &#8220;Libâs&#8221;, 25, Müslim. &#8220;Libâs&#8221;, 12, 14; Ahmed b. Hanbel, I, 36, 46., 50.</p>
<p>257- İbn Mâce, &#8220;Ferâiz&#8221;, 27, 33; Ahmed b. Hanbel, I, 28, 46, IV, 232; İbnu&#8217;l-Cârûd, el-Müntekâ, 357.</p>
<p>258- Hz. Ömer (r.a)&#8217;in mektupları için bkz. İbnu&#8217;l-Cevzî, a.g.e., 127 vd.; el-Hatîb, Dr. Ali Ahmed, Ömer b. el-Hattâb, 287 vd.</p>
<p>259 el-Hudarî, Târîhu&#8217;t-Teşrî&#8217;i&#8217;l-İslâmî&#8217;de (113), eş-Şerkâvî, el-Fârûk Ömer b. el-Hattâb&#8217;da (89) ve Ebû Reyye, Advâ&#8217; ale&#8217;s-Sünneti&#8217;l-Muhammediyye&#8217;de (59) Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, ikinci bir kişiyi şahit getiremeyenlerin rivayetini kabul etmediğini söyler.</p>
<p>260- Ahmed b. Hanbel, I, 31; Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, 10; İbn Kesîr, Müsnedu&#8217;l-Fârûk, I, 286.İbn Kesîr, belirttiğimiz yerde, bu rivayetin isnadının &#8220;hasen-ceyyid&#8221; olduğunu söylemiştir.Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, hadis rivayet etmesini isteyenlere, &#8220;Artırma veya eksiltme yapmaktan korkuyorum. Zira ben Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in, Kim benim üzerimden yalan uydurursa ateştedir&#8221;buyurduğunu işittim&#8221; dediği de rivayet edilmiştir (Ahmed b. Hanbel, I, 47). Ancak bu rivayet zayıftır. Bkz. el-Heysemî, Mecma&#8217;u&#8217;z-Zevâid, I, 142-3. Ahmed Muhammed Şâkir (I, 303) ve Şu&#8217;ayb el-Arnaût da (I, 410) el-Müsned üzerine yazdıkları notlarda bu hususu detaylı olarak tahkik etmişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-omerin-hadislerin-yaziya-gecirilmesi-konusundaki-tutumu/">Hz.Ömer’in Hadislerin Yazıya Geçirilmesi Konusundaki Tutumu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hz-omerin-hadislerin-yaziya-gecirilmesi-konusundaki-tutumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Ömer (ra) Hakkında Doğru Bildiğimiz Yanlışlar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-ra-hakkinda-dogru-bildigimiz-yanlislar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-ra-hakkinda-dogru-bildigimiz-yanlislar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Dec 2017 09:30:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer (ra) Hakkında Doğru Bildiğimiz Yanlışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer kırkıncı Müslüman mıydı?]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer kız çocuğunu toprağa gömdü mü?]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer sadece celal sıfatının sahibi biri miydi?]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömerin İslami sahadaki Duruşu]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömerin Imanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19472</guid>

					<description><![CDATA[<p>  İslam’ın yüz akı şahsiyetlerinden biri olan Hz. Ömer hakkında yazı yazmak, onun bereketli hayatını birkaç sayfaya sığdırmak gerçekten kolay bir iş değildir. Hz. Ömer dediğiniz zaman cahiliyede geçen 33 yıllık samimi bir hayat demiş olursunuz. O küfründe de samimi idi; İslam’a geçince dahada samimiyeti ziyadeleşti. Küfründe samimi olduğu için Efendimiz (sas) ona ve dayısı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-ra-hakkinda-dogru-bildigimiz-yanlislar/">Hz. Ömer (ra) Hakkında Doğru Bildiğimiz Yanlışlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 class="single-thumbnail-title post-title-color cp-title"> <a href="http://ilimcephesi.com/hz-omer-ra-hakkinda-dogru-bildigimiz-yanlislar/images-6-16/" rel="attachment wp-att-19474"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19474" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-6.jpeg" alt="" width="280" height="210" /></a></h3>
<div class="blog-thumbnail-content">
<p>İslam’ın yüz akı şahsiyetlerinden biri olan Hz. Ömer hakkında yazı yazmak, onun bereketli hayatını birkaç sayfaya sığdırmak gerçekten kolay bir iş değildir. Hz. Ömer dediğiniz zaman cahiliyede geçen 33 yıllık samimi bir hayat demiş olursunuz. O küfründe de samimi idi; İslam’a geçince dahada samimiyeti ziyadeleşti. Küfründe samimi olduğu için Efendimiz (sas) ona ve dayısı olan Ebû Cehil’e dua etmiş: “Allah’ım! İki Ömer’den biri ile bu dini güçlendir” demişti. Ona bu duanın yapılmasının nedeni samimiyeti idi.</p>
<p>Hz. Ömer dediğiniz zaman İslam yolunda geçen 28 yıllık bir hayat demiş olursunuz. O hayat, öyle bir hayattı ki, 6 yıl geç gelmişti ama o geç kalışını basamakları ikişer ikişer çıkarak arayı kapatmış, 6 yıl geç gelmesine rağmen Efendimiz’in (sas) soluna geçmiş, o makamın hakkını ödemiş, hep Efendimiz’i kendinden razı etmişti. Ne kadar cahiliye yolunda gayret etmiş, mücadele vermişti ise daha fazlasını İslam için vermiş, hayatının boşa geçen zamanlarının kefaretini ödemiş biri idi.</p>
<p>Hz. Ömer dediğiniz zaman 2,5 yıl Hz. Ebû Bekir’in hilafet günlerinde nasıl halifeye vezir olunur bunu hayatı ile gösteren; Ridde olaylarında, Kur’an’ın mushaf haline getirilmesinde, fetih hareketlerinde, her hayırlı işte öncü olan biri demiş olursunuz.</p>
<p>Hz. Ömer dediğiniz zaman 10,5 yıl hilafet günlerinde adalet, izzet, fetih, adına çok şey söylemiş olursunuz. O öyle bir yönetim tarzı ortaya koymuştu ki değil sadece dostları düşmanları bile kendisine hayran bırakmış, her işi ile attığı her adımı ile İslam’ın en büyük mucizesinin insan yetiştirme olduğunu âleme göstermiş, mucize istersen eğer İslam’dan önce Ömer, İslam’dan sonra Ömer dedirtmiştir.</p>
<p>İşte böyle bir şahsiyet olan Hz. Ömer’i birkaç sayfa da anlatmak gerçekten kolay değildir. Bundan dolayı biz bu yazımızda “Hz. Ömer hakkında doğru bildiğimiz yanlışlar” başlığında, onun hakkında zihinlerimizde var olan bazı yanlış ve eksik bilgileri düzeltmeye çalışacağız.</p>
<p>Nedir peki Hz. Ömer hakkında doğru bildiğimiz yanlışlar? Biz bu başlık altında sadece beş hususa değineceğiz. Bunlar;</p>
<p><strong>1-</strong> Hz. Ömer, gerçekten kendi elleri ile kız çocuğunu toprağa gömdü mü?</p>
<p><strong>2-</strong> Hz. Ömer, gerçekten kırkıncı Müslüman mıydı?</p>
<p><strong>3-</strong> Hz. Ömer, gerçekten Efendimiz’i (sas) öldürmek için çıktığı yolda mı dirildi, iman etti?</p>
<p><strong>4-</strong> Hz. Ömer, gerçekten İslami sahada istediği gibi maslahat öncelikli bir duruş mu ortaya koydu?</p>
<p><strong>5-</strong> Hz. Ömer, gerçekten sadece celal sıfatının sahibi biri miydi?</p>
<p>Buyurun bu maddeleri birer birer ele alalım.</p>
<p><strong>1- Hz. Ömer, gerçekten kendi elleri ile kız çocuğunu toprağa gömdü mü?</strong></p>
<p>Hz. Ömer’in İslam öncesi hayatı anlatılırken en fazla gündeme getirilen mesele kendi elleri ile kız çocuğunu toprağa gömmesidir. Ancak bu konuda kaynak niteliğinde olan eserlerimizin hiçbirinde böyle bir rivayet geçmemektedir. Hz. Ömer, bu olayı anlatmıştır; cahiliye insanın bu büyük zulmü nasıl işlediklerini tasvir etmiştir. Ama hiçbir yerde “ben yaptım, ben kendi ellerimle kız çocuğumu gömdüm” dememiştir.</p>
<p>Bugün elimizdeki mevcut ensap kitapları Hz. Ömer’in gerek cahiliye döneminde, gerek İslam döneminde yaptığı tüm evlilikleri ve bu evliliklerden olan tüm çocuklarını bize verirler. Hz. Ömer, tam 10 evlilik yapmış, bu evliliklerden 3 kız, 8 oğlu olmuştur. Bu kızlardan en büyüğü Hafsa validemizdir; onun doğum tarihi ise Miladi 604’tür, yani nübüvvetten tam 6 yıl önce doğmuştur. Eğer Hz. Ömer böyle bir şey yapsaydı, Hz. Hafsa validemiz için de yapardı. Hz. Hafsa doğduğunda Hz. Ömer, 20 yaşlarında idi. İşte bu bilgilerde gösteriyor ki, Hz. Ömer için kız çocuğunu gömdü demek doğru bir iddia değildir.</p>
<p><strong>2- Hz. Ömer, gerçekten kırkıncı Müslüman mı?</strong></p>
<p>Bugün birçok siyer kitabımızda Hz. Ömer’in Müslüman oluşu anlatılırken onun 40. Müslüman olduğu söylenir. Bu bilginin asıl kaynağı İbn Hişam’ın es-Sîre’sidir. Eğer Hz. Ömer’in 40. Müslüman olduğunu kabul edersek, altı yıl boyunca Müslümanların sadece 39 kişi olduklarını söylemiş oluruz ki, bu birçok sahabinin o günlerde Müslüman oluşunu dikkate almamamıza neden olur.</p>
<p>Ancak dikkatle incelendiğinde, Efendimiz’in (sas) ilk 6 yıl içerisinde sistemli ve özel bir davet çalışması başlattığını ve bu davet çalışmalarının neticesinde kazanılan insan sayısının ise 128’e vardığına şahit oluruz. Dolayısı ile Hz. Ömer ile birlikte sayının 129 olduğunu belirtmek durumundayız. İbn Hişam’ın naklettiği 40 sayısını ise o gün için Darü’l-Erkam’da bulunan sahabîlerin sayısı olarak kabul etmeliyiz. Yani Hz. Ömer ile birlikte o gün Darü’l-Erkam’da bulunan sahabî sayısı 40’a varmış, ancak o 129. Müslüman olarak tarihe geçmiştir.</p>
<p><strong>3- Hz. Ömer, gerçekten Efendimiz’i (sas) sadece öldürmek için çıktığı yolda mı dirildi, iman etti?</strong></p>
<p>Bugün Hz. Ömer’in nasıl Müslüman olduğunu sorduğunuz zaman hemen hemen herkesin söylediği rivayet şu olacaktır: “Darü’n-Nedve’de, Efendimiz’in Mekke’de oluşturduğu tesir konuşulurken, Ömer hiddetlenir, ‘öldürelim Muhammed’i ve bu işi kökten bitirelim’ demiş, kılıcını kuşanmış, nerde olduğunu bilmediği ama duyduğu Safa tepesindeki bir evde onu aramaya doğru çıkmıştı. Yolda akrabalarından Nuaym b. Abdullah onu görmüş, hiddetli halinden bir şeyler olduğunu anlamıştı. Müslüman olan Nuaym, Hz. Ömer’den nereye gittiğini sormuş, aldığı cevap üzerine Efendimiz’i korumak için hedefi değiştirmiş ve o ana kadar bilmediği bir şeyi ona söylemişti. Demişti ki: ‘Sen Muhammed’in peşine düşeceğine, önce enişten ve kız kardeşine bak!’ Hz. Ömer ilk kez duyduğu bu bilgiyi doğrulatmak için hemen kız kardeşi Fatıma bint Hattab’ın ve eniştesi ayrıca amcasının oğlu olan Said b. Zeyd’in evine doğru yönelmiş, oraya yaklaştığında, içeriden bazı sesler duymuştu. O anda da Habbab b. Eret, o evin sakinlerine yeni nazil olan Kur’an ayetlerini okumaktadır. Hz. Ömer hiddetle kapıyı çalmış, içeriye girmiş; Habbab hemen evin bir köşesine saklanmış, okunan ayetlerde ortadan kaldırılmıştı. Hz. Ömer ne okuduklarını sormuş, onların Müslüman olup olmadıklarını sorgulamış, önce eniştesine, sonra kız kardeşine birer tokat patlatmıştı. Kız kardeşinin yüzünden süzülen kan bir anda Ömer’i sakinleştirmiş ve o anda okunan ayetlerin ne olduğunu sormuştu. Önce Ömer’in zarar vermesinden korktukları için ayetler gizlenmiş, ama ısrar edince Taha Sûresi’ndeki ayetler getirilmiş, orada okunmuş ve Hz. Ömer imana doğru yürümeye başlamıştı. Bu hali, o ana kadar gizlice izleyen Habbab b. Eret, saklandığı yerden çıkmış ve: “Vallahi! Ey Ömer! Ben Resulullah’ın senin için dua ettiğini işittim” demiş, bunun üzerine Ömer Efendimiz’in yerini sormuş; Habbab tarif etmiş ve Ömer dirilmek için Erkam’ın evinin yolunu tutmuştu.”</p>
<p>Bilinen bu rivayet doğrudur ve başta İbn Hişam ve İbn Sa’d olmak üzere birçok kaynağımızda da bu şekilde geçmektedir. Ancak biraz daha derinlemesine araştırdığımızda Hz. Ömer’in yukarıda aktardığımız imana yürüyüş kıssasının öncesinde de iki önemli hadise olduğunu görmekteyiz.</p>
<p>Bu hadiselerden ilki şudur: Hz. Ömer, Nübüvvetin 5. yılı, ilk Habeşistan hicretine katılmak için hazırlık yapan antlaşmalı köleleri Amr b. Rebia ve hanımı Leyla bint Ebî Hasme’nin yanına gelir. Hz. Ömer bunlara ve kölesi Zinnure’ye Müslüman oldukları için çok işkence yapmıştır. Onları öyle döver, öyle döverdi ki; sonra yorulur biraz ara verir. Ara verince de onlara derdi ki: “Sanmayın size acıdığım için durdum, yorulduğum için durdum. Biraz dinleneyim yine başlayacağım sizi dövmeye!” İşte Amr ve hanımı Leyla bu işkencelerden bitap düşüp, hicret etmeye karar verince, Hz. Ömer onların yanına gider. Amr yoktur o anda evde; Leyla onu karşılar. Hz. Ömer hazırlıklarını görünce; “bir yere mi gidiyorsunuz?” diye sorar; Leyla’da: “İşkencelerinizden bıktık, sizin yüzünüzden çıkıp Habeşistan’a gideceğiz” der. O anda Hz. Ömer duygulanır, sesi titrer ve der ki: “Gidin Allah yardımcınız olsun!” Leyla, Ömer’in o haline şaşar. Biraz sonra kocası Amr gelince ona der ki: “Az önce Ömer buradaydı, şöyle şöyle oldu. Ben öyle tahmin ediyorum ki Ömer Müslüman olacak!” Amr güler ve der ki: “Ömer’in babası Hattab’ın, ölmüş eşeği kalkar Müslüman olur, yine de Ömer Müslüman olmaz.” Amr ümidi kesmiştir. Ama Hz. Ömer’in gerçekten o gün yüreğine iman tohumu az da olsa düşmüştür. Bu onun imana yürüyüşünün ilk basamağıdır.</p>
<p>İkinci hadise ise şudur: Hz. Ömer bir gece Kâbe’ye doğru gelirken, Efendimiz’in orada ibadet ettiğini görür. Gizlice Efendimiz’e doğru yaklaşır ve ne yaptığını merak eder. O anda Efendimiz Hakka Süresi’nden ayetler okumaktadır. Sözün kalitelisini çok iyi bilen Hz. Ömer, içinden bunlar bir şair sözüdür diye bir şey geçirir. O anda Efendimiz Hakka Süresi’nin 41. ayetini okur: “Ve ma huve bi kavlin şair kalilen ma tüminun/ O bir şair sözü değildir; ne da az iman ediyorsunuz?” Bu ayeti duyunca Hz. Ömer şaşırır, benim içimi mi okuyor bu adam, yoksa o bir kâhin mi der. Efendimiz bir sonraki ayeti okur: “Ve la bi kavli kâhin kalilen ma tezekkerün/ O bir kâhin sözü de değildir ne kadar az düşünüyorsunuz?” Bu ayet karşısında bir kez daha sarsılır Hz. Ömer ve der ki: “Bu sözler Muhammedin uydurması mı?” O anda bir sonraki ayeti okur Efendimiz: “Eğer bu sözleri Muhammed uydurmuş olsaydı onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onu can damarından koparırdık!” Bu ayeti de duyunca Hz. Ömer daha da sarsılır ve hemen orayı terk eder. Ama günlerce, duyduğu o ayetlerin tesiri altında ezilir. İşte Hz. Ömer, öncesinde bu iki hadiseyi yaşayarak imana doğru yürür, en son kız kardeşinin evinde olanlarla süreç tamamlanmış olur.</p>
<p><strong>4- Hz. Ömer, gerçekten İslami sahada istediği gibi maslahat öncelikli bir duruş mu ortaya koydu?</strong></p>
<p>Ne yazık ki bazı çevreler Hz. Ömer’in dini sahada çok rahat davrandığını iddia etmekte, her zaman maslahat öncelikli bir duruş sergilediğini dile getirmektedirler. Ancak bu konuda da Hz. Ömer’in hayatını dikkatlice okuduğumuz zaman onun ne kadar Kur’an ve Sünnete, kendisi ile aynı dönemi yaşayan fakih sahabilerin görüşlerine sıkıca bağlı olduğu görülür.</p>
<p>Halife olduğu günler karşısına gelen yeni meselelerde elbette bazı içtihatları olmuştur. Ancak bir mesele hakkında içtihatta bulunsa ve bu konuda daha sonra bir ayetin veya bir hadisin olduğunu duysa anında görüşünden vazgeçer ve Kur’an’a ve Sünnete sıkı sıkıya sarılırdı. Mesela; Halife olduğu günlerde genç Müslümanlar: “Ya Emire’l-Müminin! Hanımlar mihr oranlarını artırdıkça artırdılar. Birbirleri ile adeta yarışır gibi davranıyorlar. Bizde bundan dolayı evlenemiyoruz. Hanımları bu konuda uyarsanız da böyle yapmasınlar!” dediler. Hz. Ömer gençlerin bu makul taleplerini hoş karşıladı ve o gün Mescid-i Nebevi’de bir hutbe verdi; hutbesinde bu meseleye değindi. O anda hanımlar bölümünden bir ses yükseldi. Seslenen hanım diyordu ki: “Ey Müminlerin Emiri! Sen nasıl Allah’ın bize verdiği hakkı bizden esirgiyorsun. Allah Nisa Süresi 20. ayette “onlara kantar kantar, yüklerle mehir verseniz bile geri almayın” demiyor mu? Bu itiraz karşısında Hz. Ömer’in tavrı asla maslahat olmamış, anında geri adım atarak bu sözünden vazgeçmiştir. Koca Halife, Allah’ın kitabına rağmen konuşmamak için: “Esabet imraetün ve ahta Ömer/ Kadın isabet etti, Ömer ise hata etti” demiş ve kendisini Allah’ın kitabını o kadın kadar bilmemekle kınamıştır. Bu tavır bize çok şey söylemelidir.</p>
<p>Yine hilafeti günlerinde parmakların diyeti ile alakalı bir tartışma olmuştu. Efendimiz’den bu konuda bir şey duymamış, kendi kıyas yolu ile her parmağın aynı olmadığını dolayısı ile her parmağın ayrı bir diyetinin olması gerektiğini söylemişti. Mesela; başparmak için 15 deve, işaret, orta ve yüzük parmağı için 10 deve, serçe parmak için ise 6 deve diye diyet bedeli belirlemişti. Ama sonra bir sahabîden duymuştu ki, Efendimiz; tüm parmaklara 10 deve diyet bedeli belirlemiş, artık orada bana göre diye bir söz söylemeden anında bu görüşünden vazgeçmiş ve tüm parmakların diyet bedelinin 10 deve olduğunu söylemişti.</p>
<p>Dolayısı ile Hz. Ömer, diğer tüm sahabe gibi Kur’an ve Sünnete sıkı sıkıya bağlı yaşamış, onların konuştukları yerde susmuş, sustukları yerde ise maslahatı gözeterek konuşmuştur.</p>
<p><strong>5- Hz. Ömer, gerçekten sadece celal sıfatının sahibi biri miydi?</strong></p>
<p>Evet, o gerçekten celal sıfatlı idi. Biz onu hep elinde kılıç yanlış bir iş yapanın kafasını kesmeye hazır bekleyen biri olarak görürüz. el-Hak böyledir de; çoğu zaman Hz.Ömer’in hali budur. Ama celal sıfatı asla zulme, haksızlığa dönüşmemiş, bilakis Hz. Ömer’in adı hep adalet ile anılır olmuştur. Peki, celal sıfatı nasıl olmuştur da, zulme değil, hakkaniyete dönüşmüştür? Çünkü Hz. Ömer’in şahsiyetinin üç temel esası vardı. Bunlar, Adalet, kuvvet ve rahmetti. Adaletin tesisi için kuvvet şarttı. Kuvvet olmazsa, güç olmazsa otorite sağlanmaz, zaafiyet baş gösterebilirdi. Ancak kuvvetin hemen karşısına rahmet konmazsa, o kuvvet Allah korusun zulme, haksızlığa dönüşebilirdi. İşte Hz. Ömer celal sıfatı ile adalet terazisini hayatında kurarken, bir kefesine kuvveti, bir diğer kefesine rahmeti koymuştu. Böyle olunca da o adaletin timsali, örneği ve rehberi olmuştu.</p>
<p>Bu yazımızda Hz. Ömer hakkında doğru bildiğimiz bazı yanlışları öğrendiğimiz gibi, onun şahsiyetinin en temel anahtar kavramlarını da öğrendik. Bu anahtar kavramlar, Samimiyet, Farukiyet, Adalet, Kuvvet ve Rahmet’tir. Bu beş kavram onun hayatında olduğu için tarih onu hep övgü ile kayıt etti. Peki, bu kavramlar Hz. Ömer’in ruhunu diriltmek isteyen bu çağın insanına bir şeyler söylemesin mi?</p>
<p>Buyurun söylenen mesajları beraberce okuyalım:</p>
<p><strong>1-</strong> Samimiyet kalbinin esası olsun ki, salihlerin duasını alabilesin.</p>
<p><strong>2-</strong> Farukiyet aklının esası olsun ki, hakkın yanında yer alıp, batılın karşısında durabilesin.</p>
<p><strong>3-</strong> Adalet eylemlerinin esası olsun ki, hak edene hak ettiğini verebilesin.</p>
<p><strong>4-</strong> Kuvvet elinin esası olsun ki, hakkın ikamesi adına otorite sağlayabilesin.</p>
<p><strong>5-</strong> Rahmet hayatının esası olsun ki, merhamet gösterip, merhamet bulabilesin.</p>
<p>Takdim Dergisi/Muhammed Emin Yıldırım</p>
<p>Kastamonur.com</p>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-ra-hakkinda-dogru-bildigimiz-yanlislar/">Hz. Ömer (ra) Hakkında Doğru Bildiğimiz Yanlışlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-ra-hakkinda-dogru-bildigimiz-yanlislar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Ömer (r.a)’den öğütler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-r-aden-ogutler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-r-aden-ogutler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Aug 2016 21:42:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikmetli Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir Sifil]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer (r.a)’den öğütler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=12312</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tabiun’dan Sald b. el-Müseyyeb, Hz. Ömer (r.a), dünyasını ve ahiretini ciddiye alanlar için aşağıdaki 18 maddeyi tavsiye ettiğini söylüyor: 1-Sana yaptığı hareketiyle Allah’a karşı gelen bir kimseyi, ona iyilik yaparak Allah’a saygı göstermenden daha büyük bir ceza ile cezalandıramazsın. 2-Gerçeği anlayana kadar din kardeşinin davranışını iyiye yor. 3-Müslüman kardeşinin ağzından çıkan bir lakırdıyı iyiye yorman [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-r-aden-ogutler/">Hz. Ömer (r.a)’den öğütler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/hz-omer-r-aden-ogutler/images-1-59/" rel="attachment wp-att-12313"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-12313" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/images-1-2.jpg" alt=" Hz. Ömer (r.a)’den öğütler" width="380" height="237" /></a></p>
<p>Tabiun’dan Sald b. el-Müseyyeb, Hz. Ömer (r.a), dünyasını ve ahiretini ciddiye alanlar için aşağıdaki 18 maddeyi tavsiye ettiğini söylüyor:</p>
<p><strong>1</strong>-Sana yaptığı hareketiyle Allah’a karşı gelen bir kimseyi, ona iyilik yaparak Allah’a saygı göstermenden daha büyük bir ceza ile cezalandıramazsın.</p>
<p><strong>2-</strong>Gerçeği anlayana kadar din kardeşinin davranışını iyiye yor.</p>
<p><strong>3</strong>-Müslüman kardeşinin ağzından çıkan bir lakırdıyı iyiye yorman mümkün oldukça kötüye yorma.</p>
<p><strong>4</strong>-Kendisini töhmet altında bırakarak işlere girişen kimse, kendisi hakkında kötü düşünenleri kınamasın.</p>
<p><strong> 5-</strong>Sırrını gizleyen muradına erer.</p>
<p><strong> 6-</strong>Sadık arkadaşlar edin; gölgelerinde yaşarsın. Çünkü dik dostlar huzurlu anlarda süs, sıkıntılı demlerde silahtır.</p>
<p><strong> 7-</strong>Seni ölüme de götürse doğruluktan ayrılma.</p>
<p><strong> 8</strong>-Seni ilgilendirmeyen işe karışma.</p>
<p><strong> 9-</strong>Henüz vuku bulmamış şeyler hakkında soru sorma.</p>
<p><strong> 10</strong>-İhtiyacını, onu gidermeni arzu etmeyenlere iletme.</p>
<p><strong>11</strong>-Yalan yere yemini hafife alma. Allah seni helak eder.</p>
<p><strong> 12-</strong>Kötülüklerini öğrenmek düşüncesiyle de oysa facirlerle arkadaşlık etme.</p>
<p><strong> 13-</strong>Düşmanlarından uzak dur.</p>
<p><strong> 14-</strong>Tam anlamıyla güvenmediğin dostlarından sakın. Gü­venilir kimse, Allah’tan korkandır.</p>
<p><strong> 15-</strong>Mezarlıklarda derin saygı içinde ol.</p>
<p><strong> 16</strong>-Taat anında kendini zavallı gör.</p>
<p><strong> 17</strong>-Günah işlemek istersen, sonunu düşün.</p>
<p><strong>18-</strong>Herhangi bir işinde, Allah’tan korkanlarla istişare et. Zira Allah Teala, &#8221;Kulları içinde Allah’tan yalnız âlimler hak­kıyla korkar ”(Fatır,26) buyurmuştur.</p>
<p>Îbnu’n-Neccâr, Zeyiu Târihi Bağdâd, 17/160-161.</p>
<p>Ebubekir Sifil-Hikemiyat</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-r-aden-ogutler/">Hz. Ömer (r.a)’den öğütler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-r-aden-ogutler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz.Ömer&#8217;in (r.a.) Fethedilen Araziler Hakkındaki ve Ehl-i Kitap Kadınlarla Evlenme Hususundaki Uygulaması ve İslamoğlu; Yine Geldi Hamsi Sezonu.</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hz-omerin-r-a-fethedilen-araziler-hakkindaki-ve-ehl-i-kitap-kadinlarla-evlenme-hususundaki-uygulamasi-ve-islamoglu-yine-geldi-hamsi-sezonu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hz-omerin-r-a-fethedilen-araziler-hakkindaki-ve-ehl-i-kitap-kadinlarla-evlenme-hususundaki-uygulamasi-ve-islamoglu-yine-geldi-hamsi-sezonu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2016 00:56:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Kitap hanımlarla evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ömer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mustafa İslamoğlu: Suriye&#8217;nin harpte ele geçirilen arazilerini (Savafi) Kur&#8217;an&#8217;ın açık hükmüne ve Nebevi uygulamaya rağmen askere dağıtmayan; Kur&#8217;an&#8217;ın açık iznine rağmen Ehl-i Kitap hanımlarla evliliği yasaklayan Hz. Ömer, bütün bunları Allah&#8217;ın hükmüne karşı geldiğinden dolayı mı yapıyordu? (1) Cevap: 1. İslamoğlu: &#8220;Suriye&#8217;nin harpte ele geçirilen arazilerini (Savafi) Kur&#8217;an&#8217;ın açık hükmüne ve Nebevi uygulamaya rağmen askere [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-omerin-r-a-fethedilen-araziler-hakkindaki-ve-ehl-i-kitap-kadinlarla-evlenme-hususundaki-uygulamasi-ve-islamoglu-yine-geldi-hamsi-sezonu/">Hz.Ömer’in (r.a.) Fethedilen Araziler Hakkındaki ve Ehl-i Kitap Kadınlarla Evlenme Hususundaki Uygulaması ve İslamoğlu; Yine Geldi Hamsi Sezonu.</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/hz-omerin-r-a-fethedilen-araziler-hakkindaki-ve-ehl-i-kitap-kadinlarla-evlenme-hususundaki-uygulamasi-ve-islamoglu-yine-geldi-hamsi-sezonu/2012802163606-b/" rel="attachment wp-att-10593"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-10593" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/2012802163606-b.jpg" alt="Hz.Ömer'in (r.a.) Fethedilen Araziler Hakkındaki ve Ehl-i Kitap Kadınlarla Evlenme Hususundaki Uygulaması ve İslamoğlu; Yine Geldi Hamsi Sezonu." width="570" height="270" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/2012802163606-b.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/2012802163606-b-300x142.jpg 300w" sizes="(max-width: 570px) 100vw, 570px" /></a><br />
<strong>Mustafa İslamoğlu:</strong> Suriye&#8217;nin harpte ele geçirilen arazilerini (Savafi) Kur&#8217;an&#8217;ın açık hükmüne ve Nebevi uygulamaya rağmen askere dağıtmayan; Kur&#8217;an&#8217;ın açık iznine rağmen Ehl-i Kitap hanımlarla evliliği yasaklayan Hz. Ömer, bütün bunları Allah&#8217;ın hükmüne karşı geldiğinden dolayı mı yapıyordu? (1)</p>
<p><strong>Cevap:</strong></p>
<p><strong>1. İslamoğlu:</strong> &#8220;Suriye&#8217;nin harpte ele geçirilen arazilerini (Savafi) Kur&#8217;an&#8217;ın açık hükmüne ve Nebevi uygulamaya rağmen askere dağıtmayan&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>Cevap:</strong></p>
<p><strong>Prof. Saffet Köse:</strong><br />
Tartışmanın temelinde, anveten (savaş yoluyla/güç kullanılarak) fethedilen toprakların Enfal Sûresi’nin (8) 41. ayeti uyarınca beşte biri çıkarıldıktan sonra kalan kısmının gazilere dağıtılması gerektiği, Hz. Peygamber’in uygulamasının da (mesela Hayber’de) bu şekilde olduğu, Hz. Ömer’in ilgili ayet ve Peygamber uygulamasına rağmen maslahat düşüncesinden hareketle farklı davranarak bu toprakları sahiplerinde bırakmak suretiyle haraca bağladığını, bunun da nassla sabit olmuş hükümlerin maslahat gerektirmesi halinde değişebileceğine bir delil teşkil ettiği iddiası vardır&#8230;Hz. Peygamber silahla elde edilen Benî Kureyza, Hayber ve Vâdi’l-Kura ganimetlerini Enfal suresinin 41. ayeti doğrultusunda beşte dördünü savaşçılara, beşte birini de ayette zikredilen diğer sınıflara olmak üzere dağıtmış, ancak Hayber’in bir kısmı[13] ve Vâdi’l-Kuraarazisi Yahudilere yarıcılıkla işletme­ye verilmiştir. Hz. Ömer’in hilafeti döneminde Hayber Yahudileri bu topraklar­dan çıkarılırken araziler tekrar hisse sahiplerine dağıtılmıştır. Benî Nadir ve Fedek arazisi barış yoluyla ele geçirildiğinden Haşr suresinin 6-9. ayetlerinin hükmü uygulanarak Resul-i Ekrem’e ait kabul edilmiş, o da elde edilen gelirleri yolcuların, Haşimoğullarının fakirlerinin ihtiyaçları ve devletin savunma giderleri için harcamıştır. Öte yandan Mekke, -İslam alimlerinin çoğunluğuna göre- kuv­vet kullanılarak fethedilmiş fakat Hz. Peygamber Mekkeliler’in mallarına ne ga­nimet (8/41) ne de fey (59/6-9) hükümlerini uygulamıştır&#8230;.</p>
<p>Kur’ân hükümleri ve Hz. Peygamber’in uygulamaları ile sahabe tatbikatı­nın doktrindeki yansımaları da şu şekilde olmuştur. Hanefiler fethedilen toprak­larda nihai kararın devlet başkanına ait olduğunu bir başka ifadeyleHz. Pey­gamber’in bu alandaki uygulamalarının bir devlet başkanlığı tasarrufu olduğunu savunurlar. Buna göre Devlet başkanı savaş yoluyla fethedilen topraklara dilerse Enfal suresinin 41. ayetini uygulayarak belirlenen yerlere harcanmak üzere beşte birini aldıktan sonra kalanını savaşa katılanlara dağıtır, dilerse eski sahiplerinde bırakarak haraca bağlar. Birinci durumda toprak, öşür; ikinci durumda harac arazisi olur&#8230;Bizzat Hz.Ömer’in kendi ifadeleri de Hanefîler’in konu ile ilgili yorumları­nın daha tutarlı olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü ganimet (8/1, 41) ve fey (59/6-10) ayetleri (li’r-resul ifadesindeki lam aidiyet ifade eder) bu konudaki tasarrufun Devlet başkanı sıfatıyla Hz. Peygamber’e ait olduğunadelalet eder. Hanefilerin bu yöndeki tercihinde Hz. Peygamber’in ilgili ayetler yönündeki uygulamaları etkili olmuştur. Resul-i Ekrem tasarruflarında sadece bir Peygam­ber olarak değil farklı konumlarda hareket etmiştir. Bunlardan birisi de devlet başkanlığı tasarrufudur. (2)</p>
<p>Yazının tamamı:<br />
http://www.islamhukuku.com/Uploads/Sayilar/sayi7__%28p13-49%29564.PDF</p>
<p><strong>Sonuç:</strong> Hz. Ömer (r.a.), ahkamı değiştirmemiş, zamana uydurmamıştır. Maslahat düşüncesiyle veya dönemsel şartlara bakarak Kurani bir hükmü iptal etmemiştir..Tam tersine; Kuranı ve ahkamı uygulamıştır..Hz. Ömer (r.a.) için bunun tersi durum yani Kur&#8217;an&#8217;ın hükmünün uygulanmaması söz konusu olamaz..Hanefi fıkhında yerini bulan bu hüküm, Sahabilerin istişarede vardıkları ortak neticedir ve bu yönüyle Sahabi icmasıdır..Dolayısıyla fetihlerle elde edilen arazinin harac arazisi olarak değerlendirilmesinin Kur&#8217;an&#8217;a uygun olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz..</p>
<p><strong>2. İslamoğlu:</strong> &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ın açık iznine rağmen Ehl-i Kitap hanımlarla evliliği yasaklayan Hz. Ömer..&#8221;</p>
<p><strong>Cevap:</strong></p>
<p><strong>a-</strong>Hz. Ömer&#8217;in İslam’da bir yasak olma­masına rağmen -Müslüman kadınların boşta kalmaması ge­rekçesiyle- ehl-i kitap gayrimüslim kadınlarla evliliği yasaklaması mevzuubahis değildir:</p>
<p><strong>Prof. Dr. H. İbrahim Acar:</strong><br />
Rivayet edildiğine göre Hz. Ömer, Maide suresi 5. ayetin açık müsaadesine rağmen Medain valisi Huzeyfe b. El-Yeman ile ehli kitaptan olan karısını ayırmak isteyince[1] Huzeyfe evliliğimizin haram olduğunu mu söylüyorsun diye sordu. Bunun üzerine Hz. Ömer, “hayır, ancak onlardan fuhşa meyyal olanları almanızdan korkuyorum” şeklinde cevap vermiştir.[2] Bir başka rivayete göre ise Hz. Ömer “ Hayır, ancak yabancı kadınlarla evlenmenin yaygınlaşmasından ve müslüman kadınlara rağbet edilmeyeceğinden korkuyorum” demiştir.[3] Ehli kitap kadınlarla evlenmenin caiz olduğu kanaatinde olan Hz. Ömer’in bu müdahalesi mevcut hükmü kaldırma değil maslahata binaen geçici bir uygulama olabilir. [4] Onun bu tavrı muhtemel bir zararı önleme düşüncesinden kaynaklanmıştır. Bu zarar ise, ifade edildiği gibi ya kitabi kadınların ahlak dışı bir harekette bulunmalarından emin olmamak ya da müslüman erkeklerin kitabi olan kadınları tercih ederek müslüman kadınlarla evlenmekten kaçınmaları korkusudur.[5] Hz. Ömer’in Hüzeyfe’ye götürmüş olduğu tekliften müslüman erkeğin ehl-i kitap bir kadınla evlenebileceği ancak yapılacak bu tür evlilikler konusunda dikkatli davranılması gerektiği de anlaşılmaktadır. Tabi ki burada müslümanların maslahatı ön plana çıkmaktadır. İffet sahibi ehl-i kitap kadınlarla evlenmede bir maslahat bulunmuyor ve bu tür evlilikler müslüman ailelere dolayısıyla İslâm toplumuna zarar veriyorsa o takdirde mübah olan ehl-i kitap kadınlarıyla evlenme hükmü harama dönüşür. [6] Çünkü ailelerin içinde bulunduğu ortam toplumun şekillenmesinde etkili olmaktadır.</p>
<p>[1] Bazı rivayetlere göre ise Hz. Ömer, Huzeyfe’ye karısını boşamasını tavsiye etmiştir. (Sabuni, a.g.e., I, 288; bkz. İbn Kesir, a.g.e., I, 257<br />
[2] Cessâs, a.g.e., II, 324; Kurtubi, a.g.e., III, 68; İbn Kesir, a.g.e., I, 257.<br />
[3] İbn Kesir, a.g.e., I, 257.<br />
[4] Kurtubi, a.g.e., III, 68; Döndüren, Hamdi, Delilleriyle Aile İlmihali, İstanbul, 1995, s. 173.<br />
[5] İbn Kesir, a.g.e., I, 257; Zuhayli, a.g.e., VII, 155.<br />
[6] Mübeşşir et-Tirâzi el-Hüseyni, el-Mer’etu ve Hukukuha fi’l-İslâm, Kahire, 1977, s. 175­176&#8230;(3)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>b-</strong> Devlet başkanının tasarrufunda olan, muamelata giren (4) bu gibi uygulamalardan Kuran&#8217;ın açık hükmüne muhalefet çıkarmak aynen Kuran&#8217;ın deniz avını helal kılmasına rağmen (Maide 96: Deniz avı ve onu yemek size de, yolculara da, geçimlik olarak helal kılınmıştır&#8230;) devlet reisinin belirli gerekçelerle avlanmaya bir müddet izin vermemesini Kuran&#8217;a aykırılık olarak nitelemeye benzer. Aslında meseleye bir mübahı haram kılmak açısından değil bir zararı gidermek açısından bakıldığında sorun kendiliğinden hallolur..Şeri hukuk sistemi olsaydı ve halife de hamsi veya başka bir balığın avlanmasına belirli sezonlarda ruhsat verseydi bu durumu İslamoğlu Kuranın açık emrine aykırılık olarak niteleyebilecek miydi?. Veya ziraat esas itibariyle helal olmasına rağmen tarımda bazı kısıtlamaların getirilmesini de aynı şekilde şeri hukuka aykırı mı bulacaktı? (Örnek: Amik ovasında 2&#8217;nci ürün ekimi yasaklandı.<br />
Türkiye&#8217;nin en verimli ovalarından Hatay&#8217;daki Amik ovası can çekişiyor. Ovayı besleyen su kaynakları her geçen yıl kuruyor. Devlet Su İşleri Şube Müdürlüğü su sıkıntısı yüzünden ova çiftçisine ikinci ürün ekimini yasakladı.(5))</p>
<p>İslamoğlu&#8217;nun mantığına göre her iki örnekte Kuran&#8217;ın ve şeriatın açık hükümlerine muhalefet olmalıydı..Ama değil..Burada öncelikle haram/yasaktan değil zararın definden söz etmeliyiz..Aynı şekilde Hz. Ömer&#8217;in (r.a.) devlet başkanı sıfatıyla mevcut hükmü kaldırma değil ama maslahata binaen geçici olarak böyle bir uygulamaya gitmesi, ne Kuran&#8217;a ne de sünnete aykırıdır. Başka bir deyişle, bu tarz uygulamalardan Kuran&#8217;a aykırılık çıkartmak mümkün değildir..Çıkartılırsa devlet düzeni kurulamaz..Örneğin askerde zorunlu olarak bir üniforma giyilmesi, Kuran&#8217;da ve hadiste böyle bir emrin olmamasıyla itiraz edilemeyeceği gibi şeri manada mübahın haram kılınması olarak ta değerlendirilemez..</p>
<p>Örnekler çoğaltılabilir..Amr bin As (r.a.) bir sefer sırasında ateş yakmayı yasakladı..Askerlerden bazıları itiraz etti..Oysa ateş yakmak veya seferde iken ateş yakmak, ısınmak, ihtiyaçtır ve mübahtır..&#8221;Nasıl olur da Amr bin As (r.a.) yasaklar&#8221; tepkisi koyulabilir mi? Rivayete bakalım:<br />
Mücâhidlerin gittiği bölge çok soğuktu. Isınmak için ateş yakmak istediler. Amr bin As karşı çıkarak dedi ki:<br />
&#8211; Kim ateş yakarsa, onu yaktığı ateşin içine atacağım.<br />
Onun bu sözleri Ashabın çok ağrına gitti. Hazret-i Ömer, onun bu sözlerini işitince çok üzüldü ve yanına gitmek istedi. Hazret-i Ebu Bekir ona engel oldu:<br />
&#8211; Onu kendi hâline bırak. Resul-i ekrem onu, savaştaki üstün bilgisi yüzünden bize kumandan tayin etti. (6)</p>
<p>Sonuç olarak şunu diyebiliriz: Eğer Hz. Ömer (r.a.) Kuran&#8217;a göre Ehl-i Kitap kadınlarla evliliğin hükmünü yasak/haram bulduğunu savunsa idi o zaman bir aykırılıktan bahsedilebilirdi..Öte yandan İslamoğlu&#8217;nun kendi tarzıyla bile baksak buradan Kuran&#8217;a aykırılık çıkarılamaz..Çünkü kendisi yasak ile haram arasına fark koyar..(7) Hz. Ömer&#8217;in (r.a.) uygulaması ise haramlık değil yasaklık temelli..<br />
***<br />
(1) Mustafa İslamoğlu, Fıkıh ve İbadet Yazıları, Düşün yayıncılık, s. 32.<br />
http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/1999/mart/24/yazarlar/islamoglu/<br />
(2) http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/02/hzomerin-fethedilen-arazileri-ganimet.html<br />
(3) http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/02/remel-3-talak-ehl-i-kitap-kadnla.html<br />
(4) http://www.sevde.de/Fikhi/M/M1/muamelat.htm<br />
(5)http://www.cnnturk.com/2008/turkiye/07/24/amik.ovasinda.2nci.urun.ekimi.yasaklandi/484718.0/index.html<br />
(6) http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3654<br />
(7) http://www.mustafaislamoglu.com/HD252_nebi-nin-helal-ve-haram-koyma-yetkisi-var-mi-.html</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2015/01/hzomerin-ra-fethedilen-araziler.html</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-omerin-r-a-fethedilen-araziler-hakkindaki-ve-ehl-i-kitap-kadinlarla-evlenme-hususundaki-uygulamasi-ve-islamoglu-yine-geldi-hamsi-sezonu/">Hz.Ömer’in (r.a.) Fethedilen Araziler Hakkındaki ve Ehl-i Kitap Kadınlarla Evlenme Hususundaki Uygulaması ve İslamoğlu; Yine Geldi Hamsi Sezonu.</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hz-omerin-r-a-fethedilen-araziler-hakkindaki-ve-ehl-i-kitap-kadinlarla-evlenme-hususundaki-uygulamasi-ve-islamoglu-yine-geldi-hamsi-sezonu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz.Ömer, Hz.Ebu Hüreyre&#8217;yi hadis rivayetinden nehyetti mi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-ebu-hureyreyi-hadis-rivayetinden-nehyetti-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-ebu-hureyreyi-hadis-rivayetinden-nehyetti-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 22:27:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hüreyre'yi hadis rivayetinden nehyetti mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hureyre]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Reyye]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer'in Hz. Ebu Hüreyre'ye izin vermesi ve naklettiği hadislerle amel etmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer’in Ebu Hüreyre’nin rivayetlerine itimadı]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Ömer Ebu Hüreyre'yi hadis rivayetinden nehyetti mi?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10521</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peşaver Geceleri: hatta ikinci halife Ömer onu (Ebu Hüreyre&#8217;yi) hadis uydurduğundan dolayı sırtı kana boyanacak bir şekilde kırbaçlamıştır. Cevap: Yalanın müptelası olmuş Peşaver Gececisi yalanı ortaya çıkacağını hiç düşünmeden yatsıya kadar da olsa temel azığı ile gıdalanmayı düşünüyor..Hz. Ömer&#8217;in Hz. Ebu Hüreyre&#8217;yi hem de hadis uydurmaktan dolayı dövmesi Peşaver Gececisinin utanmadan ve sıkılmadan ortaya attığı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-ebu-hureyreyi-hadis-rivayetinden-nehyetti-mi/">Hz.Ömer, Hz.Ebu Hüreyre’yi hadis rivayetinden nehyetti mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/hz-omer-ebu-hureyreyi-hadis-rivayetinden-nehyetti-mi/indir-5-18/" rel="attachment wp-att-10522"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10522" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-5.jpg" alt="Hz.Ömer, Ebu Hüreyre'yi hadis rivayetinden nehyetti mi?" width="358" height="238" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-5.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-5-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-5-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></a>Peşaver Geceleri:</strong> hatta ikinci halife Ömer onu (Ebu Hüreyre&#8217;yi) hadis uydurduğundan dolayı sırtı kana boyanacak bir şekilde kırbaçlamıştır.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Yalanın müptelası olmuş Peşaver Gececisi yalanı ortaya çıkacağını hiç düşünmeden yatsıya kadar da olsa temel azığı ile gıdalanmayı düşünüyor..Hz. Ömer&#8217;in Hz. Ebu Hüreyre&#8217;yi hem de hadis uydurmaktan dolayı dövmesi Peşaver Gececisinin utanmadan ve sıkılmadan ortaya attığı yalanlardan biridir..:</p>
<p>Saygın ve ilmi bir kitaptan bu iddiasını ispat etmesi için meydan okuyoruz.</p>
<p><strong>1-</strong>Hz. Ömer’in kırbaçla Ebu Hüreyre’ye vurduğunu ve şöyle dediğini iddia ediyor: “Rivayeti çoğalttın ey Ebu Hüreyre! Hz. Peygamber adına yalan söylüyorsan vay haline.”</p>
<p>Ebu Reyye’ye, yalan-yanlış ve uydurma rivayetleri nakleden edebiyat kitaplarının ve Ebu Hüreyre’ye olan kinleri ve attıkları iftiraları bilinen Şia kitaplarının dışında -ki ilimden biraz nasip almış kimselere göre bu kitap­ların hiçbir ilmi kıymeti yoktur- saygın ve ilmi bir kitaptan bu iddiasını ispat etmesi için meydan okuyoruz.</p>
<p>Ebu Reyye, nakil yaptığı kitaplara fazlaca başvurmasına rağmen -ki kitabını inceleyen biri o nakillerde de çarpıtma yoluna başvurduğunu görecek- bu iddiasını hiçbir kitaba dayandırmıyor.[İbn Ebî’l-Hadid’in, Şerhu Nechu’l-Belağa’da da (1/360) nakledildiği gibi anlaşılan bu haberi el-İskâfî’den alıntılamış. Ebu Reyye’ye göre bu ikisi delil olmaya yetiyor] Acaba neden?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2-</strong> Eğer hadis rivayet etmeye devam ederse, Hz. Ömer’in kendisini memleketine veya maymunlar ülkesine sürmekle tehdit ettiğini ve bu haberin İbn Asakir ve İbn Kesir’den nakledildiğini iddia ediyor.</p>
<p>Hz. Ömer’in hadis rivayet edilmesini nehyetmesi sadece Ebu Hüreyre’ye özgü değildir. Ebu Hüreyre’yi ülkesine sürmekle tehdit etme­sini ise ispat edememiştir. Zaten o dönemde bu, görülen bir şey değildi. Bu kitabın başında Hz. Ömer’in hadislerin yazılması ve rivayet edilmesi meselesindeki görüşünü anlatmıştık.</p>
<p>Hz. Ömer’in Ebu Hüreyre’ye, seni maymunlar ülkesine sürerim, deme­sine gelince: Bu iddia Ebu Reyye’nin çarpıtmalarından biridir. İbn Kesir’in ibaresi şöyledir: Ömer, Ka’b el-Ahbar’a dedi ki: Ya (önceki ümmetlerden) rivayette bulunmayı terk edersin, ya da seni maymunlar ülkesine sürerim. [el-Bidâye ve’n-Nihâye, 8/108] Görüldüğü gibi bu söz Hz. Peygamberden rivayette bulunmaması için Ebu Hüreyre’ye yönelttiği bir tehdit değil, Beni İsrail’den rivayette bulunmama­sı için Ka’b el-Ahbar’a yönelttiği bir tehdittir.</p>
<p>İbn Kesir, Hz. Ömer’in Ebu Hüreyre’yi hadis rivayet etmekten nehyetmesini zikrettikten sonra şöyle diyor: Hz. Ömer’in böyle yapması, insanların hadisleri yanlış değerlendirmesinden ve ruhsatla ilgili hadisler üzerine konuşmalarından korktuğu içindir. Bir kimse çok hadis rivayet ettiğinde, rivayet ettiği hadislerde bazı yanlışlıklar ve hatalar olabilece­ğinden ve insanlardan o yanlışlığı ondan nakledeceklerinden korkuyordu. Daha sonra Hz. Ömer’in Ebu Hüreyre’nin hadis rivayet etmesine izin verdiği zikrediliyor. İbnü’l-Esir de bu söylenenleri destekliyor.[s. 48. ]</p>
<p>İşte, Hz. Ömer’in tavrının gerçeği böyle. Yoksa “bilimsel araştırmacı” Ebu Reyye’nin kafaları karıştırmaya çalıştığı gibi değil. (1)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zındık Ebu Reyye</strong></p>
<p>İmam Ebu Zurâ er-Râzi derki : «Saha­beyi ayıplayan birisini görürsen bil ki o zındıktır. Zira Resul hak, Kur&#8217;an hak, getirdiği hükümler de haktır. Bütün bunlar sahabe vasıtalarıyla bize geldiğine göre bunlar zındıklar ve benzerlerinin maksatları bizim şahitlerimizi (sahabe) cerh ederek kitap ve sünneti iptal etmektir. Onlar cerh edilmeye daha layıktırlar zira on­ler zındıklardır.</p>
<p>&#8230;Bunlardan bir tanesi de 163. sayfada geçiyor. Buna göre «Hz. Ömer bir defasında Ebu Hureyre&#8217;ye şöyle de­miştir: Sen Hz. Peygamber&#8217;den çok hadis rivayet edi­yorsun, senin Allah resulüne yalan isnat etmenden kor­kuyorum. Ayrıca Hz. Ömer, Peygamber&#8217;den hadis riva­yet etmeyi terk etmediği takdirde memleketine süreceği tehdidinde bulunur. Ona «ya hadis rivayetini terk edersin ya da seni Devs topraklarına sürerim» demiştir.</p>
<p>Güvenilir hiç bir kitapta Hz. Ömer&#8217;in Ebu Hurey­re&#8217;yi yalanla itham ettiğini ben görmedim. Yazarın edebi­yat ve benzeri kitaplardan ya da hayalinden getirmiş ol­ması müstesna. Ayrıca Hz. Ömer&#8217;in onu Devs toprakları­na sürgünle tehdit etmesinde onu yalanla itham ettiği manası çıkmaz. Olsa olsa bu ihtiyat ve fazla titizlik ifade eder. Zira çok rivayet etmek beraberinde hata ve nisyanı da getirir. Hz. Ömer&#8217;in rivayetleri tespit metodu bilinmektedir.</p>
<p>[ Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/185-189]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hz. Ömer’in Ebu Hüreyre’nin rivayetlerine itimat ettiğine dair birçok delil vardır</strong></p>
<p>Ebu Hüreyre’nin hadis rivayet etmesini en çok Hz. Ömer’in engellediği söylenir. Ancak Ömer sadece Ebu Hüreyre’nin değil bütün sahâbîlerinahkâmla ilgili olmayan hadisleri rivayet etmesine karşı çıkmış (Abdürrezzâk es-San‘ânî, XI, 262), böylece Kur’an’ın ihmal edilmesine, ruhsatla ilgili rivayetlerin tembelliğe yol açmasına, anlaşılması güç bazı hadislerin zihinleri karıştırmasına mâni olmak istemiştir. Hz. Ömer’in, çok hadis rivayet etmekten vazgeçmediği takdirde Ebu Hüreyre’yi geldiği yere (Devs’e) göndermekle tehdit ettiği (Ebu Zür‘a ed-Dımaşki, I, 544), ona Halife Osman’ın da böyle bir haber gönderdiği söylenmektedir (Râmhürmüzî, s. 554). Bu iki halifenin, daha önce duymadıkları hadisleri rivayet eden bütün sahâbîlere karşı sert davrandığı, hatta Ebu Bekir ile Ömer’in, Hz. Peygamber’den bizzat duymadıkları bir hadisi nakleden sahâbînin rivayetini, bu sahâbî tanınmış da olsa, onu Resûlullah’tan duyan bir başka şahit getirmedikçe kabul etmedikleri bilindiğine göre, onların Ebu Hüreyre’nin çok hadis rivayet etmesini engellemeye çalışmaları kendisini yalancılıkla itham ettikleri anlamına gelmez. Nitekim Hz. Ömer, Ebu Mûsâ el-Eş‘arî’nin bir rivayetine de Ebu Saîd el-Hudrî’yi şahit olarak dinleyene kadar itibar etmemiştir [?]. Hz. Ali de bizzat duymadığı hadisleri rivayet eden sahâbîlerin, onları Resul-i Ekrem’den duyduklarına dair yemin etmelerini istemiştir. Hz. Ömer’in daha sonra Ebu Hüreyre’yi hadis rivayetinde tamamen serbest bırakması (İbn Kesir, VIII, 106-107),onun şahsına karşı özel bir tavır takınmadığını göstermektedir. Ayrıca Ömer’in Ebu Hüreyre’nin rivayetlerine itimat ettiğine dair birçok delil vardır. Nitekim Hassan b. Sabit, Mescid-i Nebevî’de şiir okumasını engellemek isteyen Hz. Ömer’e Resulullah devrinde mescidde şiir okuduğunu söyleyip Ebu Hüreyre de bunu doğrulayınca Halife Ömer Ebu Hüreyre’nin şahitliğine itiraz etmemiştir (Müslim, “Fezâilü’s-sahâbe”, 151-152). Yine Hz. Ömer, cildine dövme yaptıran kadın hakkında sahâbîlerin bilgisine başvurduğu zaman Ebu Hüreyre’nin rivayet ettiği hadisi dinleyip kabul etmiştir (Buhârî, “Libâs”, 87). Cehmiyye ve Mürcie taraftarı Bişr b. Gıyâs’ın Ebu Hüreyre aleyhindeki iddialarını reddeden Ebu Osman ed-Dârimî’nin söylediği gibi Halife Ömer’in Ebu Hüreyre’yi yönetici tayin etmesi, sonra da valilikte kalmasını ondan ısrarla istemesi kendisine güvendiğini göstermektedir (er-Red ale’l-Merîsî, s. 132-135).(2)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>O hâlde git ve hadis rivayet et!</strong></p>
<p>İkinci İslâm halifesi Hz. Ömer (r.a.) de, bir dönem Hz. Peygamber’den (s.a.s.) çok hadis rivayet edilmesini başkalarına yasakladığı gibi, Ebu Hüreyre’ye de yasaklamıştır. Zira o dönem içerisinde Hz. Ömer ve diğer sahabilerin içtihadı, rivayetlerin azaltılması yönünde olmuştur. Sebebi ise, rivayetin insanı hataya sevk edebileceği ve insanların Kur’ân’dan ziyade hadislerle meşgul olabilecekleri endişesidir. Bununla birlikte Hz. Ömer, bu konuda Ebu Hüreyre’nin (r.a.) hassasiyet ve titizliğini anladıktan sonra, ona hadis rivayeti konusunda izin vermiştir. Ebu Hüreyre (r.a.) bunu şöyle anlatır: “Ömer’e çokça hadis rivayet ettiğim haberi ulaştığında beni çağırıp, ‘Falanın evinde, Resûlüllah’la (s.a.s.) birlikteydik ve sen yanımızdaydın değil mi?’ diye sordu. Ben de: ‘Evet (ben de oradaydım) ve bunu neden sorduğunu da biliyorum!’ dedim. Ömer: ‘Peki neden sordum?’ dedi. Ben de: ‘Allah Resulü o gün, “Kim bile bile bana yalan isnat ederse, ateşteki yerine hazırlansın!” buyurmuştu’ dedim. Hz. Ömer: ‘(Madem bunu hatırlıyorsun) o hâlde git ve hadis rivayet et!’ dedi.</p>
<p>[İbn Kesir, el-Bidâye, 7/107; Zehebî, Siyer, 2/603.]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hz. Ömer’in bu tavrı, insanların hadisleri yanlış değerlendirmesinden ve ruhsatla ilgili hadisler üzerine konuşmalarından korktuğu içindir</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebu Hureyre anlatıyor: “Bir cemaatin içinde Resulullah (s.a.m) &#8216;in etrafında oturuyorduk. Yanımızda Ebu Bekir&#8217;le Ömer de bulunuyorlardı. Derken Resulullah (s.a.m) aramızdan kalktı gitti ve yanımıza dönmesi biraz gecikti. Biz kendisine bir kötülük yapılmasından korkarak endişeye düştük. Ve hemen kalktık. İlk telaşa kapılan ben idim, Resulullah (s.a.m)’ı aramağa çıktım. Nihayet Ensardan beni Neccâr&#8217;a ait bir bahçeye gelince acaba bir kapı bulabilir miyim diye onun etrafını dolaştım. Fakat bulamadım. Birde baktım ki akar bir kuyudan (meydana gelen) bir râbî&#8217; bir bahçenin içine giriyor. —Rabi&#8217;: kanal dernektir—. Ben derhal tilkinin büzüldüğü gibi büzülerek Resulullah (s.a.m) &#8216;in yanına giriverdim.</p>
<p>&#8211; “Sen Ebu Hüreyre misin?” diye sordu.</p>
<p>&#8211; “Evet ya Resulâllah” dedim.</p>
<p>&#8211; “Niye geldin?” dedi.</p>
<p>&#8211; “Aramızda idin. Sonra birden kalktın, gittin; ve yanımıza dönmekte geciktin. Doğrusu sana bir kötülük yapılmasından korkarak endişeye düştük. İlk endişe eden de ben oldum da şu bahçeye kadar geldim ve hemen tilkinin toparlandığı gibi toparlanıp içeri daldım. Öteki insanlar da arkamdadır” dedim.</p>
<p>Resûlüllah (s.a.m): “Yâ Ebâ Hüreyre!” dedi; ve bana ayakkabılarını vererek: “Şu ayakkabılarımı al götür; bu bahçenin arkasında kalbi yüzde yüz inanarak: ‘Allah&#8217;tan başka hiç bir ilah yoktur’ diye şehadet getiren her kime rast gelirsen onu hemen cennetle müjdele” buyurdular.</p>
<p>İlk rastladığım Ömer oldu. (Bana): “Bu ayakkabılar nedir ya Ebâ Hüreyre?” dedi.</p>
<p>&#8211; “Bunlar Resulullah (s.a.m)&#8217;in ayakkabılarıdır. Beni bunlarla gönderdi ki, kalbi yüzde yüz inanarak ‘Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur” diye şehadet getiren kime rastlarsam onu cennetle müjdeleyeceğim” dedim. Bunun üzerine Ömer eliyle iki mememin arasına vurdu. Ben de oturağımın üstüne düştüm.</p>
<p>Ömer: “Geri dön yâ Ebâ Hüreyre!” dedi. Ben de Resûlüllah (s.a.m)&#8217;in yanına döndüm. Ama nerede ise ağlamak üzere idim. Meğer Ömer de beni takip etmiş. Bir de baktım izimden geliyor. Resûlüllah. (s.a.m):</p>
<p>&#8211; “Ne oldu sana Yâ Eba Hüreyre?” dedi.</p>
<p>&#8211; Ömer’e rast geldim. Benimle gönderdiğin haberi kendisine söyledim. Bunun üzerine Ömer iki mememin arasına öyle bir vuruş vurdu ki, kalçamın üstüne düştüm. Bana: “geri dön!” diyerek geri çevirdi” dedim. Resulullah (s.a.m) (ona):</p>
<p>&#8211; “Yâ Ömer! Bu yaptığına seni sevk eden nedir?” dedi. Ömer:</p>
<p>&#8211; “Yâ Resulullah! Anam, babam sana feda olsun! Sen, kalbi yüzde yüz inanmış olarak Allah&#8217;tan başka hiç bir ilah yoktur diye şehadet getiren kime rastlarsa onu cennetle müjdelesin diye Ebu Hüreyre&#8217;yi ayakkabılarınla gönderdin mi?” dedi. Resulullah(s.a.m): ”Evet” buyurdu. Bunun üzerine Ömer: “Bunu yapmayın! Zira, korkarım insanlar buna güvenip (amel yapmaktan uzak) kalırlar. Bırakın şunları amel etsinler” dedi.</p>
<p>Resulullah (s.a.m) da: (Ebu Hüreyre’ye hitaben) “Öyle ise bırak şunları!” buyurdu. (Müslim, İman, 52)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Değerlendirme:</strong> Bu sahih rivayete göre hem Hz. Ömer rivayeti azaltmakta kendince haklı idi hem de Hz. Ebu Hureyre rivayeti artırmakta..Çünkü hadis takriri bir şekilde hem Hz. Ömer&#8217;e hem de Hz. Ebu Hüreyre&#8217;nin hadis rivayetine onay vermiş oluyor..(3)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hz. Ömer&#8217;in Hz. Ebu Hüreyre&#8217;ye izin vermesi ve naklettiği hadislerle amel etmesi</strong></p>
<p><strong>Buhari, Libas:</strong>Bize Cerîr ibn Abdilhamîd, Umâre ibn Ka&#8217;kaa&#8217;dan; o da Ebu Zur&#8217;a&#8217;dan tahdîs etti ki, Ebu Hureyre (R) şöyle demiştir: Ömer&#8217;e, dövme yapar olan bir kadın getirildi. Bunun üzerine Ömer orada hazır bulunan sahâbîlere:</p>
<p>— Sizlere Allah adıyla soruyorum: Dövme yapmak hakkında Peygamber(S)&#8217;den kim bir şey işitmişse, onu bize haber versin! dedi.</p>
<p>Ebu Hureyre dedi ki: Bunun üzerine ben ayağa kalktım da şöyle dedim:</p>
<p>— Ey Mü&#8217;minlerin Emiri! Ben bunun hakkında Peygamber&#8217;den işittim, dedim.</p>
<p>Ömer de ona:</p>
<p>— Ne işittin? dedi. Ebu Hureyre:</p>
<p>— Ben Peygamber(S)&#8217;den işittim: &#8220;(Ey kadınlar!) Sizler dövme yapmayın ve dövme yaptırmak da istemeyin!&#8221; buyuruyordu, dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslim, Sahabenin Faziletleri</strong></p>
<p>Hassan mescidde şiir söylerken Ömer yanına uğramış ve gözünün ucuyla onu süzmüş. Bunun üzerine Hassan :</p>
<p>— Ben bu mescidde senden daha hayırlısı varken de şiir okuyordum, demiş. Sonra Ebu Hureyre&#8217;ye dönerek : Allah aşkına söyle, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):</p>
<p>«Benim namıma sen cevap ver! Allah&#8217;ım bunu ruhu&#8217;l kudûs ile te&#8217;yid buyur!» derken işittin mi? diye sormuş. Ebu Hüreyre :</p>
<p>— Allah&#8217;ım evet! cevabım vermiş&#8230;</p>
<p><strong>*</strong></p>
<p>(1) Prof. Dr. Mustafa Sıbai, İslam Hukukunda Sünnetin Yeri, s.407-8.</p>
<p>(2) http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=100164</p>
<p>(3) http://www.sorularlaislamiyet.com/soru/225750/hz-omer-cok-hadis-rivayet-ettigi-icin-ebu-hureyre-yi-dovdu-mu.html</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/10/hzomer-ebu-hureyreyi-hadis-rivayetinden.html</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-ebu-hureyreyi-hadis-rivayetinden-nehyetti-mi/">Hz.Ömer, Hz.Ebu Hüreyre’yi hadis rivayetinden nehyetti mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hz-omer-ebu-hureyreyi-hadis-rivayetinden-nehyetti-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahabeler&#8217;in Metanetleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sahabelerin-metanetleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sahabelerin-metanetleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2015 22:29:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldun]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe'nin Metanetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sahabe dinî ve şer‘î ahkâma tâbi olmuştur, buna rağmen bu durum onların metanetini eksiltmemiştir. Bilakis onlar insanların en metini idiler, denilmek sure­tiyle anlattıklarımız yadırganamaz ve reddedilemez. Çünkü Şâri‘den (s.a.) aldıkları kanunlara ve dinî hükümlere tabi olan müslümanlar, içlerindeki (manevî ve vicdanî bir) müeyyideye uyarak sözkonusu hükümleri uyguluyorlardı. Onlara okunan teşvik ve ikaz (terğib ve terhib) [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sahabelerin-metanetleri/">Sahabeler’in Metanetleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-17.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-6815" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-17.jpg" alt="Sahabeler'in Metanetleri" width="638" height="319" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-17.jpg 318w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-17-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 638px) 100vw, 638px" /></a></p>
<p>Sahabe dinî ve şer‘î ahkâma tâbi olmuştur, buna rağmen bu durum onların metanetini eksiltmemiştir. Bilakis onlar insanların en metini idiler, denilmek sure­tiyle anlattıklarımız yadırganamaz ve reddedilemez. Çünkü Şâri‘den (s.a.) aldıkları kanunlara ve dinî hükümlere tabi olan müslümanlar, içlerindeki (manevî ve vicdanî bir) müeyyideye uyarak sözkonusu hükümleri uyguluyorlardı. Onlara okunan teşvik ve ikaz (terğib ve terhib) edici âyetler bu müeyyidenin kaynağı idi.</p>
<p>Bu müeyyide sınaî bir öğretmeye ve talimle ilgili bir te’dibe dayanmıyordu; nakledilerek alınan ve öğrenilen dinin ahkâmı ve âdabı idi. Müslümanlar, içlerine iyice kök salan tasdik ve imana dayanan akîdelerin tesiriyle o hükümlere tâbi oluyor ve kendilerine tatbik ediyordu. Onun için metanetlerindeki müessiriyet, eskiden olduğu gibi sapasağlam bir şekilde hâla mevcut idi. Metanet duyguları henüz te’dip ve ahkâm tırnaklarıyla tahriş edilmemiş (kânuna tabi olma sebebiyle örselenmemiş) idi. Herkesin, kendi içindeki (manevî ve vicdanî) müeyyideye tâbi olmasını hırsla isteyen ve insanların maslahatlarını en iyi bilenin Şâri‘ olduğuna kesinlikle kani bulunan Ömer (r.a.); “Bir kimseyi şeriat edeplendirmezse, onu Allah da edeplendirmez” (veya onu Allah da edeplendirmesin! Zorla, kanun korkusu ve eza ile ne yaptırılabilir ki) demişti.</p>
<p>Vakta ki, halkta dinî duygular zayıfladı, kanunî müeyyidelere göre hareket etmeye başladılar, daha sonra şeriat talim ve te’dible öğrenilen bir ilim ve sanat hâli­ne geldi, insanlar hadarîliğe ve kanunlara boyun eğme vaziyetine döndü, zaman insanlardaki metanetin müessiriyeti azalmış oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Haldun &#8211; Mukaddime,cild:1 (çev:Süleyman Uludağ)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sahabelerin-metanetleri/">Sahabeler’in Metanetleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sahabelerin-metanetleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adalet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/adalet-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/adalet-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2015 14:37:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[Örf ve Adetler]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlakın Kaideleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hukukun Gayesi Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ömer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5658</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hukukun gayesi,adalettir. Adalet, herkese lâyık olduğunu vermektir. Adalet, ilk bakışta düşüncede eşitlik fikrini doğurur ve bir terazinin kefelerinin denge halinde olması şeklinde tasarlanır. Lâkin her zaman adalet, eşitlikle beraber bulunmaz. Çünkü her­kes aynı şeylere lâyık değildir. Her ferdin lâyık olduğunu ölçen, kendi yetileri ve çalışmasıdır, bu yetilerini kullanmasıdır; yaptığı işin değeri ve çalışması oranında çok [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/adalet-2/">Adalet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir-4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-5723" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir-4.jpg" alt="Adalet" width="441" height="259" /></a>Hukukun gayesi,adalettir. Adalet, herkese lâyık olduğunu vermektir. Adalet, ilk bakışta düşüncede eşitlik fikrini doğurur ve bir terazinin kefelerinin denge halinde olması şeklinde tasarlanır. Lâkin her zaman adalet, eşitlikle beraber bulunmaz. Çünkü her­kes aynı şeylere lâyık değildir. Her ferdin lâyık olduğunu ölçen, kendi yetileri ve çalışmasıdır, bu yetilerini kullanmasıdır; yaptığı işin değeri ve çalışması oranında çok şeye lâyıktır, yani haklan artar. Bunlarla beraber bir de ihtiyaçlar, hakkın ölçüsü olmak­tadır. İlâca muhtaç olan bir hastanın, kuvvet şurubuna ihtiyacı olan bir zayıf insanın bunları elde etmeye hakkı vardır; sağlam bir insanınsa hakkı yoktur. Şu halde iki türlü adaletin bulunduğunu görüyoruz. Biri şekle bağlı adalet ki tam ve mutlak eşitlikten iba­rettir. Öbürü ideal adalet ki gayesi, insanın yetileriyle çalışmasını ve bütün ihtiyaçlarını gözönünde tuttuktan sonra bütün bunlarla tam orantı halinde haklarını verebilmektir. İnsanlığın muhtaç olduğu gerçek adalet budur. Bu adaletin gerçekleştirilmesi zor, tam olarak gerçekleştirilmesi ise imkânsızdır. İnsanlığın gayesi, mümkün olduğu kadar bu gayeye yakınlaşmaktır.</p>
<p>İnsanlığın tarihinde, adalet idealinin, ihtirasla arayıcısı olan büyük devlet adamlarının varlığını tanımaktayız. Nûşirevân ile Halife Ömer bunların başındadır. Her ikisi de adalet uğrunda kendi oğullarını ölüm cezasına çarptırdılar. Halife Ömer&#8217;in bütün idare hayatı, adaletin eşsiz örnekleriyle doludur. Birkaçını söyleyelim:</p>
<p>Kudüs şehri İslâm ordusu tarafından kuşatıldıktan sonra Kudüs­lüler, şehri ancak halifeye teslim edeceklerini söylediler. Haber, halifeye bildirildi ve halife, kölesi ve bir devesiyle Kudüs’e gitmek üzere Medine den yola çıktı. Yalnız bir devesi bulunduğun­dan yolda köle ile nöbetleşe deveye biniyorlardı. Kudüs’e gire­cekleri zaman sıra kölede idi. Köle devenin üstünde, halife yerde devenin ipini çekerek şehre girdiler. Bir akşam çalışma yerinde yanına bir adam gelerek görüşmek istediğini söyledi.</p>
<p>Halife kendisine, görüşmenin devlet işi üzerinde mi, yoksa özel mi olduğunu sordu. Adam özel konu üzerinde olduğunu söyleyince halife masanın üstünde yanan devletin mumunu söndürdü ve kendi şahsî malı olan mumu yaktı; ondan sonra adamı dinledi.</p>
<p>Bir Arap çölden Medine’ye gitmekte iken şehrin yakınlarında iki adamın çalıştığını gördü. Bunlardan biri balçık yoğuruyor, öbürü kerpiç kesiyordu; tuğla yapıyorlardı. Arap açtı; çalışanlar­dan yiyecek istedi. Onlarınsa biraz kuru ekmekten başka şeyleri yoktu. Onu verdiler; lâkin bu ekmek, yenemeyecek kadar kuru ve lezzetsizdi. Açlığını onunla gideremeyen adama, biraz daha sab­redip Medine’ye gitmesini ve tarif ettikleri yere giderek durumu anlatmasını, orada kendisine yiyecek vereceklerini söylediler. Yolcu, Medine’de kendisine tarif edilen yeri buldu ve orada bol ve lezzetli yemeklerle kamını doyurdu. Çıkarken gizlice, o güzel yiyeceklerden birazını torbasına attığını garsonlar gördüler. Kendisine, “Bunu yapma, istediğin zaman gel, burada kamım doyurursun”, dediler. Bunun üzerine yolcu, “Kendim için değil, çölde rastladığım zavallı adamlar için alıyorum. Onların yenecek ekmekleri bile yok!” deyince kendisine güldüler ve dediler ki: “Onların biri halife Ömer, biri de Ali’dir. Bu imaret Ömer’indir. Halife maaşlarını buraya bağışlamıştır. Burada fakirlerin karnını doyurur; kendisi de o gördüğün şekilde elinin emeğiyle geçinir”.</p>
<p>Hukukun gayesi olarak adalet kavramının incelenmesi, huku­kun ahlâktan ayrı olmadığını düşündürüyorsa da hukuk ile ahlâk, şu farklarla birbirlerinden ayrılırlar:</p>
<p>1-Ahlâk örf ve âdetler halinde, hukuk ise kanunlarla yaşatılır.</p>
<p>2-Ahlâkın kaideleri yazılı değildir, hukukta yazılı kaideler vardır.</p>
<p>3-Ahlâk teşkilâtlı değildir, hukuk teşkilâtlıdır.</p>
<p>4-Ahlâkî davranışa sürükleyen vicdandır, hukukta ise zorla­yıcı maddî cezalar vardır.</p>
<p>5-Ahlâk, gaye olarak ferdî ruhun en yüksek idealini arar, hukukun gayesi ise toplumun düzenini sağlamaktır.</p>
<p>6-Ahlâk yalnız insanlar arasındaki bağıntıları düzenler, hukukta da esas olan insanlar arasındaki bağıntıları düzenlemek olmakla beraber, bazen hukuk (mirasın bölünmesinde olduğu gibi), insanlarla eşya arasındaki münasebetleri de düzenleyicidir.</p>
<p>Bu ayrılıkların ortaya koyduğu incelikler, hukukla ahlâkın arasına duvar çekmiyor. Ahlâkın vicdanlarda yaşattığı adalet ideali, toplum hayatında ve dışımızda madde alanında, hukuk tarafından gerçekleştirilmektedir.</p>
<p>Nurettin Topçu,Ahlak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/adalet-2/">Adalet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/adalet-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ensar ve Muhacirler&#8217;in Savaş Hazırlıkları</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ensar-ve-muhacirlerin-savas-hazirliklari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ensar-ve-muhacirlerin-savas-hazirliklari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2015 14:31:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Lings]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ensar ve Muhacirler´in, düşman gelmeden önce daha bir haftaları vardı. Bu süre içinde şehir duvarları dışında, vahanın çeşitli yerlerinde yaşayanlar hayvanlarıyla birlikte şehrin içine yerleştirilmeliydi. Bu görev yerine getirildi ve şehir duvarları dışında ne bir at ne bir deve ne de bir koyun kalmadı. Bundan sonra yapılacak iş Mekke´lilerin planlarını öğrenmekti. Onların sahildeki batı yolunu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ensar-ve-muhacirlerin-savas-hazirliklari/">Ensar ve Muhacirler’in Savaş Hazırlıkları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/paralele-karsi-tepeleri-terk-edenler-kim-turgay-guler-uhud-savasini-hatirlatti.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-4588" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/paralele-karsi-tepeleri-terk-edenler-kim-turgay-guler-uhud-savasini-hatirlatti.jpg" alt="Ensar ve Muhacirler'in Savaş Hazırlıkları" width="464" height="261" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/paralele-karsi-tepeleri-terk-edenler-kim-turgay-guler-uhud-savasini-hatirlatti.jpg 1280w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/paralele-karsi-tepeleri-terk-edenler-kim-turgay-guler-uhud-savasini-hatirlatti-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/paralele-karsi-tepeleri-terk-edenler-kim-turgay-guler-uhud-savasini-hatirlatti-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/paralele-karsi-tepeleri-terk-edenler-kim-turgay-guler-uhud-savasini-hatirlatti-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/paralele-karsi-tepeleri-terk-edenler-kim-turgay-guler-uhud-savasini-hatirlatti-1024x576.jpg 1024w" sizes="(max-width: 464px) 100vw, 464px" /></a></p>
<p>Ensar ve Muhacirler´in, düşman gelmeden önce daha bir haftaları vardı. Bu süre içinde şehir duvarları dışında, vahanın çeşitli yerlerinde yaşayanlar hayvanlarıyla birlikte şehrin içine yerleştirilmeliydi. Bu görev yerine getirildi ve şehir duvarları dışında ne bir at ne bir deve ne de bir koyun kalmadı. Bundan sonra yapılacak iş Mekke´lilerin planlarını öğrenmekti. Onların sahildeki batı yolunu takip ettikleri haberi geldi. Bu sırada içeriye doğru yöneldiler ve Medine´nin beş mil kadar batısında konakladılar. Daha sonra kuzey-batıya birkaç mil yol aldılar ve Medine´ye kuzeyden bakan Uhud dağının eteklerindeki düzlüğe kamp kurdular.</p>
<p>Peygamber (s.a.v.), henüz silahlarını kuşanmamışti. Fakat rüyasında, kendisini zırh giymiş bir halde bir koçun üstünde giderken gördü. Elinde bir kılıç vardı. Kılıca baktığında içinde bir diş; etrafında da kendisinin olduğu¬nu bildiği bir grup büyük baş hayvanın kurban edildiğini gördü.</p>
<p>Ertesi sabah rüyasını arkadaşlarına anlattı ve onu şöyle yorumladı: «Zırh Medine´dir, kılıcın içindeki diş bana yöneltilecek olan bir darbeyi, kurban edilen hayvanlar da Ashabımdan Öldürülecek olanları temsil ediyor. Benim üzerine bindiğim koç ise, inşaallah öldüreceğimiz, kâfirlerin bölük başkanım belirtiyor.»</p>
<p>Peygamber (s.a.v.)´in ilk düşüncesi şehrin dışına çıkmayıp´ içten bir savunma mekanizması kurmaktı. Bununla birlikte kendi görüşüne diğerlerinin de katılıp katılmayacaklarını öğrenmek amacıyla meseleyi istişare etmek için arkadaşlarını topladı. îlk konuşan Îbn Ubey oldu. «Bizim şehrimiz, bize karşı hiçbir zaman saldırıya meydan bırakmayan bakire bir şehirdir. Biz bu şehirden büyük kayıplar olmaksızın hiçbir düşmana saldırı için çıkmadık. Bu şehre saldıranlar ise hep büyük kayıplarla karşılaştılar.</p>
<p>O halde, ey Allah´ın Rasulü, onları bırak, ne yaparlarsa yapsınlar. Orada kaldıkça, felâket onların olacaktır. Geri döndüklerinde ise amaçlarını yerine getirememiş olarak geri döneceklerdir».</p>
<p>Ensar ve Muhacirlerin yaşlılarından büyük bir grup îbn Ubey´in görüşüne katıldılar. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) : «Medine´de kaim, kadın ve çocukları kalelere koyun» dedi. O böyle konuşunca gençlerden çoğunun şehrin dışına yürüme taraftarı olduğu açığa çıktı. Birisi: «Ey Allah´ın Rasulü,» dedi, «bizi düşmanın yarana götür. Onların, bizim korktuğumuzu vezayıf olduğumuzu düşünmelerine izin verme». Bu sözler meclisin her tarafından takdir dolu mırıltılarla desteklendi. Çoğu aynı şeyleri tekrarladı.</p>
<p>Konuşulanlardan ve onların desteklenmesinden genel kanının şehir dışına çıkmak olduğu anlaşıldı. Peygamber (s.a.v.) de şehir dışına çıkzp düşmana saldırmaya karar verdi, öğle vakti Cuma namazı için toplandılar. Okunan Hutbenin konusu cihad ve onun gerektirdiği çaba ile ilgiliydi. Daha sonra Peygamber (s.a.v.) arkadaşlarına savaş İçin hazırlanma emri verdi.</p>
<p>Müslümanlar ikindi namazında tekrar bir araya geldiler. O zamana kadar yukarı Medine´liler hazırlanıp mes-cide gelmişlerdi bile. Namazdan sonra Peygamber (s.a.v.) Ebu Bekir ve Ömer´i kendi evine götürdü. Onlar Peygamber (s.a.v.)´in savaş için hazırlanmasına yardım ettiler. Adamlar dışarıda sıralanmış bekliyorlardı. Sa´d Ibn Muaz (r.a) ve kabilesinden birkaç adam onlara kızarak : «Siz, Allah´ın Kasulü istemediği ve Ona Sema´dan haber gelmediği halde onu savaşa zorladmız. Bırakın da karan o versin.» dediler. Peygamber (s.a.v.) dışarı çıktığında, sangım miğferinin üstüne sarmış, zırhını giymiş ve kılıcını kuşanmıştı. Adamlardan çoğu, onu görünce biraz önceki sözlerine pişman oldular ve: «Ey Allah´ın Rasulü, bizim sana karşı çıkmamız söz konusu değil, sana hangisi iyi görünüyorsa onu yap» dediler. Peygamber (s.a.v.) onlara şu cevabı verdi. «Bir peygamber silahlarını kuşandıktan sonra, Allah düşmanlarıyla onun arasında hüküm verene kadar onları çıkarmaz. Bu nedenle size emrettiklerimi yapın ve Allah adına isteyin. Eğer sebat gösterirseniz zafer sizindir»</p>
<p>(martin lings,hz muhammed)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ensar-ve-muhacirlerin-savas-hazirliklari/">Ensar ve Muhacirler’in Savaş Hazırlıkları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ensar-ve-muhacirlerin-savas-hazirliklari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateşin Yakmadığı Aşık</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/atesin-yakmadigi-asik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/atesin-yakmadigi-asik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2014 21:57:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kıssa-Menkıbe-Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Ateşin Yakmadığı Aşık]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ömer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2242</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yemende ortaya çıkan yalancı peygamber Esvedül-Ansi, o bölgede oturan Müslüman salihlerden Ebu Müslim Havlaniyi yanına çağırttı. Ona kendisini peygamber olarak seçtirmek istiyordu. Yanına gelince, Benim peygamber olduğuma şahitlik eder misin? diye sordu, Ebu Müslim Havlani (rah), Duymuyorum, kulağım sağır! diye cevap ver di. Esved, Muhammedin peygamber olduğuna şahitlik eder misin? diye sordu, Ebu Müslim, Evet, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/atesin-yakmadigi-asik/">Ateşin Yakmadığı Aşık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/atesin-yakmadigi-asik/atesin-yakmadigi-asik-250x250/" rel="attachment wp-att-17621"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17621" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/atesin-yakmadigi-asik-250x250.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/atesin-yakmadigi-asik-250x250.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/atesin-yakmadigi-asik-250x250-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a>Yemende ortaya çıkan yalancı peygamber Esvedül-Ansi, o bölgede oturan Müslüman salihlerden Ebu Müslim Havlaniyi yanına çağırttı. Ona kendisini peygamber olarak seçtirmek istiyordu. Yanına gelince,</p>
<p>Benim peygamber olduğuma şahitlik eder misin? diye sordu, Ebu Müslim Havlani (rah),</p>
<p>Duymuyorum, kulağım sağır! diye cevap ver di. Esved,</p>
<p>Muhammedin peygamber olduğuna şahitlik eder misin? diye sordu, Ebu Müslim,</p>
<p>Evet, şahitlik ederim dedi. Esved tekrar,</p>
<p>Benim peygamber olduğuma şahitlik eder misin? diye sordu, Ebu Müslim tekrar,</p>
<p>Duymuyorum kulağım sağır! diye cevap verdi. Esved,</p>
<p>Benim peygamber olduğuma şahitlik eder misin? diye sordu,</p>
<p>Evet, şahitlik ederim dedi. Esved, sorusunu tekrar tekrar sordu, Ebu Müslim de (rah) aynı şekilde cevap verdi. Esved kızdı, onu cezalandırmak istedi. Büyük bir ateşe atıldı. Ateş ona hiçbir zarar vermedi. Ebu Müslim (rah) ateşin içinde namaz kılmaya başladı. Ateş Allahın (c.c) dostu Hz. İbrahimi (a.s) yakmadığı gibi, bu Hak aşığını da yakmamıştı. Esved hayret etti. Korktu. Etrafındakiler Esvede, Bu adamı buralardan uzaklaştır, yoksa size tabi olanların aklını çeler, yanınızda kimse kalmaz dediler.</p>
<p>Onun bu cesaret ve kerameti etrafa yayıldı. Olay Medine-i Münevvereye kadar ulaştı. Esved, Ebu Müslimin Yemeni terk etmesini emretti. O da kalktı Medineye geldi. Âlemlere rahmet Hz. Muhammed (s.a.v) vefat etmiş, yerine Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a) halife olmuştu.</p>
<p>Ebu Müslim (rah), bineğini mescidin dışına bağlayıp mescide girdi. Bir direğin arkasına durup namaz kılmaya başladı. Onamaz kılarken Hz. Ömer (r.a) kendisini gördü. Yanında durdu. Namazını bitirince, ona,</p>
<p>Kardeş sen neredensin? diye sordu. O da,</p>
<p>Yemendenim dedi. Hz. Ömer (r.a),</p>
<p>Şu yalancı peygamberin ateşe attığı fakat ateşin yakmadığı mümin kardeşimiz ne yapıyor? diye sordu, Ebu Müslim de,</p>
<p>O adam benim dedi. Hz. Ömer heyecanla,</p>
<p>Allah adına soruyorum, o gerçekten sen misin? diye sordu, Ebu Müslim,</p>
<p>Allah şahit, benim dedi. HZ. Ömer hemen Ebu Müslimin boynuna sarılıp alnından öptü, ağladı. Sonra onu alıp Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a) yanına götürdü, huzuruna oturttu. Onu tanıttı. Başından geçeni anlattı ve</p>
<p>Allaha hamdolsun, bu Ümmet-i Muhammedin içinde, Hz. Halil İbrahim gibi kendisini ateşin yakmadığı kimseyi, ölmeden önce bana gösterdi diye şükretti.</p>
<p>Ebu Nuaym,Hilyetü-l Evliya,2/150</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/atesin-yakmadigi-asik/">Ateşin Yakmadığı Aşık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/atesin-yakmadigi-asik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
