<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Huy | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/huy/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Feb 2024 09:31:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Huy | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Güzellik Satın Alınamaz</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/guzellik-satin-alinamaz/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/guzellik-satin-alinamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Feb 2024 09:31:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice Ebrar Akbulut]]></category>
		<category><![CDATA[Huy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26866</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan güzelliği salt görme duyusuyla anlayamaz. Güzellik çok dilli bir sözlük. Belki de bu yüzden güzelliği bir bütünlük içerisinde kavramak için görme dışındaki duyularımıza daha çok özen göstermeliyiz. Güzel’in muhtevası; sesi, tavırları, sözleri, tebessümü, yürüyüşü, bakışı, huyu gibi ona güzellik veren birçok hususiyet ile birlikte okunur. Güzellik görülünce anlaşılan, idrak edilince bilinendir. Kimsenin fark etmemesi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/guzellik-satin-alinamaz/">Güzellik Satın Alınamaz</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<header class="header header-666666">
<div class="container">
<div class="row">
<div class="col-md-24"><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-8157 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-300x199.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-600x399.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9-768x511.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/b6_npk4cqaa3ft9.jpg 785w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></div>
</div>
</div>
</header>
<section class="main">
<div id="article-list" class="content">
<div class="content-group" data-content="news" data-id="3706795">
<div class="container">
<div class="row">
<div class="col-md-24">
<article class="main-col">
<div class="text text-666666">
<p class="non-card">İnsan güzelliği salt görme duyusuyla anlayamaz. Güzellik çok dilli bir sözlük. Belki de bu yüzden güzelliği bir bütünlük içerisinde kavramak için görme dışındaki duyularımıza daha çok özen göstermeliyiz. Güzel’in muhtevası; sesi, tavırları, sözleri, tebessümü, yürüyüşü, bakışı, huyu gibi ona güzellik veren birçok hususiyet ile birlikte okunur. Güzellik görülünce anlaşılan, idrak edilince bilinendir. Kimsenin fark etmemesi güzelliği anlamdan koparmaz, onu anlamsız kılmaz.</p>
<p class="non-card">Güzel, bizatihi anlamlıdır. Fark edilmeyen güzellik, değerinden bir şey yitirmez. Şairin bakışıyla sorarsak, Leyla leylaktan yaratılmışsa, üstünden rüzgâr geçti diye leylağın rengi değişir mi? Kıymeti bilinmediğinde güzele de, güzelliği anlayana da acı verir güzellik. Nerede heba ve heder edilmiş bir güzellik görsek Yunus’un “Saçın çözüp benim için yaşın yaşın ağlar mısın” deyişini hatırlamaz mıyız?</p>
<p class="non-card">Güzellik, fiziğin konusu olmaktan çok metafiziğin konusudur. Fizik, güzelin özellikleri hakkında bir fikir verebilir. Güzel’in muhtevasını, asıl manasını, özünü anlamak içinse fizik çok yetersizdir. İnsana güzellik edasından gelir. ‘Güzel ama…’ diye başlayıp itici, soğuk, güven vermiyor, ısınamadım deyişimiz o güzellikte bize, kendimize dair bir ifade bulamayışımızdandır. Muhabbet duyduğumuz insanın her tavrı, bize bu yüzden güzeldir.</p>
<p class="non-card">Güzel, görücüye çıkmaz, rekabetin konusu olmaz, kendini başkalarıyla yarıştırmaz. Güzel kendi mahiyetine tutunur ve onu sadakatle korumak için güzelliğini sakınır. Değil mi ki insan, güzelliğinin sahibi değil, emanetçisidir. Her Güzel’in kendi güzelliği şahsına münhasırdır; onu ispat etme, gösterme kaygısı taşımaz ve “gibi olma” isteği duymaz. Hem zaten hiç kimse aynı güzelliği aynı eda ile taşıyamaz. Sıcakkanlılık kimine sempati duymamızı sağlarken kimine de mesafe koymamıza sebep olur. Soğuk bir yüz ifadesi, kiminin duruşuna asalet katarken kimine sıkıcı bir kişilik havası verir.</p>
<p class="non-card">Gözün badem, kaşın keman, kirpiğin ok, burnun fındık gibi olması güzelliğe yeter mi? Yüzü güzele doyulur da huyu güzele doyulmaz niye demişlerdir? Neden bir de baht güzelliği istenmiştir? Fiziki açıdan çok güzel olanlar hep mutlu mudur? Dünyaya peşinen kabul edilmiş bir güzellikle gelmek her şeyin anahtarı mıdır? İnsanın güzelliği, duygu ve düşünceleriyle tazelenmez mi?</p>
<p class="non-card">Güzellik sabit kalmaz, değişir, dönüşür. Nehir her zaman aynı dinginlik ve coşkuyla akmaz. İnsanın güzelliği de zamana, yaşa, ruhsal durumlara göre değişir. Çocukluktaki sevimli sima ve masumiyet, değişime uğramadan gelemez gençliğe. Gençliğin göz ışığı, yaşlılıkta tecrübe dolu bir yüze evrilir. Güzellik deforme olur, incinir, kırılır, belki bozulur. Her ne gelirse gelsin başına, yaşlılık çizgilerinde yine de gösterir kendini. Güzellik en çok da hüzündür.</p>
<p class="non-card">Çiçekler solar, hayatın ışıltısı bir yerde söner ve hayat sona erer. Ancak güzellik, hiçbir zaman kayıplara karışmaz. Ölüm, ruhu çevreleyen güzelliğe kıyamaz. Ruhun güzelliği ebedidir.</p>
<p class="non-card">İnsanın kapitalizmin vaat ettiği sahteliğe kanarak ölümsüzlük gibi güzelliği istemesi, ölümü unutuşundan ve yaşlanmayı kendi tabiatının bir gereği olarak kabul etmeyişindendir.</p>
<p class="non-card">Güzellik bakışa sarhoşluk veren, aklı iptal eden değil; bakışı olgunlaştırandır. Sezai Karakoç’un Leyla ve Mecnun’unda Kays, Leyla’nın aşkıyla kendinden geçse de gözü ve gönlü kör olmaz. Leyla’nın aşkı ona güzelliği, güzel olanı sevmeyi, kıymet bilmeyi öğretir. Leyla, Kays’ı arındırır. Kays, Leyla’nın güzelliği karşısında daha iyi bir insan olmaya azmeder. Yaşadığı yerde bambaşka, umut dolu bir değişim başlatır. Güzellik, yüksek bir ruh olgunluğu bahşeder insana. Gözlere bakış inceliği ve insana davranış inceliği verir. Şairin dediği gibi güzellik, ruhtur ve ruhu ölçecek hiçbir ölçü yoktur.</p>
<p class="non-card">Güzellik ruhtan gönülden bağımsız, tensel, maddi bir olgu değildir. Endüstri ya da kapitalizm teni cilalayarak, bedeni metalaştırarak insana özellikle kadına ruhunu boş ver, raf ömrünü uzat demektedir.</p>
<p class="non-card">Kadını maddi ve manevi açıdan sömüren endüstri, özünde güzel olmayan fakat kendini dışarıya güzelmiş gibi gösteren bir kadın var eder. Sadece dışını süsleyen ne kendi ruhuna eğilir ne de başka bir kalbe nüfuz eder. İyi görünmek elbette ki en tabii arzusudur insanın. Endüstri iyi görünmek ve daha da güzelleşmek uğruna insanın kimyasını bozar.</p>
<p class="non-card">Estetik operasyonlarla güzelleştiğini düşünen bir kadın, kendinden ne kadar kaçabilir, ne kadar kurtulabilir? Doğacak çocuk, annenin cerrahi estetik operasyon ile aldığı şekli kalıtsal miras edinemeyeceğine göre anne hem kendini hem herkesi kandırmış olmaz mı?</p>
<p class="non-card">Endüstri, kadının “kadınlık kimliğini” alır odağına. Kadını kadın yapan duyguları, inceliği, zarafeti ve en önemlisi de anneliği ikincil önemde hedefler. Kadınlığı, anneliğin önüne geçirir. Kadın çocuk doğursa da üzerine bir türlü annelik gelmesin ister. Kadın anne olmanın sorumluluğundan daha çok mermer gibi bir cilde sahip olmakla meşgul olsun ister. Yaşını göstermesin, olduğundan daha genç görünsün ister. Kadınlar, kendilerine dayatılan yaş baskısını ve hep genç görünme dayatmasını önce kendileri reddetmelidir. Rilke, anne olmuş bir kadının güzelliğini, kendini çocuğunun hizmetine adamış olmasında görür. Yaradılışın gereği de budur.</p>
<p class="non-card">Endüstri, her yıl kozmetik ürünlerinin, kremlerin içeriğini değiştirerek kadına güzellik pazarlar. Bu pazarda, güzellik sektörüne akıtılan servetler, uzman hesaplarına göre yeryüzünde açlığı tamamen ortadan kaldırabilir ama tüketim nesnesi olmaya rıza gösteren, ruhunu boş veren kimseye bunu anlatabilir misiniz?</p>
<p class="non-card">“Boya desteğinde ne kadar yürünebilir ki?” diye sormuştu Edebiyat Kulesi’nde Nuri Pakdil. Sahi, esas yüzlerini, edalarını estetik cerrahi masalarına bırakan insanlarla nereye kadar? Kapitalizm, plastik güzellik satabilir ama güzelliğin kendisi asla satın alınamaz.</p>
</div>
<div class="i-amphtml-slides-container i-amphtml-slidescroll-no-snap" tabindex="-1" aria-live="polite">
<div class="i-amphtml-slide-item i-amphtml-slide-item-show"></div>
<div class="i-amphtml-slide-item i-amphtml-slide-item-show"></div>
</div>
<div class="amp-carousel-button amp-carousel-button-prev amp-disabled" tabindex="-1" title="Previous item in carousel (1 of 17)" role="button" aria-disabled="true"></div>
<div class="amp-carousel-button amp-carousel-button-next" tabindex="0" title="Next item in carousel (2 of 17)" role="button" aria-disabled="false">Hatice Ebrar Akbulut &#8211; Güzelin Serzenişi,syf:42-46</div>
</article>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</section>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/guzellik-satin-alinamaz/">Güzellik Satın Alınamaz</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/guzellik-satin-alinamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahlak Estetiği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ahlak-estetigi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ahlak-estetigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 22:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak Estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak Nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Huy]]></category>
		<category><![CDATA[Terbiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ahlâk” Arapça“hulk” veya“huluk” kelimelerinin çoğuludur. Hulk: İnsanın yaradılıştan sahip olduğu tabii benliği ile terbiye yolu ile kazandığı kişilik halleridir. Biz bu halleri genellikle huy, karakter, seciye, meleke, tînet, fıtrat, tabiat gibi kelimelerle anlatmaya çalışırız. Sözlüklerde çoğunlukla fiziki yapı kaydedilir. (1) Ahlâkın terim olarak çok çeşitli tanımları yapılmıştır. Bunlar içinde en yaygın olanı    “ İş ve davranışların, herhangi bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahlak-estetigi/">Ahlak Estetiği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/ahlak-estetigi/images-17-4/" rel="attachment wp-att-19873"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19873" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-17.jpeg" alt="" width="514" height="286" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-17.jpeg 514w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-17-300x167.jpeg 300w" sizes="(max-width: 514px) 100vw, 514px" /></a></strong></p>
<p><strong>Ahlâk” </strong>Arapça“<em>hulk</em>” veya<strong>“</strong><em>huluk”</em> kelimelerinin çoğuludur.</p>
<p><strong>Hulk</strong>: İnsanın yaradılıştan sahip olduğu tabii benliği ile terbiye yolu ile kazandığı kişilik halleridir. Biz bu halleri genellikle huy, karakter, seciye, meleke, tînet, fıtrat, tabiat gibi kelimelerle anlatmaya çalışırız. Sözlüklerde çoğunlukla fiziki yapı kaydedilir. (1)</p>
<p>Ahlâkın terim olarak çok çeşitli tanımları yapılmıştır. Bunlar içinde en yaygın olanı<strong>    “ </strong><em>İş ve davranışların, herhangi bir fikir ve düşünceye ihtiyaç duymadan kolaylıkla yapılan, nefse iyice yerleşmiş bir meleke (ehillik, alışkanlık, zorlamadan yapılan amel)dir</em>.(2)</p>
<p>Bu tariften ahlâkın bir meleke olduğu anlaşılmaktadır. Meleke; kişinin nefsine iyice yerleşmiş, zorlamadan yapılan alışkanlık, maharet, beceri demektir. Örneğin Saz çalan kişi, çaldığı bir eserin notalarını meleke kesb ettiğinden dolayı hiç zorluk çekmeden, eserini icrâ eder. Klâvye ile yazı yazan kişi harfleri arayıp, düşünmeden yazdığı gibi, ahlâki fiiller de kendiliğinden meydana gelir</p>
<p>Görülüyor ki ahlâkın mühim bir özelliği insan tabiatına iyice yerleşmiş bulunmasıdır ki buna “ <strong>huy</strong>” denir. Bu yerleştirme de ya tabii veya öğretim ve eğitimle olur. Buna da <strong>“terbiye”</strong> denir. İnsan yavrusu dünyaya fıtratı üzerine gelir; ona ahlâki umdeleri öğreten önce ailesi, sonrada çevresidir.</p>
<p>Diğer taraftan insan tabiatına, mizacına yerleşmiş olan ahlâki kurallar olan huylar iki kısımdır, birisi kişinin hilkatinden getirdiği karakterler ki bunlar kişinin hâleti ruhunda mevcut olan hulk ‘i nesneler ki buna “<strong>cibilli huylar”, </strong>diğeri; eğitim ve öğretim ile kazanılan huylar ki bunlara da <strong>İktisabı huylar </strong>denir.  İnsanların ahlâkı değişebilir. Çirkin huyları güzel huylara çevirmek işine &#8220;Tehzib-i ahlâk&#8221; denir. Bu değiştirme her halde mümkündür. Mümkün olmasaydı, Peygamber efendimiz (s.a.v) :  <em>&#8220;Ahlâkınızı güzelleştirin.&#8221;</em> diye emretmezdi.</p>
<p>Gözlerimizi saadet çağına çevirip, Resûlullah (s.a.v) Efendimizin hayâtını incelediğimiz zaman, orada İslâm’ın rûhî hayâtının tatbîkî örneklerini, zühdî ve tasavvufî yaşantının saf numûnelerini görürüz. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin bütün hayâtı riyâzat, tefekkür ve zühd denilen rûhî tecrübelerle yani ahlâk estetikleri ile doludur. O (s.a.v), peygamber ve devlet başkanı olduğu halde, söküğünü dikmekten, merkebe binmekten, yün ya da kıldan yapılmış elbise giymekten, kölelerle bir arada bulunmaktan çekinmemiş, en sıkıntılı zamanlarında, en dar anlarında dahi insanlara yardımcı ve destek olmaktan geri durmamıştır. Nefsi için aslâ kızmaması, intikam almak ve bedduâ etmek gibi bir zaafa kapılmaması, onun (s.a.v), Hakk’ın yardımıyla nefsini ne ölçüde tezkiye ve terbiye ettiğini gösterir.</p>
<p>Fahr-i Âlem Efendimizin günlük hayatını göz önüne getirdiğimizde, yaptığı her davranışın ahlâkla doğrudan ilgili olduğunu görürüz. İnsanların karşısına çıkmadan önce, dünyanın en güzel yüzüne sahip olduğu halde aynaya bakıyor. Yüzümde insanları rahatsız edecek bir şey bulunmasın diye bakıyor. Ashâbının hayranlıkla seyrettiği bir güzellik görüyor orada ve hemen aklına yüz güzelliği kadar önemli olan bir başka güzellik geliyor, ahlâk güzelliği. Rabbine şöyle duâ ediyor: <em>“Allahım, bedenimi güzel yarattığın gibi, ahlâkımı da güzelleştir.”</em> Demek ki vücut güzelliği yalnız başına yetmiyor, maddî güzelliği değerli kılacak olan mânevî güzelliğe ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p>Ahlâk Estetiği, insanın kendi arzusu ile iyi davranışlarda bulunup kötülüklerden uzak kalmasıdır.</p>
<p>Ahlâk Estetiği, Allah’ın hakkını ve kulların haklarını yerine getirmenin adıdır.</p>
<p>Ahlâk Estetiği, iman ile birlikte, Allah’ın hakkına ve kulların hakkına sadık kalmanın temelidir.</p>
<p>Ahlâk Estetiği, insanlara hürmet, hizmet ve merhamet etmektir.</p>
<p>Ahlâk Estetiği, insanlara karşı edep, hayâ ve tevazu ile davranmaktır.</p>
<p>Ahlâk Estetiği nefse hâkim olup küfür, yalan, lânet okuma, alay etme, kibirlenme, koğuculuk yapma, gıybet etme, riya, cimrilik, kıskançlık suizan gibi kötü duygu ve davranışlardan sakınmaktır.</p>
<p>Cenâb-ı Hak insanı, incelik, zerâfet ve ulvî derinlik istîdâdlarıyla techîz etmiştir. İnsanın asıl kıymeti de bu meziyetlerini gönül âleminde yeşertip geliştirdiği nisbettedir. İnsanın sâdece sûreten değil, sîreten de insan olabilmesi; ancak güzel huylarla bezenip kötü huyları tesirsiz hâle getirmesiyle mümkündür. Rûhâniyet dolu kalbler, güzel ahlâk, amel-i sâlih ve mânevî hâllerin tezâhürüne âmil olur. Bu şekilde kul, en güzel sûrette yaratılmış varlık olmanın îcâbını gerçekleştirmiş olur.</p>
<p>İnsan dağ başında yetişen bir ahlât gibi kendi başına bırakıldığı zaman, davranışlarına menfaat hâkim olur ve her şeyi çıkarına göre değerlendirir. İlâhî menşe’li olmayan yani Allah Teâlâ tarafından gönderilmeyen bütün ahlâk sistemleri böyledir. Seküler ahlâkta şüphesiz iyi diye bir mefhum vardır. İnsanın iyiye yöneltilmesini onlar da ister. Ama iyi nedir? Kimine göre iyi hazdır. İnsanın haz aldığı her şey iyidir. Bunlara göre bütün şiddetiyle tadılan bir anlık haz bile iyidir. Bu görüşte olanlar diyor ki insan mânevî hazza erişemez. Öyle olunca maddî haz peşinde koşmalıdır. Bu şehvetse şehvet, hırsızlıksa hırsızlık, sarhoşluksa sarhoşluk, insan neden zevk alıyorsa o iyidir. Bugün böyle düşünenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.</p>
<p>Kimilerine göre iyi dediğimiz şey menfaattir. Daha açık söylersek onlara göre iyi ile kötüyü birbirinden ayıran şey menfaattir. Kimine göre de insan kendi değerlerini kendisi koyar, yani iyiyi, kötüyü kendi aklı belirler. Böyle düşünenler ilâhî otoriteye önem vermezler. Bugün toplumda bu grupların hepsi var. Şüphesiz bunlar nahoş görüşlerdir. Demek ki toplumuzda bir ahlâk sorunu var. İnsanın dünya ve âhirette saadetini ve huzurunu sağlayacak bir ahlâka, mânevî ahlâka, Ahlâk estetiğini yaşamamıza şiddetle ihtiyaç vardır.</p>
<p>İnsanı yaratan Ulu Kudret, onun hem dünyada hem de âhirette bahtiyar olmasını ister. İnsanın bahtiyar olmasını sağlayacak ahlâkın nasıl bir ahlâk olduğunu da O bilir. Şüphesiz O’nun bize tavsiye edeceği ahlâk Kur’ân ahlâkıdır. Ama Yüce Rabbimiz bize Kur’ân-ı Kerîm’i okuyun, ondan öğrendiğiniz ahlâkı da uygulayın buyurmuyor. Bu tavsiyeyi ahlâk öğretimi için yeterli görmüyor. Kendisinin yetiştirdiği ve eğittiği Resûl-i Ekrem’ini bize göstererek O’nu örnek almamızı istiyor ve “<em>Allah’ın Elçisi’nde size güzel bir örnek vardır</em>” buyuruyor. Diyebiliriz ki, Allah Teâlâ bize kendimizi ve çocuklarımızı Peygamber ahlâkına göre yetiştirmemizi istiyor. Onun hayatının, yaşama biçiminin insanımıza öğretilmesini, sevdirilmesini ve benimsetilmesini istiyor.</p>
<p>İnsanlığın ahlâk önderi” ifadesini sadece Peygamber sevgisine bağlamak yeterli ve isâbetli değildir. İnsanlık Kur’an ve Sünnet kaynaklı bir ahlâkı öğrenmeye muhtaçtır. Çünkü insan bir muammâdır. Kolayca keşfedilen bir varlık değildir. Hele iç dünyası bakımından bir sır küpüdür, bir bilmecedir.</p>
<p>Bilinen yönlerine göre bilinmeyen yönleri daha fazladır. Bizim eğitilecek yönümüz sadece davranışlarımız olsaydı, belki buna bir çare bulunabilirdi. Şöyle yiyip içeceksin, böyle oturup kalkacaksın, şöyle giyinip kuşanacaksın denirdi, ona görgü kuralları öğretilirdi, mesele de biterdi. Ama bizim davranışlarımıza yön veren duygularımızın da eğitilmeye ihtiyacı olduğu için mesele bitmiyor. Davranışlarımıza yön veren kalbimizin eğitilmesi gerekiyor. Kalbimize sevginin, iyiliğin, merhametin, şefkat duygusunun benimsetilmesi icap ediyor. İyiye, doğruya ve güzele gidecek yolun öğretilmesi gerekiyor. Sadece bu da değil, kaçınılmadığı takdirde felâkete götürecek zararlı ve tehlikeli duygulardan insanın arındırılması gerekiyor.</p>
<p>Hakîkî mânâda insanlık vasfıyla yaşayabilmenin yegâne şartı, dîn ve ahlâkın ulvî hedeflerine ulaşabilmektir. İnsanlığın kemâli ve güzel ahlâkın zirve noktadaki misâli de, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir. Cenâb-ı Hak ondaki bu vasfı te’yîd ve tasdîk sadedinde:</p>
<p><strong>“– Şüphesiz Sen yüce bir ahlâk üzeresin.”</strong> (el-Kalem, 4) buyurmuştur.</p>
<p>Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hadîs-i şerîflerinde buyurmuşlardır:</p>
<p><em>“Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi ne güzel yaptı.”</em> (Suyûtî, <em>Câmiu’s-Sağîr,</em> I, 12)</p>
<p>Burada kelimelerin mahdûd imkânlarıyla hülâsâ etmeye çalıştığımız Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yüksek yaradılışındaki ahlâkî meziyetler, O’ndan idrâkimize damlayan şebnemler mesâbesindedir. Vâsıl-ı ilallâh olabilmenin sırrı, Allâh’ın kitâbına ve Varlık Nûru’nun sünnet-i seniyyesine, yâni yüksek ahlâk ve davranışlarına hâlis bir kalb ile yakınlaşabilmektir.</p>
<p>Hilmiye Ketenci</p>
<p><strong>KAYNAKLAR    </strong></p>
<p>(1)-DİA.II/1, Lisanu-l-Arabi, XI /274 (hulk .mad.); İhya.3/52,İhya.Terc.3/125</p>
<p>(2)-İhya.3/ 53. İhya Terc.3/125.Ta’rif..68. Kınalı Zade Ahlâk,91. Keşfuz-Zunun,1/35.İslâm Ahlâki: M . Y. Kandemir.24</p>
<p><strong>Aldığım yer:</strong>kırmızılar.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahlak-estetigi/">Ahlak Estetiği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ahlak-estetigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahlak ve Insaniyetin Tarifi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ahlak-ve-insaniyetin-tarifi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ahlak-ve-insaniyetin-tarifi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Nov 2017 15:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[Adet ve Hal Arasındaki Fark]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak ve Insaniyetin Tarifi]]></category>
		<category><![CDATA[Fıtri ve Iktisabi Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Huy]]></category>
		<category><![CDATA[Huy Değişirmi]]></category>
		<category><![CDATA[Iktisabi Ahlakın Kısımları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19138</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ahlak, &#8220;hulk&#8221; kelimesinin çoğuludur. Hulk, tabiat ve seciye demektir, buna huy da denilmiştir. Bir ağaç bir çekirdeğin içerisinde, bir insan bir menî hayvancığın içerisinde ve bir tavuk yumurtanın içinde gizlenip sonra da tezahür ettiği gibi, insanın da bedeni içerisinde gizli ve yerleşmiş hakîkî bir heyet vardır. Bu gizli heyet, meleke, seciye, hulk kelimeleriyle adlandırılır. Bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahlak-ve-insaniyetin-tarifi/">Ahlak ve Insaniyetin Tarifi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ahlak-ve-insaniyetin-tarifi/islam-guzel-ahlaktir/" rel="attachment wp-att-19139"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19139" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/İslam-güzel-ahlaktır..png" alt="" width="500" height="200" /></a></p>
<p>Ahlak, &#8220;hulk&#8221; kelimesinin çoğuludur. Hulk, tabiat ve seciye demektir, buna huy da denilmiştir. Bir ağaç bir çekirdeğin içerisinde, bir insan bir menî hayvancığın içerisinde ve bir tavuk yumurtanın içinde gizlenip sonra da tezahür ettiği gibi, insanın da bedeni içerisinde gizli ve yerleşmiş hakîkî bir heyet vardır. Bu gizli heyet, meleke, seciye, hulk kelimeleriyle adlandırılır. Bu hislerin birçok gizil faaliyetleri vardır. İşte bu gizil fiillerin adı ahlaktır. Bu hisler, kemiyet itibarıyla her İnsanın içinde sakin ve sabittir. Artık iyi veya fena iş, amel, hareket ve bütün fiiller o gizli melekenin vasıtasıyla kolayca nefsten tezahür eder ve meydana gelir.</p>
<p>Tarif ettiğimiz gizli meleke veya hulk ya da seciye, asabî damarların içinde fikri yormaksızın, hatta güçlük de çekmeksizin insanı iyi veya kötü fillere sevk eder. Binaenaleyh maddecilerin: &#8220;Ahlak, maddenin veya asabî damarların kendisidir yahud sıfatıdır.&#8221; diye tarif etmeleri son derece yanlış ve İlmî bir hatadır. Nitekim, tavuk yumurtanın kendisi değil, ağaç da çekirdeğin kendisi değil, bilâkis meleke veya hulk, rûhî veya nefsânî, bâtınî ve manevi olarak asabî damarların kabuğu içinde gizlenmiş melekelerdir.</p>
<p>Binaenaleyh herkesin tavrı, fiili ve sözü, o kimsenin dimağ, asabî damarlar ve kalbi içinde gizli olan nefsânî ve ruhânî seciyenin sûretidir. Mesela, bir insanın sözü onun gizli ahlakının özüdür; özünün dış kabuğu yani fiil ve hareketi ise, asabî damarlarında gizlenmiş niyetinin sûreti, resmi ve karikatürüdür. Demek, güzel söz bardağa, gizli olan hulk ise o bardağın içindeki şerbete benzer. Şerbetle bardak birbirinden ayrıdır. Şerbet, bardağın kendisi veyahud sıfatı değildir. Şu halde huy, âdet ve hal arasında bir çok farklar vardır. Bunlar hepsi nefsânî keyfiyetlerden ibarettir.</p>
<p>Her mü&#8217;min ferâsetiyle diğer insanın ahlakını, dış hareket ve fiiliyle tesbit eder, amma imanla şereflenmeyen elbette bardakla şerbet arasında fark edemez, ikisini bir görür. Eğer bu kimsede vehmî kuvvet hâkim olursa, bir de bardağı iki görür. Çünkü vehim şaşı göz gibidir. Allah Teâlâ, Kur&#8217;ân-ı Hakîm&#8217;de şöyle buyurmuştur: * “(Habîbim) De ki: Herkes kendi aslı(nda merkezlenmiş, gizli) ahlakı(ve tabiati)na göre amel ve hareket eder&#8230;” [El-isrâ184] Yani: &#8220;İnsandaki gizli meleke ne ise o insanın dış hareketi de odur.&#8221; demektir. Binaenaleyh ahlak ve insaniyetin en güzel tarifi şudur: Ahlâkî, ruhânî ve nefsânî olarak insanın dimağ ve kalbinde merkezlenmiş o gizli melekelerin dış hareketleridir.</p>
<p>Seyyid Şerîf kuddise sirruh: &#8220;İnsanın içinde ve özünde olan ahlakın heyeti güzelse bedeninden kolaylıkla güzel hareketler, çirkinse fena hareketler tezâhür eder.&#8221; demiştir. Binaenaleyh bir adam içinde sinirli, öfkeli olup dışında halim ve yumuşak görülürse ona güzel ahlaklı ve halimdir denilemez. Aynı zamanda ârızî bir halden dolayı malını infak edene de, cömerd denilemez. Demek oluyor ki, hulk ve tabiat bizzat fiilder ibaret değildir. Zira çok cömerd vardır ki, fakir olduğundan infak edemez öyle ise o cimri değildir. Hem de çok cimri vardır ki, riya olarak malını harcar, buna da cömerd denilemez.</p>
<p>İmam Gazâlî de ahlakı şöyle tarif eder: Hulk, insanın nefsinde gizlenmiş, kolaylıkla işlerin meydana gelmesine sebeb olan bir meleke heyetidir. Bu heyetin güzelliğine alâmet, halktan eziyeti defetmek, işçi ve zayıflara yardımda bulunmak, gizlide Allah&#8217;ın rızasını, aşikârede halkın rızasını kazanmaktır. İşte güzel ahlakın semereleri bunlardır.</p>
<p><strong>AHLAK, ÂDET VE HAL ARASINDAKİ FARK</strong></p>
<p>Bir insan ahlakının hakîkatini tayin eden nedir sorusunun cevabında, onun zâhirî hal ve hareketidir, denilmiştir. Bu cümlenin manası çoktur. En başta nefsâni keyfiyet, ya çabuk gelip geçicidir yahud değildir.</p>
<p><strong>1-</strong>Eğer nefsânî keyfiyet sabit olmayıp gelip geçici ise ona hal denilir. İster o hal insanda tabiat olsun veya olmasın eşittir. Mesela utanmaktan dolayı bir insanın yüzünün kızarması, korku zamanında benzinin sararması gibi âdet olarak meydana gelip geçici hasletlere hal denilir, ahlak denilmez. Aynı zamanda en ufak bir sebebden dolayı ikide bir gülmek gibi keyfiyet de yine haldir. Demek hal, serîuzzeval olan hasletlerdir.</p>
<p><strong>2-</strong>Serîuzzeval değil, nefsin asabî damarları içerisinde, dimağda kökleşip yerleşen ve sabit olan nefsânî keyfiyetler, ahlaktır. Cömerdlik, cesaret, iffet, hayâ gibi ahlaklar nefste daimi olup yerleşirse ona meleke denilir. Yani insanda nadiren ayrılan ve mülk gibi sabit olan nefsânî keyfiyetler ahlaktır. Artık her bir insan içindeki his ve cüz&#8217;î iradesine göre bu melekeyi kullanır. Demek his ve fikir, ahlakın dışında kalan ayrı hasletlerdir. Nefse mülk haline gelmemiş ve henüz nefste kökleşmemiş olan bazı fiil, hal ve hareketler ahlak olmadığı için onlarla kişinin karakteri, huyu ve ahlakı tesbit edilemez. Zira bunlar cismâniyete aid olan hareketler ve fiillerdir. Halbuki ahlak, nefsânî keyfiyetlerdir. Cismânî keyfiyetler ise âdettir, ahlak değildir.</p>
<p>Zeka ve ilim, ahlakın şartı olsa bile bunlar da ahlaktan başkadır. Çünkü bilmüşahede görülüyor ki çok zeki var, ahlakta sıfırdır; çok güzel ahlak sahibi vardır amma zeki veya âlim değillerdir. Bunun için hukemâ: “Kendinize üstad veya rehber tayin edeceğiniz kimse, hem zeki, hem âlim hem de güzel ahlak sahibi olmalıdır.&#8221; dediler. Mesela şehvet kuvveti her insanda zarûrîdir, gazab kuvveti de mevcuddur. Bu iki kuvvet bir âlime veya zeki bir insana galebe çalarsa, ilim ve zekayı yok eder. Hele gençlik zamanında ifratla galib olursa aklı yok ederler. Evvelden yazdığımız “Delikanlılık sar’adan bir şubedir.” hadîsini hatırlayalım, imam Münâvi, bu hadîsin şerhinde diyor ki: “Mademki delikanlılık sar&#8217;adır, o halde henüz taze ve gençlerin bazı hatalarının afuvuna, işareten emrolunmaktadır.” Bu iki kuvvetin terbiye edilmesinin bahsi ileride gelir. Burada iki noktayı beyan edelim:</p>
<p><strong>a-</strong>Şehvet ve gazab kuvvetleri ifrat haline girmişse riyâzet ve kesb-i kemal etmekle vasat haline dönüşür.</p>
<p><strong>b</strong>-Doğuşta kemâl-i hikmetle her iki kuvvet daimi olarak şeriat ve akla itaat ederlerse bu güzel fıtrata alâmettir. Onu fıtrattan uzaklaştırmamaya çalışmak gerekir. Netice-i meram, kâmil insanlarda şehvet ve gazab kuvvetleri mutedil olduğundan kemâliyettir. Şu halde gazab ve şehvetin maddeleri değişmese bile terbiye ile kemal bulması ve başkalaşması mümkündür.</p>
<p><strong>FITRÎ VE İKTİSÂBÎ AHLAK BAŞKALAŞTIRILABİLİR</strong></p>
<p>Ahlak, zat ve maddesi itibarıyla fıtrî yani tabiî ve iktisâbî olmak üzere iki kısımdır. Birinci kısma nazaran insan sorumlu değildir. İkinci kısma nazaran insanda bir irade cüz&#8217;ü olduğu için sorumludur. Her iki kısma işareten şu hadîs-i şerîf vârid olmuştur:</p>
<p>*“Muhakkak ki Allah Teâlâ, onunla amel etmedikleri müddetçe, ümmetimin nefslerindeki (gizli) konuşmalarını (lütfuyla) afuv etti.” Yani, azim derecesine varıp yerleşmeyen hayalî konuşmalarını lütfuyla afuv etti. Çünkü bu konuşma insanın fıtratında mevcuddur. Her bir saniyede kalbin üzerine ister istemez, gayrı ihtiyârî yağmur gibi damlayan birçok vesveseler gelir. Ancak kalbe gelen, azm-i musammem derecesine varıp ve amelen de kazanılan ve kisbedilen hareketlerde sorumluluk olur.</p>
<p>Hadîsin birinci şıkkı iktisâbî, ikinci şıkkı fıtrî ahlaka işaret buyurmaktadır.Tabiî ve fıtrî olan ahlak, mesela kızmak ve öfkelenmek, şehvet, insan doğarken nefsinde merkezlenmiş ve mevcuddur. Bunlar insanın fıtratı icabınca her doğan çocuğun bedeninde gizli olduğundan kemiyetten keyfiyete geçmediği müddetçe medâr-ı mesuliyet olamaz. Çünkü bunlar keyfiyeti nefsânî olan melekelerdendir. Ancak mesuliyet, insanda mevcud olan bu gibi meleke kuvvetlerin dînin yasakladığı yerlerde faaliyete geçmesinde veyahud kalbde yerleşmesinde tahakkuk eder.</p>
<p>Mesela şehvetin galebe çalması anında tenâsül azasının faaliyete geçmesinde sorumluluk yoktur, amma bununla beraber nazar ederse yahud eliyle müdahale edip kendini boşaltırsa bu takdirde sorumluluk söz konusudur. Aynı zamanda İnsanın kolundaki asabî damarlar şekil İtibarıyla aslanın koluna benzer. Kol kuvvetiyle başkasına eziyet vermediği müddetçe fıtratı icabınca adalelerin hareketinden sorumlu değil, lakin bu İnsan asabî damarların basıncıyla kol kuvvetini bir insana veya bir hayvana darbe vurmakta kullanırsa sorumlu olur.</p>
<p>Demek oluyor ki, İnsan kendisindeki fıtrî olan kuvvetlerin, meleke ve huylarının varlığında sorumlu değildir. Ancak haksız yerde bunları kullanırsa sorumlu olur. Yani kullanmakta Allah&#8217;ın izni olmadığı yerlerde sorumluluğu icab ettirir. Nitekim kafirle savaşmakta kol kuvveti kullanmakta, nikahlı olduğu halde şehvet kuvvetini kullanmakta sevab vardır.</p>
<p>Bir de Allah&#8217;ın yasak ettiği yerlerde, gazab ve şehvet kuvvetlerinin tahrik ve hareketlenme zamanında gayrı meşrû&#8217;da kullanmak azmi de sorumluluğa sebebdir, ancak fiili kadar mesuliyeti icab ettirmez.</p>
<p>Mesela görmek insanın fıtratında mevcud bir kabiliyettir. Bu kabiliyetten insan sorumlu değildir. Binaenaleyh haramı görebilir. Gördükten sonra bir de bakarsa yani nazar ederse sorumlu olur. Halbuki görmek helal, bakmak haramdır. Bu kuvvetlerin varlığı itibarıyla ahlakın değişmesi gayrı mümkündür. Atasözünde &#8220;Huy değişmez” denilmiştir; bu, hadîs-i şerîfe de muvafık bir hükümdür.</p>
<p>*“Sîzler bir dağın yerinden zevâle uğradığını işittiğiniz zaman tasdik ediniz, lâkin bir adamın huyundan zail olduğunu işitirseniz aslâ inanmayınız, çünkü o üzerinde yaratılmış olduğu cibilliyete dönüverir.” buyrulmuştur. Yani, insanın fıtratında mevcud olan öfke ve şehvet değişmez, ne ise odur. Nefs ölmez, ancak sıfat itibarıyla nefs değişebilir. Bir ağaç aşılanırsa bile aşı yapıldığı yerden tekrar kesilirse aslı ne ise kökünün aynı fidanı meydana çıkar. Nefsin de kökünde ne varsa onunla gizlenir, amma fıtratından ayrılmaz. Onun için evliya ve ulemâ kısmı onun gizli hilelerinden Aliah&#8217;a sığınmışlardır.</p>
<p>Şu kadar ki, aşılanan ağaç güzel fidan verdiği gibi, şeriatle ve faziletli ahlaklarla terbiye edilmiş bir nefs sıfat itibarıyla değişir ve güzel semere verir demektir. Hukemâ ve bir çok feylosoflar dahi, nefste garîzî ve merkezlenmiş kuvvet değişmez, diye hüküm ettiler. İslam hukemâsı da bunu güzel görmüştür.</p>
<p>Nitekim İmam Münâvî&#8217;nin de yukarıdaki hadîsin şerhinde tasrih ettiği gibi, nefsin aslı değişmez.Her nasıl olursa olsun, iktisâbî ahlakın nokta-i nazarında nefs sıfat İtibarıyla değişir ve başkalaşır, bundan dolayı İlâhî teklifler nefse yönelmiştir. Demek terbiye sayesinde nefsin kazandığı fazilet tezahür ettiği anda sıfatı değişmiş olur.</p>
<p>Şu halde, ahlak değişir diyenlerin sözü de doğrudur. Demek değişiklik, başkalaşmak, dahilî olan huyda değildir. Bilâkis haricden nefse gelip onu istila eden kuvvettendir. Çünkü ruh kalb, sır, hafâ ve ehfâ askerleriyle nefsi esir ettiği andan itibaren, nefs başkalaşır. Nefs, henüz daha D.N.A ve R.N.A. aslında mevcud olan toprak unsurunun tembelliğini ve su unsurunun nifaklığım, ateş unsurunun tecebbürünü, öfke ve sinirlenmesini ve hava unsurunun yükseklik taslamasını unutur, başkalaşır; ruhun emrinde çalışmaya ister istemez devam eder. Nefs değişir, başkalaşır, diyen ulemânın da, hükümleri doğrudur.</p>
<p>Binaenaleyh yukarıdaki hadis ile *“İşte bugün her nefs kazandığı şeyle mükafat veya cezalandırılacaktır&#8230;” [Gâfir 17jmal indeki ayet-i kerîme arasında ve nefs değişir manasını bildiren diğer hadisler arasında hiçbir tezad söz konusu değildir.</p>
<p>Maatteessüf bir çok müslüman ahlakçılarının, bu manayı idrak edemediklerinden dolayı, nefs değişmez hükmünü tamim etmeleri isabetli olmamıştır. Aksi takdirde İlâhî tekliflerin boşa olması gerekirdi. Netice-i meram, huy maddesi iki kısımdır:</p>
<p><strong>a</strong>-Nefsin özelliklerinden olan fıtrî ahlak kısmıdır; kibritin içindeki ateş, ateşin içindeki hararet, suyun içindeki bürûdet (soğukluk), insan içindeki gazab ve şehvet gibi.</p>
<p><strong>b</strong>-İktisâbî ahlaka nazaran suyun taşlaşması, cam olması gibi, insanın da nefsi, nefsinin gazab ve şehveti, ruhtan kisbettiği saflaşmak gibi özelliklerle değişir. Nitekim usulcüler: &#8220;Bir maddenin diğer bir maddeye kaibolmasında, sıfatı da kalbolunur.&#8221; dediler.</p>
<p>Fukaha dediler ki: &#8220;Domuz haram ve necistir, fakat tuz gölüne düşerse ve kendisi de tuz olursa artık o domuz değil tuzdur; helal ve mübah olur.&#8221; Ehli tasavvufun bir çoğunun, nefsi emmâre veya nâtıka ölür demeleri bu istihâle kaidesine bınaendir.</p>
<p><strong>İKTİSÂBÎ AHLAK DA ZÂTI İTİBARIYLA İKİ KISIMDIR</strong></p>
<p>Iktisâbî ahlakın zâtı itibarıyla iki kısmı vardır. Önce iktisâbî ahlakın ne olduğunu bilelim. Bunu bilmekle ahlak nedir sorusuna cevap bulmu oluruz. Hisler zâtı itibarıyla çevre, muhit, terbiye ve telkinden fiile geçi| kemal bulursa, ona müktesibe ve meleke denilir. Yani nefsin aslında! cüz&#8217;î irade sebebiyle ahlak ve iç duyularda gizli olan kabiliyet melekesinin haricden kazanabileceği fiil ve hareketlerine ahlak-ı müktesibe denilmiştir. Bu bakımdan nefs iradeli olduğundan sorumluluğu vardır. Dolayısıyla Allah&#8217;ın bütün emr ve yasakları bilumum nefsin içindeki gizli kabiliyetlere tevcih edilmiştir. Hayr veya şer sebebleriyle nefs hareket ederse, iyiiiklerde sevabı, kötülüklerde azabı hak eder. Demek nefs kendi zâtından sorumlu değil, fiil ve hareketinden sorumludur. Zira fiil ve hareketinin değişmesi, başkalaşması mümkündür.</p>
<p>Huy değişebilir diyenlerin sözünü burada tekrar hatırlıyoruz. Nefsin gizli kabiliyetleri, taşman silah gibidir. Silahın taşınmasında dînen sorumluluk yoktur. Mal, can, namus müdafaası ve cihadın dışında kullanılması, sorumluluğu tahakkuk ettirir. Nefsin gizli kabiliyetleri, hâricî ve iktisâbî hareket ve ahlaktan sorumlu olduğu için, sıfat ve zatla başkalaşması mümkündür, işte bu imkandan dolayı sorumludur. Bu başkalaşma ve sorumluluğu tasrih eden daha birçok hadisler kâfi delildir. Aksi takdirde bu emrin manası kalmayacaktı. Bazı ulemâ da, “Sizler bir dağın yerinden zevâle uğradığını işittiğiniz zaman tasdik ediniz, lâkin bir adamın huyundan geçtiğini işittiğiniz zaman asla inanmayın.” mealindeki hadîsi, tabiî ve fıtrî ahlaka; “Ahlakınızı güzelleştirin.” mealindeki hadîsi de müktesibe olan ahlaka hamletmiştir.</p>
<p>Güzellerin en güzeli ahlaktır, ahlaktan da en a&#8217;lâsı müktesibe ahlaktır. Müktesibe ahlakın da güzel olabilmesi için Allah&#8217;ın emrine teslim bir zâtın karekterinden kazanılması gerekir. Onun için salihlerin meclislerine devam etmek emredilmiştir. Şimdi yeri gelmişken şunu da söyleyelim; &#8220;Canım güzel ahlak ne imiş, huy değişmediğine göre terbiyenin ne faydası vardır, insan mutfakla abdest yeri arasında uzanan bir borudur.&#8221; fikrini ortaya koyup halkı idare edecek kimselerin sözüne bakılsın ki ne büyük canavarlık.</p>
<p>Böyle bir sözün söylenmesi, cinayetlerin en büyüğüdür. Bundan da daha büyük cinayet, yukarıda beyan ettiğimiz iki hadis arasında güya münâfâtı söz konusu etmiş garb mütefekkirlerinin cinayetidir. Şâyân-ı hayret ki, asrımızın bazı mütefekkirleri onlara cevap veremediklerinden bu iki hadisten biri mevdû&#8217;dur demişlerdir. Ayaa! Ne bu şaşkınlık?</p>
<p>Eğer bu şaşkın zevat, tabiî ve fıtrî ahlakı nazar-ı itibara alıp, &#8220;Ahlakın İzalesi mümkündür, kendiliğinden zevali mümkün değildir.&#8221; deselerdi; ve ahlak-ı mükteslbeyi de nazar-ı itibara alıp &#8220;Tebdîl-i ahlak mümkündür.&#8221; deselerdi fikirleri İsabetli olurdu. Çünkü hadîs-i şerîfte, &#8216;zâle&#8217; buyrulmuş; eğer müktesibe ahlaka nazaran tebdîl-l ahlak mümkün olmasaydı, &#8216;zâle&#8217; yerinde &#8216;uzîle&#8217; veyahud başka bir ifade ile beyan buyrulacaktı ve “Ahlakınızı güzelleştirin.” buyrulmaz idi.</p>
<p>Ne güzel demiş Hafız Şirâzî:</p>
<p>*&#8217;Ebedî olarak devletin mayası, güzel ahlak ve edebdir</p>
<p>Zekilerin yükselmesinin ayağı edebdir.&#8217;</p>
<p>Ahlâk-ı Nâsırî&#8217;de de: &#8220;Ahlak, kuvvet halinden izale edilmez ise de fiil ve hareket halinde izale olur, başkalaşır, değişir.&#8221; denilmiştir. Bu mana yani müktesibe olarak ahlakın değişmesi şu hadîs-i şerîften de anlaşılmaktadır: * “Rabb&#8217;im beni edeblendirdi. Ve güzelce edeblendirdi.” Hülâsa, kesbi kemal eden nefsin, ahlaken değişmesi mümkündür, sıfatının değişmesi muhakkaktır, lâkin edeb ve edeblendirmek gerekir.</p>
<p>Bugün vahiy yok ise de peygamberlerin mirasçılarından kesb-i kemal etmek mümkündür. Buna edeblendirilmek ve güzel ahlakla ahlaklandırılmak denilir. Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî de ahlakın değiştirilmesi ve iyilerin ahlakıyla ahlaklanmayı yahud edeblendirilmeyi şöyle beyan eder:</p>
<p>Hakk’tan seni edebe muvaffak kılmasını dilerim. Yani Hakk’ın ihsan kapısının açılmasını isterim. Zira terbiyeden noksan olan edebsizler, Rabb Teâlâ&#8217;nın lütfundan mahrum oldular.</p>
<p>Edebsizin kötülüğü yalnız kendisine değildir. Bilakis ateşi bütün dünyayı kapsar.</p>
<p>Ümidi kesmek ve hırsa kapılmak yani kötü zan, rızk varana karşı ni-meti inkardır. Hırstan kör olan o dilenci huyluların fitnesinden lütuf kapısı kapandı. Elbette güneşin yüzünü tutan ve örten hırs oldu.</p>
<p>Zekatın verilmemesinden bulut yağmur vermez olur. Zinadan da veba hastalığı cihana yayılır. Senin başına karanlık ve dertlerden her ne gelirse gelsin şübhesiz o kötülükten ve hayâsızlıktan gelir. Şübhesiz bunlar nefsinin küstahça işlerindendir. (Yani müktesibe ahlaktan mahrum olmaktandır.) Hakk korkusundan lâkayd olan, yani pervasızlar başkalarının da yolunu keser. (Doğrusu huyunu nazar-ı itibara alıp ehli kemalden uzaklaşan huysuz olur.)</p>
<p>Bu yolda kim küstah olursa (yani ehli kemalden uzaklaşırsa) muhakkak ki o hasret vadisinde boğulur. (Demek kötülüğe devam eden kesb-i kemalden mahrum kalır.) Bil ki gezegenler edeb ve Allah&#8217;ın emrine boyun eğmekten dolayı nurlandılar.</p>
<p>Yine melekler de bu yüzden masum, günahsız ve tertemiz oldular. Yine güneşin tutulması, azâzilin Hakk&#8217;ın kapısından sürülmesi, cüretleri ve küstahlıkları yüzünden olmuştur. Demek oluyor ki insanın ruhu bir güneş, nefsi veyahud şeytanı bir ay küresi, kalbi de yer küresi gibidir. Nefs veya şeytan insanın ruhu ve kalbi arasına girdiği için, kalb ruhun feyzinden mahrum olur. Aksi takdirde nefs, ruha teslim olup iyilerden kesb-i kemal etseydi, nefs melekler gibi günahsız ve tertemiz olurdu, başkalaşırdı. Konu özleşme Yolu adlı eserde izah edilmektedir.</p>
<p>Ismail Çetin &#8211; Mufassal Medeni Ahlak,dilara yay.,syf.20-28</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahlak-ve-insaniyetin-tarifi/">Ahlak ve Insaniyetin Tarifi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ahlak-ve-insaniyetin-tarifi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
