<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Husumet | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/husumet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Dec 2019 14:14:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Husumet | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dilin Afetlerini Bildirir</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetlerini-bildirir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetlerini-bildirir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2019 14:13:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Alay Etmek]]></category>
		<category><![CDATA[batıla dalmak]]></category>
		<category><![CDATA[cidal]]></category>
		<category><![CDATA[Dilin Âfetleri]]></category>
		<category><![CDATA[fuzuli konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[Gıybet]]></category>
		<category><![CDATA[gıybetin kefareti]]></category>
		<category><![CDATA[Husumet]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Söz]]></category>
		<category><![CDATA[lanet etmek]]></category>
		<category><![CDATA[mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Taşköprizade Ahmed Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid’e lanet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23735</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bunda da bölümler vardır: Birinci Bölüm Ma lâ yani olan sözün âfet ve zararlarını bildirir. Ma lâ yani söz, onu söylemediğin zaman günâh işlemediğin ve şimdiki halde ve ileride zarar etmediğin söze denir.&#8217;Meselâ bir yere yaptığın yolculuğu, yolculukta gördüğün dağları, akarsuları ve her memlekette olan tanınmış kimseleri, onların hal ve tavırlarını anlatman, hikâye etmen bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetlerini-bildirir/">Dilin Afetlerini Bildirir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-23739 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/De91Ow4XkAA3Odx-300x173.jpg" alt="" width="427" height="246" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/De91Ow4XkAA3Odx-300x173.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/De91Ow4XkAA3Odx.jpg 550w" sizes="(max-width: 427px) 100vw, 427px" /></p>
<p>Bunda da bölümler vardır:</p>
<p><strong>Birinci Bölüm</strong></p>
<p>Ma lâ yani olan sözün âfet ve zararlarını bildirir. Ma lâ yani söz, onu söylemediğin zaman günâh işlemediğin ve şimdiki halde ve ileride zarar etmediğin söze denir.&#8217;Meselâ bir yere yaptığın yolculuğu, yolculukta gördüğün dağları, akarsuları ve her memlekette olan tanınmış kimseleri, onların hal ve tavırlarını anlatman, hikâye etmen bu kısımdandır. Çünkü bu anlatmada senin için ve dinleyenler için zaman harcamak vardır. Dilin her işinden sorumlusun. Hesaba çekileceksin. Eğer o anlatmada fazla veya noksan söyler, yahut nefsin tezkiyesi ile karıştırırsan, sen günâhkâr olursun, arkadaşın da. Meselâ bir kimseye sual edip, oruçlu musun? desen. O da sussa, sen alınırsın; değilim dese yalancı olur. Evet derse, gizli işini açığa vurup, işine riya karıştırmış olur.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de fuzûlî konuşmaktır.</strong> Bu da ihtiyaç miktarından fazla olan konuşmaya denir. Mezmumdur. Evet günâh değildir ve zararı yoktur, amma boş ve lüzumsuzdur.</p>
<p><strong>Biri de, bâtıla dalmak,</strong> yani günah olan şeylerde konuşmaktır. Meselâ kadınlara ait hikâyeler, içki meclisleri ve fâsıkların makam ve şöhretlerinden konuşmak gibi. Zenginlerin dünya nimetlerinden istifadelerini ve kötü hallerini anlatmak gibi.</p>
<p><strong>Biri de, haram olup, helâl olmayan sözleri söylemektir.</strong> Mâ lâ yani konuşmak veya mâ lâ yaniden çok olanın terki evlâdır. Onda haram yoktur. Lâkin mekruhtur. Çünkü bâtıla girmekten emniyet yoktur. Bid’at olan hikâyeleri ve bozuk mezhepleri anlatmak gibi. Eshâb-ı kiram (aleyhimürrıdvân) arasmdaki muharebeleri, bazısına kırgınlık veya kızgınlık uyandıracak şekilde anlatmak gibi. Yahut bu fikri uyandıran söz etmek gibi.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, mira ve mücâdeledir.</strong> Bunlar da yasak edilmiştir. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): &#8220;Bir din kardeşin ile kavga ve alay etme. Aynı şekilde söz verip, yerine getirmemezlik etme!&#8221; buyurdu. Buna benzer ifâdeler, hadîs ve haberlerde çoktur. Mira, bazı sakatlıklar göstererek, başkasının sözüne itiraz etmeğe denir. Onu terk etmek ve beğenmemek, itirazı terk etmektir. Sakatlık da, ya sözde veya manada olur. Yahut da, konuşanın kasdında olur. O halde işittiğin her sözü eğer doğru ise, tasdik et; bâtıl olup, din il ilgili değil ise, karışmayıp sus. Sözde sakatlık, bazen marifetin eksikliğinden, bazen dilin taşkınlığından olur. Hangisi olursa olsun, onu açığa vurmanın vechi yoktur. Manada sakatlık şöyledir ki, sen bunda yanıldın demelidir. Kasdında sakatlık da şöyledir: Bu söz doğrudur, amma senin kasdın doğru değildir demelidir. Bu tür itiraz, ilmi bir mesele olursa, cidâl ismine mahsûs olur. Bu da mezmûm olup, susmak vaciptir. Yahut itiraz eden, istifade için sorup, mücâdele, inad ve karşı koyma kasd etmemelidir.</p>
<p>Bunun alâmeti şudur ki, bir başkası tarafından hasmı, doğrusu için uyarılmış olsa, kendisi beğenmez. Belki maksadı, ancak kendisinin onu ilzâm etmesi olup, kendi üstünlüğünü meydana çıkartmaktır. Bunda vacip olan, terki günâh olmayan ve fakat izhârı kendi üstünlüğünü meydana çıkarmak olan şeyde susmaktır. Bu durum, büyüklük ve ululuk iddia etmekten ve başkasını kusurlu ve eksik görmekten meydana gelir. Bu sıfat, yırtıcı ve saldırgan hayvan sıfatlarındandır. Bunun da en kötüsü, mezhepler ve akaidde olandır. Zira o sözde, sevap düşünüp, tabiatı din ile kuvvetlenmiş olur. Lâkin bu tam bir hatâdır. Belki insan için lâzım olan kalb sahipleri için ve imân ehli için dilini tutmaktır. Hatta nasihat gerekse bile, lütfedip, yalnızken yapmalıdır. Zira kalbinde, cedel ile bid’at daha çok yerleşebilir. Ancak ona nasihat fayda vermez diye biliyorsa, o zaman kendi nefsi ile meşgul olup. Onu kendi hâline bırakmalıdır.</p>
<p><strong>Afetlerden biri de, husûmettir.</strong> Bu da mezmûmdur. Bu mira ve cidalden ötededir. O halde mira, başkasının sözüne mücerred ta’n etmektir. Bu da onda bir sakatlık göstermek için olur. Amma ona bir garazı olmaz. Ancak başkasını aşağılamak, kendisinin zeki, bilgili ve akıllı olduğunu göstermek maksat olur. Cidâl ise, mezhepleri izhâr ve takrire âit olan mira’dan ibârettir. Husûmet ise, bir hak ve maksudun ifâ edilmesi için sert dilliliktir. Bu da bazen iptida, bazen itiraz olur. Mira ise, elbette, geçmiş bir söze itiraz ile olur. Ancak din ile, hakkı izhar için muhasame etmelidir. Bunda da israfa varmamak, ileri gitmemelidir. İhtiyaç miktarından çok inad ve sertlik göstermeden olmalıdır. O zaman yapması haram olmaz. Lâkin terki evlâdır. Bu da, terke imkân olduğu zamandır. Zira husûmet sudûrdaki, kalplerdeki kin ve hasedi arttır. Gadabı’ tehyiç eder. O kin, aralarında kalır. Az da olsa, hatırı teşviş ettiği, karıştırdığı zâhirdir. Hattâ namazda bile bunları gideremez. Mira ve cidâlde de böyledir. Husûmetinde vacip olan miktar üzere yetinen kimse, günâh işlemiş olmayıp vebâlden sâlim olur. Lâkin bu hâl pek zordur. Bu sebebtendir ki, terki evlâ olur.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, konuşurken, ağzını eğip, damağını çatlatmak, seci’ ve fesahatle kendini zorlamaktır.</strong> Burada beğenilmeyen, tekellüfle olan seci ve fesahattir. Yoksa her seci’ ve fesahat demek değildir. Teşbih de bu kabildendir. Yani şiirde kadınlara, kızlara aşk ve sevgi ilân etmek. Çünkü bunlarda da yapmacık ve tekellüf ifâdelerine çok rastlanır. Belki sözden maksat, maksadı anlatmaktır. Onun ötesindeki yapılacak ifâdeler mezmûmdur. Ancak vaaz ve kalblere tesir matlup ise, o zaman güzel söz söylemek câizdir.</p>
<p><strong>Âfetlerden biri de fuhuş söylemek, sövmek, yaramaz sözler konuşmak, dokundurmaktır.</strong> Bunların hepsi de yasak edilmiştir ve mezmûmdurlar. Bunun menşei ve madeni hubs ve levmdir. O halde bu tür şeylerden sakınıp, dili bunlardan temizlemek lâzımdır. Meselâ söylenmesi çirkin olan şeylerde, kinâye ve imâ yolunu seçmek böyledir. Meselâ amâ’ yerine lems, büyük abdestin yerine kaza-ı hacet kelimelerini kullanmak gibi. Hanımından bahsetmek istediği zaman, çocuklarının annesi böyle dedi, yahut hücrede, evde olan veyâ bizdeki mestûre şöyle dedi demelidir. Bunun gibi cüzzâm ve basur hastalıklarının ismini söylemeyip, hastalık demekle yetinmelidir. Bu tür Örnekler arttırılabilir.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de lanet etmektir.</strong> İster canlıya, ister cansıza olsun hepsi mezmûm ve kötüdür. Lanetin manası, Allahü Teâlâ’nın rahmetinden tard ve uzaklaştırmaktır. Bu ise, Allahü Teâlâ’ nın rahmetinden uzak olması gereken sıfatları kendinde bulundurandan başkasına caiz değildir. O da küfür veya zulümdür. Meselâ: Allah’ın laneti zâlimlere olsun veya Allahü Teâlâ kâfirlere lânet eylesin, demelidir. Lânet kelimesi gayet tehlikelidir.</p>
<p><strong>Üç derecesi vardır:</strong></p>
<p><strong>Birinci derecesi:</strong> Umûmi olarak lânettir. Kâfirlere, bid’at sâhiblerine ve fâsıklara lânet gibi.</p>
<p><strong>İkinci derecesi:</strong> Ondan daha husûsi ve sıfatlarını bildirerek lânettir. Yahudiye, Hıristiyan, Mecusiye, Kaderiye, Haricîlere, Râfızilere, Zânilere faiz yiyenlere, zulüm edenlere ve bunların emsâline lânet gibi. Bunların hepsi caizdir. Lâkin bid’at sâhibine lânette zorluk vardır. Çünkü bid’atı tanımak zordur.</p>
<p><strong>Üçüncü derecesi:</strong> Belli bir kimseye lânettir. Bu caiz değildir. Ancak şer’an lânet edilmesi sâbit olana lânet câizdir. Firavun ve Ebû Cehil gibi. Amma belli bir Yahudiye lânet etmek, meselâ Hakkın lâneti üzerine olsun, eğer kâfir olarak ölürse demelidir. Bu câizdir. Amma mutlaka lânet edip, böyle bir ihtimali vermemek iyi değildir. Bunda şüphe ve tehlike vardır. Zira bazen, Islâma gelip, Allahü Teâlâ’ya yakın iken, can verebilir. O zaman mel’ûn olmaz.</p>
<p>Bu tür lânet bir müslümana rahmetullahi aleyh, yani Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun demeğe kıyas edilmez, benzetilmez. Yani eğer sorulursa ve buna göre bir müslümana, ölmeden önce Allah’ın rahmeti üzerine olsun demek nasıl câiz olur; belki ömrünün sonunda imânı gidebilir denirse, cevabında şöyle deriz ki, bu söz, ona kıyâs edilmez. Çünkü müslümana rahmet dilemek, Allahü Teâlâ onu İslâm üzere sâbit eylesin, dinden ayırmasın demek olup, rahmet İslâm üzere olmasını istemektir. Amma kâfire lânet edilse, maksat, Allahü Teâlâ onu küfür üzere bulundursun, kâfirlikten ayırmasın demek olup câiz değildir. Birinde sebep rahmet, diğerinde lânet olduğu için. Çünkü başkasının küfrüne râzı olmaktır. Buraya kadar kâfire lânet olunmasından bahsedildi. Fâsık veya bid’at sâhibine lânet edilmesinin câiz olmaması, evleviyet iledir. Ancak özel bir şahsa lânet, Maden-i Risâlet cenâbından (sallallahü aleyhi ve sellem) bildirilmiş olup, Ebû Cehil ve tâifesi gibi, bildirilmiş ise câizdir. İcmal üzere, şahıslara lânet olunmada tehlike vardır. Bundan sakınmak lâzımdır.Amma iblise lanet konusunda sukutta batar ve zarar yoktur. Nerde kaldı ki, başkasına lânet olsun.</p>
<p><strong>Yezide lanet konusuna gelince,</strong> lânet etmemek daha doğru yoldur. Zira onun kendisinin öldürttüğü, yahut öldürme emri verdiği, yahut öldürülmesine razı olduğu veya sevindiği sabit değildir. Sabit olduğunu kabul etsek de, tövbesiz öldüğü sâbit değildir. Evet, eğer Hazret-i Hüseyin’in (radıyallahü anh) katili, tövbesiz vefat etti ise, ona lânet caizdir.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, şiir inşâ etmektir.</strong> Çünkü şiir, güzeli güzel, çirkini çirkin olan sözdür. Lâkin onun için tecerrüd mezmûmdur. Evet inşad ve nazm etmek, içinde kerih sözler ve yalanlar olmayınca, haram değildir. Amma mübâlağa şiir sanatındandır. Resûlullah’m (sallallahü aleyhi ve sellem) meclisinde, mübâlağalı şiirler inşad olunmuştur.</p>
<p><strong>Afetlerden biri de, mizahtır.</strong> Aslı mezmûm ve yasaktır. Mizah şaka demektir. Ancak az ve zararsız olursa caizdir. Mezmûm olan, devamlı olandır. Çünkü o, oyun ve boş şeylerle meşgul olmaktır. Oyun ise, mubah olup, devamlı olması mezmûmdur. Bunda ifrat da mezmûmdur. Zira o, çok güldürür. Çok gülmek ise, kalbi öldürür. Bazen kin ve gareze de sebep olur. Heybet ve vakarı kırar. O halde, bu say dıklarımızın dışında olan derecesi, mezmûm olmaz. Resûlullah efendimizden vâkî olan mertebesi de budur. Buyurdu ki: &#8216;Ben şaka ederim, amma elbette doğrudan başkasını söylemem.” Lâkin ondan başkasına bu kapı açılabilir. Yani maksadı, insanları güldürmek olur. Ne şekilde olursa olsun, o zaman mezmûm olur.</p>
<p><strong>Âfetlerden biri de maskaralık ve alay etmektir</strong>. Eziyet olduğu zaman bunlar da haramdır. Maskaralık, hakaret ve ihânettir. Ayıp ve noksanlara tenbîhdir. Fakat öyle söyler ki, insanlar güler. Bazen iş ve sözde hikâye, bazen imâ ve işâret ile olur. Bu istihza olunan, alay edilen kimsenin yanında olursa gıybet ismini almaz: amma onda da gıybet manası vardır. Bir kimsenin yazısına, sözüne, sanatına ve şekline gülmek de bu kabildendir. Amma alay edilen kimse, maskaralık edip bundan üzülmeyen kimselerden ise, belki de seviniyor, memnun oluyorsa, o zaman mizâh, yani şaka kabilinden olup, onun hükmünü alır.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, sır ve gizli şeyleri ifşâ etmek, açığa vurmaktır.</strong> Bu da yasak edilenlerdir. Çünkü onda tanıdıklar ve arkadaşlar hakkında ezâ ve tehâvün vardır. Bu ise haramdır. Tabiî ki zaran olduğu zaman haram olur. Yahut levmdir, ayıplamadır. Zararı olmadığı zaman böyledir.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, yalan yere söz vermektir.</strong> Çünkü dil, bu konuda mahirdir. Amma bazen nefsi verdiği sözü tutmaya önem vermeyip, sözünü yerine getirmez. Bu ise nifâk işâret ve alâmetleridendir.</p>
<p><strong>Afetlerinden biri de, söz ve yeminde yalancı olmaktır.</strong> Bu ise çirkin günâhlardan ve fahiş ayıplardandır. Ancak iyi bir işle, yani şeriatın bu konuda müsaade ettiği yerde, o işi yapmak için olursa câizdir. Çünkü dil, maksada vesiledir. O halde bir maksada yalan konuşmakla ve doğru söylemekle erişmek mümkün ise, onda yalan söylemek haramdır. Şeriatın izin verdiği şeyde, yalnız yalan söylemekle yapılıyorsa, mubahtır. Maksat mubah ise mubah, maksat vacip ise, vaciptir. Meselâ doğru söylemekle mazlûm bir müslümanın öldürülmesi lâzım gelse, onda yalan vaciptir. İki müslümanı barıştırmak, yalan söylemeden olmuyorsa, yalan mubah olur. Lâkin bu kapı, ancak zarûret miktarınca aralanır. Ancak böylece yalana alışmamış olur. Ayrıca bunda büyük gurur, yani aldanma vardır. Çünkü bazen sebep nefsi ve maksatlı olmuş olur. O halde bilinmelidir ki, maksat olan iş ve husus şeriatta doğrudan tamam mı veya eksik mi olduğunu bilmektir. Bunu bilebilmek ise, gayet zordur. O halde terki daha evlâdır. Ancak terk edilemiyorsa istisna olur. Tergîb ve terhib, yani teşvik ve korkutma hakkında mevdu hadîslerin câiz olduğunu sananlar da bu kabildendir. Bu büyük hatâdır. Zira bu maksat, Resûlullah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) yalan isnat etmek günâhından önemli olamaz. Çünkü yalan en büyük günâhlardandır.</p>
<p>Selef âlimleri demişlerdir ki, tarizde yalandan kurtuluşa cevâz vardır. Yani bir sözün iki tarafı, yani iki manası olur ve dinleyen bir ve kolay anlaşılan manasını anlar, halbuki söyleyenin maksadı diğer manası olmak, bu ikinci manayı kastetmek câizdir. Bununla yalan söylemekten kurtulur. Bu tür tariz, Hazret-i İbni Abbâs’dan (radıyallahü anhüma) ve başkalarından bildirilmiştir. Aynı şekilde Hazret-i Ömer’den de (radıyallahü anh) bildirilmiştir. Ancak bunun da cevazı, bir zarûret olduğu zamandır. Yoksa tasrih de, ta’riz de câiz değildir. Lâkin ta’riz ehvendir. İbrâhîm-i Edhem’i (kuddise sirruh) istemediği bir kimse, evinden arasa, hizmetçisine, git, o gelene, (mescide bak) söyle derdi. Burada değildir demezdi. Deseydi o zaman yalan olurdu. Hazret-i Şa’bî (rahmetullahi aleyh) bir dâire çizdirip, hizmetçisine, parmağını bunun içerine koyup, burada değildir dersin derdi. Amma bunların hepsi ihtiyaç zamanındadır. Yoksa mekruhtur. Çünkü yalanı tefhim ve hatırlatmaktadır. Lâkin ta’riz, küçük bir maksat sebebiyle de olsa, mubah olur.</p>
<p>Meselâ mizâh yani şaka ile bir kimsenin gönlünü hoş etmek, gibi. Nitekim Resûlullah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) bir yaşlı ihtiyar hanım, ben Cennete giremez miyim?  diye sorduğu zaman: &#8216;İhtiyar kadınlar Cennete girmez&#8221; buyurdu. (Çünkü kadınlar ve erkekler Cennette ihtiyar olmazlar. Otuz üç yaşında olurlar). Bir başka kadına &#8220;Senin zevcinin gözünde beyaz vardır&#8221; buyurdu. Kadın hayır dedi. Gözünde beyazı olmayan insan var mıdır? Buyurdu. Hanımın biri beni deveye bindirin deyince: &#8220;Seni deve yavrusuna bindirelim &#8221; buyurdu. Deve yavrusu insan taşımaz deyince: &#8220;Anası olmayan, yani yavru ismi almayan deve var mı?&#8221; buyurdu. Bu şekilde şakalar Resûlullah’dan bildirilmiştir. Gönül almak, teselli etmek için olan yalan fısk değildir, lâkin terk olunur. Nitekim bazı kimseler, oyun olsun diye, bazı ahmakları kandırıp, bir kadın seninle evlenmek ister derler. Eğer onda da zarar ve eza olursa, o da haram olur. Bir kimsenin, bir başkasına, seni yüz kere aradım demesi şeklinde olan yalandan fısk icap etmez. Çünkü maksadı sayı bildirmek değil, belki çok aradığını bildirmektir. Eğer çok aradıysa günâhkâr olmaz.</p>
<p><strong>Gıybet çeşitlerinden biri de kalb ile gıybettir.</strong> Bu sü-i zandır. Yani kalbiyle bir kimsenin hâlinin kötülüğüne inanmak ve hüküm etmektir. O da haramdır. Amma hâtıra ve hadîs-i nefs cinsinden olanlar, hattâ şüphe af edilmiştir. Sü-i zannın alâmeti ve onu hadîs-i nefsden ayırmanın yolu şöyledir ki, sü-i zanda kalb değişir. Bu değişme meydana gelen bir iş sebebiyle olur. O sebepten ondan nefret edip, o kimseden uzak durup, bu hal onu meşgul eder. Ona riayet ve riayetsizliğinden fütur gelir.</p>
<p><strong>Sü-i zannın neticelerinden biri de</strong>, tecessüs edip, işin hakikatini incelemek ve öğrenmek için araştırmaktır. Bu da yasak edilmiştir. Nitekim Allahü Teâlâ &#8216;Tecessüs etmeyiniz&#8221; buyuruyor.</p>
<p><strong>Gıybet için altı özür vardır.</strong> Onlar olunca gıybete ruhsat vardır:</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Kendisine zulüm edilmiş olmaktır. Bu da, zâlimin kötülüklerini bildirmeden mümkün değildir.</p>
<p><strong>İkincisi:</strong> Bir münkeri değiştirmek veya ona engel olmak veya âsiyi doğru yola getirmek için yardım istemektir.</p>
<p><strong>Üçüncüsü:</strong> Filân kimse bana zulüm etti: Onun hükmü nedir diye fetva sormaktır. Lâkin burada da evlâ olan, ismini söylemeden, bir kimseye şöyle zulum edenin hakkında ne dersin diye sormaktır.</p>
<p><strong>Dördüncüsü:</strong> Müslümanları bir kimsenin zararından korumaktır. Bunda ismini söylemek lâzımdır.</p>
<p><strong>Beşincisi:</strong> İsmi, aybını izhâr etmektir. Topal veya gözü yaşlı demek gibi. Bunu söyleyen günahkâr olmaz. Evet, o isimden başkası ile anlatmak mümkün ise, o daha uygun olur. Belki a’maya basîr derler, noksanlık isminden kaçınmak için.</p>
<p><strong>Altıncısı:</strong> Aleni fısk ve günâh işleyendir. Onun ismini bildirmekten kaçınılmaz. Mekrûh dahi değildir. Onu ismiyle söylemekte günâh yoktur.</p>
<p><strong>Gıybetin kefareti,</strong> pişmanlık ve tövbedir. Ve yaptığına teessüftür. Sonra gıybet ettiği kimse ile helalleşmektir. Tâ ki o da helâl edip, hakkı kalmaz. Burada uygun olan helâl etmesini dilerken, üzüntülü, pişman ve yaptığına teessüf eder halde olmaktır. Pişman olmadan helâllik dileyen mürâidir, iki yüzlüdür. Bu ise ayrıca bir günâhtır. Bazı âlimler, ırzın, namusun, mal gibi karşılığı yoktur. Bunun için helâllik dilemek vacip değildir demişlerdir. Bu söz zayıftır. Zirâ, ırzda, kazf haddi vacip olur. Ayrıca deriz ki, gıybette helâllik dilemekten maksat, gıybet yapmakla işlediği zulmün affıdır. Helâlin harama, haramın helâle dönüşmesi değildir. Nitekim böyle sandıkları için, helâlleşmek mümkün değildir demişlerdir.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, medihdir, övmedir</strong>. Bunun da altı âfeti vardır. Dört âfeti metheden için, ikisi de methedilen, övülen kimse içindir.</p>
<p><strong>Birinci âfet:</strong> Bazen medihte, yani övmede ifrat edip, yalan mertebesine varır.</p>
<p><strong>İkinci âfet:</strong> Bazen övmede bulunur. Çünkü methettiği halde, kalbinde tersi bulunur.</p>
<p><strong>Üçüncü âfet</strong>: Bazen tam anlayamayıp, esasına varamayıp, muttali olmadığı, manasını iyice bilmediği ve bundan ötürü mahzurunu anlayamadığı sözler söyler.</p>
<p><strong>Dördüncü âfet</strong>: Bazen zâlim ve fâsık da medh olunur.</p>
<p><strong>Beşinci âfet</strong>: övülen hakkındadır. Övme, kendisine kibir ve ucub gelmesine sebep olur. Bunların ikisi de kalbin helâkine götürür.</p>
<p><strong>Altıncı âfet</strong>: Kendisini hayırla, iyilikle andıkları zaman, memnun olur, sevinir. Nefsinden kendinden razı olup, yapması gerekli işleri ve kusurlârını tedârik için olan amellerindeki kusurları tedârik etmez. Bunun için ameldeki gayreti az olur. Zira maksadına, gayesine kavuştum zan eder.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, konuşurken olan yanılmalardır.</strong> Kelâm ilminde, özellikle Hak Teâlâ’ya ve sıfatlarına âit olan konularda.</p>
<p><strong>Dilin âfetlerinden biri de, avamın Allahü Teâlâ’nın zâtından ve sıfatlarından sormasıdır.</strong> Zirâ küfre sebeb olur. Avamın hâli, kendine uygun olan ibâdetlerle meşgul olması ve Kur’ân-ı Kerîm’de varid olanlann hepsine imân edip tasdik etmesi ve Hazret-i Resûlullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) getirdiklerinin hepsini teslim ve tahkik etmesi, yani hepsi doğrudur demesidir. Bu konuda konuşmamalı, sormamalıdırlar. Akaid ilmini dedikodu hâline getirmemelidir. Onların ibâdete ait olanlardan başka şeyler sorması, sü-i edebtendir. Çünkü onunla azab ve gazaba müstahak olur. Hattâ küfür tehlikesi ile karşı karşıya gelebilir.</p>
<p>Taşköprülüzade Ahmed Efendi &#8211; Mevzuatul ulum,c.2,s.1384-1392</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetlerini-bildirir/">Dilin Afetlerini Bildirir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetlerini-bildirir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eleştiri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/elestiri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/elestiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Dec 2018 17:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Tenekeci]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Husumet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20813</guid>

					<description><![CDATA[<p>Husumete varmayan eleştiriler, sorumluluk duygusundan kaynaklanan uyarılar, yıkmaktan ziyade yapmayı önceleyen fikirler her zaman başımızın tacıdır. İnsan atasız ve hatasız olmaz. Kendimizi tam manasıyla göremeyiz. Eleştiri, bize tutulan aynadır. Dışarıdan nasıl görünüyoruz, onu söyler. Her eleştiri sahibini ötekileştirmek, istenmeyen ilan etmek, bizi daha korunaklı ve doğru yapmaz. En yıkıcı yalnızlık, çevremizde yanlışımızı söyleyecek kimsenin kalmamasıdır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/elestiri/">Eleştiri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="non-card" data-card-id="26c28990-4686-4b24-a538-4d48fa431138" data-card-type="Text"><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/images.jpeg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-20814 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/images-300x252.jpeg" alt="" width="300" height="252" /></a></p>
<p class="non-card" data-card-id="26c28990-4686-4b24-a538-4d48fa431138" data-card-type="Text"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/105478.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-22330 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/105478.jpg" alt="" width="446" height="223" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/105478.jpg 880w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/105478-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/105478-770x385.jpg 770w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/105478-300x150.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/105478-768x384.jpg 768w" sizes="(max-width: 446px) 100vw, 446px" /></a></p>
<p class="non-card" data-card-id="26c28990-4686-4b24-a538-4d48fa431138" data-card-type="Text">Husumete varmayan eleştiriler, sorumluluk duygusundan kaynaklanan uyarılar, yıkmaktan ziyade yapmayı önceleyen fikirler her zaman başımızın tacıdır. İnsan atasız ve hatasız olmaz.</p>
<p class="non-card" data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">Kendimizi tam manasıyla göremeyiz. Eleştiri, bize tutulan aynadır. Dışarıdan nasıl görünüyoruz, onu söyler. Her eleştiri sahibini ötekileştirmek, istenmeyen ilan etmek, bizi daha korunaklı ve doğru yapmaz. En yıkıcı yalnızlık, çevremizde yanlışımızı söyleyecek kimsenin kalmamasıdır.</p>
<p class="non-card" data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">Herkesin büyüklüğü köyüne göredir. Nihayetinde her canlının bir haddi ve hududu vardır. Belli bir aşamadan sonra fıtrat yetersiz kalır, yardıma ihtiyaç duyulur.</p>
<p class="non-card" data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">Hasbî değil de hesabî olanlar, yani hayatını ve ilişkilerini menfaat üzerine kuranlar, eleştirmez, fikrini söylemez. Sadece onaylar, tasdik eder, alkışlar. Haklısınız efendim.</p>
<p class="non-card" data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">Eleştiri kelimesi genellikle olumsuz anlamlar çağrıştırır. Oysa eleştiri, yanılma payı bulunmakla birlikte, olması gerekeni dile getirmektir. Elbette şartları vardır. Sağlıklı ve değerli bir eleştiride bilgi, adalet, olgunluk, tecrübe ve üslup aranır. Eleştiri sahibinin hassas bir terazisi ve sağlam bir dengesi olması gerekir. Böylece kıymetli ve hakkaniyetli fikirlerinden istifade etmiş oluruz.</p>
<p class="non-card" data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">Geride kalmanın acısıyla kurulan cümlelere, hasetten doğan ifadelere, görgüden uzak söylemlere eleştiri diyemeyiz. Onun adı tacizdir.</p>
<p class="non-card" data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">“Rahatsızım, rahatsız etmeye geldim” türü yaklaşımlarla insanları tedirgin kılmak da eleştiri bahsinin dışında kalır. Emeğe zerre hürmet etmeden, birini yukarıya çıkarmak için diğerini aşağıya çekmek insanî değildir. Mümin, eleştirirken bile güven verendir. Şahsiyat ile fikriyatı birbirine karıştırmaz.</p>
<p class="non-card" data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">Özellikle sosyal medyada çok sık karşılaşıyoruz. Sayısız insan, ilgisi ve bilgisinin bulunmadığı, muhtevasına hâkim olmadığı konularla ilgili kesin ve keskin hükümler veriyor, rencide edici sözler ediyor. Görgü de aramıyoruz artık. Yazıyı okumadan yapılan yorumlar gibi. Buna bir noktadan sonra müsaade etmediğiniz zaman, tavır şu oluyor genellikle: “Eleştiriye tahammülü yok. Fikir özgürlüğü nerede kaldı?” Çağrışım yapsın diye yazalım: Mizah ile sululuk ayrı dünyaların kavramlarıdır.</p>
<p class="non-card" data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">Bazen karşımızdaki insanın da bir hayatı ve haysiyeti olduğunu unutuyoruz. Unutmayalım.</p>
<p class="non-card" data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">Tekrar başa dönelim. Eleştiri, esasında, önemsemektir. Karşımızdakini ciddiye almaktır. Daha iyi olmasını istemektir. Sorunları gören ve gösteren eleştiriye kayıtsız kalamayız. Basit bir örnek verelim: Çiçek işlerine gönülden meyilli olduğum bilinir. Buna rağmen, yol kenarlarındaki duvarlara çiçek panoları konulmasına karşıyım. Hem gereksiz, hem israf. Üstelik tasarruf tedbirlerine ihtiyaç duyduğumuz şu zamanlarda.</p>
<p class="non-card" data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">Bu eleştiriyi yaptığımızda tabiat düşmanı olmuş olmuyoruz. Böyle bir itirazın altında başka bir niyet aramak, sadece yorgunluk ve kırgınlık getirir. Umarım anlatabilmişimdir.</p>
<p class="non-card" data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">Son sözümüz: Damlada bulamadığını deryada da bulamazsın.</p>
<p data-card-id="a1f1c466-e2d7-4758-d62b-6acf529d6863" data-card-type="Text">İbrahim Tenekeci</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/elestiri/">Eleştiri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/elestiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dilin Âfetleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2015 13:30:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke ve İyi Hâl]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke'nin İlacı]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir ve Türkü Söylemek]]></category>
		<category><![CDATA[Dilin Âfetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Edepsiz ve Lanet Konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[Gıybet Etmenin Kefareti]]></category>
		<category><![CDATA[Gıybete İzin]]></category>
		<category><![CDATA[Günah Söz Söylemek]]></category>
		<category><![CDATA[Hased]]></category>
		<category><![CDATA[Hasedin Âfetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hasedin İlacı]]></category>
		<category><![CDATA[Hasedin Hakikati]]></category>
		<category><![CDATA[Husumet]]></category>
		<category><![CDATA[Latife Etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Taklit Etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Tartışmak]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan Söz ve Yalan Vaad]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus B.Veli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8292</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bil ki söz, dört kısımdır: Bir kısım vardır ki tamamı za­rardır. Bir kısım vardır ki bunda hem zarar hem yarar vardır. Bir kısım da vardır ki bunda ne yarar ne zarar vardır. Bunlar; fuzuli sözlerdir. Zaman kaybettirmesi, fuzuli sözlerin zararı için yeter. Dördüncü kısım odur ki yalnız yarardır, hiç zararı yoktur. Semin üç kısmı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetleri/">Dilin Âfetleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir21.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8293" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir21.jpg" alt="Dilin Âfetleri" width="320" height="320" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir21.jpg 225w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir21-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></a></p>
<p>Bil ki söz, dört kısımdır: Bir kısım vardır ki tamamı za­rardır. Bir kısım vardır ki bunda hem zarar hem yarar vardır. Bir kısım da vardır ki bunda ne yarar ne zarar vardır. Bunlar; fuzuli sözlerdir. Zaman kaybettirmesi, fuzuli sözlerin zararı için yeter. Dördüncü kısım odur ki yalnız yarardır, hiç zararı yoktur. Semin üç kısmı söylenmemek, bir kısmı söylenmeli­dir. Nitekim Hak Teâlâ buyurdu:</p>
<p>Yani sadaka ve ihsan için söylenilmiyorsa çok konuşmak uygun değildir. Bu sözün aslı şudur. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):</p>
<p>‘’Her kim ki sükût ettk kurtuldu.” demiştir.</p>
<p>Sessiz olmanın ademini bilmediği için dilin âfetlerini de bilmezsin. Biz dilin âfetlerini beyan edelim yüce Allah&#8217;ın izniyle.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Birinci âfet:</strong> Peygamber (salla’lahu aleyhi ve sellem): ….</p>
<p>dedi. Yani önemli olmayan şeyi terk etmek, kişinin İslâmının güzelliğindendir.</p>
<p>Bir kavimle oturup yolculuk ettiğini söyleşmek; şehir­leri, dağlan, bostanları ve bağlan hikâye etmek önemli olma­yan söz gibidir. Gerçi fazla ve eksik söylemezsen de bunun gibi sözler fuzulidir. Bu sözleri terk etmek mümkündür ve terk etmenin zararı yoktur. Bir kimseye önemli olmayan bir şey sormak bu türdendir. Şu durumda bizim dediğimiz âfet olur: Mesela birine “Oruç tutar mısın?” diye sorarsan o kimse “Tutarım.” derse ibadetini göstermiş olur, eğer yalan söylerse günahkâr olur ve sen onun günahına sebep olmuş olursun ve bu da uygun değildir. Gerisi bunun gibidir: Meselâ “Nereden geliyorsun?” veya “Ne yapıyorsun?” diye sorsalar açık söyle­meme, yalan söylemeye düşkün olma ihtimali vardır. Böyle olursa söylenen söz fuzuli olmaz bâtıl olur, zira içinde hiçbir bâtıl8 olmayan söze fuzuli derler.</p>
<p>Anlamlar ki Lokman bir yıl aralıksız Davudim (salavatullahi aleyhima) yanına vardı. Davud, zırh yapardı. Lokman, Davudun yaptığının ne oluğunu bilmek isterdi. Ama sabredip sormazdı. Nihayet Davud (salavatullahi aleyh) zırhı ta­mamlayıp sırtına giydi ve:</p>
<p>“Cenk için güzel elbisedir.” dedi.</p>
<p>Onun ne yaptığını bildi ve:</p>
<p>&#8220;Sessiz olmak hikmettir ama kimse buna rağbet etmez.” dedi.</p>
<p>Buna benzer fuzuli sözden feragat etmenin ilacı şudur: Kişi bilsin ki ölüm önündedir. Her teşbih ve her zikir hazır bir hazinedir. Bu hâzineyi kaybeden zarar etmiş olur. İlmî ilacı budur. Pratik ilacı ise şudur: Ya halktan uzak dursun ya­hut ağzında bir taş tutsun.</p>
<p>Sahih hadiste nakledilir ki Uhud savaşında bir yiğit şe­hit oldu. Onu buldular. Açlıktan karnına bir taş bağlamışa. O yiğidin anası, onun yüzünden tozu silerdi ve yani sana cennet mübarek olsun derdi.</p>
<p>Peygamber (salla’llahu aleyhi ve sellem):</p>
<p>&#8220;Ne biliyorsun belki oğlun kendine lazım olmayan bir şeye cimrilik etmiştir yahut kendine mühim olmayan bir söz söylemiştir” dedi.</p>
<p>Bunun manası şudur ki, bu hususların hesabını ondan sorarlar.</p>
<p>Bahtlı, hesapsız ve zahmetsiz cennete giren demektir.</p>
<p>Bir gün sallaIlahu aleyhi ve sellem:</p>
<p>&#8220;Şu anda cennet ehlinden bir kimse geliyor.” dedi.</p>
<p>Sonra Abdullah bin Selam kapıdan içeriye girdi; Ona sordular;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Senin amelin nedir ki Resulallah senin hakkında böyle dedi.”</p>
<p>Abdullah:</p>
<p>“Benim amelim azdır lâkin bana lazım olmayan bir işi yapmam ve yaratılmışlara yararlı olmaz sanmam.” dedi.</p>
<p>Mutarrif bin Abdullah:</p>
<p>“Hak Teâlanın celali sizin gönlünüzde ondan daha büyük olmalı ki onun adını her olur olmaz sözde anasınız” dedi.</p>
<p>Nitekim durana ve gidene Rabb’i şöyle şöyle etsin, diyesin.</p>
<p>Resulallah (sallallahu aleyhi ve sellem):</p>
<p>“Sözünün fazlasını terk eden ve malının fazlasını ve­ren yani keseden bağı çözüp diline bağlayan kimse bahtlı­dır.” dedi</p>
<p><strong>ikinci:</strong> Günah olan söz söylemek; bidat şeylerden ve sa­habenin bunlarla ilgili konuşmalarından bahsetmektir. Gü­nah, başkalarına kendinin fısk ve fesadını hikâye etmektir. Şa­rap ve fesat meclislerini hikâye etmek, yahut fuhşa ait hâller hikâye etmek, tamamen günah olur; daha önce zikredilen âfet gibi olmaz. O, birinci derecedir.</p>
<p><strong>Üçüncü:</strong> Karşı çıkmak ve tartışmaktır. Buna ikiyüzlü­lük derler. Bazı kimse olur ki onun âdeti, her kim bir söz söylese o sözü reddeder ve “Öyle değildir” der. Bunun ma­nası şudur ki:</p>
<p>“Sen ahmak ve cahilsin, ben akıllı ve anlayışlıyım.”</p>
<p>Bu söz helâk eden iki sıfata kuvvet vermiş olur: Bu sıfatların biri kibirlenmedir diğeri de vahşi hayvanlar gibi doymaktır. Bir kıskançlık eder. Bu sebeple bütün sünnet eh­linin ilk rehberleri tartışmadan men etmişlerdir. Lâkin bir bidat ehli gelince Kuran âyetleriyle ve hadisle onunla inat- sız konuşmuşlardır. Sözü uzatmak fayda vermiyorsa ondan yüz çevirmişlerdir.</p>
<p><strong>Dördüncü:</strong> Husumettir. Kadı önünde yahut bir başka yerde olsa da bu husumetin âfeti olur.</p>
<p>Peygamber (salla’llahu aleyhi ve sellem):</p>
<p>“Her kim ilimsiz bir kimseyle husumet ederse, sakit olun­caya dek Allah Teâlânın gazabından olur.” dedi.</p>
<p>Husumeti olan herkesin eğer kadirse bundan vazgeç­mesi önemlidir. Buna gücü yetmezse bari doğru söylesin ve çok konuşmasın. Bunların hepsi dini helâk eder.</p>
<p><strong>Beşinci:</strong> Edepsiz konuşmaktır.</p>
<p>Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):</p>
<p>“Edepsiz konuşan herkese cennet haramdır.” dedi Bil ki cinsel ilişki çoğunlukla cima söasü konuşmakla olur. Bunlar ibadetlerini kötü ederler. Nitekim bu fesat eh­linin âdetidir.</p>
<p><strong>Altıncı:</strong> Lânet etmektir. Bil ki lânet etmek ayıplanmıştır. Gerek davara olsun gerek hayvana, gerek halka, kaftana olsun ve gerek başka şeylere olsun.</p>
<p>Peygamber (salla llahu aleyhi ve sellem):    &#8216;</p>
<p>Mümin, lânetten sakınır.” dedi. Ama bir kimseye lânet</p>
<p>senin üzerine olsun yahut lânet falan kimsenin üzerine olsun.</p>
<p>Demek, o kimsenin Firavun ve Ebu Cehil gibi küfür üzere helâk olduğunun şeriatla bilinmesi hâlinde uygun olur. Bir Yahudiye lânet senin üzerine olsun demekte tehlike vardır. Zira onun Müslüman olması (veya Müslüman olarak ölmesi ihtimali) vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yedinci:</strong> Şiir ve türkü söylemek haram değildir. Zira Peygamber (salla’llahu aleyhi ve sellem)’in önünde şiir okun­muştur. Haşan a onların hicvinden kâfirlere cevap vermesini buyurdu. Ama yalan olan, bir Müslümanın hicvi olan ya da Müslümanları öven ve içinde yalan olan böyle şiirleri okumak uygun değildir. Ama o şiir, latife yoluyla olursa ve şiirin sa­natlarından olursa gerçi yalan suretinde olursa da haram ol­maz. Zira ondan kastedilen bu değildir böyle inansınlar. Zira Peygamber (salla’llahu aleyhi ve sellem)’in huzurunda bu ni­telikte Arapça şiir okumuşlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fasıl</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sekizinci:</strong> Latife etmektir. Peygamber (salla’llahu aleyhi ve sellem) latife etmekten men etmiştir. Lâkin az latife etmek ara sıra olması, latif ve güzel olması şartıyla helâldir. Yalnız bunu âdet ve sanat edinmesinler ve haktan başka şey söyle­mesinler. Zira latife çok zaman kaybettirir ve çok güldürür. Çok gülmekten gönül kararır. Ayrıca çok gülmek, erkeğin vakarını ve heybetini giderir.</p>
<p>Peygamber (sailallahu aleyhi ve sellem):</p>
<p>“Bir sözü halk gülsün diye söyleyen bazı kimseler vardır. Lâkin yer ile gök arasından fazla kendi derecesinden aşağı dü­şer. İnsanı çok güldüren her şey kötüdür. Tebessümden fazla gülmek uygun değildir.” dedi.</p>
<p>Peygamber (salla’llahu aleyhi ve sellem):</p>
<p>“Benim bildiğim şeyi siz bilseydiniz az gülerdiniz, çok ağlardınız.” dedi.</p>
<p>Ömer b.-Azîz:</p>
<p>“Allah Teâlâ’dan korkun ve latife etmeyin. Latife gönle kir getirir ve bundan çok kötü işler ortaya çıkar. Bir yerde oturduğunuzda Kurandan konuşun, eğer Kurandan ko­nuşmaya kadir değilseniz büyüklerin hâllerini ve özellikle­rini konuşun.” dedi.</p>
<p>Ömer (radıyallahu anhu):</p>
<p>“Her kim bir kimseyle latife etse onun gözü aydınla­nın” dedi</p>
<p>Bütün ömründe Peygamber (aleyhis-selam11)’den iki üç ke­lime latife nakledilmiştir: Bir kadına Peygamber (salla’llahu aleyhi ve sellem):</p>
<p>“Yaşlı kadınlar cennete girmez.” dedi.</p>
<p>Kadın, Peygamber’in bu sözünü duyunca ağladı.</p>
<p>Peygamber (a.s.):</p>
<p>“Gönlünü karıştırma. Kadınları önce yiğit ederler on­dan sonra cennete korlar.” dedi.</p>
<p>Bir kadın, Peygambere:</p>
<p>“Kocam seni okuyor” dedi.</p>
<p>Peygamber (aleyhis-selam):</p>
<p>“Senin kocan, gözünde akı olan kişi midir?” dedi. Kadın:</p>
<p>“Hayır, benim kocamın gözünde akı yoktur.” dedi. Peygamber (a.s.):</p>
<p>“Gözünde akı olmayan kimse var mıdır?” dedi.</p>
<p>Bir kadın:</p>
<p>“Ya Resulallah beni deveye bindir.” dedi.</p>
<p>Peygamber (a.s.):</p>
<p>“Seni deve yavrusuna bindireyim.” dedi.</p>
<p>O kadın:</p>
<p>“İstemem, zira beni düşürür.” dedi.</p>
<p>Peygamber (a.s.).</p>
<p>“Deve yavrusu olmayan hiç deve yoktur.” dedi. Peygamber “Bir kimsenin gönlünü inciten yahut hey­bet gideren latifeler, latife değildir.” dedi.</p>
<p>Bu miktarı sünnettir lâkin âdet edinmek uygun değil­dir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dokuzuncu:</strong> Bir kimseyi onun sesiyle taklit etmek, onun işini ve sözünü hikâye etmek, onu maskara edip gülmektir.</p>
<p>Bunu işiten kimseye gülme isteği gelir ve o kişi bu hususlardan huzursuz olursa bunların tamamı haramdır.</p>
<p>Hak Teâlâ:</p>
<p>Hucurat Suresi,11.Ayet</p>
<p>buyurmuştur.</p>
<p><strong>Onuncu:</strong> Yalan vadedir. Peygamber (a.s.) “Üç şey vardır ki kimde bu üç şeyden biri varsa o kişi namaz kılar, oruç tu­tarsa da münafık olur: Yalan söyleme, vade verip bunda dur­mama, emanete hıyanet etme.”</p>
<p><strong>On birinci:</strong> Yalan sözdür bu büyük günahlardandır.</p>
<p>Resulallah (s,a.s.) “Yalan söylemek nifak kapılarından bir kapıdır.” dedi.</p>
<p>Peygamber (a.s.) “Yalan söyleyen bir köleye varıncaya kadar Hak Teâlâ katanda yalancı yazarlar.” dedi.</p>
<p>Resulallah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Mümin kul ya­lan söyleyince melekler, onun kokusundan uzak olmak için bir mil uzağa kaçarlar.” dedi. Bu sebeple, aksırmak doğru söy­lemeye müjdedir, şahittir derler. Zira hadiste anlatılır ki aksır­mak melektendir ve esnemek şeytandandır; Söylenen söz, yalan olsaydı melek orada hazır olmazdı ve aksırmak gelmezdi.</p>
<p>Peygamber (a.s.) “Her kim bir yalanı bilir ve hikâye ederse yalancılardan biri olur” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ibn-i Semmak (rahmetullahi aleyh) “Bana yalan söy­lemekten sevap yazılmaz zira âdet ettiğim için yalan söyle­mem.” dedi.</p>
<p>Yalan, belki gönüle tesir edip gönlün suretini bozduğu ve gönlü kararttığı için haramdır.</p>
<p>Lâkin, yalana ihtiyaç duyulup önemli bir iş için söyle­nirse ve bu istemeyerek söylenirse haram olmaz. Zira isteme­yerek söylediği için onun gönlü yalanın etkisini kabul edip eğrilmez. Çünkü hayır kastedip söylediği için gönül karar­maz. Şüphe yoktur ki bir Müslüman kardeşin bir zalimden kaçmış olursa onun nerede olduğunu söylemek uygun değil­dir. Belki yalan söylemek o zaman vaciptir.</p>
<p>Peygamber (a.s.) “Yalana üç yerde izin vardır: Biri, sa­vaşta düşmanına kendi azmini olduğu gibi dememesine, iki kimsenin arasını bulmak için her birinden diğerine (o sözü söylememişse de) diğeri hakkında güzel sözler söylemesine ve iki hanımı olanın bunların her birine ‘Seni daha fazla se­viyorum.’ demesine.” dedi. Zira şerefli şeriat kötü işleri gizle­yin, buyurmuştur. Sözün kısası, niyetin sahih olması hâlinde yalan söylemek uygun olur. Evla olan ise doğrusu ortadayken zaruret olmadıkça yalan söylememektir yalemullah.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki büyüklerin yalan söylemeye bir ihtiyacı olsa hileyle bir söz bulurlardı ki söyledikleri doğru olsun ve muhatap olan kimse ondan kendinin istediği başka bir şey anlasın. Böyle söze muhalif derler.</p>
<p>Nitekim Mutarrif (rahmetullahi aleyh) bir Bey’in ya­nma vardı. Bey:</p>
<p>“Niçin bize az geliyorsun?” diye sordu.</p>
<p>Mutarrif:</p>
<p>“Bey’in yanından gittim, bir yanımı yerden kaldıramadım.”</p>
<p>Özellikle o şeye Hak Teâlâ kuvvet verdi, öyle ki Mutar­rif hastalanmış sandı. Bu gerçi doğru söz idi. Lâtife için ya­lan söylemiş olsa günah derecesine varmaz lâkin iman dere­cesinin kemali düşer.</p>
<p>Peygamber (a.s.) “Onu halka ve kendine uygun gö­ren kişinin imam dürüsttür, o lâtifeden ve yalandan el çek­sin.” dedi.</p>
<p>Onun gönlünü hoş etmek için “Yüz kere seni istedim ve kapına geldim.” tarzında söylenen sözler haram derecesine varmaz. Zira bilirler ki bu sözden kastedilen, adet beyan et­mek değildir. Gerçi dedikleri kadar yoksa da bu türden sözü belki çokluk göstermek için söylerler. Fakat bir kimse çok is­temediği hâlde bu sözü söylerse yalan olur.</p>
<p>On ikinci: Gıybet etmektir. Gıybet etmek bütün dillere galip olmuştur ve Hak Teâlâ dilemedikçe hiçbir kimse bun­dan kurtulamaz. Gıybetin vebali büyüktür. Hak Teâlâ gıybet etmeyi Kur anda, ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetir.</p>
<p>Peygamber (a.s.) “Gıybetten uzak durun ki gıybet zi­nadan beterdir. Zina için yapılan tövbeyi kabul ederler, gıybet edilen kimse helâl etmeyince gıybet için yapılan tövbeyi kabul etmezler.” dedi.</p>
<p>Peygamber (a.s.) buyurur ki “Her kim ki yaptığı gıybet için tövbe edip ölürse cennete en son girer, eğer tövbe etme­den ölürse cehenneme ilk giren o olur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Doğrusunu söylemiş olsan da bir kimsenin özel hâllerini konuşmak, o kişi duyduğunda onu huzursuz edecekse gıybet dediğimiz budur. Ama eğer yalan söylemiş olursan ona asıl­sız söz ve iftira derler. Bir kimsenin gerek teni gerek nispeti gerek kaftanı gerek diğer emlâki olsun eksik yönlerini söyle­diğin her şey gıybet olur. Gıybetin haddi odur ki o kimseye iğrenç gelsin. Bu sözlerin hepsi de kendine iğrenç gelir. Bu sözleri söylemekte fayda yoksa söylememek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki gıybet hep bunun gibi, dille olmaz. Belki göz ile el ile işaretle ve yazmakla da olan gıybetin hepsi haramdır. Bir kimse dese ki Hak Teâlâ inayet eylesin falan kimsenin ba­şına bir olay geldi Onun niyeti bu olayı başkalarının da bil­mesidir. Bazen bir kimseden haber verirken “Hak Teâlâ bize tövbe etmek için gün versin.” der. O kimsenin bir günah işle­diğini bilsinler ister. Bunların hepsi gıybettir. Lâkin bu yolla gıybet ederse buna nifak da karışmış olur. Güya bunu sofu­lukla ve gıybet etmeyen biri olarak göstermiş olur ve onun günahı iki olur. Kendi cahilliğinden gıybet etmediğini sa­nır ve günah olur. Bir kimse gıybet eder ve ona “Konuşma, gıybet etme.&#8221; derler ancak bunu gönülden çirkin görmez­ler böylece hem münafık olurlar hem de gıybet etmiş olur­lar zira dinleyen, söyleyen ile ortaktır. Oysa ki gönlünden de bunu inkâr etmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki gönül ile gıybet etmek, dil ile gıybet etmekte olduğu gibi haramdır. Nitekim bir kimsenin noksanını bir başkasına demek uygun değildir. Bunun yanında kendi nefsine demek de uygun değildir. Gönül ile gıybet etmek, bir kimseye kötü zanda bulunmak demektir ve mümin, kötü zandan arınmış değildir. Lâkin onun selameti şudur ki kendi gönlünde onu gerçek olarak kabul etmesin, güzel bir sebebe bağlasın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki gıybete hırslı olmak insanın gönlünde bir hasta­lıktır. Buna ilaç vermek vaciptir ve bunun ilacı iki şeydir: Biri gıybet hakkında söylenen hadisleri düşünsün. Gıybet, hissi­yatı yok eder, bazen kişiyi müflis eder. Zira Peygamber (a.s.) “Gıybet, ateş korunun odunu yok etmesi gibi kabul olmuş hasenatı yok eder.” buyurmuştur.</p>
<p>tidnci ilacı ise şudur: Kişi kendi ayıbını düşünsün eğer kendinde bir ayıp bulursa o kimseyi, kendini mazur say­dığı gibi mazur saysın eğer kendinde hiçbir ayıp bulamazsa şöyle bilsin ki kendi ayıbım kendinden gizleyen cahilliğidir.</p>
<p>Cahillik de bütün gıybetlerin en fazlasıdır. Ayrıca kendinde ayıp bulunmadığı gerçek ise murdar olanları yemekten kötü ayıp yoktur.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Gıybete İzin</strong></p>
<p>Bil ki gıybet etmek, haramdır. Bir özür olmadıkça da mübah olmaz. Bu özürlerden biri tazallümdür yani bir kim­senin zulmünden kadı yahut sultan huzurunda şikâyet et­mektir ve bu caizdir. Bir kimsenin yanında ondan yardım dilemek de caizdir. Ancak ondan fayda ummadığı bir kim­senin yanında zalimin zulmünü hikaye etmek, mazluma uy­gun değildir.</p>
<p>Biri de bir yerde, bir kimsede gördüğü fesadı, onu o fe­sattan alıkoyması için yetkili bir memura söylemektir.</p>
<p>Fetva sorulduğunda hanımım, babam ya da falan kişi şöyledir desin. Ancak evla olan şudur ki “falan kimse şöyle yapsa, onun hakkında ne dersiniz” diye fetva sormaktır.</p>
<p>Diğeri ise bir kimsenin şerrinden birinin korunmasını is­teyince mesela bir kimse bidat ehli olsa yahut hırsız olsa ve bir başkası bunu bilmeyerek ona itimat etmek istese veya bir zevce almak ya da bir köle almak istese bunun ayıbını demediğinde ona zarar verecekse onların ayıbını demek, daha iyidir.</p>
<p>Biri de bir kimse bir adla meşhur olsa, o ad da kör gibi topal gibi ayıplı olsa ve bunlardan başka ne varsa o bundan huzursuz olmazsa bunlar söylenebilir.</p>
<p>Bir diğeri ise, namertler ve meyhane düşkünleri gibi bir günahı açıktan işleyenlerin günahım söylemek uygundur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Gıybet Etmenin Kefareti</strong></p>
<p>Bil ki gıybetin kefareti, tövbe etmektir. Gıybet eden tövbe etsin ki zulümden kurtulsun.</p>
<p>Resulallah (a.s.) “Kimin bir kimsenin ırzında veya malında bir haksızlığı varsa o gün gelmeden önce ondan helâlliğini istesin. O gün elde ne akçe ne para ve ne de altın vardır. Onun hasenatından başka şey yoktur ve onun hasena­tını gıybet ettiği kimseye bedel olarak verirler. Gıybet ettiği kimseye mağfiret talep etsin ve helâlliğini istiyorum, desin. Ne söylediğimi bana söyle. Zira bilinmeyen sözden incinmek uygun değildir.” dedi.</p>
<p>Biri de kovculuktur. Hak Teâlâ: buyurdu. Yani musibet kovcularadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki kovculuk illa sözle olmaz. Bir kimse herhangi bir şeyi ortaya çıkardığında bir kimse bundan huzursuz olursa o kişi kovcudur ve kovcunun naklettiği söze itimat etmemek gerekir zira kovcu fesatçıdır. Hak Teâlâ “Fesatçının sözünü dinlemeyin ” demiştir.</p>
<p>Hucurat Suresi,6.Ayet</p>
<p>Biri de iki düşmanın arasında, bunların her birine “hoş geldin&#8221; diyerek ikiyüzlülük etmektin Bazen birinin sözünü diğerine ve öbürünün sözünü buna naklederek her birine &#8220;Ben sana dostum” açıklamasını yapar. Bu kovculuktan da beterdir.</p>
<p>Biri de halkı överek meddahlık etmektir. Bunda altı âfet vardır. Dördü söyleyendedir, ikisi dinleyendedir. Din­leyen, övülen kimsedir. Medhedenin âfeti şudur ki abarta­rak yalan söyler.</p>
<p>Hadiste anlatılır ki kim halkı överken ölçüyü kaçırırsa kıyamette onun dili o kadar uzansın ki yerde sürünsün, aya­ğıyla onun üzerine basıp onu düşürsün.</p>
<p>Biri de bazen gerçekten bilmediği bir şeyi söylemektir. Nitekim bunlara benzer ne varsa zahit ve sofa derler.</p>
<p>Peygamber (a.s.): “Şayet bir kimseyi övmek gerekirse ‘Zannederim ki şöyledir.’ desin. ‘Bir kimseyi Allah Teâlâya karşı aklamam. Onun hesabı Allah Teâlâya dönecektin de­sin. Böyle demek de gerçekten, şüphe ederse doğru söylerse o zaman caiz olur.” dedi</p>
<p>Üçüncüsü şudur: Övdüğü kimsenin zalim olma ve onun Övgü sözlerinden sevinme ihtimali vardır. Zalimi sevindir­mek uygun değildir.</p>
<p>Peygamber (a.s.): “Günahkârı övseler Hak Teâlâ hışma gelir.” dedi. Ancak övülürse iki yönden ziyan vardır: Biri odur ki, onda büyüklenme ve kendini beğenmişlik ortaya çıkar.</p>
<p>İkincisi ise, iyilikle ve ilimle onu övseler gelecek zamanda yapacağı tahsilde yaşı geçmiş kimse olur ve ben de kemale eriştim, der. Tabi bu âfetlerden gereken yer olursa, olmazsa medhetmek güzeldir, der.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peygamber (a.s.) ashabını övmüştür. Bir kimseyi med- hettikleri zaman onun kibirden sakınması ve akıbetinin kötü olup olmayacağını düşünmesi gerekir. Zira hiç kimse akıbetinin nasıl olacağını bilmez. Bir kimse cehennem­den kurtulmamışsa domuz ve köpek ondan daha erdem­lidir. Hiçbir kimse kendinin kurtulduğunu bilemez. Övü­len kimsenin bunu düşünmesi gerekir. Ayrıca öven kimse onun bütün sırlarını bilseydi onu övmezdi. Bundan dolayı şükretsin ki Hak Teâlâ onun içini o öven kimseden gizledi. Kendini överken de tiksinmesi gerekir. Bunu belki gönlüyle de iğrenç görmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öfke ve İyi Hâl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki insanın öfkesinin galip olması kötü sıfattır.</p>
<p>Peygamber (a.s.) dedi. Yani öfkelenme. Pey­gamber (a.s.) “Sirkenin balı zayi etmesi gibi öfke de imam zayi eder.” dedi. Bu yüzden öfkenin giderilmesi önemlidir.</p>
<p>Allah Teâlâ:</p>
<p>Al-i İmran,134.Ayet</p>
<p>buyurdu. Yani Allah Teâlâ öfkelerini gideren ve halkın günahlarını affeden kimseleri övdü.</p>
<p>Peygamber (a.s.): “Her kim öfkesini yutarsa Allah Teâlâ azabını ondan uzaklaştırır ve her kim dilini tutarsa Hak Teâlâ onun ayıplarını gizler’’- dedi.</p>
<p>Peygamber (a.s.): “Öfke yudumu gibi hiçbir yudum yoktur. Bir kul, öfke yudumunu içmezse mutlaka Hak Teâlâ onun gönlünü imanla doldurur” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki insanda öfkeyi, onun silahı olması için ve insana zararı olan her şeyi insandan defetmesi için yarattılar. Nite­kim insanın aleti olsun diye şehvet yaratmışlardır. Faydalı olan her şeyi yesin ve kendine alsın. İnsana bu iki şeyden yani öf­keyle şehvetten kurtuluş yoktur. Bu yüzden kuvvet gerekir.</p>
<p>Öfke ne az ne çok olsun, aklın ve dinin gösterdiği şekilde ol­sun. Öfke kötülenmiştir. Bu sebeple “İnsanın öfkesi aklının feryadıdır.” demişlerdir. Bazen insanın öfkesi zayıf olur ve bu da kötüdür. İnsanın haremini koruma gayreti ve kâfirlerin di­nini koruma gayreti onların hışmından ortaya çıkar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki öfkeye ilaç yapıp nefse hakim olma gücü vermek farzdır. Zira öfke çoğu halkı cehenneme götürür ve öfke yü­zünden çok fesat ortaya çıkar.</p>
<p>Öfkenin ilacı iki cinstir: Biri şu müshil ilacı gibidir ki öfkenin kökünü ve özünü keser. İkincisinin misali balla sir­kenin terkibinden elde edilen şerbet gibidir. Sakinleştirir ve mayasını kesmez. Ama bunu kolaylaştıran şudur: Kendine  baksın ve içindeki öfkenin sebebi nedir bunu bilsin ve o se­bebin kökünü kessin. Bilinsin ki bir kimsenin kendi öfkesini zapt etmesinden daha büyük mertlik olmaz.</p>
<p>Öfkesini zapt etmek, evliyanın ve enbiyanın sıfatıdır. Öfkelenmek Kürtlerin, Türklerin, Arapların, yırtıcılara ve hayvanlara yakın olan kimselerin sıfatıdır. O hâlde büyük­lük, evliya ve enbiya sıfatı üzere olmakta mı yoksa ahmaklar ve akılsızlar sıfatı üzere olmakta mıdır?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu zikredilen ilaç müshil olan ilaçtır. Ona kastetsin, öf­kenin özünü kessin. Şayet öfkenin özünü kesmeye gücü yet­mezse hiç olmazsa öfke ateşi alevlendikçe teskin etsin ve onun teskini sikencübini, ilmin şirinliğiyle ve sabrın açlı­ğıyla karıştırsın.</p>
<p>Bütün güzel ahlâkın ilacı, ilimdir ve ilim macunuyladır. Gazabı kınama ve gazabım yenen kimselerin sevabıyla ilgili şu âyetleri ve şu hadisleri fikretmek de ilimdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki bir kimse zulmetse ya da bir sert söz söylese evla olan cevap vermemektir. Lâkin her zaman sessiz olmak da va­cip değildir ve her cevaba da izin yoktur. Sövmek karşılığında, bir üslupla sövmek ve her gıybetin karşılığında bir şekilde gıy­bet etmek uygun değildir. Böyle yapanları azarlamak gerekir.,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki her kim öfkeyi kendi ihtiyarıyla ve dindarlıkla gi­derirse ona o mübarek olur. Kim öfkeyi aciz ve zaruretle hazmetse veya Öfke içinde toplansa mayalanıp kin olur.</p>
<p>Peygamber (a.s.):’’Müslüman kin tutmaz.’’</p>
<p>dedi.</p>
<p>Akaya bin Amir anlatıyor: Peygamber (a.s.) benim elime yapışıp dedi ki “Ya Akaya seni dünya ehli ve ahiret ehli halk­larının efdaline vakıf edeyim mi? Bu nedir dersen her kim senden bağını koparırsa sen ona ulaşasın ve her kim seni mahrum ederse sen ona ihsanda bulunasın ve her kim sana zulmederse sen onu affedesin.”</p>
<p>Peygamber (a.s.): “Her kim bir zalime beddua ederse kendi hakkını almış olur” dedi.</p>
<p>Muaviye: “Öfke anında kahretmeyin. Daha çok firsat bulduğunuzda gücünüz yetince affedin.” dedi.</p>
<p>Esirlerden bir topluluğu Abdul-melik Mervanın önüne getirdiler ve büyüklerden biri dedi ki: “Ya Abdumelik Hak Teâlâ sevdiğin kimseyi sana verdi ki bu zaferdir. Sen de Hak Tealaya onu ver ki Hak Teâlâ onu sever ve o gafurdur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Fasıl</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hasedin Âfetleri</strong></p>
<p>Bil ki Öfke kine sebep olur ve kin hasede sebep olur. Ha­set, kötü ve günah olan işlerdendir.</p>
<p>Hazret-i Peygamber (a.s.): “Haset, ateşin odunu yediği gibi güzel huyu yer” dedi       .</p>
<p>Peygamber (a,s.): “Üç şey vardır ki kimse bunlardan beri değildir: Kötü zan, yaramaz fal ve haset. Bunların ilacı­nın ne olduğunu size öğreteyim: Kötü zan geldiğinde bunu kendi nefsine tahkik edip üzerine sabit olsun. Yaramaz fal gördüğünde yürü git, buna itimat etme. Haset ortaya çıktı­ğında dilinizi ve elinizi haset üzere muamele etmekten ko­ruyun.” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hasedin Hakikati</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki haset, bir kimseye bir nimet ulaştığında onu görüp onun yok olmasını dilemektir ve bu söylenen hadislerin kıla­vuzluğuyla haramdır. O delille ki bu iğrençlik Hak Teâlanın kazasıdır ve içerisinin kötülüğüdür. Zira sana kolay olmayan şu nimeti başkalarından istemek kötülükten başka şeyle ol­maz. Hiçbir yerde nimeti iğrenç görmek yoktur.</p>
<p>Yalnız bir zalime ve bir fasıka bir nimet verilmiş oldu­ğunda, o nimeti zulme ve fişka alet edinmiş olduğunda iğ­renç görmek uygundur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hasedin İlacı</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki haset, gönlün büyük hastalığıdır. Bunun ilacı da ilim ve amel macunuyladır. İlim olan ilaç şudur: Şöyle bilsin ki haset, dünyada ve ahirette kendinin ziyanıdır ve haset et­tiği kimsenin dünyada ve ahirette faydasınadır. Öyleyse her­kes hasedin katilin zehri olduğunu bilsin ve eğer aklı varsa ha­sedi kendinden uzaklaştırsın. Mesela eğer haset ona “Ayıpla.” derse dua etsin, “Kibirlen.” derse alçak gönüllülük göstersin, “Onun nimetinin yok olmasına çalış.” derse ona yoldaşlık et­sin. Bunun gibi tesirli bir ilaç olmaz ki arkasından ona dua etsin, takdir etsin, o işittiği zaman gönlü hoş olsun. Onun</p>
<p>gönlü hoş olduğunda onun ışığı bunun gönlüne düşüp bu­nun da gönlü hoş olarak düşmanlığı kesilsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki nefsini yenmeye uğraşırsan kuvvetli bir ihtimalle seni huzursuz eden kimseyle seni dost tutunan kimsenin arasında gönülde fark bulursun. Bunların her birinin ni­meti ve mihneti senin katında bir olmaz. Düşmanının ni­mette olmasını mizacında kötü görürsün. Sen buna mü­kellef değilsin ki huyunu yaratılıştan değiştirebilesin. Zira sende buna kudret yoktur ama iki şeye mükellefsin: Biri, iş ile ve söz ile bu durumu göstermeyesin. Biri de o sıfatı kendinde de iğrenç göresin ve onu maksat edinesin ki bu sıfat senden kaybolsun. Bunu yaparsan haset vebalinden kurtulursun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İsar</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bil ki Ali: “O kimse ki altı şeyi yerine getirdiğinde cen­neti istemekten ve cehennemden kurtulmaktan hiçbir şey baki kalmamış olur: Herkes Hak Teâlayı bilsin ve ona itaat etsin, şeytanı bilsin ve ona muhalefet etsin, hak nesne han­gisidir bunu bilerek onu elde etsin, bâtıl nesne hangisidir bunu bilerek ondan el çeksin, dünyayı bilerek ondan vazgeç­sin ve ahireti bilerek onun talebine kıyam göstersin.” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hikâye</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir gün Lokman, oğluna: “Ey oğul dünyayı ahirete sat. Böylece her ikisinden fayda görürsün ve ahireti dünyaya satma ki ikisinden de zarar edersin.” dedi.</p>
<p>Ebu îmame’i Bahali Dede: “Peygamber (aleyhi’s-selam)’i gönderince iblise askerleri ‘Böyle peygamber gönderdiler.’ dedi iblis ‘Dünyayı severler mi ?’ diye sordu. Onlar da ‘Severler.’ dedi, ‘öyleyse kayırmayın.’ dedi. ‘Puta tapmazlarsa da ben onları dünya muhabbetiyle öyle ederim ki aldıkları şeyi hak ile almazlar, verdiklerini hak ile vermezler, sakladıklarım hak ile saklamazlar ve günahların hepsinin başı bu üçüdür.&#8217;” dedi Fudayl “Eğer bütün dünyayı helâl ve hesapsız bana verselerdi onu almaya sizin murdarı almaktan ar ettiğiniz gibi ar ederdim.” dedi.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Yunus B.Veli-Konuşma Adabı</p>
<p>(Büyüyenay Yayınları)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetleri/">Dilin Âfetleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dilin-afetleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
