<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hulefa-i Raşidin | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/hulefa-i-rasidin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 May 2017 13:17:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Hulefa-i Raşidin | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İmam Şafii(r.a) Şiirlerinden Seçmeler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2017 21:44:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafii]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafii Şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan'ın Arzuları]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[Boş Söz]]></category>
		<category><![CDATA[Cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyaya Aldırma]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeğin Süsü]]></category>
		<category><![CDATA[Gam]]></category>
		<category><![CDATA[Hilim ve Edep]]></category>
		<category><![CDATA[Hulefa-i Raşidin]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kanaat ve Takva]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Tartışma ve Tedbir]]></category>
		<category><![CDATA[Teslimiyet ve İtidal]]></category>
		<category><![CDATA[Tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15561</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;BIRAK ARZULARINI* Aklın karışırsa iki konuda Yorarsa seni zihnin Doğru olanı mı Yoksa arzuyu mu seçeceksin Bırak arzularını Zira arzu edilen şeyler Nefisleri ayıplanacakları yere sevkeder.(1) * Bu şiir bazı kaynaklarda Ali b. Ebî Tâlib’e de nispet edilir. YAKIN Gün gelir yalnız kalırsan De, bir gözetleyen var üzerimde Hiçbir şey gizli kalmaz,O’na her şey aşikar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/">İmam Şafii(r.a) Şiirlerinden Seçmeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/0000000126589-1/" rel="attachment wp-att-15564"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-15564" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/0000000126589-1.jpg" alt="" width="230" height="358" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/0000000126589-1.jpg 385w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/0000000126589-1-193x300.jpg 193w" sizes="(max-width: 230px) 100vw, 230px" /></a><span style="color: #0a330a;">&#8216;BIRAK ARZULARINI*</span></strong></p>
<p>Aklın karışırsa iki konuda<br />
Yorarsa seni zihnin<br />
Doğru olanı mı<br />
Yoksa arzuyu mu seçeceksin<br />
Bırak arzularını<br />
Zira arzu edilen şeyler<br />
Nefisleri ayıplanacakları yere sevkeder.(1)</p>
<p>* Bu şiir bazı kaynaklarda Ali b. Ebî Tâlib’e de nispet edilir.</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>YAKIN</strong></span></p>
<p>Gün gelir yalnız kalırsan<br />
De, bir gözetleyen var üzerimde<br />
Hiçbir şey gizli kalmaz,O’na her şey aşikar<br />
Bir an bile habersiz kalır Allah zannetme<br />
Vallahi öyle bir gaflete daldık ki<br />
Yetişti bize günahlar, günahların üstüne<br />
Keşke Allah bağışlasa geçmişi<br />
Mağfiret dileyebilsek, tövbeyi nasip etse<br />
Görmüyor musun bugün hızla geçmekte<br />
Yarın bakabilenlere çok yakın görünmekte(2)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>HAYRET EDİYORUM</strong></span></p>
<p>Hayret ediyorum; Nasıl isyan edilir Allah’a<br />
Bile bile nasıl yüz çevirir münkirler O’ndan.<br />
Halbuki Allah’a şahitler vardır, sonsuza dek<br />
Her hareketten ve her sükûndan<br />
Bir belgesi görünür O’nun her şeyde<br />
O belgeler delildir vahdaniyete.(3)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>DUA</strong></span></p>
<p>Duayla alay eder, onu küçümser misin<br />
Dua nelere kadir, nereden bileceksin<br />
Gecenin okları hedefi şaşmaz ama<br />
Zamanı vardır<br />
Ulaşır yerine saati dolduğunda<br />
Rabbim istemezse tutar okları<br />
Kaderin hükmü varsa, açar yolları.(4)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>KADER</strong></span></p>
<p>istediğin olur, istemesem de istediğim olmaz,<br />
Sen istemezsen<br />
Kulları yarattın ilmine göre<br />
O ilimde koşar, genç yaşlı ile<br />
Kimisi bedbahttır, kimisi mutlu<br />
Kimisi güzeldir, kimisi çirkin<br />
Kimini yalnız bırakır, lütfedersin kimine<br />
Kimine yardım eder, kimini bırakırsın<br />
Kendi hâline.(5)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ERKEĞİN SÜSÜ</strong></span></p>
<p>Elbisen güzel olsun elinden geldiğince<br />
Erkeklerin süsüdür güzel elbise<br />
İnsanlar, izzet ve ikram görür onunla.<br />
Tevazu olsun diye kaba giyinmekten vazgeç<br />
Saklayıp gizlediğin meçhul değildir<br />
Allah’a O’ndan korkup haramdan sakınırsan<br />
Yeni elbisenin zararı olmaz sana.<br />
Eski elbisen ise yüceltmez seni Allah katında<br />
Sen günahkâr bir kul oldukça.(6)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ÇIKIŞ YOLU YAKIN</strong></span></p>
<p>Güzel bir sabırla açılır çıkış yolu,<br />
Allah’ın işlerinde gözettiği kimseler<br />
Görür kurtulduğunu.<br />
Dokunmaz hiçbir eza, Allah’ı tasdik edene<br />
O’ndan kim ümit ederse<br />
Allah, ümit ettiği yerde.(7)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>AŞK</strong></span></p>
<p>Yakut el &#8211; Hamevî anlatıyor: Bir adam İmam Şâfîî&#8217;nin yanına gelip kâğıda yazılı şu beyiti gösterdi:</p>
<p>Mekke müftüsüne sor Haşimoğulları&#8217;ndan<br />
Aşkı kavurursa ne yapar insan?</p>
<p>İmam Şâfiî bu satırların altına şu beyiti yazdı:</p>
<p>Sevgisini tedavi eder, sonra aşkını gizler<br />
Boyun eğip kadere olanlara sabreder.</p>
<p>Kâğıdı getiren adam yazılanları alıp götürdü.Daha sonra kâğıdı yeniden getirdi. Kağıtta bu kez şunlar yazılıydı:</p>
<p>Sevgisini nasıl tedavi edebilir ki<br />
Tutkusu genci öldürmektedir</p>
<p>Her gün yudum yudum<br />
Kederi içmektedir.</p>
<p>Bunun üzerine Şâfiî şu cevabı yazar:</p>
<p>Eğer sabretmezse başına gelenlere<br />
Onu ancak ölüm kurtarabilir.(8)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ZAMAN İKİ GÜNDÜR</strong></span></p>
<p>Zaman iki gündür<br />
Güvenli ve tehlikeli<br />
Hayat iki hayattır<br />
Huzurlu ve kederli<br />
Görmez misin denizin üstünde<br />
Birçok leş yüzer durur<br />
Oysa derinlerinde<br />
Nice inciler bulunur<br />
Gökyüzünde varsa da sayısız yıldız<br />
Sadece ay ve güneş tutulur.(9)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>NEFSİNİ GÜZELLEŞTİR</strong></span></p>
<p>Nefsini koru ve taşı<br />
Onu güzelleştirecek yere<br />
Huzur içinde yaşar gidersin<br />
Muhatap olursun güzel sözlere.<br />
İnsanlara iyilikle muamele etmezsen<br />
Dostundan cefa görür<br />
Çekersin zamanın elinden<br />
Sabret yarına kadar azsa bugünün rızkı<br />
Umulur ki giderilir vaktin sıkıntıları.</p>
<p>Dostluğunda hayır yoktur<br />
Giriyorsa renkten renge bir kimse<br />
Ve eğiliyorsa gittiği yöne<br />
Rüzgâr nereden eserse.<br />
Ne kadar çoktur dostlar sayıldığında<br />
Halbuki ne kadar azdırlar<br />
Musibet anlarında.(10)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>AYRILIK</strong></span></p>
<p>Vah o zavallı gence<br />
Ve geçirdiği vakte<br />
Yanında yokken arkadaşları.<br />
Şayet ömrü avcunda olsaydı<br />
Sevdiklerinden ayrı düşünce<br />
Hiç düşünmeden fırlatıp atardı.(11)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>UZLET YEĞDİR</strong></span></p>
<p>Takvalı bir dost bulamayınca<br />
Yalnızlığım daha tatlıdır bir azgına eşlik etmekten<br />
Tek başına, huzurla yapılan bir ibadet<br />
Daha hayırlıdır elbet<br />
Mahzurlu kişiyle bir mecliste sohbetten.(12)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ŞÖHRET</strong></span></p>
<p>İyi insan bir mertebeye gelir<br />
Adı yücelir dillerde<br />
Öyle ki yapmadığı hayırlar bile<br />
Onun ismiyle anılır.</p>
<p>Kötü insanın çoğalınca günahı<br />
Kötülükte tekâmül eder de<br />
Başkalarının günahları bile<br />
Üstüne kalır.(13)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>İNSANIN ARZULARI</strong></span></p>
<p>Arzularına ulaşmak ister insan daima<br />
Allah’ın takdiri dışında bir şeye<br />
Ulaşmak hiç mümkün müdür?<br />
insan, çıkarım, malım-mülküm dese de<br />
Faydalandığı şeylerin<br />
Takva en üstünüdür.(14)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>BİZİM AYIBIMIZ</strong></span></p>
<p>Zamanı kınıyoruz oysa ayıp bizdedir<br />
Zamanın bizden başka yoktur ayıbı<br />
Hicvediyoruz günahsızken zamaneyi<br />
Dili olsaydı, zaman bizi hicvederdi.<br />
Kurt kurdun etini asla yemezken<br />
Göz göre göre yiyoruz birbirimizi<br />
Aldatmak için bürünüyoruz kuzu postuna<br />
Vay haline bize sataşmaya gelenin<br />
Dinimiz; yapmacıklık ve riya<br />
İşimiz aldatmak bize bakanı.(15)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN</strong></span></p>
<p>Bırak günleri dilediğini yapsın<br />
Razı ol hükmedince kader<br />
Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın<br />
Bâki değil dünyadaki zorluklar</p>
<p>Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde<br />
Ahlâkın müsamaha ve vefa<br />
Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta<br />
Örtüsü olması seni sevindirir yine de</p>
<p>Cömertlikle setret ki her ayıbı<br />
Örter denilir cömertlik<br />
Sakın gösterme düşmanlarına zillet<br />
Belâdır üzüntünle onları sevindirmek</p>
<p>Cimriden yardım umma<br />
Ateşte susayan için su yok<br />
Rızkını eksiltmez ağırdan alış<br />
Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak</p>
<p>Ne hüzün devam eder ne sevinç<br />
Ne sıkıntı, ne rahatlık<br />
Eğer kalbin kanaatkarsa<br />
Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa</p>
<p>Kimin inerse meydanına ölümler<br />
Ne gök korur onu, ne de yer<br />
Allah’ın mülkü geniştir ama<br />
Feza daralır hükmettiğinde kader</p>
<p>Aldırma vefasız günlere hiç<br />
Fayda vermiyor ölüme ilaç(16)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>GAM</strong></span></p>
<p>Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını<br />
Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir<br />
Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla<br />
Ne zaruretler memnuniyet altında gizlidir.<br />
Bir tebessüm ki altında hazin bir kalp yatar<br />
Bir gam uğrar ki ona, göremez kimse<br />
İnsanları toplar, denk oluşları birbirlerine<br />
Fakat gam ayırır ve hiç kimse<br />
Yakasını kurtaramaz ondan.<br />
Karartsaydı eğer elbiseleri o gam<br />
Bulamazdın bir yerde hiç beyaz elbiseli<br />
İnsan gamını saklamak istiyorsa<br />
Kendine bile görünmemeli.(17)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>DÜNYAYA ALDIRMA</strong></span></p>
<p>Üzülme kaybettiklerine dünyada<br />
Müslümanlık ve sağlık yanındaysa eğer.<br />
Peşinden koştuğun şey elinden kaçtıysa da<br />
Sağlık ve Müslümanlıktaki kaybın<br />
Doğrusu sana yeter.(18)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>NASİP</strong></span></p>
<p>Kısmetli biri yerde bir dal buldu da<br />
Elinde meyve verdi derlerse inan<br />
Tasdik et, gariplerin ve yoksulların<br />
Su içerken boğulduğunu duysan.<br />
Göğe dağılmış yıldızları tutabilirim<br />
Zenginliğin hilelerini kullansam<br />
Akıllı ve ferasetli kimseler<br />
Genelde zenginlikten nasipsizdirler<br />
Birbirine zıt düşer, asla bağdaşmaz<br />
Apayrıdır bu özellikler.<br />
Allah’ın en dertli kulları bil ki<br />
Dar rızıkla sınanan o himmet sahipleri.<br />
Kaza ve kadere en büyük delil<br />
Akıllılar dardayken ahmakların refahı.<br />
Kendisine zenginlik verilen kimseler<br />
Allah’ın dilediği müstesna<br />
Ne sevap alırlar, ne şükrederler.<br />
Nasip, yaklaştırır bütün uzak işleri<br />
Nasip açar tüm kilitli kapıları.(19)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>SIR</strong></span></p>
<p>Ne güçlü ve akıllı kimseler var ki<br />
Yanlarına uğramadan geçer rızıklar<br />
Ne zayıf ve aklı eksik kimseler<br />
Körfezleri avuçlayıp dururlar.<br />
Bu da gösterir ki<br />
Allah’ın göstermediği bir sırrı var.(20)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>YAPTIĞININ KARŞILIĞINI BULURSUN</strong></span></p>
<p>Zorbalıkla hükmettiler<br />
İleri gittiler baskılarında<br />
Ve bir müddet sonra<br />
Kalmadı yaptıklarından eser,<br />
İnsaflı olsalardı insaflı olunurdu onlara.</p>
<p>Fakat öyle azıttılar ki<br />
Üstlerine yağdırdı zaman<br />
Hüzünlerini, belâlarını<br />
Lisan-ı hâl söylüyordu şarkılarını</p>
<p>Başlarına gelenler<br />
Bedeliydi yaptıklarının<br />
Zamanın günahı neydi?(21)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>TAZİYE</strong></span></p>
<p>Sana taziyeye geldim, sünnettir diye<br />
Ebedî kalmak, arzum değildir.<br />
Ne &#8220;Başın sağolsun!&#8221; denilen kalacak<br />
Kaybettiği yakınından sonra,<br />
Ne başsağlığında bulunan bakidir.<br />
Bir süre yaşasa ne olacak!(22)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ÖLÜM HERKESİN YOLU</strong></span></p>
<p>Bazı kimseler ölümümü temenni etti<br />
Diyelim ki öldüm, bu bir yoldur.<br />
Ben o yolda yalnız değilim ki<br />
Ne benden önce ölen kimse bana bir zarar verir<br />
Ne benden sonrakilerin yaşamı ebedî kılar beni.<br />
Yok olmamı dileyip, öleceğimi söyleyen kimse<br />
Kendi helak olabilir ben can vermeden önce.(23)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>CAHİLLE MUHATAP OLUNMAZ</strong></span></p>
<p>Bir düşük sövse bana şerefimi yükseltir<br />
Asıl ayıp, ona kötü söz söylemektir<br />
Şayet kendime ihtiram etmeseydim<br />
Alçaklarla dövüş için nefsime fırsat verirdim.</p>
<p>Ve eğer yalnız kendimi düşünseydim<br />
Beni arzularıma boş verir görecektin<br />
Ben dostumu gözetiyorum oysa<br />
Utançtır tok adama, arkadaşı aç olsa.</p>
<p>Edepsiz, benimle pervasızca konuşan<br />
İstemem ona karşılık vermek<br />
Onun şirreti artar, benimse hilmim<br />
Buhur dalı gibi yandıkça güzel kokan.</p>
<p>Cahil konuştuğunda karşılık verme<br />
Hayırlıdır sükût cevap vermenden<br />
Onunla konuşursan sevindirirsin<br />
Halbuki terk edersen kahrolur üzüntüden.(24)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>SUSMAK CEVAPTIR</strong></span></p>
<p>İstediğini söyle, söv bakalım namusuma<br />
Susmam cevaptır serserilere<br />
Cevap vermekten acizim sanma<br />
Fakat aslanlar cevap vermez köpeklere.(25)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>SUSMAK SELÂMETTİR</strong></span></p>
<p>Sustun ama aleyhinde bulunuldu, dediler<br />
Cevap kötülük kapısının anahtarıdır, dedim.<br />
Şereftir, cahile, ahmağa karşı susmak,<br />
Üstelik namusunu haysiyetini korumak.<br />
Görmez misin susan aslandan nasıl korkulur<br />
Köpek ömrünce havlar ama taşa tutulur.(26)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>KAPIYA YÖNELMEK</strong></span></p>
<p>Bâtılı hakka katarsan reddeder onu<br />
Diyelim ki karıştırdın<br />
Hak sabittir, ayrılır ondan.<br />
Doğrusu kaybolursun<br />
Bir işe girmezsen dosdoğru kapısından<br />
Kapıya yönelirsen yolu bulursun.(27)</p>
<p><strong>GÖRÜŞ</strong></p>
<p>Açma herkese fikrini<br />
Görüş almak istemeyen<br />
Ne senden hoşnut olacaktır<br />
Ne yararlanacaktır fikrinden.(28)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>İLMİ HAKEDENE VER</strong></span></p>
<p>İnci mi saçayım, davar sürüsü içinde<br />
Koyun çobanlarına edebiyat mı düzeyim<br />
Ömrüme andolsun ki<br />
Bir beldenin şerriyle yok olsam da<br />
Zayi edecek değilim<br />
Paha biçilmez sözleri aralarında<br />
Aziz Allah lütfuyla kolaylaştırıp<br />
Rast getirirse beni ilim ve hikmet ehline<br />
Faydalıyı vereceğim, sevgilerine bedel<br />
Bu olmazsa gizleneceğim<br />
Bilgilerimle beraber.</p>
<p>Cahillere ilim veren onu zayi etmiştir<br />
Kim de esirgerse ilmi hak edenlerden<br />
Kendine zulmetmiştir.(29)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>TESLİMİYET VE İTİDAL</strong></span></p>
<p>Bir kapı kapanınca bir başka kapı açılır<br />
Evet, zor işler an gelir kolaylaşır<br />
Sıkıntıdan sonra gelir ferahlık<br />
Dar yolların içinde genişlikler saklıdır.<br />
Bir üzüntüye bedel vardır iki kolaylığın<br />
Sakin ol, faydası yoktur gamın<br />
Ne kadar güçsüz kaldın korktukların yanında<br />
Korkulacak bir şey yoktu aslında<br />
Ne bulutlardan korktun dolu yağdıran<br />
Çok geçmeden kurtuldun, uzaklaştı yanından.<br />
Rızık sana geldi, ona giden sen değildin<br />
İstemekten uykusuz kalmadı ki gözlerin<br />
Nice azgın dev dalgaların üstünden aştın<br />
Ailenden uzaklaşıp, gurbete düştün</p>
<p>Bir dilenci gördüğünde saklanırken insanlar<br />
Rabbimden isteyenle, rabbimin arasında<br />
Ne bir engel ne de bir perde var.<br />
Fazlıyla karşılık verir O’ndan ümit edenlere<br />
Her an icabet edilir ümitle bekleyenlere<br />
Elinden kaçanlara bir gün olsun üzülme<br />
O’nun rızası ve ecri, değer sabrettiğine.<br />
Ne yazıyorsa amel defterinde onu görürsün<br />
Ya isabet etmişsindir ya da sürünürsün<br />
Kitapta yazılana kim engel olabilir<br />
Kitabın reddettiğini kim gönderebilir<br />
Bazen terketmezsen bir süsü, bir ziyneti<br />
İnsanlar onu şüpheli bulabilir.<br />
Öyle yerlere düşer helak olursun ki sen<br />
Üstüne yağan oklar<br />
İsabet etmiştir onun yüzünden.<br />
Açıkla yaşadığın zamanı fakat aşırı gitme<br />
Doğrusu bu yaşadığın zaman bir nevi azaptır</p>
<p>Kınamayı azalt, zira hakkı olduğu halde<br />
Kınayan kimse kalmadı şu zamanda.<br />
İnsanlar toplu halde geçip gittiler<br />
Fakat yoktu yanlarında<br />
Köpeklerin ihtiram ettiği o düşük şahsiyetler.<br />
Kara simalıları<br />
Çıkarlar karşına müjdelemek için seni<br />
En nazik olanları selam yerine küfrederler<br />
Ihsan et, hür insan güzele tâbi olandır<br />
Hürriyet, onlardan uzaklaşıp kendini korumaktır.<br />
Allah muhtaç etmezse onlara kaçar, kurtulur<br />
Yoksa yanlış ve doğru arasında bocalar durur.<br />
Arzularını boş ver, zira arzular<br />
Ayıplanacakları yere sevk eder nefisleri.<br />
Cevabı vardır bütün sözlerin<br />
Konuşmadan önce seç sözlerini<br />
İçine nükte katsan daha iyidir<br />
öyle sözler vardır ki yakar içleri.(30)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>AĞARAN SAÇLAR</strong></span></p>
<p>Ateşim söndü, saçlarımın yanmasıyla<br />
Ve gecem karardı ışıyan alevinden<br />
Hangi baykuş başıma yuva yapmış<br />
Kargaları uçtuğunda karşı çıkmama rağmen.</p>
<p>Terkettin beni, görüp ömrümün harabını<br />
Sığınağın her diyarın yıkıntıları<br />
Zevk alır mıyım hayattan, geldikten sonra<br />
Yaşlılığın öncüleri şakaklarıma &#8211; ki fayda vermiyor kına</p>
<p>Saçı beyazlar rengi sararırsa insan<br />
Güzel günlerinden bile ıstırap duyar.<br />
Çirkin işleri bırak, haramdır<br />
Takva sahiplerinin bunları işlemesi.<br />
Makamının zekâtını ver ve bil ki<br />
Nisaba erişmiştir malın zekâtı gibi.</p>
<p>Ihsan et hürlere, köle olurlar sana<br />
Cömertlerin ticareti insanı devşirmektir<br />
Yürüme yollarında yeryüzünün gururla<br />
Birazdan toprağı seni kaplayabilir.</p>
<p>Kim tadarsa dünyayı &#8211; ki ben tattım &#8211;<br />
Sunuldu bize şerbeti ve azabı<br />
Yalnız fanilik gördüm ve yalnız aldanış<br />
Sahranın ortasında belirir ya serabı.</p>
<p>Bir leşti hareketsiz,<br />
Etrafına üşüşmüş köpeklerin arzusu<br />
Onu çekiştirmekti.<br />
Uzak durabilirsen, kurtulursun elinden<br />
Saldırır köpekleri, çekiştirmek istersen.</p>
<p>Ne mutlu evinin köşesini sevene<br />
Kapıları kapalı, perdeleri çekili.(31)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>KANAAT VE TAKVA</strong></span></p>
<p>Aziz olur kim kanaat ederse<br />
Mahluka boyun eğmez çözmezse peçesini<br />
Tecrübelerden öğrendiğim onura dair<br />
Kanaatten daha aziz izzet yoktur dünyada<br />
Sen onu nefsin için sermaye yapmalısın<br />
Ve sonra takva malın olmalı senin<br />
Hayırlar işle gücün yettiğince<br />
Sakın uyma arzularına nefsinin<br />
Salihleri severim onlardan değilsem de<br />
Şefaatlerine ulaşmak için herhalde.<br />
Nefret ederim günah tüccarlarından<br />
Her ne kadar bizde de bulunsa aynı maldan.(32)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>GELİP GEÇEN BİR FIRSATTIR BAHTİYARLIK</strong></span></p>
<p>İnsan insanla madem ki hayat birlikte<br />
Mutluluk arada bir gelir, bir esintidir,<br />
İnsanların ihtiyaçlarını gideren adam<br />
Bil ki en üstün insandır halkın içinde<br />
Gücün yetiyorsa elini çekme artık<br />
Birine iyilikten sakın çekinme<br />
Çünkü gelip geçen bir fırsattır bahtiyarlık<br />
Şükret Allah&#8217;ın yarattığı nimetlere<br />
O nimetler ki bahşedilmiştir sana<br />
Ve muhtaç değilsin başka insanlara.<br />
Bir millet ölse de yaşar hep cömertliği<br />
Yaşayan öyle insanlar da vardır ki<br />
Çoktan ölmüşlerdir toplumun nazarında.(33)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ONURLU KİMSELERİN İMTİHANI</strong></span></p>
<p>Yayılıp, dilediğini yiyen develer görürüm<br />
Ömrünce susuz kalmış aç aslanlar bilirim<br />
Bir lokma bulamazken kavmin eşrafı<br />
Şerefsizlerin tıkınmasına ne derim<br />
Bıldırcın ve kudret helvası.<br />
Mahlukatın hakimince verilmiş bir hükümdür<br />
Acılığına rağmen hükme kim direnebilir<br />
Kim bilirse zamanın kalleşliğini ve değişkenliğini<br />
Belâlara sabreder, açığa vurmaz şikayetini.(34)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>TEVAZU</strong></span></p>
<p>Bir meclise dâhil olmak istediğinde<br />
Kendini görmelisin hep alt mertebelerde.<br />
Yüceltirlerse seni, bu onların ikramıdır<br />
Yerinde bırakırlarsa<br />
De, bu benim makamımdır.(35)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>’İNSANLARIN DA GÖZLERİ VARDIR</strong></span></p>
<p>Namusun korunmuş, dindarlığın tam<br />
Helâk olmadan yaşamak istiyorsan<br />
Başkasının ayıbını anmasın dilin<br />
İnsanların da dilleri vardır<br />
Ve üstelik sen<br />
Ayıplardan ibaretsin.</p>
<p>Ele vermek isterse gözlerin ayıpları<br />
Çevir başını ve ona de ki<br />
Ey göz, insanların da vardır gözleri.</p>
<p>İnsanlara muamelen güzel olmalı<br />
Zalimleri de hoş gör, bağışla<br />
Savunmak istiyorsan illâ kendini<br />
İyilikle et kendini müdafaa(36)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>TARTIŞMA VE TEDBİR</strong></span></p>
<p>Eğer erdemli ve haberdarsan<br />
Öncekilerin ve sonrakilerin nasıl ihtilâf ettiğinden<br />
Sükûnet içinde münazara et, ağırbaşlı ol<br />
Ne ısrar et ne de kibirlen.<br />
Faydadır sana, minnetsiz istifadesi<br />
Lâtif nükteler ve nadir hikmetlerden.<br />
Aman sakın kavgaya tutuşmaktan<br />
Gösteriş için, yendim deyip caka satmaktan.<br />
İşte kötülük bu kıyılarda gezer<br />
Edepli insan tedbirli olup<br />
Bir noktada kesişmeyi ister.(37)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>HAK</strong></span></p>
<p>Hak sahibinin hakkını bil, hak ettiğinde hakkı<br />
İnkâr edende yoktur hayır<br />
Hak sahibi hak ettiğinde hakkı.(38)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>BANA YETİŞEBİLİR MİSİN?</strong></span></p>
<p>İlim tasnifiyle uykusuz kalmam<br />
Daha hoş gelir bana<br />
Süslü, güzel bir kadından<br />
Boyunlardaki kokudan.<br />
Kalemimin kağıtlar üstündeki hışırtısı<br />
Daha hoştur<br />
İnsanlara karışmaktan ve âşıklardan.<br />
Kızın defe vurmasından daha tatlıdır<br />
Yapraklarından kumlar dökülsün diye<br />
Defterlerime vurmam.<br />
Derste sevinçle eğilmem<br />
Üstüne çözmek için<br />
İlmi bir meselenin<br />
Daha lezzetlidir şarabından sâkinin.<br />
Ben uykusuz gecelerken<br />
Uyuyordun sen<br />
Nasıl bana yetişirsin<br />
Durum böyleyken(39)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>İNSANLAR İLMİN HİZMETKARIDIR</strong></span></p>
<p>Kendisine hizmet edene<br />
Hizmet ettirmesi tüm insanları<br />
İlmin üstünlüğünden.<br />
İnsan, namusunu, canını<br />
Nasıl sakınıyorsa,<br />
Öyle korumalıdır ilmi<br />
Halkın şerrinden.<br />
Kim ilim sahibi olur da<br />
Cahillik edip vermezse onu ehline<br />
Bil ki zulmetmiştir ilme.(40)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ALLAH&#8217;IN GÖZETTİĞİ GERİ DÖNER</strong></span></p>
<p>İlmim yeter bana, fayda verirse ,<br />
Zilletin kaynağı tamahkârlıktır.<br />
Yaptığı kötülükten döner elbette<br />
Allah’ın gözettiği kullar.<br />
Kuşlar uçar ve yükselir ama<br />
Uçtukları gibi konarlar.(41)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>&#8216;&#8221;BİLMİYORUM İLMİ&#8221;</strong></span></p>
<p>Nasıl bileceksin<br />
Hem bilmiyor, hem de sormuyorsun bilenden<br />
Şayet bilseydin ya da<br />
Bildiğini zannetseydin<br />
&#8220;Bilmiyorum ilmi&#8221;ni bilen birine<br />
Muhalefet etmezdin.(42)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>İLİM NURDUR</strong></span></p>
<p>İmam Şâfiî, &#8220;Yedi yaşında Kur&#8217;an’ı, on yaşında Muvattâ&#8217;yı ezberledim” deme­sine rağmen ezberinin zayıf olduğundan şikayet etmekte ve şöyle demektedir*</p>
<p>Vekl’e ezberimin iyi olmadığından yakındım,**<br />
Bana, günahları terketmemi söyledi.<br />
Bilirdi ki ilim nurdur<br />
Allah’ın nurundan nasiplenemez âsi.(43)</p>
<p>* Muvattâ; İmam Mâlikin derlediği hadis kitabıdır.<br />
** Vekf bin el-Cerrah, Irakta çağının muhaddisidir.129 hicrî (miladî 746) yılında Kûfe&#8217;de doğmuş, 197 hicri (miladi 812) yılında yine Kûfe&#8217;de vefat etmiştir.</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>HADİS</strong></span></p>
<p>Gençler meclisine ikramda bulun<br />
Sidr bitkisinin yaprakları gibi kokarlar<br />
Kalplerle göğüsler arasını<br />
Aşk ibrikleriyle hep doldururlar.<br />
Hadistir içtikleri şarap<br />
Kadehleri sonsuza dek<br />
Elden ele dolaşır.<br />
Ne zaman ayrılık düşse içlerine<br />
Ne zaman bölünüp parçalansalar<br />
Tehlike gelir çatar<br />
Bu onların imtihanları işte.(44)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>YÜKSELMEK</strong></span></p>
<p>Çabayla elde edilir yüksek yerler<br />
Kim yükselmek isterse, uykusuz geceler.<br />
Çalışıp, çabalamadan yükselmek isterse kim<br />
Boş yere ömür geçirir bir şey elde etmeksizin<br />
Önce izzete eriş, sonra uyursun gece<br />
Çünkü denize dalar, her kim inci isterse.(45)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>BOŞ SÖZ</strong></span></p>
<p>Boş sözde hayır yoktur<br />
Aslına bakacak olursan<br />
Gencin susması daha güzeldir<br />
Vakitsiz konuşmaktan.<br />
Belli olur şahsiyeti<br />
Alnındaki parıltıdan<br />
Kim gizlenebilir senden<br />
İçi dışı bir olan dostuna bakarken sen.<br />
Ne emin kimseler vardır ki inançlarından<br />
Küfür yenmiştir imanlarını<br />
Ve çevirmiştir görüşünü başka görüşe<br />
Sonunda satarak dinlerini<br />
Satın almışlardır dünyalarını.(46)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>HILIM VE EDEP</strong></span></p>
<p>Ne hilim*, ne ilim &#8221;edep”siz olmaz<br />
Bir kavmin halimleri bilmemezlikten gelmez<br />
Tecâhül** pis kişinin elbisesidir<br />
O elbiseyi sefihler giyinir.(47)</p>
<p>* Hilim: Akıl, hoşgörü, yumuşak başlılık, olgunluk, sağduyu. ** Tecâhül: Bilmemezlikten gelme.</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>BİDAT HASATÇILARI</strong></span></p>
<p>Dinde bidat çıkarmadıkça<br />
Rahat etmez içleri.<br />
Akıllarına uymuş bazı insanlar<br />
Yaparlar resullerin<br />
Yapmadığı işleri.<br />
Risaleti taşımakken<br />
Onların görevleri<br />
Hafife alır çoğu<br />
Allah&#8217;ın yüce dinini.(48)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>HULEFÂ-I RÂŞIDÎN</strong></span></p>
<p>Allah’tan başka rab olmadığına şehadet ettim<br />
Ve şehadet ederim ki diriliş hak ve gerçektir.<br />
İman açıklanmış bir söz ve temiz fiildir.<br />
Üstelik hem artar hem eksilir.<br />
Ebu Bekir rabbinin halifesidir<br />
Ebu Hafs* da hayır üzre titizdir<br />
Rabbim şahit olsun ki Osman ne faziletlidir<br />
Ali&#8217;nin fazileti ise daha özeldir<br />
Onlar imamlarıdır ümmetin; izlerinde yürünür.<br />
Kadirlerini bilmeyip kınamaya kalkanlar<br />
Allah&#8217;ın kınamasıyla yüzüstü sürünür.(49)</p>
<p>* Ebu Hafs, Hz. Ömer (r.a.)&#8217;in lakabıdır.</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>KANAAT VE SABIR</strong></span></p>
<p>Korusun diye kanaat zırhını giydim<br />
Namusumu saklıyor, koruyorum onunla<br />
Hain zamandan kaçmak ne mümkün<br />
Ki üstüme geliyor, hedefi oldum<br />
Ölüm ve fakirlik oklarıyla.<br />
Ölüme karşı silahım Allah ve afvı<br />
Yoksulluğa karşı sığındım sabra.(50)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>RIZA GÖZÜ GÖRMEZ</strong></span></p>
<p>Rıza gözü örterken tüm ayıpları<br />
Öfke gözü döker tüm kusurları<br />
Bana saygı göstermeyene saygı göstermem<br />
Beni gözetmeyeni gözetmem asla<br />
Benden uzaklaşandan uzak düşerim<br />
Bana yaklaşan, yaklaşır dostluğuma<br />
Hayatta muhtaç değiliz birbirimize<br />
Ölsek zaten ihtiyaç duymaz<br />
Birimiz diğerine.(51)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>İNSANIN DEĞERİ IHSAN ETTİĞİYLEDİR</strong></span></p>
<p>İmam Şâfiî, Sâmira* kentine vardığında, üzerinde eski ve kirli bir elbise vardı. Saçı da uzamıştı. Hemen bir berbere gittiyse de, İmam Şafiî&#8217;yi tanımayan ber­ber onu kirli bulup; &#8220;başkasına git&#8221; dedi. Bu durum Şafiî&#8217;nin gücüne gitmiş, kendisine hizmet eden delikanlıya dönüp: &#8220;Yarımda ne kadar para var?&#8221; diye sormuştu. Delikanlı: &#8220;On dinar&#8221; deyince Şafiî: &#8220;Onu berbere ver!&#8221; dedi. Deli­kanlı parayı berbere verdiğinde îmam Şâfiî şu beyitleri okudu: 1</p>
<p>Üzerimde bir elbise var<br />
Tamamı bir kuruşa satılsa<br />
Bir kuruş fazladır ona<br />
İçinde ise bir can taşır ki<br />
Daha azametli ve daha yücedir<br />
Bazılarıyla kıyaslanırsa<br />
Kılıca zarar vermez kını eskise de<br />
Parçalar değdiğinde eğer keskinse<br />
Günler hakir görüyor<br />
Şeklimi şemâlimi<br />
Parçalanmış kılıflarda<br />
Ne kılıçlar vardır, değil mi?(52)</p>
<p>* Sâmira: Diğer adı Şerre Men Reâ (Gören Mutlu Oldu)’dur. Dicle kıyısında bir İrak şehri</p>
<p>İmam Şafii&#8217;nin Şiirleri/Divan,Çev:A.Ali Ural</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>Kaynaklar:</strong></span></p>
<p>(1)-Bahauddin Muhammed el-Hemedânî, el-Mihlât, s. 132.</p>
<p>(2)-Fahreddin er-Râzi, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfıî, s. 111-112 / Esnevî, Tabakâtu&#8217;ş-Şâfıîyeti&#8217;l-Kubrâ, S. 14 / Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfıî, c.2, s. 118</p>
<p>(3)- el-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şafiî, c.2, s.109.</p>
<p>(4)- Şihabuddîn Muhammed el-Ebşîhî, el-Müstetraffi Külli Fennin Müstezraf, c.l, s. 236</p>
<p>(5)-İbn Kesîr, el-Bidâye ve&#8217;n-Nihâye, c.10, s. 254 / es-Subkî, Tabakâtu’ş-Şâfiîyye, c.l, s. 156</p>
<p>(6)-Semîru&#8217;l-Mu &#8216;minin, s. 160.</p>
<p>(7)-Muhammed Abdurrahim, Divânu&#8217;ş-Şâfiî, s. 174.</p>
<p>(8)-Yakut el-Hamevî, Mu&#8217;cemu&#8217;l-Udebâ, c.17, s.306-307.</p>
<p>(9)-Ali Fikri, Ahsenu&#8217;l-Kısas, c.4, s. 120.</p>
<p>(10)-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s. 106. / Fahreddîn er-Râzî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, s.205.</p>
<p>(11)-Abdulhalîm el-Cundî, İmam Şâfiî, s.64.</p>
<p>(12)-Abdulmu’min eş-Şeblencî, Nûru’l-Ebsâr, s.236.</p>
<p>(13)-İbn Hacer el-Askalânî, Tevâli&#8217;t-Te&#8217;sis, s.73.</p>
<p>(14)-el-Beyhaki, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s. 100.</p>
<p>(15)-el-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.84.</p>
<p>(16)-Ahmed Es&#8217;ad el-Hâşimî, Cevâhiru&#8217;l-Edeb, s.665</p>
<p>(17)-Muhammed Abdurrahim, Dîvânu’ş-Şâfiî, s.333</p>
<p>(18)-el-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.66. / Fahreddin er-Râzı, Menâkıbu’ş-Şâfiî, s.112.</p>
<p>(19)-es-Subkî, Tabakâtu’ş-Şâfiiyye, c.l, s.161. /İbnu’l-İmâd, Şezerâtu&#8217;z-Zeheb, c.2, s.11. / İbn<br />
Hallikân, Vefeyâtu&#8217;l-A’yân, c.4, s.16.</p>
<p>(20)-el-Beyhakî, Menâkıbu’ş-Şâfiî, c.2, s.91. / Fahreddîn er-Râzi, Menâkıbu’ş-Şâfiî, s.113.</p>
<p>(21)-Bahauddin Muhammed el-Hemedânî, el-Keşkûl, el-Kâmil, c.l, s.32 / Husnî Nâisa,</p>
<p>(22)-Yakut el-Hamevî, Mu&#8217;cemu&#8217;l-Udebâ, c.17, s.308 / İbn Asâkir, Târihu Dımışk, c.10, s.206</p>
<p>(23)-el-Mes&#8217;ûdî, Murevvicu&#8217;z-Zeheb, c.3, s.373.</p>
<p>(24)-Ali Fikri, Ahsenu&#8217;l-Kısas, c.4, s.105.</p>
<p>(25)- Ali Fikri, Ahsenu&#8217;l-Kısas, c.4, s. 106.</p>
<p>(26)-Husnî Nâisa, Şi&#8217;ru&#8217;l-Fukahâ, s,357</p>
<p>(27)-İbn Asâkir, Târih, c.10, t.2</p>
<p>(28)-Beyhakî, Menakıbu&#8217;l-Şâfii, c.2, s,97 / Fahreddin Razi, Menakibu&#8217;ş Şafii, s.276</p>
<p>(29)- Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.72. / es-Subkî, Tabakâtu&#8217;ş-Şâfiîyye, c. 1, s.294.</p>
<p>(30)-îbn Abdilberr, Behcetu&#8217;l-Mecalis, c.l, s. 181.</p>
<p>(31)-Muhtasar Tezkiretu &#8216;l-Kurtubî, s. 16</p>
<p>(32)-el-Aclûnî, Keşfu&#8217;l-Hafâ, c.2, s.134.</p>
<p>(33)-Husnî en-Nâisa, Şi&#8217;ru’l-Fukahâ, s.370.</p>
<p>(34)-Bahauddîn Muhammed el-Hemedânî, el-Mihlât, s. 132.</p>
<p>(35)-Muhammed Abdurrahim, Divânu&#8217;ş-Şafiî, s.324.</p>
<p>(36)-Bahauddîn Muhammed el-Hemedânî, el-Mihlat, s. 130.</p>
<p>(37)-Fahreddîn er-Râzî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, s.227.</p>
<p>(38)el-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s. 197.</p>
<p>(39)-Abdulmu’min eş-Şeblencî, Nuru&#8217;l-Ebsâr, s.256</p>
<p>(40)-es-Subkî, Tabakâtu&#8217;ş-Şâfiîyye, c.l, s. 159.</p>
<p>(41)-Beyhakî , Menâkıbu&#8217;ş-Şafiî, c.2, s.66. / Fahreddin Râzî, Menâkıbu’ş-Şâfiî, s.l 14.</p>
<p>(42)-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.100. / Fahreddin er-Râzî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, s.l 11.</p>
<p>(43)-İbn Hacer el-Askalânî, Tevâli&#8217;t-Te&#8217;sîs, s. 145</p>
<p>(44)-Muhammed Abdurrahim, Dîvânu&#8217;ş-Şâfiî, s.246.</p>
<p>(45)-Abdullah b.Esad el-Yâfıî, Mir&#8217;âtu&#8217;l-Cinân, c.2, s.26. / Husnî Nâisa, Şi&#8217;ru&#8217;l-Fukahâ, s.360.</p>
<p>(46)-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.88. / İbn Hacer el-Askalânî, Tevâlî&#8217;t-Te&#8217;sîs. s.83.</p>
<p>(47)-Muhammed Abdurrahim, Dîvânu&#8217;ş-Şâfıî, s.389.</p>
<p>(48)-İbn Kesîr, el-Bidaye ve&#8217;n-Nihâye, c.10, s.254.</p>
<p>(49)-es-Subkî, Tabakâtu&#8217;ş-Şâfiî, c.l, s.156 / el-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.67</p>
<p>(50)-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c. 2, s. 65. / Fahreddin, er-Râzî, Menakıbu&#8217;ş-Şâfii, s. 112.</p>
<p>(51)-Muhammed Abdurrahim, Dîvânu&#8217;ş-Şâfiî, s. 416, Zehru&#8217;l-Âdâb, c.l, s. 125</p>
<p>(52)-Beyhakî, Menakıbu&#8217;ş-Şafiî, c.2, s. 108 / Fahreddin er-Râzi, Menakıbu&#8217;ş-Şafiî, s.l 18,119 / Yakut el-Hamevî, Mu&#8217;cem’ul-Udebâ, c.17, s.320</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/">İmam Şafii(r.a) Şiirlerinden Seçmeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ümmetin En Büyüğü Dört  Kiramdır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ummetin-en-buyugu-dort-kiramdir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ummetin-en-buyugu-dort-kiramdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jun 2016 15:27:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Mezhebi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın Allah Teâlâ'nın nezdinde alacağı mertebeler]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetin En Büyüğü Dört Kiramdır]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetin En Büyüğü Hz.Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[Ashâb-ı Kiramın Bütün Tabakalarını Sevmek Gerekir]]></category>
		<category><![CDATA[Ashab ve Ehl-i Beyti Sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ashab ve Ehli Beyti Sevmek İmanın Alâmetidir]]></category>
		<category><![CDATA[Ashab-ı Kiramı Tazimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ashab'ın Tabakaları]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Hulefa-i Raşidin]]></category>
		<category><![CDATA[Rafizi ve Havariciler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11854</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şübhesiz ashab radıyallâhu anhum, ümmetin en büyükleridir. Onların da tertib üzere en büyüğü Hazreti Ebû Bekr Sıddîk radıyallâhu anhudur. Sonra Ömer-ul-Fâruk radıyallâhu anh; sonra Hazreti Osman radıyallâhu anh; sonra Hazreti Ali radıyallâhu anh&#8217;tır. Ve efdal evliyâ Sıddîk-ı Ekber ba&#8217;dehu Fâruk Ve Zinnûreyn&#8217;den sonra Alî&#8217;dir ol Velîyullah Ve evliyânın en üstünü, Sıddîk-i Ekber Hazreti Ebû Bekr&#8217;dir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ummetin-en-buyugu-dort-kiramdir/">Ümmetin En Büyüğü Dört  Kiramdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ummetin-en-buyugu-dort-kiramdir/images-1-57/" rel="attachment wp-att-11855"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-11855" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/images-1-5.jpg" alt="İnsanın Allah Teâlâ'nın nezdinde alacağı mertebeler dörttür" width="524" height="248" /></a></p>
<p>Şübhesiz ashab radıyallâhu anhum, ümmetin en büyükleridir. Onların da tertib üzere en büyüğü Hazreti Ebû Bekr Sıddîk radıyallâhu anhudur. Sonra Ömer-ul-Fâruk radıyallâhu anh; sonra Hazreti Osman radıyallâhu anh; sonra Hazreti Ali radıyallâhu anh&#8217;tır.</p>
<p><em>Ve efdal evliyâ Sıddîk-ı Ekber ba&#8217;dehu Fâruk</em></p>
<p><em>Ve Zinnûreyn&#8217;den sonra Alî&#8217;dir ol Velîyullah</em></p>
<p><em>Ve evliyânın en üstünü, Sıddîk-i Ekber Hazreti Ebû Bekr&#8217;dir. Sonra</em></p>
<p><em>Hazreti Ömer-ul-Fâruk&#8217;tur.</em></p>
<p><em>Sonra iki nur sahibi Hazreti Osman&#8217;dır. Sonra Allah&#8217;ın dostu Hazret}</em></p>
<p><em>Ali&#8217;dir.</em></p>
<p>Ehli Sünnet vel Cemaatin ittifakıyla, ümmetin en büyüğü Sıddîk-ı Ekber; sonra Hazreti Ömer, sonra Hazreti Osman, sonra Hazreti Ali radıyallâhu anhum&#8217;durlar. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;den kalan hilâfet de bu tertib üzere devam etmiştir.</p>
<p><strong>Müslim ve Buhârî&#8217;nin ittifakla tahric ettikleri Ebî Saîd-il-Hudrî ve Abdullah bin Mes&#8217;ûd&#8217;dan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:</strong></p>
<p><em>“Eğer Ben bir kimseyi (en üstün olarak) dost alsaydım, şübhesiz Ebâ Bekr&#8217;i kendime dost ederdim. Lâkin o hakîkaten kardeşim ve arkadaşımdır. Gerçekte Allah Teâlâ arkadaşınızı (kendisini kasdederek) gerçek dost olarak kabul etmiştir.”</em></p>
<p>Bu hadîs-i şerîf Hazreti Ebû Bekr Sıddîk&#8217;ın sadakatini, bağlılığını, yüce makamını ve hilâfetini beyan etmiştir. &#8220;Hullet&#8221;; bütün sevgileri ken­dine hududlandıran ve rızaya layık olan bir makamdır. Peygamber sal­lallâhu aleyhi ve sellem, Allah Teâlâ&#8217;dan başkasını kendisine maksad ve vesile etmediği için,&#8221; “<em>Eğer Ben bir kimseyi (en üstün olarak) dost alsaydım, şübhesiz Ebâ Bekr&#8217;i kendime dost ederdim.</em>” buyurmuştur. Tabiî ki bu, bütün sevgileri Ebû Bekr Sıddîk&#8217;a yöneltmesi risâlet maka­mına uygun olmadığı içindir.</p>
<p>Fakat bundan aşağı olan sohbet ve kar­deşlik makamında, kemâl-i şefkatle en üstün derecede Ebû Bekr Sıddîk&#8217;ı kabul etmesi, Ebû Bekr Sıddîk&#8217;ın kendisine en yakın olduğunu gös­termiştir. Ebû Bekr Sıddîk radıyallâhu anh&#8217;ın üstünlüğünü ve faziletini beyan eden birçok hadisler vardır. Ondan sonra Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem en üstün derecede Hazreti Ömer radıyailâhu anhu&#8217;yu kabul etmiştir. Hazreti Ömer radıyailâhu anh, Fâruk&#8217;tur, yani hak ile bâtıl arasına sed çekendir.</p>
<p><strong>Nitekim İmam Ahmed, Tirmizî, İbnu Habbân, İbnu Adî&#8217;nin tahric ettikleri İbni Ömer radıyailâhu anh&#8217;tan gelen bir rivayette, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:</strong></p>
<p><em>“Gerçekte Allah Teâlâ, gerçek ve doğruyu Ömer&#8217;in dili ve kalbi(nin muvafakati) üzere tayin etmiştir.”</em></p>
<p>Sadakatin en üstünü, dil ve kalbin birleşmesidir. İşte bu hadîs-i şe­rifte Ömer radıyailâhu anh&#8217;ın dilinin ve kalbinin sıddîklık makamında; ve kalbine gelenin vahye mutabık ilham; dilinden çıkanın sünnete mutabık söz olduğu beyan edilmiştir. Artık bu iki büyük halîfenin sıddîklık maka­mına, bu hadisler şahid olarak kâfidir.</p>
<p><strong>Yine Müslim ve Buhârî&#8217;nin de ittifakla tahric ettikleri bir hadiste Sa&#8217;d bin Ebî Vakkas&#8217;ın babası şöyle anlatmıştır: </strong></p>
<p><em>Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in yanına girmek için Ömer izin istedi. Onun yanında Kureyş&#8217; ten birtakım kadınlar vardı. Kendisiyle yüksek sesle konuşuyor ve ondan çok şeyler istiyorlardı. Ömer izin isteyince kadınlar kalkarak perdeye koştular. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de ona izin verdi. Hazreti Omer radıyallâhu anh içeri girince Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in güldüğünü müşahade etti; şive âdeti üzere: “Allah ömrünü güldürsün ya Rasûlallah.” dedi. </em></p>
<p><em>Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Şu Benim yanımda olanlara şaştım. Senin sesini işitince perdeye koştular.” buyurdu. Bunun üzerine Ömer radıyallâhu anh: “Ya Rasûlallah onların çekilmesine Sen daha layıksın.” dedikten sonra kadınlara dönerek: “Ey nefslerinin düşmanları, Rasûlullah sal­lallâhu aleyhi ve sellem&#8217;den çekinmiyorsunuz da, benden mi çekini­yorsunuz.&#8221; dedi. Perde arkasında olan kadınlar: “Evet, sen Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;den daha sertsin.” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:</em></p>
<p><em>“Nefsim kudretiyle yaşayan Allah&#8217;a andolsun, hiçbir zaman sü­lük edeceğin bir yolda şeytan sana rastlamaz ki, yol edinmiş oldu­ğun caddeden başkasını yol edinmemiş olsun.”</em></p>
<p>Bu hadîs-i şerîf, Hazreti Ömer&#8217;i mübalağa olarak övmüştür. Bir cad­dede dahi rastlarsa şeytanın mutlaka yolunu değiştireceğini ve ondan kaçacağını ifade etmiştir. Bu hadîsin delâletiyle rahatlıkla diyebiliriz ki, şeytan huylulardan başkası Hazreti Ömer&#8217;in hakkında şübhe etmez. Hazreti Ömer de, Ebû Bekr Sıddîk radıyallâhu anh&#8217;ı daima takdim ederdi.</p>
<p><strong>Müslim ve Buhârî&#8217;nin tahric ettikleri bir hadîs-i şerîfte, Abdullah bin Abbas radıyallâhu anh şöyle anlatmıştır: </strong></p>
<p><em>Hazreti Ömer&#8217;i teneşir üzerine koyduklarında ashab ağlaşıp dua ediyorlardı. Arkamda birisinin iki elle­rini omzuma koyarak şöyle dediğini işittim: “Hakîkaten ben Allah Teâlâ&#8217; nın seni arkadaşlarınla beraber kılacağını umarım. Çünkü çoğu zaman Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in: “Ben idim. Ebû Bekr ve Ömer&#8230;” “Ben işledim. Ebû Bekr ve Ömer&#8230;” “Ben yürüdüm. Ebû Bekr ve Ömer&#8230;” “Ben girdim. Ebû Bekr ve Ömer&#8230;” “Ben çıktım. Ebû Bekr ve Ömer&#8230;” diyerek her sözünde, Ebû Bekr&#8217;den sonra seni andığını işittim.” Arkama baktım, ne bakayım ki Ali bin Ebî Tâlib radıyallâhu Teâlâ anh&#8217;tır.</em></p>
<p>Bu hadîs-i şerîf gösteriyor ki Hazreti Ali radıyallâhu anh, bu iki bü­yük zevatı herkesten takdim etmiştir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in sözlerindeki takdimini de delil göstermiştir ve onları takdir etmiştir.</p>
<p>Şübhesiz bu ikiden sonra en üstün sahabî ve halîfe, Hazreti Os­man radıyallâhu Teâlâ anh’tır.</p>
<p><strong>Müslim ve Buhârî’nin de tahric ettiği bir hadîs-i şerîfte Ebû Mûsâ el-Eş&#8217;arî radıyallâhu anh şöyle anlatmıştır: </strong></p>
<p><em>&#8221;Ben Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;i evinde ziyaret etmek istedim, bulamadım.Bana şu tarafa doğru gitti dediler. Ben de Onu soruşturarak izinden yola çıktım.Nihayet Eriz kuyusuna girdi. Ben de kapıda oturdum. Onun kapısı hurma dalından idi. Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem hacetini görüp abdesti alınca kalkarak yanına vardım. Bir de baktım, Eriz kuyusunun kenarına oturmuş, kuyunun kenarını, ortalamış, baldırlarını açmış ve onları kuyunun içine sarkıtmış. Ona selam verdim. Sonra giderek kapının yanına oturdum. (Kendi kendime) Bugün mutlaka Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;in kapıcısı olacağım dedim. Az sonra Ebû Bekr geldi ve kapıyı çaldı.</em></p>
<p><em>-Kim O? dedim.</em></p>
<p><em>-Ebû Bekr.. dedi.</em></p>
<p><em>-Ağır ol., dedim. Sonra giderek:</em></p>
<p><em>-Yâ Rasûlallah, bu Ebû Bekr&#8217;dir; izin istiyor., dedim.</em></p>
<p><em>“Ona izin ver; ve kendisini cennetle müjdele.” buyurdu. Ben dönüp geldim ve Ebû Bekr&#8217;e:</em></p>
<p><em>-Gir. Hem Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem seni cennetle müj­deliyor.. dedim. Ebû Bekr girdi. Ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sel­lem&#8217;in sağ tarafına onunla birlikte kuyunun kenarına oturdu. Ayaklarını da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in yaptığı gibi kuyuya sarkıttı. Ve baldırlarını açtı. Sonra ben (kapı yanına) döndüm ve oturdum. Kar­deşimi abdest alırken bırakmıştım. Bana yetişecekti. (İçimden kardeşimi kasdederek) Eğer Allah filana hayr murad ettiyse, onu (buraya) getirir dedim. Bir de baktım; bir insan kapıyı kıpırdatıyor:</em></p>
<p><em>-Kim o? dedim.</em></p>
<p><em>-Ömer bin Hattâb&#8217;ım.. dedi.</em></p>
<p><em>-Ağır ol., dedim. Sonra Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;e ge­lerek selam verdim ve:</em></p>
<p><em>-Bu Ömer&#8217;dir; izin istiyor., dedim.</em></p>
<p><em>“Ona izin ver; ve kendisini cennetle müjdele.” buyurdular. He­men Ömer&#8217;e gelerek:</em></p>
<p><em>-İzin verdi. Hem Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem seni cen­netle müjdeliyor., dedim. O da girdi. Ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;le birlikte onun sol tarafına kuyu kenarına oturdu. Ayaklarını da kuyuya sarkıttı. Sonra (ben kapı yanına) dönerek oturdum. Ve (karde­şimi kasdederek) Allah filana hayr murad ettiyse onu (buraya) getirir, dedim. Derken az sonra bir insan gelerek kapıyı salladı.</em></p>
<p><em>-Kim o? dedim.</em></p>
<p><em>-Osman bin Affan&#8217;ım.. dedi.</em></p>
<p><em>-Ağır ol;, dedim ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;e gelerek kendisine haber verdim:</em></p>
<p><em>“Ona izin ver; ve başına gelecek bir bela ile birlikte kendisini cennetle müjdele.” buyurdu. Hemen geldim ve:</em></p>
<p><em>-Gir Hem Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem başına gelecek bir bela ile birlikte seni cennetle müjdeliyor., dedim. O da girdi. Fakat kuyu kenarını dolmuş buldu. Ve öbür taraftan onların karşılarına oturdu.&#8221;</em></p>
<p>Bu hâdisede, üç halîfenin tertib üzere hilâfetlerine; ve vefatlarından sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;le Ebû Bekr ve Ömer radıyallâhu anhumâ&#8217;nın bir arada olmasına işaretler vardır. Olay da öyle vuku bulmuştur.. Ayrıca Hazreti Osman radıyallâhu anh&#8217;ın fazileti hak­kında birçok hadisler vardır. Allâme Teftezânî diyor ki: «Hazreti Ali radı-yallâhu Teâlâ anh dahi, üçüne de bîat etmiştir. Eğer hilâfet bunlardan önce kendisinin hakkı olsaydı, hakkını taleb ederdi.</p>
<p>Nitekim Hazreti Muaviye&#8217;den hakkını taleb etmiştir Hazreti Ömer radıyallâhu Teâlâ anh, vefatında, hilâfeti şûrâya bıraktı. Ashâb-ı şûrâ, Osman, Ali, Abdur- rahman bin Avf, Talhâ, Zübeyr ve Sa&#8217;d bin Ebî Vakkas radıyallâhu an- hum idiler. Bunlardan beşi, halîfeyi tayin etmek işini Abdurrahman bin Avf radıyallâhu anh&#8217;a havale ettiler ve hükmüne razı oldular. Abdur­rahman bin Avf da Hazreti Osman&#8217;a bîat etti, seçti. Ashâb-ı kiram da ona ittifak ettiler, emr ve yasaklarına boyun eğdiler. Arkasında cum&#8217;â ve bay­ram namazını kıldılar. Hâsılı Hazreti Osman, ashâb-ı kirâmın icmâıyla halîfe olmuştur.</p>
<p>Sonra Hazreti Osman radıyallâhu anh şehid olunca haliyle işi mühmel bıraktı, yani vakit bulamadı. Muhacir ve ensar Ali radıyallâhu anh&#8217;a bîat ederek, hilâfetin kabûlünü istirham ettiler. Çünkü bu üçten sonra hilâfete kendisinden daha layık ve daha üstün, daha müstehak yoktu. Hazreti Ali radıyallâhu Teâlâ anh, dördüncü halîfe ola­rak tayin edilmiştir. Ehli Sünnet velCemaat bunda ittifak ettiler. »</p>
<p><strong>Müslim ve Buhârî&#8217;nin tahric ettikleri bir hadiste, Amr bin As şöyle an­latıyor: </strong></p>
<p><em>Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir müfreze başında beni Selâsil adlı yere göndermişti.. Ona döndüm:</em></p>
<p><em>-Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, en çok kimi seversin?</em></p>
<p><em>-Ayşe.</em></p>
<p><em>-Erkeklerden?</em></p>
<p><em>-Babası.</em></p>
<p><em>-Sonra kimi seversin?</em></p>
<p><em>“Ömer.” buyurdu; ve akabinde birkaç adamın ismini saydı. Beni en sonraya bırakacağından korktum, sükut ettim.</em></p>
<p><em>Yine Buhârî&#8217;nin de tahric ettiği bir hadiste, Hazreti Ali&#8217;nin oğlu Mu- hammed bin Halîfe şöyle anlatmıştır: Babamdan sordum:</em></p>
<p><em>-Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;den sonra hangi insan da­ha hayrlıdır?</em></p>
<p><em>-Ebûbekr.</em></p>
<p><em>-Sonra kim?</em></p>
<p><em>-Ömer., dedi. Sonra Osman diyeceğinden endişe ettim: “Sonra babam.” dedim.</em></p>
<p><em>“Hayır hayır, ben müslümanlardan bir adamım.”</em> dedi.</p>
<p><strong>Yine Buhârî&#8217;nin tahric ettiği bir hadiste, Enes radıyallâhu anh şöyle demiştir: </strong></p>
<p><em>Peygamber sallallâhu aleyhi ve   seliem, Ebû Bekr,  Ömer ve Osman&#8217;la birlikte Uhud dağının tepesinde  oturmuşlardı. Dağ  sallandı.</em></p>
<p><em>Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ayağını yere vurarak:</em></p>
<p><em>“Sebat et (ey) Uhud! Ancak senin üzerinde bir Nebî, bir sıddîk ve iki şehid vardır.”</em> buyurdu.</p>
<p>Hazreti Ali radıyallâhu anh&#8217;ın, fazileti ve üstünlüğü yücedir. Nitekim Müslim ve Buhârî&#8217;nin de tahric ettikleri Sa&#8217;d bin Ebî Vakkas&#8217;tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti Ali’ye hitâben:</p>
<p><em>“Sen Bana yakınlıkta Musa&#8217;ya nazaran Hârûn&#8217;un yerindesin. Şu kadar ki, Benden sonra nebî yoktur.”</em></p>
<p><strong>Kâdı Îyaz diyor ki:</strong> «Râfızîler, Şia&#8217;nın şâir fırkaları, bu hadîs-i şerîfi delil göstererek, Peygamber&#8217;den sonra hilâfetin Hazreti Ali&#8217;nin hakkı ol­duğunu; sahabenin, onu takdim etmedikleri için -summe kellâ ve hâşâ- kafir olduklarını iddia ettiler. Bunların küfründe şübhe yoktur. Birtakımları da: “Hazreti Ali de ashabdan hakkını taleb etmediği için kafir oldu.” dedi­ler. Bunların delillerini zikretmek, fitne ve fesaddan başkası değildir. Bu iki taife de saadette yaşayan sahabeyi tekfir ettikleri için, küfürlerinde şübhe yoktur. İslam şeriati bunların aleyhindedir. Bu hadîs-i şerîfte onla­ra hiçbir delil yoktur.</p>
<p>Bilakis bu hadîs-i şerîfte Hazreti Ali&#8217;nin fazileti hu­susunda beyan vardır. Hazreti Ali&#8217;nin önceki üç halîfeden daha faziletli olmasına da delâlet etmez. Hazreti Ali&#8217;nin Peygamber&#8217;den sonra halîfe olacağına dair de bu hadisle istidlal edilemez. Ancak Peygamber sal­lallâhu aleyhi ve sellem Hazreti Ali&#8217;yi Tebük gazvesinde Medine&#8217;ye yeri­ne bırakmıştı. Kaldı ki, Hârûn aleyhisselam Mûsâ aleyhisselam&#8217;dan son­ra halîfe olmamıştır. Çünkü Hârûn aleyhisselam Mûsâ aleyhisselam&#8217;dan takriben kırk sene evvel vefat etmiştir. Mûsâ aleyhisselam münâcâta gittiği zaman, onu İsrail oğullarına yerine bırakmıştı.»</p>
<p>Tîbî de aynı manayı ifade ederek ilmi bir sûrette aynısını söylemiştir.</p>
<p>Her nasıl olursa olsun bu hadîs-i şerif, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;den sonra Hazreti Ali&#8217;nin halîfe olacağına delil değildir. Şübhesiz Hazreti Ali radıyallâhu anh, Hazreti Osman&#8217;dan sonra şâir ashab­dan üstündür. Hazreti Ali&#8217;den buğzeden yahud da Hazreti Ali için diğer sahabeden buğzeden, dalâlettedir. Binaenaleyh Şia ve Hâricîlerin söz­lerine asla itibar ve itimad yoktur. Medâr-ı teessüf şudur ki, bir kısım ba­sireti kör insanlar, Hazreti Osman&#8217;a, kimisi Hazreti Ali&#8217;ye dil uzatmakta cür&#8217;et ederler. Bunu küstahlıktan başka hiçbir şeyle ifade edemem. Ehli Sünnet vel Cemaatin ittifakıyla, hilâfet dördünün tertibi üzere tesbit edil­miştir. Ve Hazreti Osman hâdisesinde Hazreti Ali hakkından vazgeçmiş değil; bilakis Hazreti Osman&#8217;a biat ederek hakkını vermiştir.</p>
<p>Ebû Bekr Sıddîk ve Hazreti Ömer, Rasûlullâh&#8217;ın kayınpederleridirler. Hazreti Osman ve Hazreti Ali ise, damatlarıdırlar. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefatına kadar bunlardan razıdır. Bunların hepsini se­veriz. Nitekim İmam Ahmed ve Beğavî&#8217;nin tahric ettikleri, Abdurrahman bin Avf&#8217;tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: <em>“Ebû Bekr cennettedir; Ömer cennettedir; Osman cennettedir; Ali cennettedir; Talha cennettedir; Zübeyr cennettedir; Abdurrahman bin Avf cennettedir; Sa&#8217;d bin Ebî Vakkas cennettedir;Sad bin Zeyd cennettedir; Ebû Ubeydete-bn-il-Cerrah cennettedir.”</em></p>
<p><strong>İşte İbrahim Hakkı Hazretler! bunu dile getirerek şöyle dedi:</strong></p>
<p>(81)</p>
<p><em>Bu dördü hem hilâfetde bu tertib üzre kâimdir</em></p>
<p><em>Bu çâr-ı yârdan sonra hem efdal Evliyâullah</em></p>
<p>(82)</p>
<p><em>Kalan ashabdır ki cümlesinin zikri hayrolsun</em></p>
<p><em>Cemîî âl u ashâb-ı kirâmı sevmişem Billah</em></p>
<p>Dördünün hilâfeti de bu tertib üzeredir. Bu çâr yâr-ı güzin&#8217;den sonra, evliyaullah&#8217;ın üstünleri, kalan ashâb-ı kiramdır. Hepsinin zikri hayr olsun. Hâsılı, bütün ashâb-ı kirâmı Allah için severim.</p>
<p><em>Aşere-i mübeşşere ve Fâtıma Hasen Hüseyn</em></p>
<p><em>Bu ümmetden bulara cennetile neşhedu Billah</em></p>
<p>Bu ümmetten cennetle müjdelenen ashabdan on nefer ve Fâtıma, Hasan, Hüseyn Hazerâtına cennet müjdesi verilmiştir. Biz dahi Allah için bunların cennetlik olduklarına şahadet ederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Ashab ve Ehli Beyti Sevmek İmanın Alâmetidir</strong></p>
<p><strong>Buhârî’nin tahric ettiği bir hadiste, Ömer radıyallâhu anh şöyle bu­yurmuştur: </strong></p>
<p><em>“Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlardan razı olduğu halde şu işe şu neferlerden başkası layık değildir: Ali, Os­man, Zübeyr, Talha ve Abdurrahman bin Avf.”</em></p>
<p>Bu hadîs-i şerifte Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in vefatına kadar kendilerinden razı olduğu aşere-i mübeşşereden beş zevatın ismi verilmiştir; Hazreti Osman ve Hazreti Ali de bunlardandır.</p>
<p><strong>Müslim ve Buhârinin tahric ettikleri Ebî Saîd-il-Hudriden gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:</strong></p>
<p><em>“Ashabıma sövmeyin. Şayet sizden biriniz Uhud kadar altın dağıtsa dahi, onların (Allah yolunda dağıtmış oldukları) bir avuçlarına, hatta yarım avuçlarına ulaşamaz.”</em></p>
<p><em>“Ashabıma sövmeyin.”</em> cümlesinden hiçbir ferdi müs­tesna değildir. Onların ihlas ve niyetleri, dîne hizmetleri çok üstün oldu­ğundan şahsiyetlerine layık olmayan herhangi bir söz söylemek, söv­mek sayılır.</p>
<p><strong>&#8216;Hatta imam Ahmed bin Hanbel radıyallâhu anhu&#8217;ya bir adam gelerek sormuş:</strong></p>
<p><em>-Hazreti Muaviye mi haklı, Hazreti Ali mi haklı? (imam:)</em></p>
<p><em>-Sen ensar mısın?</em></p>
<p><em>-Hayır.</em></p>
<p><em>-Muhacir misin?</em></p>
<p><em>-Hayır. (Bunun üzerine İmam buyurmuştur ki:)</em></p>
<p><em>-Meclisimden kalk defol. Demek sende hayr da yoktur.&#8217;</em></p>
<p><strong>Müslim&#8217;in de tahric ettiği, Ebî Hureyre ve Ebî Mûsa-el-Eş&#8217;arî&#8217;den ge­len bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyur­muştur:</strong></p>
<p><em>“Yıldızlar semânın güvenidir. Yıldızlar gittiği zaman semâya va&#8217;dolunan şey (dağılmak, pamuk haline gelmek ve kıyamet) gelir. Ben de ashabımın güveniyim. Ben de gittiğim zaman ashabıma va&#8217;dolunan (ihtilaf gibi mukadder olan) şeyler gelecektir. Ashabım da ümmetim için güvendir. Ashabım gittiği zaman ümmetimin başına va&#8217;dolunan şeyler (bid&#8217;atler, haddi aşmak, hıyanet gibi) gelecektir.”</em></p>
<p>&#8216;amenetun&#8217; kelimesi, güven vermek yani mal, can ve şerefin korunmasına sebeb manasındadır. Şübhesiz ashâb-ı kiramda bu hususların hepsi toplanmıştır. Bu en güzel ifadeyle “Ashabım da ümmetim için güven­dir. Ashabım gittiği zaman ümmetimin başına va&#8217;dolunan şeyler gelecektir.” cümlesiyle beyan olunmuştur. Ashabın gitmesinden sonra bid&#8217;atler zahir olmuştur; hevâ ve hevesler hâkim olmuştur; haramlar ve şerler zahir olmuştur; kalblerde nurlar azalmıştır; zulüm ve zulmetler ço­ğalmıştır. Tâbiîn, tebei tâbiîn devresinde yığmak fitneler, hayatlarından sonra zaman geçtikçe yayılmıştır. Bunun için tebei tâbiîn devresinden sonra gelen müslümanlardan biri, Uhud kadar Allah yolunda malını in- fak etse dahi, onların Allah yolunda dağıtmış oldukları yarım avuçlarına ulaşamaz.</p>
<p><strong>Âmirî diyor ki:</strong> «Bu hadîs-i şerifteki ashab kelimesinden murad, Pey­gamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in sohbetinden ayrılmayan, hazar ve seferde helal ve haram ilmini öğrenen, dinde fakih olan, Kur&#8217;an ilimlerini zabteden, açıkta ve gizlide Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;e ittibâ&#8217; eden zevattır. Ashab toplumuna nazaran bunlar azdır.Cehalet,zulmet ve fitnelere giren kimseler, ancak bunlara tâbi olmakla kurtulur.&#8217;</p>
<p><strong>Hakîm-i Tirmizî buna ilaveten:</strong> «iman ve eminlik, onlara ittiba etmekte hududlandırılmıştır.» demiştir.</p>
<p>Bu eminlik, ashabın büyüklerinden, tâbiînîn büyüklerine geçmiştir Her bir insan, iman ve ihlası nisbetinde onlardan faydalanmıştır Aklını onların görüşlerine uyduran, dîninde güven altına girmiştir. Onların sözlerini, ictihad ve görüşlerini, kendi fikir ve görüşlerine uyduranlar da, doğruluktan sapmışlardır. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem başka bir hadiste bu hayr-ı kemâlâtı beyan etmiştir.</p>
<p><strong>Nitekim Müslim ve Buhârî’nin de tahric ettikleri Ebî Hureyre ve imran bin Husayrıdan gelen riva­yette, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:</strong></p>
<p><em>“Ümmetimin en hayırlıları Benim asrım (da olanlar)dır. Sonra pe­şinde gelenler; sonra peşinde gelenlerdir. Sonra şûbhesiz bir kavim gelir; şahidliğe taleb edilmedikleri halde şahidlik yaparlar; hıyanet ederler; eminlikte sebat etmezler; adak yaparlar, yerine getirmezler; onlar da şişmanlık zuhur eder.&#8221;</em></p>
<p>Tabârânî&#8217;nin tahric ettiği Ca&#8217;de bin Hubeyre’den gelen rivayetle  “sonra peşinde gelenler&#8221; kelimeleri üç kere tekrarlanmıştır.</p>
<p>Bu hadis-i şerîfte de anlaşıldığı üzere, ashaba, tâbiîne ve tebe-i tabiine uyanlardan başkası, bid&#8217;at ve dalâletten kendini kurtaramaz.</p>
<p>“Sonra şûbhesiz bir kavim gelir; şahidliğe taleb edilmedikleri halde şahidlik yaparlar;&#8221; cümlesine, sadece davalardaki şahidlik de­ğil, bilgisiz fetva vermek, zan ve tahmine mebnî yorum yapmak, ayet ve hadisleri örf ve âdetlere uydurmak, bâtılın propagandasını yapmak, fâsıkları övmek, takvâ sahihlerinin haklarına riayet etmemek gibi hususlar da dahildir. Gerek bunlar itikadi olsun ve gerek fiilî ve ahlâkî olsun; ashab, tâblîn ve tebei tâblînîn ardınca gitmeyenler, zemmedilmiştir; gi­denler de övülmüştür.</p>
<p><strong>Nitekim İmam Ahmed, Tirmizî, Neseî ve Hâkimin de tahric ettikleri, Hazreti Ömer radıyallâhu anh’tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:</strong></p>
<p><em>“Ashabıma (hayatlarında ve vefatlarından sonra dahi) ikram edin, çünkü muhakkak onlar sizin en hayrlılarınızdır. Sonra onların peşinde gelenlere; sonra onların peşinde gelenlere de (ikram edin,sevin). Sonra yalanlar belirir. Hatta şübhesiz kendisinden yemin istenilmediği halde bir adam yemin eder; şahidlik ondan istenilmediği halde şahadet eder. Dikkat!.. Kime cennetin ortası sevdirilmiş ise, cemaatten ayrılmasın, Çünkü muhakkak şeytan; tek kalanla beraberdir. O iki kişiden daha uzaktır. Asla bir adam,bir ka­dınla tenhalaşmasın. Çünkü muhakkak şeytan, üçüncüleridir.Kimin iyilikleri ona sevdirilmiş ise, kötülükleri kendisine üzüntü verirse, işte o hakîkî mü’mindir.”</em></p>
<p>Hâkim bu hadîsin sahih olduğunu söylerken Hafız Zehebi de takrir etmiştir.</p>
<p>Ashaba ikram; onları hayrla yadetmek, hatalarından göz kaybetmek sözleriyle amel etmek, isimleri söylendiğinde radıyallahu anh demek ayıb ve kusurları araştırmamak, onları başkalarıyla mukayese etmemek olmak üzere altı haslettir. “Çünkü muhakkak onlar sizin en hayırlılarınızdır.” buyrulmuştur. Kendilerinden sonra, en hayırlı değildir; nasil olurda mukayese olunabilir?.. Tabiî ki onların ardınca giden tabiin,tebe-i tâbiînden daha hayrlıdır. Artık üçüncü asırdan itibaren kıyamete kadar hayırlı olabilirler amma en hayrlı olamazlar. Ashaba gerekli olan hürmet ve ikram, tâbiîn ve tebei tâbiîne de gerekir.Bu nafileye &#8216;cemaat&#8217; denilir. Hadîs-i şerîfte, bu cemaati sevmek ve ona ikram etmenin gerekli olduğu: “Dikkat!. Kime cennetin ortası sevdirilmiş ise, cemaatten ayrılma­sın.” cümlesiyle emredilmiştir.</p>
<p>Binaenaleyh imkan olduğu müddetçe itikad, amel ve ahlakta cumhurun, yani bu cemaati teşkil eden imamların, buna imkan olmadıysa bu cemaate dahil olanlardan birinin ardınca gitmek vacib olmuştur. İşte bu itikaddan ayrılan kimse mezhebsizdir.</p>
<p>Ehli Beyt bu cemaate dahil oldukları müddetçe, onlara ikram da farz olur. Hazreti Ali, Hazreti Fâtıma, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyn Ehli Beyttir. Aşere-i mübeşşereye cennet müjdesi verildiği gibi, bunlara da cennet müjdesi verilmiştir. Allah Teâlâ Zülcelal Hazretleri bunlara sevgi beslemeyi, ikramı emretmiştir. Ve onları temiz olarak yaratmış olduğunu beyan etmiştir. Bu hem ayetle, hem de hadisle sabittir</p>
<p><strong>Nitekim Müslimin de tahric etmiş olduğu bir hadiste, Ayşe radıyallâhu anhâ şöyle demiştir:</strong></p>
<p><em> Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, üzerinde siyah yönden mamul, nakışlı bir örtü olduğu halde sabahleyin (evden) çıktı, Derken Hasan bin Ali geldi. Onu örtünün içine aldı. Sonra Hüseyn geldi, o da beraberinde girdi. Sonra Fâtıma geldi, onu da içeri aldı. Sonra Ali geldi, onu da içeri aldı. Sonra: </em></p>
<p><em>“&#8230;Ey Ehli Beyt, Allah ancak ve ancak sîzden ricsi (azaba vesile olabilcek her şeyi) gidermek ve tizi tertemiz paklamak İstiyor.’*</em> (melinde ki -Ahzab 33’üncü ayeti) okudu.</p>
<p>İşte ayet-i kerîme, Ehli Beyti bu sürette beyan etmiştir Bundan dola­yı ulemâi Ehli Sünnet, Ehli Beyte İkramın ümmet üzerine bir gerek: vecibe olduğunda İttifak ettiler. Ehli Beyt hususunda iki taife, ifrat ve tefrîte saparak yanlış itikada girmişlerdir: Râfizi ve Havârici&#8230;</p>
<p><strong>a]Râfizîler,</strong> Ehli Beytin sevgisini izhar ederek, onları en büyük tehli­kelere sokmuşlar; ve onlara karşı gelenleri de tekfir etmişlerdir.</p>
<p><strong>b]Havâricîler ise,</strong> bunlara karşı çıkarak bu sefer Ehli Beyte noksan­lığı isnad etmişler; ve hatta bir kısmını tekfir etmişlerdir.</p>
<p><strong>Ehli Sünnet vel Cemaat ise,</strong> ifrat ve tefritten sakınmışlar.. Demişlerdir ki: Ehli Beyti candan severiz, onlara ikram ederiz. Şübhesiz Ehli Beyt masum değildir. Günah işledikleri takdirde Allah Teâlâ&#8217;nın kitabında be­yan etmiş olduğu yahud O&#8217;nun Rasûlü&#8217;nün sünnetinde beyan etmiş ol­duğu cezayı haklarında icra ederiz.</p>
<p>Ashâb-ı kirâmın şerefimle oynayan, ya Havâricîdir ya Râfizîdir.. Hele hele Ebû Bekr Sıddîk radıyallâhu anh&#8217;a, Hazreti Ömer radıyallâhu anh’a, Hazreti Osman radıyallâhu anh&#8217;a ve Hazreti Ayşe radıyallâhu anhâ&#8217;ya dil uzatanın yeri yoktur. Böylece Ehli Beytin hürmetinde kusur edende de hayr yoktur.</p>
<p>Ehli Beytin içinde en büyükleri, Âl-i Aba&#8217;dır. Yani Fâtıma, Hazreti Haşan, Hazreti Hüseyn ve Hazreti Ali&#8217;dir. Ehli Beyt içerisinde, fâsık ve âsi olabilir. Olduğu takdirde, şeriatin onlara verdiği ceza tatbik edilir. Amma şereflerine asla tecavüz edilmez. Son zamanda, yine Kur&#8217;an ve Ehli Beyte sarılan kurtulur.</p>
<p><strong>Nitekim bu da Müslim ve daha başkalarının da tahric ettikleri Zeyd bin Erkam&#8217;ın hadîsinde beyan edilmiştir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:</strong></p>
<p><em>“Bundan sonra; dikkat edin, ey, insanlar! Ben ancak bir beşe­rim. Rabb&#8217;imin elçisi gelip de, ona icabet etmem yakındır. Ben size iki ağır yük (emanet) bırakıyorum: Bunların birisi, içinde doğru yol, nur bulunan Allah&#8217;ın kitabıdır. Binaenaleyh Kitâbullâh&#8217;ı alın ve ona sarılın&#8217;. Bir de ehli beytimi (size emanet ediyorum). Ehli beytim hak­kında size Allah&#8217;ı hatırlatırım. Ehli beytim hakkında size Allah&#8217;ı ha­tırlatırım. Ehli beytim hakkında size Allah&#8217;ı hatırlatırım.”</em></p>
<p>Ehli Beyt; Ali oğulları, Akil oğulları, Ca&#8217;fer oğulları ve Abbas radıyallâhu anhum’un oğullarıdır. Bunlar Kitâbullâh&#8217;a sarıldıkları vakitte, üm­met üzerinde iki hakları olur: Birincisi ilim ve takvâları; İkincisi Ehli Beyt olmaları.. Yollarını şaşırdıkları takdirde dahi, bir hakları var; o da Ehli Beyt olmalarıdır. Hadîs-i şerifte bu gayet açıktır, izaha lüzum yoktur. Ma­demki Allah Teâlâ Ehli Beyti sevmeyi bize teklif etmiş, Rasûlullah da tavsiye etmiş; ifrat ve tefritten azade olmak şartıyla, ashab gibi Ehli Beyti sevmek, itikadında bulunmak gerekir.</p>
<p>Ashab veya Ehli Beytin hürmetinde kusur eden; veyahud kalbinde sevgileri bulunmayan kimse, yüzde seksen nifaktadır. Onun için Ehli Sünnet vel-Cemaat bu İtikada son derece ihtimam göstermişlerdir.</p>
<p>Her ne kadar takvâ sahibi de Ehli Beytten sayılırsa da, Ehli Beyt meşâbesinde değillerdir. Sonra, Ehli Beytten fâsık olanlara, nesebleri için hürmetleri gösterilse dahi, onların hatalarından göz kapatılmaz. Yani fâsıklarının fışkı tenkid edilir. Şîanın dedikleri gibi Ehli Beyt masum değil­dir. Hatta Ehli Beytten olmayan bir âlim, Ehli Beytten olan bir cahile tak­dim edilir.</p>
<p>Allah&#8217;ın kitabına hürmet göstermek ve bu kitabla amel eden ulemâ­ya hürmet, önde gelir. Eğer Ehli Beyt, hem âlim ve hem takvâ olursa, takdiminde şübhe yoktur. [211]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ashâb-ı Kiramın Bütün Tabakalarını Sevmek Gerekir</strong></p>
<p>Peygamber sallallâhu Teâlâ aleyhi ve sellem&#8217;in, risâlet davasını bildirişinden vefatına kadar davetine icabet ederek az çok sohbetiyle şereflenen ashab, bazılarına göre yüzyirmidörtbin, bazılarına göre bun­dan daha fazladır. İmam Şâfiî radıyallâhu anh’ın, ashabın adedini altmışbin olarak bildirmesi, sadece Medine ve havalisinde ikamet eden­lere mahsustur.</p>
<p><strong>Zira imam Ahmed bin Hanbel radıyallâhu anh:</strong><em> “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat edeceği sıralarda, otuzbin erkek arkasında namaz kılarlardı.”</em> demiştir.</p>
<p><strong>Ebû Züriâ er-Râzî diyor ki:</strong> “<em>Yüzon- dörtbin sahabe, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;den hadis nakletmişlerdir.”</em> Bunların en büyükleri, aşare-i mübeşşere yani cennet müj­desini alan on zevat, Hazreti Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyn radıyallâhu anhum&#8217;dur. İşte İbrahim Hakkı bunu dile getirerek şöyle dedi:</p>
<p><em>&#8216;Aşere-i mübeşşere ve Fâtıma Hasan Hüseyn</em></p>
<p><em>Bu ümmetden bulâra cennetile neşhedu Billah&#8217;</em></p>
<p><em>Bu ümmetten cennetle müjdelenen ashabdan on nefer ve Fâtıma,Hasan, Hüseyn Hazerâtına cennet müjdesi verilmiştir. Biz dahi Allah için bunların cennetlik olduklarına şahadet ederiz.</em></p>
<p>Bunlarla beraber, Hâris bin Zeyd ve ilk kez Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;e biat edenler, birinci tabakayı teşkil etmektedir. Aynı zamanda Hazreti Hadice radıyallâhu Teâlâ anhâ ve davete ilk icabet edenler de bunlara dahildir.</p>
<p><strong>İkinci tabaka,</strong> Dâr-un-Nedve&#8217;de Hazreti Ömer radıyallâhu anh&#8217;la birlikte biat edenlerdir.</p>
<p><strong>Üçüncü tabaka,</strong> dinlerinden dolayı müşriklerin eza cefa ve işken­celerine tahammül göstermeyerek Habeş&#8217;e hicret edenlerdir. Nitekim bu hususta Münâvî Feyz-ul-Kadîr adlı eserinde 9312&#8217;nci hadîsin şerhinde güzel izahatta bulunmuştur. Ca&#8217;fer bin Ebî Tâlib radıyallâhu anh da bunlardandır.</p>
<p><strong>Dördüncü tabaka</strong>, birinci, ikinci ve üçüncü Akabe biatinde bulu­nanlardır.</p>
<p><strong>Beşinci tabaka</strong>, hicretten sonra Küba mescidinin inşâsından önce Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;e bîat edenlerdir.</p>
<p><strong>Altıncı tabaka,</strong> büyük Bedir&#8217;de hazır olanlardır. Sahih hadislerde bunların da hepsinin cennetlik oldukları bildirilmiştir.</p>
<p><strong>Yedinci tabaka</strong>, ikinci Bedirle Hudeybiye&#8217;de bulunan ehli bîat-ir -rıdvandır. Bunların cennetlik olmasına, ayette de işaret vardır.</p>
<p><strong>Sekizinci tabaka,</strong> Hudeybiye&#8217;den sonra ve Mekke&#8217;nin fethinden ön­ce müslüman olanlardır. Amr bin As, Hâlid bin Velîd bu tabakadandırlar.</p>
<p><strong>Dokuzuncu tabaka</strong>, Mekke fetholunduğu günde müslüman olan­lardır.</p>
<p><strong>Onuncu tabaka,</strong> fetih ve Haccet-ul-Vedâ&#8217;dan sonra müslüman olan ashâb-ı kiramdır.</p>
<p>Demek, ashâb-ı kiramın bazıları diğer bazılarından daha üstündür. Ashabdan sonrakiler, onların hiçbirinin mertebelerine ulaşamazlar. Nitekim</p>
<p>“.<em>..Şayet sizden biriniz Uhud kadar altın dağıtsa dahi, onların (Allah yolunda dağıtmış oldukları) bir avuçlarına, hatta yarım avuçlarına ula­şamaz.”</em> mealindeki hadîs-i şerîfte bu beyan edilmiştir. Binaenaleyh “Bedr&#8217;in aslanları ancak bu kadar şanlı idi&#8221; gibi sözler yersizdir.</p>
<p>Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in azadlısı Sevban&#8217;a, Pey­gamberin sevgisi galebe çalmıştı. Onu görmediği zaman zayıflar, benzi sararır, tahammülsüz hale düşerdi. Halini Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;e arzederek: “Ey Allâh&#8217;ın Rasûlü, şübhesiz ölümümü ve ölü­münü düşündüğüm zaman böyle oluyorum. Vefatından sonra, cennetin en âlî derecesinde olacağına inanıyorum. Olsa olsa cennete girerim; Seni göremem. Orada benim halim ne olacak?..”.. Başka bir sahabî: “Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, hakîkaten ben, anamdan babamdan ve hatta kendi ru­humdan daha fazla Seni severim. Ölümümü ve ölümünü düşündüğüm zaman&#8230; Sen Peygamberlerle beraber en âlî derecelere yükseleceksin; orada ben Seni görmezsem ne yapacağım?. Dayanamayacağımı düşü­nüyorum..” diyorlardı. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buniara cevab vermedi. Bu şikayetler üzerine</p>
<p>“Kim Allah&#8217;a ve O&#8217;nun Rasûlü&#8217;ne (sevgi ve hükümlerine teslimle) itaat ederse, işte onlar Allah&#8217;ın kendilerine nimetlerini lütuf buyurduğu peygamberler, sıddîklar, şehidler ve salih kimselerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaşlıktır. Bu Allah&#8217;ın fazl u keremidir. Bilici olarak da Allah yeter.” mealindeki En-Nisâ&#8217; sûresinin 69-70&#8217;inci ayet­ten nâzil oldu.</p>
<p><strong>İnsanın Allah Teâlâ&#8217;nın nezdinde alacağı mertebeler dörttür:</strong></p>
<p><strong>1</strong> &#8211;<strong>En kudsî, en yücesi peygamberlerin mertebeleridir.</strong> Allah Teâlâ bunların ruhlarını en âlî olarak yarattığı gibi, onlara en âlâ mertebeleri verir. Bunlar bir işi kendi gözleriyle görmüş, olayla yaşamış gibilerdir; ki Peygamberimiz&#8217;in hakkında “Sîzler Onun gördü­ğü şeyler üzerinde halen daha mücadele mi ediyorsunuz?” mealin­deki En-Necm sûresinin 12&#8217;nci ayetiyle buna işaret edilmiştir.</p>
<p><strong>Sıddîkların makamıdır.</strong> Bunlar ma&#8217;rifette nebilerden sonra gelirler. Nebîlerin en yakında gördüklerini, bunlar en uzakta görürler. Bu itibarla Hazreti Ali kerremallâhu vecheh, “Sen Rabb&#8217;ini gördün mü?” diye so­rana: “Görmediğim bir Rabb&#8217;e tapmam. Ancak gözler onu göremez; -ima­nın hakîkatiyle kalbler onu görür.&#8221; buyurmuştur.</p>
<p><strong>Şehidlerin mertebeleridir.</strong> Bunlar imanın hakikatlerini kalb gö­züyle değil aklî delillerle, işi yakın bir yerde aynanın içinde gören kim­seler gibi görürler. Ashâb-ı kiramdan bazılarının ifade ettiği: “Sanki ben Rabb&#8217;imin arşına açıkta bakıyorum.” gibidir ki, “Rabb&#8217;ini görür&#8217;gibi O&#8217;na ibadet et.” mealindeki Cibril hadîsinde beyan buyrulmuştur.</p>
<p><strong>Salihlerin makamıdır.</strong> Bunlar, çok uzaktan gördükleri ayna içinde iman hakikatlerini müşahade eden zevattır. Yani kesin bilgi üzere taklid edenlerdir. Tâbiîriin kısm-i a&#8217;zamîsi ve ashabın asgarî kısmı, bu makam­da idiler. Bu da yine Cibril&#8217;in hadîsinde “Şayet ki sen O&#8217;nu görmezsen, şübhesiz O seni görür.” cümlesiyle beyan edil­miştir.</p>
<p><strong>Nitekim Âlûsî, Mevlânâ Hâlid Zülcenâheyn&#8217;den naklen diyor ki:</strong> «İn­sanın kemâliyet mertebeleri beş kısımdır: Birincisi, nübüvvet ve kutbiye- tin birleşmesidir. Bu ancak vahyin mazharmda bulunur. Rasûlullah sal­lallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in vefatıyla bu makamın kapısı kapanmıştır. İkin­cisi, sıddîklık ve kutubluğun birleştiği mertebedir. Bunda imam, Ebû Bekr Sıddîktır ki, kendisinde sıddîklık, imâmet, hilâfet, emirlik birleşmiştir. Üçüncüsü, şahadet ve kutubluk mertebesinin birleşmesidir. Nitekim Ömer-ul-Fâruk radıyallâhu anh&#8217;ta, hilâfet, kutbiyet, hak ve bâtılı birbirin­den tefrik etmek birleşmiştir. Dördüncüsü, şahadet, velâyet, hilâfet mer­tebesinin kutublukla birleşmesidir. Nitekim bu da Hazreti Osman radıyallâhu anh&#8217;ta birleşmiştir.</p>
<p>Zira Zinnûreyn&#8217;in iki manası vardır: Birincisi, Hazreti Osman&#8217;ın iki sefer Peygamber&#8217;e damat olmasıdır. İkincisi, hilâfe­tiyle kutbiyet, yani velâyet ve şahadetin birleşmesidir. Beşincisi, şahadet ve velâyet-i kübrâdîr. Bu da Hazreti Ali radıyallâhu anh&#8217;ta toplanmıştır.»</p>
<p>Evet ashâb-ı kiramda, radıyallâhu anhum, kimisinde şahadet ve velayet; kimisinde sıddîkıyet ve kutbiyet; kimisinde nübüvvetten başka tüm mertebeler bulunmuştur. Bu itibarla onları hayrla yad etmek, sev­mek ve her birini kendi mertebesinde bilmek, tanımak imanın icabıdır.</p>
<p>Onun için“<em>Ümmetimin en hayrlıları Benim asrım (da olanlar)dır. Sonra peşinde gelenler; sonra peşinde gelenlerdir.”</em> buyrulmuştur.</p>
<p>Şeyh Yûsuf Nebehânî, Şevâhid-ul-Hak ve Huccetullâhi ale-l-Âlemîn fî Mu&#8217;cizâti Şehîd-ul-Murselîn adlı eserlerinde bu hususta güzel izahat­ları yazarak Vahabıleri alt üst etmiştir. Netice-i meram Allah Teâlâ Et-Tevbe sûresinin 100&#8217;üncü ayetinde“<em>(Islamda) Birinci dereceyi kazanan muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tâbi&#8217; olanlar (yok mu); Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah&#8217;tan razı olmuşlardır. (Allah) Bunlar için -kendileri içinde ebedî kalıcı olmak üzere- altlarından ırmaklar akar cennetler hazır­ladı. İşte bu en büyük bahtiyarlıktır.</em>” buyurmuştur.</p>
<p>Bu ayete karşı,müfessir geçinenlerin bazı ashab hakkında  &#8220;şu boşananlar&#8221; demeye cür&#8217;et etmeleri büyük bir cesarettir. &#8220;Boşanan sahabe&#8221; diye adlandırdıkları zevatı, hangi naklî bir delille bu ayet-i kerîmeden istisna edebilirler. Karga misali gibi, İslam üzere yas tutmak yerine, itikadlarını düzeltseler daha İyi olurdu.</p>
<p>Ehli Sünnetin ittifakıyla ashabın tazimi gerekir. Evet Allâme Teftezânî&#8217;nin de naklettiği gibi,Hazret Ali&#8217;yle Hazreti Osman radıyallâhu anhumâ&#8217;nın faziletleri hakkında, yani hangisinin daha üstün olduğunda ihtilaf edilmişse de, bunda tevakkuf daha güzeldir. Amma onlardan biri­ne dil uzatmak, kesinlikle ya Râfizîlik ya da Hâricîliktir.</p>
<p><strong>Yine Allâme Teftezânî Şerh-ul-Akâid&#8217;de diyor ki:</strong> “Ashabın araların­da vuku bulan harbler ve nizâların yeri vardır; ve tevil edilir.” Onun bu sözü delilsiz değildir. Hazreti Ali radıyallâhu anh ile Hazreti Muaviye&#8217;nin arasında vuku bulan çatışma, Garb mütefekkirlerinin ve onlara taklid eden tarihçilerin mütâlaa ettikleri gibi değildir; yorumları yanlıştır.</p>
<p><strong>Nite­kim Müslim ve Buhârî&#8217;nin tahric ettikleri Ebî Hureyre radıyallâhu anh&#8217;tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in buyurmuş olduğu;</strong></p>
<p><em>“Ümmetimden, davaları bir olduğu halde iki büyük cemaat, arala­rında büyük bir savaşla vuruşmadıkça kıyamet kopmaz.&#8217;</em>&#8216; mealindeki hadîsin şerhinde şârihler; davaları yani dinleri bir olduğu halde savaşan iki cemaat, Hazreti Ali ve Hazreti Muaviye&#8217;nin cemaatleridir dediler.</p>
<p><strong>Hafız Ibnu Hacer diyor ki:</strong> «Bu İki taife, Hazreti Ali ve Hazreti Muavi­ye&#8217;nin cemaatleridir. “Müslümanlardan İki büyük taife savaşıncaya&#8230;. Davalar  birdir &#8216; cümlelerinden anlaşılıyor ki, her iki taife de müslümandır. Bununla Havâricîler reddedilmiştir, “Ammârî buğat olan fitne tarafından öldürülecektir&#8217;’ mealindeki hadis de, Hazreti Ali’nin içtiha­dının isabetli ve Hazreti Muaviye’nin ise içtihadının hatalı olduğuna delidir,»</p>
<p>Bunların savaşmaları, hilâfet ve post kavgası için değildir. Dava, şehid edilen Hazreti Osman radıyallâhu anh&#8217;ın kısas meselesiydi.</p>
<p><strong>Nite­kim İmam Buhârî’nin şeyhlerinden Yahyâ bin Süleyman el-Cûfî, Kitâb-u Sıffîn adlı eserinde diyor ki: «Ebû Müslim el-Havlânî diyor ki: </strong></p>
<p><em>Ben Muaviyeye: “Sen misin; Hazreti Ali&#8217;yle hilâfet hususunda münakaşa ediyor­sun? Yoksa sen onun gibi misin?&#8221; dedim. Bana şu cevabı verdi: “Hayır Vallâhı, ben onun kendimden daha üstün ve daha bilgin; hilâfete müstehak; işe ehil olduğuna kesinlikle kanaat etmişim. Bilmiyor musunuz ki, Hazreti Osman zulmen öldürülmüştür. Ben de onun amcası oğluyum; onun velîsiyim. Ben kanının heder olmamasını istiyorum. Bu benim hak­kımdır. Ali radıyallâhu anh’a gidin, ona deyin, Hazreti Osman&#8217;ın katil­lerini bize versin.&#8221; Bunun üzerine biz gittik, Hazreti Ali’yle bu hususta ko­nuştuk, Hazreti Ali bize: “Biate dahil olsunlar ve hükmü bana bıraksın­lar.&#8221; dedi. Döndük, Muaviye radıyallâhu anh&#8217;a söyledik. O bundan imtina etti ve dolayısıyla Ali radıyallâhu anh&#8217;a karşı geldi.» Meseleyi bundan başkasına yorumlayanların İslamla alakaları yoktur. </em></p>
<p><em>Nitekim İmam Aynî Umdesi’nde diyor ki: «İki büyük taife&#8217;den murad, Kermânî&#8217;nin dediği gi­bi, Muaviye ve Ali radıyallâhu anhumâ&#8217;nın cemaatleridir. İbnu Asâkir, Muaviye’nın tercümesinde, Ebu-I-Kâsım bin Ahî Ebî Zür&#8217;â er-Râzî&#8217;nin şöyle naklettiğini kaydediyor: Amcam Ebû Zür&#8217;â&#8217;ya bir adam geldi; dedi ki:</em></p>
<p><em>Ben Muaviye’den buğzediyorum. (Amcam:)</em></p>
<p><em>-Neden?</em></p>
<p><em>-Haksız olarak Ali’yle savaştığı için.. (Bunun üzerine amcam Ebû Zür’â şöyle dedi:)</em></p>
<p><em>-Muaviye&#8217;nin Rabb&#8217;i rahimdir. Davacısı kerîm ve çok şereflidir. Se­nin bunların arasına girmeye ne hakkın var?.»</em></p>
<p>Ehli Sünnet vel Cemaatin ulemâsının ittifakıyla, ikisinin savaşmaları hilâfet yüzünden değildir.</p>
<p><strong>Siyer ve tarihle iştigal eden Ehli Sünnet vel Cemaat ulemâsının de­dikleri ve Hayâlî&#8217;nin de Şerh-ul-Akâid&#8217;in hâşiyesinde tasrih ettiği üzere, </strong></p>
<p><em>Hazreti Ali radıyallâhu anh&#8217;a bir adam sordu:</em></p>
<p><em>-Muaviye&#8217;yi lanetliyelim mi?</em></p>
<p><em>-Hayır.</em></p>
<p><em>-Onlar münafık değiller mi?</em></p>
<p><em>-Hayır. (Adam kızdı:)</em></p>
<p><em>-Peki bunlar neymiş be? (Bunun üzerine Hazreti Ali radıyallâhu anh buyurdu ki;)</em></p>
<p><em>-Bunlar kardeşlerimizdir. Îctihad ettiler, bize karşı geldiler. Allah Teâlâ ise, içtihadında hata edeni afuv etmiştir.</em></p>
<p>Bundan anlaşıldı ki, bunların nizâı hilâfette değildir. Muaviye&#8217;ye taraflar olanlar, Hazreti Osman&#8217;ı şehid edenleri istediler; ve bu hususta ictihad ettiler; ictihadlarında hata ettiler. Müctehid hatasından dolayı tad­ili veya tefsîk edilemez.</p>
<p>Allâme Teftezânî Şerh-ul-Makâsıd&#8217;da, Şerh-ul-Akâîd&#8217;de böyle takrir ettiği gibi, muhaşşîleri de onun bu takrirlerini kabul etmişlerdir.</p>
<p><strong>Allâme Zebîdî diyor ki:</strong> İmam Gazâlinin de tasrih ettiği üzere Haz­reti Muaviye asla hilâfete talib olmamıştır. Bundan dolayı ona &#8220;buğattır&#8221; denilemez. Çünkü Hazreti Muaviye, Hazreti Ali radıyallâhu anh&#8217;ın hilâfe­tin» asla inkar etmemiş; bilakis itiraf etmiştir. Hazreti Osman&#8217;ı şehid eden­lerin katledilmelerini Hazreti Ali&#8217;den istemiştir. Bu hususta ictihad etti; içtihadında isabet etmemiştir. İsabetsiz ictihad, müctehid hakkında gü­nah değildir. Eğer Hazreti Ali radıyallâhu anh, hükmü yani kısâsiyet hükmünü tehir etmemiş olsaydı, daha büyük fitne olurdu. Bu itibarla Hazreti Ali&#8217;nin içtihadı daha isabetlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İsmail Çetin &#8211; Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ummetin-en-buyugu-dort-kiramdir/">Ümmetin En Büyüğü Dört  Kiramdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ummetin-en-buyugu-dort-kiramdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
