<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>haber | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/haber/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 09 Apr 2023 13:42:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>haber | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gündem ve Biz</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gundem-ve-biz/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gundem-ve-biz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Apr 2023 13:42:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[malayanilik]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş Ş.Barkçin]]></category>
		<category><![CDATA[tartışma programları]]></category>
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26339</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bugün pek çoğumuz dakika dakika gelişen olayları, son dakika siyaset ve spor gelişmelerini takip ediyoruz. Cep telefonu elimiz­de kah sosyal medyada tartışmalara giriyor, fotoğraf ve videolara bakıyor, kâh birileriyle muhabbete dalıyoruz. Bazen televiyonda- ki bir tartışmaya saatlerce takılıp ekran başında uyuyakalıyoruz. Ertesi sabah gün boyunca birbirimizle haberlerde duyduğumuz, okuduğumuz haberleri konuşup duruyoruz. Dünyada televizyon [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gundem-ve-biz/">Gündem ve Biz</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-6124 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/esra-ceyhan-212x300.jpg" alt="" width="239" height="338" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/esra-ceyhan-212x300.jpg 212w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/esra-ceyhan.jpg 339w" sizes="(max-width: 239px) 100vw, 239px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün pek çoğumuz dakika dakika gelişen olayları, son dakika siyaset ve spor gelişmelerini takip ediyoruz. Cep telefonu elimiz­de kah sosyal medyada tartışmalara giriyor, fotoğraf ve videolara bakıyor, kâh birileriyle muhabbete dalıyoruz. Bazen televiyonda- ki bir tartışmaya saatlerce takılıp ekran başında uyuyakalıyoruz. Ertesi sabah gün boyunca birbirimizle haberlerde duyduğumuz, okuduğumuz haberleri konuşup duruyoruz.</p>
<p>Dünyada televizyon izlemede ve sosyal medya iletişiminde en üst sıralardayız. Gören de en bilinçli, en bilgili, en dünyayı takip eden insanlar olduğumuzu sanır. Öyle mi? Öyle olmadığını he­pimiz biliyoruz.</p>
<p>Biz üniversitede okurken en çok önem verdiğimiz şey kendimiz dışındaki dünyadan haberdar olmaktı. Memlekette ne oluyor, İslam dünyasında kim ne yapıyor, dünya nereye gidiyor? Bu so­ruların cevaplarını öğrenmek için gazeteleri karıştırır, televizyon haberlerine bakar, dergi ve kitaplar okur, konferanslara koşar­dık Sabahlara kadar memleket ve dünya meselelerini tartışırdık Bunu kendi kabuğumuzda takılıp kalmamak, bilinçli insan olma yolunda vazgeçilmez bir görev biliyorduk Dâva sahibi olmak, dünyadan haberdar olmak demekti. Üniversite okumak haber­lere vâkıf olmak demekti. Bizim gibi bu meselelerle uğraşmayan, kendi hâlindeki dindar insanlara bilinçsiz insanlar nazarıyla ba­kardık Birçoğumuz için namaz kılmanın, oruç tutmanın, zikir çekmenin dünyayı takip etmek yanında değeri çok önde değildi. Asıl iş memleketi ve dünyayı kurtarmaktı.</p>
<p>Yıllar geçip gerçeklerle yüzleşince bizim önemli sandığımız şey­lerin büyük kısmının önemsiz, önemsiz sandığımız şeylerin ise önemli olduğunu anladık. Evet, dünyadan haberdar idik ama kendimizden değildik. Dünya olayları ile ilgili fikrimiz vardı ama kendimiz ile ilgili bir fikrimiz yoktu. Evet, bir yere varmıştık ama bu yer sanki bizim değildi. Oysa Allah’tan haberdar olma­yan dünyadan haberdar olsa ne yazardı? Asıl mesele memlekette ne olup bittiğinden çok bana, sana, bize ne olduğu değil miydi? Kendimizi düzeltmeden âlemi nasıl düzeltebilirdik? Evimizdeki işi yapmadan sokaktaki, şehirdeki, ülkedeki, dünyadaki işleri na­sıl yapabilirdik?</p>
<p>Şunu anlamalıyız: Her iş benle başlar, bende başlar. Her iş Al­lah’ın benden istediğini bilmek ve onu yapmak ile başlar. Benim üstüme farz olanları bilmek ve yapmak ile başlar.</p>
<p>Allah’ın hepimiz için farz olan emirlerini yerine getirmeden büyük lâf etmemeliyiz. Adam olmadan adamlık taslamamalıyız. Daha yola ilk adımı atmadan menzile ulaştığımızı sanmamalıyız. Gün­celi ve gündemi takip edince allâme olacağımızı sanmamalıyız.</p>
<p><strong><em>Haber Takıntımız</em></strong></p>
<p>Güncel ve güncem deyince aklımıza hemen haberler gelir. Bizde haberler takıntı hâlindedir. Sabah uyanır uyanmaz ilk iş haberle­re bakmaktır. Hangi siyasetçi kime ne demiş, kim kimle kavga et­miş, dünyada nerede bir felaket olmuş, spordaki son dedikodular ne? Bunlara bakarız. Hangi kahveye, lokantaya, iş yerine gitsek bir köşede açık bir televizyon vardır. Bir haber kanalına ayarlıdır. Televizyonun sesi sonuna kadar açılmıştır, insanın içini karartan haberler verilmektedir. Bu manzarayı gören biri toplumun bilinç düzeyinin yüksek olduğunu sanabilir. Oysa bu konuda çok eksik olduğumuzu hepimiz biliyoruz.</p>
<p>Daha inancının İlkelerini bilmeyenler hangi politikacı, hangi artist, hangi parti o gün, hatta o saat ne yapıyor, onu takip edi­yor. Tanımadıkları insanlara yine tanımadıkları kişiler hakkında tivitler atıyor, övüyor, sövüyor, polemiğe giriyor. Belli ki haber mevzuunda da kendimizi kaybetmiş durumdayız.</p>
<p>&#8220;Haber” kelimesi Arapça kökenlidir. Bu kelime “bir şeyi gereği gibi bilmek için yoklayıp sınamak, bir şeyin iç yüzünden haber­dar olmak” anlamına gelen “hubr” kökünden türemiştir. Terim olarak “geçmişte meydana gelen veya gelecekte vuku bulacak bir olayı bildiren söz” anlamına gelir. Doğru veya yanlış oluşu, gerçeğe uyup uymaması haberin konusuna göre değişir. “Olay” anlamına kullandığımız ikinci bir kelime ise “hâdise”dir. “Yeni olan şey, yeni söylenen şey” demektir. Çoğulu “havâdis”tir. “Ha­dis” kelimesi de aynı köktendir. Batılı dillerde “haber” anlamına gelen kelimeler, meselâ İngilizce “news” ve Fransızca <em>“nouvelles” </em>hep “yeni olan şeyler” demektir.</p>
<p>Habercilere, gazetecilere sorarsanız haberler gerçeklerdir. Peki gerçekten öyle midir? Elbette hayır. Çünkü haber olayın kendi­si değildir, onun bir aktarımıdır. Haberde kullanılan görüntü ve resimler de olayın kendisi değildir, onun bir temsilidir. Çünkü aynı olayı çok farklı açılardan aktarmak ve belgelemek mümkün­dür. Hatta iki farklı kişi bile bir olayı çok farklı, hatta zıt şekilde aktarabilir. Bu, insanların niyetleri, görme açıları ve algılarıyla ilgilidir. Haberciler ise bir olayı genelde yanlışlıkla değil kasıtla yanlış bir şekilde aktarabilir.</p>
<p>Demek ki her şeyde olduğu gibi habercilikte de ahlâk temel ölçü­dür. Ahlâksız olan kişi yalanla, çarpıtmayla, aldatmayla iş yapar. Bunu 1960’larda şehit edilmiş olan Amerikalı müslüman Mal- colm X çok güzel ifade eder: “Uyanık olmazsanız medya size zâ­limi mazlum, mazlumu da zâlim diye yutturur.”</p>
<p>Başka alanlarda olduğu gibi habercilikte de yalan sık rastlanan bir şeydir. Çünkü “parayı veren düdüğü çalar.” Yani haberciler maaş aldıkları kanalın, haber sitesinin, televizyonun sahibi olan patronun isteklerine göre işlerini görürler. Genellikle kolayca yalan söylerler. Karalama, iftira, çarpıtmayı gözlerini kırpma­dan yaparlar. İçlerinden bu ahlâk fakirliğini samimiyetle itiraf eden çok azdır. Aksine çoğu haberci kendini ve meslektaşlarını melek gibi görür. Güya hepsi “gerçeğin peşindendir. Özellikle Amerikan filmlerinde bu tema çok işlenir. Cesur bir gazeteci sadece halka gerçeği anlatmak düşüncesiyle devletteki kirli iliş­kileri, siyasilerin skandallarını kelleyi koltuğa alıp haberin pe­şine düşer. Gazeteciler filmlerde hep kahramandır. Bu normal­dir. Çünkü pek çok Amerikan film şirketi aynı zamanda medya kanalı sahibidir.</p>
<p>Bizdeki haber anlayışı tam bir dedikoduculuk şeklindedir. Ha­ber dediklerimiz çoğunlukla parti haberleridir. Şu veya bu parti açısından haberler verilir. Medya kanalları kendi destekledikleri veya onları destekleyen partinin işine gelen haberleri verirler, işi­ne gelmeyenleri vermezler. Hatta bazen çok önemli gelişmelere bile çıkarlarına uygun değil diye yer vermezler. O yüzden aslında haberlerde pek haber yoktur.</p>
<p><strong><em>Gündem Nasıl Oluşur?</em></strong></p>
<p>Her bir anda bir ülkede ve dünyada sayısız olay ve gelişme var­dır. Bu kadar haberi medyanın aktarması mümkün değildir. O yüzden ister internet sitelerinde ister televizyonda olsun haberler seçilir ve belli bir sıraya dizilerek verilir. Buna “haber gündemi” denir. Peki bu kadar olay arasından gündeme girecek olanları nasıl seçilir? Medya yöneticileri kamuoyu açısından bir olayın zaman, önem, kapsam, etki bakımından önceliği demek olan “haber değeri”ne göre gündemi belirlerler.</p>
<p>Elbette haber değerini tayin edenler, hangi haberlerin aktarılaca­ğını belirleyenler, onları sıraya dizenler, seçilen haberlerin nasıl verileceğine karar verenler çok az kişidir. Bunlar medyayı yöne­tenler ve onların patronlarıdır. Kısacası, bize ulaşan haberler as­lında bir şirketin, bir çıkar grubunun veya bir partinin çıkarına ve görüşüne göre üretilmiş şeylerdir. Çıkarın her şeyi belirledi­ğin böyle bir ortamda objektif, gerçek, tarafsız bir habercilikten bahsetmek mümkün değildir. O hâlde bu kadar kusurlu bir alanı hayatımızın merkezi yapmak, bilincimizin esası saymak ne ka­dar doğrudur?</p>
<p>Oysa biz bu sınırlı ve sorunlu habercilik anlayışına teslim olmuş durumdayız. Güncelle haşır-neşir olmanın bize bir değer kazan­dırdığını sanıyoruz. Gündemi takip etmenin bizi önemli göster­diğini sanıyoruz. Çünkü diğer insanların bilmediği birçok ayrın­tıyı bildiğimizi, bunun da bir ayrıcalık olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Sürekli güncel haberlerle uğraşıp durmak, aslında güncele teslim olmak demektir. Güncel ise adı üzerinde geçici olan şey demek­tir. En sıkı haber takipçileri bile daha geçen hafta çok konuşulan olayları bile hatırlamakta zorluk çekerler. Çünkü bu kadar çok ayrıntı takip edende bilinç zayıflar. İnsan sürekli haber tüketince olayların dayandığı temeli, birbiriyle ilişkisini ve en önemlisi de kendi hayatıyla olan alâkasını kavrayamaz hâle gelir. O yüzden en iyi değerlendirme yapanlar en çok ayrıntıyı ve güncel haberle­ri bilenler değildir. Aksine güncelin üzerine çıkabilenler, ötesine geçebilenlerdir. Âlemdeki düzeni, Sünnetullâhı görme netliğine kavuşanlardır. Bunu da kendini işin içine katarak yapanlardır.</p>
<p>Çoğumuz medyayı anbean takip etmekle bilgi, bilinç ve hatta bilgelik elde edeceğimizi sanırız. Oysa medya asla bir bilgi ve bi­linç kaynağı değildir. Çünkü veri, mâlümat, bilgi, bilinç birbirin­den farklı kavramlardır. Medyada aktarılan haberler ya veri ya da malumattır. Bunlar bize ulaşan mesajlardır. Mâlumat demek bilgi demek değildir. Kişi mâlumat edinince hemen bilgili oldu denmez. Bir kişinin mâlumatı çok olup bilgisi zayıf olabilir. Bin­lerce istatistik, işe yaramaz detay bilen bir insan o konunun âlimi değildir. O hâlde medya bir bilgi kaynağıdır ama tek bilgi kayna­ğı değildir. Kişi asıl bilgiyi kitap, ansiklopedi, görüştüğü ve oku­duğu insanlardan elde eder. Kişi, ancak sağlam bir bilgi temeli varsa medyanın sunduğu mâlumatı yerinde değerlendirebilir. O zaman gündeme teslim olmaz, gündemi teslim alır. Haberler bir anlam veremez, o anlam kişinin kendisine aittir. Bilinç ancak bil­ginin netleşmesi, bir çerçeve içine yerleşmesiyle oluşur.</p>
<p>Gazetecilikte haber yapımı öğretilirken 5N1K diye bir formülden bahsederler. Bu formülün açılımı “ne, nerede, ne zaman, nasıl, niçin ve kim” sorularıdır. Dikkat ederseniz bu sorular tek başına bilgi vermeye yaramaz. Zira bütün soruların cevabını bilen ama ‘nasıl ve niçin” sorularının cevaplarını bilmeyen kişi dedikodu yapmış olur. Bilgi ise ancak “nasıl ve niçin” sorularına cevap ver­mekle elde edilir.</p>
<p><strong><em>Gerçek Gündemimiz</em></strong></p>
<p>Medya ve habercilik aslında bir dedikodu sanayidir. Hayatımı­zı işgal eden bu dedikodu kültürü kalbimizi, aklımızı ve işimizi de işgal ediyor. Her şeyde ,olduğu gibi kararında ilgilenildiğinde faydası, ipin ucu kaçtığında ise zararı var. Güncelin ve haber­lerin esiri olmak böyledir. Böyle bir sağa, bir sola yalpalayarak, günümüzü, yıllarımızı, ömrümüzü boş lâfların, dâvâların, kişile­rin, ekiplerin peşinde hebâ ediyoruz. Şu kısa ömürde Allah için yapmamız gereken o kadar şey varken böyle şeylerle hayatımızı geçirmek tam bir kayıptır.</p>
<p>Her konuda olduğu gibi gündem konusunda da temel bir ayrım var: Bir şeyle ilgilenmek ayrı, bir şeye esir olmak ayrıdır. Bu hu­susta Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin [rha] <em>Asâ-yı Mûsâ </em>adlı eserinde aktardığı bir olay vardır. Bir gün talebeleri ona ge­lirler. “ikinci Dünya Savaşı başlayalı elli günü geçti ama siz savaş­la hiç ilgilenmiyorsunuz. Ne haber dinliyorsunuz, ne de bize bir haber soruyorsunuz. Hâlbuki birçok hoca radyolarının başında anbean haberleri takip ediyorlar” derler. Bediüzzaman hazretleri onlara özetle şu cevabı verir: “Ömür sermayesi pek azdır. Lüzum­lu işler pek çoktur. İnsanın görev alanları iç içe geçmiş halkalar gibidir. En iç halkada kalp ve mide var. Onun dışındaki halka­larda sırasıyla beden ve ev, mahalle ve şehir, vatan ve memleket, yeryüzü ve insanlık, en dışta ise canlılar ve hayat dairesi var. Her dairede insanın görevleri var. Ama en büyük vazife en küçük dairededir. Sonra bir dıştaki, sonra daha dıştaki vb. bu şekilde gider. Nefis, büyük dairenin çekici olması yüzünden küçük dai­redeki görevlerimizi bırakıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle bizi meşgul eder. İnsan ömrünü boş yere harcatır. Hatta bazen bu harp boğuşmalarını takip eden kişiler bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne ortak olur.” Sonra talebelerine imanı kurtarma dâvâsının, insanlara Allah yolunda hizmetin bu harpten de büyük bir hadise olduğunu ifade eder.</p>
<p>Bu sözler bizim için çok önemli bir ölçüyü gösteriyor. Dinimizde sorumluluk kişinin kendinden başlar, ailesine, akrabalarına, kom­şularına, mahallesine, şehrine, memleketine ve en son dünyaya kadar yaydır. Bunlar iç içe geçmiş dairelerdir. Kişinin en büyük sorumluluğu kendi dairesi ve ona en yakın olan dairelerdir. Bu zekâtta, sadakada, emr-i bil-mâruf ve nehy-i ani’l-münkerde, ci- hadda, ilim öğrenme ve öğretmede hep böyledir. Kişi kendine farz olan ilimleri öğrenmeden millete öğretmeye girişmemelidir. Ön­celik kişinin önce kendisine, sonra ailesine Kur’ân öğretmesidir. Sonra başkalarına öğretmek gelir. Zekât ve sadakada da, tebliğde de sıralama böyledir. Hep kendinden başlayıp ailene, sonra akra­balarına, sonra çevrendekilere, en son başka insanlara sıra gelir.</p>
<p>Temel kulluk vazifeleri herkes içindir. Namaz, oruç, zekât, hac herkese farzdır. Bu temel görevlerin dışındaki görevler kişinin işi, etkisi, yetkisi ve sorumluluğuna göredir. Herkesin işi aynı de­recede, aynı önemde, aynı boyutta değildir. Meşru olan küçük büyük her iş çok önemlidir. Fakat başkasının işinden biz sorum­lu değiliz, bizim işimizden de onlar sorumlu değildir. Mahşerde Mevlâmız bizi kendi üzerimize vazife olan işlerden hesaba çeke­cektir, başkalarının değil. Bir şirketi veya devleti yöneten kişiye ise kendi sorumluluğu altındaki kişilerin işlerinden hesap sora­caktır. Çünkü bir kişi hangi işi yapıyorsa hesabı ona göre görülür.</p>
<p>Ülke ve dünya çapındaki olayları bilmek, üzerine düşünmek, araştırmak ve tartışmak bu alanda çalışan akademisyenler, iş in­sanları, bürokratlar, siyasetçiler için bir gerekliliktir. Çoğu insan için dünya çapındaki olayları takip etmek zâiddir, gereksizdir, hatta çoğu kere abestir. Çünkü günlük hayatlarında ve işlerinde bu edindikleri bilgilerin bir yeri, işlevi ve faydası yoktur. Onun yerine kendi işlerine, kişiliklerine ve hayatlarına yarayan bilgileri elde etmeleri gereklidir.</p>
<p>Fakat bazı konular hepimizi ilgilendirir. Toplumu yönetenle­rin yaptıkları böyledir. Hepimizi etkiler. Bunu hemen siyaset dedikodusuna benzetmeyelim. Siyasette etkimiz yoktur, sabah akşam etkimiz ve yetkimiz olmayan bir alanla ilgili şikâyet edip durmak boştur. O sorunlar bizim için son sıralarda gelen ama si­yasette, devlet yönetiminde olan kişilerin ilk sırada gelen sorum­luluğudur. Bir öğrencinin en baş görevi devleti yönetmek değildir. Derslerini en iyi şekilde öğrenmektir. Çünkü ilim farzdır. Fakat en başta gelen ilim Allah’ın bizden beklediği kulluk vazifeleridir. Namaz ibadetinden haram yememeye, çocuklarımıza dinimizi öğretmekten yanlış yapan kişilere nezaketle uyarıda bulunmaya kadar&#8230; Bu işi, mesleği, görevi ne olursa olsun herkesin vazifesi­dir. Bunun üstüne edinmemiz gereken ilim ise işimizle, mesleği­mizle, görevimizle ilgili bilgilerdir. Mühendis mühendislik ilmini, bürokrat bürokrasi ilmini, kunduracı kunduracılık ilmini çok iyi bilmelidir. Bunun ötesinde sevdiğimiz ve ilgi duyduğumuz şeyle­rin de bilgisini elde edebiliriz. Şiir, edebiyat, çiçek yetiştirme, sa­natlar, el işleri, dil öğrenme vb&#8230; Bunlar da güzeldir. Bu sıraya ria­yet edersek öğrenmemiz, iş yapmamız, hayat tarzımız Hak ölçüsü üzerine olur. Ve hepsi birbirini tamamlar. Bu sırayı karıştırırsak kulluğumuz da, ahlâkımız da, kişiliğimiz de bozulur.</p>
<p>Elbette toplum içinde yaşayan her insanın diğerleriyle kesişen yönleri vardır. Başkalarının yaptıkları bizi etkiler, bizim yap­tıklarımız da başkalarını&#8230; Fakat biz bu kesişmelerde kendi so­rumluluk dairemizdeki kısımdan ve birbirimizi Hak yolda gü­zelce uyarmaktan sorumluyuz. Meselâ bir öğretmenin öncelikli görevi öğrencilerini öğrettiği alanda en iyi şekilde yetiştirmeye gayret etmektir. Okul müdürünün görevi onda olmadığı için o işlerinden sorumlu değildir. Fakat o okul müdürünün etki, yetki ve sorumluluk halkası bir öğretmenden daha geniştir ve onu da kapsar. Demek ki bizim üzerimize görev olan şeyler etkimiz, yet­kimiz, yetkinliğimiz ve sorumluluğumuz dâhilinde olan işlerdir. Mahşerde Rabbimizin bizden soracağı şeyler de bunlardır. Onun için kul yaptığı her işte mahşer hesabını unutmamalıdır.</p>
<p>Bu söylediklerimizi “bana necilik” olarak anlamamak gerekir. Aksine insan kendi kısıtlı gücünü, emeğini, zamanını kendi ya­pacaklarına ne kadar odaklarsa sistemi etkileme ihtimali o kadar yükselir. Her bir insan kendi işinde mükemmel olmaya gayret ettikçe» kalite yavaş yavaş tepeye ve çevreye doğru yayılır. Aksi de geçerlidir. insanlar sürekli sistemden şikâyet edip kendilerini düzeltmezlerse işler düzelmez. Toplumun durumunu düzeltme­de ilk adım insanın kendini düzeltmesidir.</p>
<p>Bunun için önemli, öncelikli ve birinci derece sorumlu olduğumuz işleri bilmemiz gerekir. Peki bu ayrımı nasıl yapacağız? önce bun- lan iyice öğreneceğiz. Bunun için emek vereceğiz, çabalayacağız, sağlam kaynaklara erişeceğiz. Neyin neden üstün, önemli ve de­ğerli olduğunu öğreneceğiz. Kulluk ölçüsünü bize veren kaynaklar Kur’ân» Sünnet, âlim ve âriflerin bize öğrettikleridir. Ölçü olmadan insanda denge olmaz. Bugün bizim “denge” dediğimiz “muvâzene” kelimesi “vezn” kökünden gelir. Bu ise “ölçü” demektir. Terazinin bir değil iki kefesi vardır. Birine ölçü konur, ötekine ise ölçülecek olan. Ölçme ikisi dengeye geldiğinde tamamlanmış olur. Fakat bu­nun için terazinin sağlıklı çalışıyor olması gerekir. Bizim iki asırdır kalp ve akıl terazimiz bozuk O yüzden ölçümüz de, ölçümümüz de hatalı. Hem kalbimizdeki hem aklımızdaki hem de ikisi arasın­daki dengeyi sağlayamadığımız için ölçüsüz işler, fikirler, eserler üretip duruyoruz. Yolumuz müstakim ama biz yalpalayarak yü­rüyoruz. Yolun dışına düşüp yere serilmemiz an meselesi. Onun için ölçülere hâkim olmamız ve ahlâkımızı ölçü üzerine inşâ etme­miz gerekir. Halkın âdetine değil Hakkın âdetine uymak gerekir. Üzerimize vazife olan birincil işleri tespit etttikten sonra onlara eğilmek, ağırlık vermek, vakit ayırmak gerekir. Dolayısıyla mu­habbetimizi, emeğimizi, dikkatimizi, vaktimizi mahşerde Rabbimizin bize hesap soracağı işlere ve kişilere hasretmeliyiz. Üstü­müze vazife olmayan ikincil işlere o kadar önem, öncelik ve vakit vermemek gerekir.</p>
<p>Kısacası; kulun gerçek gündemi önce kendini, sonra ailesini, sonra çevresini Hak yoluna sevketmektir. Kendimizi düzeltmeden ne aile­mizi ne çevremizi ne ülkemizi ne de dünyayı düzeltebiliriz. Ne dü­şüncemizi ne işimizi ne de yolumuzu düzeltebiliriz. O halde gerçek gündemimiz Allah m ve Resûlünün [sav] bize gösterdiği yolda yürümektir. Hangi işle, meslekle uğraşırsa uğraşsın kulun usûlü budur.</p>
<p>Savaş Ş.Barkçin &#8211; Sözler ve İzler,syf:315-323</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gundem-ve-biz/">Gündem ve Biz</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gundem-ve-biz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jean Baudrillard &#8211; Çaresiz Stratejiler  &#8221;Notlarım&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/jean-baudrillard-caresiz-stratejiler-notlarim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/jean-baudrillard-caresiz-stratejiler-notlarim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 05:25:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[hipergerçek]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Baudrillard]]></category>
		<category><![CDATA[kamuoyu]]></category>
		<category><![CDATA[Moda]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[Simülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26232</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir ekran ya da bir kamuoyu araştırmasının tek başına bir anlamı yoktur. Bir sözcüğün bir şeyi, bir imgenin bir gerçekliği, bir yüzün çeşitli duygulan temsil ettiği gibi bir düşünceden yola çıkarak kamuoyu araştırmalarının da bir şeyleri temsil ettiğini düşünmek yanılgıya düşmektir. İletişim araçlarıyla karşılıklı konuşabilmek olanaksızdır. İletişim araçları belki de, kitlelerin konuşmamak için arkasına [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/jean-baudrillard-caresiz-stratejiler-notlarim/">Jean Baudrillard – Çaresiz Stratejiler  ”Notlarım”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-26233 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/12/WikipediaBaudrillard20040612-cropped-237x300.png" alt="" width="256" height="324" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/12/WikipediaBaudrillard20040612-cropped-237x300.png 237w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/12/WikipediaBaudrillard20040612-cropped.png 250w" sizes="(max-width: 256px) 100vw, 256px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir ekran ya da bir kamuoyu araştırmasının tek başına bir anlamı yoktur. Bir sözcüğün bir şeyi, bir imgenin bir gerçekliği, bir yüzün çeşitli duygulan temsil ettiği gibi bir düşünceden yola çıkarak kamuoyu araştırmalarının da bir şeyleri temsil ettiğini düşünmek yanılgıya düşmektir.</p>
<hr />
<p>İletişim araçlarıyla karşılıklı konuşabilmek olanaksızdır. İletişim araçları belki de, kitlelerin konuşmamak için arkasına saklandıkları saydam bir duvardır. İşin içinde acaba yine ayartma mı vardır? Evet vardır ancak bu kez, kitleler iletişim araçları tarafından değil, iletişim araçları kitleler tarafından, kitlelerin iletişim araçları içinde kaybolma stratejisine uygun bir şekilde ayartılmaktadır.</p>
<hr />
<p>Sınırlarının nerede sona ermesi gerektiğini kendine bile itiraf edemeyen bir fizik olsa olsa bir patafiziğe (uyduruk, düşsel çözümler bilimi) benzeyebilir. Bu ayartma biçiminde ötekinin ne istediğini söylemeden tahmin etme, arzularına tercüman olma, hatta önceden dışavurma; başka bir deyişle onu çok büyük bir düş kırıklığına uğratma, beynini okuma, yanıltma, yönlendirme, özetle ustalık gerektiren bir intikam alma duygusu vardır.</p>
<hr />
<p>İnsanlar için önemli olan gereksiz şeylere ve gereğinden çok fazlasına sahip olmaktır. Toplumsal enerjiyi harekete geçiren, çıkarlar için mücadele edilmesine yol açan şey budur.</p>
<hr />
<p>Euro-dolarlar, borsa değerleri ve reklamın iğrençliğiyle soyut dolanım düzeni&#8230; Moda yeniliklerindeki ahlâksızlık, yararsız teknolojilerle prestij teknolojileri, seçim şamataları ve tırmanan bir silahlanma. Bütün bunlar, hem kapitalist egemenliğin “tarihi” göstergeleri hem de ondan daha önemli bir olgunun kanıtıdır. Bütün bunlar, kapitalizmin günümüze kadar gerçek anlamda bir toplumsal proje üretmekten aciz oluşunun kanıtıdır.</p>
<hr />
<p>Var olan tüm değer sistemlerine karşın bu ahlâk dışı eneıji ve “şeytani” dönüştürme gücü konusunda verilebilecek en güzel örnek ABD’dir.</p>
<hr />
<p>Ahlâki enerjiyi yok edip, ahlâk dışı enerjiyi özgürleştirerek insanları cinsel zevklere yönlendirmeye çalışan oyun, moda ve reklam gibi sistemlerin sırrı budur. Bunlar herhangi bir gerçekliğe sahip olmayan göstergelerle beslenmekten hoşlanan sistemlerdir.</p>
<hr />
<p>Özgür radyolar adı altındaysa her kafadan bir ses çıkmakta, herkes düşüncelerini dışavurmakta ve şarkılar çalınmaktadır. Bütün bunlar dinleyiciye doğru içerik aktarma gibi bir hülyanın ürünüdür. İletişim terimleriyle konuşmak gerekirse (FM) bandında boş yer kalmamıştır. Bu üst üste binen ve birbirine karışan istasyonlar artık hiçbir şey iletememektedir.</p>
<hr />
<p>Zira haberler ve iletişim araçları bir sahne üzerinde olup biten, bir alan derinliğine sahip ya da üstünde bir şeylerin oynandığı bir yer değildir. Bunlar bir derinlikten yoksun televizyon ekranı karşısında oturan alıcının okuma süreciyle uyumlu bir şerit üstüne kaydedilmiş mesaj ve sinyallerdir.</p>
<hr />
<p>Günümüzde tiyatro sahnesi sahip olduğu eleştirel gücün yanı sıra hiç kuşkusuz illüzyon gücünü de tamamen tüketmek üzeredir. Tiyatronun sahip olduğu etkileme gücü artık sahneyi bir illüzyon üretim alanı olarak görmeyen insanlarla her türlü anti-tiyatro biçiminin eline geçmiş durumdadır. Belki bir zamanlar bir biçim olarak tiyatro ve gerçek arasında diyalektik bir alışveriş olduğu söylenebilirdi. Oysa günümüzde ancak boş ve anlamsız bir gerçekten söz eden boş ve anlamsız tiyatro oyunları izliyoruz. Sahne ve salon arasındaki kopukluğa son veren, illüzyonu yasaklayan tiyatro sokağa, günlük yaşamın içine inerek tüm gerçekliği öyküleştirebileceğini, gerçekliğin içinde eriyip ortadan kaybolabileceğini ve aynı zamanda da bu gerçekliği dönüştürebileceğini sanmaktadır.</p>
<hr />
<p>Özellikle de biz Batılılar, insan yüzlerine, kendilerini gerçeklik ve arzuyla donatıp psikolojik açıdan soyduğumuz cinsel organlara bakar gibi bakıyoruz. Bu görüntülerde törensel bir özellik taşımayan, makyajsız ve göstergeler den yoksun yüzlerin tüm güçleriyle müstehcen görünme ye çalıştıkları söylenebilir. Bizlerse bu var olmayan hakikat gösterisini izliyor ve enerjimizin tamamını hiçbir işe yaramayacak açıklamalar üretmek amacıyla harcıyoruz. Yalnızca görünümler, yani haklarında anlam üretmediğimiz göstergeler her alanda karşımıza çıkan, bu bomboş hakikat evrenindeki töz yitimini engelleyebilirler.</p>
<hr />
<p>Her şey politika alanı içine çekildiğinde, politika toplumsal yazgıyı belirleyen bir süreç olmaktan çıkarak kültürel bir sürece dönüşmekte ve beraberinde ortaya bir de sefil bir politik kültürün çıkmasına neden olmaktadır.</p>
<hr />
<p>Nesnel varlığını ya da iğrençliğini zorla kabul ettirmeye çalışan, yani ölümün sahip olduğu sır ve zarafete sahip olmayan, çürüyen bir ceset gibi yalnızca fiziksel ayrışıma uğrayan, hayal gücüne son verilerek her şeyin gerçekçi bir görünüme sahip olduğu maske, göz fan ve bir yüze sahip olmanın mümkün olmadığı bir yerde her şey ya tamamıyla cinsel bir görünüme kavuşturulmuş ya da ölmüş demektir. Bu sayılanların tamamı hem müstehcen hem de pornografik olarak nitelendirilebilir.</p>
<hr />
<p>Olgusal ve hukuksal varlığından çok piyasadaki arz, tüketim ve değiş tokuş miktarıyla doğru orantılı bir varlığa sahip olabilen toplumsal, kendini pazar ekonomisine ait sıradan bir eşya gibi gördüğünden yalnızca zorla yeniden üretilebileceğine inanmaktadır. Reklama bile inandığı söylenebilir; çünkü ister iletişim araçları, ister ideoloji ve söylevler aracılığıyla olsun yaptiğı tek şey kendi reklamıdır.</p>
<hr />
<p>Tüm bilmeceler çözüldüğün de yıldızlar sönmeye başlamaktadır. Sırlan açığa çıkartıp gözler önüne sermekle yetinmez onları görünürden daha da görünür bir hale getirir, yani müstehcenleştirir, tüm illüzyonları kolaylıkla anlaşılır bir hale getirirsek o zaman gökyüzüyle dünya arasındaki bağlantı kopmaktadır.</p>
<hr />
<p>Birilerini tehdit etmek istiyorsanız bu işi ancak bir başkasına ait bir şeyleri, örneğin o kişinin bir sırrını, hassas olduğu bir konuyu, en çok arzu duyduğu, en çok keyif aldığı şeylerden birini öğrenerek, ona acı çektirecek bir şey, yaşama hakkını elinden nasıl alabileceğinizi bilerek yapabilirsiniz. Psikolojinin tüm dallarıyla ilgili bir şey olan güdümleme sürecinin sahip olduğu araçlar bunlardır. Biz isteklerimizi karşımızdakine işte bu zorlama yöntemiyle kabul ettiriyoruz.</p>
<hr />
<p>Birini yok etmek istiyorsanız onu öldürmeyin, milyonlarca insanın olaya duyarsız kalmasını sağlayın yeter.</p>
<hr />
<p>Terör artık yalnızca şiddetle açıklanamayacak başka bir mantıksal evrene sanki rastlantısal, insanları oldukları yere mıhlayan, birbirlerine korku aşılamalarına yol açan bir evrene aittir. Şiddetten daha şiddetli olan bir şey varsa o da terörizmdir.</p>
<hr />
<p>Şişkolar, içinde yaşamakta olduğumuz sistem gibi, boşlukta hiç durma dan şişen varlıklara benzemektedirler. Şişkolar, sona eren uyumlu göstergeler, fiziksel yapılar, beslenme biçimleri ve kentsel biçimler döneminin nihilist bir ifadesi gibidirler. Dört bir yana doğru hızla yayılan kanserli hücre dokusuna benzemektedirler.</p>
<hr />
<p>Şeffaflaşma her geçen gün sırları (yalnızca anlam üretiminin değil aynı zamanda görünümlerin sahip olduğu illüzyon ve ayartma gücünün sahip olduklarını da) açığa çıkartırken, sahne görevi yapan mekânlar da her geçen gün biraz daha müstehcen bir görünüme sahip olmaktadır.</p>
<hr />
<p>Günümüzde herhangi bir olaydan sonuç çıkartılması olanaksız gibidir. Çünkü bu olaylar bin bir şekilde yorumlanabilmekte ve hepsi de bir anlama sahip olabilmektedir; başka bir deyişle tüm nedenler ve sonuçlar eşdeğerli olup her olayın pek çok nedeni ve sonucu olduğu söylenebilmektedir.</p>
<hr />
<p>Doyum noktasına ulaşmış tepkisiz bir dünya, bir ahtapot gibi her tarafı sarmaya, hastalıklı gelişmeye, kansere, azmanlaşmaya mahkûmdur. Zaten kanser demek, kendi ereğini bir hiperereklik sürecini benimseyerek yadsımak demek değil midir?</p>
<hr />
<p>Moda güzelin kendinden geçmiş, yani hangi yöne gittiği belli olmayan bir estetiğin anlamsız ve içeriksiz biçimidir. Simülasyon, gerçeğin kendinden geçmiş bir biçimidir. Televizyonu izleyin ne demek istediğimi anlarsınız; başka bir deyişle küçük ekrandan yansıyan tüm gerçek olaylar insanın başka bir şey düşünebilmesini engelleyecek kusursuz bir art ardalık ilişkisi içinde, yani hem görmeye hiç alışık olmadığımız hem de birbirlerinden ayırt edilemez, hem gerçek dışı, hem de kendilerini tekrarlar bir şekilde sunulmaktadırlar; bu yöntem onların anlamsız ve kesintisiz bir şekilde birbirlerini izlemelerini sağlamaktadır.</p>
<hr />
<p>Zira kamuoyu yoklamalarında kesin sonuç diye bir şey olamaz. Onları ilgi çekici hale getiren de zaten bu özellikleridir. Kesin bir sonuca sahip olamamalarının nedeni nesnenin ekranların gerisinde neredeyse tamamen ortadan kaybolmuş olması, yani ne kendi varlığı hakkında herhangi bir düşünce üretilmesine ne de modellerin gerçekten etkileyici olup olmadıklarından söz edilmesine izin vermemesidir. Bütün bunlar genel anlamda kamuoyu yoklamalarının sonuçlarından kuşku duyulması ya da ciddiye alınmama, yani bir tür kendiliğinden “araştırma simülasyo- nu” şeklinde algılanma gibi bir sonuca yol açmıştır.</p>
<hr />
<p>Şeylerin başka bir şekilde olup bittikleri, gerçekten çok daha kesin kurallara boyun eğilen bir evrende rastlantı diye bir şey yoktur.</p>
<hr />
<p>İnsanın ne istediğini bilmesi övgüye değer bir şeydir.</p>
<hr />
<p>Kamu ahlâkı, kolektif sorumluluk, gelişme, toplumsal ilişkilerin rasyonelleştirilmesiymiş! Hepsi palavra!</p>
<hr />
<p>Çirkinin sahip olduğu tüm anlamlan kendi hesabına geçirmiş güzel bir şeyler düşünün, bunun adı modadır&#8230; Sahtenin tüm anlamlarını kendi hesabına geçirmiş bir “asıl” düşünün, bunun adı simülasyondur&#8230;</p>
<hr />
<p>Arzularına ve zevk aldığı hiçbir şeye sınır koyma yan ve sonunda cinsellikten bıkan bir kuşak günümüzde, aşkı, duygu ve tutku eklenmiş bir cinsellik biçimi olarak yeniden keşfetmeye çalışmaktadır. Daha önceki romantik ya da post-romantik kuşaklar aşkı bir tutku, bir yazgı gibi yaşamışlardı. Bizimkiyse neoromantik bir aşka benziyor.</p>
<hr />
<p>Ayartma sürecinde ön planda olan duygular değil, her an değişebilen dış görünümlerdir. Örnek alabileceğiniz bir ayartma modeli olmadığı gibi, ayartarak rahatlamak gibi bir şey de söz konusu değildir. Bu durumda ayartmanın ahlâksızca bir davranış olarak nitelendirilmesi gerekecektir. Ayartmada ahlâkçı bir duygusal alışveriş yoktur. Ayartma, evrensel ve doğal olmaktan çok yapay ve bir öğretiyi andıran anlaşma, meydan okuma ve ittifak biçimine benzemektedir. Açıkça ayartmanın bir sapkınlık biçimi olduğu söylenebilir.</p>
<hr />
<p>Bugüne kadar bize hep “Birbirinizi sevin” denilmiştir. Kimse kalkıp da “Birbirinizi ayartın” dememiştir.</p>
<hr />
<p>Aşırı haber bombardımanına maruz kalan toplumsal, giderek şişkolaşmaktadır. Kitleleri yarattığını ve aydınlattığını iddia etmesine karşın gereksiz ve kitleler kadar sessiz sedasız bir şey varsa o da bu aşırı haberdir. Haber ve kitleler uyumlu bir çift teşkil etmektedirler, zira haber kitleleri bilgilendirmemekte ve kitleler de bir görüşe sahip olmaya çalışmamaktadır. Bu iki olgu hiç durmadan birbirinden beslenmektedir.</p>
<hr />
<p>Kamuoyu araştırmaları nesnel bir mantık üstüne oturtulmakla birlikte araştırmaların sonunda ortaya konulan somut bir sonuç yoktur; başka bir deyişle bunlar yüzde yüz nesnel olarak nitelendirilebilecek sonuçlardır. Böyle komik bir şey olamaz! Bu, tüm iletişim araçları için de geçerlidir;</p>
<hr />
<p>İnsanları ahlâksız göstergeler denilen şey büyülemektedir; çünkü göstergeler, gerçekliği her zaman ve her yerde ayartmayı başarmıştır.</p>
<hr />
<p>Tarihle, politikanın kendinden geçtikleri, anlamlarını yitirdikleri bir dönemde yaşıyoruz. Herkesin her şeyden haberdar olup, hiçbir şey yapmadığı, her şeyle dayanışma içinde görünüp yerinden bile kıpırdamadığı bir dünyada yaşıyoruz.</p>
<hr />
<p>Bütün modern biçimler müstehcendir. Önceleri müstehcenlikle yalnızca, sonsuza dek sürüp gideceğini düşün düğümüz, cinsellikte karşılaşacağımızı sanmıştık. Oysa günümüzde müstehcenlik gözle görülebilen her yere ulaşabilmektedir. Bakışın kendisi müstehcenleştirilmiş gibidir. Bu, perdede izlenen sadistliklerin kamera karşısında gerçek anlamda yaşandığı Latin Amerika’da çekilmiş kimi hipergerçek filmlerdekine benzeyen ölümcül bir fahişelik biçimidir.</p>
<hr />
<p>Gerçekten daha gerçek görünen şeye müstehcen diyoruz. Tıpkı bir film ekranının tamamını kaplayan cinsel ilişkiyle ilgili görüntüler gibi. Bunlar çok abartılı boyutlara sahip&#8217; olup cinselliği anlamsız bir biçime indirgeyen, cinsel ilişkiyi tekrar tekrar göstermekten başka bir şey yapmayan görüntüleridir.</p>
<hr />
<p>Kumar kesinlikle müstehcen bir oyundur, çünkü sahip olduğu bir anlam ya da değer yoktur; başka bir deyişle kumar parası sahip olduğu değeri tamamen yitirmiş, boş kağıdın eşdeğerlisi sayılabilecek bir şeydir.</p>
<hr />
<p>Genelde büyüleyici bir şey olan imgenin gerçekten daha zarif bir görünüme sahip olmasının tek nedeni iki boyutlu olmasıdır; bu da onu her zaman daha çekici kılmıştır (çünkü biz şeytanın egemen olduğu bir evrende yaşıyoruz). Keza göz yanılsaması denilen şey resme bir gerçeklik yanılsaması ekleyerek onun sahteden daha sahte bir görünüme sahip olmasına neden olur. Biz bunu ikinci dereceden bir simülakr olarak adlandırıyoruz. Ayartma da sahteden daha sahte bir şeydir; çünkü o da kendilerine anlamlarını yitirttiği gerçeğe benzer göstergelerden yararlanır.</p>
<hr />
<p>Toplumsal işleyiş düzeni bozulduğunda, toplum kendine düşen rolü oynayamayacak hale geldiğinde ve gerçekleştirme iddiasıyla tutuştuğu bahisleri yitirdiğinde müstehcen bir görünüm kazanmaktadır.</p>
<hr />
<p>Güney İtalya’daki terremotati [depremzedeler], gösterdiği ihmalkârlık nedeniyle İtalyan devletine şiddetle saldırmışlardır (çünkü olay yerine yardım ekiplerinden önce varan medya bu türden acil durumlarla ilgili hiyerarşik bir gösterge gibidir). Terremotati’hin felaketin sorumluluğunu iktidara yüklemesinin nedeni iktidarın ikide bir evrensel dayanışmadan dem vurmasıdır. Bu insanların felaketleri önceden haber verebilecek caydırıcı bir düzenin oluşabileceğini inanmalarını beklemek saflıktan başka bir şey değildir.</p>
<hr />
<p>Rekabetin, her türlü ahlâk anlayışından daha etkili bir şey olmasının nedeni bir ahlâksızlık biçimi olmasıdır. Modanın, her türlü estetik anlayıştan daha etkili bir şey olmasının nedeni bir ahlâksızlık biçimi olmasıdır.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/jean-baudrillard-caresiz-stratejiler-notlarim/">Jean Baudrillard – Çaresiz Stratejiler  ”Notlarım”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/jean-baudrillard-caresiz-stratejiler-notlarim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haberlerden Haberli Olmak ya da Kötümserlik Tohumları</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/haberlerden-haberli-olmak-ya-da-kotumserlik-tohumlari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/haberlerden-haberli-olmak-ya-da-kotumserlik-tohumlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2019 10:53:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Barbarasoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[Haberlerden Haberli Olmak ya da Kötümserlik Tohumları]]></category>
		<category><![CDATA[Kötümserlik]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik savaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=23068</guid>

					<description><![CDATA[<p>Psikolojik savaşın en önemli stratejilerinden birisi savaşılmakta olan halkın arasına kötümserlik tohumlarının ekilmesidir. Kötümserlik insanlardaki güven duygusunu tarumar ettiği için toplumun ahlâkî ilkelere riayet etmesini sağlamak epey zorlaşır. ”Tanrının ölümü” ile birlikte her şeyin mubah oluşu gibi madem ki iyi olan hiçbir şey kalmamıştır, herkes ve her şey kötüye gitmektedir ve yenilgi kaçınılmazdır, o vakit [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haberlerden-haberli-olmak-ya-da-kotumserlik-tohumlari/">Haberlerden Haberli Olmak ya da Kötümserlik Tohumları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-23082 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034-300x162.jpg" alt="" width="443" height="239" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034-300x162.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034-600x325.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034-768x415.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034.jpg 1000w" sizes="(max-width: 443px) 100vw, 443px" /></a></p>
<p>Psikolojik savaşın en önemli stratejilerinden birisi savaşılmakta olan halkın arasına kötümserlik tohumlarının ekilmesidir. Kötümserlik insanlardaki güven duygusunu tarumar ettiği için toplumun ahlâkî ilkelere riayet etmesini sağlamak epey zorlaşır. ”Tanrının ölümü” ile birlikte her şeyin mubah oluşu gibi madem ki iyi olan hiçbir şey kalmamıştır, herkes ve her şey kötüye gitmektedir ve yenilgi kaçınılmazdır, o vakit kişinin kendisini zorlayarak iyi olmak ve iyilik adına ayakta kalmasına ve inandığı değerler için sonuna kadar savaşmaya çalışmasına gerek yoktur. Kötümserliğin sebep olduğu bu ruhî yıkıntıdan olsa gerektir ki, hemen bütün dinlerde kötümserlik günah sayılmıştır. Hatta buhranlar ve savaş zamanlarında halkın arasında kötümserlik tohumları ekenler kurşuna dizilmeye kadar varan cezalara çarptırılmışlardır.</p>
<p>Kötümserlik her insanda farklı tezahürlerde görünen bir mizaç olduğu gibi tek tek fertlerin sahip olduğu kötümserlik rengi de o fertlerin oluşturmuş olduğu milleti öteki milletlerden ayıran bir kötümserlik tonuna dönüştürür. Bu ton Türk milleti söz konusu olduğunda epey koyu ve kalıcı bir renk olarak çıkar karşımıza. Hatta kötümserliğe en kolay kapılan millet olduğumuzdan şikâyet eder Yakub Kadri, “Ergenekon” adlı kitabında: “&#8230;</p>
<p>Şarkın bu hülya ve neşe diyarının, bu gürbüz ve has evladı ruhça dünyanın en sisli iklimlerinden çıkmış kadar kötümserdir. İnsanlığın en muhteşem ikballeri, en yüksek zaferleri, tantanaları hiçbir şey Türk’ün kalbinde çömelen baykuşu ürkütemedi, susturamadı&#8230; “Biteceğiz, bitiyoruz! ” nakaratı bizim millî marşımızın yegâne güftesidir. Ve en büyük söz bizde “meş’um” sözünün eşitidir&#8230;” Esasen dikkat edecek olursanız bizde hele son zamanlarda iyimser görünmek adeta bir kabalık ve bir bayağılık telakki edilmeye, fikir ve soy yüksekliği kötümserlikte aranmaya başlandı&#8230; Hele ikide bir “Adam sen de, bu millet kurtulamaz, bu millet bitti!” demek cesaretini gösterdiniz mi, artık sizden büyük sizden kahraman kişi düşünülemez.</p>
<p>Olayları değerlendirişte kötümser bakışı tercih etmiş kişiler komplo senaryolarına, herkesin göründüğünden çok başka olduğuna inanmaya her an hazırdırlar. Olabileceklerin en kötüsünü düşünüp ifade ettikten sonra, söyledikleri gerçekleştiğinde “ben demiştim” övüncü yeter de artar bunları mutlu etmek için.</p>
<p>Günlük hayatta kendine dair olumsuz bir şey söylerken ve düşünürken “aman söz vücut bulur” endişesini taşıyarak kötü bir şeyi ifade etmekten kaçınan insanlar söz konusu memleket meselesi olduğunda sözün Vücut bulmasını ister gibi adeta üstüne basa basa tekrar tekrar aynı kötümserliği ifade etmekte bir sakınca görmezler.</p>
<p>Son birkaç yıldır sözün vücut bulması medya gözetiminde ve denetiminde senaryolaştırılan haberler vasıtasıyla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Ağırlıklı olarak toplumun dindar (Ne yapayım Müslümanlar diyemiyorum çünkü ateistler bile artık kendilerinin de Müslüman olduğunu iddia ediyor.) kesimini hedefleyen komplo senaryoları, dizi haberler yoluyla işinde gücünde olan dindar insanları sindirmeye hedefleyen bir kötümserlik bombardımanı ifa etmektedir.</p>
<p>Tür&#8217;k milletinin mayasındaki kötümserliğe müptela tavır, bu haberleri dinleyiş ve seyrediş sürecinde iyice otaya çıkmaktadır. Kendini mutlu edebilecek haberlerden habersiz kalmayı göze alan Türk insanı dünyasını karartan haberlere adeta aşk ile bağlanmakta. Ekran karşısında geçirdiği saatlerde yaşadığı bedbinlik ve mutsuzluk yeterli gelmeyerek herkes birbirine ertesi gün dün yaşamış olduğu karamsar havayı nakletmeye çalışmakta.</p>
<p>&#8216;Bir şeyin haber olabilmesi için ulaştırılan söz kadar, o sözün ulaşacağı kişilere de ihtiyaç vardır. Siz gözünüzü ve kulağınızı ruhî dünyanızı alt-üst eden haberlere kapadığınız zaman o haberler de kendiliğinden yok olur. Diyebilirsiniz ki, “Olan olmaktayken; olmakta olan şeyi benim bilmemem ne kadar doğrudur? Üstelik ben onu bilmediğimde, o olmaya devam etmekten geri mi duracak?” İşte işin püf noktası burada. Eski Çin generallerinin yöntemi olan savaşı savaşmadan kazanma yöntemi karşı tarafın yanlış haberlerle “zehirlenmesine” dayanıyordu. Olanın olmaya devam edebilmesi için tek tek kişilerin bakışlarının olmakta olandan farklı bir noktada toplanmasına ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç medya vasıtasıyla yanlış bilgiler ile meşgul edilen insanların doğru bilgilere ulaşmasını engellemek üzere yapılmaktadır. Uygulanan bu yöntem ile çifte kazançlar elde edilmektedir. Bu tür yayınlar olmakta olanı sakladığı gibi, en güvenilir insanlara bile isnat edilmeye çalışılan suçlar ile insanlar iyice tedirgin bir hale gelmektedir. Bu tedirginlik ve çaresizlik insanları daha fazla ekrana perçinlemekte, böylece medya patronları hem çamur atma kampanyasının taşeronluğunu yaptıkları için ödüllendirilmekte hem de seyredilir olma oranlarını artırmaktadırlar.</p>
<p>Bir de tersini düşünün! Malum medyanın ısıtıp soğutup yeniden sunduğu dindarlara yönelik senaryolaştırılmış haberlerle karşılaşır karşılaşmaz elinizdeki gazeteyi okumaktan ve almaktan vazgeçtiğinizi; TV ve radyonuzun düğmesini kapattığınızı; sizinle bu konuları konuşmaya kalkanlara, bu senaryolara katkı sağlamamak, baskı altına alınmış figüran vatandaş rolünü oynamak istemediğiniz için dayatılan gündemler hakkında asla konuşmayacağınızı söylediğinizi düşünelim. o zaman yine bazı insanların savaşmadan savaşı kazanmaları söz konusu olabilir mi? &#8216;</p>
<p>Fatma Barbarasoğlu &#8211; İmaj ve Takva,syf.175-179</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haberlerden-haberli-olmak-ya-da-kotumserlik-tohumlari/">Haberlerden Haberli Olmak ya da Kötümserlik Tohumları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/haberlerden-haberli-olmak-ya-da-kotumserlik-tohumlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
