<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gökhan Özcan | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/gokhan-ozcan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Mar 2020 12:08:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Gökhan Özcan | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fikrin Çöp Hali</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fikrin-cop-hali/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fikrin-cop-hali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2020 12:08:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Fikir]]></category>
		<category><![CDATA[Fikrin Çöp Hali]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[vukûfiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24072</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanların fikirlerini ifade etmeleri, uygulamada sıkıntılar yaşansa da teorik olarak her ülkede teminat altına alınmış bir hak olarak görülüyor. İşin bu kısmı güzel ve gerekli&#8230; Ancak insanların gerçek fikirlere sahip olmalarının önündeki engellerle ilgili koruyucu bir düzenleme yok. Bugün öyle görünüyor ki, gerçekten fikir sahibi olmak insanlık tarihi boyunca hiç olmadığı kadar zorlaşmış durumda. İlk [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fikrin-cop-hali/">Fikrin Çöp Hali</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="non-card" data-card-id="57f0022f-22d0-483f-67c3-797b6c7d44fb" data-card-type="Text"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24073 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Yazmak-1-300x150.jpg" alt="" width="386" height="193" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Yazmak-1-300x150.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Yazmak-1-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Yazmak-1-1170x585.jpg 1170w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Yazmak-1-770x385.jpg 770w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Yazmak-1-768x384.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Yazmak-1-1024x512.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Yazmak-1.jpg 1200w" sizes="(max-width: 386px) 100vw, 386px" /></p>
<p class="non-card" data-card-id="57f0022f-22d0-483f-67c3-797b6c7d44fb" data-card-type="Text">İnsanların fikirlerini ifade etmeleri, uygulamada sıkıntılar yaşansa da teorik olarak her ülkede teminat altına alınmış bir hak olarak görülüyor. İşin bu kısmı güzel ve gerekli&#8230; Ancak insanların gerçek fikirlere sahip olmalarının önündeki engellerle ilgili koruyucu bir düzenleme yok. Bugün öyle görünüyor ki, gerçekten fikir sahibi olmak insanlık tarihi boyunca hiç olmadığı kadar zorlaşmış durumda.</p>
<p class="non-card" data-card-id="57f0022f-22d0-483f-67c3-797b6c7d44fb" data-card-type="Text">İlk anda bir çok insana şaşırtıcı gelebilir bu ifadelerim. Öyle ya, bilgi çağındayız, bilgiye erişim adına adeta bir devrim gerçekleştirildi. Bir konuda fikir sahibi olmak istiyorsanız, kısa bir süre içinde o alanda kayda geçirilmiş bütün birikime ulaşma imkanınız var. Doğru mu? Evet teknik olarak doğru! Ancak burada atladığımız önemli bir husus var. Eğer bilgiden fikre giden yolu sabırla yürüyecek dirayet,</p>
<p class="non-card" data-card-id="57f0022f-22d0-483f-67c3-797b6c7d44fb" data-card-type="Text">liyakat ve vukûfiyete sahip değilseniz, eldeki birikim sizi doğru varış noktasına götürmeyecek, gerçekten fikir sahibi kılmayacaktır.</p>
<p class="non-card" data-card-id="57f0022f-22d0-483f-67c3-797b6c7d44fb" data-card-type="Text">Bu cümlede geçen ‘vukûfiyet kavramı önemli&#8230; Günlük hayatımızda daha ziyade aynı kökten gelen ‘vâkıf olmak’ ifadesiyle meramımızı ifade ediyoruz. Herhangi bir sözlüğe bakarsanız, vakıf olmanın ‘bilmek, öğrenmek’ anlamını karşıladığı bilgisini alırsınız. Bu oldukça basitleştirici, hafifletici bir yaklaşımdır. Kavrama ancak yüzeysel bir karşılık olabilir. ‘Vukûfiyet’ kavramı, Arapça kökeni itibarıyla bundan daha derinlikli bir muhtevaya sahiptir. Köken olarak ‘durma, kalma’ anlamına gelir. Günlük dilde hani ‘bir durup düşün’ diyoruz ya hani, aşağı yukarı bu durumu ifade ediyor. Bizim bugün fikir sahibi olmak için gerekli olduğuna pek de inanmadığımız bir şey bu: Durup düşünmek!</p>
<p class="non-card" data-card-id="57f0022f-22d0-483f-67c3-797b6c7d44fb" data-card-type="Text">Nitekim ‘Vukûfiyet’ kavramına ıstılahî derinliği içinden bakarsak durum daha görünür hale geliyor. Kavramın Osmanlıca sözlüklerde karşılığı “meseleye hâkim olma” ve “iyice bilme ve anlama” olarak ifade edilmiş. Yani kişinin bir meseleye vâkıf olması demek, o meseleyi gerçek bir hükme ulaşabilecek şekilde iyice bilmesi ve anlaması demek&#8230; Fikir sahibi olabilmek için de esasen yola ancak bu noktadan çıkılabiliyor olması gerek&#8230;</p>
<p class="non-card" data-card-id="57f0022f-22d0-483f-67c3-797b6c7d44fb" data-card-type="Text">Peki insanların gerçekten fikir sahibi olmalarının önündeki engel ne? Samimiyetle gayret göstermeyi göze alabilirsek pekala esaslı fikirlere sahip olabiliriz, kim engelliyor ki bizi? Bir meseleye vukûfiyet kesbetmeden, yani tam olarak o meseleye vâkıf olmayı beklemeden kim bizi fikir sahibi olabileceğimize inandırıyorsa, gerçekten fikir sahibi olmamızı da o engelliyor.</p>
<p class="non-card" data-card-id="57f0022f-22d0-483f-67c3-797b6c7d44fb" data-card-type="Text">Bugün gelişen iletişim teknolojileriyle her isteyen kendi dünyasını dünyaya açabiliyor. Her insan birer canlı medya unsuru haline geldi. Bu imkanın bazı kazanımları yok değil, evet&#8230; Ancak pek çok arızaya yol açtığı da artık aşikâr&#8230; Konu her ne olursa olsun, her isteyen için ulaşılabilir olan mecralardan herkes istediği sözü, fikirdir zannıyla öylece ortaya bırakabiliyor. Bu ölçüsüz serbestlik, bu mecralarda farkında olmadan dönüşen zihinlerde, fikir sahibi olmanın ön şartı olması gereken gayreti tamamen gereksizleştirdi. Heves ve cüretten örülü her türlü üfürük fikir diye ortak alana boca edilebiliyor. Ehliyet soran, ruhsat arayan yok. Ne kişinin kendisi yapıyor bunu, ne başkaları&#8230; Çünkü herkes bir şekilde bu sürecin ortağı. Gerekçe de bu imkanın elimizde oluşu&#8230; Yapılıyor, çünkü yapılabiliyor.</p>
<p class="non-card" data-card-id="57f0022f-22d0-483f-67c3-797b6c7d44fb" data-card-type="Text">Kişilerin fikirlerini ifade etme hakkı temel bir hak&#8230; Ancak bir o kadar önemli olan bir başka hak da fikir sahibi olma hakkıdır diye düşünüyorum. Sırf elinin altında birtakım imkanlar bulunduğu için, hiç kimsenin her aklına eseni kamuya açma hakkını kendinde görmemesi gerek&#8230; Ancak mantığını, herkesi sebepsizce kendine inandırma ve kendini ölçü alma temelinden alan bu mekanizmaların bu yolda büyük mesafe aldığı anlaşılıyor. Bir noktada durup düşünmeye başlamazsak, aslı olmayan fikirlerimiz bizi götürüp topluca cehalet çöplüğüne dökecek.</p>
<p data-card-id="57f0022f-22d0-483f-67c3-797b6c7d44fb" data-card-type="Text">Gökhan Özcan / 5 Mart 2020</p>
<p data-card-id="57f0022f-22d0-483f-67c3-797b6c7d44fb" data-card-type="Text">yenişafak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fikrin-cop-hali/">Fikrin Çöp Hali</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fikrin-cop-hali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan:Ummanın İçinde Bir Damla</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insanummanin-icinde-bir-damla/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insanummanin-icinde-bir-damla/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Sep 2019 09:53:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan:Ummanın İçinde Bir Damla]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Özcan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23161</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; İnsan için her şey bir yerde başlar. Doğarsınız, görür, bilir tanırsınız. Yürür, konuşur, koşar oynarsınız. Küçükken serpilir büyürsünüz. Büyüdükçe her şeyin sandığınızdan daha başka olduğunu anlamaya başlarsınız. Dünyada var olanın sadece siz olmadığınızın farkına varırsınız. Gece ve gündüz vardır, yaz kış, akıp giden zaman vardır. Dağlar, ırmaklar, vadiler, denizler vardır. Yeryüzü ve gökyüzü vardır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insanummanin-icinde-bir-damla/">İnsan:Ummanın İçinde Bir Damla</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div class="smartphone_navigation"><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-20623 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1.jpg" alt="" width="488" height="326" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1.jpg 720w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-600x400.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/bodrum-butik-otel-manzara-insan-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 488px) 100vw, 488px" /></a></div>
<div class="main_content">
<article>
<div class="content">
<p class="p1"><span class="s1">İ</span><span class="s1">nsan için her şey bir yerde başlar. Doğarsınız, görür, bilir tanırsınız. Yürür, konuşur, koşar oynarsınız. Küçükken serpilir büyürsünüz. Büyüdükçe her şeyin sandığınızdan daha başka olduğunu anlamaya başlarsınız. Dünyada var olanın sadece siz olmadığınızın farkına varırsınız. Gece ve gündüz vardır, yaz kış, akıp giden zaman vardır. Dağlar, ırmaklar, vadiler, denizler vardır. Yeryüzü ve gökyüzü vardır. Ay, güneş, yıldızlar, bulutlar vardır. Bunların çok ötesinde aklınıza sığmayan ve hiç sığmayacak olan nice başka şeyler vardır. Gözünüzün gördüğü âlemin içinde başka âlemler, ötesinde uçsuz bucaksız nice âlemler vardır. Ve idrakin başladığı yerde insanın içinde bir âlem vardır, o âlemin içinde nice âlemler vardır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İnsanın dışında bir imtihan, içinde bir imtihan vardır. Güzel olan ve çirkin olan, doğru olan ve yanlış olan vardır. İki ucu arasında salınıp durduğumuz nice ikilemler, çetin tecrübeler vardır. İnsanın beşerden insana doğru uzun bir yolculuğu vardır. Çünkü insanın kalbi vardır. Aynı kalbin içinde insan olmanın hüznü ve sevinci vardır. Kalp çarpıntıları ve hayal kırıklıkları vardır. Düşe kalka yürür insan, yanılır, yenilir ve yeniden dener. Beşer doğanlar, bir ömür mücadele ederek “insan”ın içini doldurmaya çalışır. Varlığını “insan”a yaklaştırmaya çalışır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Düşündükçe, içinin merakları yeryüzünde var bulduğu ilk noktaya götürür insanı. “Var” olmaya nereden gelmiştir? “Var” oluşu nasıl olmuştur? Hafızasında bildiği bir “önce”si yoktur? Peki nasıl olmuştur da bir an gelip bir sonsuzun içine doğmuştur? Bu soru, bu kıpır kıpır merak, insanı ikinci doğum anına götürür. Doğru cevabı bulanlar için bu idrakin hakikate doğuşudur. Güneşin içimize doğuşudur. İnsan var olmamış, var edilmiştir. Bir var edeni vardır. O mutlak “Var”dır, önceden ve sonradan münezzehtir. İnsan, varlığını O’ndan almıştır. İnsan, O’nun murad ettiği gibi ve O’nun murad ettiği kadar vardır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İdrak kapısı açıldığı andan itibaren insanın zorlu yolculuğu başlar. Sadece attığı her adım değil, aldığı her nefes de hem başlı başına bir imtihan, hem de ömür imtihanının bir parçasıdır insan için. Doğruyu bulmak yükü daima omuzlarımızdadır. Yanlış adım attığımız, yolun dışına çıktığımız olursa da, istikameti kaybetmemekle aşılabilir badireler. Nihayetinde biliriz, ne tamız ne tamamız ne de kusursuz… Biz iyi ihtimalle, beşerliğimize takılıp tökezlesek de, teslimiyet ipine tutunup O’nun izni ve inayetiyle yeniden ayağa kalkanlarız.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bizi inşa eden yapıp ettiklerimizdir. Hayatın sonu gelmez teklifleri arasında neleri seçtiğimizdir. İnsan binasını kuran yine insanın kendisidir. Bina doğruysa da böyledir, eğriyse de böyle… Hayır ve şerri girdikleri bin bir kılık içinde tanıyıp bilmekle mükellefiz. Bizim imtihanımızın molası, teneffüsü yoktur. Tatili, dinlenmesi yoktur. Hayat dediğimiz şey, her anı ve adımıyla imtihanın ta kendisidir. Şairin dediği gibi: En uzun yoldur insanın içi… İnsan hem yolcudur o uzun ve meşakkatli yolda, hem de yolun kendisi…</span></p>
<p class="p1">Âlemde ne varsa, insanda da vardır. İnsan âlemin içindedir, âlem insanın içinde… İnsan âlemin içinde seyran eder, âlem insanın içinde… İnsan âlemin hikâyesi içinde, âlem insanın hikâyesi içinde… Hepsi aslında bir idrakin içinde… Arif diyor ya: Kâh çıkarıp gökyüzüne seyrederim âlemi… Kâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni. Yani ki hikâyemiz daha büyük bir hikâyenin içinde. Biz hikâyenin içindeyiz, hikâye bizim içimizde.</p>
<p class="p1"><span class="s1">“İnsan” bir kelime… Her insan o kelimenin bir başka tarifi… Ne benziyor tıpatıp birbirine tarifler ne benzemekten fersah fersah uzak… Yüzü, gözü, siması başka olduğu gibi, huyu suyu, karakteri, meşrebi de başka… Ama bütün bu başkalıklar aynı kaynaktan doğuyor, aynı ummana akıyor. Aynı hareketler, benzer figürler ama ortaya çıkan sonsuz zenginlik ve çeşitlilikte koreografiler…</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yeryüzünde anlam insanın, insanlığın kıvrımlarından doğuyor. Davranışların girinti ve çıkıntılarından, her insanın kaçınılmaz kendine özgülüğünden, özgünlüğünden, biricikliğini temsilinden… Aynı olmamakla, aynı yaşamamakla, aynı sevinmemek, aynı üzülmemekle, aynı sevip aynı nefret etmemekle, aynı savunup aynı mücadele etmemekle oluşturuyoruz bütün hikâyelerin, hikâyelerimizin kurgusunu. Aynı olsaydık, aynı olandan bir hikâye çıkmaz, dolayısıyla insanın sınanacağı bir şey olmazdı yeryüzünde.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İnsan çocuk oluyor bir vakit; fıtratının saflığı, temizliğiyle bakıyor âleme. Sonsuz bir merak, tükenmez bir hayret ve heyecanla… Çiçeğe yürüyen bir tomurcuğun sevinci ve coşkusuyla… O vakitler, hakikatin ilhamının sıralı cemreler gibi ardı ardına insanın içine düştüğü vakitlerdir. Hayatın çiçeğe durduğu ilkbahar… Kalplerin hakikatinin farkına vardığı dem…</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sonra içindeki hakikatle durmadan sınanmaya başlıyor insan… Akıntıda sürüklenmeye karşı, kendi kulaçlarının dirayetiyle… Her nimet bir imtihanla geliyor. Sorular zorlaşıyor, ayağın nereye basıldığı hayati önem kazanıyor. Geçilen badirelerden ölümcül zayiat almamak mücadelesi dolduruyor bütün vakitleri… Bir yakıcı uzun ve sıcak yaz…</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Her şey yaşana yaşana eskiyor, tazeliğini, canlılığını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. İnsan yorgunlaşıyor, kabiliyetleri zayıflıyor. İdraki diri tutmak, şuur kaybına uğramamak için fazladan dikkat ve hassasiyet gerekiyor. Bunun için de kalplerin ise pasa yenik düşmemiş, kararmamış olması gerekiyor. Hazana yenilmeden kalplerin ayarını baharda tutmak gerekiyor. Ömrün son düzlüğüne gözlerinde fer, dizlerinde derman azalmış olsa bile içinde bugünler için bir parça tazelik saklamış bir insanlıkla girmek gerekiyor. Umudu bütün mevsimlerin ortak iklimi kılmak gerekiyor. Çünkü yine ariflerin dediği gibi, insanın bu dünyadan ölümü ahirete doğumudur aslında. İmtihanın bittiği yer, insanın bittiği yer değil… Hikâyenin bittiği yer hiç değil… Hikâyenin kendini asıl hikâyeye teslim ettiği yer… Damlanın ummana damladığı yer…</span></p>
</div>
</article>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="footer">
<div class="footer_content">Gökhan Özcan</div>
</div>
<div>Sabah ülkesi Dergisi,sayı.57</div>
<div id="catapult-cookie-bar" class="">
<div class="ctcc-inner "></div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insanummanin-icinde-bir-damla/">İnsan:Ummanın İçinde Bir Damla</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insanummanin-icinde-bir-damla/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ucundan tutuyoruz her şeyin.</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ucundan-tutuyoruz-her-seyin/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ucundan-tutuyoruz-her-seyin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jan 2018 10:43:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Can sıkıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Ucundan tutuyoruz her şeyin.]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19939</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ucundan tutuyoruz her şeyin. İlgilerimiz samimiyetsiz, yapay, sahici olmaktan uzak&#8230; Konaklamıyoruz hiçbir yerde, hiçbir meselede, hiçbir soruda; hep gelip geçecek şeylerin peşindeyiz. Kök salmıyoruz, toprakla ünsiyet kurmuyoruz, bir yere ait olmamak için didinip duruyoruz adeta. hiçbir esaslı tedbir almıyoruz, esen her rüzgarla oradan oraya sürüklenmemek için. Ne kendimizi tanımaya, ne başkalarını tanımaya niyetimiz var. Hep [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ucundan-tutuyoruz-her-seyin/">Ucundan tutuyoruz her şeyin.</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ucundan-tutuyoruz-her-seyin/images-3-38/" rel="attachment wp-att-19940"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19940" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-3.jpeg" alt="" width="479" height="307" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-3.jpeg 479w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-3-300x192.jpeg 300w" sizes="(max-width: 479px) 100vw, 479px" /></a></p>
<p>Ucundan tutuyoruz her şeyin. İlgilerimiz samimiyetsiz, yapay, sahici olmaktan uzak&#8230; Konaklamıyoruz hiçbir yerde, hiçbir meselede, hiçbir soruda; hep gelip geçecek şeylerin peşindeyiz. Kök salmıyoruz, toprakla ünsiyet kurmuyoruz, bir yere ait olmamak için didinip duruyoruz adeta. hiçbir esaslı tedbir almıyoruz, esen her rüzgarla oradan oraya sürüklenmemek için. Ne kendimizi tanımaya, ne başkalarını tanımaya niyetimiz var. Hep istediğimizi alacak kadar temastayız, irtibatlıyız insanlarla. Ne kimsenin içimize taşınmasına izin veriyoruz, ne biz kimsenin gönlüne girmeye teşebbüs ediyoruz.</p>
<p>Hiçbir yerin yerlisi olamadığımız gibi, hiçbir insanın yakını, dostu, yaranı da olamıyoruz. Yakınlıklarımız şartlara bağlı, bağlantılarımız güçsüz ve geçici&#8230; Uzaklıklarımızsa neredeyse sabit, yerleşik&#8230; Hayatımızda bir şeyleri iyiye doğru değiştirebilecek şeylere bir türlü teslim edemiyoruz kendimizi; dünden razıyız sanki bu dünya değirmeninde öğütülüp gitmeye, çözülüp dağılmaya, kapılıp sürüklenmeye. Bütün bu sarhoşluk verici meşgaleler olmasa, dünya bütün bu baştan çıkarıcı numaralarıyla oyalamasa bizi, sanki bir virane gibi gürültüyle olduğumuz yere yıkılır kalırız sanıyoruz.</p>
<p>Sürekli harekete boğmazsak her şeyi, sanki kanımız damarlarımızda pıhtılaşırmış, tıkanıp kalırmışız gibi geliyor bize. Gittikçe büyüyüp yıkıcılaşan bir can sıkıntısı heyelanının altında kalıp eziliriz diye korkuyoruz. Evet, korkuyoruz bütün bunlardan; çünkü ucundan tutuyoruz her şeyin, her meselenin, her sorunun. Öylesine samimiyetsiz, içsiz, içeriksiz ilgileniyoruz, bizi ayakta tutacak her şeyle, her meseleyle, her soruyla&#8230;</p>
<p>“Aziz dost! Sen, tek bir kişi değilsin; sen bir âlemsin! Sen derin ve çok büyük bir denizsin. Ey insan-ı kâmil! O senin muazzam varlığın, belki dokuz yüz kattır; dibi, kıyısı olmayan bir denizdir. Yüzlerce âlem, o denize gark olup gitmiştir! Bu konuyu anlatmak; uyanıklığın da uykunun da elinde değildir. Zaten bu dünya ne uyanıklık ne de uyku yeridir!” buyuruyor Hazreti Mevlânâ, Mesnevî’sinde.</p>
<p>Peşine takılıp gitmeye hevesli olduğumuz şeylere bir bakalım; hangisinin ne hayrını gördük bugüne kadar? Vaktimizi bozuk para gibi harcadık, elimizde ne kaldı? Gece gündüz onlarla meşgul olduk, zihnimizde ne kaldı? İstedik, arzu ettik, kalbimizde ne kaldı? Savunduk, dava edindik, kavlimizde ne kaldı?</p>
<p>“Aşk atına binmeyince/ Aşk meyinden kanmayınca/ Gül ağacı olmayınca/ Her çalıda gül mü olur?” diyor Aşık Yemini Derviş Muhammed, rahmet olsun.</p>
<p>Bir de şunu düşünün; sürekli kendi kendini yâdetmek zorunda kalan bir hatıra ne hisseder?</p>
<p>Şu aşikâr ki hatırımızda tuttuklarımız zihnimizi kalabalıklaştırırken, unuttuklarımız eksiltiyor sürekli bizi. Bu yanlış hesabın bir yerinden dönmek gerekmez mi?</p>
<p>“İçimden hiçbir şey gelmiyor” dedi oturmakta olan. “Bunca zaman gelip gelip seni yerinde bulamadığı içindir” dedi ayaktaki.</p>
<p>Gönül ki bir delişmen rüzgar gülü, açık tut rüzgara daima pencereni!</p>
<p>Gönülde yeri olmayana ne el uzanır, ne ayak gider. Gönülde yer tutana hem el mahkûm, hem ayak köle&#8230;</p>
<p>Âb-ı hayat olup kırk çeşmeden oluk oluk akan, kırk susuzu suya kandıran insanlar da var.</p>
<p>“Madem ki hep canın sıkılıyor” dedi meczup, “Sor bakalım, bu ‘can’ı bu kadar sıkan ne?”</p>
<p>Gökhan Özcan / 10.08.2017</p>
<p>yenişafak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ucundan-tutuyoruz-her-seyin/">Ucundan tutuyoruz her şeyin.</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ucundan-tutuyoruz-her-seyin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ertelenmiş gecikmeler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ertelenmis-gecikmeler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ertelenmis-gecikmeler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jan 2018 10:38:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İyilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ertelenmiş gecikmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Özcan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her gün birçok şey geçiyor içimizden. Bir gün şu meseleye bir el atayım diyoruz mesela, şu meseleyi uzun uzadıya tefekkür edeyim, şu konudaki kitapları ardı ardına okuyayım, uygun vakitte bir vesileyle o kişiye hissiyatımı ifade edeyim, sevdiklerime sevdiğimi söyleyeyim, muhabbetimi kelimelere dökeyim, falanca zatı ziyaret edeyim, elini öpeyim, nafile güzellikler gerçekleştireyim, birilerine iyilik yapayım, birilerinin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ertelenmis-gecikmeler/">Ertelenmiş gecikmeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="reactions flex">
<div class="reaction-group">
<section id="side-comment-2041851" class="pid-comment pid-top" data-main="#main-comment-2041851">
<div class="pid-rating ng-scope" style="box-sizing: border-box; vertical-align: top; position: relative;">
<div class="pid-select-comment-icon-wrapper pid-flx">
<p><a href="http://ilimcephesi.com/ertelenmis-gecikmeler/images-2-50/" rel="attachment wp-att-19936"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19936" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-2.jpeg" alt="" width="512" height="288" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-2.jpeg 512w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-2-300x169.jpeg 300w" sizes="(max-width: 512px) 100vw, 512px" /></a></p>
</div>
</div>
</section>
</div>
</div>
<div class="text">
<article class="main-col">
<div class="text">
<p>Her gün birçok şey geçiyor içimizden. Bir gün şu meseleye bir el atayım diyoruz mesela, şu meseleyi uzun uzadıya tefekkür edeyim, şu konudaki kitapları ardı ardına okuyayım, uygun vakitte bir vesileyle o kişiye hissiyatımı ifade edeyim, sevdiklerime sevdiğimi söyleyeyim, muhabbetimi kelimelere dökeyim, falanca zatı ziyaret edeyim, elini öpeyim, nafile güzellikler gerçekleştireyim, birilerine iyilik yapayım, birilerinin halini hatırını sorayım, özlediğim yerlere gideyim, filanca konuda bir şeyler karalayayım, filanca konuyu derinlemesine araştırayım, zihnimde gezdirip durduğum soruların cevaplarını arayayım, bilenlere sorayım, bilmeyenleri de meraklandırayım&#8230; Uzayıp gidiyor bu böyle&#8230; İçimiz gerçekleştirmeyi hep ertelediğimiz, ötelediğimiz iyi niyetlerle dolu&#8230; Ama bir türlü onları hayata geçiremiyoruz. İyilik ve güzellikle ilgili bütün randevularımızı hep muhal bir gelecekten alıyoruz. ‘Şimdi’den başka vaktimiz yok oysa. Ne yaptı isek hep o ‘şimdi’de yaptık. Neyi yapmaya gönlümüz yoksa, neyi gerçekleştirmeye samimiyetimiz yetmiyorsa, onu da hep ‘şimdi’nin dışına atıyoruz. Bu zamana yayılmış bir gaflet uykusundan, üstümüzden atamadığımız bir şuur mahmurluğundan başka nedir?</p>
<p>“Dünya o kadar hızlı dönmeye başladı ki, yetişemiyorum” dedi biri. “Belki de dünyanın peşini bırakmalısın” dedi diğeri.</p>
<p>Ne kadar uğraşırsan uğraş, ne kadar kovalarsan kovala, gölgeni hiçbir zaman yakalayamazsın, hayat böyle!</p>
<p>“bekleme odasında/ üç koltuk bir sehpa/ sehpada plastik çiçekler/ ucuz bir tükenmez/ ve eskimiş havayolu dergileri/ bir ağacın gölgesi kadardı dünya” diyor dost Suavi Kemal Yazgıç, yeni çıkan kitabı Tövbe Gölgeliği’nde.</p>
<p>Ne acayip şey! Ömür dediğimiz minicik bir parantezin içinde yaşıyor, kendimizi kitabın içindeki her şeyden haberdar sanıyoruz.</p>
<p>Bir de şunu düşünün; hiç kimsenin doldurmaya çalışmadığı bir boşluk ne hisseder?</p>
<p>“Şeyh Şiblî bir dükkandan bir torba buğday satın almış, bunu sırtına yükletip ta köyüne kadar taşımıştı. Nihayet evine geldi, çuvalı açıp bakınca ne görse iyi! Tahılın içinde şaşkın şaşkın her yana koşan bir karınca&#8230; Acıdı ona, geceleyin uyku tutmadı gözleri ve; ‘Bu zavallı karıncayı yurdundan ayırışım iyi olmadı’ diyerek onu tekrar eski yerine götürdü” diye güzel güzel anlatıyor ‘Bostan ve Gülistan’ında Sadi Şirazî, rahmet olsun.</p>
<p>İyilik de kendini biriktirir, kötülük de. Gönlünün iktisadında kâr etmek de, zarar etmek de senin elinde&#8230;</p>
<p>Yaptığın bir güzellik, yapmayı düşündüğün bin güzellikten illa ki daha güzeldir.</p>
<p>O kadar iyiydi ki, iyiliği içine sığmıyor, dışına taşıyor, başkalarına sirayet ediyor, onları da iyileştiriyordu.</p>
<p>“Ertelediğimiz şeyler sürekli artarken” dedi beyaz saçlı adam, “zamanımız hiç durmadan azalıyor!”</p>
<p>Ne zaman bir şey söyleyecek olsa; diğer bütün seslerin sükûnet içinde dinlemeye koyulduğu insanlar da var.</p>
<p>“İşini yarına bırakabilirsin” dedi meczup, “peki kendini yarına çıkarabilir misin?”</p>
<p>Gökhan Özcan / 4 Ocak 2018</p>
<p>yenişafak</p>
</div>
</article>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ertelenmis-gecikmeler/">Ertelenmiş gecikmeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ertelenmis-gecikmeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kim bilir kim, nasıl, ne kadar?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kim-bilir-kim-nasil-ne-kadar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kim-bilir-kim-nasil-ne-kadar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jan 2018 10:31:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Çekingenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Dikkatsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Kim bilir kim-nasıl-ne kadar?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19931</guid>

					<description><![CDATA[<p>Söylemeye cesaret edemediğimiz bir söz, kim bilir neyi, neleri, ne kadar eksik bırakıyor. Zamanında kalkmayan bir otobüs, yerine ulaşmayan bir mesaj, meşgul çalan bir telefon, üstünde durulmayan bir beklenti, önemsenmeyen bir hayal, adı konmayan bir muhabbet, ifade edilmemiş bir pişmanlık, kim bilir kimi, kimleri, neresinden, ne kadar kırıyor. Dikkatsizlikten, özensizlikten, gamsızlıktan türetilmiş kabalıklarımız yüzünden kim [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kim-bilir-kim-nasil-ne-kadar/">Kim bilir kim, nasıl, ne kadar?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kim-bilir-kim-nasil-ne-kadar/images-1-82/" rel="attachment wp-att-19932"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19932" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-1.jpeg" alt="" width="248" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-1.jpeg 248w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-1-100x100.jpeg 100w" sizes="(max-width: 248px) 100vw, 248px" /></a></p>
<p>Söylemeye cesaret edemediğimiz bir söz, kim bilir neyi, neleri, ne kadar eksik bırakıyor.</p>
<p>Zamanında kalkmayan bir otobüs, yerine ulaşmayan bir mesaj, meşgul çalan bir telefon, üstünde durulmayan bir beklenti, önemsenmeyen bir hayal, adı konmayan bir muhabbet, ifade edilmemiş bir pişmanlık, kim bilir kimi, kimleri, neresinden, ne kadar kırıyor. Dikkatsizlikten, özensizlikten, gamsızlıktan türetilmiş kabalıklarımız yüzünden kim bilir kimin canı, nasıl, neresinden acıyor da hiç farkına varmıyoruz. Önü alınamayan bir çekingenlik, tarif edilemeyen bir ürküntü, aşılamayan bir kırılma korkusu, bastırılamayan bir telaş, her şeyi birbirine katan, karıştıran, acayipleştiren bir heyecan, kim bilir birini, birilerini, şu kalabalık ve koskoca dünyada ne kadar yalnız, nasıl da tek başına bırakıyor.</p>
<p>Dağıtılamayan tasalar, giderilemeyen güvensizlikler, tamir edilemeyen iç arızalar, sonu gelmeyen tedirginlikler, kim bilir nasıl çözüyor, nasıl içten içe kemiriyor insanı, insanları, insanlıkları. Nasıl da görmezleştik birbirimizi, nasıl da sağırlaştık seslerimize, nasıl da uzaklaştık beraber olmaktan, birbirimizi bilmekten, hissetmekten bu kadar fazla. Durmadan biriken, tortulaşan, pıhtılaşan, habisleşen yalanlarla, kim bilir ne çok hayat geri döndürülemez biçimde yolundan, rotasından, yörüngesinden çıkıyor.</p>
<p>Kim bilir ne çok hayal, ne çok umut, ne çok aşk, ne çok muhabbet, beklenmedik fırtınalarla sağa sola savruluyor, dalgalara kapılıyor, uzak yabancı kıyılara sürükleniyor, yalçın kayalıklara çarparak parçalara ayrılıyor. Ne çok kötülük, ne çok acımasızlık, ne çok insafsızlık, azıcık şefkat ve merhametle rahatlıkla iyileştirilebilecek yaraları büsbütün kanatıyor, kanırtıyor.</p>
<p>Dertsizlik, meselesizlik, umursamazlık halleri, gökyüzüne doğru boy atacak nice zihni nasıl da baltalıyor, birer güdük çalılık olarak kalmaya mahkûm ediyor. Gem vurulamayan hevesler, ihtiraslar ve türlü çeşit düzenbazlıklar, nasıl da kırıyor kanatlarını, uçmaya hevesli kuş gönüllerin.</p>
<p>Saflık, doğruluk, temizlik, nasıl büyük bir hokkabazlıkla karalanıyor, aşağılanıyor ve geride kalışların, başarısızlıkların, yenilgilerin doğal sebebi olarak yaftalanıyor. Duygular, hassasiyetler, derin bağlılıklar, bizi kalplerimizle irtibatlı kılan her şey, nasıl büyük bir hoyratlıkla infaz ediliyor. Aramızdan ayrılan biriyle birlikte sanki hayatlarımızda hiç bir şey değişmiyor, farklılaşmıyor, sanki hiçbir şey yarıda kalmıyor.</p>
<p>Sanki hiç kimse, her gün, her an sayısız çoklukta şeyin yaşandığı şu dünyada bir yer tutmuyor. Kim bilir dünyanın neresinde bir çocuk, bir genç kadın, bir yaşlı adam, biri, herhangi biri, herhangi bir insan, bütün bu karmaşa içinde gözünü boşluğa dikmiş bir halde, hayatının kapağı hiç açılmamış sırlarıyla ne yapacağını, ne yaşayacağını düşünüyor.</p>
<p>Kim bilir ne çok kalp, hiç anlatılmamış, anlatılamamış, ifadeye dökülmemiş acıların ateşiyle içten içe yanıp kavruluyor. Sadra şifa olacak nice kelam, hikmet, nasihat, her yeri saran şu kuru laf kalabalıklarının tetiklediği kargaşalarla nasıl da hayatın dışında bırakılıyor. Yoksulluğun, yoksunluğun parayla giderilemez türleri bulunduğu ve çarenin bazen sadece insanlık olduğu, nasıl da ustalıkla gözlerden uzak tutuluyor. Hayatın bütün derinlikleri, her gün yeniden yıkılıp yapılan zamane eğlenceliklerinin hafriyatıyla nasıl da sinsice doldurulup, kapatılıyor.</p>
<p>Aslına eremediğimiz, ermeye niyet dahi etmediğimiz nice hakikat, nasıl da asılsız bırakıyor, kendinden uzak ve acınası kılıyor bizi. Kim bilir kim, gerçekten kim, hangimiz, ne umuyor, ne umuyoruz, ne bekliyoruz böyle havasız, böyle nefessiz, böyle hayatsız bir döngüde yaşamaktan. Nasıl şuur gideren bir sarhoşlukla malûlüz ki biz, sadece bizi oraya götürecek yolu değil, gidilecek yeri de artık hiç, neredeyse hiç, neredeyse hiçbirimiz hatırlamıyoruz.</p>
<p>Gökhan Özcan /14.08.2017</p>
<p>yenişafak</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kim-bilir-kim-nasil-ne-kadar/">Kim bilir kim, nasıl, ne kadar?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kim-bilir-kim-nasil-ne-kadar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
