<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fatiha Suresi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/fatiha-suresi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 May 2019 13:09:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Fatiha Suresi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Hadis-i Kudsi ve Şerhi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-i-kudsi-ve-serhi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-i-kudsi-ve-serhi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Dec 2018 10:34:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fahruddin Er-Râzi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Teâlâ'yı zikretmenin önemi]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hamdü]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyam]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Namazdan maksat]]></category>
		<category><![CDATA[rükûdan doğrulma]]></category>
		<category><![CDATA[Rüku]]></category>
		<category><![CDATA[Secde]]></category>
		<category><![CDATA[zikir makamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20304</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz. Peygamber (s.a.s.) Cenâb-ı Allah&#8217;ın şöyle buyurduğunu nakl etmiştir: &#8220;Salât Sûresini (Fatiha Sûresi&#8217;ni)kulum ile aramda ikiye bölüştürdüm. Kul, besmeleyi okuduğunda Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Beni zikretti &#8220;der. Kul, dediğinde, Cenâb-ı Allah, &#8220;Kulum bana hamdetti&#8221; der Kul dediğinde. Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Bana tazim etti&#8221; der. Kul: dediğinde, Allah: -Kulum Beni yüceltti&#8221; der. -Diğer bir rivayette de- &#8220;Kulum [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-i-kudsi-ve-serhi/">Bir Hadis-i Kudsi ve Şerhi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/topkapi-sarayinda-5-asirdir-kesintisiz-kuran-i-kerim-okunuyor-300x244.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-20950 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/topkapi-sarayinda-5-asirdir-kesintisiz-kuran-i-kerim-okunuyor-300x244-300x244.jpg" alt="" width="300" height="244" /></a><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32.jpeg"><img decoding="async" class="wp-image-22223 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32.jpeg" alt="" width="581" height="387" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32.jpeg 848w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-600x400.jpeg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-360x240.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-277x184.jpeg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-296x197.jpeg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-613x408.jpeg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-570x380.jpeg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-270x180.jpeg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-585x390.jpeg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-370x247.jpeg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-236x157.jpeg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-750x500.jpeg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-300x200.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-768x513.jpeg 768w" sizes="(max-width: 581px) 100vw, 581px" /></a></p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s.) Cenâb-ı Allah&#8217;ın şöyle buyurduğunu nakl etmiştir: &#8220;Salât Sûresini (Fatiha Sûresi&#8217;ni)kulum ile aramda ikiye bölüştürdüm. Kul, besmeleyi okuduğunda Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Beni zikretti &#8220;der. Kul, dediğinde, Cenâb-ı Allah, &#8220;Kulum bana hamdetti&#8221; der Kul dediğinde. Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Bana tazim etti&#8221; der. Kul: dediğinde, Allah: -Kulum Beni yüceltti&#8221; der. -Diğer bir rivayette de- &#8220;Kulum işlerini Bana havale etti&#8221; der. Kul, dediğinde, Cenâb-ı Allah: -Kulum Bana ibadet etti&#8221; der. Kul, dediğinde İse, Allah: &#8216;-Kulum bana tevekkül etti&#8221; der. -Diğer bir rivayette- Kul dediği zaman, Allah: &#8220;Bu Benimle kulum arasındadır&#8221;der. &#8216;dediğinde de &#8220;Bu kulumundur. Kuluma dilediği vardır (verilecektir)&#8221; der.(bk.Müslim,Śalât”, 38, 40)</p>
<p><strong>Bu hadisten elde edilecek olan faydalar:</strong></p>
<p><strong>Birinci fayda:</strong> Cenâb-ı Allah&#8217;ın: &#8220;Fatiha Sûresi&#8217;ni Benimle kulum arasında ikiye bölüştürdüm&#8221; sözü, şer&#8217;î hükümlerin dayanağının, mahlûkatın faydasına olan şeyleri gözetmek olduğunu gösterir Nitekim O: &#8220;Eğer iyilik yaparsanız, kendiniz için yapmış olursunuz, kötülük yaparsanız, yine kendinize yapmış olursunuz&#8221; {isrâ. 7) buyurmuştur. Bu böyledir, çünkü, kulun en önemli işi, kalbini, önce rubûbiyyet bilgisiyle, sonra da ubûdiyyet bilgisiyle aydınlatmasıdır. Çünkü o, bu söze riayet etmek için yaratılmıştır Nitekim, Allah Teâlâ: &#8220;Cinleri ve insanları, ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım &#8221; (Zârıyat, 56), &#8220;Hakikaten Biz, insanı karışık bir damla sudan (meniden) yarattık. Onu imtihan ediyoruz.</p>
<p>Bu sebeble onu işiten ve gören yaptık.&#8221; {Dehr. 2) ve &#8220;Ey İsrailoğulları, size in&#8217;âm ettiğim nimetleri hatırlayınız ve ahdimi tutunuz ki, Ben de size verdiğim ahdi yerine getireyim &#8221; (Bakara. 40) buyurmuştur. Durum böyle olunca, hiç şüphe yok ki, Cenâb-ı Allah, bu Fatiha Sûresi&#8217;ni Hz. Muham-med (s.a.s.)&#8217;e indirmiş, bu ahdi yerme getirme hususunda, muhtaç olunan her şeyi ihtiva etsin diye de sûrenin ilk kısmını rububyyet, ikinci kısmını da ubudiyet bilgisine tahsis etmiştir. Namazda Fatiha Sûresini okumak şarttır.</p>
<p><strong>İkinci fayda:</strong> Allah Teâlâ. Fatiha Sûresine. &#8220;Salât&#8221; ismini vermiştir. Bu birçok hükme delâlet eder: Birinci hüküm: Fatiha sûresi namazda okunmadığı zaman, namazın olmaması gerekir. Bu da, namazda Fatihayı okumanın, bizimkilerin (Şâfiîlerin) dediği gibi, namazın bir rüknü olduğuna delâlet eder. Bu delil, başka delillerle kuvvet bulur:</p>
<p><strong>1-)</strong> Hz. Peygamber (s.a.s.). namazda her zaman Fatiha Sûresı&#8217;ni okumuştur. Cenâb-ı Allah&#8217;ın O) Peygambere uyunuz&#8221; (Araf, 158) ayeti ve Hz. Peygamber (s.as)in &#8220;Benim nasıl namaz kıldığımı görüyorsanız, siz de aynı şekilde namaz kılınız.”[114] hadisinden ötürü, namazda Fatiha okumanın bize de farz olması gerekir</p>
<p><strong>2-)</strong> Hulefâ-i Râşıdîn de bu sûreyi, her zaman namazlarında okumuşlardır. Re-sûllah (s.a.s.)&#8217;ın: &#8220;Benim ve benden sonra gelecek olan Hulefâ-i Râşidîn&#8217;in sünnetine sarılınız.[115] hadisinden dolayı, bunun bize farz olması gerekir.</p>
<p><strong>3-)</strong> Doğudan batıya bütün müslümanlar ancak Fatiha Sûresi&#8217;yle namaz kılarlar Binaenaleyh, Cenâb-ı Allah&#8217;ın &#8220;Kim müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu döndüğü yere dönderir ve onu cehenneme yaslarız.&#8221; {Nisa. 115) ayetinden dolayı onlara uymamız gerekir.</p>
<p><strong>4-)</strong> Hz. Peygamber (s.a.s.) &#8220;Fâtihâtü&#8217;l-Kitab olmadan namaz olmaz.&#8221; demiştir. [116]</p>
<p><strong>5-)</strong> Cenâb-ı Allah &#8220;Kur&#8217;ân&#8217;dan kolayınıza geleni okuyunuz&#8221; (Müzzemmıl, 20) buyuruyor. Ayetteki &#8220;okuyunuz&#8221; ifadesi emirdir. Emrin zahiri ise vucûb (yapılmasının farz olduğunu) ifade eder. Buna göre, Kur&#8217;ân&#8217;dan insanın kolayına geleni okuması farzdır. Fatiha Sûresi&#8217;nden başkasını okumak farz olmadığına göre, emrin zahiri ile amel edilerek, namazda Fatihayı okumanın farz sayılması gerekir.</p>
<p><strong>6-)</strong> Fâtiha&#8217;yı (namazda) okumak ihtiyatlı bir yoldur. Dolayısıyla ihtiyatlı olanı yapmalı. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.) &#8220;Sana şüpheli gelen şeyi bırak, şüpheli olmayana geç demiştir. 117[117]</p>
<p><strong>7-)</strong> Hz. Peygamber (s.a.s.). Fâtıha&#8217;yı her zaman namazlarında okumuştur. Bu sebeble, onun yolundan dönmenin haram olması gerekir. Çünkü Cenâb-ı Allah: &#8220;Onun emrinden uzaklaşıp gidenler çekinsinler&#8230;&#8221; (Nûr, 63) buyuruyor.</p>
<p><strong>😎</strong> Namazda Fâtiha&#8217; okumanın, onun dışındaki sûreleri okumaktan daha faziletli ve iyi olduğu hususunda müslümanlar arasında bir ihtilaf yoktur Bunun böyle olduğu sabit olunca biz deriz ki kul namaz kılmakla mükellef tutulmuştur. Var olan bir şeyde aslolan, onun devam etmesidir. Böylece, namazını ancak Fatiha Sûre-si&#8217;ni okuyarak ifa ettiğinde insanın sorumluluktan çıkacağına hükmederiz. Bu şekilde kılınan namazın, Fâtiha&#8217;dan başka bir sûrenin okunmasıyla kılınan namazdan daha üstün ve faziletli olacağına işaret etmiştik. Kâmil bir şekilde yapmakla mükellef olunan bir amelin sorumluluğundan, onu noksan bir şekilde yaparak kurtulunamaz. Buna göre, Fâtiha&#8217;dan başka sûre okunarak kılınan namazla sorumluluktan kurtulunamaz.</p>
<p><strong>9-)</strong> Namazdan maksat, kalbin zikrinin meydana gelmesidir. Cenâb-ı Hakk: Ve Beni zikretmek için namaz kıl&#8221; (Tâhâ. 14) buyurmuştur Fatiha Sûresi kısa olmasına rağmen, rubûbiyyet ve ubûdiyyet makamlarını ihtiva eder. Bütün mükellefiyetlerden maksat, rubûbiyyet ve ubûdiyyet bilgilerinin elde edilmesidir İşte bu sebeble Cenâb-ı Allah, bu sûreyi Biz sana Sebu&#8217;l-Mesâniyi (Fatiha Sûresi&#8217;ni) ve Kur&#8217;ân-ı Azim&#8217;i verdik {Hicr, 87) diyerek, bütün Kur&#8217;ân&#8217;a denk kılmıştır Bundan dolayı, diğer sûrelerin onun yerini tutmaması gerekir.</p>
<p><strong>10-)</strong> Rivayet ettiğimiz haberler, Fatiha Sûresi okunmadan namazın olmayacağını gösterir.[118]</p>
<p><strong>Allah Teâlâ&#8217;yı zikretmenin önemi:</strong></p>
<p><strong>Üçüncü fayda:</strong> Cenâb-ı Allah&#8217;ın kudsî hadîsinde, &#8220;kul, besmeleyi okuduğunda. Allah; &#8216;Kulum beni zikretti&#8221; der.&#8221; ifadesinde birçok hüküm vardır.</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Cenâb-ı Allah. &#8220;Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim&#8221; (Bakara. 152) buyurur. İşte burada kul, Cenâb-ı Allah&#8217;ı zikretmeye yöneldiğinde şüphesiz ki Cenâb-ı Hakk, onu kendisini andığı bir toplumdan daha hayırlı bir toplulukta anar.</p>
<p><strong>İkincisi:</strong> Bu, zikir makamının, kullukta çok yüce ve şerefli bir makam olduğunu gösterir. Çünkü geçen ayette, Cenâb-ı Allah, önce kulun zikrini mevzubahis etmiştir. Yine bu zikir makamının mükemmel bir makam olduğuna Cenâb-ı Allah&#8217;ın, zikri emrederek şöyle buyurması da delâlet eder: &#8220;Beni zikredin ki. Ben de sizi zikredeyim.&#8221; Sonra Cenâb-ı Allah &#8220;Ey iman edenler Allah&#8217;ı çok çok zikredin.&#8221; (Ahzâb, 41) &#8220;Onlar ayakta iken, otururken ve yanlan üstünde yatarlarken hep Allah&#8217;ı (hatırlayıp) zikrederler&#8221; {Âlı İmrân. 191) ve &#8220;Takvaya erenler, kendilerine şeytandan bir arıza iliştiği zaman, İyice düşünürler. Bir de bakarsın ki onlar (hakikati) görüp bilmişlerdir&#8221; {Araf, 201) buyurmuştur.</p>
<p>Cenâb-ı Hakk, kulluk makamlarından olan, zikir makamı üzerinde durduğu kadar hiçbir şeyin üzerinde durmamıştır.</p>
<p><strong>Üçüncüsü:</strong> O&#8217;nun kudsî hadisteki, &#8220;Kulum beni zikretti&#8221; sözü &#8220;Allah&#8221; lâfzının Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kendine mahsus zatı için bir alem (özel) ismi olduğuna delâlet eder. Eğer &#8220;Allah'&#8221; lâfzı, türetilmiş (müştak) bir isim olsaydı, onun mefhumu küllî bir mefhum[119] olurdu. Şayet böyle olsaydı, o zaman Cenâb-ı Hakk&#8217;ın hususî ve muayyen zatı bu lâfızla anılmazdı. &#8220;Rahman&#8221; ve &#8220;Rahîm&#8221; lâfızlarının küllî birer lâfız olduğu zahirdir. Böylece Allah&#8217;ın &#8220;Kulum beni zikretti&#8221; sözü, &#8220;Allah&#8221; lâfzının,Cenâb-ı Hakk&#8217;ın alem ismi olduğuna delâleti sabit olur.</p>
<p>Hadisteki, &#8220;Kul dediğinde, Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Bana hamdetti&#8221; der&#8221; ifadesi, hamd makamının zikir makamından daha üstün olduğunu gösterir. Âlemin ilk defa yaratılmasında söylenilen sözün olması da buna delâlet eder. Çünkü, Hz. Adem (a.s.) yaratılmadan önce, melekler &#8220;Biz Seni hamdinle teşbih ve seni takdis ederiz &#8221; (Bakara. 30) demişlerdir. Bu âlemin yok olmasından sonra söylenilen en son söz de &#8220;el-Hamdü&#8221; lâfzıdır. Çünkü Cenâb-ı Allah, cennetliklerin vasıfları hakkında: &#8220;Onların dualarının sonu demektir.&#8221; (Yûnus. 10)</p>
<p>Akıl da hamd makamının, zahir makamından üstün olduğunu gösterir, Çünkü Cenâb-ı Allah&#8217;ın zâtı hakkında tefekkür etmek imkansızdır. Zira, Hz. Peygamber (s.a.s.) &#8220;Mahlûkat hakkında düşünün fakat Yaratan(ın zâtı) hakkında tefekkür etmeyiniz[120] buyurmuştur ve çünkü bir şeyi düşünmeden önce, onu tasavvur etmek lâzım. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın hakikatinin künhünü tasavvur etmek ımkânsızdır. Bu se-beble Cenâb-ı Allah&#8217;ın zatı hakkında tefekkür etmek imkânsızdır. Buna göre O nun, ancak fiilleri ve yarattıkları üzerinde tefekkür etmek mümkün olur. Sonra hayır olan şeyin bizatihi; şer olan şeyin ise geçici sebeblerden ötürü arandığı ve istendiği delil ile sabittir.</p>
<p>Buna göre Cenâb-ı Allah&#8217;ın yaptıkları ve yarattıktan üzerinde tefekkür eden herkes, O&#8217;nun rahmet, fazi ve ikramına daha çok vâkıf olur. Bu sebeble kişinin hamd ve şükürle meşguliyeti daha çok artar. Böylece&#8221;Elhamdü lillâhi rabbil’alemin &#8221; der. Bunu deyince de Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Bana hamdetti&#8221; der, ve bu sebebe Allah Teâlâ, kulunun, aklı ve fikri ile, gerek ulvî âlemlerin ve gerekse süfli âlemin tertibindeki ihsanına ve keremine vâkıf olduğuna; onun lisanının, aklına uygun ve ona denk olduğuna şehadet eder. Eğer Kul, O&#8217;na iman etme, kalbiyle, diliyle, aklıyla ve beyanıyla O&#8217;nun keremini tasdik deryasına dalarsa bu ne yüce bir hâl olur!</p>
<p>Hadîs-i Kudsî&#8217;deki &#8220;Kul &#8221;Errahmânir’rahim&#8221;dediğinde, Allah Teâlâ: &#8220;Kulum Bana tazim etti.&#8221; der.&#8221; ifadesine geîince, bu hususta birisi şöyle diyebilir: Kul, besmeleyi okuduğunda da &#8220;rahman&#8221; ve &#8220;rahîm&#8221; lâfızlarını söylemişti, ama orada Cenâb-ı Allah &#8220;Kulum Bana tazim etti&#8221; dememiştir. Fakat Fatiha Sûresı&#8217;nde &#8221;Errahmânir’rahim&#8221;dediğinde, &#8220;Kulum Bana tazim etti&#8221; demiştir. Bu ikisi arasındaki fark nedir?</p>
<p>Buna şu şekilde cevap verilir: Kulun&#8221;Elhamdü lillâh&#8221; sözü, onun, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın zatında kemâl sahibi ve başkasını kemâle erdirici olduğunu ikrar ettiğini gösterir. Sonra,&#8221;rabbil’alemin&#8221;der. Bu da, zatında kâmil olan ve başkasını kemâle erdiren ilâhın, tek ve şeriki olmayan bir ilâh olduğunu gösterir. O,&#8221;Errahmânir’rahim&#8221;dediği zaman, bu, zatında kâmil ve başkasını kemâle erdiren ilâhın, rahmette, kullarına son derece lütuf ve ikram etmesinde şerikten, ortağı olmaktan, misli ve benzeri olmaktan, zıddı bulunmaktan münezzeh olduğuna delâlet eder. Şüphe yok ki kemâl ve celâl manalarını tasavvur etme hususunda, insan aklının, anlayışının ve hayalinin ulaşabileceği en son nokta ancak bu makamdır.</p>
<p>İşte bu sebeble, Cenâb-ı Hakk burada: &#8220;Kulum bana tazim etti&#8221; demiştir Hadis-i Kudsî&#8217;deki: &#8220;Kul,Mâliki yevmiddin dediğinde, Allah: &#8220;Kulum beni yüceltti .&#8221;,</p>
<p>Bana yakışmayan şeylerden tenzih ve takdis etti&#8221; der.&#8221; ifadesine gelince, bunun izahı şudur: Biz bu dünyada zalimlerin mazlumlara baskı yaptığını; güçlülerin güçsüzleri ezdiğini; muttakî, kâmil bir âlimin geçim sıkıntısına düşebildiğini; günahlara dalmış kâfirin ise rahatın ve lüksün zirvesinde yaşadığını görüyoruz. Bu durum ise merhametlilerin en merhametlisi, hükmedenlerin en iyisi olan Allah&#8217;ın rahmetine uygun düşmez. Cenâb-ı Allah&#8217;ın zalimlerden mazlumların hakkını alması, kendisine itaat edenlere mükafaatlarını, inkar edenlere ise cezalarını vermesi için kıyamet, ba&#8217;s ve haşr bulunmasaydı, bu ihmal ve imhal {mühlet tanıma), Allah&#8217;ın kullarına bir zulmü olurdu.</p>
<p>Ceza günü ve din günü var olunca, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kullarına zulmettiği vehmi ortadan kalkar. Bu sebebten dolayı Cenâb-ı Allah: &#8220;(Bütün bunlar) kötülük edenleri, yaptıklarına mukabil cezalandırması, güzel hareket edenleri de daha güzeli ile mükâfatlandırması için &#8221; (Necm, 31) buyurmuştur. Kudsî hadisteki işte Cenab-ı Allah&#8217;ın, &#8220;zulüm ve zulüm huyundan Beni tenzih eden&#8221; kulum Beni yüceltti&#8221; sözünden kastettiği budur.</p>
<p>&#8220;Kul &#8221;İyyâke na’budü ve iyyâke neste’în&#8221; dediğinde, Allah: Bu Benimle kulum arasındadır&#8221; der.&#8221; ifadesine gelince, bu cebr ve kader meselesinin esrarına işarettir. Çünkü kulun&#8221;İyyâke na’budü&#8221;sözünün manası, kulun ibadet ve taat işine yöneldiğini haber vermektir. Sonra Cebr ve Kader bahsi gelir. Bu da şu demektir: Kul, bu işi yaparken bağımsız mıdır, değil midir?</p>
<p>Gerçek şu ki o, bağımsız değildir. Çünkü kulun kudreti, ya hem yapmaya hem de yapmamaya elverişlidir veya değildir. Eğer gerçek olan birincisi ise bu kudretin yapmamanın değil de yapmanın kaynağı olması ancak bir müreccih (tercih eden) sebebiyledir. Eğer bu müreccih kul ise, başa dönülmüş olur. Eğer bu müreccih kul değil de Allah ise, Allah&#8217;ın, engellerden kurtulmuş olan bu sebebi yaratmış olması, O&#8217;nun yardım etmesidir.&#8221;ve iyyâke neste’în&#8221; sözü ve, &#8220;kalbimizde bizi batıl inançlara ve bozuk amellere davet eden bir sebeb yaratma ve bize katından bir rahmet ver!&#8221; anlamına gelen (al-ı imrân. 8) ayetinden kastedilen de budur. Bu rahmet, Allah&#8217;ın bizi iyi &#8220;âmellere ve doğru inançlara çağıran sebebi yaratmasıdır.</p>
<p>İşte yardım etme ve yardım talebinde bulunmadan maksat budur. Bu sözü söylemeyen bir kimse, kesin olarak sözünün manasını anlamamıştır. Bu ortaya çıkınca, Hakk Te-âlâ&#8217;nın: &#8220;Bu benimle kulum arasındadır&#8221; sözünün doğruluğu ortaya çıkmış olur. Cenâb-ı Hakk&#8217;tan olan kısma gelince, bu Allah&#8217;ın kesin müessir sebebi yaratmasıdır. Fiilde kuldan olan kısma gelince bu kuldaki kudret ile Cenâb-ı Allah&#8217;ın yarattığı sebebin bir araya gelmesiyle, bu fiilin meydana çıkmasıdır. Bu, üzerinde iyice düşünülmesi gereken dakik bir meseledir.</p>
<p>Hadîsi Kudsîde Cenâb-ı Allah&#8217;ın: Kul &#8221;İhdinessırâtel müstâkim&#8221;dediğinde, Allah: &#8220;Bu kuluma aittir ve kuluma istediği vardır&#8221; der ifadesine gelince, bunun izahı şöyledir: Biz, ulûhiyetle ilgili bütün meseleleri ısbat ve nefy hususunda, nübüvvet meşelerinin tamamında ve meâd (ahiret)la ilgili meselelerin bütününde, insanların ihtilâf ettiklerini görüyoruz.</p>
<p>Bu konuda, şüpheler baskın çıkıyor ve karanlıklarsa her tarafı basmıştır. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın künhüne ve hakikatine, çoğunluk içindeki pek az insan vasıl olabilir Bütün insanlar, akıl, fikir, çok araştırma ve iyice düşünme hususunda eşit olmalarına rağmen, bu hâl pek azına nasip olabilmiş.. Şayet Cenâb-ı Allah&#8217;ın hidayeti ve yardımı olmasaydı, hakkı isteyenin gözünde hakkı süsleyip, batılı da onun gözünde çirkin göstermemiş olsaydı -nitekim Cenâb-ı Hakk &#8220;Fakat Allah size imam sevdirdi ve onu kalblerinizde süsledi. Küfrü, (âşıklığı ve isyanı da size çirkin gösterdi&#8221; (Hucurât. 7) buyurmuştur- hiç kimsenin hakka ulaşması mümkün olmazdı.</p>
<p>İşte bu sebeble kulun &#8221; &#8220;Bizi dosdoğru olan yoluna ilet&#8221; sözü de, bu duruma işaret etmiş olur Yine, bâtılı bâtıl olarak bilen kimsenin bâtıla razı olmaması, onun ancak gerçek bir inancı, sağlam bir dini ve doğru olan hükmü istemesi de, buna delâlet eder. Eğer iş, sadece kulun ihtiyarıyla olmuş olsaydı, hiç kimsenin hataya düşmemesi gerekirdi. Birçok kimsenin sapıklık denizinde boğulduğunu görünce,Hakka ulaşmanın sadece Allah&#8217;ın hidayeti ile olduğunu anlarız. Bütün peygamber ve meleklerin bunda mutabık olmaları da, bu görüşümüzü güçlendirir. Meleklere gelince &#8220;Rabbimiz, seni tenzih ederiz. Senin öğrettiklerinden başka, bizim ilmimiz yoktur. Muhakkak kı Sen, her şeyi hakkıyla bilen ve sonsuz hikmet sahibi olansın &#8221; (Bakara, 32) derler.</p>
<p>Hz. Âdem, &#8220;Rabbimiz, bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, muhakkak ki biz hüsrana uğramışlardan olacağız&#8221; (A&#8217;râf. 23); Hz. İbrahim. &#8220;Eğer Rabbim beni hidayete ulaştırmazsa, muhakkak ki ben, sapılmışlardan olacağım!&#8217; (En&#8217;âm 77); Hz. Yûsuf, &#8221; &#8220;Beni müslüman olarak öldür ve beni salih kulların arasına kat&#8221; (Yûsuf. 101); Hz. Mûsâ, &#8220;Rabbim, göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz, ki sözümü anlayabilenler&#8230;&#8221; (Tâhâ, 25-28) ve</p>
<p>Hz. Muhammed (s.a.s.) de. &#8220;Rabbimiz, bizi hidâyete erdirdikten sonra, kalblerimizi sapıtma! Ve bize, katından bir rahmet ver! Muhakkak ki, sen çokça verensin!&#8221; (Âl-i İmrân. 8) diye dua etmişlerdir</p>
<p>Bu hadîs-i kudsideki incelikler hususunda söyleyebileceğimiz söz budur. Söylemediklerimizse, söylediklerimizden daha çoktur.</p>
<p><strong>Dördüncü fayda:</strong> <strong>Fatihanın ayetleri yedidir.</strong> Namazda gözle görülen ameller de yedidir Bunlar, kıyam, rükû, rükûdan doğrulma, ilk secde, bundan doğrulma, ikinci secde ve tahiyyâta oturmadır. Böylece Fâtiha&#8217;nın ayet sayısı, namazdaki bu işlerin sayısına eşit olmuş olur. Bundan dolayı da bu işler sanki bir beden, Fatiha ise o bedenin ruhu gibidir. Kemâl derecesi, ancak ruh ile bedenin birleşmesiyle elde edilir. Buna göre, besmele, namazdaki kıyamın karşılığıdır. Görmez misin ki besmeledeki &#8220;be&#8221; harfi Allah&#8217;ın ismi ile birleşince ayakta kalır Yine besmele ile işlere başlanır Peygamberimiz (s.a.s.) &#8220;Besmele ile başlanılmayan her önemli iş güdük&#8217;i&#8221;[121] buyurmuştur. Cenab-ı Allah da: &#8220;Hakikaten, iyi temizlenen ve Rabbinin adını zikredip de namaz kılan kimse felaha ermiştir&#8221; (Alâ. 14-15) buyurmaktadır.</p>
<p>Namazdaki işlerden kıyamın da durumu aynıdır. Böylece, şu yukarıda zikredilen hususlar muvacehesinde besmele ile kıyam arasındaki münasebet görülmüş olur.&#8221; sözü, namazdaki rükûun karşılığıdır. Çünkü kul, hamdetme makamında hem Hakka hem de mahlûkata bakar. Çünkü hamdetmek, Cenâb-ı Hakk&#8217;tan gelen nimetler sebebiyle O&#8217;na sena etmekten ibarettir. Bu makamda kul, hem nimet verene, hem de nimete bakar.</p>
<p>Bu bakımdan hamd makamı,arazlarla, istiğrak hali arasında orta bir haldir. Rükû da kıyamla secde arasında orta bir haldir.&#8221;el hamdu&#8221; lâfzı nimetlerin çokluğunu gösterir. Çok nimet ise, kişinin sırtına ağır gelen şeylerdendir.</p>
<p>Bu nedenle, insanın sırtı rükû ederek eğilmiştir.&#8221;er rahmanir rahim&#8221; sözü rükûdan doğrulma haline uygundur. Çünkü kul, rükûda, Allah&#8217;a tazarru edip eğilince, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rahmetine yakışan, onu yeniden doğrultmasıdır. İşte bu sebeble Hz. Peygamber (s.a.s.): &#8220;Kul, (ruküdan kalkıp da) (Cenâb-ı Allah, kendisine hamdedeni duyar) dediğinde, Allah o kula rahmet ile bakar&#8221; buyurmuştur. &#8221;Maliki yev middin&#8221;sözü ilk secde haline uygundur. Çünkü senin böyle söylemen, Cenâb-ı Hakkın kahrının, celâlinin ve kibriyasının kemâline delâlet eder. Bu da çok şiddetli bir korkuyu gerektirir.</p>
<p>Bundan dolayı, buna, en mükemmel bir şekilde huzû ve huşu yakışır ki işte bu secdedir. &#8221;İyyâke na&#8217;budu ve <em>iyyâke nestaîn&#8221;</em> sözü iki secde arasındaki oturuşa uygundur. Çünkü sözü birinci secdeyi sözü ise ikinci secdeyi yapabilmek için Cenâb-ı Allah&#8217;tan yardım istediğini haber vermektedir.</p>
<p>&#8221;Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn&#8221;(sözü, en mühim şeyi istemektir. Dolayısıyla bu isteğe, huzurun zirvesini gösteren ikinci secde uygun olur, sözü de, namazdaki tahiyyata oturma haline uygundur. Çünkü kul, son derece mütevazi olunca, Allah Teâlâ, onun tevazuuna ikram ile karşılık vermiştir. Bu ikram da, Allah&#8217;ın ona huzurunda oturmasını emretmesidir.</p>
<p>Bu ise Allah&#8217;ın, kula en büyük inamıdır. Bu, sözü ile bunun arasında son derece kuvvetli bir münasebet vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;i, &#8220;Kabe kavseyn&#8221;e yükseltmiş olduğu için, ona nimet vermiş olunca, O, bu esnada: &#8220;En mübarek selâmlar ve en hoş salâtlar Cenâb-ı Allah&#8217;a aittir.&#8221; demiştir. Namaz müminin miracıdır Mü&#8217;min, miracında, Allah&#8217;ın huzurunda oturmasından ibaret olan, ikramın zirvesine mazhar olunca, Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in miraçta söylediği kelimeleri söylemesi vâcib olur. Yine kul, &#8220;ettehiyyât&#8217;i okur ve bu, namazda meydana gelen miracın, Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in miraç güneşinden bir meşale, ve o miracın denizinden bir damla olduğuna bir tenbih gibi olur.</p>
<p>Bu da Cenâb-ı Hakk&#8217;ın: &#8220;İşte onlar, Allah&#8217;ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddikler, şehitler ve sâlih kimselerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştır&#8221; (Nisa. 69) ayetinin gerçekleşmesidir Bil ki sayısı yedi olan Fatiha ayetleri, namazdaki bu yedi iş için, bir ruh; bu yedi fiil de, insanın yaratılmasında mevzubahis olan yedi mertebenin ruhu mesabesinde olur.</p>
<p>İnsanın yaratılışındakı yedi mertebe de şu ayetlerde bahsedilenlerdir: &#8220;Andolsun ki insanı çamurdan bir hulasadan yarattık. Sonra onu sarp ve metin bir karargâhta (rahimde) bir nutfe yaptık. Sonra o nutfeyi bir kan damlası haline getirdik, derken o (canlı) kan damlasını bir çiğnem (lokmalık) et yaptık. O bir çiğnem eti de kemiklere çevirdik ve o kemiklere et giydirdik. Daha sonra onu başka bir yaratışla inşa ettik. Suret yapanların en güzeli olan Allah&#8217;ın sanı ne yücedir&#8221; (Mü&#8217;minûn. 12-14). Buna göre bedenin ve ruhun birçok derecesi bulunduğu görülür. Ruhların ruhu, nurların nuru ise Cenâb-ı Hakk&#8217;tır. Nitekim Cenâbı Allah: &#8220;Şüphesiz en sonunda gidiş ancak Rabbinedir.&#8221; (Necm. 42) buyurmuştur. 122[122]</p>
<p>Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/377-386.</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>113 Müslim. Salât. 38. 40 (1/296, 297); Ebû Dâvud. Salât, 132 (1/217); Tirmizi, Tefsir; 2 (5/201); Ne-sâı, İttitah, 23 (2/136)</p>
<p>[114] Daha önce geçti.</p>
<p>[115] Daha önce geçti.</p>
<p>[116] Daha önce geçti.</p>
<p>[117] Daha önce geçti.</p>
<p>[118] Namazların her rekâtinde Fatiha Sûresi´nin okunmasının farz oluşu, Şafiî Mezhebine göredir. Ha-nefılere göre, namazda Fatiha Sûresi´ni okumak vaciptir.</p>
<p>[119] Mefhûm-u küllî: Manasında birçok varlığın ortak olduğu bir kelimedir &#8220;İnsan&#8221; kelimesi gibi. Bu kelime insan olan her varlığı ifade eder.</p>
<p>[120] Bu hadisi Ebu Nu´aym. Htlye´sınde; Tabarânî, Evsafında; Beyhakî, Şu´ab´mda zikretmiştir (Keşfu´l-Hafâ. 1/311)</p>
<p>[121] Daha önce geçti.</p>
<p>[122] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu?l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/377-386.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-i-kudsi-ve-serhi/">Bir Hadis-i Kudsi ve Şerhi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-i-kudsi-ve-serhi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Namaz</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/namaz/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/namaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 May 2016 22:04:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Aynülkudat Hemedani]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10983</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ey Aziz! Kul ile küfür arasında namazın terki vardır.” sözünden ne anladın? “Allahu ekber” niyetini işittin, şimdi de “Fâtihat-ül-kitab’ı dinle ki Muhammed Mustafa şöyle demiştir: “Fâtihasız namaz olmaz.” Ey Aziz! Hiç “Rabbime gidiyorum”a(Saffat,99)doğru yol aldın mı? Hiç “Allahu ekber” dediğinde mülk ve melekûtun varlığının yok olduğunu gördün mü? Hiç tekbirde “mahv”dan sonra “isbât”ı gördün mü? [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/namaz/">Namaz</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/namaz/indir-3-32/" rel="attachment wp-att-10985"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-10985" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/indir-3-1.jpg" alt="Namaz" width="409" height="243" /></a></p>
<p>Ey Aziz! Kul ile küfür arasında namazın terki vardır.” sözünden ne anladın? “Allahu ekber” niyetini işittin, şimdi de “Fâtihat-ül-kitab’ı dinle ki Muhammed Mustafa şöyle demiştir: “Fâtihasız namaz olmaz.” Ey Aziz! Hiç “Rabbime gidiyorum”a(Saffat,99)doğru yol aldın mı? Hiç “Allahu ekber” dediğinde mülk ve melekûtun varlığının yok olduğunu gördün mü? Hiç tekbirde “mahv”dan sonra “isbât”ı gördün mü? Hiç “Allah’a defalarca hamd olsun.” diye şükrettiğinde mahvdan sonra isbat nimeti hâsıl oldu mu? Hiç “Sübhânallah”ta onun tenzihini gördün mü? Hiç, “sabah”da insanların bidayetini, “akşam”da insanların nihayetini gördün mü? “Sabah ve akşam vakitlerinde Allah’ı teşbih ederim.”(Rum,17) ifadesi sana “Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın.”(Al-i İmran,27) âyetinin ne anlama geldiğini söyleyecektir.<br />
Hiç “Veccehtü vechiye lillezî (Ben yüzümü çevirdim O na ki)”(En’am,79) âyetinin hakikati ile ihrâma girdin mi? Hiç âyette geçen “vechiye (yüzümü)”nin “yâ”sını “lillezî (O’na ki) nin ya’sında gark olmuş gördün mü? Hiç âyette geçen fetara (yarattı) fiilinde kendini kaybolmuş gördün mü? Hiç âyette geçen “es-semâvâti ve’l-arza (gökleri ve yeri)” ifadesindeki iki makama şâhit oldun mu? “Hayır, gördüklerinize ve görmediklerinize yemin ederim ki&#8230; ”(Hakk’a,38-39) âyetinin hakikati budur. Hiç “millete ibrâhîme hanîfa (İbrâhim’in milletinden hanîf olarak)” ifadesinin hakikatini gördün mü ki İbrâhim şöyle dedi: “Ben müşriklerden değilim.”(En’am,79)</p>
<p>Burada Hz. Muhammed’e neden İbrahim&#8217;in milletine tâbi ol” dediğini bilirsin.Hiç, müslimen (Müslüman olarak)&#8221; kelimesi için istiğfar ettin mi?Hiç“Ben müşriklerden değilim&#8221; âyetini kendi fânî varlık tahtına vurup onun seni tanı kıldığını gördün mü? İşte bu durumda müşriklerden sonra sadık olursun. Kişi “Ben müşriklerden değilim’de<br />
yok olursa, müşriklik ona ne yapabilir ki? “Yeryüzünde bulunan her şey fanidir.”(Rahman,26) ayetine göre müşrik nerededir?</p>
<p>“Şüphesiz benim namazım da ibâdetlerim de hayatım da ölümüm de hiçbir ortağı olmayan, âlemlerin Rabbi Allah mdır”(En’am,162) hakikatini gördükten sonra vaktin nâtıkı olursun, kalbin onun dili olur. Dil sohbet etmeye ve konuşmaya başlar. “Alemlerin Rabbi&#8221; demeyi ancak taklit yoluyla görmüştün. “Lâ şerike leh”in kendisi bu sözün anlamını sana söyler. Eğer tam olarak kulak verirsen “ve bizâlike ümirtu/bu şekilde emredildim”i bilirsin ve anlarsın. “Ben müslümanların ilkiyim.” sözünün sana müslümanlığı öğret­tiğini gördün mü? Evet, “Allah’a sığınırım.” hakikati bu makam­da meydâna gelir. “Allah’ın adıyla başlarım”dan önce söylemek gereklidir. “O Rahman ve Rahimdir.” onun zâta vurulmuş sıfat mührüdür. Bu, senin kapının üstüne koyduğun işârete benzer. “Elhamdülillah” bu tertibe göre şükürdür, “er-Rahmâni’r-rahîm” Allah’tan sonradır, yâni sıfatlar ve “âlemlerin Rabbi”nin zâtı diğer bir mühür olan “Allah” ile birhkte güzel olur. “er-Rahmâni’r- rahîm” Allah ile güzel olduğu gibi, “Allah” ile “billâh” bir oldu­ğunda “er-Rahmâni’r-rahîm”in tekrârı burada zarûret olur.</p>
<p>Yazık ki hiç anlamayacaksın. “Din gününün mâlikidir.” dünyayı âhiret aynasında görmektir ki âhiretin dünyada bir yeri yoktur. Ey Aziz! Eğer Fâtiha Sûresi’nden birazcık şarab-ı tahûr içmiş olsaydın “Rableri onlara tertemiz bir içki sunmaktadır.”(İnsan,21) sözüyle ne demek istediğimi anlardın. Bununla sarhoş olup sonra yeniden uyansan, “Ancak sana kulluk ederiz.” hakikatini kemer gibi beline bağlaşan ve önceki hâlini hatırlasan “Yalnız senden yardım dileriz, sözünün hakikati ortaya çıkar. Sonra sende fazilet zuhur eder ve cemâli görme arzusu meydâna gelir, böylelikle “Bizi doğru yola ilet.”(Fatiha,6)dersin.<br />
Sonra seninle bu şaraptan içen arkadaşlarını hatırlar. “Ken­dilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna.” dersin. Sonra mahrumları ve kovulmuşları kapıda kalmış görürsün. İnsan­lar dışanda, sen ise evde oturduğun hâlde “Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil!”(Fatiha,7) dersin. Sonra “Fâtihasız namaz olmaz.” hadîsinin ne mânâya geldiğini öğrenirsin. Fâtiha olmaksızın namaz olmaz. Fâtiha’nın ne demek olduğunu öğrendiğin hâlde daha ne diye “Ben de namaz kılıyorum.” diye söyleniyorsun. Heyhât ki heyhât! Sakın ömrünü yabancılık rüzgârına verme, âşinalık kurmaya dikkat et!</p>
<p>Aynülkudat Hemedani – Temhidat (Dergah yay.)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/namaz/">Namaz</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/namaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatiha Sûresinin İslâm Dinindeki Yeri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fatiha-suresinin-islam-dinindeki-yeri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fatiha-suresinin-islam-dinindeki-yeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2015 12:14:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[[Fatiha Sûresinin İslâm Dinindeki Yeri]]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Mansûr el-Mâtürîdî]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha Suresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7112</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bizim kanaatimize göre Kur’an’ın anahtarını teşkil eden Fatiha sûresinin içerdiği muhteva bütün insanlar için vazgeçilmez bir konuma sahiptir. Çünkü bu muhtevada Allah’a yönelik övgü, şan ve şerefle nitelemenin yanında O’nun birliğinin dile getirilmesi, kendisinden yardım ve hidayet talep edilmesi vardır. Bunların hepsi aklı yerinde olan insanlarının tamamı için gerekli şeylerdir. Şöyle  ki bu anlatılanların [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fatiha-suresinin-islam-dinindeki-yeri/">Fatiha Sûresinin İslâm Dinindeki Yeri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-112.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7189" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-112.jpg" alt="Fatiha Sûresinin İslâm Dinindeki Yeri" width="329" height="407" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bizim kanaatimize göre Kur’an’ın anahtarını teşkil eden Fatiha sûresinin içerdiği muhteva bütün insanlar için vazgeçilmez bir konuma sahiptir. Çünkü bu muhtevada Allah’a yönelik övgü, şan ve şerefle nitelemenin yanında O’nun birliğinin dile getirilmesi, kendisinden yardım ve hidayet talep edilmesi vardır.</p>
<p>Bunların hepsi aklı yerinde olan insanlarının tamamı için gerekli şeylerdir. Şöyle  ki bu anlatılanların temel muhtevasında yaratıcının gerektiği şekilde tanınması ve lâyık olduğu biçimde övülmesi ilkeleri mevcuttur. Zira bütün mahlukata nimetlerini iptidaen veren O’dur, her kulun ihtiyacı ve her talep sahibinin arzı O’nun katına yöneliktir. İşte anlattığımız bu özellikleri bünye­sinde toplamış olması sebebiyledir ki Fatiha suresi Allah’ın kulları için vaz­geçilmez bir mertebeye sahip olmuştur.</p>
<p>Fatiha’nın namazda okunmasının konumu farz derecesinde değildir. Aslında Fatiha, zât-ı ilâhiyyeyi yaratılmışlık sıfatlarından tenzih etmeyi amaçlayan teşbihler ve O’nu yüceltmeyi hedefleyen tekbirler gibidir. Bunun yanında Fâtiha namaz ibadetine bağlı olmayarak herkese farzdır, çünkü hiçbir insan için rabbini yakışmayan sıfatlardan tenzih etmemesi ve O’nu yüceltmemesi mümkün değildir. Ne var ki bu husus Fâtiha’yı namazda oku­manın farziyetini gerektirmediği gibi mutlak farziyeti vurgulama konumunda bulunmamak şartıyla Fâtiha’nın içinde yer aldığı başka herhangi bir amelde de farz oluşunu gerektirmez. Ancak bütün bunlar sözü edilen sûrenin muhteva­sının bütün insanlar için gerekli olduğu yolunda bahis konusu ettiğim hususun dışında kalır.</p>
<p>Fâtiha’nın namazda okunmasının farz olmadığı konusuna gelince, bu hususu birkaç yolla ispat etmek mümkündür. Birincisi namazda kıraatin farziyetine “Kur’an’ın kolayınıza gelen bir kısmını okuyunuz” meâlindeki âyet-i kerîme ile vâkıf olmuş bulunmaktayız. Bu İlâhî beyanın konumuza delil teşkil etmesi de iki açıdandır.</p>
<p><strong>Birincisi,</strong> Fâtiha’nın dışındaki sûre veya âyetlerin daha kolay olmasının imkân dahilinde bulunmasıdır. İkincisi sözü edilen âyet çerçevesinde kıraatin farziyeti bu görevin hafifletilip kolaylaştırıl­ması suretiyle bizlere yönelik bir lutf-ı İlâhî biçiminde olmasıdır. Namazda mutlak mânada Kur’an okumak farz olmasaydı, okumamamız da mümkün olacağından kıraatin bizim için kolaylaştırılmasıyla Allah’a yönelik şükür borcumuz gerçekleşmezdi. Şunun da belirtilmesi gerekir ki Fâtiha’nın zaruri olarak okunması halinde bizim için seçim hakkından söz edilemez, oysa ki sayesinde kıraatin farziyetini öğrendiğimiz âyet kolay olanın tercih edilmesi konusunda seçim imkânı getirmektedir. Sonuç olarak bahis mevzuu kıraat âyetinin Fâtiha’dan başkasına da şâmil olduğu sübut bulmuştur. Başarıya ulaşmak ancak Allah’ın yardımıyla mümkündür.</p>
<p><strong>İkincisi,</strong> Resûlullah kutsî hadisinde, Cenâb-ı Hakk’ın Fâtiha’yı hamd ve senâ statüsünde kıldığını haber vermiştir ki bu, namazın ikiye taksim ediliş hadisinde yer almıştı,böylelikle Fâtiha bu makamda kıraat edilir olmuştur,gerçekte sözü edilen sureye ille de namazda okunması konumu biçilmemiş, bunun yerine dua ve sena statüsü verilmiştir Dua ve senâ ise namazın farz­larından değildir. Başarıya ulaşmak ancak Allah’ın yardımıyla mümkündür.</p>
<p><strong>Üçüncüsü,</strong> Abdullah b. Mes&#8217;ud&#8217;dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hazreti Peygamber bir geceyi Maide sûresinde “in tüezzibhüın” diye başlayan âyetle<sup>  </sup>ihya etmiştir; Resul-i Ekrem kıyamda iken sözü edilen âyeti okuyor, rükûda, secdede ve ka&#8217;dede de aynı âyeti tekrar ediyordu.</p>
<p>Şu halde namazda başka değil mutlaka Fâtiha&#8217;nın okunmasının belirginlik kazanmadığı ortaya çık­maktadır. Bir diğer husus da Resûlullah&#8217;tan nakledilen ve içinde “Geri dön ve yeniden namaz kıl. zira sen namaz kılmış sayılmazsın!” ifadesi geçen hadisin de bizim kanaatimizi desteklemesidir. Çünkü Hz. Peygamber namazın nasıl kılınacağını öğrettiği o kişiye “Kur’an&#8217;ın sana kolay gelen bir kısmını namazında oku!” demiştir. Demek ki farz olan bundan ibarettir.</p>
<p>Bir de Resûlullah sallâlahü aleyhi ve sellem “Fâtiha’sız namaz kılına­maz” buyurmuştur. Hz. Peygamber&#8217;den Fâtiha’nın namazdaki konumunun açıklanması da şu şekilde nakledilmeştir: İçinde Fâtiha’nın okunmadığı bir namaz eksik olup kemaline ermemiştir.” Fâsit olan bir ibadet eksik olmakla vasıflandırılamaz, hadiste zikredildiği şekilde nitelenen bir ibadet eksik olmakla beraber caiz olan ibadettir. Başarıya ulaşmak ancak Allah’ın yardımıyla mümkündür.</p>
<p>Fatiha, sonunda “âmin!” denilmesiyle özellik kazanmış bir sûredir, zira Fâtiha (namazın) “Allah ile kul arasında ikiye taksim edildiğini beyan eden hadisin zikrettiğine göre dua sûresi diye isimlendirilmiştir. Diğer bazı sûre­lerde de dua cümleleri bulunmakla birlikte onlar bu özelliğe sahip kılınma­mıştır. Bu sebeple de Fâtiha’nın sonundaki âmin âşikâre söylenmemiştir.</p>
<p>Burada takip edilecek yol / besmelede zikrettiğimiz gibidir. Şu da var ki besmele dua konumuna Fâtiha’dan daha elverişlidir.</p>
<p>Aslında bütün dualarda sünnete uygun düşen onların gizli olmasıdır. Bu konu­daki kaide şundan ibarettir: İmamın ve cemaatin iştirak ettiği her türlü zikir ve duanın sünnete- uygun şekli gizli olmasıdır, bundan sadece ihtiyaç hissedil­diğinde duyurmaya vesile olanlar istisna edilir. Bu kural Fatiha&#8217;nın sonundaki “veleddâllîn’in ardından söylenecek âmin duasını da kapsar, çünkü burada duyurma ihtiyacı yoktur, böyle yerlerde izlenecek yol gizliliktir. Mamafih âminin gizli olduğu hakkında tevâtüre varan hadisler de mevcuttur. Aşikâre söylendiğine dair haberler ise Asr-ı saâdet’te cemaatle namaz kılınmaya başlandığının ilk dönemlerine ait olmalıdır.Nitekim Resûlullah hazan kıraati­ni gündüz namazında da cemaate duyuruyordu. Hz. Peygamber’in âmin dediğine dair haber onun -gizli âşikâr yönü kastedilmeksizin- bu kelimeyi okuduğunun haber verilmesinden ibaret de olabilir. Başarıya ulaşmak ancak Allah’ın yardımıyla mümkündür.</p>
<p>* * *</p>
<p>Fâtiha birçok iyilik özelliğini bünyesinde toplamış bir sûredir. Onun içerdiği her bir özellik de kendi türündeki bütün hayırları ihtiva etmektedir.</p>
<p>Sözü edilen özelliklerden biri şudur ki Fâtiha’nın “Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur” mânasına gelen “el-Hamdü lillâhi rabbilâlemîn” şek­lindeki ilk cümlesinde bütün nimetlere mukabil şükrün tevcihi ve bunların ortağı bulunmayan Allah’a nisbet edilişi vardır; ayrıca bu cümlede Cenâb-ı Hakk’a imkân dahiline giren en üst derecede övgü mevcuttur, bu da sözünü ettiğimiz gibi İlâhî nimet ve lütfün bütün yaratıklarına şâmil olmasıdır. Bundan başka Fâtiha sûresinde Allah Teâlâ’nın, mahlûkatın tamamını iptidaen yarat­ması ve onları yaşatıp geliştirmesine yönelik rübûbiyyetinde tek ve bir oluşu­nun ifadesi vardır, bu da “rabbilâlemîn” nazm-ı celîli ile sabittir. Aslında bu anlatılanların her biri dünya ve âhirete ait iyiliğin özelliklerini kendisinde barındırmakta ve içten gelen bir samimiyetle bu âyeti okuyan kimseye dünya ve âhiret selâmetini temin etmektedir.</p>
<p>Fâtiha’da azîz ve celîl olan Allah’ı öyle iki isimle niteleme özelliği var­dır ki, Cenâb-ı Hak, kendisinden başka herhangi birinin o isimlerin içerdiği mânalardan birine sahip bulunması veya buna kendi kendine hak kazanabil­miş olmasından münezzeh ve beridir. Bunlar da Allah ve rahman isimleri­dir. Bir de sözü edilen sûrede Allah Teâlâ’yı öyle bir rahmetle vasıflandırma mevcuttur ki kurtuluşa eren herkesin necatı ve mutluluğa kavuşanların saadeti bu rahmet sayesinde mümkün olmakta, ayrıca bütün tehlikelerden aynı rahmetin yetişmesiyle sakınılabilmektedir. Şunu da eklemek gerekir ki,Cenâb-ı Hakk’ın engin rahmetinin bir tecellisi de yaratıkların birbirlerine gösterdikleri şefkat ve merhameti yaratmış olması şeklindedir.</p>
<p>Fâtiha sûresinde ayrıca Allah’ı şan şeref ve güzel övgü ile niteleme çerçevesinde kıyamet gününe iman etme esası vardır, bu da “mâliki yevmiddin” âyetiyle sabittir.</p>
<p>Fâtiha’da bütün bunlardan başka, tevhid ilkesi, ibadeti O’na özgü kılmak ve bunda samimi davranmak türünden olmak üzere kullar için gerekli olan hususlar da mevcuttur. Bunun yanında her türlü yücelik ve şerefin ancak azız ve celîl olan O varlık sayesinde elde edilebileceği gerçeği, bütün ihtiyaçların O’na arzedilmesi, bunların yerine getirilmesi ve taleplerin elde edilebilmesi için O’ndan yardım istenmesinin ilkeleri vardır; hem de bütün bu dileklerin kalp huzuru ve gönül ferahlığıyla olması konumunda; çünkü İlâhî yardımın gerçekleşmesi halinde başarısızlık bahis konusu değildir, O’nun koruması durumunda haktan sapma ihtimali yoktur.</p>
<p>Sözü edilen sûrede bir de Allah’ın rızâsını sağlayacak yolun talep edilmesi ve tekrarlanan her zaman dilimi içinde azgınlık ve sapıklığa sebep olacak şeylerden korunmasının istenmesi vardır. Bu talep ve istekte bulunurken Allah’ın hidayet vermesi halinde kim senin yoldan sapmayacağı, ümit ve korkunun başkasından değil sadece O’ndan olacağı bilincinin de taşınması gerekmektedir. Zaten kullara ait bütün işler ve uğraşlar bu çizgi üzerinde seyreder: Tuttuğu yolu amacına ulaşması ve arzusunu gerçekleştirmesi için bir vasıta kılmasını Cenâb-ı Hak’tan ümit edip beklemek. Bütün güç ve kudret Allah’a aittir.</p>
<p>İmam Maturidi,Tevilatu-l Kur&#8217;an (ensar yay.)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fatiha-suresinin-islam-dinindeki-yeri/">Fatiha Sûresinin İslâm Dinindeki Yeri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fatiha-suresinin-islam-dinindeki-yeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastalara Fatiha Suresi Okumak Şifadır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hastalara-fatiha-suresi-okumak-sifadir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hastalara-fatiha-suresi-okumak-sifadir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2014 11:40:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi Fatiha Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha Suresi Şifa]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalara Fatiha Suresi Okumak Şifadır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2386</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adamın birisi eş-Şa&#8217;bi&#8217;ye böğrünün ağrıdığından şikâyette bu­lundu. Ona şu cevabı verdi: Kur&#8217;ân&#8217;ın  esası olan Fâtihatü&#8217;l-Kitab&#8217;ı okuma­ya bak. Ben İbn Abbas&#8217;ı şöyle derken dinledim: Herşeyin bir esası vardır. Dün­yanın esası Mekke&#8217;dir. Çünkü dünya oradan yuvarlaklaştırılmaya başlandı. Se­manın esası Arîbâ denilen yedinci semadır. Arzın esası ise en altta yedinci arz olan Acîbâdır. Cennetlerin esası ise Adn cennetidir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hastalara-fatiha-suresi-okumak-sifadir/">Hastalara Fatiha Suresi Okumak Şifadır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/Fatiha_hat1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2459" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/Fatiha_hat1.jpg" alt="Fatiha_hat1" width="341" height="258" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/Fatiha_hat1.jpg 740w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/Fatiha_hat1-600x454.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/Fatiha_hat1-170x130.jpg 170w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/Fatiha_hat1-300x227.jpg 300w" sizes="(max-width: 341px) 100vw, 341px" /></a></p>
<p>Adamın birisi eş-Şa&#8217;bi&#8217;ye böğrünün ağrıdığından şikâyette bu­lundu. Ona şu cevabı verdi: Kur&#8217;ân&#8217;ın  esası olan Fâtihatü&#8217;l-Kitab&#8217;ı okuma­ya bak. Ben İbn Abbas&#8217;ı şöyle derken dinledim: Herşeyin bir esası vardır. Dün­yanın esası Mekke&#8217;dir. Çünkü dünya oradan yuvarlaklaştırılmaya başlandı. Se­manın esası Arîbâ denilen yedinci semadır. Arzın esası ise en altta yedinci arz olan Acîbâdır. Cennetlerin esası ise Adn cennetidir. Bu bütün cennetlerin gö­beğidir ve cennet onun üzerinde tesis edilmiştir. Ateşin esası ise cehennem­dir.</p>
<p>Bu da ateşin en alt tabakası olan yedinci tabakadır. Diğer bütün tabaka­lar (derekeler) onun üzerinde tesis edilmiştir. İnsanların esası Adem&#8217;dir, Peygamberlerin esası Nuh&#8217;tur, İsrailoğullarının esası Yakub&#8217;tur, kitapların esa­sı Kur&#8217;ân&#8217;dır, Kur&#8217;ân&#8217;ın esası Fâtiha&#8217;dır, Fâtiha&#8217;nın esası Bismillahirrahmânir-rahîm&#8217;dir. O bakımdan sen hastalanır veya rahatsızlanırsan Fatiha sûresini oku­maya bak. Şifa bulursun. –</p>
<p>İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları:cilt:1</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hastalara-fatiha-suresi-okumak-sifadir/">Hastalara Fatiha Suresi Okumak Şifadır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hastalara-fatiha-suresi-okumak-sifadir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
