<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eğlence | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/eglence/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 20 Feb 2020 13:23:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Eğlence | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hayati İnanç ile Bir Sohbet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-bir-sohbet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-bir-sohbet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Feb 2020 13:23:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Şükür]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Develi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[Fabrika Ayarı]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati İnanç ile Bir Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23942</guid>

					<description><![CDATA[<p>“İnsanın; yaratılış gayesine uygun, dünyaya uğrama maksadına uygun o şeyi gecikmeden bulması icap ediyor.Ona harcanan mesai ne kadar olsa değer. ” Bekir Develi: Bismillahirrahmanirrahim. Allah’a hamd, Resül-i Ekrem’e (s.a.v.), âlîne ve ashabına salât ve selam olsun. Rabbim, bu kitabı oluşturma adına sarf ettiğimiz zamanın hakkını verenlerden eylesin bizi inşallah. Okuyan kardeşlerimizden, bu kitabı okurken sarf [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-bir-sohbet/">Hayati İnanç ile Bir Sohbet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-23976 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-300x190.jpg" alt="" width="352" height="223" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-300x190.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-600x380.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-768x486.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-1024x648.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-1536x972.jpg 1536w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11.jpg 1600w" sizes="(max-width: 352px) 100vw, 352px" /></p>
<p>“<em>İnsanın; yaratılış gayesine uygun, dünyaya uğrama maksadına uygun o şeyi gecikmeden bulması icap ediyor.Ona harcanan mesai ne kadar olsa değer. ”</em></p>
<p><strong>Bekir Develi: Bismillahirrahmanirrahim. Allah’a hamd, Resül-i Ekrem’e (s.a.v.), âlîne ve ashabına salât ve selam olsun. Rabbim, bu kitabı oluşturma adına sarf ettiğimiz zamanın hakkını verenlerden eylesin bizi inşallah. Okuyan kardeşlerimizden, bu kitabı </strong><strong>okurken sarf ettikleri zamandan şimdiden helallik isteyelim, Allah razı olsun. Rabbimden bu çabamızı amel-i salih olarak kabul buyurmasını niyaz ederiz. Klasik bir başlangıç olmasın istiyorum: Öncelikle nasılsınız hocam?</strong></p>
<p>Hayati İnanç: Elhamdülillah, şükürler olsun. Allah’ın kulu, Rasulü’nün (s.a.v.) ümmeti, kabahatine kusuruna rağmen hâlen nefes alan, seven sevilen biri olarak yaşıyoruz. Biz şükretmeyeceğiz de kim edecek? İyiyiz yani elhamdülillah hiç hak etmediğimiz kadar. İhsan edildi, merhamete kavuştuk ve hayırlı bir hizmet nasip oluyor. Bu arada da niyetimizi sık sık kontrol ediyoruz; hataya düşmeyelim, havaya girmeyelim, kendimizden bilmeyelim diye. Çünkü hayrı ve kemali kendinden bilen hain olur. Ve afîedilmeyen tek suç hıyanettir. Bir iyilik ve güzellik varsa bu Allah’tandır. Kusur, noksan bizdendir. Seferle emrolunduk zaferle değil, Cenâb-ı Hak’tan hayırlı muvaffakiyet niyaz ederiz. Tüm arzumuz kısacık ömrümüzde insanlara bir şekilde faydalı olmak, onları iyi insan olma yolunda bir adım daha teşvik edebilmektir.</p>
<p><strong>Hocam, her şeyin hoyratça, hızlıca tüketildiği ve bu arzular beslenmediği zaman hesap sorulduğunuz, üretken olmamakla itham edildiğiniz hakikaten çok acımasız bir tüketim çağının ortasındayız. Evlilikler de böyle tüketiliyor, aşklar da; gerçek anlamda aşksa tabii&#8230; Yemeklerin bile isimleri fastfood olmuş yani hızlıca tüketiliyor. Siz bir emek harcıyorsunuz, yıllarınızı veriyorsunuz, bir kitap yazıyorsunuz, onun sonunu getirmeden, hatta kitaba dahi başlamadan, yenisi ne zaman çıkacak diye soruyor insanlar. Tabii bu tüketim kültürünü beslemek için artık 3D fılmler çekiliyor, sinemalar doluyor, taşıyor. YouTube’tu, Netflix&#8217;ti, iletişim araçlarıydı derken kitap sanki bunların içinde biraz yalnız kaldı&#8230;</strong></p>
<p>Mütevazı, garip. . .</p>
<p><strong>Boynu bükük kaldı. Yani 8D sinemalar var mesela. Filmi izliyorsunuz; rüzgâr adamın kulağının arkasından geçiyor, bunu hissettiriyorlar, yağmur yağıyorsa insanları ıslatıyorlar. Her şeyin böylesine tüketildiği, üretilen işlerle görsel duyulara bu kadar hücum edildiği şu zamanda, kitap bir anlamda garip kaldı ve biz şua</strong><strong>n derdimizi bir kitapla anlatma muradıyla buluştuk, sohbet ediyoruz hocam. Siz hakikaten müktesebatı sağlam, kitaplardan daha çok beslenmiş biri olarak, kitabı bütün bu garipliğine rağmen daim kılan, değerli kılan şeyin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Neden kitaptan vazgeçmemeliyiz ve neden kitabımız hep başucumuzda durmalı?</strong></p>
<p dir="ltr">Estağfurullah. . . Her duygu yanıltıcı olabilir derler; mesela göz yanıltıcıdır ama dokunduğunuz zaman, tanımadığınız, yeni tanıştığınız biriyle tokalaşıp musafaha ettiğiniz zaman güven hasıl olur. Yani suyun içine bir kurşun kalem sokarsınız kırık görünür, göz yanıltır sizi, elinizle doğru olduğunu anlarsınız. Koku ve dokunma yanıltmaz pek, pek yanıltmaz. Dokunduğunuz şey sizindir; yani ekranda okuduğunuz şeyle fazla özdeşleşemezsiniz moda deyişle, o size mal olmaz pek, aranızda bir mesafe vardır, bir sevimsizlik vardır. Ama kitapla dostluk kurarsınız, kokusu size siner, o kitabı elinize aldığınızda eski bir dostunuzla karşılaşmış gibi olursunuz. Otuz yıl, kırk yıl önce okuduğum kitabı elime aldığım zaman heyecanlanırım hâlen. Klasiktir, onun bir değeri vardır; arada dostluk, yakınlık peyda olur. Kitabın değeri hiçbir zaman bitmemeli, gözden düşmemeli, modernite bizi o konuda aldatmamalı. Okuduğun şeye dokunacaksın.</p>
<p dir="ltr">&#8216; <strong>Eyvallah hocam. Yani çağımızın bize sunduğu bu görsel çılgınlık, bu efektler aslında yanıltıcı. Kalbe dokunabilir değil, daha çok bir sihir, bir illüzyon. Öyle mi?</strong></p>
<p dir="ltr">Tabii, tabii&#8230; İllüzyon&#8230; Aldatıcı&#8230; Zaten dünyanın kendisi aldangaç, bir de burada gönüllü bir aldanma hâli var. İnsanlar aslında yapmacık, yapay, sevimsiz, çok da insana hitap etmeyen bir alanda tatsız tatsız avunduklarını ve oyalandıklarını biliyorlar; yani aslında bu, neşeyi kaybedenin eğlenceye sarılması hâlidir. Biz neşeyi kaybettik. En doğru, daha güzel söyleniş biçimiyle neşveyi&#8230;</p>
<p dir="ltr">| <strong>Ne fark var ikisi arasında hocam?</strong></p>
<p dir="ltr">Neşve ruha dair, eğlence bedene. Neşve sizi besler, olgunlaştırır, bazen güldürür bazen ağlatır, pişirir. Eğlence ise oyalar, vaktinizi işgal eder, elinizde hiçbir şey kalmaz, ondan buruk bir lezzet, bir hatıra dahi bulunmaz, anlamsız bir biçimde irtifa kaybetmiş olarak ortamdan çıkarsınız.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Bir nevi uyuşturucu gibi bir şey&#8230;</strong></p>
<p dir="ltr">Uyuşturucu, tamı tamına, ağzına sağlık, tamı tamına uyuşma hâlidir. Gönüllü olduğu, bilerek yapıldığı için de tehlikelidir.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Uyuşma hâli dedik ya hocam, şunu merak ediyorum: Kimisi gerçekten mesuliyetinden, sorumluluğundan bihaber, o zaten böyle bir uyuşukluğun içinde, akıntıya kapılmış gidiyor. Kimisi mesuliyetinin de farkında ama uyuşmak istiyor, aklımın bir eşi olsa da çeksem diyor. Çünkü kendisi, Allah’ın yüklediği sorumlulukları, gerçek, kâmil manada yerine getiremediğinin farkında. Bir film açıp izleyeyim, beni birazcık bu sorumluluktan kurtarsın, uzaklaştırma</strong><strong>d iye düşünüyor. Belki de eziliyor. Ehl-i vicdan ama sorumluluğunu yerine getiremiyor. . .</strong></p>
<p dir="ltr">Ben gafleti arıyorum deme durumu&#8230;</p>
<p dir="ltr">| <strong>Değil mi hocam?</strong></p>
<p dir="ltr">Fakat ondan önceki vaziyeti, yani neşeyle eğlencenin farkını çok fena hâlde hayranı olduğum Nâilî isimli şairimiz belki üç asır sonra birileri kurcalar diye not düşmüş. Muhteşem bir beyti var. Nâilî merhumun vefatı 1666, Halvetî ve hakikaten sersemleticî etkiye sahip bir üstat. Bu yüzden anlaşılması da zor, hayli zor. İzah etmeye kalktığınızda âciz kalıyorsunuz çoğu kere, bir daha bir daha okuyorsunuz.</p>
<p dir="ltr">Hiç anlamadan gözlerinizin buğulandığı da oluyor. Enteresan bir üstat.</p>
<p dir="ltr">Neşvedâr-ı hayretiz biz<br />
Cür&#8217;adan-ı feyzden<br />
Ne sıfâl-i mek ne câm-ı âfîtâbin mestiyiz</p>
<p dir="ltr">Sifâl-i meh: Gece kadehi. Câm-ı âfıtâb: Gündüz kadehi. Yani meh ay, afitab güneş. Gecenin bahşettiği zevklerle de sarhoş değiliz, gündüzün bahşettikleriyle de. Zımnen ifade edilen geceye dair olan zevklerin behîmiyet; gündüze dair olanların kâr, ticaret, başarı vs. olduğudur. Sarhoşuz ama sebebi ikisi de değil, bizim sarhoşluğumuz başka, diyor şair. Bir de birinci mısrada neşvedâr-ı hayretiz biz diyor; yani hayret ile neşvedâr olduk, sarhoşuz ama bu neşvenin, bu sarhoşluğun kaynağı hayret. Nereden? Cür’adan-ı feyz’den, feyz cür’adanından; hani biraz argo söyleyeyim burayı, feyz cür’adanmdan bulduk kafayı. Cür’adan kelimesine bir bakalım. Türkçemizde yağdanlık ve çaydanlık kelimelerinde kullandığımız “-dan” ve “-lık” eki fazla aslında, cür’adan, yani içine cür’a konulan kap. Cür’a nedir? Sarhoş olmak için kullandığınız madde katıysa, iki parmağınızla tutabildiğiniz miktara cür’a denir; sıvıysa kadehin dibindeki son yuduma cür’a denir. Onlarla sarhoş değiliz, yani afyonla veya şarapla değil, feyz cür’adan. Feyz diye bir şey var, o kavrama odaklanacağız şimdi, şair zaten dikkati oraya çekiyor. Onun cür’adanından bulduk kafayı, müsaadeyle burada argo kullanıyoruz ya. Peki feyz adı verilen şey nedir?</p>
<p dir="ltr">Hakkında çok şey söylenen, çok şey yazılan feyz en kısa tanımıyla Allah sevgisi demektir ve bunun tahsil edileceği cür’adan, üstadının iki dudağının arasıdır. Yani ben üstadımm sözleriyle, kalbe nakşolunan, irşat edici sözleriyle sarhoşum; beni sarhoş eden, dünyanın ne maddi ne de behîmî, karşı cinse dâhil olan zevkleri değildir. Bu dünyada beni oyalayacak, beni eğleyecek, eğlendirecek başka bir şey yok. Ben ezel bezmindeki sarhoşluğun dünyadaki devamı, tesellisi, avuntusu olan doğrudan söyleyelim şunuşeyhimin iki dudağının arasındaki sözlerden sarhoş olmuşum, sen bana neyden bahsediyorsun, bu dünyanın nesiyle beni kandıracaksın? Tamamına bir kıymet verdiğim yok ki sen içinden bir parçayla beni aldatmayı düşünüyorsun.</p>
<p dir="ltr">Şimdi bu beyitten ve emsalinden, insanın böyle bir sarhoş olma ihtiyacı, dedin ya bani Eşini çekme, şöyle bir gafleti arama durumu var. İnsan zevk almadığı şeyi yapmaz azizim, velev namaz. Namazı da devamlı şekilde zevk alırsa kılar insan, yani zevk diye bir şey var, zevk zevk&#8230; Zorla,metazorı&#8217;, ite kaka, yasak savmak kabilinden üç gün, beş gün gider. Zevkine varmaktır mesele; sahibiyle irtibat kurmak, O’nunla sohbet ettiğinin bilincine varmak, O’nun muhatabı olmanın tadını az çok almak, koklamaktır mesele. İşte o zevki aldığınız zaman dünyada niye bulunduğunuzu anlar; gelen her şeyden ayrı zevk duyar; acı da olsa lezzet alır; bahtiyar, mutlu mesut yaşarsınız. Hayatınız anlam bulur. Fe eyne tezhebân (81 :26). Nereye gidiyorsun sualinin cevabı sizde hazırdır, hayatınız onun cevabını teşkil eder. Bundan mahrum olduğunuzdaysa avunmak için bazen gürültüyle, bazen servetle, bazen devletle, bazen şehvetle, bazen oyuncaklarla, yani gündüz veya gece kadchinin sarhoşluğuyla kendinizi aldatırsınız. O esnada da bal gibi bilirsiniz ki bir aldanma içindesiniz.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Yani dışarıda, sokakta ya da çevremizde gördüğümüz; aldandığı hissine kapıldığımız insanlar da aslında aldandıklarının farkındalar mı hocam?</strong></p>
<p dir="ltr">Farkındalar, farkındalar. Görmemeye çalışıyorlar, yani bir an için pas geçmeye, üzerinde durmamaya gayret ediyorlar. Küçücük otomobilin içinde kulak zarını patlatacak bîr gürültüyle sözde müzik dinleyen birisi bir şeyi bastırmak için yapar bunu ancak, normal değil çünkü, belli bir desibelden yukarısı insan kulağını rahatsız&#8217; eder. O çocuk rahatsız şüphesiz. Metroda seyahat ediyorum, yanımdaki çocuğun kulaklığından bana sızan ses, beni orada durdurmuyor; aklım başımdan çıkacak! 0 sesin tamamı onun kulağının içinde&#8230; Bu ancak içerideki bir huzursuzluğu bastırmaya çalışan berbat bir avunma biçimi olabilir.</p>
<p dir="ltr">| <strong>O zaman sohbetin başına döndüğümüzde parçalar şimdi yerine oturuyor. Sadece medya dilinde kullanılan görseller, animasyonlar, Dolby dijital sesler değil; yapılan büyük binalar, büyük AVM’ler, büyük arabalar&#8230; Külli bir illüzyon var.</strong></p>
<p dir="ltr">Aynen öyle! O çok paralar da bir illüzyon. Adam çok para kazanıyor, doymuyor daha da kazanıyor, daha da daha da&#8230; Mutlu mu oluyor? Hayır. Ben hiç mutlu zengin görmedim, biraz fazla genel bir şey söyledim belki ama görmedim, yok, olmuyor. Çünkü “yeteri kadar” diye bir prensip var. İhtiyacı aşan her şey zehir; adamın canına okur.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Bu konuda da ihtiyacın ne olduğunu doğru tanımlamak lazım.</strong></p>
<p dir="ltr">İhtiyaçla isteği karıştırmamak lazım. Yani zaten sınır budur. Nefsinin isteğini verme, ihtiyacını ver. İhtiyaç ne kadardır? Üremeye yetecek, yaşamaya yetecek, sıhhatinin devamını sağlayacak miktar&#8230; Elbette böyle bir kesin çizgiden söz etmek mümkün değil ama insan da şuurlu bir mahluk canım, şuurlu bir yaratık, artık o kadarını herkes düşünsün. Zaten düşünceden mahrum olduğu zaman insan, acayip bir şey oluyor. Kendini zehirliyor, bu bir hastalık hâline geliyor. İşin kötü yam bu hastalık bir de bulaşıcı; etrafa sirayet ediyor, insan etrafa da mutsuzluk saçan bir şey hâline geliyor. O yüzden insanın; yaratılış gayesine uygun, dünyaya uğrama maksadına uygun o şeyi gecikmeden bulması icap ediyor. Ona harcanan mesai ne kadar olsa değer.</p>
<p dir="ltr"><strong>Bir büyüğün sözüydü bu, okumuştum, diyordu kiz: “Cehennem azabını intac edecek bir günahı gizlice işleyen bir adam, başkasının ıttılâından çok hicap duyduğu zaman, kalbinde küçük bir emare ile meleküt âlemini inkâr etmek arzu eder.” Çünkü biliyor ki meleküt âlemi onu izliyor. Bu yüzden her günahta küfre gidecek bir yol vardır, diyor. Vicdan sahibidir ve keşke onlar olmasaydı, keşke onlar bu yaptığıma şahitlik etmeseydi der, kendine ufak bir helak kapısı aralar, sineğin ısırmasından kaçar ama yılanın sokmasına razı olur, helak olur gider. Dolayısıyla kendisini bu illüzyona inandırmak isteyen insanlar, aslında sadece zararda olan değil, bir anlamda da belki fevç fevç küfre yürüyen insanlar. Perdeyi hakikat telakki eden insanlar, doğru mudur?</strong></p>
<p dir="ltr">Evet, tabii. Bakın burada İmâm-ı Rabbânî’den bir tespiti de sanki dercetmenin yeri gelmiştir: “Günaha azap yapılmasının sebebi küfür kokusu bulunması, küfür bulaşıklığı bulunmasıdır.” Neden? Hatâen yaptığına bir şey yok zaten; yani kazâen ayağın kaydı, Sürçtü, bunda bir şey yok. Niye azap var? Bilerek, isteyerek yapıyorsan var.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Azm ü cezm ü kastedersen yani&#8230;</strong></p>
<p dir="ltr">Azm ü cezm ü kastedersen var. Bu da nedir? Doğrudan küfür değildir elbette ama o kadar yakındır ki, kokusu vardır. Vardır çünkü insan inatla, bu kadar ısrarla günah işleyemez; bir yerde durur, bir yerde durur ve durmalıdır. Tıpkı dediğiniz gibi bu iç huzursuzluk onu “keşke olmasaydı” noktasına getirip inkâra sevk eder. Her günahtan küfre bir yol var, tam da bu demek.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Öyleyse aslında güzel dinimizin, din-i mübin İslam’ın senin olmayan bir elmayı tüketmenle, o elmayla ilgili bir sorunu yok. Allah onu yeme dediği hâlde bu cesareti nereden buldun? Bununla bir sorunu var. Metayla değil&#8230; Sendeki o yanlış yapma hissiyle, o pervasızlıkla ilgili bir sorunu var.</strong></p>
<p dir="ltr">Evet. Bunu nasıl yaptın? Emri ayaklar altına aldın&#8230; Şimdi şurada iki noktadan söz edilir. İki şey birden geldi aklıma ama kaçırmam inşallah. Biri şu: Allah kuluna gayret eder, kul Allah’a gayret eder, mümin mümine gayret eder. Ahlak âlimi Konyalı Hâdimî merhum şöyle bir tespit lütfediyor: Kulun Allah’a gayret etmesi, kulun Allah’ım kıskanmasıdır. İfadeye bak! Kıskanır diyor, nasıl kıskanır? Rabbimin emri çiğneniyor diye ıstırap duyar, bu olmaz der, Rabbimin emri nasıl ayaklar altına alınıyor diye acı duyar. Sevdiğinizin hükmü çiğneniyor bir anlamda. . .</p>
<p dir="ltr">Abdülhakim Arvâsî hazretleri mahpusken, hanımını Eyüp Sultan’daki dergâhtan sürükleyerek götürüyorlardı. Talebeleri bu durumu gördüler, ağlaya ağlaya cezaevinde arz ettiler. Efendim, hanım annemize bunu bunu yaptılar, saçı da açıldı filan diye anlattılar. Yürekleri dayanmıyor, söylemek çok ıstırap verici ama gizlemeye izin yok. Hazretin kelamı şu: “Allah Teâlâ’nın namusu bugün ayaklar altına alınmaktadır, bizim namusumuz kaç para eder?” Ya. . . Allah rahmet eylesin. Bakış açısı&#8230; Nedir bu? Namus-ı ilahi, yani din-i islam ayaklar altına alınırken biz namusumuzu nasıl görelim, bunun üzerinde nasıl duralım&#8230;</p>
<p dir="ltr">| <strong>Buna iffeti koy, buna Kudüs’ü koy, buna Mekke-i Miikerreme’yi koy, buna ticaret ahlakını koy, aile saadetini koy, ne koyarsan koy bunun içine.</strong></p>
<p dir="ltr">Değer meselesi yani, değerlerinin farkında&#8230;</p>
<p dir="ltr">| <strong>İkinciyi de arz edecektiniz hocam, kaçmazsa dediniz.</strong></p>
<p dir="ltr">Yani biraz kaçar gibi oldu da. . . Onun yeri gelecek yine şimdi. .. Zihni kontrol etmek çok zor. Böyle haylazlıklar yapıyor bazen. Allahümme salli alâ Muhammed.</p>
<p dir="ltr">Galib merhumun kırk sekiz mısralık şaheserini okuyordum, en çok üzerinde durduğum manzume odur. Bütün okullarda ders olarak okutsak şunu, şu kırk sekiz mısra ile her mesele hallolacak falan gibi hülyalarım, ham hayallerim vardır. Ben bu hayali muhafaza ediyorum da tatbik mevkisine gelmediği için ham hayal diyorum. Bir gün o şiire, mecliste de ehl-i ilim birkaç kişi var, inşallah hafızam beni yarı yolda bırakmaz diyerek başladım. Üçüncü bentte bir mısrada takıldım, dört defa geri giderek patinajla zor çıkardım, çok şükür dedim. Yerime oturduğum zaman o ehl-i ilim dosrum, ismini zikretmeyeyim şimdi, kulağıma eğildi. “Bir daha hafizam deme, ihtarı aldın,” dedi ve devam etti: “Çünkü sen hafızadan değil levhten okuyorsun. Araya kendin girdin, ikazı yedin!”</p>
<p dir="ltr">| <strong>Çok iyi. Kendini çıkar aradan&#8230;</strong></p>
<p dir="ltr">Çıkar aradan ya&#8230; Çık aradan, kalsın seni yaratan. Bunu hayatın tamamında böyle görmek lazım. Namaz kılabiliyorsan bu bir keramettir azizim. Bu zamanda sen beş vakit namaza devam edebiliyorsan&#8230; Bu kadar mânilere rağmen&#8230; Fiziki zorluğu yok, abdest namaz her vakit toplam on dakika, fazla bile gelir. Ama bir istikrar, bir kararlılık, bir sabitkadem olma ister bu. Ömür boyu devam ediyor; yazı yok, kışı yok, tatili yok, pazarı yok&#8230;</p>
<p dir="ltr">| <strong>Bir performans ödevidir yani.</strong></p>
<p dir="ltr">Tabii. Bu bir kerametin zuhurudur; bu sen korunuyorsun demektir, burada özel bir durum var. Namazı özel bir ihsan olarak, bir hediye olarak, sevgiliyle randevu fırsatı ve imkânı olarak görme alışkanlığına da ihtiyacımız var. Günahı savdı, bir vazifeyi yerine getirdi, yükü attı gibi değil de, bilakis, öyle bir imkân ki kim sevgilisine günde beş defa kayıt ve şart olmaksızın kavuşabiliyor, kusuruna dahi bakılmıyor&#8230; Bir lokale üye olsan kıyafetten dolayı giremediğin olur, aidat eksik olsa adamı içeri sokmazlar.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Hakikaten öyle</strong>.</p>
<p dir="ltr">Ama burada kayıt ve şart yok, demek ki gözden çıkarılmadın, demek ki ümit var, demek ki sende hayat var! Çok güzel bir müjdedir bu. “Filan kulumu tardettim,” buyurdu Cenâb-ı Hak o dönemin peygamberine, vahyetti. Peygamber adamın yanına gitti, “Sen bittin, taraf-ı ilahiden tardedildin,” diye haber verdi. Adam gayet soğukkanlı karşıladı bunu. Bir müddet sonra karşılaştılar. “Ya benim işim iyi gidiyor, ticaretim güzel, şöhretîm güzel, her şey yolunda, sen de peygambersin yalan söyleyecek değilsin. Hani ben tardolduydum?” dedi. Peygamber sordu: “Dua eder misin?” “Hayır.” “Ağlar mısın?” “Hayır.” “Bitmişsin, haberin yok,”dedi, “bundan büyük felaket olmaz; gözün yaşamıyor, dua etmiyorsun ve diyorsun ki işim iyi. Ne iyi? Battıkça batıyorsun.” Ümidi olan ağlar, ümidi kesilmemiş insan ağlar. Bizde gözyaşı rahmet; nisan yağmuru müjde ve neşe; gözlerin ağlaması da ruhun gülmesidir. Modern çağda bu kavramı da kaybettik; ağlamayı olumsuzladık, negatif kodladık; ağlamamak lazım, ağlamak zayıflıktır gibi çok berbat bir anlayış bu. Olur mu hiç! Ağlamayan gülemez ki zaten. Gülmek ağlamanın ta kendisidir, madalyonun biri bir yüzü, biri bir yüzüdür.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Hakiki gülenler hakiki ağlayanlardır</strong>.</p>
<p dir="ltr">Hayati İnanç&amp;Bekir Develi &#8211; Fabrika Ayari,syf.15-27</p>
<p dir="ltr">The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-bir-sohbet/">Hayati İnanç ile Bir Sohbet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-bir-sohbet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğlence Kültürünün İslam Toplumunu Dönüştürmesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/eglence-kulturunun-islam-toplumunu-donusturmesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/eglence-kulturunun-islam-toplumunu-donusturmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Feb 2019 10:03:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bireyselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[Eğlence Kültürünün İslam Toplumunu Dönüştürmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürden Kopuş]]></category>
		<category><![CDATA[sekülerleşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21375</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Prof. Dr. Mustafa TEKİN İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İnsanoğlu çok boyutlu bir varlıktır. Gündelik hayatında birçok faliyet alanlarına değer. Böylece hem tek boyutluluktan kurtulur, hem de insan olmanın gereklerini göstermiş olur. Öte yandan çok boyutluluk, “Tevhid’in yansıması kesrettedir.” yargısının insan üzerindeki en önemli yansımasıdır. İnsanoğlu bütünlüklü bir varlık, onun farklı boyutları da o bütünlüğü [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/eglence-kulturunun-islam-toplumunu-donusturmesi/">Eğlence Kültürünün İslam Toplumunu Dönüştürmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Yazar: Prof. Dr. Mustafa TEKİN</em></strong><br />
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi</p>
<p>İnsanoğlu çok boyutlu bir varlıktır. Gündelik hayatında birçok faliyet alanlarına değer. Böylece hem tek boyutluluktan kurtulur, hem de insan olmanın gereklerini göstermiş olur. Öte yandan çok boyutluluk, “Tevhid’in yansıması kesrettedir.” yargısının insan üzerindeki en önemli yansımasıdır. İnsanoğlu bütünlüklü bir varlık, onun farklı boyutları da o bütünlüğü besleyen ögelerdir.<img decoding="async" class=" wp-image-34422 aligncenter tie-appear" src="http://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_020400-1024x666.jpg" sizes="(max-width: 618px) 100vw, 618px" srcset="https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_020400-1024x666.jpg 1024w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_020400-300x195.jpg 300w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_020400-768x499.jpg 768w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_020400.jpg 1060w" alt="" width="383" height="249" /></p>
<p>Eğlence de insanın bu boyutlarından birisidir. Varoluş, dünyada bulunuş, hesap vb. kavramlar eşliğinde insana ve hayata bakıldığında, sanki eğlence çok önemli değilmiş gibi görünmektedir. Öte yandan Kur’an-ı Kerim’in <em>“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir.”</em> (Ankebut, 29/64) şeklindeki yargısı da, bilinçlere eğlence konusunda bir negatifleme yapmaktadır. Bu negatifleme müslüman toplumlarda eğlencenin içeriklerini belirleme ve eğlenceyi bile belirli bir ağırlık içinde yapma bağlamında etkili olmuştur. Bununla birlikte eğlence, insanoğlunun bir ihtiyacı olarak hayattaki yerini hep korumuştur.<img decoding="async" class="size-large wp-image-34421 aligncenter tie-appear" src="http://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_020021-1024x329.jpg" sizes="(max-width: 618px) 100vw, 618px" srcset="https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_020021-1024x329.jpg 1024w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_020021-300x96.jpg 300w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_020021-768x247.jpg 768w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_020021.jpg 1080w" alt="" width="618" height="199" /></p>
<p>Eğlenceler insan hayatında farklı formlarda kendisini gösterir. Söz gelimi; çocuk oyunları birer eğlencedir. Akşamları büyüklerin oyunları, düğünler, AVM’lerde eğlence mekânlarındaki oyunlar, televizyon izleme, yarışmalar, festivaller, şenlikler, bilgisayar oyunları vb. eğlencenin bazı çeşitlerine örnektir. Eğlenceler, kendilerine yüklenen anlam ve bu bağlamda değişen içerik ve formlarıyla ciddi bir araştırmanın konusudur. Konuyla ilgili kapsamlı analiz yapabilmek açısından kısa bir tarihsel arkaplan resmi çizmek anlamlı olacaktır.</p>
<p><strong>Eğlence: Tarihsel Arkaplan</strong></p>
<p>Doğrusu bütüncül anlamda tüm insanlığı kapsamına alacak tarihsel bir arkaplan verme imkânımız yok. Ancak dünya ile bağlantılarını kurarak bir Türkiye tarihsel arkaplanı vermek mümkündür. Her şeyden önce böyle bir tarihsel arkaplanda iki kırılma noktasının hemen altını çizmeliyiz. Birincisi, iletişim teknolojisinin devreye girmesiyle birlikte eğlencenin bir sektör haline gelmesi, endüstrileşmesi ve içerik değiştirmesidir. İkincisi de, eğlencenin müslüman toplumlarda ve özellikle Türkiye’de algılanış biçiminin değişmesidir.</p>
<p>İletişim araçları, özellikle televizyon ve internet yokken, eğlenceler temel mantaliteleriyle evrensel, ancak yapılış biçimleri itibarıyla yerel nitelikleriyle öne çıkmaktadır. Söz gelimi; geleneksel düzende akşamlar olabildiğince uzundur (bugün bunun kısalmasını yine kitle iletişim araçları sağlamaktadır) ve uzun akşamların temel aktiviteleri masal ve hikâye anlatmak ile bir takım oyunlardır. Birkaç ailenin toplandığı bir evde ya da köy odası gibi mekânlarda akşamleyin “anlatıcı”nın eşliğinde masal ve hikâyeler dinlenir. Kültürle son derece yakından bağlantıları olan bu masal ve hikâyelerin, insanların kognitif dünyalarını inşâ etmede son derece işlevsel olduklarını belirtmeliyiz. Söz gelimi; bizim tasavvur etmemizi sağlar, iyilerin nihayetinde bu masal ve hikâyelerde kazanması ve kötülerin kaybetmesi gündelik pratiklere de yansır. Üstelik bu eğlencelerin ikinci önemli işlevi de kişilerin sosyalleşmelerini sağlamasıdır. Belirli zamanlarda bir araya gelen bu insanlar, birbirinden haberdar olur, yardımlaşır ve sosyalleşirler. Bu tür eğlenceler Türkiye’de de son 30-40 yıla gelinceye kadar vardı.<img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-34420 tie-appear alignleft" src="http://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_015958-683x1024.jpg" sizes="(max-width: 618px) 100vw, 618px" srcset="https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_015958-683x1024.jpg 683w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_015958-200x300.jpg 200w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_015958-768x1152.jpg 768w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_015958.jpg 1080w" alt="" width="295" height="442" /></p>
<p>İletişim araçları ve teknolojileri ile eğlence, gerçekten bir mahiyet değişimine uğramıştır. 1968 yılında Türkiye’de ilk televizyon kanalının açılmasının ardından, insanlarda yeni kültürün nüveleri bir müddet eskisiyle birlikte devam etmiş; daha sonra  giderek eğlence bireyselleş(tir)en, endüstrileşen bir sektöre dönüşmüştür. 1970, 80 ve hatta 90’ların ilk yarısında ev ziyaretleri ve eski eğlence biçimleri göreli olarak devam etmiştir. 1989’da ilk özel televizyon kanalının açılması, daha sonra bunu diğer kanalların takip etmesiyle başka bir evreye geçilmiştir. Söz gelimi; 1990’lardan itibaren özel kanallarda ağırlıklı magazin, aile gazinoları ve klipli müzik programları yayımlanmaya başlamıştır. Dolayısıyla 1980’lerin başında Dallas dizisini “ahlâksız” bulan toplum yargısı, bugün 2020’li yıllara evrilirken farklı bir düzlemde durmaktadır. Bu, belki değişimin boyutlarını göstermesi açısından önemlidir.</p>
<p>Özellikle 2000’li yıllardan itibaren internetin yaygınlaşması, kişiyi televizyon izleyicisi gibi sadece pasif bir figür olmaktan çıkarmış ve “katılımını” sağlamıştır. Böylece dönüşüm daha da yoğunlaşarak hızlanmıştır. Facebook’tan internet oyunlarına ve kumar sitelerine kadar geniş bir tayf içerisinde eğlence dünyasının salınım gösterdiğini görebiliriz. Hatta televizyon ve internet birlikte ele alındığında, onların “soft” niteliklerinin belirleyici bir karakterle her şeyi bir eğlenceye dönüştürdüğünü söylemek bile mümkündür.</p>
<p>Öte yandan iletişim teknolojilerinin gelişimine ek olarak eğlence ve toplumsal dönüşüm noktasında, Türkiye’de iç göç ve şehirleşme faktörüne de değinmek gerekmektedir. Türkiye bilhassa 1950’li yıllardan itibaren daha yoğun bir şekilde iç göç olgusuyla karşılaşmıştır. Bunun birinci sonucu; toplumsal kontrol ve kültürün belirleyici olduğu kırsal kesimden farklı olarak şehirler, hem eğlencede farklılaşmayı getirmiş, hem de sosyal kontroller zayıflamıştır. Ayrıca göçler sonucu önce şehrin periferisine yerleşen alt ve orta sınıfların yükselme talepleri “arzu”larıyla birleşince dönüşüm hızlanmıştır.</p>
<p>İkinci önemli kırılma noktası, eğlence anlayışındaki değişimlerdir. Bunu öncelikle gelenekle modernlik arasındaki gerilimde anlamlandırabiliriz. Nitekim 1980 sonrasında dışa daha açık modernleşme politikaları ile geleneğe yönelik eleştiriler arttı. Hatta birçok negatif toplumsal pratiğin dinden değil, gelenekten kaynaklandığı söylemi kuvvet kazanmaya başladı. Modern anlayışın yükseldiği böyle bir ortamda, eğlence biçimleri ilk önce ciddi bir direnç de göstermiştir. Nitekim o dönemde düğünler “mevlütlü” ve “çalgılı” şeklinde birbirinden farklılaşarak uygulama alanı bulmuştur. Tabii bu durum ilerleyen süreçte değişmiş; “ilahili” ve daha sonra “müzikli” düğünlere doğru evrilmiştir.</p>
<p>Bugün gelinen noktada, dünyada hâlâ etkisini göstermeye devam eden kültür endüstrisi, eğlenceyi de sektör haline getirmiş; eğlence de popüler kültürden etkilenmiş; böylece dünya ölçeğinde eğlenceler de birbirine benzemeye başlamıştır. Bunu daha çok küreselleşmenin önemli aparatları olan televizyon ve internet sağlamıştır. Bununla bağlantılı olarak AVM’lerdeki eğlence mekânlarının artması, insanların gündelik televizyon seyretme ve internette kalma süresinin arttığı oranda, eğlence endüstrisinde varolan tarzlara geçiş de giderek kolaylaşmıştır.</p>
<p>Bu tarihsel arkaplanın ardından, eğlence tarzlarının toplumu nasıl ve hangi noktalarda dönüştürdüğüne dair kısa analizler yapabiliriz. Ancak belki yazının sınırları açısından sadece birkaç faktörü ele almakla yetineceğiz.</p>
<p><strong>1- Bireyselleşme</strong>: Birey, kendisini herhangi bir değerler silsilesine bağlı hissetmeme, cemaatten kopuş (bunu sadece dînî cemaat olarak algılamayalım), yalnızlaşma ve kendi kendini belirleme gibi niteliklere sahiptir. Son 40-50 yılda meydana gelen değişmeleri bile göz önüne aldığımızda, toplumda kolektiflikten uzaklaşarak yalnızlaşma, “ben”in merkeze alınması gibi olgusal durumlardan hareketle bir bireyselleşmenin olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Hiç şüphesiz bireyselleşmeyi oluşturan yegâne faktörün “eğlence” olduğunu iddia edemeyiz. Ancak yeni eğlence biçimlerinin bireyselleşmiş bir hayata uygun olduğunu söyleyebiliriz. Söz gelimi; giderek eğlence kültürünün bir parçası haline gelen ve magazin, eğlence boyutu ağır basan televizyon, insanları toplumdan (kolektiviteden) özel hücrelere yani kendi kapalı dünyalarına doğru yalıtmaktadır. Hatta evlerde artık 2. ve 3. televizyonların oluşu, bireyselleşmenin bir başka açıdan göstergesidir. İnternet ise, bireyselleşmeyi doruk noktasına çıkarmıştır. Bu, bir boyutuyla evdeki kolektiviteyi zayıflatmakta, diğer boyutuyla yalnızlaşmayı getirmektedir. Diğer yandan, bu durumun bir bakıma gelenekle modernlik arasındaki gerilime işaret eden ebeveyn ile çocuklar arasındaki mesafeyi artırdığı da söylenebilir. Artık aile ziyaretleri yapılmamakta, insanlar evde yalnız başlarına televizyon izlemekte ve interneti tercih etmekte, hatta misafirlerin yanına çocuklar “hoş geldin” demek için bile çıkmamaktadırlar. Bu, geçmişteki eğlence biçimlerine göre sosyalleşmenin de zayıfladığının bir işaretidir.</p>
<p><strong>2- Sekülerleşme:</strong> Sekülerleşmenin farklı tanımları arasında belki burada öne çıkaracağımız niteliği; artık insanın yaptığı işte temel referansının dünya haline gelmesidir. Bu anlamda eğlence endüstrisinin oluşturduğu kültürün anahtar kavramları “para”, “dünya”, “kazanç”, “benlik” vb.dir.<img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-34419 tie-appear alignleft" src="http://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_015936-1024x611.jpg" sizes="(max-width: 618px) 100vw, 618px" srcset="https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_015936-1024x611.jpg 1024w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_015936-300x179.jpg 300w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_015936-768x458.jpg 768w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/IMG_20190123_015936.jpg 1058w" alt="" width="511" height="305" /></p>
<p>Yukarıda televizyon programlarının büyük oranda eğlence formatına dönüştüğünü belirtmiştik. Söz gelimi; “Yemekteyiz” ve “Ne Giymeli?” türünden programların para kazanmak için katılımcılar arasında oluşturduğu kıyasıya rekabet ve kariyer üzerinde durulmalıdır. Birçok yarışma programlarında rakibi etkisizleştirme ve hatta itibarsızlaştırmaya dayanan içerik ve format belirleyicidir. Neticede salt maddî kazancın öne çıkarıldığı ve kıyasıya rekabet gibi kapitalizmin kurallarının işletildiği bir eğlence türüyle de karşı karşıya bulunmaktayız. Kafelerde geçirilen serbest zamanlar da birer “geyik muhabbeti”ne dönerek, insanları vakit bilincinden ve verimlilikten uzaklaştırmaktadır.</p>
<p>Buradaki temel sorun; yarışmalardan düğünlere, sinemadan gündelik eğlencelere kadar, dünyevîliğin öne çıkarılması, ulvî hedef ve gayelerin ıskalanmasıdır. Böylece eğlence, bütüncül bir hayatın içine “değer” olarak eklemlenememektedir.</p>
<p><strong>3- Değersizleş(tir)me:</strong> Yukarıda geçmiş dönemdeki eğlencelerin, aynı zamanda kişinin zihin dünyasını da inşâ ettiğini belirtmiştik. Endüstrileşen ve böylece kapitalizmin belirleyiciliği altında işlemeye başlayan eğlence ise, bu değerler dünyası ve hiyerarşisini de alt üst etmektedir. Zaten geleneksel kültür ile modern kültür arasında bir gerilim ve bocalama yaşayan müslüman toplumlar, bu şekilde dönüşümlerini daha da hızlandırmaktadırlar. Eğlence ise bu içeriklerine hiç dikkat edilmeden alındığından, “zaten zararsız” gözüyle bakıldığından toplumları dönüştürme işlevi daha etkin olabilmektedir. “Zaten zararsız” mantığı, dönüşüm için de iyi başlangıç noktası ve zemindir denilebilir.</p>
<p>Bir eğlence aracı olarak sinema bu bağlamda tipik örneklerdendir. Öncelikle son 40-50 yıl içerisinde Hollywood yapımı filmlerin ekranlardaki görünürlüğü artmıştır. Üstelik toplumumuzdaki insanların beğenilerinde üst sırayı oluşturmaktadır. Bu, aynı zamanda üretilen yeni filmlerin de standardını belirler duruma gelmiştir. Bu filmler, Batı toplumlarına ait değerler ölçüsüne göre yapılmışlardır. Böylece Amerikan tarzı bir beğeni, hayat ve kültürün toplumda yaygınlaşması sonucunu doğurmaktadır. Bu kültür, bilhassa gençlerde topluma, dünyaya sorumlu bir varlık olarak ilgi duymayı azaltan hazcı ve nihilist tavırlar üretmektedir. Ayrıca aksiyon, hız ve şiddet gibi niteliklerin daha yoğun yer aldığı bu filmlerde istihlâk kültürü belirgindir. Diğer yandan filmlerde, “demon” zaferlerle donanabilmektedir. Böylece kişinin zihin dünyası bir başka biçimde inşâ olunmaktadır.<img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-27084 tie-appear alignleft" src="http://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/sanal-oyun-300x168.jpg" alt="" width="373" height="209" /></p>
<p>İnternet oyunları da yine “yok etme” ve “şiddet” üretimine çocukluktan itibaren insanları teşvik etmektedir. Televizyon eğlenceleri, şölenler, AVM eğlenceleri, insanın en önemli değerlerinden olan mahremiyet duygularını zayıflatabilmektedir. Ayrıca düğünlerin değişen içeriği de, bir sosyalleşmeyi sağlamak yerine “gösteriş”e doğru dönüşmektedir.</p>
<p><strong>4- Kültürden Kopuş:</strong> Toplumları birbirinden ayırt eden unsur kültürdür. Kültür sayesinde müslüman, Batı ve Asya toplumları kendi karakteristiklerini muhafaza ederler. Ancak küreselleşme bu kültürlerin birbirine benzeşmesini sağladığı oranda kültürel kopuşlar da hızlanmaktadır.</p>
<p>Gündelik hayatta eğlence programlarının da etkisiyle biraz vulgerleşme söz konusudur. Televizyonda eğlence ve yarışma programlarına baktığınız zaman, rahat davranmak adına, samimiyet adına estetik davranışların kaybedildiği, bir vulgerleşmenin yaygınlaştığı görülmektedir. Öte yandan internet oyunları, farklı eğlence programları ve gündelik hayattaki eğlence biçimlerinin diğer toplumlara ve özellikle Batı’ya benzediği oranda, insanların bakış açılarının, sorun halletme biçimlerinin de giderek farklılaştığı söylenebilir. Kanaatimizce, kültürden kopuş diğerlerine göre kapsayıcı bir niteliğe de sahip olduğundan, diğer olumsuzlukları da tetiklemektedir.<img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-15800 tie-appear aligncenter" src="http://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/K%C3%B6yGen%C3%A7li%C4%9Fi.jpg" sizes="(max-width: 543px) 100vw, 543px" srcset="https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/KöyGençliği.jpg 543w, https://www.kastamonur.com/wp-content/uploads/KöyGençliği-300x150.jpg 300w" alt="" width="405" height="202" /></p>
<p>Oldukça yoğun, kısa ve birkaç faktör üzerinden analiz etmeye çalıştığımız eğlence kültürü ve onun toplumda oluşturduğu dönüşümlere dair kurduğumuz cümlelerin her birinin daha da geniş açıklanması gerekmektedir. Bu dönüşümler bir boyutuyla batılılaşma serüveni, bir boyutuyla küreselleşme bir boyutuyla da toplumdaki insanların zihniyet dünyaları ve duruşlarıyla ilintilidir. Dolayısıyla bu konular üzerine yoğunlaşmak, bir farkındalık yaratma bağlamında anlamlı olacaktır. Fakat eğlence unsurlarının içeriğine dikkat edilmeden “zaten eğlence” mantığıyla alınması, bu farkındalığın yaratılmasını daha da geciktirecektir. Aslında eğlence en ciddi işlerden birisidir.</p>
<p><em>Kaynak: Din ve Hayat Dergisi </em></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/eglence-kulturunun-islam-toplumunu-donusturmesi/">Eğlence Kültürünün İslam Toplumunu Dönüştürmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/eglence-kulturunun-islam-toplumunu-donusturmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmtihanımız Amerikan Yaşam Tarzı İle..</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/imtihanimiz-amerikan-yasam-tarzi-ile/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/imtihanimiz-amerikan-yasam-tarzi-ile/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Sep 2017 10:21:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihanımız Amerikan Yaşam Tarzı İle..]]></category>
		<category><![CDATA[Eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kutlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=16773</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Gününü gün etmek, yarın endişesi taşımamak bu dünyadan ötesine inanmamak, bencillik ile vur patlasın-çal oynasın eğlenmek insanlığa takdim edilen birinci hedef oldu. Teknolojinin getirdiği konfor yanında âdemoğluna sağladığı “boş vakit” giderek fazlalaşıyor. İnsanlar boş vakitlerinde yiyip-içip-çiftleşip-def-i hacet edip bol bol eğleniyorlar. Bilim adamlarının kıyamete on kala dedikleri bir zamanda bu durum bana çok manidar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imtihanimiz-amerikan-yasam-tarzi-ile/">İmtihanımız Amerikan Yaşam Tarzı İle..</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div></div>
<div> <a href="http://ilimcephesi.com/imtihanimiz-amerikan-yasam-tarzi-ile/attachment/2884/" rel="attachment wp-att-16774"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/2884.jpg" alt="" width="474" height="225" /></a></div>
<div>
<p>Gününü gün etmek, yarın endişesi taşımamak bu dünyadan ötesine inanmamak, bencillik ile vur patlasın-çal oynasın eğlenmek insanlığa takdim edilen birinci hedef oldu.</p>
<p>Teknolojinin getirdiği konfor yanında âdemoğluna sağladığı “boş vakit” giderek fazlalaşıyor.</p>
<p>İnsanlar boş vakitlerinde yiyip-içip-çiftleşip-def-i hacet edip bol bol eğleniyorlar. Bilim adamlarının kıyamete on kala dedikleri bir zamanda bu durum bana çok manidar geliyor. Tarihe ve dinler tarihine bakarsanız ibretli sahneler görebilirsiniz.</p>
<p>Pek tabii olarak (sistem gereği) bu eğlencenin de bir bedeli var.</p>
<p>Bu bedel hakim gücün, hakim ideolojinin, zengin devletlerin, keçeyi sudan çıkarmış olanların ötekilerden; yani zayıflardan, güçsüzlerden kan pahasına söke söke alınmış bir bedeldir.</p>
<p>Eğlence artık dünyada hatırı sayılır bir endüstri olmuştur.</p>
<p>Bu endüstrinin uzmanlarından Michael J. Wolf The Entertainment Economy adlı eserinin giriş bölümünde şöyle diyor: “Otomobil değil, demir-çelik değil, finansal hizmetler değil, eğlence hızla yeni dünya ekonomisinin itici gücü haline gelmektedir. En gelişmiş eğlence endüstrisine sahip olan ABD’de eğlence harcamaları (yüzde 5,4), hane harcamaları içinde giyim (yüzde 5,2) ve sağlık (yüzde 5,2) harcamalarının önünde gelmektedir.”</p>
<p>Eğlence endüstrisi yaklaşık 480 milyar dolarlık bir endüstridir.</p>
<p>Bu durum sadece gelişmiş ülkeler ile ABD’ye has değil.</p>
<p>Hindistan’dan Brezilya’ya kadar birçok gelişmekte olan ülkede eğlence sektörünün yıllık büyüme oranı ülke büyüme oranını katlıyor. (Daha geniş bilgi için bk. Korkmaz İlkorur. Radikal 10 Ağustos 2004. vd.).</p>
<p>Amerikan tarzı “yaşam biçimi” bütün dünyayı istila etti</p>
<p>Sinema, müzik, tiyatro, spor vb. gibi etkinlikler sanatsal gösteriler olmaları yanında eğlence endüstrisinin unsurları haline gelmiştir. Edebiyat dahi bu zincirin kuyruğuna takılmıştır.</p>
<p>Zaten öyle değil midir demeyin.</p>
<p>Meselâ eğlence müziği ile irfanî müziğin birbiriyle eşdeğer tutulması mümkün değildir.</p>
<p>Görüntü, görsellik, göze hitap etme çağında yaşıyoruz. “Söz”ün değeri düştü. Söze itibar kalmadı. Söz’ün şahikası olan “şiir”in durumu ortada. Görsel medya bütün hayatı kuşatmış durumda. Yüzlerce kanalı olan televizyonların yanına VCD’ler, CD’ler, DVD’ler vb. eklenmiştir.</p>
<p>Sanayi medeniyetinin, kalabalık metropollerin, beton yığınlarının, trafiğin, stresin, bozuk psikolojinin cenderesinde sıkışan modern insan bir sıkıntı ve boşluk duygusu içinde bunalmakta, kendini alkole ve eğlenceye vurmaktadır. Durmak ve düşünmek neredeyse imkânsız hale gelmiş, akıntı herkesi sürüklemeye başlamış, Amerikan tarzı “yaşam biçimi” bütün dünyayı istila etmiştir.</p>
<p>Siz istediğiniz kadar teslim bayrağını çekmediğinizi, geleneği yaşayıp muhafaza ettiğinizi iddia edin; kılık-kıyafetiniz, yiyip-içmeniz, dinlediğimiz müzik, seyrettiğiniz film, okuduğumuz kitap, banyonuz, tuvaletiniz, mağazanız, dekorunuz, okulunuz, İngilizce merakınız burada sayamayacağımız kadar milyonlarca unsur bu “yaşam biçimi” tercihi ile hayatımıza sızmaktadır.</p>
<p>Sokaklar, binalar, levhalar, sloganlar, markalar, tatil programları, yaş günleri, telefon mesajları, saç biçimleri, konserler, kanapeler, koltuklar, terlikler, kemerler, saatler, tokalar, pastalar (turtalar) sizi değiştiriyor. Farkında olmaksızın başka bir hayatın kulvarında koşuyorsunuz.</p>
<p>Bizim imtihanımız bu “yaşam tarzı” ile</p>
<p>“Eğlenmek bizim de hakkımız” diye isyana kalkışmayın. Şöyle başınızı kaldırıp ülkenin ve tüm İslam âleminin haline bir göz atın.</p>
<p>O zaman eminim merhum Âkif’in mısralarını hatırlayacaksınız: “Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!”.</p>
<p>Bizim imtihanımız bu “yaşam tarzı” iledir. Unutmayın “yaşam tarzı”… Ardından “ne yapmalı” sorusu gelecek, biliyorum. Cevabı çok zor dostlar, çok zor.</p>
<p>“Neden zor olsun canım” diyenlere şimdilik verecek cevabım şudur:</p>
<p>Hani mağlup ordunun komutanı askerlere sormuş “niçin yenildiniz” diye. Askerler: Madde bir: “Barutumuz yoktu” demişler. Komutan “Gerisini anlatmayın, anlaşıldı” demiş.</p>
<p>Bunun gibi öncelikle bu meseleyi dert edinen donanımlı-ahlâklı beyinlere ihtiyaç var. Sonra kim bilir kaç yıl sürecek zihinsel çabaya.</p>
<p>Ancak buna mecburuz. Bin yıl bile sürse mecburuz, başka yolu yok.</p>
<p>Şu anda dünyada da “muhalifler”, “Başka bir dünya mümkün” sloganını atıyor, gösteriler yapıyor ama, sloganın içi boş. Bakalım kim dolduracak? Bakalım kim insanlığa yeni bir “yaşam tarzı” sunabilecek?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://www.yenisafak.com/yazarlar/mustafakutlu/eglence-2039611</p>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imtihanimiz-amerikan-yasam-tarzi-ile/">İmtihanımız Amerikan Yaşam Tarzı İle..</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/imtihanimiz-amerikan-yasam-tarzi-ile/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halimiz</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/halimiz/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/halimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2015 20:13:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kabaklı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[Halimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Noel]]></category>
		<category><![CDATA[Noel Ağacı]]></category>
		<category><![CDATA[Yılbaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6487</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ben gidip görmedim ama gazeteler yazdı ve okuyu­cularım mektupla bildirdiler: İstanbul Belediyesi, Taksim meydanına bir “Noel ağacı” dikmişti. Taksim Mey­danı ve o zamanki adiyle Pera (İstiklâl caddesi) müta­reke meydanında Türk’ün gözyaşları ile sulanmış ve bize düşman olan azınlıkların sevinç naralarıyle çınlanmıştı. O zaman İstanbul’u haraca kesen şımarık palikalyalar, işgal orduları komutanlarının ayakları altına Türk bayrakları [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/halimiz/">Halimiz</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-51.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6488" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-51.jpg" alt="Halimiz" width="411" height="225" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-51.jpg 303w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-51-300x164.jpg 300w" sizes="(max-width: 411px) 100vw, 411px" /></a></p>
<p>Ben gidip görmedim ama gazeteler yazdı ve okuyu­cularım mektupla bildirdiler: İstanbul Belediyesi, Taksim meydanına bir “Noel ağacı” dikmişti. Taksim Mey­danı ve o zamanki adiyle Pera (İstiklâl caddesi) müta­reke meydanında Türk’ün gözyaşları ile sulanmış ve bize düşman olan azınlıkların sevinç naralarıyle çınlanmıştı. O zaman İstanbul’u haraca kesen şımarık palikalyalar, işgal orduları komutanlarının ayakları altına Türk bayrakları sererek ve bizim gam bahçelerinden devşirilmiş çiçekler atarak Taksim Meydanı’nda karşı­lamışlardı. Yine Pera caddesinde dolaşmak cesaretini gösteren Türkler’i döğmüşlerdi.</p>
<p>Taksim Meydanı ve İstiklâl Caddesi’nin bizim için pek önemli bir manası vardır. O meydan, tüm kapitü­lâsyonlar ve sömürge arzularının şımarttığı azlıklar üstünde bizim zaferlerimizdir. Diyebiliriz ki Taksim’in kurtuluşu, İzmir’in kurtuluşu kadar mühimdir.</p>
<p>Taksim’e Noel ağacı diken zavallı çorak beyinler, Kurtuluş Savaşı’ nın manasını dahi unutmuş olarak “Pera”yı “İstiklâl Caddesi” yapan zihniyete karşı bir çeşit budalalık tepkisi içindedirler. Noel ağacı ile, Kur­tuluş âbidesine meydan okuyanlar, kulakları “ezan seslerinden” fazla “çan zangırtıları”na alışmış bir sem­tin bahtsız ve köksüz çocuklarına, bize ne kadar ya­bancı bir çehre verdiklerinin farkında bile değiller.</p>
<p>Nitekim kader, o ağacın tam meyve vereceği Noel gecesinde bize pek acı bir oyun oynadı. Kıbrıs’ta, gemi azıya alan Rum çakalları, o şuursuzluk ağacının mâne­vi köklerini (kadın, çoluk çocuk) 500 şehidimizin kan­lan ile suladılar. (1963)</p>
<p>Bu korkunç düşmanlık vakası, bilmem uyartır mı bizi? Bilmem, kendi mânevi bütünlüğümüzü bulama-dığımız takdirde, yalnız Kıbrıs’ı değil İstanbul’u ve bütün vatanı elden çıkarmak üzere olduğumuzun farkına varacak mıyız? Bu dökülen mazlûm kanları olsun, ak­lımızı başımıza, şerefimizi üstümüze getirir mi bil­mem?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>***</p>
<p>Yine o kanlı Noel (1963) ertesinde, İstanbul radyo­su “Çocuk saati”nde, Türk ve Müslüman çocuklarına ne anlatılmıştı biliyor musunuz?</p>
<p>Noel Baba mankeni nasıl yapılır ve Noel ağacı na­sıl donatılır?</p>
<p>Çocuklarımızı daha ufacıkken böyle yabancı geleneklere ve bizi yıkmak isteyen kavimlerin törelerine bağlıyan şuursuzluk, öyle görünüyor ki, içimize pas gi­bi, mikrop gibi yerleşmiştir. Değil yalnız Kıbrıs’ta hat­ta İstanbul&#8217;da bile Rumlar, Türkler’i kesmeğe kalksa­lar, radyo idarecilerinin beyni üstünde kilise çanı çalsalar yine de ruhumuz felaha ermeyecektir. Millet: “Hain papaz, kara sakallı Makarios” edebiyatı ile avunadursun&#8230; Sonunda her şey unutulacak, böylece, Kilise kokulu Avrupa’nın hiç de memnun olmadığı “Türk belâsı”, dünyadan silinip gider umudundalar.</p>
<p>***</p>
<p>Yılbaşı öncesinde bütün İstanbul pazarlarını dol­duran ayak satıcıları ile işportacılar bile, helezon şek­linde bükülmüş mumlar dikerek alış veriş yaptılar. Mağazaların çoğuna, yılbaşıyla ilişiği olmayan Noel mankenleri kondu. Zengin Türk evlerinin pencerele­rinden, üstü küçük kürelerle, mumlarla donatılmış çam dalları sarkıyordu. Gülhane, Yıldız, Emirgân Ko­rusu, Belgrat Ormanı gibi başlıca İstanbul parklarında genç çamların boynu vurulup, kamyonlarla pazarlara taşındı. Civar Bolu ormanlarından pek çok ağaç çalın­dı. Çok satan bir derginin kapağında, elini haç şeklin­de kavuşturmuş denizkızı resimleri görüldü.</p>
<p>Bütün bu manzara, bu kargaşa, bu hercümerç Kıb­rıs’taki Rum bayağılıklarına karşı bizim bir tepkimiz değil, çanak tutuşumuzdur.</p>
<p>Millî şuur taşımayan, kendi geleneklerine böylesine kıyan, düşman âdetlerine beyinsizce kapılıp giden bir millet, maddî veya manevî anlamda katledilmeye müsta­haktır. Fakat buna lâyık olan şuursuz okumuş ve zen­ginlerin cezasını mazlûm halkımız elbette çekmemeli!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ALLAH BETERİNDEN SAKLASIN</strong></p>
<p>Adet oldu Yılbaşında, yer yerinden oynuuyor. Her ye­ni yılın ilk sabahında okumuş ve zengin tabakanın horultuları tavanlara çarpıyor. Gecenin sefahat ve başıboş­luğundan vücutlarda kalıntılar, ruhlarda yıkıntılar. Do­yulmayan maddî zevklerin daha çok acıktıran dağdağa­sı&#8230; Manevî hazlar kabiliyetini bile yitirmeye başlayan bir aygırlar nesli&#8230; Madde yarışında çene vuruşturan bi­çare adamlar, garsonun tabağına bırakılan 200-300 lira bahşişlerle böbürleniş&#8230; öteden fukara akrabayı kapı­dan sokmamak için hizmetçiye edilen tembihler&#8230;</p>
<p>Herkes yiyor, içiyor, eğleniyor, sevişiyor. Ama yine de herkes neşesiz, kıskanç, sinirli, bezgin&#8230; Kıskanma bütün zevkleri yıkıyor, İç karalığı aydınlıkları yok edi­yor. Durup dururken birbirlerine düşman bayanlar baylar. Hep birşey bekleyenler, hep hiçbir şey bulama­yanlar. Töreyi, geleneği, nizamı tezyif ettiklerini sana­rak, kendilerini rezil ve hacil eyleyenler.</p>
<p>Batı’da hindi, din sebebiyle yenir Noel’de. Şarap din şurubu gibi içilir. İbadet için uyanık kalırlar ve ge­cenin büyük kısmı kilisede geçer. Hediyeler, Allah için verilir. Noel Baba dahi artık bir din unsurudur, Hristiyanlık eski putçu ve Romalı geleneklerle birleşip Batı’da bu yılbaşı terkibi meydana gelmiştir.</p>
<p>Biz dersen ne hikmettir bilinmez, hindiyi, Noel Ba­ha’yı, çam süslemeyi almışız, onun üstüne bol bol mas­raf, taklit, çılgınlık, sorumsuzluk salçası dökmüşüz. Hiçbir tarafını millîleştirmeden, halkla hiçbir bağlantı kurmadan ve hiçbir yerli rengimizi katmadan Yılba­şılar işliyoruz. Japonya’da da yılbaşı kutlanır, İsrail’de de; fakat her ikisi, eski törelerini parlak yıldızlar gibi yeni gecesinin üstüne serpmişlerdir. Medeniyet ve il­mi halk ve aydınıyla nasıl benimsemişlerse yeni un­surları da ek yeri bırakmaksızın yeni dünyalarına koy­muşlardır.</p>
<p>Bizim yılbaşı eğlencelerinin perişan dekorunda ben, 150 yıldan beri &#8216;Batılılaşalım’ dediğimiz halde Batı’nın hâlâ hangi perçeminden tutacağını bilemeyen yozlaşmış ve silik manzaramızı görüyorum. Işıklar, hindiler, Noeller, tebrikler, danslar, masraflar, kıyafet gösterileri, kürkler, parfümler&#8230; Evet ama bu ne Türk, ne İslâm, ne Hristiyan, ne de insandır.Onun için halkımız durmuş seyir bakmakta ve birtakım adamlar, oyalanıp durmaktadır. Garip bir işbölümü var sanki: Bayramlar ve Ramazanlar halkın, yılbaşılar ve bil­mem neler de onu öncü alması gereken zümrenin ma­lıdır. Halbuki millet olmak her eski ve yeniye, her zümre ve tabakanın benimseyerek sahip çıkmasıdır. Halkımızla okumuşlar arasındaki bu seyirci aktör ay­rılığı, görelim daha ne cehenneme kadar sürecek&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahmet Kabaklı,Kültür Emperyalizmi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/halimiz/">Halimiz</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/halimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
