<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Daeş | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/daes/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Oct 2017 21:38:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Daeş | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Daeş Sonrası Ortadoğu ve Yeni Dengeler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/daes-sonrasi-ortadogu-ve-yeni-dengeler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/daes-sonrasi-ortadogu-ve-yeni-dengeler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 21:21:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Barzani]]></category>
		<category><![CDATA[Daeş]]></category>
		<category><![CDATA[Daeş Sonrası Ortadoğu ve Yeni Dengeler]]></category>
		<category><![CDATA[Esed]]></category>
		<category><![CDATA[Haşdi Şa'bi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Büyükkara]]></category>
		<category><![CDATA[Necef]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Pyd-Ypg]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye’de Yeni Durum]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=17979</guid>

					<description><![CDATA[<p>DEAŞ, yaptıklarıyla Ortadoğu’yu tam anlamıyla parçaladı. Daha doğru bir deyişle, operasyonlarıyla bölgenin bölüşülmesinin alt yapısını hazırladı. Bölüşüm ise ABD, Rusya, İran adına onların bölgedeki vekilleri tarafından yapıldı. Prof. Dr. Mehmet Ali BÜYÜKKARA İstanbul Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Irak-Şam İslam Devleti (DEAŞ) lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin 2014 Ramazan’ında Musul’da hilafeti ilanının üzerinden tam üç yıl geçti. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/daes-sonrasi-ortadogu-ve-yeni-dengeler/">Daeş Sonrası Ortadoğu ve Yeni Dengeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong><a href="http://ilimcephesi.com/daes-sonrasi-ortadogu-ve-yeni-dengeler/daes-deas-isid-550x330/" rel="attachment wp-att-17981"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17981" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/daeş-deaş-işid-550x330.png" alt="" width="550" height="330" /></a></strong></h4>
<h4><strong>DEAŞ, yaptıklarıyla Ortadoğu’yu tam anlamıyla parçaladı. Daha doğru bir deyişle, operasyonlarıyla bölgenin bölüşülmesinin alt yapısını hazırladı. Bölüşüm ise ABD, Rusya, İran adına onların bölgedeki vekilleri tarafından yapıldı.</strong></h4>
<p><em><strong>Prof. Dr. Mehmet Ali BÜYÜKKARA</strong></em></p>
<p><em>İstanbul Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi</em></p>
<p>Irak-Şam İslam Devleti (DEAŞ) lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin 2014 Ramazan’ında Musul’da hilafeti ilanının üzerinden tam üç yıl geçti. Kısa zamanda en az bir Ürdün ülkesi kadar toprağa ve nüfusa hükmeder hale gelen DEAŞ’in bölgede kalıcı olup olmayacağı, Suudi Arabistan’ın kuruluşunda olduğu gibi tedricen ılımlılaşarak yarı- madanın kuzeyindeki parçalanmış alanda Sünnileri temsil eden bir devlet haline gelip gelmeyeceği yorumların konusu oldu. Tabi böyle bir şey gerçekleşmedi. Tam aksine DEAŞ, yaptıklarıyla Ortadoğu’yu tam anlamıyla parçaladı. Daha doğru bir deyişle, operasyonlarıyla bölgenin bölüşülmesinin alt yapısını hazırladı. Bölüşüm ise ABD, Rusya, İran adına onların bölgedeki vekilleri tarafından yapıldı. En çok zarar gören kesim Sünniler oldu. Bunun iyi bilinen hikayesi bu yazının konusu değil. Burada DEAŞ sonrası yeni durumu mümkün olduğunca özetle izah etmeyi amaçlıyoruz.</p>
<p><strong>Irak’taki Dengeler</strong></p>
<p>İlk önce Irak’ın doğusundaki Enbar eyaletinde etkisizleştirilen DEAŞ, akabinde aslında bu örgütü bir devlet yapısına dönüş- türen Musul şehrinden ve stratejik öneme sahip Telafer’den uzaklaştırıldı. Bu zaferi sağlayan güç, Irak ordusu ve onunla koordineli çalışan paramiliter Haşdi Şa’bi kuvvetleriydi. Orduya destek ABD’den, Haşd birliklerine ise İran’dan geldi. Peşmerge de yer yer operasyonlara dahil oldu. Sivil kayıpların olması kaçınılmazdı. ABD’nin destek hava bombardımanı asker-sivil ayrımı yapmayan bir yoğunlukta cereyan etti. Musul’un geri alındığı 10 Temmuz’dan itibaren iki ay içinde bu şehirde sadece enkaz altından 2100 ceset çıkarıldı. En az 500 kadar cesedin daha toprak altında olduğu bildiriliyor. Resmi rakamlarda savaş boyunca kaydedilen sivil kayıplar 430 kadar gösterilse de, gerçek sayı bunun çok fazla üzerinde. DEAŞ’le savaşta en çok endişe edilen husus, ahalisi Sünni olan bu şehirlerde Şii askeri birliklerce yapılacak katliam ve kötü muameleydi. İntikam duygusu ve mezhepçiliğim körüklediği bu türden olaylar basına yansıdı. Fakat mesela Telafer için Türkiye’nin başlattığı uluslararası baskı, görünen o ki mezalimi asgari seviyede tuttu. Sistematik bir kırım yapıldığına dair henüz elimizde yeterli malumat yok. Haşdi Şa’bi bir İran projesiydi. İran’ın adamı Maliki’nin başbakanlığı sona ermiş olsa da Haşd milisleri üzerinden İran’ın, Irak’ın geleceğine ipotek koyması Sünnisi ve Şiisiyle Irak siyasetinin önemli bir kesimi tarafından ciddi bir risk olarak görülüyor. DEAŞ sonrasında Haşdi Şa’bi’nin misyonunun ne olacağı, en az 100-150 bin kişilik milis gücüne sahip bu oluşuma Irak’ın yeni Hizbullah’ı olma misyonu mu verileceği önemli sorular olarak önümüzde. DEAŞ’le mücadele gayesiyle Haşd’in çıkış fetvası 2014’de Necef’in büyük ayetullahı Sistani tarafından verilmişti. Ancak Sistani ve Necef havzası, Kum havzasının velâyet-i fakih anlayışına baştan beri karşıydı ve bu durum İran’ın Irak üzerinde kurmak istediği tehakkümün önünde en büyük engeldi. DEAŞ karşısındaki zaferi tebrik için İran dini lideri Hameney’i de temsilen Irak’a gelen Ayetullah Şahrudi’nin bu ziyareti İran diplomasisi için bir ba- şarısızlık hikayesi oldu. İran yanlısı politikacılardan başka muhatap bulamadı.</p>
<p>Necef’e geldiğinde ne Sistani’den ne de havzanın diğer büyük alimlerinden randevu alabildi. Aslen Necefli ve çifte vatandaşlığı bulunan Şahrudi’nin ismi hem İran’da Hamaney’in hem de Irak’ta Sistani’nin halefi olarak geçiyor. Mukteda es-Sadr’ın bile onunla görüşmek istememesi, Necef’in Şahrudi’nin şahsında İran’a ve rakibi olan Kum havzasına bir tavrı olarak değerlendiriliyor. Mukteda es-Sadr’ın Suudi Arabistan’a ve arkasından Birleşik Arab Emirlikleri’ne yaptığı ziyaret de aynı bağlamda ele alınmayı hak ediyor. DEAŞ’in artık bulunmayaca- ğı bir konjonktürde İran’a daha az ihtiyacı olan Irak, Trump yönetiminden de ümit edilen destekle birlikte yeni dönemde kendi ayakları üzerinde durmanın yollarını arıyor. Bu süreçte önemli bir siyasi-dini figür olan Sadr’ın bu ziyaretleri, İran’dan bağımsız bir politika arayı- şına işaret ettiği gibi, tüm etnik ve mezhebi bileşenleriyle eskisi gibi büyük ve birleşik Irak ideali adına siyasette kendine daha geniş bir yer açmayı hedefliyor. Suudi Arabistan’ın ise, “destek vermekle” suçlandığı DEAŞ’in artık olmadığı bu yeni dönemde, bu suçlamanın sahiplerinden biri olan Irak’la ilişkilerini düzeltmek istemesi ve bu adımla İran karşısında “bir tık” da olsa avantaj elde etmesi anlaşılır bir politik hamle olarak gözüküyor. Uzun yıllardır kapalı olan sı- nır kapısının açılması, Necef’e konsolos gönderilmesi önemli gelişmeler sayılmalı. Suudi rejiminin Trump’la rahatlaması bu adımı atmasını kolaylaştırdı. Hatta İran’ın bölgesel izolasyonu adına muhtemelen teşvik bile gördü. Irak Şiası’nın ve siyasetinin Sadr’lar kadar önemli diğer bir grubu olan Hakim ailesinden Ammar el-Hakim’in İslam Yüksek Konseyi’nden aynı günlerde ayrılması ve kendi partisini kurduğunu açıklaması yine İran’dan bağımsız bir yeni Irak siyasetine özlemi ve talebi çağrıştırıyor. 1980’lerin başında İran himayesinde kurulan bu büyük Irak Şii partisinin, el-Hakim’in ayrılmasıyla çözülmeye doğru gideceği öngörü- lüyor. Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi tarafından 25 Eylül tarihinde yapılması beklenen bağımsızlık referandumu da konumuzu ilgilendiriyor. DEAŞ’le mücadelede bedel ödemek suretiyle ve bu süreçte Bağdat hükümetinin düşmüş olduğu acziyetten de yararlanarak hakimiyetini Kürtlerin yaşadıkları bölgelerin dışına taşımayı ba- şaran Barzani yönetimi, DEAŞ sonrasında Şii, Sünni ve Kürtlerin ayrı ve bağımsız şekilde “barış içinde” yaşayacakları üçe bölünmüş bir Irak tahayyül ediyor. “Yüzyılda bir gelen fırsatın kapıya dayandığı” kanaatindeki Barzani, Kerkük gibi tartışmalı yerlerin statüsünü de referanduma konu yapıyor. Kürtlerin diğer siyasi odakları bu adımın zamansız olduğu kanaatindeler. İran ve Türkiye en başından itibaren bu kararın milli güvenliklerine tehdit oluşturduğunu açıkladılar.</p>
<p>ABD ve Rusya ise kısık sesle de olsa bunun DEAŞ merkezli mevcut sorunları daha da karmaşık hale getireceğini belirttiler. İsrail ise tam tersine referandumu desteklediğini açıkladı. Siyonist yönetim hem Irak’ta hem de Suriye’de küçük devletçikler görmek istediğini hiç saklamadı. Kolay ittifak kuracağı Kürt siyasetini bağımsızlığa teşvik etmesi kimseyi şaşırtmadı. Bu yazı yazıldığında, referandumun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği daha belli değildi. Ancak yapılsa bile, bunun ciddi bir siyasi sonucu en azından kısa vadede olmayacak. Tarih yaklaştıkça Kürdistan yönetimi üzerinde baskılar yoğunlaşıyor ve referandumun ertelenme ihtimali artıyor. Bağdat yönetiminin özellikle söz konusu zengin petrol bölgelerinde bir oldu-bittiye razı olmayacağı çok açık. Başbakan Abadi askeri müdahalenin seçenekler arasında olduğunu ilan etti. DEAŞ’le hesaplaşmasını büyük ölçüde tamamlamış Irak’ın bu defa Kürtlere yönelmesi ve bir Arap-Kürt savaşının gerçekleşmesi uzak bir ihtimal görünmüyor. Böyle bir krizin arifesinde “dost” İran’dan “bağımsızlaşmanın” en azından bazı Iraklı siyasiler için konuşursak hayli erken ve aceleyle belirlenmiş bir strateji olduğu gözlerden kaçmıyor.</p>
<p><strong>Suriye’de Yeni Durum</strong></p>
<p>PYD-YPG’nin operasyonlarıyla doğu cenahında, Türkiye’nin Fırat Kalkanı harekatıyla batı cenahında Suriye-Türkiye sı- nırından güneye itilen DEAŞ, ABD-YPG koalisyonu karşısında başkenti Rakka’daki direnişinin son demlerini yaşıyor. Musul’da olduğu gibi, ABD’nin vurucu hava desteği sivil kayıpları en üst seviyelere taşıdı. Daha gü- neyde, Irak sınırına doğru uzanan Deyrizor koridorunda ise sanki bir yarış izleniyor. İran destekli rejim kuvvetleri batıdan, ABD destekli YPG-SDG kuvvetleri ise kuzeyden ilerleyerek DEAŞ’in Deyrizor kuşatmasını kırmaya ve şehre ulaş- maya çalışıyor. An itibarıyla rejim kuvvetleri bu yarışta daha önde gözükmekte. Amerika’nın vahşi batısındaki 19. yüzyıldaki petrol yarışını andırır şekilde, bu güçler Suriye’nin en zengin petrol yataklarını rakibinden önce DEAŞ’den alıp sahiplenmenin uğraşı içinde. Dünyanın büyük petrol şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin de bölgede olduğu bildiriliyor. ABD’nin, Suriye – Irak sınırını YPG ile kapatmak istemesi, aynı zamanda İran-Irak-Suriye-Lübnan koridorunu kesmeye matuf. Şimdilik durduruldular. Sonrasında ne olur göreceğiz.</p>
<p>Sadece Deyrizor çevresinde yaşanmakta olanlar bile, Suriye savaşının niçin bu kadar uzadığını ve niye gittikçe çetrefilleştiğini bize anlatır nitelikte. Suriye – Lübnan sınırında aktif DEAŞ unsurları ise Hizbullah güçleri tarafından Ağustos sonunda etkisiz hale getirildi. Böylece DEAŞ, beklenildiği gibi İsrail’e bir taş dahi atmadan bölgeden çıkarılmış oldu. İsrailli yetkililer DEAŞ’i Hizbullah’a tercih edeceklerini söylüyorlardı. Suriye’deki savaşında Hizbullah, çok kayıp vermesine rağmen eşsiz tecrübeler kazandı. Bunun Lübnan’da ve İsrail’e dönük karşılığının ileride ne olacağını zaman gösterecek. Hizbullah’la anlaşmaya varan 308 kadar DEAŞ’linin silahları ve aileleriyle birlikte otobüslere bindirilerek Irak sı- nırına gönderilmesi, bu hadisenin en ilginç parçasıydı. Irak devleti bu tahliyeye sert tepki gösterdi. Militanların nereye gittikleri belli değil. “Benim ba- şımdan gitsin de nereye giderse gitsin” stratejisi Irak’ta da uygulandı. Bu nedenle sağ kalan binlerce DEAŞ’linin ne yaptıkları ve nereye gittikleri hususunda askeri ve siyasi otoriteler şimdilik suskun. Bu konu sonraki bir mesele olarak değerlendiriliyor. Deyrizor’da ABD’nin bazı DEAŞ’lileri helikopterlerle tahliye ettikleri şeklindeki Rusların iddiası ise epey yankı buldu. Libya’daki bir DEAŞ şer’îsinin İsrail ajanı çıkmasının hemen ardından ortaya atılan bu iddia, eğer doğruysa, DEAŞ adı altında kimlerin ne oyunlar çevirdiğine güçlü referanslar taşıyor. Kuzeyde neyin olup bittiğinin izini sürmek için ise Kobani ilk çıkış noktası olmalı. Kobani’nin kapısına gelen DEAŞ’i bir şekilde şehre sokmayan PYD-YPG, o günden sonra dünya kamuoyu gözünde yeni Suriye’nin “vazgeçilmez” meşru aktörü haline getirildi. Sonrasında ise Rajova denen geniş bölgeyi fazla direnmeden YPG’ye bırakan bir DEAŞ’i seyrettik. Fırat’ın doğusundan batısına geçerek, en batıda elinde tuttuğu Afrin’e kadar uzanan bir Kürt koridoru peşine düşen YPG’nin yürüyüşü, Türkiye’nin Fırat Kalkanı operasyonuyla durdurulmuştu. Kuşak projesinin ABD patentli olduğu kimseye gizli kalmadı. YPG’yi Türkiye’ye karşı korumaya alan ABD, binlerce tırlık silah hibesiyle YPG şahsında sanki bir ordu yarattı. Askeri üsler kurarak bölgeye yerleşti. Daha sonra da bilindiği gibi YPG ile birlikte Rakka’ya yöneldi. Bu süreçte Türkiye, İran ve Rusya üçlü- sü Astana sürecini başlatarak ABD’ye karşı etkili bir inisiyatif kurmaya çalıştı. Bu inisiyatifin ateşkes konusunda başarılı olduğunu söylemek mümkün değil. Astana sonrası Suriye muhalefetinin en büyük kaybı, Hama-Humus kırsalı ile Halep şehrinin düşmesi oldu. Bu kayıpların ardından muhalif örgütler ana kuvvetlerini kuzeye, daha müstahkem olan İdlib’e çektiler. Astana’da karar verilen “çatışmazlık bölgeleri”nden en büyüğü olan İdlib, dört milyona yaklaşan nüfusuyla Suriye silahlı muhalefetinin elinde tuttuğu en geniş ve en kalabalık alan. Tabi bu süreçte silahlı örgütler arasındaki ihtilaflar, kanlı iç çatışmaları beraberinde getirdi. Türkiye ile beraber çalışmaya yatkın ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) ve İslamcı eğilimlere sahip Ahrârü’ş-Şâm dışında, kökleri el-Kaide’ye uzanan Tahrîrü’ş-Şâm en etkili çatı organizasyonlar. Tahrîr’in İdlib’te diğer yapıları sindirerek en etkili güç haline gelmesi, ABD ile Rusya’nın bunu tehdit addetmeleri ve müdahale sinyali vermeleri Türkiye’yi harekete geçirdi. ABD’nin bu bahaneyle İdlib’e girmesi ve sonrasında burayı YPG’ye bırakması, Kürt koridorunu ve büyük bir mülteci dalgasını yeniden doğuracağı için, bu ihtimale karşı Türkiye, İdlib meselesini 15 Eylül’deki son Astana toplantısının baş gündemi yaptı ve bu bölgenin emniyeti üzerinde diğer iki aktörle birlikte garantörlük hakkı elde etmeyi başardı. Türk Silahlı Kuvvetleri Reyhanlı’da her an müdahaleye hazır bekliyor. Bunun arkasından YPG’nin elindeki Afrin’e sınırlı bir müdahale de ihtimal dahilinde.</p>
<p><strong>Muhtemel Sonuçlar</strong></p>
<p>Bu minvalde savaşın sanki sonuna yaklaşıldığı söylenirken, DEAŞ sonrasında kazanan aktörün Esed rejimi olduğu açık- ça görülüyor. Silahlı muhalefeti kuzeyde İdlib’e ve birkaç küçük bölgeye sıkıştıran rejim, DEAŞ’le işi bittikten sonra YPG’nin elindeki toprakları geri almak için savaşacağını açıkladı. Bu, ABD-İsrail ve Batı’nın istedi- ği “parçalanmış çok devletli Suriye” tezinin eski kuvvetini kaybetmesi anlamına gelir. Artık Türkiye de Astana sürecinde, YPG faktörünün acil tehdit haline gelmesi dolayısıyla de facto Esed’le iş tutar hale geldi. Esed’li ve belki orta vadede “çeşitli formullerle” Esed’siz bir “birleşik Suriye”, daha olası bir geleceği ifade ediyor. Rusya, Esed’li bir yönetim konusunda İran kadar ısrarcı değil. Halihazırda özellikle Akdeniz’deki menfaatlerini garantilemiş durumda. Suriye’ye müdahalesi meyvesiz kalmadı. En azından meydanı ABD’ye bırakmadı. Bu savaşta ağır bir bedel ödeyen İran için ise aynı şeyi söylemek zor. Küçük bir Şii azınlığa sahip Suriye, kesinlikle bir Lübnan değil. Başında Esed de olsa, bu ülkeyi Irak kadar bile domine etmesi zor. Azla yetinmek zorunda. Türkiye ise Suriye’de yakın vadede arzu ettiği gibi bir yönetim göremeyecek. Eğer gerçekleşirse, Suriye’nin toprak bütünlüğü belki tek kârı olacak. PYD-YPG hesaba katıldığında, bunun “zarardan elde edilmiş bir kâr” olduğunu not etmek lazım. PYD-YPG’nin kaderi büyük ölçüde ABD’nin elinde. DEAŞ’in ardından yüzüstü bırakılması muhtemelen mukadder. Ancak “kimliksiz” Suriye Kürtlerinden “kimlikli” bir Suriye Kürt siyaseti ve silahlı hareketi ortaya çıktı. Bunun etkileri bölgede kalıcı olur ve bu kazanım tabii ki PKK’nın hanesine yazılır. YPG ve ABD şimdiye kadar birlikte kazandılar. DEAŞ sonrasında Suriye üzerindeki programını bu defa “cihatçıla- 15EKİM 2017 rı” bahane ederek sürdürmeyi deneyebilirler. ABD’nin Rusya ve rejimle kapışması, sahada değil muhtemelen masada ger- çekleşir. Devrimi başlatan ana aks üzerindeki Suriye Muhalefetine gelirsek, masada Türkiye, Rusya ve ABD himayesinde özgürlük, eşitlik ve demokrasi adına ne kadar bir dönüşümü garanti edebilecekler? Rejim de- ğişmedikçe, ödenen bedelin çok altında bir neticeyle karşılaşacaklarının sanırız farkındalar. Fakat bu altı yıllık çok yorucu badire sonrasında, ayakta kalsa bile Esed’in Suriye’ye bir hayır getirmeyeceğini tüm taraflar biliyor. Rejim bazı palyatif “gü- zelliklerle” donatılsa bile, güven vermekten çok uzakta olacak ve daima “alternatifler” üzerinde durulacak. “Cihatçılar” adı verilen ve önemli bir kısmını yabancı savaşçıların oluşturduğu el-Kaide ekseninde veya ona yakın ideolojideki yapılar aslında savaş tecrübeleri ve örgütlülükleriyle devrimin ilk yıllarında rejimin geriletilmesinde başat rol oynadılar. Fakat bu trendin, daima devrimin asıl sahibi olarak kendisini görmesi ve ideolojisini tek çözüm olarak diğer gruplara dayatmaya çalış- ması, Suriye silahlı muhalefeti için hiçbir zaman kabul edilir olmadı. Bilhassa iç ihtilaflarda yer yer “deaşvârî” yöntemleri uygulaması ciddi güven sorunu yarattı. Bu durum, altı yılın sonuna gelindiğinde onca güç ve ideolojik donanımlarına rağmen muhalefet içinde niçin kuşatıcı bir pozisyona gelemediklerini bizi açıklıyor. Bilakis bölücü bir faktör olarak işlev gördükleri anlaşılıyor. Çoğunluğu İdlib’te olan bu yapıların Astana sürecinde örgütsel yapılarını dağıtarak, kurulması tasarlanan ortak güvenlik gücüne ve sivil yönetime katılmaları en makul çözüm olarak değerlendiriliyor. Başta yabancılar olmak üzere bilhassa Tahrîrü’ş-Şâm bünyesindeki aşırı unsurların Suriye dışındaki başka alanlara el-Kaide bayrağı altında geçmeleri diğer bir seçenek olarak gözüküyor. Daha önce benzer intikaller dünyanın değişik yerlerinde yaşandı. Tekrarı mümkün görünüyor. Kalanlar ise belli bir süre direniş gösterebilir, Rusya, İran, ABD, YPG hatta Türk güçlerine zayiat verdirebilir. Ancak bu direnişin kalıcı olması çok zor, zira Suriye’nin, etnisite ve aşiret dinamiklerinden beslenmek suretiyle bu tür yapılara koruma sağlayan bir “Taliban’ı” bulunmuyor. İran, Rusya ve ABD’nin, söz konusu yapıların ve DEAŞ hücrelerinin tümüyle gözden kaybolmalarını istemeyecekleri, bu varlık bahanesiyle ülke ve rejim üzerinde vesayetlerini sürdürmeye çalışacakları da şimdiden öngörülebilir.</p>
<p>DEAŞ, meşruiyet kaynağı olarak dünyaya sunduğu “hilafet devleti”ni kaybetti. Bunun anlamı, merkezin kaybolması ve örgüte insan akışının durması demektir. Ancak “vilayetler” adını verdiği dünya üzerindeki çeşitli yerlerde mevcudiyetini sürdürüyor. Halkı müslüman ülkelerde kriz zamanlarında hortlayacak bir “joker” hareketi olma özelliği DEAŞ’in en görünür karakteri olacak. Örneğin bugün Libya’daki iç savaşta doğudaki Hafter hükümeti ile batıdaki Misrata hükümetinin tuttuğu yerlerin tam ortasındaki Sirte’de DEAŞ, her iki tarafın lazım olduğunda diğer tarafa saldırttığı bir oluşum hüviyetinde. Aynı zamanda bu yapı, üçüncü bir taraf olarak Kaddafici güçlere hem sığınak sağlıyor hem de gerektiğinde kullanabilecekleri bir silahlı unsur vazifesi görü- yor. DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de “çöllere çekilmesi” sürdürülebilir bir durum değil. Irak ve Suriye’den çıkmayı başaran DEAŞ unsurları içinde, daha çok Batı’dan ve eski Demir Perde’den katılanlar arasında, pişmanlık duyup boşa çıkan önemli bir kesim mevcut. Bu kısmı ve tutuklanıp deport edilenleri hariç tutarsak, ya yakın DEAŞ yapılarına eklemlenmeleri ya da “bir nebze ılımlılaşıp” eski yuvaları el-Kaide’ye dönmeleri beklenebilir. Şunu da not etmek gerekir ki, el-Kaide’nin (ve tabii ki Taliban’ın) “etkisizleştiği”, “uzlaştığı” veya “iç ihtilaflara sü- rüklendiği” çatışma alanlarında daima yeni DEAŞ’lerin çıkma ihtimali bulunacaktır. Öte yandan en son Barselona’da görüldüğü gibi, kendini ifade etme ve ağır bir protesto biçimi olarak gerçekleştirilen sansasyonel “yalnız kurt” eylemlerini, dünyanın neresinde olursa olsun, DEAŞ kendi hanesine yazmaya devam edecektir. Örgütün kritik zorluğu, yeni bir merkez ve liderlik tesis edip edemeyeceğidir. Bunu başaramaması, misyonunu tamamladığı anlamına gelir. Hem Irak hem de Suriye’de maddi ve manevi büyük bir yıkım yaşandı. Mezhepsel, dini ve etnik aidiyetler birbirlerinden keskin biçimde ayrıldı.</p>
<p>DEAŞ sonrası sınırlar ve siyasi ve dengeler nasıl şekillenirse şekillensin, her halükarda on yıllar sürecek zorlu bir rehabilitasyon kaçınılmaz olacaktır. Medeniyetlerin beşiği olan bu bölgede toplumsal bir mutabakatın yokluğu, çok geniş bir coğrafyayı etkileyip rahatsız edecek ciddiyette bir sorundur.</p>
<p>sehir.academia.edu</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="I47xGTPoM7"><p><a href="https://www.kastamonur.com/deas-sonrasi-ortadogu-ve-yeni-dengeler/">DEAŞ Sonrası Ortadoğu ve Yeni Dengeler</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;DEAŞ Sonrası Ortadoğu ve Yeni Dengeler&#8221; &#8212; KASTAMONUR.COM" src="https://www.kastamonur.com/deas-sonrasi-ortadogu-ve-yeni-dengeler/embed/#?secret=I47xGTPoM7" data-secret="I47xGTPoM7" width="525" height="296" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/daes-sonrasi-ortadogu-ve-yeni-dengeler/">Daeş Sonrası Ortadoğu ve Yeni Dengeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/daes-sonrasi-ortadogu-ve-yeni-dengeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selefilik ve Batı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/radikal-entegrist-selefilik-neden-batida-yukseliyor/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/radikal-entegrist-selefilik-neden-batida-yukseliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2017 10:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Özcan Hıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa’da mühtedîler ve selefilik]]></category>
		<category><![CDATA[Batı radikal-entegrist selefiliği destekliyor mu?]]></category>
		<category><![CDATA[Daeş]]></category>
		<category><![CDATA[El-Kaide]]></category>
		<category><![CDATA[Fetö]]></category>
		<category><![CDATA[hibrid-melez]]></category>
		<category><![CDATA[radikal-entegrist selefilik]]></category>
		<category><![CDATA[radikal-selefilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tekfirci Zihniyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13903</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Radikal-entegrist’ selefîlik neden Batı’da yükseliyor?  Prof. Dr. Özcan Hıdır Radikal-entegrist selefiliğin, görünürde alınan bütün karşı güvenlik tedbirlerine rağmen, paradoksal bir şekilde Batı’da da yükselişini sürdürdüğü söylenebilir. 11 Eylül sonrasında ‘selefilik’ özellikle de ‘radikal-entegrist selefilik’ dünyanın hemen her yerinde yükseliş trendine girdi. Türkiye’de son aylarda pek çok insanımızın hayatını kaybetmesine yol açan terör eylemlerinin faili, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/radikal-entegrist-selefilik-neden-batida-yukseliyor/">Selefilik ve Batı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p class="post-meta"><a href="http://ilimcephesi.com/radikal-entegrist-selefilik-neden-batida-yukseliyor/attachment/476518/" rel="attachment wp-att-13992"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-13992" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/476518.jpg" alt="" width="469" height="196" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/476518.jpg 960w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/476518-600x250.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/476518-300x125.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/476518-768x320.jpg 768w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" /></a></p>
<div class="clear">Radikal-entegrist’ selefîlik neden Batı’da yükseliyor?</div>
<div class="clear"></div>
<div class="clear"> Prof. Dr. Özcan Hıdır</div>
<div class="clear"></div>
<div class="clear">Radikal-entegrist selefiliğin, görünürde alınan bütün karşı güvenlik tedbirlerine rağmen, paradoksal bir şekilde Batı’da da yükselişini sürdürdüğü söylenebilir.</div>
<div class="entry">
<p>11 Eylül sonrasında ‘selefilik’ özellikle de ‘radikal-entegrist selefilik’ dünyanın hemen her yerinde yükseliş trendine girdi. Türkiye’de son aylarda pek çok insanımızın hayatını kaybetmesine yol açan terör eylemlerinin faili, radikal-entegrist selefiliğin uzantısı DAEŞ ve dayandığı teoloji-ideoloji alabildiğine tartışıldı, tartışılıyor.</p>
<p>Radikal-entegrist selefiliğin, görünürde alınan bütün karşı güvenlik tedbirlerine rağmen, paradoksal bir şekilde Batı’da da yükselişini sürdürdüğü söylenebilir. Bu yükselişin arkasında dini, siyasi, ekonomik, stratejik, sosyo-kültürel, psikolojik ve coğrafi pek çok neden olsa da, bunların en önemlisi radikal selefiliğin ideolojik-dini yapısı, söylemleri ve zihin kodlarıyla alakalı olanıdır.</p>
<p>Hal böyle olunca bugün Türkiye’de ve dünyada, radikal-entegrsit selefiliği, zihin dünyasını ve kodlarını ihmal ederek daha ziyade güvenlik boyutu ile ele almanın, resmin bütününü ve belki de merkezi noktasını görememek anlamına geldiği ortaya çıkıyor. Hâlbuki güvenlik boyutu asla ihmal edilmeksizin, radikal-entegrist selefiliğin bizzat özünü, aklı ve geleneği dışlayıp lafzi-literal-zahiri bir tarzda doğrudan Kur’an ve sünnete başvurma tavrını, tekfirci/ötekini dışlayıcı yönünü, dini, siyasi ve sosyo-kültürel dinamiği ve arka planını, dolayısıyla ‘yapı-bozucu’ ve ‘müslümanların tavırlarına sirayet edici’ karakterini anlamak ve ona yönelik uzun vadeli tedbirleri devreye sokmak, ana akım Müslümanlar için çok daha önemli hale gelmiştir. Tabir yerinde ise, radikal selefilik konusunda, sineklerle mücadele yerine bataklığın kurutulmasına yönelik çalışmalar esas olmalıdır. Böyle yapılamadığı sürece bu ideolojiye dayanan El-Kaideler gider DEAŞ’lar gelir, DEAŞ’lar gider radikal-entegrist selefiliğin Şiî versiyonu olan Haşdi Şabi’ler gelir. Hatta DEAŞ sonrası tedavüle sürülecek örgüt bile hazırlanmıştır şimdiden. Fakat arkasındaki zihin kodları, dinamikler, motivasyonlar ve dış yönlendirmeler hep aynı kalır.</p>
<p>Radikal eğilimlerin yaslandığı zihniyet ve bu türden akımların teorik zeminlerine dair yapılacak araştırmalara paralel olarak, radikal selefiliğin Batı’da hangi koşullarda ve ne şekilde gelişip güçlendiğinin incelenmesi de önem taşıyor. Nitekim bu doğrultuda yapılacak araştırmalar, kısmen Türkiye de dahil olmak üzere, radikal-selefi tavırların şu veya bu şekilde genç nesiller arasında uç vermeye başladığı ülkelerin, bu gruplarla mücadelede kuşatıcı bir perspektif geliştirmesi açısından aydınlatıcı olacaktır. Bu bağlamda, başlangıç olarak Avrupa’daki selefilerin örgütlenme tarzını etüt etmek faydalı olacaktır.</p>
<p><strong>İki örgütlenme modeli</strong></p>
<p>Batı’da selefilik veya daha özelde DEAŞ ve El-Kaide gibi radikal-entegrist selefiler hakkındaki çalışmalarda genelde iki tür örgütlenme modelinin ortaya konulduğu görülüyor. Birinci tür yaklaşıma göre selefi örgütlerin ‘tabandan tavana’ örgütlendikleri söylenir. Mesela Marc Sageman’a göre, bu gruplar hiyerarşik yapı ile tavandan tabana değil, daha bireysel anlayışlar olarak kendi başlarına radikalleşip bu örgütlere katılıyor. Buna karşılık Bruce Hoffman gibi bazı araştırmacılar ise El-Kaide ve DEAŞ gibi radikal-entegrist selefilerin daha hiyerarşik bir tarzda tavandan tabana uzanacak şekilde örgütlendiklerini savunuyor. Bunların her ikisi de muhtemel olsa da, radikal-entegrist selefilerde bireysellik ve bireysel söylem ve eylemler de önemli bir özellik. Aslında yerine göre her iki yöntemin de uygulandığı ve bir metoda bağlı kalınmadığı da söylenebilir.</p>
<p>Esasen bu iki tür örgütlenme modelinden biri, şu veya bu şekilde hemen bütün cemaat ve gruplarda da görülür. Bazı örgütlerde ise aslında her iki modelin aynı anda var olduğu söylenebilir. Mesela ‘neo-oryantalistik bir devşirme’ örgüt olarak FETÖ’nün örgütlenme modeli aslında böyledir. Zira arka planda katı hiyerarşik ve batıni-ezoterik bir yapı arzederken, görünürde ise aralarında sıkı bir koordinasyon olan farklı tüzel kişilikler olarak tezahür eder. Yine de FETÖ’nün her iki örgütlenme modelini batıni/ezoterik tarzda uyguladığı söylenmelidir.</p>
<p><strong>Türk kurumlarına yönelik kampanyalar</strong></p>
<p>Son dönemlerde, aslında hiyerarşik örgütlenmeleri güçlü olan Türklere ait kurum ve kuruluşlara yönelik kampanyaların da bu tespitle ilgisi vardır. Zira hiyerarşik ve iyi örgütlenmemiş etnik/dini grupları yönlendirmek çok daha kolaydır. Hollanda’da hiyerarşik cemaat yapıları nispeten zayıf olan Faslı gençlerin daha kolay yönlendirilmeleri ve güçlü kurumlara sahip Türklerin kolay yönlendirilememesi örneği burada zikredilebilir. Selefiliğe ve DEAŞ’a sempati duyup katılma konusunda da, nüfusları daha az olmasına rağmen, Faslıların Türklere göre çok daha önde olmasının (mesela bazı araştırmalar Hollanda’da yaklaşık yüzde 80/yüzde 20 oranını veriyor) önemli bir sebebi de burada yatmaktadır.</p>
<p>Son senelerde özellikle Almanya, Hollanda ve Avusturya gibi Türklerin yoğun olarak yaşadığı ülkelerde, Türklere ait kurum ve kuruluşlara yönelik, DEAŞ’a katılımların arttığına dair algı oluşturulmaya çalışılsa da, Arap kökenli müslümanlar ile mühtedilere nazaran Türkler arasında DEAŞ’a katılım oldukça düşüktür. Radikal-selefilerin daha ziyade Araplardan oluşmasının en önemli sebebi olarak Türkler arasındaki sıkı cemaat yapılanmasını, düzenli kurum/kuruluş ve camiilere sahip olmalarını, öteki ile uyum içinde yaşama tecrübesi olan Anadolu İslam anlayışının bağlıları olmaları gibi sebepleri gösterebiliriz.</p>
<p>Ne var ki son senelerde Türkler arasından da selefi eğilimli gruplara veya genel anlamda selefiliğe yönelimlerde artış olduğunu da söylenebilir. Avrupa’daki durum daha ziyade üçüncü ve dördüncü kuşak Türklerin hibrid-melez, global kimliklere sahip olmalarıyla da açıklanabilir. Fakat Araplarda radikal-selefiliğe kayma ve kimlik değişimleri çok daha hızlı oluyor. Varlık ve kimliklerinin yok sayılarak ötekileştirilmeleri burada önemli bir etken tabiatıyla. Burada aynı zamanda sosyal medyanın, bağlamsız ‘import’ fetvaların ve duygusal motivasyonların da etkisiyle ‘kendi kendine radikalleşme’ de gelişebiliyor. Şu halde hiyerarşik yapıdaki cemaat ve yapılar içinde, hibrid-melez ve bireysel bir kimlik ve kendi kendine radikalleşmenin öne çıktığı selefilik tavrı kolayca gelişemiyor, denebilir. Spekülatif yönler barındırsa da, Sageman’ın ‘Leaderless Cihad’ (Lidersiz Cihad) adlı kitabında da bu olgular üzerinde durulur.</p>
<p><strong>‘Melez/hibrid’ kimlikler ve radikal-selefilik</strong></p>
<p>Batı’da yaşayan özellikle üçüncü ve dördüncü kuşak Müslüman nesiller arasında, işaret edildiği üzere, ‘melez/hibrid’ kimliklerin geliştiği görülüyor. Diasporada azınlık halinde yaşayan toplumlar ile modernleşmenin etkilerinin yoğun görüldüğü toplumlarda bu tür kimliklerin geliştiği de bilinen bir olgu. Bu tür kimliklerde genelde bireyselleşme öne çıkıyor, mezhep/meşrep/cemaat ve kök ülke aidiyetleri azalıyor. Ayrıca gelecekle alakalı belirsizlikler de burada rol oynuyor. Bu olgu, son dönemlerde Avrupa ülkelerindeki yabancı ve İslâm karşıtı ve ırkçı tutumlar ile birlikte düşünüldüğünde, bu tür kimliğe sahip genç müslüman nesiller için yepyeni bir sosyoloji ve psikolojinin varlığına işaret ediyor. Etnik aidiyetlerinin yerini de ‘Türk-Alman’, ‘Fransız-Faslı/Cezayirli’, ‘İngiliz-Pakistanlı’, ‘Hollandalı-Faslı/Türk’ gibi melez/hibrid etnik ve kültürel kimlikler alıyor. Özellikle radikal selefilikte etnik ve kültürel aidiyetlerin ötesine geçen ‘transnational’ ve hibrid bir kimlik de öne çıkıyor. Bu ise aslında bir anlamda kimliksizliği tanımlıyor.</p>
<p>Bu durumda olan genç Müslüman nesillerde ve özellikle de Arap asıllı olanlarda, radikal-entegrist selefilik bir kaçış/çıkış olarak tezahür ediyor. Önceki mezhep/meşrep/cemaat aidiyetlerine karşı protest-fanatik ve dışlayıcı bir tavır gelişiyor. Bu durum, adeta ‘araf’ta olan hibrid kimliklere sahip bu genç kuşaklar için, bir anlamda cennete kaçış olarak tezahür ediyor. Siyah-beyaz, protest-tepkisel, dışlayıcı, doğru-yanlış, mutlak doğruyu temsil ettiğini düşünen, özcü-püritenist ve hatta (paradoks gibi dursa da) pozitivist yaklaşımlara sahip tekfirci radikal-selefilik de bu cenneti zaten peşinen vadediyor. Bu ise özünde pozitivist bir yaklaşımı salık verir. Bazı araştırmalarda, radikal selefilerin düşünme biçimi ile pozitivist temele dayanan bazı bilimlerin düşünme biçimi arasında karşılaştırmaların yapılıp yakın benzerliklerin bulunması da bundandır. Nitekim bu araştırmalara göre, Batı ülkelerinden DAEŞ’e katılanların önemli bir kısmının (yaklaşık yarısından fazlası) bu tür düşünme biçimine sahip selefilerden oluştuğu ifade edilir. Hatta hatırlanacağı üzere, sosyal medyada bir mektup yayımlayarak DAEŞ’e katıldığını duyuran ve onun söylem ve eylemlerini savunan ODTÜ öğrencisi bağlamında bu konu Türkiye’de de kısmen gündeme getirilmişti. Başarılı bir operasyonla geçtiğimiz günlerde yakalanan Reina saldırganının da bu tür bir eğitim arka planına sahip olduğuna dair bilgiler medyada yer aldı.</p>
<p><strong>Avrupa’da mühtedîler ve selefilik</strong></p>
<p>Suriye’de DEAŞ saflarında Batı ülkelerinden gelen önemli sayıda mühtedinin olduğu bilinen bir olgu. Avrupa ülkelerinde DAEŞ bağlamındaki en önemli tartışma konularından biri de bu. Yer yer farklı motivasyonlar rol oynasa da bu katılımlarda, ihtidaları sonrasında mühtedilerin kimliklerinin, daha ziyade selefiler arasında görülen radikal-extremist-protest söylem, eylem ve yorumlarla şekillenmesinin önemli rolü vardır. Zira Avrupa’daki bu yerli müslümanlar arasında ‘selefî-literal-zahirî-protest’, ‘tasavvufî-irfanî’ ve ‘rasyonel-revizyonist-liberal’ olmak üzere başlıca üç yorum tarzı öne çıksa da, en belirgin ve yaygın anlayış radikal-entegrist-protest selefi anlayıştır.</p>
<p>Kaldı ki her ihtida aslında buhranlı, depresyon içeren sancılı bir arayışın akabinde gerçekleşmekte ve yeni girdiği dinde mühtedi, genellikle radikal-protest, lafızcı-literal tavırlarla ve anlayışlarla yeni kimliğini inşa etmeye çalışmakta, bunu yaparken de tabii olarak uçlara savrulabilmekte ve dışlayıcı tavırlar sergilemektedir. Bilgiye değil de daha ziyade duyguya dayanan bu tür tutumlar, mühtedilerde yaşadıkları boşlukları dolduran bir işlev görebilmekte, böylelikle radikal-selefi düşünceyle tanışıp bütün cevapları bulduklarına inanmaktadırlar. Zira bu tür mühtedilerin önemli bir kısmı seküler ailelerden gelmekte ve İslamî bilgi açısından oldukça zayıf durumdadırlar. ABD ve AB ülkelerinden DEAŞ’a katılıp da örgüt adına açıklamalar yapan bazı militanların durumu aslında böyledir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, bunlar içerisinde ileri arayışlara girenler, İslâm’daki farklı okuma biçimleri ile tanışanlar, bu radikal-selefi tavırlardan uzaklaşabilmektedir. Yusuf İslam hakkında “üç Yusuf” evresinden bahsedilmesi bundandır ve “birinci Yusuf” döneminde Yusuf İslam’da da radikal-selefi söylem ve tavırların alabildiğine var olduğu bilenlerin malumudur.</p>
<p>Bütün bunların ise dış yönlendirme, müdahale ve istismarlara açık bir durum olduğu aşikardır. Nitekim bu grupların radikal eğilimlerinin el altından istismar edildiği ve yönlendirildiği, zaman zaman medyaya yansıyan itiraflar ve bilgiler arasındadır.</p>
<p><strong>Batı radikal-entegrist selefiliği destekliyor mu?</strong></p>
<p>18. yüzyıldaki ortaya çıkışında İngilizlerin etkisine dair tartışmalar bir yana, sözünü ettiğimiz özellikleri sebebiyle Batı’daki radikal-entegrist selefiliğin dış müdahalelere ve yönlendirmelere alabildiğine açık olduğunu söylemek için kâhin olmaya gerek yok. 11 Eylül sonrasında Batı’daki İslam karşıtı söylem ve eylemlerin alabildiğine ivme kazandığı süreçte bu çok daha mümkün olmuştur. Selefilik ile alakalı Batı’daki uzmanların, projelerin ve çalışmaların çokluğu da bunu söylememize imkân veriyor. Öyle ki radikal-entegrist selefilik Batı’da güncel dinî/mezhebî tartışmaların başat aktörlerinden biri haline ge(tiri)lmiştir. Bu tür proje, çalışma grubu ve ampirik-teorik araştırmaların Türkiye’de çok az oluşu ise bahsi diğerdir.</p>
<p>Buradan hareketle radikal-entegrist selefiliğin, Türkiye başta olmak üzere, İslam dünyasına yönelik operasyonlarda bir aktör olarak desteklendiğini ve kullanıldığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz verilere sahibiz. Zira selefilik, özünü gizleyen, dışta başka içte başka olması hasebiyle Müslümanlara yönelik tehlikesi daha büyük olan ve dolayısıyla nüfuz edilip çözülmesi çok daha zor ‘batınî-takiyyeci’ hareket/anlayış değil, zahirî temele dayanan bir harekettir. Bu tür zahiri hareketlere nüfuz edilip yönlendirilmesi de her zaman kolay olmuştur. Nitekim Avrupa’da genelde İslami yapılanma, özelde ise selefi yapılanmaların takibi için özel birimlerin oluşturulduğu da kamuoyuna yansıyan bilgiler arasındadır.</p>
<p>Dolayısıyla şayet istenirse, onların Avrupa ülkelerindeki faaliyetlerinin takibi, radikal söylem ve eylemlerinin önlenmesi de zor değildir. Hangi camide/ortamda kimin neler söylediği çoğunlukla bilinmekte ve aslında takip de edilmektedir. Medyada yer alan bazı radikal söylemlere sahip konuşmacıların ülkelere girişinin yer yer engellenmesi hariç, selefilerin radikal söylemlerle faaliyette bulunmalarına da genelde izin verilir. Ülke dışından (genelde İngiltere ve Amerika) aşırılıkçı görüşlere sahip selefi konuşmacıların davet edildiği iki, üç gün süren büyük toplantılara, bazı durumlar hariç çoğunlukla engel olunmaz. Hatta İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda sıkı bir denetime tabi görsel medyaya çoğunlukla bu tür radikal-selefiler konuşmacı olarak çıkarılır; Müslümanları temsilen onlar konuşturulur. Selefi grupların vakıf/dernek gibi kurmalarına, bu vakıf ve dernekler için büyük sermayelerle bina satın almalarına, bu binalarda radikal söylem ve eylemlerde bulunmalarına, neşriyat yapıp bunları serbestçe dağıtmalarına göz yumulur.</p>
<p>Avrupa ülkelerinin bu tavrı din/fikir özgürlüğü bağlamında tolere edilebilir gibi dursa da, burada genelde İslamın ve Müslümanların imajını bozma, İslam’ı bu tür radikal-entegrist söylemlere mahkûm etme, Avrupalı insanların gözünde Müslümanları radikal tipoloji ve söylemlerle eşleştirme ve nihayet müslümanları ve İslam dünyasını bu tür örgütlerle yeniden dizayn etme amacı sezilir. Bugün Batı’da müslümanlar söz konusu olduğunda akla ilk anda DEAŞ’ın geliyor olması, Batı’nın bu konuda kendince nisbi bir başarı yakalamış olduğuna işaret etmektedir. Nitekim kamuoyuna yansıyan bazı ifadelerde, özellikle Irak ve Suriye bağlamında, bütün bunların itiraf edildiğine şahitlik ediyoruz. Hatta 20 Ocak’ta ABD başkanlığını devralan Trump’ın da DEAŞ’ın kuruluşu ile alakalı olarak Obama yönetimine yönelik kamuoyuna yansıyan açıklamaları da bunu gösterir.</p>
<p>Buna karşılık Müslümanlara, İslam dünyasına ve bilhassa da İslam dünyasında medeniyet ufku hâlâ diri olan Türkiye’ye düşen ise, bütün bunları teşhis etmek, bu tür yapıların zihin kodlarını, insan devşirme usullerini iyi etüt etmek ve tedaviye yönelik olarak ise güvenlik tedbirlerinin ötesinde, dini, siyasi, ekonomik, psikolojik ve sosyo-kültürel adımları bir bütün olarak hayata geçirilebilmektir. Bütün bunların ise ‘dini diplomasi-kültür diplomasisi’ ve her şeyden önemlisi “gönül gücü ve diplomasisini” de önceleyen bir perspektif gerektirdiği izahtan varestedir.</p>
<p>[Prof. Dr. Özcan Hıdır, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi ve Rotterdam İslam Üniversitesi’nde öğretim üyesidir]</p>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/radikal-entegrist-selefilik-neden-batida-yukseliyor/">Selefilik ve Batı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/radikal-entegrist-selefilik-neden-batida-yukseliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DAEŞ üzerinden Ehl-i Sünnet’i eleştirmek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Jul 2016 21:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Daeş]]></category>
		<category><![CDATA[DAEŞ üzerinden Ehl-i Sünnet’i eleştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet İnkarcıları]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Demirel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11988</guid>

					<description><![CDATA[<p>  DAEŞ’in İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki hunharca katliamı ülkenin üzerine karabasan gibi çökmüş. İnsanlar neler olduğunu anlamaya çalışıyor. TV kanalları da birçok uzmanı canlı yayınlarda konuk ederek meseleyi aydınlatmaya çalışıyor. Uzman diye çağrılanların da çoğunun cevabı yok.. Ama birilerinin kesin cevabı var, olanları ve niçin olduğunu çok iyi biliyorlar. Onlara göre suçlu; Ehl-i Sünnet din anlayışı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/">DAEŞ üzerinden Ehl-i Sünnet’i eleştirmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="93bj7-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="93bj7-0-0"><a href="http://ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/hqdefault-13/" rel="attachment wp-att-11989"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-11989" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/hqdefault.jpg" alt="DAEŞ üzerinden Ehl-i Sünnet’i eleştirmek" width="395" height="296" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/hqdefault.jpg 480w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/hqdefault-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/07/hqdefault-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 395px) 100vw, 395px" /></a></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="94mbi-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="94mbi-0-0"><span data-offset-key="94mbi-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="1ouqr-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1ouqr-0-0"><span data-offset-key="1ouqr-0-0"><span data-text="true">DAEŞ’in İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki hunharca katliamı ülkenin üzerine karabasan gibi çökmüş. İnsanlar neler olduğunu anlamaya çalışıyor. TV kanalları da birçok uzmanı canlı yayınlarda konuk ederek meseleyi aydınlatmaya çalışıyor. Uzman diye çağrılanların da çoğunun cevabı yok..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="fa4ka-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="fa4ka-0-0"></div>
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="fa4ka-0-0"><span data-offset-key="fa4ka-0-0"><span data-text="true">Ama birilerinin kesin cevabı var, olanları ve niçin olduğunu çok iyi biliyorlar. Onlara göre suçlu; Ehl-i Sünnet din anlayışı ve bundan kurtulamamak. Tek çözüm; sadece onların anladığı Kur’an’a dönmek..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="2u3so-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="2u3so-0-0"><span data-offset-key="2u3so-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="aovio-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="aovio-0-0"><span data-offset-key="aovio-0-0"><span data-text="true">Havalimanındaki katliamı fırsat bilen kimi Sünnet karşıtı zevat, halkımızın da büyük çoğunluğunun takip ettiği Ehl-i Sünnet paradigmayı suçlu ilan etme gafletine düşüyor. Bunu en son Habertürk kanalında önünde profesör unvanı olan bir akademisyen yaptı..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="d3dlf-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="d3dlf-0-0"><span data-offset-key="d3dlf-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="6j37j-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="6j37j-0-0"><span data-offset-key="6j37j-0-0"><span data-text="true">Haddini bilmez bazıları da DAEŞ’in yaptığı öne sürülen kimi katliam resimlerini email adresimize işte bundan sorumlu Sünnet’tir diye gönderiyor. Vahşetten Allah Resûlü’nün (sas) hadislerini sorumlu tutuyor.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="cn5hd-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="cn5hd-0-0"><span data-offset-key="cn5hd-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="7d5jq-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="7d5jq-0-0"><span data-offset-key="7d5jq-0-0"><span data-text="true">İlmî tartışmanın da bir ahlâkı vardır. Oryantalistlerin büyük çoğunluğu bile bunlar kadar provakatif bir uslûp ve kirli bir dil kullanmıyor. Halkın terör karşısında yükselen öfkesini Sünnet’e ve üzerinde ittifak edilmiş merkezi kriterlere yöneltmeye çalışıyorlar. Hunharca işlenmiş bir katliamı Sünnet karşıtlığına dayanak kılmak, bu zeminde alan genişletmeye çalışmak en hafifiyle ayıptır, günahtır..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="1u9h8-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1u9h8-0-0"><span data-offset-key="1u9h8-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="dcocq-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="dcocq-0-0"><span data-offset-key="dcocq-0-0"><span data-text="true">DAEŞ’in asıl kurbanları Ehl-i Sünnet müntesipleridir. Katliam yaptığı coğrafyalara bakın bunu rahatlıkla görürsünüz. DAEŞ Irak ve Suriye’de İran’la karşı karşıya. Ama DAEŞ İran’da eylem yapmıyor. DAEŞ İsrail’de de eylem yapmıyor. Dünyanın farklı bölgelerinde bu iki devlet çıkarlarına karşı eylem yapabilecekken yapmıyor. Ama Ehl-i Sünnet halklara karşı en acımasız, gaddar ve gayri ahlâki saldırılarını yapıyor.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="j8no-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="j8no-0-0"><span data-offset-key="j8no-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="8nnl2-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="8nnl2-0-0"><span data-offset-key="8nnl2-0-0"><span data-text="true">Sünnet karşıtları da dönüp Ehl-i Sünnet müntesiplerine, suçlu sizin inanç kaynaklarınızdır diyebiliyor. DAEŞ’in bağlamından kopartılmış hadis ve fıkıh kaidelerini kullanmasını Ehl-i Sünnet paradigmaya yönelttikleri argümanlarına susturucu olarak takıyorlar.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="3l3kb-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="3l3kb-0-0"><span data-offset-key="3l3kb-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="3cnl6-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="3cnl6-0-0"><span data-offset-key="3cnl6-0-0"><span data-text="true">Aynı mantıkla hareket eden Batı’daki İslâm düşmanları da benzer ithamları Kur’an’a yönelik yapıyorlar. Bağlamından çıkartılmış Kur’an âyetlerini DAEŞ’i ortaya çıkartan temel dinî nasslar diye öne sürüyorlar!..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="2l5ip-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="2l5ip-0-0"><span data-offset-key="2l5ip-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="1nao-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1nao-0-0"><span data-offset-key="1nao-0-0"><span data-text="true">İslâm tarihinde, şiddetin teolojisini yazan Hariciler Sünnet’e pek itibar etmez ve Kur’an merkezli hareket ederlerdi. Haricilerin şiddet eylemlerinden Kur’an’ı sorumlu tutmak ne kadar doğruysa DAEŞ’in şiddeti kutsayan eylemlerinden de Sünnet’i sorumlu tutmak o kadar doğrudur!..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="210j3-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="210j3-0-0"><span data-offset-key="210j3-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="aala0-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="aala0-0-0"><span data-offset-key="aala0-0-0"><span data-text="true">Sünnet karşıtı olabilirsiniz. İslâm ilmî disiplinlerini de red edebilirsiniz. Anladık. Ama bari halkın büyük acı yaşadığı bir zamanda televizyonlarda insanların gözünün içine bakarak onların kutsallarına saldırmayın. Din düşmanlarıyla, vahiy karşıtlarıyla buluşmak çok mu hoşunuza gidiyor..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="59jn2-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="59jn2-0-0"><span data-offset-key="59jn2-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="4meda-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="4meda-0-0"><strong><span data-offset-key="4meda-0-0"><span data-text="true">Oysa coğrafyamızda ne oluyor? </span></span></strong></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="a1n82-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="a1n82-0-0"><span data-offset-key="a1n82-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="5qph1-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="5qph1-0-0"><span data-offset-key="5qph1-0-0"><span data-text="true">Yeni dünya düzeni bir türlü kurulamıyor. Bölgesel ve küresel aktörler yeni kurulacak düzende alan hâkimiyeti mücadelesi veriyor. Direkt savaşı göze alamayan güçler terörü bir kaldıraç olarak kullanıyor. Bunun için de coğrafyamızın tarihî realitesi olan mezhep ve etnik farklılıkları çatışmaya zorluyor.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="2d6ha-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="2d6ha-0-0"><span data-offset-key="2d6ha-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="547rv-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="547rv-0-0"><span data-offset-key="547rv-0-0"><span data-text="true">Daha özele gelirsek, ortada DAEŞ diye bir küresel proje var. Neresinde, ne kadar hangi bölgesel ve küresel istihbarat örgütleri var bilinmiyor. Müslüman gençliği tuzaklarına düşürüyorlar. Bu komplo özü itibarıyla dünya Müslümanlarının yüzde 90’nı teşkil eden Ehl-i Sünnet Müslümanlara karşı kurulmuş.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="5bpqd-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="5bpqd-0-0"><span data-offset-key="5bpqd-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="989sq-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="989sq-0-0"><span data-offset-key="989sq-0-0"><span data-text="true">Bu projenin siyasi, askeri, iktisadi boyutları var. En önemli sebebi de Müslümanların kendi değerlerine bağlı, tarihleriyle barışık, başarılı ve sürdürülebilir bir model oluşturmasını önlemek. İslâm’ın temel öğretilerine, Müslüman tarih tecrübesine aykırı yerli olmayan ama yerli görüntüsünde bir operasyon yapılıyor.</span></span></div>
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="989sq-0-0"></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="1281t-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1281t-0-0"><span data-offset-key="1281t-0-0"><span data-text="true">Sen bu operasyonları görmeyeceksin, olayın asıl mağduru olan Müslümanların kutsallarını diline pelesenk edip, sorumlu sizin kutsallarınızdır, derhal bu hurafelerden kurtulun diyeceksin. İnsan gerçeklikten kopunca vehimlerini doğru sanırmış..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="8evhr-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="8evhr-0-0"><span data-offset-key="8evhr-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="3p1i1" data-offset-key="d1fm4-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="d1fm4-0-0"><span data-offset-key="d1fm4-0-0"><span data-text="true">Serdar Demirel</span></span></div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/">DAEŞ üzerinden Ehl-i Sünnet’i eleştirmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/daes-uzerinden-ehl-i-sunneti-elestirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
