<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cüz-i İrade | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/cuz-i-irade/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Mar 2018 16:24:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Cüz-i İrade | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mükellefiyet Kudretle Ölçülüdür</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mukellefiyet-kudretle-olculudur/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mukellefiyet-kudretle-olculudur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Feb 2018 09:36:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elmalılı M.Hamdi Yazır]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan'ın Sorumluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Allah kuluna gücünün yettiğinden fazlasını yüklermi]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 286.Ayet Tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[Cüz-i İrade]]></category>
		<category><![CDATA[Iktisap]]></category>
		<category><![CDATA[Insanın Mükellefiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kesb]]></category>
		<category><![CDATA[Kudret]]></category>
		<category><![CDATA[Kulun Unutması ve Hatası]]></category>
		<category><![CDATA[Mükellefiyet Kudretle Ölçülüdür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20298</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;&#8230;Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir. Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme!&#8230;&#8221;(Bakara,286) Allah kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemez, yükleyemez değil, yüklemez. Allah&#8217;ın kendi kullarına yüklediği sorumluluk, kulların güç yetireceği kadardır ve hatta onun çok altındadır. Allah insanları zora koşmaz, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mukellefiyet-kudretle-olculudur/">Mükellefiyet Kudretle Ölçülüdür</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/insan.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-20299 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/insan-300x234.jpg" alt="" width="300" height="234" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/insan-300x234.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/insan.jpg 361w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><b><span lang="EN-US">&#8220;&#8230;Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir. Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme!&#8230;&#8221;(Bakara,286)</span></b></p>
<p><span lang="EN-US">Allah kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemez, yükleyemez değil, yüklemez. Allah&#8217;ın kendi kullarına yüklediği sorumluluk, kulların güç yetireceği kadardır ve hatta onun çok altındadır. Allah insanları zora koşmaz, güçlerini son sınırına kadar zorlamaz, sıkıntıya sokmaz, müşkülat ve meşakkat vermez. Mükellef olan kullar o görevleri güçleri rahat rahat yetecek şekilde yapabilirler. Nitekim &#8220;Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez&#8230;&#8221; (Bakara, 2/185) buyurmuştur. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Hak din kolaylıktır, onda zahmet yoktur. Böyle olması da güç yetmez bir sorumluluğu yüklemeye Allah&#8217;ın kudreti olmadığından değildir, sırf fazl u kereminden ve rahmetindendir. Bu suretle Allah&#8217;ın kullarına bahşettiği güç ve takat onlara emrettiği görevlerden daha fazladır. Bu sayede onlara görevlerini yaptıktan sonra dinlenecek, gezip dolaşacak, dünya ve maişet işlerinde çalışacak, hatta daha başka emredilmemiş olan hayır ve hizmet işleriyle ilgilenecek zaman ve imkan kalabilecektir. Nitekim kullar farzları yaptıktan sonra daha neler neler yapabilirler. Mesela günde beş vakit namazdan başka daha ne işler görebilirler. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Gerçi sorumluluk iradeye bir anlamda zahmet yüklemek demektir, her zahmet de bir enerji tüketimini gerektirir. Bu hikmetten dolayı her yükletilen sorumluluk ona güç yetirebilme şartına bağlıdır. Fakat o yükün bu gücü zorlamaması da şarttır. Yani her bir ferdin sorumluluğu gücüyle ve kapasitesiyle ölçülmek gerekir. Bundan dolayı kişilerin güç ve takatleri farklı olduğundan, gücü ve kapasitesi fazla olanların sorumluluk dereceleri de fazla olacaktır ki, adalet ve eşitlik de bunu gerektirir. Mesela, malı olmayan zekatla mükellef olmayacağı gibi, çeşitli zenginlerin zekatları da bir ölçü çerçevesinde değişik olur. Zenginlik derecesine göre kimi on, kimi yüz verir. Fakat hepsi de aynı nisbet dahilinde, mesela kırkta birdir. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Kudret hesaba katılmayarak, nüfus başına eşit olarak şu kadar verilecek demek, bu temele aykırı düşer. Yine bunun gibi, ümmete toptan yönelik olan farzı kifayenin fertlere ilişkisi de böyledir. Ayrıca bir şahsın uhdesine düşen sorumlulukların toplamı hesap edildiği zaman dahi onun gücünü aşmamalıdır. Bunun için bazı sorumluluklarda zahmetsiz ve külfetsiz kudret-i mümekkineden başka bir de kudret-i müyessire denilen, yani daha da kolaylık esasına dayanan bir kudret de şart olmuştur. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Velhasıl bu âyet, hikmet-i teşrî&#8217;in en büyük esasını özet olarak ifade etmiştir. Sorumluluk onu yüklenecek olanın kapasitesi ile orantılıdır. Herkesin kesbettiği (kazandığı) kendi lehine (çıkarına), iktisap ettiği de kendi aleyhine (zararına)dir. Kesp ve iktisap lügatte, Kur&#8217;ân&#8217;da bir ve aynı mânâya kullanıldığı gibi, farklı olarak da kullanılmıştır. Kamusta dahi gösterildiği üzere, evvela kesib, iktisab, tekasüb, rızık aramaktır; yani faydalanacak, hazz alacak bir şey istemek ve aramaktır ki, bulmak ve ele geçirmiş olmak şart değildir. İrade-i cüz&#8217;iyye, bir güç sarfetmek demektir. Türkçesi çalışmak, çaba harcamak demek olur. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Kesp ile iktisabın farkı olmayınca birinin lehe, öbürünün aleyhe olması ancak ilgi alanlarından kaynaklanabilir. Bu açıdan&#8221;makesebet&#8221; &#8220;ma&#8221;kelimesindeki ile &#8220;ma kesebet&#8221; kelimesindeki &#8220;ma&#8221;nın anlamları birbirinden ayrılarak birincisi Allah&#8217;ın teklif ettiği hayır, ikincisi Allah&#8217;ın nehyettiği şer ile tefsir edilmiştir. İkinci olarak kesb, isabet demektir; yani hedefini vurdurup, istediğini elde etmektir ki, Türkçe kazanmak anlamına gelir. </span></p>
<p><span lang="EN-US">İktisab ise gerek isabet etsin, gerek etmesin mutlak anlamda tasarruf ve gayret göstermek, yani çalışıp çabalamaktır. Bundan dolayı bir bakıma kesibden daha genel, bir bakıma da daha özel bir anlam taşır. İşte bundan dolayı bu iki kelime birbirinin yerine kullanılabilir. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Üçüncü olarak, kesib kazandırmak mânâsına gelir ki, o zaman iki mef&#8217;ûl alır:&#8221; &#8220;Filâna mal kazandırdım.&#8221; denilir. Şu halde iktisap bu mânâya karşılık olduğu zaman, dönüşümlü fiil olur ve kazanmak, yani başkasının kazandırmasıyla kazanmak demek olur.</span></p>
<p><span lang="EN-US"> Bu mânâya esas olmak üzere Rağıb İsfehanî şunu da beyan eder ki: &#8220;Kesib hem kendisi, hem başkası için kazanıp aldığına, iktisab ise sırf kendisi için istifade ettiğine denilir. Bundan dolayı her kesib iktisab değildir, fakat her iktisab kesibdir. Bunlar (-) gibidir&#8230;&#8221; Bunun için iktisab şehvet ile, kesb ise hikmet ile ilgili olur. İşte bu mânâların her biri bakımından &#8220;leha ma kesebet ve aleyha mektesebet&#8221;</span>değişik anlamlar ifade edebilir. Bu cümleden olmak üzere:</p>
<p><span lang="EN-US"><strong>1</strong>&#8211; Her nefsin istediği, yaptığı iyilik, kendi lehine, kendi iyiliğine, kendi yararınadır. Sonunda da sevabı ancak kendisinin olacaktır. Aksine yaptığı kötülük, yüklendiği vebal de yine kendi aleyhine, kendi zararınadır. Sonuçta o yaptığının azabı kendisine aittir. &#8220;Kim bir iyilik yaparsa kendi lehinedir, kim bir kötülük işlerse kendi aleyhinedir&#8221;. (Fussilet, 41/46) Yani herkesin yaptığı iyilik kendine, yaptığı kötülük yine kendinedir. Allah&#8217;ın emrettiği görevler de iki kısımdır: Birisi dışarda ve içimizde veya her ikisinde yapılmasını emrettiği şeylerdir. Bunlar hayır, hasenat ve iyi hizmetlerdir. </span></p>
<p><span lang="EN-US">İkincisi de yapılmamasını emrettiği, yani yasak kıldığı şeylerdir ki; bunlar da şer, kötülük cinsinden olan şeylerdir. Öncekileri yapmak faydalı, yapmayıp terk etmek zararlıdır. Sonrakileri yapmak zararlı, yapmayıp terketmek faydalıdır. Bunların yararları ve zararları da Allah&#8217;a değil, mükellef olan kullaradır. Bundan dolayı ilâhî teklifler kapasiteye göre olmak gibi bir kolaylık sağladıktan başka, her mükellefin sarfedeceği emeği zararına harcatmayıp tamamen onun yararına tahsis ettirmek gibi bir özel faydayı, bir ilâhî rahmet ve merhameti de içine almaktadır. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Bunun için Allah kullarına hiçbir görev yükletmese, hiçbir teklifte bulunmasa acaba daha büyük bir rahmet olmaz mıydı gibi bir vesvese hatıra gelmesin. İlâhî rahmet ve inayet, hırs ve şehvetin itmesiyle zarara sürüklenmekten nehyetmeye ve ebedî menfaat ve kazanç elde etmek için mükellef tutmamaya elverişli olmaz. O&#8217;nun rahmeti kullarını başıboşluğa terketmeye müsait olmaz. Zararlar ve faydalar karşılıklı olarak dengelidir. Zarar söz konusu olmasa idi, fayda da söz konusu olmazdı. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Allah&#8217;ın kulları mükellef kılması onlara zarar vermek için değildir, zararlardan korumak içindir, faydalı olana yönlendirmek içindir. Külfet nimete göredir. İşte bu hikmetten dolayıdır ki, Allah verdiği güç ve kudretin üstünde yük yükletmez. Yükletirse o zaman faydadan ziyade zarar, nimetten ziyade külfet yükletmiş olur. Bu ise mükellefiyet olmaktan çıkar ceza olur. Bunu da Allah&#8217;ın adaleti ve rahmeti, ancak görevi kabul etmemenin bir cezası olarak tayin buyurmuştur. Bundan dolayıdır ki,&#8221;aleyha mektesebet&#8221; buyurulmuştur. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Bu cihetle ilâhî emirle yükletilen görevlere tamamen&#8221;semi&#8217;na ve ata&#8217;na&#8221; </span><span lang="EN-US">&#8220;duyduk ve uyduk&#8221; demeyen ve Hakk&#8217;ın koyduğu kurallar çerçevesinde kesib yapmayanlar sonuçta böyle bir cezalandırmaya uğrarlar. Nitekim ahirette &#8220;Cehennemin kapılarından haydi girin bakalım!&#8221; (Zümer, 39/72) emri, böylelerine takatlarının üstünde yapılmış olan bir cezalandırma şeklidir. Hakkın koyduğu kanunlar ile amel etmeyen milletler veya kişiler bu şekilde nelere uğramışlardır. Bundan sonraki duaların öğretim tarzı da bu hikmetle ilgilidir.</span></p>
<p><span lang="EN-US">Allah Teâlâ kullarının daha işin başında böyle zararlara uğramalarına razı olmadığından onları mükellef tutmuş ve teklife uygun bir kapasite ile yaratmış ve adaleti sayesinde nimetle külfeti karşılıklı olarak dengede tutmuştur. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Madem ki bu böyledir, o halde insanlara da nimete göre külfete katlanmak ve hatta Allah&#8217;ın mükellef kıldığı görevlerden artan gücü ve takatı boş yere harcamıyarak, nafile ibadetlere hayır ve hasenat işlerine sarfedip nimet ve menfaati arttırmaya çalışmak yaraşır. Böylece &#8220;Yaptığı iyilik lehine, yaptığı kötülük de aleyhinedir.&#8221; formülü, hem emir ve teklifteki faydayı açıklamış ve onu kabullenip yapmaya sevketmiş, hem de farz olan görevlerden başka hayırlara ve nafilelere de teşviki kapsamı içine almış olur ki, buna &#8220;nedb&#8221; tabir olunur.</span></p>
<p><span lang="EN-US"><strong>2</strong>&#8211; &#8220;Her nefsin kazandığı, yani yolunca isteyip elde ettiği kendi yararına, aksine veya körü körüne çalışıp boğuştuğu da kendi zararınadır&#8221;. Bundan dolayı kapasiteye göre teklif, o faydayı elde etmeye ve bu zararı def&#8217;etmeye ilişkin hikmete dayanmaktadır. Zira teklif olmazsa insan atıl ve tembel olur. Teklif kapasiteye göre olmazsa o zaman da çabalar, boğuşur durur, bir şey elde edemez. Her ikisi de zararlı olur. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Bir de Allah kapasiteye göre sorumluluk vermemiş olsa, hayra ve nimete varmak için; ya yol göstermemiş, ya da yolun ne olduğunu belirlememiş olurdu. O zaman insanlar boş durmak istemedikleri takdirde, yanlış yollara sapmış veya boşu boşuna uğraşıp didişme durumunda kalmış olurlardı. Takattan fazla teklif yapsa ona takat yetişmez ve kazanç olmaz ve çabalar boşa giderdi. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Her iki halde de Allah kullarının hayrını istememiş, zararlarını istemiş olurdu ki, bu da Rahmân ve Rahîm olan Allah&#8217;ın merhametine aykırıdır. Bu mânâya göre, kesb ve iktisabın kapsamına giren konularda esasen &#8220;şer&#8221; hiçbir şekilde sözkonusu olmayabilir. Her iki &#8220;ma&#8221;da hayırdan ibaret olabilir ki, biri ele geçen, elde edilen hayır; öbürü de ele geçirilemiyen hayırdır. Yani yoluna ve usulüne uygun olarak hayır kazanmak bütünüyle faydadır. Şer öyle dursun hayır kazanacağım diye körükörüne çabalamak, boğuşup durmak bile zarardan başka bir şey değildir. Çünkü sonuç boşa çıkarsa emek heder olur gider ve ihtimaldir ki, daha büyük tehlikelere ve şerre kadar gidilir. Bilgisizlik bunun için zararlıdır. İşte kapasiteye göre olan ilâhî teklif hayrın yolunu göstermekle o menfaatı temin etmiş ve enerjiyi telef etmeyerek bu zarardan korumuştur.</span></p>
<p><span lang="EN-US"><strong>3</strong>&#8211; &#8220;Her nefsin hem kendisi, hem başkaları için kazanıp elde ettiği sırf kendi lehinedir. Asıl kazanç böyle kazançtır ki, hayır buna derler. Hayır her halükârda sahibinindir. Bunun aksine şehvet ve hırsına mahkûm olarak ve yenik düşerek &#8216;ben, ben&#8217; diye yalnızca kendisi için kazandığı da zararınadır.&#8221; Zira o tek başına yaşayamaz. Kazanmak için başkalarının varlığına muhtaçtır. Bundan dolayı Allah&#8217;ın teklifi, bu faydaları sağlamak ve o zararı önlemek içindir. Bunda bencillikle diğergamlığın güzel bir ayırımı vardır.</span></p>
<p><span lang="EN-US"><strong>4</strong>&#8211; &#8220;İnsanın kazandırdığı sırf kendi lehinedir . Ona hak ve menfaat sağlar. Fakat başkasının kazancıyla yaşaması, başkasının sırtından geçinmesi de aleyhinedir&#8221;. Görev borç sayılır, fakat borçlu açısından yenilgiyi ve ezikliği gerektirir. Veren el, alan elden hayırlıdır. Bundan dolayı teklifin kapasiteye göre olmasında mükellefi, el açmaya muhtaç olmaktan korumak ve onun haklarını savunmak anlamı vardır. Bunun için yüce Allah, hayır yollarına infakı, alışve-rişte sağlamcı ve gerçekçi olmayı teklif etmiş, dilenmekten, ribâdan ve saldırganlıktan nehyetmiştir.</span></p>
<p><span lang="EN-US">Çoğunlukla tefsir âlimleri, bu dört mânâdan birincisi üzerinde durmuşlar. Diğerlerinin her birini birer yönden ona eklemişlerdir. Bundan dolayı birincisi asıl tefsirdir. Zira ilâhî teklifin bütün inceliklerini içine almaktadır, ayrıca çok açıktır.</span></p>
<p><span lang="EN-US">Şimdi Cenab-ı Allah &#8220;işittik, emre uyduk, ey Rabbimiz ğufranını dileriz, dönüş yalnızca sanadır.&#8221; diyen müminlerin yakarışına ve sığınmasına karşılık olmak üzere işte bu cevabı verdi. Kolaylık ve yükü hafifletmeyle ilgili olan bu açıklamasıyla onların telaşlarını giderdi. Bu suretle Allah kelâmı yalnızca Resulü ile değil, yukarıdan beri yapılan açıklamalar çerçevesinde ona iman eden ümmeti ile de bir konuşma ve münacat şeklinde tecelli eyledi ki, bu üslup özellikle Fatiha sûresinde de böyle geçmişti. Bu, Kur&#8217;ân okuyan veya dinleyen müminlerin ara sıra kendilerini bizzat Cenab-ı Allah ile konuşma halinde bulmaları gibi büyük bir nimeti dile getirmeyi de içine alır. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Bu derece ihlasla ve itaat duygusuyla kendilerini Allah huzurunda hissedenler, yalnızca Allah&#8217;a muhatap olmak şerefine ermekle kalmıyacaklar; o yüce huzurda söz söyleyebilmek için kendilerine izin verileceğinden, bizzat Allah&#8217;dan dilek dileyebilmek şerefine de erecekler. </span></p>
<p><span lang="EN-US">İşte bu visal makamının kuvvet ve şerefini göstermek için Cenab-ı Allah, yeni baştan bir cevap demek olan bu kelâmını bir fasıla ile ayırmakla beraber, bir taraftan da yine onların sözleri ve onlardan hikaye olunuyormuş gibi bir üslupta ifade buyurmuştur. Çünkü mutlak anlamda &#8220;duyduk ve uyduk&#8221; diyen o müminler, aradıkları bu cevabı, bu kolaylığı ve bu rahmeti öncelikle ve hemen kabul edip ikrar eyleyecekler ve aynen tekrarlayacaklardır. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Esas içeriği de kendi düşüncelerine uygun olduğundan bu âyet dahi onların sözleri gibi olacaktır. Bu nükte ile bu âyet dahi onların dilinden hikaye ediliyormuş veya onların duaları arasındaki bir ara cümlecik olarak bulunuyormuş gibi bir tarz-ı müteşabih olarak sevk buyurulmuştur. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Bu üslup ile mükellefiyetin inceliğini açıklayan bu cevap kendilerine güçlerinin üstünde yük yükletilmeyeceğini ve aksine kapasiteye göre kolaylığın murad edilmiş olduğunu müjdelerken aynı zamanda güç yetirilemeyecek bir mükellefiyetin haddizatında mümkün olduğunu dolaylı olarak ifade etmiştir ve bununla beraber kesbin, yani çalışıp kazanmanın değerini ve nimetin külfete göre olduğunu anlatarak, mükellefiyetten arta kalan güçlerin, emredilmemiş ve farz kılınmamış olan hayırlı işlere harcanmasını teşvik ederek &#8220;Mümin kulum bana nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır.&#8221; kudsî hadisin içeriğini de anlatmış olduğundan&#8221;leha ma kesebet&#8221; özendirmesiyle&#8221;Aleyha ma ektesebet&#8221;</span>uyarısının etkisi altında tekrar ve yeniden bir itaat azmi ve günah korkusu ile, dua ve yakarmaya yol açmakla bu cevap cümlesi aynı üslupta ve bütün arzularına uygun olarak gayet önemli ve maksada elverişli dualarla sona erdirilmiş, şimdi de şöyle deyiniz diye emir verilmeksizin bu da önceki dualarının devamı ve sonu şeklinde öğretilmiştir. Bundan dolayı burada Nahiv ilmi (dil bilgisi) açısından üç vecih vardır.</p>
<p><span lang="EN-US">Birisi&#8221;Semi&#8217;nâ ve eta&#8217;nâ&#8221;d</span>an başlayarak sûrenin sonuna kadar tamamı&#8221;<span lang="EN-US">Gâlû&#8221;</span>nun &#8220;mekûlü&#8221; olmaktır.</p>
<p><span lang="EN-US">İkincisi yine böyle olup, ancak kısmı arada bir ara cümlecik (cümle-i mu&#8217;teriza) halinde bulunmaktır. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Üçüncüsü de bundan sonra yine bir &#8220;deyiniz&#8221; takdir edilmektir. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Yani, ey müminler şu halde duadan ayrılmayınız da şöyle deyiniz; Ey Rabbimiz! Unutursak veya hata edersek bizi sorumlu tutma. Yani, kapasitemiz ölçüsünde teklif ettiğin vazifeleri en iyi şekilde eda etmeye, hatta gücümüz yettikçe daha fazla hayırlar kazanarak ileri gitmeye, yeni baştan bir itaat ve iştiyak duygusuyla azmettik; fakat farz kıldığın vazifelerden birini beşeriyet icabı unutur veya iyi, meşru bir şey yapmak isterken yanlışlıkla haram kıldığın, yasakladığın şeylerden birine bilmeyerek düşer de hata edersek, bu da hayrı terketmek veya şer olan bir şeyi işlemek cinsinden bir iktisab olabilecektir,&#8221;ve aleyha mektesebet&#8221;</span>ise mutlak olduğundan bunlardan sorguya çekilmek ihtimal dahilindedir.</p>
<p><span lang="EN-US">İşte bundan dolayı ne unutma ve hatanın kendisinden, ne bizi unutma ve hataya sürükleyen sebeplerden, ne de bunlardan biri sebebiyle iktisab etme durumunda olduğumuz hayrın terkinden veya şer fiilinin işlenmesinden biz Muhammed ümmetine dünyada ve ahirette ceza verme, azab eyleme.</span></p>
<p><span lang="EN-US"><strong>Unutma ve hata iki türlüdür</strong>: Birisi sahibi mazur görülebilir cinstendir ki, bunda sahibi mazur görülebilir, diğerinde görülmez. Mesela bir kimse üzerinde bir pislik görse de bunu temizlemeyi geciktirse, sonra unutup namaz kılsa, mazur olmaz. O pisliği görür görmez temizlemediğinden dolayı kusurlu hareket etmiş olur, lakin görmezse mazurdur. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Yine bunun gibi, bir kimse bir ava tüfekle ateş etse de bir insan vursa, orada insan bulunabileceğini ve bulunduğu takdirde ona isabet edip etmiyeceğini hesaba katmamış ve bu hususta gerekli önlemlere riayet etmemiş ise mazur olmaz. Yine aynı şekilde insan dinî emirleri ve şer&#8217;î görevleri bellemeye çalışmaz ve belledikten sonra da unutmamak için tekrar tekrar mütalaa eylemez de unutursa, böyle bir unutmadan dolayı mazur olmaz. Bunun için yukarıda belgelendirme usulleri gösterilmiş ve borçların yazılması gerektiği üzerinde durulmuştur. </span></p>
<p><span lang="EN-US">İşte bundan dolayı bazı unutma ve hatalardan kaçınmak, insanoğlunun gücü dışında ise de bazılarında durum böyle değildir. Yine bundan dolayıdır ki, &#8220;gücünün yettiğinden başkası&#8230;&#8221; ifadesi genel anlamda bütün hata ve unutmalardan sorguya çekilmeyeceği anlamına gelmez. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Âyet sorguya çekilme ihtimalini bütünüyle ortadan kaldırmış değildir. Bunların elde olanlarının&#8221;ve aleyha mektesebet&#8221;</span>in kapsamı içinde bulunduğu da gözden uzak tutulmamalıdır. Demek ki, mesele müşkildir. Unutma ve hata ile yapılmış olan fenalıklar haddi zatında zararlı, gayri meşru ve insanın gücüne bağlıdır. Unutarak veya hata ile yutulmuş bir zehirin zararı yoktur denilemiyeceği gibi bunlar da böyledir. Kötülükler ve günahlar tıpkı zehir gibi zararlıdır.</p>
<p><span lang="EN-US">Hasılı hiç unutmamak ve hiç hata yapmamak insanın gücünün üstünde bir şey de olsa, bunlar sebep oldukları işin Allah katında, yani özünde sonucunu değiştirmez, hepsi de&#8221;ve aleyha mektesebet&#8221;</span>hükmüne dahil olurlar. Bunun için insanlar bunlardan mümkün olduğu kadar uzak durmak ve sakınmak ile de yükümlüdürler. Hata ile adam öldürmede olduğu gibi, hata konusunda bazı mükellefiyet hükümleri vardır. Unutmak ve hata etmek kul hakkındaki zararın tazminine engel olmaz. Bunlara işaretledir ki, &#8220;bizi mükellef kılma!&#8221; denilmemiş, &#8220;bizi sorumlu kılma!&#8221; denilmiştir.</p>
<p><span lang="EN-US">Bu şekilde gerek hatadan, gerek unutmadan, gerekse bunların ön şartlarından ve sebeplerinden, hatta gerekse sonuçlarından mükellefiyetsizlik değil, sorumlu tutulmamak niyaz edilmiş ve istenmiştir. Böyle bir öğretim iyilik ve adaleti de içine almıştır. Nitekim &#8220;Hata ve unutmadan doğan sorumluluk ümmetimden kaldırılmıştır.&#8221; hadis-i şerifi bununla ilgilidir. Evet hataya düşmemiz ve unutmamız da kötü bir şeydir, fakat lütfunla bunlardan dolayı bizi sorumlu tutma!</span></p>
<p>Elmalılı M.Hamdi Yazır &#8211; Hak Dini Kur&#8217;an Dili,cild.2,syf.273-280</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mukellefiyet-kudretle-olculudur/">Mükellefiyet Kudretle Ölçülüdür</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mukellefiyet-kudretle-olculudur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Takdir ve Cüz&#8217;i İrade Hakkında Soru va Cevablar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/takdir-ve-cuzi-irade-hakkinda-soru-va-cevablar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/takdir-ve-cuzi-irade-hakkinda-soru-va-cevablar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2015 13:07:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kader/Kaza]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Yaratması]]></category>
		<category><![CDATA[Cüz-i İrade]]></category>
		<category><![CDATA[Küll-i İrade]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kadere İman]]></category>
		<category><![CDATA[Takdir ve Cüz'i İrade Hakkında Soru va Cevablar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9423</guid>

					<description><![CDATA[<p> 1 -Cüz&#8217;i ihtiyârî’ye veya İradeye İnanmak imanın cüzlerinden midir? Cevab: Evet. Kulun, her hayrı şerden ayırt etmesi ve hayrı yapmakla mağruıiyet ve enaniyete sapmaması için, cüzi irade imanın cüzlerinden sayılmıştır. Binaenaleyh cüzi İradeye, mesuliyetten kurtulmak için inan­mak farz olmuştur. Kul İki şeye İnanmak mecburiyetindedir: Birincisi Allah Teâlâ&#8217;nın her şeyi yarattığına, İkincisi kulun cüzi iradesine.. İzahı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/takdir-ve-cuzi-irade-hakkinda-soru-va-cevablar/">Takdir ve Cüz’i İrade Hakkında Soru va Cevablar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/kader.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-9424" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/kader.jpg" alt="Takdir ve Cüz'i İrade Hakkında Soru va Cevablar" width="491" height="208" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/kader.jpg 590w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/kader-300x127.jpg 300w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" /></a></strong></p>
<p><strong> 1 -Cüz&#8217;i ihtiyârî’ye veya İradeye İnanmak imanın cüzlerinden midir?</strong></p>
<p><strong>Cevab:</strong> Evet. Kulun, her hayrı şerden ayırt etmesi ve hayrı yapmakla mağruıiyet ve enaniyete sapmaması için, cüzi irade imanın cüzlerinden sayılmıştır. Binaenaleyh cüzi İradeye, mesuliyetten kurtulmak için inan­mak farz olmuştur. Kul İki şeye İnanmak mecburiyetindedir: Birincisi Allah Teâlâ&#8217;nın her şeyi yarattığına, İkincisi kulun cüzi iradesine.. İzahı gelir.</p>
<p><strong>2-Mademki Allah Teâlâ her şeyi yaratır; şerri de yaratır demektir. O&#8217;nun şerri yaratması, şer değil mİ?</strong></p>
<p><strong>Cevab:</strong> Ekmel-ul-ulemâ&#8217;nın dediği gibi, halk-ı şer, şer değil; kisb-i şer, şerdir. Nazarımızda cüz&#8217;î bir şer, Allah Teâlâ&#8217;nın nazarında küllî bir hayrı kuşatabilir. Binaenaleyh Allah Teâlâ’nın şerri yaratması, şer değil­dir. Mesela hâkim&#8217;in hırsızın elini kesmesi şer değildir; şer, hırsızın hırsızlık etmesidir. Mademki Allah Teâlâ kulunu yaratmış, ne gibi şerleri işleyeceğini de bilmiştir. Bizce bu hikmet gizlidir.</p>
<p>Bir nakışçının çirkin nakşı işlemesi, çirkinlik değil; çirkinlik nakşın nefsindedir. Bir fotoğraf makinasının kişinin fotoğrafını çirkin çekmesi, makinanın çirkinliğini değil, fotoğrafı çekilenin çirkinliğini ortaya koyar. Kader-i İlâhî de böyle.</p>
<p><strong>3-Hiçbir suçu olmadan, belaya tutkun kimseler bulunuyor. Allahın bunları böyle sakat yaratmasında ne gibi hikmetler vardır? Sonra sakat doğan çocuğun suçu neymiş?</strong></p>
<p><strong>Cevab:</strong> Kainattan bir zerreyi ele alıp, her şeyi ona kıyas etmek doğ­ru değildir. Bir hâkim nazarımızda suçsuz bir kimseyi kâtil diye hapse­derse, her ne kadar açıkta kâtil değilse bile muhakkak gizli bir katlin suçundan dolayı hapsetmiştir. Dolayısiyle hâkimin hapsetmesi zulüm değildir. Böylece Allah Teâlâ&#8217;nın, kati işleyebilecek bir kimsenin elini koparması da zulüm değildir. Allah Teâlâ ilm-i ezelîsinde kulun nasıl yapacağını bilir. Bildiği gibi yaratır; bildiğim gibi değil.</p>
<p>Hem mesela bir hakîmin, nazarımızda ayağı sağlam olan bir kimsenin, kanser yahud kangren vardır demekle ayağını kesmesi çirkin değildir, zulüm de değil­dir; şefkatin ta kendisidir. Takdîr-i İlâhiye de böyle. Kaldı ki Allah Teâlâ’ nın, bir ferdi belaya tutkun olarak göstermesinde birçok hikmetleri vardır.</p>
<p>Mesela belaya tutkun olmayan kimsenin, nimetinin kadrini bitmesi&#8217; böyle bir ferdin göstermesiyle başkasının ibret alması; ve o başkanın rahim ve şefkat denizlerini akıtması; ve böylece Allah Teâlâ&#8217;nın Kendi merhametini kulunun aklına getirmesi, birer hikmetlerdir. Soru soranın kıyası fâsiddir; külü cüz&#8217;e kıyas etmektir.</p>
<p>Mesnevî-i Nahîfi&#8217;den bir beyt:</p>
<p>Havf eder nişi hacamattan püser,</p>
<p>Müşfik iken şâd olur mâder peder,</p>
<p>Nimcan alır Huda yüz can verir,</p>
<p>Yâda gelmez lütfeder İhsan verir.</p>
<p>Çocuk, şırıngadaki ilaçtan, ilaçta gizlenmiş şifâdan habersiz oldu­ğundan, iğneden feryad eder. Anası babası bundan haberdar oldukları için, şefkat ve merhametlerinden dolayı iğneyi zerkederler. Evet, Allah Teâlâ bazan kulundan yarım canı alır; yerine yüz can verir; hesaba sığmaz lütuf ve ihsanda bulunur, işte O&#8217;nun lütuf ve ihsanından bihaber kimseler, yukardaki soruyu sorarlar.</p>
<p>Hafızları görüyoruz. Zekalarını görüyoruz. Kendi kendimize deriz ki, hafızın gözü olsaydı, neleri bulacaktı.. Hafızın nazar günahından haberimiz yoktur.. O hafızayla Kur&#8217;an’ı ne kadar kolay ezberlediğinden haberimiz yoktur. El-Hâsıl hikmetini bilmek gerekir.</p>
<p><strong>4-Mademki cüz&#8217;i ihtiyârî bir emr-i i&#8217;tibârîdir ve insanın elinde meylden başka bir şey yoktur, Mu&#8217;ciz-ul-beyan olan Kur&#8217;an neden insanların cüz&#8217;î iradesini hedef ederek ona büyük ehemmiyet vermiştir?</strong></p>
<p><strong>Cevab:</strong> Ekmel-ul-ulemâ&#8217;nın dediği gibi, kibrit çöpünün ateşi yok de­nilebilecek kadar az olduğu halde, bir mahalle değil, bir şehrin yakılma­sına kâfi gelir. Cüz&#8217;î irade de, cüz kelimesiyle vasıflansa dahi haddiza­tında fayda ve zarar bakımından rolü çoktur. Demek tesiri vardır. Onun için insan dînen sorumlu tutulmuştur. Sonra insanın cüz&#8217;î iradesiyle sorumlu tutulmasında beşer ve İlâhî kanun müttefiktir. Kulun mağrûriyete kapılmaması için kendisine bir cüz’î irade verilmiştir. Allah Teâlâ Zülcelal Hazretleri, dünya ve ahirette faydayı celbetmeyi, zararı defet­meyi cüz&#8217;î iradeye bağlamış; Sünnetullah böyle câri olagelmiştir. Eğer kulun iradesi her yerde geçerli olsaydı, ne kimse hastalanır ve ne de kimse ölürdü. O zaman nizam bozulurdu.</p>
<p><strong>5 -Cüz&#8217;i ihtiyâriye&#8217;nin varlığına delil var mı?</strong></p>
<p><strong>Cevab:</strong> Evvela cüz&#8217;î iradenin manasını bilmeliyiz. Cüz&#8217;î irade, küllî iradeden yani tabiî kanunlardan insanlara yönelmiş olan sebeblere mutabakat ve muvafakat göstermek veya göstermemektir. Herkes kendi nefsinde mutlak bir şekilde bu cüz&#8217;î iradeyi hisseder. Bunu hissettiği gibi, cüz&#8217;î iradesinin geçersiz olduğu yerleri de hisseder. Bu vicdânî delil olduğu gibi, ayet ve hadislere baktığımızda birtakım fiiller, kullara nisbet edilmiştir. Bu nisbet dahi naklen de cüz&#8217;î iradenin varlığına delildir.</p>
<p><strong>6-Madem ki kader vardır,» Cenâb-ı Hakk benim kaderimde ne yazmış ise o olur; benim cüz&#8217;î irademin ne faydası vardır?</strong></p>
<p><strong>Cevab:</strong> Faydası veya zararı vardır ki ondan bahsedilir. Ekmel-ul -ulemâ&#8217;nın dediği gibi, kader Allah Teâlâ&#8217;nın ilminin bir çeşididir. İlim ise, olaylar nasıl olacaksa o oluşa öyle bağlanır. Yoksa olay meydana geldikten sonra ilmullah ona bağlanır demek değildir. Zira Hâlık&#8217;ın ilmi ezelîdir; geçmişi, şimdiki ve gelecek zamanları kuşatmıştır. Hâsılı ezel­den ebede bakan bir ayna misalidir. Zira Allah Teâlâ&#8217;nın ilmi zaman­sızdır. Zaman ortadan kaldırılınca, dava hallolur, ilmullah aynası yukar­dan aşağı bakar, geçmiş ve gelecek her ne varsa kemâliyle içine alır. Binaenaleyh cebir yoktur. Kader manen der ki; “Ey insan, sen neyi taleb edersen, ben onu sana müyesser ederim.”</p>
<p>Şu kadar ki bazı yerlerde llm-i İlâhî, cüz&#8217;î irademize bağlanmıştır. Şu halde cüz&#8217;i ihtlyâriyemiz, kaderin var ve hakim olmasını takviye eder, iptal etmez. Şayet cüz&#8217;î irademizi iptal ederse, o zaman mes&#8217;uliyetimizi kaldırır. Halbuki kadere iman asla ruha sıkıntı vermez, bilakis rahatlık verir, insan bir cihetle bütün kainata alâkadar olduğundan, eğer kadere iman etmezse mu­vakkat ve küçük serbestiyetten dolayı, büyük bir yükü ruhun omzuna yükleyebilir.</p>
<p>Kadere teslim olmak o kadar lezzetlidir ki “Her kim ki kade­re iman ederse, şübhesiz kederden emin olur” denilmiştir. Kalbinde kadere iman şubesini yıkan kimse intihar etmeye mahkumdur. Demek cüz&#8217;î irade insanı intihara götürür, işte akıl böyledir.. Kadere iman ise insanı intihardan kurtarır. En azından izzet zamanında, &#8220;kaderimdir&#8221; demekle; zillet zamanında &#8220;kaderimdir” demekle kul, rahata kavuşur; İzzetten dolayı mağrur olmaz; zilletten dolayı mağmum olmaz.</p>
<p><strong>7-Allah beni veyahud seni, biz gelmeden evvel, iyi ve said mi yaz­mış; yoksa şakî ve kötü mü yazmıştır?</strong></p>
<p><strong>Cevab:</strong> Müslim ve Tirmizî ve başkasının da tahric ettikleri İmran bin Hasin&#8217;den gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;e birisi sordu: Ya Rasûlallah, cennet ehli, cehennem ehlinden farklı olarak bilinmiş mi? Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:</p>
<p>“Evet” buyurunca, “Öyleyse ne için amel edenler çalışıyor?&#8221; denildi:</p>
<p>‘’Çalışın.Herkese,ne maksadla yaradıldıysa onun için imkan verilmiştir.” buyurdu.</p>
<p>Yani saadet için yaratılanlara, hayrı işlemek imkanı; şakilere de şekâvet işleme imkanı verilmiştir. Bu imkanla kimi cennete iştiyakla iştihâlanır; kimisi de cehennem için.. Ben veya sen, kolaylıkla hayr işliyorsak, cennetliyiz; iştihalanıp şer işliyorsak cehennemliyiz. Demek her bir şahıs için de bu husus malumdur.</p>
<p><strong>8 &#8211; Allah&#8217;ın bana yazdığı kaderi ben değiştiremez miyim?</strong></p>
<p><strong>Cevab:</strong> Hayır, değiştiremezsin.. Bu soruyu tevcih edenler ekseriyet ehli küfürden olur. Daha evvelden Hazreti Rasûl-u Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;e, mücadelelerinde müşrikler bunu sormuşlardı. Dedi­ler ki: “Kader yoktur, biz yaptıktan sonra kader yazılır. Amelimizi, hareke­timizi Hazreti Vacub-ul-Vücud yazmamıştır.” Nitekim İmam Ahmed, Tirmi­zî, İbnu Mâce ve Müslim&#8217;in tahric ettikleri Ebî Hureyre&#8217;den gelen bir rivayette, Mekke müşrikleri Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;e kaderde mücadele etmek İçin gelmişlerdi. Bunlardan kimisi: Biz kaderimizi değiştiririz; kimisi: Kaderimiz yazılmamıştır, dediler. Bunun üzerine Ra-sûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;e şu ayet-i kerimeler inmiştir:</p>
<p>“Şübhe yok ki günahkârlar (dünyada) sapıklık ve (ahirette) çılgın ateşler içindedirler. O gün onlar yüzleri üstü ateşte sürüklenirler. (Onlara) Tadın cehennemin dokunuşunu (denilir). Şübhesiz ki Biz her şeyi bir takdir ile yarattık. Ve Biz&#8217;im emrimiz (başka değil) birdir, bir göz kırpması gibl(süratli)dir.” [Kamer,47-50]</p>
<p>Ayet-i kerîmedeki, günahkârlar kelimesinden murad,&#8221;Allah Teâlâ bizim kaderimizi yazmamış; kaderimizi değiştirebiliriz’’ diyenlerdir. Hadîs-i şerifte bunlara hüsamâ denilmiştir. Bunlardan kimisi, takdîri inkar eder; kimisi de açıktan inkar etmeksizin, kaderimizi değiştirebiliriz demekle inkar ederler. Böylelerine Kaderiyye ismi verilmiştir.. Demek Allah Teâlâ Zülcelal Hazretleri ilm-i ezelîsinde, her bir olayı muayyen bir vakte, sebeblere tâbi&#8217; tutarak tesbit etmiştir. Kurân-ı Hakîm&#8217;de de bunu “Şübhesiz ki Biz her şeyi bir takdir ile yarat­tık.” buyurmakla beyan etmiştir.</p>
<p>“Kuvvetli mü&#8217;min, Allah&#8217;a zayıf mü&#8217;minden daha hayırlı, daha mak­buldür. Ama her birinde hayr vardır. Sana fayda veren şeye çok gayret göster. Allah&#8217;tan yardım dile ve aciz Olma. (A&#8217;zamî tedbirin aleyhinde gelerek) Başına bir şey gelirse: ‘Şöyle yapsaydım, şöyle olurdu.’ deme. Lâkin: &#8216;Allah&#8217;ın kaderi; O ne dilerse yapar.’ de. Çünkü muhakkak &#8220;eğeri (kelimesi) şeytanın amelini açar.” mealindeki hadîs-i şerifte Rasûlullah sâllallâhu aleyhi ve sellem;</p>
<p>&#8220;(A&#8217;zamî tedbirin aleyhinde gelerek)</p>
<p>Başına  bir şey gelirse: ‘Şöyle yapsaydım, şöyle olurdu.’ deme. Lâkin: Allah&#8217;ın kaderi; O ne dilerse yapar.’ de. Çünkü muhakkak lağeri (kelimesi) şeytanın amelini açar.” buyurmakla bu hususta üstün bir ölçü vermiştir.</p>
<p>Ve kulun iradesiyle dahi olan şeylerin kaderle olduğunu beyan etmiştir. Bu şeri bir delildir. Şatibi diyor ki:  &#8220;Neden, eğer, keşke&#8221; kelimeleri, kadere İnanç şubelerini bozar. Hadis-i şerif bu kelime­lerden bizi sakındırmıştır. Çünkü bunlar kalbe kasaveti getirir; şübheye düşürür; ve böyiece kadere İnancı zayıflatır.’’ Bazı ekâbir demişlerdir ki:</p>
<p>&#8220;Sonra&#8221; kelimesi gibi bunlar da şeytanın amelidir.</p>
<p>Her şeyin Allah Teâlâ&#8217;nın takdiriyle olduğuna, hissi ve akli deliller de vardır.</p>
<p><strong>a]</strong>Mesela bir sofi şöyle diyebilir: Halık Teâlâ&#8217;nın İradesi ve yarat­ması olmasaydı, her istediğimi yapabilirdim; amma İş öyle değildir.</p>
<p>Azmimin fiile geçmemesi, Rabb&#8217;imin halk ve kudretini gösterdiği gibi, birçok yerlerde azmim olmadığı halde birçok işleri de yapmamda O&#8217;nun tasarrufunu görürüm. Demek İrademde müstakil değilim. Aynı zamanda birçok yerlerde maksada ulaşmam, benim kesbimi de gösterir, öyleyse kul, kendisine verilen kudret ve cüz&#8217;i İradesiyle fiilinde müstakil sayıla­maz. Bu hissî ve vicdâni bir delildir.</p>
<p><strong>b]</strong>Eğer kulun fiili, kendisindeki irade ve güçle vuku bulsaydı, bizzarûre fiilinin teferruatını bilecekti. Çünkü fiilinde muhtar idi. Muhtarın ihtiyârı ilminin dalıdır. Halbuki fiilinde bilgisi yoktur. Mesela beş dakika yürüyen bir kimse, yüz metre kasdettiği mesafede kaç adım attığını, kaç nefes aldığını, ayaklarının nasıl adım attığını teferruatıyla bilemediği gibi, beş dakika konuşan bir kimse, konuşmasının nerden geldiğini, harflerin mahreçlerinden nasıl çıktığını, ses tonunun hangi derecede olduğunu bilemez; ilmi ve aklı buna yeterli gelmez. Binaenaleyh bu kimsenin hareket ve konuşmasının hey&#8217;etini, vad&#8217;ını, kemiyetini bilememesi, onun fiilinin faili olmamasını gösteriyor.</p>
<p>Bu kimsenin fiilinin, hem kendisinin hem de Rabb&#8217;inin kudretiyle meydana geldiği de denilemez. Çünkü bu şirktir. İki âmilin bir mamulde aynı anda, iki vuranın vuruşlarının aynı anda bir yere vukuu muhal olduğundan, iki failden birisinin muattal, âciz, diğerinin fa&#8217;âl ve güçlü olmasını gösterir. Bu sıfat ise Allah&#8217;a mâhsustur; kul acizdir, muattaldır. Öyleyse, kulu yapan Allah Teâlâ, kulunun fiilini de yapar.</p>
<p>“Gerçek şu ki, ilk başlayan O&#8217;dur; (sonunda da yoktan) iade edecek yine O&#8217;dur. O (tevbe eden mü&#8217;minleri) çok yarlıgayan, (dostlarını) çok se­vendir. Arşın sahibidir. (Zat&#8217;ında, Sıfatında ve Fiilinde de) Pek yücedir. Ne dilerse hakkıyla, yerli yerinde tam yapandır.&#8221; [Buruc,13-16] buyrulmuştur. Kudretine nisbeten bütün kainatı var etmesi, yok etmesi mümkündür; yaratmada ortağı yoktur.</p>
<p>Demek kul kaderini değiştiremez. Bazı ehli ilim, eğer Allah Teâlâ Kendisi fazi u kereminden değiştirmeyi isterse, değiştirebilir dediler. Yal­nız başkasının yalvarışı veyahud icbârıyla değiştirmez. Bunlara göre de, ilmullah&#8217;ta olan değil, levh-i mahfuzda veyahud alın yazısında kul naza­rında olan değişmedir. Ecel-i mübrem ve gayrı mübrem dedikleri budur.</p>
<p><strong>9-İnsan varolmadan evvel levh-i mahfuzda, veyahut alnında hakî­katen kaderi yazılmış mıdır?</strong></p>
<p><strong>Cevab:</strong> Evet, yazılmıştır. Fakat yazmıştır demek, yaptırır demek değildir. Bu yazıyı görüp okuyanlar, yazının var oluşunu ikrar ederler. Mademki yazıdır, okur yazarlığı olan yazıyı okuyabilir. Okur yazarlığı olmayanın yazıyı inkar etmeye hakkı yoktur.</p>
<p>“Şübhesiz ölüleri ancak Biz diriltiriz, önden gönderdikleri işleri (yaptıkları hayr ve şerleri; ve geride) bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten Biz her şeyi apaçık bir kitab(levh-i mahfuz)da sayıp yazmışızdır.&#8221; me­alindeki Yâsîn sûresi 12‘nci ayette, her iki yazının varoluşu tasrih edil­miştir.</p>
<p>Hâsılı mukadderat ilmullah&#8217;ta sabit olduğu gibi levh-i mahfuzda da yazılmıştır. Aynı zamanda cenine ruh üfürûldûğünde melekler Rabb&#8217;lerinden aldıkları emr üzere ceninin alnında da yazarlar.</p>
<p><strong>10-Kulun iradesi dahilinde olan fiildeki, Hâlık&#8217;ın yaratma fiilini ve kulun kisbini izah eder misiniz?</strong></p>
<p><strong>Cevab:</strong> Bu meselede müslümanlar arasında öteden beri mücadele­ye geçen üç taife var:</p>
<p><strong>a]</strong>Birincisi Kaderiyye&#8217;dir. Müslümanlardan Kaderiyye taifesi diyorlar ki: Allah Teâlâ’nın bahşettiği kudretle yani yapabilme terkedebilme gü­cüyle kul müstakildir; kendi fiilini kendisi yapar; Allah Teâlâ ona müda­hale etmez. Şer yaparsa, Allah onun cezasını, hayr yaparsa mükafatını vermeye mecburdur.</p>
<p>Bunlar tekfir edilmezlerse de, bid&#8217;ate girmişlerdir. &#8220;Kul fiilinde müs­takildir&#8221; deyişleri bid&#8217;attir; fakat &#8220;kulda mevcud olan güç yani iradesi, Allah Teâlâdan kendisine verilmiş&#8221; dedikleri için kafir değiller. Çünkü onlar Mecûsîler gibi iki Hâlık&#8217;a inanmadılar; kulun, Hâlık&#8217;ın kudretiyle fiilini yaratmasına inandılar.</p>
<p><strong>b]</strong> ikincisi Cebriye taifesidir. Bunlara Mürcie de denilmiştir. Diyorlar ki: İnsanın kalbinde iman olduktan sonra, ma&#8217;siyet ona hiçbir zarar ver­mez. Küfür de olduktan sonra, hiçbir taat fayda vermez. Zira kul, isyanın­da ve itaatinde makhur ve mecburdur. Bundan dolayı ma&#8217;siyeti işler veyahud taat işler. Hasılı mü&#8217;minden azab tehir edilmiştir. Filan vurdu demek, taş vurdu demek gibidir. Çünkü kulda hiçbir irade, ihtiyar ve kisb söz konusu değildir.</p>
<p>Bunlara göre Allah Teâlâ mü&#8217;min kuluna ceza vermezmiş. Hatta daha ileri gidenlerine göre kafir de olsa, Allah kulunu yakmazmış.</p>
<p>Ümmetin kısm-ı a&#8217;zamîsi bunları tekfir etmiştir. Fakat essah olan; ehli bid&#8217;atten sarih bir küfür görülmediği müddetçe kafir olmazlar.</p>
<p><strong>c]</strong>Bu iki taifeye karşı çıkan Ehli Sünnet velCemaat, ne kulu fiilinde müstakil görürler, ne de mecbur görürler. Ehli Sünnet velCemaat bu hu­susta iki meseleyi esas tutmuşlardır:</p>
<p>Birincisi, insanın iradesi dahilinde ve haricinde bütün hâdisler ve havâdisler, Allah Teâlâ&#8217;nın fiili, yaratması ve icadıyla var otur, yaşar ve yok otur. Binaenaleyh Allah Teâlâ&#8217;dan başka yaratıcı yoktur.</p>
<p>İkincisi kulda da bir cüz&#8217;î irade vardır. Cûzi iradesinden dolayı fiilini kesbeder. izahı şöyledir:</p>
<p><strong>1-</strong>“Hakîkaten Allah sizi de, sizin yapagelmekte olduğunuz şeyleri de yaratmıştır.’’mealindeki ayet-i kerimeye mebnî, Ehli Sünnet velCemaat ittifakla, “Allah Teâlâ bizi de, kendi elimizle yapmakta olduğumuz masnûumuzu da yaratmıştır” dedi­ler. işte bu ayet-i kerimedeki &#8216;u&#8217; harfi, harf-i mevsul olsun ve isterse mâ-i mevsufe olsun farketmez. Nitekim Allâme Teftezânî diyor ki: «Yani: “Allah Teâlâ sizi de, sizin yontmuş olduğunuz ve elinizle yapmış oldu­ğunuz putunuzu da yaratmıştır.&#8221;</p>
<p>Eğer ‘’ma’’ , harf-i masdariye ise, amelinizi de yaratmış demektir, ki bu takdirde zamirin hazfına ihtiyaç yoktur. Eğer harf-i mevsul ise, mamulünüzü de yaratmıştır demek olur. Bu takdirde mevsûie râci&#8217; olabilecek zamir mahzuftur. Çünkü biz &#8220;Kutun fiili, kul gibi, Allah Teâlâ&#8217;nın mahlukudur” deriz. Fiilin masdar manası olan îkâ&#8217; ve icadı değil, bilakis masdardan hâsıl olan manayı kasdediriz, ki o da îkâ’ ve icadın müteallakıdır; müşahade edilen hareket ve sükunlar gibi.. Bu noktadan aktı kayan kimse, ayet-i kerîmedeki ‘’ma’’ harfinin mevsul olması halinde Ehli Sünnete delil olmayacağını zanneder.»</p>
<p>ibn-ul-Himam buna ilaveten: «Yahud da ‘’ma’’ harfi, ismi mevsuldür. Yani Allah Teâlâ İbrahim aleyhissellem&#8217;ın kavmini yarattığı gibi, kendi elleriyle yapmış oldukları yontma fiilini de yaratmıştır. Çünkü Arab dilin­de fiilden, masdarla hâsıl olan mana kasdedilir. Masdar ise, masdarın lafzından mefül-ü mutlak olan fiilin hakikati kasdedilir, ki bu fâilin fiilidir. Binaenaleyh ayet bu hususta ise de, manası umumdur. Yani Allah Teâlâ kulunu yarattığı gibi, kulun sanatını da yaratmıştır.»</p>
<p>İbnu Ebî Şerif buna ilaveten:« ‘’ma’’ harfi, masdariye de olsa, mevsul de olsa mana değişmez. Putperestin tahtayı yontmakla saneme çevirmesi, fiili, fâil-i hakîkî olan Allah Teâlâ&#8217;nın taht-ı tasarrufundan çıkarmaz.»</p>
<p>Hâsılı kelam Allah Teâlâ; insanı, insanın sanatını yani masnûunu ve sanat işini de yaratmıştır. Zeyd bardağı yaptı deyişimizde, Isnadda me­caz olur. Yani Zeyd, bardağın yapılmasına vesile oldu; hakikatte Allah yaptı demek istenmiştir.</p>
<p>Ebû Dâvûd ve Tirmizî ve imam Ahmed&#8217;in tahric ettikleri bir hadiste Ubbâde bin Sâmid oğluna şöyle demiştir: “Oğulcağızım, takdirde başına gelen belanın başkasına çarpmayacağına, sana çarpmayacak belanın başına gelmeyeceğine kesin bir bilgiyle inanıncaya kadar imanın haki­katinin tadını tadamazsın. Çünkü ben Rasulullah saiiallâhu aleyhi ve sellem&#8217;den şunu dediğini işittim:</p>
<p>“Gerçekte Allah Teâlâ, önce kalemi yarattı. Ona: Yaz dedi. Kalem:</p>
<p>Ne yazayım, ey Rabb&#8217;im dedi. Bunun üzerine: Kıyamet kalkıncaya kadar, her şeyin kaderlerini yaz buyurdu.” Oğulcağızım, Rasûlullah&#8217;tan şunu da dediğini işittim:  “Bundan başkası üzere ölen, Benden değildir.”</p>
<p><strong>2-</strong>Allah Teâlâ&#8217;nın her şeyi yaratması, kulunun cüz’î iradesini orta­dan kaldırmamaktadır. Mesela Allah Teâlâ, ilmi, iradesi ve kudretiyle her şeyi yaratmıştır, binaenaleyh kulun cüz&#8217;î iradesi dahilinde olan işini de yaratmıştır deyişimizde; fiile azmini bağlayan kul, azmiyle birlikte Allahın mahlukudur; ancak kulun azmi, kisb cihetiyle kendisine isnad edilir. Mesela kudret, kulun vasfıdır; haik yani yaratmak Rabb(in vasfıdır, kulun kisbidir. Hareket, Rabb&#8217;in yaratmasıdır; kulun vasfı ve kisbidir. Eskiler bunu dile getirerek şöyle dediler: Kul azdı da Allah yazdı. Azmak kulun kisbidir, yapmak Allah&#8217;ın fiilidir demek istemişler.</p>
<p>Kulun azmasına, Eş&#8217;arîler kisb, Mâturîdîler cüz&#8217;i ihtiyârî ismini ver­mişler. Aslında ikisinin manası birdir. Yani kulun, kendisine yönelen tabiî sebeblere muvafakat etmesi yahud etmemesidir, ister ismi kisb olsun, ister irade olsun, ister cüz&#8217;i ihtiyâriye olsun, aslı budur. Şu kadar vardır ki, Eş&#8217;arîler El-Bakara sûresinin son ayetinden bu ismi aldılar. Mâturî­dîler ise, örfen isti&#8217;mâl edilen kelimeyi nazarı itibare almışlardır. Kisb kulun sıfatı olduğu için, kul fiilinde müstakil değildir. Halk yani yaratmak, Allah&#8217;ın fiilidir ve o müstakildir.</p>
<p>Maksad şudur: Kulun müdahalesi olmaksızın Allah Teâlâ&#8217;nın icad ettiği şey, mücerred Kendi iradesiyle olduğundan O&#8217;nun sıfatıdır. Bu kabilden sıfata, fiilidir denilmez. Kulun cüz&#8217;i ihtiyâriyesi, kudreti, gücü, yani iradesinin, kisbinin müdahalesi olduğu şeyleri yaratması; Allah Teâlâ&#8217;nın sıfatı ve fiili, kulunun da kisbidir.</p>
<p>İşte Mu&#8217;tezile, Allah Teâlâ&#8217;nın buradaki fiilini; Cebriyeler ise kulun kisbini inkar ettiler. Ehli Sünnet velCemaat ise, ikisini de isbat ettiler. Bu isbattan sonra da, imam Eş&#8217;arî: «Kulun kudreti, gücü, fiile bağlanır, amma tesirsizdir. Çünkü kulun fiili, sadece Allah Teâlâ&#8217;nın takdiriyle yani kudretiyle vuku bulmuştur. Elbette iki kâdirin kudretiyle fiilin vukuu mu­haldir. Mesela elinin biri felç, diğeri sağlam olan bir kimsenin, iki elinin hareketi de Allah&#8217;ın yaratmasıyla, kudretiyle var olmuştur. Kul sağlam olan elinin hareketinde muvafakat gösterdiği için, muhtardır. Diğer elinin hareketi gayrı ihtiyârî olduğundan, ondan sorumlu değildir. Sağlam eli­nin hareketinin ismi makdurdur; kul ondan sorumludur. Felçli elinin ha­reketi mukadder ve gayrı makdurdur; onda sorumluluk yoktur.» demiştir.</p>
<p>Cumhûr-u ehli hadis, sofiler, Eş&#8217;ariy&#8217;le müttefiktirler. Dediler ki: “Kul için fiile bağlanan bir kudret vardır; fiilin vukuunda ve vuku bulmama­sında tesirsizdir. Hakîkî tesir Bârî Teâlâ Zülcelal Hazretleri&#8217;nindir. Buna cebr-i evsat denilmiştir. Imâm-ul-Haremeyn El-İrşad adlı eserinde bu sözü tercih etmiştir.</p>
<p>Eş&#8217;arîlerin bir kısmı da: “Kulun kudreti tesirlidir” dediler. Tesirli olduğu takdirde, ne mikdar tesir gösterebilir diye ihtilaf ettiler. Kâdı Ebû Bekr El-Bâkıllânî dedi ki: «Kulun ihtiyârı, yani gücü, fiilin has olan vasfın­da tesir eder. Mesela hareket bakımından namaz kılmak yahud gasbetmek yahud mal çalmakta kulun ihtiyârı, fiilinin vasfında tesirlidir; fiilin kendisinde değildir, işte kisb dediğimiz budur. Amma fiilin aslı ise, yani ibdâı, icadı, Allah&#8217;a mahsustur.» Şehrestânî de bunu tercih etmiştir. Ebû ishak El-Esfirâinî de cüz’î bir farkla böyle demiştir.</p>
<p>İmâm-ul-Haremeyn er-Risâlet-un-Nizâmiyye adlı eserinde: “Kulun hâdis olan kudreti, fiilin icadının aslında tesir eder.” demiştir. Mu&#8217;tezileden farkı şudur: Kulun yaptığı şey, Allah&#8217;ın takdiriyledir; kul tam müstakil değildir. Zannımca, muşârun ileyh, Eş&#8217;ari&#8217;yle Mu&#8217;tezile arasında bir köprü kurmak istemiştir. Fakat, &#8220;Kul Allah Teâlâ&#8217;nın ezelde takdir ettiği şeyle yapıyor&#8221; demesiyle Mu&#8217;tezileden ayrılmıştır.</p>
<p>İmam Ebû Mansur Mâturîdî diyor ki: «Kulun yapmış olduğu fiilinin aslı, Allah Teâlâ&#8217;nın kudretiyledir. Taat ve ma&#8217;siyetle vasıflanması, kulun kudretiyledir.» Demek kulun, fiilinin vasfında tesiri vardır, aslında yoktur. Fiilin aslında yoktur demekle de, imamın bu sözü Mu&#8217;tezileden tamamen ayrılmıştır. Mâturîdî meşâyıhın cumhûrunun mezhebi de budur. Nitekim et-Tevdîh adlı eserde şöyle yazılmıştır: «Meşâyıhımız, icad ve tekvin vasfını kuldan nefyederler. Mükevvin ve Hâlık, Allah Teâlâ&#8217;dan başka yoktur. Ancak diyorlar ki: Kul için nisbet ve izâfe edilen herhangi bir güç vardır; ancak kul bu gücüyle işini yapmak veya yapmamakta müstakil değildir. Allah dilerse yapar, dilemezse yapmaz. Et-Telvih&#8217;te Bâkıllânî&#8217; nin de bunu tercih ettiği yazılmıştır.</p>
<p>Netice-i meram, Ehli Sünnetin ittifakıyla kulun azmi, azması, muva­fakat göstermesi, ihtiyârı yani seçmesi ve kisbi vardır. Bundan dolayı sorumludur. Emr ve yasaklar, buna tevcih edilmiştir. Bununla birlikte, kul da, fiili de Allah Teâlâ&#8217;nın icadı ve yaratmasıdır.</p>
<p>Ebû Dâvûd&#8217;un tahric ettiği Enes radıyallâhu anh&#8217;tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:</p>
<p>Üç haslet imanın yarısındandır:(1)-Lailaheillallah diyenden imtinadır; (yani) onu bir günah sebebiyle tekfir  etmeyiz ve bir amel sebebiyle onu islamdan çıkarmayız. (2)Cihaddır; (yani onun) zamanı, Allah Beni gönderdiğinden İtibaren, ümmetim deccalle savaşıncaya kadardır. Hiçbir zalimin zulmü, hiçbir âdilin adaleti, cihadı kaldırmaz. (3)Kaderlere imandır.“</p>
<p>İsmail Çetin-Ehli Sünnetin Nazar İtikadın Ölçüsüdür</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/takdir-ve-cuzi-irade-hakkinda-soru-va-cevablar/">Takdir ve Cüz’i İrade Hakkında Soru va Cevablar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/takdir-ve-cuzi-irade-hakkinda-soru-va-cevablar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vazifeni yap Cenab-ı Hakkın vazifesine karışma</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/vazifeni-yap-cenab-i-hakkin-vazifesine-karisma/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/vazifeni-yap-cenab-i-hakkin-vazifesine-karisma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2015 22:15:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Cüz-i İrade]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[Vazifeni yap Cenab-ı Hakkın vazifesine karışma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8795</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim Tarik-i hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken,Cenâb-ı Hakka ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler. Edebü’d-Din ve’d-Dünya risalesinde vardır ki: Bir zaman şeytan, Hazret-i İsâ Aleyhisselâma itiraz edip demiş ki: “Madem ecel ve herşey kader-i İlâhî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin.” Hazret-i [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/vazifeni-yap-cenab-i-hakkin-vazifesine-karisma/">Vazifeni yap Cenab-ı Hakkın vazifesine karışma</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="middle_content_title"></div>
<div class="middle_content">
<div class="news_detail">
<div id="news_content" class="text_content">
<p><em><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-51.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8796" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-51.jpg" alt="Vazifeni yap Cenab-ı Hakkın vazifesine karışma" width="405" height="235" /></a>Bismillahirrahmanirrahim</strong></em></p>
<p>Tarik-i hakta çalışan ve mücahede edenler, <strong>yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken</strong>,<strong>Cenâb-ı Hakka ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler.</strong> Edebü’d-Din ve’d-Dünya risalesinde vardır ki: Bir zaman şeytan, Hazret-i İsâ Aleyhisselâma itiraz edip demiş ki: “Madem ecel ve herşey kader-i İlâhî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin.” Hazret-i İsâ Aleyhisselâm demiş ki:</p>
<p>اِنَّ ِللهِ اَنْ يَخْتَبِرَ عَبْدَهُ وَلَيْسَ لِلْعَبْدِ اَنْ يَخْتَبِرَ رَبَّهُ Yani, “Cenâb-ı Hak abdini tecrübe eder ve der ki: ‘Sen böyle yapsan sana böyle yaparım. Göreyim seni, yapabilir misin?’ diye tecrübe eder. Fakat abdin hakkı yok ve haddi değil ki, Cenâb-ı Hakkı tecrübe etsin ve desin: ‘Ben böyle işlesem Sen böyle işler misin?’ diye tecrübevâri bir surette Cenâb-ı Hakkın rububiyetine karşı imtihan tarzı, sû-i edeptir, ubudiyete münâfidir.”</p>
<p><strong>Madem hakikat budur; insan kendi vazifesini yapıp Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmamalı.</strong></p>
<p>Meşhurdur ki, bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz’in ordusunu müteaddit defa mağlûp eden Celâleddin-i harzemşah harbe giderken, vüzerâsı ve etbâı ona demişler: “Sen muzaffer olacaksın. Cenâb-ı Hak seni galip edecek.”</p>
<p>O demiş: <strong>“Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek Onun vazifesidir.”</strong> İşte o zat bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.</p>
<p>Evet, insanın elindeki cüz-ü ihtiyarî ile işledikleri ef’allerinde, Cenâb-ı Hakka ait netâici düşünmemek gerektir. Meselâ, kardeşlerimizden bir kısım zatlar, halkların Risale-i Nur’a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete getiriyor. Dinlemedikleri vakit, zayıfların kuvve-i mâneviyeleri kırılıyor, şevkleri bir derece sönüyor. Halbuki, <strong>üstad-ı mutlak, muktedâ-yı küll, rehber-i ekmel olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm</strong>, وَماَ عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ   (1) olan ferman-ı İlâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Çünkü اِنَّكَ لاَ تَهْدِى مَنْ اَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللهَ يَهْدِى مَنْ يَشَاۤءُ (2) sırrıyla anlamış ki, <strong>insanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenâb-ı Hakkın vazifesidir; Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmazdı.</strong></p>
<p>Öyleyse, işte ey kardeşlerim! Siz de, size ait olmayan vazifeye harekâtınızı bina etmekle karışmayınız ve Hâlıkınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız. (On Yedinci Lem&#8217;a)</p>
<p><em><strong>Bediüzzaman Said Nursi</strong></em></p>
<p>1) “Peygambere düşen, ancak tebliğ etmekten ibarettir.” Nur Sûresi, 24:54.<br />
2)“Sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir.” Kasas Sûresi, 28:56</p>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/vazifeni-yap-cenab-i-hakkin-vazifesine-karisma/">Vazifeni yap Cenab-ı Hakkın vazifesine karışma</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/vazifeni-yap-cenab-i-hakkin-vazifesine-karisma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadere Karşı Cüz’i İrade Meselesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kadere-karsi-cuzi-irade-meselesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kadere-karsi-cuzi-irade-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2015 00:20:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kader/Kaza]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[Cüz-i İrade]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kadere Karşı Cüz’i İrade Meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadere Teslimiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Mademki kader vardır, Cenab-ı Hak benim kaderimde ne yazmış ise o olur; benim cüz&#8217;i irademin ne faydası vardır? Faydası ve zararı vardır ki Cüz’i İradenin olduğundan bahsedilir. Kader, Allah Teala&#8217;nın ilminin bir çeşididir. İlim ise olaylar nasıl olacaksa o oluşa öyle bağlanır. Yoksa olay meydana geldikten sonra İlmullah(Allah&#8217;ın ilmi) ona bağlanır demek değildir. Zira [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kadere-karsi-cuzi-irade-meselesi/">Kadere Karşı Cüz’i İrade Meselesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8729" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir3.jpg" alt="Kadere Karşı Cüz’i İrade Meselesi" width="492" height="208" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir3.jpg 345w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir3-300x127.jpg 300w" sizes="(max-width: 492px) 100vw, 492px" /></a></h2>
<p><strong>Soru:</strong> Mademki kader vardır, Cenab-ı Hak benim kaderimde ne yazmış ise o olur; benim cüz&#8217;i irademin ne faydası vardır?</p>
<p>Faydası ve zararı vardır ki Cüz’i İradenin olduğundan bahsedilir. Kader, Allah Teala&#8217;nın ilminin bir çeşididir. İlim ise olaylar nasıl olacaksa o oluşa öyle bağlanır. Yoksa olay meydana geldikten sonra İlmullah(Allah&#8217;ın ilmi) ona bağlanır demek değildir. Zira Allah&#8217;ın ilmi ezelidir; geçmişi, şimdiki ve gelecek zamanları kuşatmıştır. özetle ezelden ebede bakan bir ayna misalidir. Zira Allah&#8217;ın ilmi zamansızdır. Zaman ortadan kaldırılınca, dava hallolur. İlmullah aynası yukardan aşağı bakar, geçmiş ve gelecek her ne varsa kemâliyle (en mükemmel şekilde) içine alır. Bundan dolayı cebir (zorlama) yoktur. Kader manen der ki: “ Ey insan, sen neyi talep edersen, ben onu sana müyesser ederim (kolaylıkla ortaya çıkarırım). Şu kadar ki bazı yerlerde İlm-i İlahi (Allah’ın İlmi), cüz’i irademize bağlanmıştır.</p>
<p>Şu halde Cüz’i ihtiyariyemiz, kaderin var ve hakim olmasını takviye (kuvvetli) eder, iptal etmez. Şayet cüz’i irademizi iptal ederse, o zaman mes’uliyetimizi (sorumluluk) kaldırır. Halbuki kadere iman asla ruha sıkıntı vermez, bilakis rahatlık verir. İnsan bir yönüyle bütün kainatla alakadar olduğundan, eğer kadere iman etmezse geçici ve küçük serbestiyetten dolayı, büyük bir yükü ruhun omzuna yükleyebilir. Kadere teslim olmak o kadar lezzetlidir ki “ Her kim ki kadere iman ederse, şüphesiz kederden emin olur” denilmiştir. Kalbinde Kadere İman şubesini yıkan kimse intihar etmeye mahkumdur. Demek cüz’i irade insanı intihara götürür. İşte akıl böyledir. Kadere iman ise insanı intihardan kurtarır. En azından izzet (başarı) zamanında, “ kaderimdir” demekle; zillet zamanında  “Kaderimdir” demekle kul, rahata kavuşur; izzetten dolayı mağrur (kibirli) olmaz; zilletten dolayı mağmum (kederli) olmaz.</p>
<p>(İsmail Çetin, Ehl-i Sünnetin Nazarı İ&#8217;tikadın Ölçüsüdür, s.460-461)</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kadere-karsi-cuzi-irade-meselesi/">Kadere Karşı Cüz’i İrade Meselesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kadere-karsi-cuzi-irade-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayır ve Şer Allah&#8217;tandır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hayir-ve-ser-allahtandir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hayir-ve-ser-allahtandir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2015 12:36:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kader/Kaza]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Nesefi]]></category>
		<category><![CDATA[Cüz-i İrade]]></category>
		<category><![CDATA[Hayır ve Şer]]></category>
		<category><![CDATA[Hayır ve Şer Allah'tandır]]></category>
		<category><![CDATA[Küll-i İrade]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir hadis-i kudsîde “Kullarımdan bazısına fakirlik layık olur, eğer ona zenginlik versem hâli bo­zulur; bazı kullarıma da zenginlik layık olur, eğer onu fakır kılsam hâli bozulur” buyrulmuştur. Bu hadis yukarıda adı geçenlerin hepsini içine alır. Herkesin istidat ve kabiliyetine gerektirirse ona göre mu­amele olunur. Mesela Zeyd’in tavır ve fiilleri Amr’ın  tavır ve fillerin­den iyi ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayir-ve-ser-allahtandir/">Hayır ve Şer Allah’tandır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/cd816896477a5bd20d4441ad06244f1f.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7760" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/cd816896477a5bd20d4441ad06244f1f.jpeg" alt="Hayır ve Şer Allah'tandır" width="275" height="275" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/cd816896477a5bd20d4441ad06244f1f.jpeg 256w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/cd816896477a5bd20d4441ad06244f1f-100x100.jpeg 100w" sizes="(max-width: 275px) 100vw, 275px" /></a></p>
<p>Bir hadis-i kudsîde “Kullarımdan bazısına fakirlik layık olur, eğer ona zenginlik versem hâli bo­zulur; bazı kullarıma da zenginlik layık olur, eğer onu fakır kılsam hâli bozulur” buyrulmuştur. Bu hadis yukarıda adı geçenlerin hepsini içine alır. Herkesin istidat ve kabiliyetine gerektirirse ona göre mu­amele olunur. Mesela Zeyd’in tavır ve fiilleri Amr’ın  tavır ve fillerin­den iyi ve güzel iken, Zeyd’in fakir ve mihnette olup, Amr’ın zengin ve rahat olması, takdir olunanın ortaya çıkması demektir. Kendi nef­sini teberri ve kadere isnad etmek tam cehalettir. Çünkü “insanlar amellerine göre karşılık bulurlar, amel hayr ise hayır, şer ise şer bu­lur” mealince her şahsın istidadı İlahî takdiri kendi nefsine icab ve davet eder. Meselâ iki talebe bir üstadtan ilim tahsilinde olsalar,ahlâklarına uygun olarak biri heva ve hevesine tabi olup okumadan câhil kalsa ve cehaleti yüzünden fakir ve zillette olsa diğeri gayret ve himmet ederek alim olup ilmi sebebiyle nimet ve izzette olsa, imdi bu iki şahsın kaderleri böyle imiş demek kaderi hatalı saymaktır.</p>
<p>İki kardeşe babalarından miras kalsa, biri sefahata harcayarak fa­kir, diğeri tedbirli, akıllı olup israf etmeyerek zengin olsa, bu iki kar­deşin fakir ve zenginliğini kadere isnad etmek cehalet ve avamın iti­kadıdır. Belki kendilerine hareket ve fiillerinin etkisinin gereği olarak ilahı kaderi bu halde bulunmalarına davet ve icab ettirdi. Zira <em>“Senin Rabbin kimseye zulmetmez</em>. ” (Kehf, 49) <em>“Biz onlara zulmetmedik lâ­kin onlar kendilerine zulmettiler</em> ” (Hud, 101) ve daha bunların ben­zeri ayetler ve hadislerin delâletleri zulüm ve isyanın kula isnad olun­masını işaret ederler.</p>
<p>Hatta şeytan <em>“Beni iğva ettin</em>” (Hicr, 39) kelâ­mında iğvayı Hakk Teâlâ’ya isnadla yalancı, Hz. Adem “nefsimize zulmettik” kelamında zulmü kendi nefsine isnad ederek doğru oldu­ğu için şeytan kovulmuş ve Hz. Adem makbul olmuştur. Hayır ve şer Hakktandır demek, yaratmak ve hüküm Haktandır ama benimseme ve irade kuldandır diye inanmak gerekir. Eğer böyle olmazsa irade-i cüz’ıyeyı inkar ve Cebriye mezhebini seçmek lazım gelir. Cüz’î irade­nin gerek mahluk, gerek gayr-i mahluk olsun kulun hallerinin hepsinin varcağı  yercüz’î iradedir. Tedbirde kusur edip takdire bahane bulmak aptallıktır. İlmin maluma tabi olduğu meselesini bundan önce beyan ettik. Kısaca her kesim giriftar olduğu mihnet ve meşakkati kendi kazanır.</p>
<p>Hakk Teâlâ cömert ve kerim, feyyaz-ı mutlaktır. Feyyaz-ı mutlak­ta cimrilik olmaz, bir kimseye zulüm ve gadr etmez ve müstehab ola­na yardım ve ihsanda eksiklik etmesi ihtimali yoktur. Cüz’î irade de­mek, her bir şahsın ruhunun meyil ve hoşlandığı şey ve evsafından ibarettir. Ruhun meyli ve hoşlandığı hangi tarafa yönelmiş olursa o tarafı irade ve arzu etmiş olur.</p>
<p>İşte bu iradesi hasebiyle gerek hayır­dan gerek şerden ne türlü muamele ve mücazat olunmasına müstehak ve layık ise külli İlahî irade o türlü muamele ve mücazat olunmasına taalluk eder. Ona kader derler. Güya cüz’î irade dolabın mihveri, küllî irade dolab mesabesindedir. Cüzî irade her ne kadar küllî irade­nin hükmü altında ise de küllinin hükmü cüz’înin devran ve liyakatı-na tabidir. Bu takdire göre her bir şahsın gerek hayır ve gerek şer ile muamele ve hüküm olunmasını gerektiren sebebi yine kendi zatıdır. Hatta bazı muhakkikler, her bir şahıs kendi nefsinin hem hakimi ve hem de mahkumudur.</p>
<p>Doğrusu budur ki kısas ve kati olunmaya müs­tehak bir katilin gerek kendinde değilken gerek uyku basmasıyla ve gerek çeşitli sebeplerle akl-ı maaşına ani bir halel, bozukluk olsa o anda katile, “Sen ne türlü mücazat ve muamele olmak istersin” diye sorsalar, katil, öldürülmek istediğini söyler. Keza hayır ile mücazat olunmaya müstehak salih bir kimsenin kendisine, sana ne türlü mu­amele olunması lazımdır diye sorsalar, hayır ile muamele olunması lazımdır diye cevap verirler. Keza zengin bir adam fakir olsa fakir ol­masını kendi batını kendine hükmeder. Kıyas bunun üzerinedir.</p>
<p>Kısa­ca herkesin bulunduğu hali kendi nefsi üzere kendisi icab ve hükme­der. Ama zahirde bilmezler. Batın hallerden bir miktar haberi olanlar bilirler. İnsanlar her zaman ekicidirler, yani ektiklerini biçerler “Dün­ya ahiretin tarlasıdır” hadisinin manası vaktinde ekilen hayır ve şer’i vakti gelince bulursun demektir. Bu takrirden anlaşıldığı gibi, İlahî fiillerin hepsi hüküm ve mesalih üzeredir. İllet ve arazla malul değil­dir. Bir kimsenin, bu niçin böyle, demeye hakkı yoktur. “Örtüyü açarsan, ortaya çıkan şeyde hatır yoktur” hadisi bu manayı doğrular. Bu mesele her ne kadar avama göre kolay ve açık ise de havasa göre kolay değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aziz Nesefi,Hakikatlerin Özü</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayir-ve-ser-allahtandir/">Hayır ve Şer Allah’tandır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hayir-ve-ser-allahtandir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ezeli Sır: Kader</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ezeli-sir-kader/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ezeli-sir-kader/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2014 09:22:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Kader/Kaza]]></category>
		<category><![CDATA[Cüz-i İrade]]></category>
		<category><![CDATA[cemil meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Ezeli Sır: Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kırk Ambar]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi ve Kader]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1457</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kâmus der ki kader lûgatte, ölçme, tahmin, ölçerek takdir ederek tâyin; kelâmda Allah’ın iradelerini icrâdan yâni kazâdan evvel takdir etmesi, ölçmesi mânasındadır. Kader ezelden ebede kadar câri ahval ve hâdisatta hâkim olan küllî ilâhi hükümdür. Kader, ölçüp biçip hü­küm vermek; kaza ise, bu hükmü infâz etmek yâni ezelde verilen hükmü ademden fiil hâline getirmektir. İslâm’da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ezeli-sir-kader/">Ezeli Sır: Kader</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ezeli-sir-kader/bediuzzaman-said-nursi-2/" rel="attachment wp-att-16231"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16231" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/bediuzzaman-said-nursi-1.jpg" alt="" width="427" height="284" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/bediuzzaman-said-nursi-1.jpg 520w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/bediuzzaman-said-nursi-1-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/bediuzzaman-said-nursi-1-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/bediuzzaman-said-nursi-1-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/bediuzzaman-said-nursi-1-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/bediuzzaman-said-nursi-1-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/bediuzzaman-said-nursi-1-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/bediuzzaman-said-nursi-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 427px) 100vw, 427px" /></a></p>
<p>Kâmus der ki kader lûgatte, ölçme, tahmin, ölçerek takdir ederek tâyin; kelâmda Allah’ın iradelerini icrâdan yâni kazâdan evvel takdir etmesi, ölçmesi mânasındadır. Kader ezelden ebede kadar câri ahval ve hâdisatta hâkim olan küllî ilâhi hükümdür. Kader, ölçüp biçip hü­küm vermek; kaza ise, bu hükmü infâz etmek yâni ezelde verilen hükmü ademden fiil hâline getirmektir. İslâm’da her şeyin takdîr-i ilâhı ile yani kadere tevfikan vücuda geldiğine inanmak şarttır. Cebriye mezhebi, bütün fiil ve hâdiselerin ezeldeki takdir üzre vukua geldiğine inanır. Ona göre, irâde-i cüz’iye bir vehimden ibaret. (Batı dillerin­de, fatalizm.)</p>
<p>Bu karanlık mefhuma yeni bir aydınlık getirmek kimin haddi? Said Nursî İslâm irfanının, cihanşumûl hakikatlerini küçük bir risalede toplamış. Dinleyelim: (Kader Risalesi, 26. söz.)</p>
<p>«Kader ve cüz-i ihtiyarî imâna taalluk eder, ilim ve nazariyeye de­ğil. Kader, nefsi, gururdan; cüz-i ihtiyari, adem-i mesuliyetten kurtar­mak içindir. Kader inancı, avam için bir melce, «ye’sin ve hüznün ilâ­cı.» Kur’an, insanı, seyyiatından mes’ul tutar. Çünkü seyyiatı isteyen kendisi. Ama insan hasenatıyla da iftihar etmemeli. Çünkü hasenat, kudret-i ilâhiyenin eseridir. Demek ki seyyiatı isteyen nefs-i insânîdir. Ya istidâd ile, ya ihtiyâr ile. (Ne var ki seyyiatı yaratan da Hak.) Keşb-i şer, şerdir, halk-i şer, şer değildir. Tembelliği yüzünden yağmurdan zarar gören insan: «Yağmur rahmet değildir» diyemez.</p>
<p>Halk ve icadda şerr-i cüz’î ile beraber hayr-ı kesîr vardır. Şerr-i cüz’î için hayr-ı kesîri terketmek, şerr-i kesîr olur. İcâd-ı İlâhîde şer ve çirkinlik yoktur. Şer, kulun kisbine ve istidadına aittir. İnsan kanun-u ilâhiyeye nüfuz edemez, zâhire takılır. Tam bir acz içindedir. Acaba Kur’an küfür ve isyana neden bu kadar ehemmiyet vermiş? Şun­dan: küfür, isyan ve seyyie, tahriptir, ademdir. Bir tek emr-i itibari, bü­yük tahribata yol açabilir. Dümencinin ufak bir yanlışı koca bir gemiyi batırabilir.</p>
<p>Kader ile cüz-i ihtiyâri uzlaşabilir mi? Evet. Şöyle ki:</p>
<p><strong>1 —</strong> Cenab-ı Hak, Âdil-i Mutlaktır, insanın cüz-i ihtiyârisi olmasa sevap ve ikab da olamaz. Gerçi kader ve cüz-i ihtiyârinin hakiki mahi­yetini bilmiyoruz. Ama bilgisizliğimiz olmadıklarına delalet etmez.</p>
<p><strong>2 —</strong> Mevcûdâtın mahiyetini bilmek ayrı, vücudunu bilmek ayrı. Herkes kendi içinde bir ihtiyârın varlığını duyar.</p>
<p><strong>3 —</strong> Kader, ihtiyâri te’yid eder. Çünkü kader, ilm-i İlâhinin bir nev’idir. İlm-î İlâhî ihtiyarımıza taalluk etmiş, öyle ise, ihtiyâri te’yid ediyor, iptal etmiyor.</p>
<p><strong>4 —</strong> Kader, bilgidir. Bilgi ise, bilinen’e bağlı. Zaman sonsuz bir bü­tün: hem mâzi, hem hâl, hem istikbâl, Dâire-i mümkinât içinde uzanıp gider. Kader, ilm-i ezelîdendir, İlm-i ezelî, ezelden ebede her şeyi ku­caklar; olmuş ve olacak. Biz de muhakemelerimizle onun dışında kala­mayız.</p>
<p><strong>5 —</strong> Kadere göre, müsebbebler sebeblere bağlıdır. Meselâ falan adam filan zamanda ölecekti. Çünkü kader ölenin o tüfekle ölmesini ta­yin etmişti. Cüz-i ihtiyariyle tüfek atan adamın kabahati yok diyeme­yiz. Cebriye fırkası, sebebe ayrı müsebbebe ayrı bir kader tasavvur eder, Mu’tezile ise, kaderi inkâr eder. Kısaca, ehl-i sünnet için, silâh atılmamış olsa adam belki ölür belki ölmezdi. Cebriye için, silâh atılsa da atılmasa da adam ölürdü. Mu’tezile için, silâh atılmasa adam ölme­yecekti.</p>
<p><strong>6 —</strong> Cüz-i ihtiyârînin temeli: meyelân. Mâturîdi’ye göre, meyelân bir emr-i itibarîdir. Kula verilebilir. Eş’âri için, zaten mevcuttur; emr-i itibârı olan, o meyelâna tasarruftur. Öyle ise, o tasarruf o meyelân bir emr-i nısbîdir. Muhakkak bir vücud-u hârîcîsi yoktur. Emr-i itibârî, illet-i tâmme istemez. İllet-i tâmme olması için lü­zum, zaruret, vücup&#8230; şart. Demek ki illet-i tâmme olsaydı, ihtiyâr da ortadan kalkardı. Emr-i itibârlnin sübut bulması için &#8211; hiç değilse &#8211; bir rüçhaniyete ihtiyaç var. Meyelânı dizginlemek kaabildir. Kur’an «şu şerdir, yapma» diye emrediyorsa, kul meyelâmnı susturabilir.</p>
<p><strong>7 —</strong> Demek ki irade-i cüz’iyye zayıftır, bir emr-i itibârîdir. Fakat Cenab-ı Hak, o cüz’î iradeyi irade-i külliyesinin taallukuna bir şart-ı âdî yapmıştır. Yâni demiştir ki: «Ey kulum! İhtiyârınla hangi yolu istersen seni o yola götürürüm. Öyle ise mesuliyet sana aittir.»</p>
<p>«Duâ ve tevekkül, meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi; istiğfar ve tevbe dahi, meyelân-ı şerri keser, tecavüzatını kırar.»</p>
<p>Yazı şu ezelî hükümle tuğralanıyor: «Kadere îman, îmanın erkânındandır. Kısaca, hayat-ı insâniye bütün teferruatıyle kaderin mikya­sı ile çizilmiştir ve kalemiyle yazılıyor.»</p>
<p>Üstâd şimşek pırıltıları ile aydınlanan bu karanlık bölgelerde bü­yük bir güvenle dolaşıyor. Üslûb kesîf ve izahlar inandırıcı. Asırları ku­caklayan bir tefekkürün çağdaş idrâke seslenişi, yaralanan bir idrâke, yabancılaşmış bir idrâke. İrfanımızın madde-i asliyesi olan bu fikirle­ri ne kadar anlıyabiliyoruz? Heyhat; ne meselenin kendisine âşinâyız ne mefhumlara.</p>
<p>Cemil Meriç, Kırk Ambar, s. 417-419.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ezeli-sir-kader/">Ezeli Sır: Kader</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ezeli-sir-kader/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
