<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cesaret | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/cesaret/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jul 2020 08:19:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Cesaret | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ş.Teoman Duralı &#8211; Felsefe Bilimin Odağında Metafizik &#8220;Alıntılar&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/s-teoman-durali-felsefe-bilimin-odaginda-metafizik-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/s-teoman-durali-felsefe-bilimin-odaginda-metafizik-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 13:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Teoman Duralı]]></category>
		<category><![CDATA[Öz Benlik]]></category>
		<category><![CDATA[“gerekçelendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Cesaret]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce hürriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Duymak]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözüpeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Temellendirme’]]></category>
		<category><![CDATA[Teoman Durali]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman ve Mekan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21634</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Temellendirme’ ile “gerekçelendirme’ yoluyla doğruluğu yahut yanlışlığını görebileceğimiz her inanç bir ‘varsayım’dır. Temellendirme ile gerekcelendirme yoluyla doğruluğu kanıtlanabilmiş her varsayım ise, ‘bilgi’dir. Ancak, kanıtlanabilmiş her varsayım, şimdilik bir bilgi değerini taşır. Kısa yahut uzun vadede değişen şartlar, şimdi doğru olarak kabul ettiğimiz varsayımı, yanî bilgiyi yanlışlayabilir. Bu bakımdan hiçbir bilgi kesin, şaşmaz ve nıhâî değer [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/s-teoman-durali-felsefe-bilimin-odaginda-metafizik-alintilar/">Ş.Teoman Duralı – Felsefe Bilimin Odağında Metafizik “Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-21955" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/felsefe-bilimin-odaginda-metafizik.png" alt="" width="650" height="349" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/felsefe-bilimin-odaginda-metafizik.png 650w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/felsefe-bilimin-odaginda-metafizik-600x322.png 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/felsefe-bilimin-odaginda-metafizik-300x161.png 300w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>“Temellendirme’ ile “gerekçelendirme’ yoluyla doğruluğu yahut yanlışlığını görebileceğimiz her inanç bir ‘varsayım’dır. Temellendirme ile gerekcelendirme yoluyla doğruluğu kanıtlanabilmiş her varsayım ise, ‘bilgi’dir. Ancak, kanıtlanabilmiş her varsayım, şimdilik bir bilgi değerini taşır. Kısa yahut uzun vadede değişen şartlar, şimdi doğru olarak kabul ettiğimiz varsayımı, yanî bilgiyi yanlışlayabilir. Bu bakımdan hiçbir bilgi kesin, şaşmaz ve nıhâî değer taşımaz.</p>
<p>Gelgelelim öyle birtakım inançlar da var ki, bunlar asla “varsayımlaşmaz’lar. Onların temellendirilip gerekcelendirilmesi imkânsızdır. Bununla birlikte temellendirilip gerekcelendirilen inançlarımızı, mezkür temellendirilip gerekcelendirilemezlere dayanarak türetiriz. İşte bu temellendirilip gerekçelendirilmekten masūn temel inançlar, cemiyet hayatımızın hususî ve dinî cephesinde &#8216;imân’, felsefe-bilimdeyse ‘aksiyom’ olarak adlandırırlar. İmân niteliğindeki inançları tartışamayız. Bunları ya kabul ya da reddedebiliriz. Aynı şeyi aksiyomlariçin de söyleyebiliriz.(s.29)</p>
<hr />
<p>Bilgilenme yönündeki düşünme, yanî felsefenin düşünmesi dille olur. Dil, felsefece düşünmenin omurgasını teşkil eder. Dil, şirâzesinden çıktımı, düşünmenin düzeni bozulur. Dilinkine koşut düşünmenin dağılması ve bunun sonucunda ortadan kalkması, geçmişte yaşanmamış olaylardan değildir.</p>
<p>Mantığın menbaı ile menşei dilin düzgünce kullanılmasına ket vurulmasıyla birlikte mantıklı düşünme de dumüra uğrar. Boş kalan alanı duygular doldurur. Duyguların karıştığı düşünmede tutarlılıktan bahsedemeyiz. Düşünmenin ürünü düşüncelerdir. Disiplinden koptuğunda düşünceler müphemleşirler.</p>
<p>Türkiye açısından düşündüğümüzde her alandaki başarısızlığımızın baş nedenlerinden biri düzensizliktir. Bu yüzden varolan düzenin değişmesi, eğitim ile öğretimin yeniden tanzîmi şarttır.(s.63)</p>
<hr />
<p>Düşünce hürriyeti sorumluluklarla sınırlanmalıdır. Meselâ, İngiliz meclisinde adamın biri, çocuklarla cinsî ilişki kurmanın serbest bırakılmasiçin teklifte bulunmuş. Böyle bir teklifi bırakın tartışmak, gündeme getirmek bile yasaklanmalıdır. Eğitim sisteminizin, bunu düşünmeye eğilimli bir kişinin kendinden nefret etmesini sağlaması gerekir. Başka bir anlatışla, beslediğim niyetlerde bile alabildiğine serbest kalamam. İcâbında gördüğüm düşten dahî utanmalıyım; bunu bana sağlayacak edebim olmalı.</p>
<p>Düşünceyi alabildiğine serbest bırakmak, isteyen istediğini düşünüp ortaya koysun demek, insanı sapıklığa götürür. Çok önemli görüşler ifâde edilmesin yahut eleştirilmesin, demiyorum. Bu, öncelikle felsefenin işidir. Felsefe bunu düşünüyor, ortaya koyuyorsa, toplumuna alabildiğine hizmet ediyor demektir. Felsefenin bunu becerebilmesiçin toplum talepte bulunmalıdır. Türkiyede toplumun felsefeden böyle bir talebi yok gibi; olmadığı sürece de Özgün bir şeyin ortaya çıkması mümkün değil.(s.64)</p>
<hr />
<p>Her alanda, aklımıza gelebilecek her yaşama kesitiçin vazgeçilmez şart bilgidir. Bilgi olmadan, bir işi başarmamız mümkün değil. Ayakkabı boyamasını bilmiyorsam, boyayamam; bu çok ortada olan bir şey. Kayık tamir etmesini bilmiyorsam yani marangozlukla ilgili bir hünerim yoksa bunu yapamam. Meselâ araba kullanmakiçin onu öğreniyoruz. Her öğrenme işi aslında bilgi edinmedir. Hangi olaya yönelmişsek onu bilmekiçin öğreniyoruz. Öğrenmenin maksadı budur.(s.72)</p>
<hr />
<p>Eğitim bilgilenmenin temelidir; esâsıdır ve en önemli safhasıdır. Eğitim eksikse, hattâ yoksa, okullaşmayla birlikte başlayan bilgilenme eksik ve sakat kalır. Bunun altını ne kadar çizersek azdır. Zîrâ eğitim her şeyin başıdır. Bu bilgiler bizde “edep, terbiye’ adlarını verdiğimiz belirli bir bilgi temeli oluşturacaktır. “Nasıl oturulur, nasıl kalkılır, nasıl yenir, nasıl içilir, toplum içinde nasıl konuşulur, büyüklere nasıl hitâb edilir, küçüklerle nasıl sohbet edilir?” Bütün bu ve bir sürü başka husus bu eğitimin içinde yer almaktadır ve terbiyemizi teşkil etmektedir. Okulla birlikte başlayan bu yeni bilgilenme dönemi “öğrenim’dir.(s.72)</p>
<hr />
<p>Duymak’ hissetmek demektir. Demekki işin başında duyu yahut duyumlama vardır. Duyu yoksa bilgi ortaya çıkmaz. Tekrar ediyorum doğuştan, hazır getirdiğimiz birtakım bilgilerden söz edemeyiz. Ancak bilgilenme imkânını getiriyoruz doğuştan. Çünkü yapımızda, tabiatımızda daha bilimsel bir ifâdeyle genetiğimizde bilmeye yatkınlık veya bilme imkânları vardır. Demekki “bu masaymış” demiyorum doğduğum ândan îtibâren. Bu öğretiliyor veya gösteriliyor. 0 nesneyi gördüğüm vakıt “bu nedir?” diye soruyorum yahut da sormuyorum, bir şekilde “bu masadır, o iskemledir” deniliyor.</p>
<p>Kısacası karşılaştığım eşya bana adıyla bildirilmektedir. Adını bilmediğim bir eşya bir şey ifâde etmez çünkü. Görüyorum onu ve duyumluyorum; hissediyorum ama çok önemli bir nokta algılamıyorum. O duyduğuma, o hissettiğime anlam veremiyorum. Orada bir şey duruyor ama altını çizerek söylüyorum, onun ne olduğunu bilmiyorum.</p>
<p>O hâlde, onun ne olduğunu bilmek, onu algılamaktır. Yığınla duyu verisine konu olmaktayız. Koku olsun, dokunarak, işiterek olsun yığınla şeyi duyumluyoruz. Bunların ancak belli bir kısmını algılıyoruz. Şu ânda, şu mekânda beni etkileyen sayısız etken vardır. Bunlardan ancak birkaç tânesi benim algı dünyama dâhil oluyor. Karşımda duran bir kameranın olduğunu düşünelim ya da önümdeki masa, sağımdaki duvar yahut pano&#8230;</p>
<p>Algıladıklarımın benimiçin hep bir adı vardır. Anlamlarının derinliğine giremesem bile, 0 ad onları bana anlatmaktadır. Karşımda durduğunu düşündüğümüz kameranın nasıl işlediğini veya bütün ince mekanismalarını bilemeyebilirim. Yanî kameranın ne işe yaradığını değil ama onun ne olduğunu bilirim ve bu kamera benim algı dünyamın içinde yer almaktadır.</p>
<p>Öyleyse bilmekiçin ilkin duyu verisine ihtiyâcımız. vardır; duyu verisi algıya dönüşmek zorundadır. Zîrâ onun üstünde bilgi dediğimiz olay belirmeğe başlar.(s.75)</p>
<hr />
<p>Nasıl tek bireyin kendi “benliğ’ini bilmesi kişisel bilinciyse, toplumun öz “benliğ’ini tanıması da onun toplumsal bilincini ortaya koyar. Birinde olduğu üzre, ötekinde de bilincin esâsı, hâfızadır. Toplum hâfızasından kaynaklanan hatıralardan yaşayakalanlar, gelenekleşirler. Gelenekleşebilmiş maşerî (kolektiv) hatıralarsa, kendilerini yaşayan toplumda örf, âdet ile görenek biçiminde duyurur, izhâr ederler. Örf, âdet, gelenek ile göreneklerin heyetimecmüunaysa, o toplumun kültürü adını veriyoruz.</p>
<p>İmdi nasıl kültürsüz toplum olamazsa, aynı şekilde tarihsiz kültürden de bahsedilemez. Tarih, toplumun benliğine ilişkin bilinci, dolayısıyla kimliğidir; Geçmişini topyekün unutmuş insan, hâfızasını yitirmiştir.</p>
<p>René Descartes’ın “düşünüyorum, öyleyse, varım” düstüru uyarınca, hâfızası silinmiş olan, varlığına -yanî benliğine-ilişkin bilincini de kaybeder; sonuçta, insanlığından olur. Böyle birine artık insan diyemeyiz. 0, salt dirim seviyesine -yanî beşerliliğe-rucü etmiş sayılmalıdır; bunaysa, “bitkisel hayat’ denir. Aynı şekilde, geçmişini düşünemeyen, demekki tarihsiz kalan toplum ortadan kalkmağa hükümlüdür. Dünü olmayan toplumun yarını da olamaz. 0, tıpkı hâfızasını kaybetmiş kişi gibi, değerlendirme yapamayıp anlamlandırmada bulunamaz.(s.109)</p>
<hr />
<p>Yalnızca hâlihazır varolan evren (kâinat) değil, olmuş, olan ve olacak bilcümle âlemler Allahta anlamlıdırlar. 0, anlamlandırma yetisini (Fr capacité) varolan fizik evrende, bilebildiğimizce, bir tek, insana bahşetmiştir.(bkz.İsra,8)</p>
<p>Değerlendirmeye gelince: Madem yaratıcı Odur, yarattıklarının anlamını 0, içkince bilir -bu bağlamda anlam manâ olur-, o hâlde Allahın değerlendinne yapmağa ihtiyâcı yok. Bunun istisnâsı insanla ilgilidir. Zirâ -Meleküt âleminin sâkinleri hâriç-sınırlı ölçüde, “hürlük’le şereflendirilerek yaratılmış yalnızca insandır. Onun ne duyduğunu, hangi duygulara kapıldığını, ne yapıp ettiğini yaratıldığı ândan îtibâren Rabbı tarafından bilinmekle birlikte, Allah, ayrıca, insanın duyuşunu, düşünüşünü, hâl ile hareketlerini mütemâdiyen gözleyip değerlendirir -:“De Herkes kendine has (kendi kâbiliyetine uygun) tarzda eyler; en doğru yolda olanları (yolu seçenleri) en iyi bilen Rabbındır.(bkz.Bakara,30;En&#8217;am,165) (s.110)</p>
<hr />
<p>Tarih, insan-toplum-kültür gerçekliğinin dışında, ondan ayrı mütâlea edilemez. Tam tersine, insan-toplum-kültür, ‘tarih ocağı’nda pişer. Her insan-toplum-kültür gerçekliği, piştiği tarih ocağına göre bakış açısı kazanır.</p>
<p>Böylelikle her insan-toplum-kültür, öz tarihinden ötürü kendine has bir gerçeklik “reng’ine bürünür. Buradan hareketle, insan-tarih-toplum-kültür bütünlüğünden bahsetmek lâzımdır. Her tarih biriciktir; bu yüzden, hiçbir insan-tarih-toplum-kültür gerçekliğini başka birinin bakış açısından açıklamağa imkân yoktur. Ancak, bunların arasında benzerliklerin, ortaklıklar ile etkileşmelerin olmadığı anlamını çıkarmak da doğru değildir.</p>
<p>Tarihciliğin, özellikle de -gerek tarih biliminin felsefesi gerekse tarih metafiziği anlamlarında-tarih felsefeciliğinin zorluğu, insan-tarih-toplum-kültürlerin özgün gerçekliklerinin üstünde ve onları dahî kapsayan evrensel yahud insanşumül değerler ağı varmı; varsa, cüzî birimlerin, bahsi geçen tümel (evrensel) değerler varlığı içindeki konumları, önemleri ile ilişkileri nelerdir, sorularında odaklaşmaktadır.(s.116)</p>
<hr />
<p>Her varolan, mekânda yer almak zorunda olup sürece mahkumdur. İnsansa, mekânını kendine ve ötekilere belirtmek süretiyle irdeler. Kendisiyle birlikte “mekân’ının tâbi olduğu süreçliliği çözümleyerek ‘zaman’a ulaşır. ‘Zaman’a mâlik olup o’nda varolan, bir tek, insandır. ‘Zaman’ına göre, kişi, ‘mekân’ını tayîn eder; “mekân’ına bakarak “zaman’ını ayarlar. Aklıyla, duygularına da ayar vererek, yürüttüğü bahse konu işlem,insana bilincini kazandırır. “Söz konusu işlemi yürüten kim?’ sorusuna ‘aklımla duygularıma da ayar vererek yürütülen işlem bana ait, benimdir’ cevabı, özbilinci tevlit eder. Akıl da duygu da yürütülen işlem de bende olup bendendir düşünüşü özbilinçtir.(s.123)</p>
<hr />
<p>Gerek vahiyin gerekse vicdânın hitâbı “şartsız buyruk’ (Fr impe’ratif catégorique) tarzındadır. Buysa, “şartlı buyruk’ (Fr impe’ratif hypothe’tique) doğrultusunda işleyen çağdaşcı-serbestci-sermâyeci söylemiyle çelişip karşıtlaşır. Ahlâkın astarını teşkil eden vicdâna, demekki Tanrının gönlümüze seslenişine kulak kabartmağı öngörür hâlis şartsız buyruk gündemden kalkmıştır. Neden? Çağdaş İngiliz-Yahudî medeniyetinin temel ideolojisi kulakları Tanrı hitâbına sağırlaştırmıştır da ondan. Şartsız buyruğa meylettiğimizde dahî, dinlediğimiz artık kendi sesimizden, nefsimizden başkası değil.</p>
<p>Vicdânı kabloya benzetirsek, bir ucu akla, öbürü de gönle bağlanmıştır. Akıl, Tanrı çıkışlı güç düşürücü merkez olup Ondan aldığı şartsız buyruğu, bana ve ortamıma göre biçimleyerek, “duygular ocağı’ gönle iletir. Böylelikle karmakarışık, rengârenk duygulara çekidüzen verip onları tertipler. Aklın tertipleyici, yöntem sunan ilkeleri, kuralları ile kanunlarını içerip aralarında biçimsel bağları kuran merkez mantıktır. Tekmil mantık ilkelerinin, kuralları ile kanunlarının -daha başka temeli bulunmaz-esâsı üçtür: Özdeşlik, çelişmezlik, üçüncü şıkkın olamazlığı.</p>
<p>Nasıl Tanrı, kutsal kitabında insana ebedî hayatı, şartsız “imân et! ’ buyruğuna dayandırarak vadediyorsa, benzeri bir işi ideoloji, demekki millî toplumculuk da Alman milletine, şu üç şartsız buyruğun ifâsı hâlinde sonsuz yaşama vaadinde bulunuyor: Üre, savaş, hükmet.36(s.125)</p>
<hr />
<p>Eflâtun’un “Lakhes” başlıklı söyleşisinde (193c) verilen örnek, savımızı aydınlatması bakımından önemlidir: Kırda yürüyen biri imdât feryâdı işitir. Sesin geldiği yöne seyirtir. Bakar, suya düşmüş çocuk boğulmak üzre. Ne yapmalı? Şartsız buyruk uyarınca boğulmak üzre olan çocuğu kurtarmak kaçınılmaz bir zorunluluktur. Nitekim Kur’ânın (Maide [5]/32) bizlere bildirdiği şöyledir: “&#8230;Bir kişiyi kurtaran, bütün insanları yaşatmış gibidir!” Evet, öyle olmasına öyledir de; “ya kurtarmağa soyunanımız,” diyor Sokrates, “yüzme bilmiyorsa.” Filvakî burada da başka bir şartsız buyruk işe karışır: “&#8230; canınıza kıymayınız!” (Nisâ [4]/29). Ayet, Sokrates’in -daha doğrusu, hocasının ağzından konuşan Eflâtun’un-içine doğmuşcasına: “Yüzme bilmiyorsâ, adam çocuğu kurtarmaktan vazgeçmeli; aksi takdirde kurtarmağa kalktığıyla birlikte canından olacaktır.” Karar kimin? Aklın!</p>
<p>Yüzme bilip de suya atlayan kurtarıcı, cesur; bilmemesine rağmen, kurtarıcılığa soyunansa, gözüpektir. Cesâret, akıl buyruğuna itaat eden duygu olmasına karşılık, gözüpeklik böyle değil. Aklın dizginlerinden kopup başına buyruk duygulara heyecân deniliyor. Gözüpeklik veya başka bir deyişle, cürret de böyle bir şeydir. Vicdânda işitilen, aklın şartsız buyruğuna tâbi duygunun sesidir. Gözüpek kişi, herhangi bir menfaatın cazibesine kapılarak, nefsinin itişiyle, yüzme bilmediğini unutarak suya atlar veya bildiği hâlde atlamayabilir. Şu ikinci hâlde, korkaktır.</p>
<p>Tıpkı cürretkârlık, gözüpeklik gibi, korkaklık da akla ters düşmek, vicdâna aykırı davranmaktır. Nefste çoğu kez dile gelen, getirilen, zekâdır, giderek kurnazlıktır. Akıl, zekânın âmiri olmakla birlikte, ikinci, birinciye her vakıt ve şartta itaat etmeyebilir. İlk bakışta böyle bir durum bireye yararlı bile olabilir. Zekâ kısa huzmeli ışığı andırır. Meseleleri çözermiş gibi gözükür. Gelgörki bu, görünüşten ibârettir.</p>
<p>Çerçöpü halının altına süpürürcesine, düzme çözümdür. Ancak aklın hükmü ile buyruğundaki zekâ, tabiî ki, yine kısa vadeli olmakla birlikte, anlamlı iş görür. İster fennî, ister ahlâkî sahada olsun, esâsh, uzun vadeli, manâ dolu çâre arıyorsak, mürâcaat mercii hakîm, bilge aklıdır. Becereklilik, manâlı ve mantıklı çözümler ile üstün edep-ahlâk tutumları hep, doğrudan doğruya, ilâhî talimat olduğuna inanılan akıl mahreçlidir.(s.130)</p>
<hr />
<p>Duyulur, görülür gerçeklik dünyası içi karanlık, yolsuz, korkutucu ormanı andırır. Bizâtihi anlam yoksunudur da ondan. Mezkür karanlığı aydınlatan ışık kaynağı akıldır. Güç merkeziyse maneviyât. Akıl maneviyâttan aldığı güçle karanlık, demekki anlam- ve değerdışı evreni aydınlatır, değerlendirip anlamlandırır. Böyle değerlendirilip anlamlandırılmış evren, dünyalaşır. Değer ile anlamdan yoksun salt fizik evren, maneviyât varlığı insanla dünya olur. Peki, maneviyât nerede? İnsanda. Onun, anlam ile değer yoksunu maddî-fızikî dünyayı akılla anlamlandırıp değerlendirme gücü, kudreti maneviyâttan neşet eder.</p>
<p>Teşbihte hata olmazmış: Maneviyâtı, anlamlandırma-değerlendirme güç merkezi (Fr centrale électrique) gibi görebilir; aklıysa, ışıldağa (Fr projecteur) benzetebiliriz. Aklın ışığı dildir. Onun gerek içimizde kalan ürünleri,gerekse dışa vurduklarımızla varlık özümüze göre varolanlığımızı inşa ediyoruz.(s.134)</p>
<hr />
<p>Çünkü insanı en fazla zorlayan, nefsini frenleme irâdesidir. Söz konusu frenin tutmasıysa, ibâdet dediğimiz zorlu talim terbiye sâyesindedir. Nasıl ölme öldürme hünerini çeri/asker talim yoluyla edinmeğe çaba harcıyorsa-Küçük cıhat-, nefsi dizginleyip sindirme gayretindeki mütedeyyinin temrini de ibâdetle olur -: Büyük cıhat-. İbâdet, kendinde gâye olmayıp nefsin terbiyesi yoluyla bastırılmasına matüf temrindir. Dizginlenemeyip başıboş kalmış nefs, başta zulum ile sömürü olmak üzre, bilcümle kötülüğün kökü kaynağıdır. Bahse konunun, dinî-ilâhî şirâzesinden çıkmış karanlık çağ Yirminci yüzyılda açık örneğini olanca vahşeti ve fâciasıyla yaşayarak görmedikmi? Manevî-derunî astarını fütursuzca yırtıp bir kenara atarak yalnızca dış söylemlerini dinden apartan çağda&#8217;ş ideolojilerin, kurtarma hevesine kapıldıkları insanların başına açtıkları belânın haddı hesabını çıkarmak günümüzde uzmanlık alanı hâline gelmiştir.</p>
<p>Nefs kendini duygularımızda izhâr eder. Karşı sıklet merkezi ilâhî sesleniş, yanî vicdândır. Bu da, tasavvufun iddiası uyarınca duyguların tâcı olup yeri yurdu gönüldür. Yanlış yorumlamalar gönlün zıddı olarak aklın-zihnin makamı dimâğa işâret ederler. Oysa üstün tasavvuf felsefesi, akıl ile gönlü birbirinin tamamlayıcısı tarzında tavsif eder.</p>
<p>Şu durumda gönülde ikâmet buyuran vicdân, dimâğ sâkini akla yol yordam gösterir; önceki sonrakine kılavuzdur. Akıl, vicdândan aldığı ipuçlarını ilmik ilmik işleyerek kişiye yol haritasını çıkarır. Bu akıl vicdân el ele yürüyüşüne süreklice çomak sokmağa, baltalamağa yeltenense nefstir. Galebe çalar, akıl vicdân işbirliğini kundaklamağı becerebilirse Allahın gösterdiği, onun gitmesini istediği doğru yoldan, demekki sırâtımustakîmden kişi şaşar; yolunu şaşırır,yoldan çıkar:Delalet.(s.146)</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/s-teoman-durali-felsefe-bilimin-odaginda-metafizik-alintilar/">Ş.Teoman Duralı – Felsefe Bilimin Odağında Metafizik “Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/s-teoman-durali-felsefe-bilimin-odaginda-metafizik-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözükaralık/Cesaret/Korkaklık</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gozukaralik-cesaret-korkaklik-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gozukaralik-cesaret-korkaklik-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Sep 2018 20:02:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Davutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Cesaret]]></category>
		<category><![CDATA[Düzenli Çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Duruş]]></category>
		<category><![CDATA[Gözükaralık]]></category>
		<category><![CDATA[Genç]]></category>
		<category><![CDATA[Gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Korkaklık]]></category>
		<category><![CDATA[Plan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20654</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gözükaralık/Cesaret/Korkaklık Tevazuyu ele alırken bahsettiğimize benzer bir altın oran genç olmanın en önemli alamet-i farikalarından biri olan cesaret için de geçerlidir. Klasik ahlak felsefesinde nefsin üç gücü vardır: düşünme, gazap ve şehvet. Her birinin ifratı, tefriti ve itidali vardır. Bu çerçevede cesaret/ şecaat/ yiğitlik nefsin gazap gücünün itidalidir. Hatırlarsan, adalet bahsinde itidal kavramının adalet ile olan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozukaralik-cesaret-korkaklik-2/">Gözükaralık/Cesaret/Korkaklık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/09/84-cesaret.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-22195 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/09/84-cesaret.jpg" alt="" width="416" height="268" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/09/84-cesaret.jpg 400w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/09/84-cesaret-300x194.jpg 300w" sizes="(max-width: 416px) 100vw, 416px" /></a>Gözükaralık/Cesaret/Korkaklık</strong></p>
<p>Tevazuyu ele alırken bahsettiğimize benzer bir altın oran genç olmanın en önemli alamet-i farikalarından biri olan cesaret için de geçerlidir. Klasik ahlak felsefesinde nefsin üç gücü vardır: düşünme, gazap ve şehvet. Her birinin ifratı, tefriti ve itidali vardır. Bu çerçevede cesaret/ şecaat/ yiğitlik nefsin gazap gücünün itidalidir. Hatırlarsan, adalet bahsinde itidal kavramının adalet ile olan ilişkisinden bahsetmiştik. O zaman diyebiliriz ki bir ahlaki erdem olarak cesaret, nefsin gazab gücünün altın oran ölçeğinde adalede kullanımıdır. Gel istersen bu konudaki sohbetimize önce bunun klasik ahlak düşüncemizdeki yerini özetleyen bir alıntı ile başlayalım: Cesaret (şecaat, yiğitlik) nefiste bulunan bir hal olarak ele alındığında; kalbin zorluklar karşısında sarsılmaması ve korku anlarında metaneti yitirmemesidir. Fiil olarak ele alındığında ise<br />
fırsatını bulduğunda atılmaktır.</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/04/0001730599001-1.jpg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-20655 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/04/0001730599001-1-182x300.jpg" alt="" width="182" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/04/0001730599001-1-182x300.jpg 182w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/04/0001730599001-1.jpg 363w" sizes="(max-width: 182px) 100vw, 182px" /></a></p>
<p>Saldırganlık ile korkaklık arasında yer alan bir erdemdir. Cesaret (yiğitlik) orta düzeydeki korku ve öfkenin birleşiminden oluşan bir Midir. Çünkü öfke, küçük şeylere bir anda parlayan bazı kimselerde olduğu gibi aşırı olabilir. Buna karşın ailesine ve anne babasına yönelen terbiyesizliğe tepkisiz kalan korkak kimsedeki gibi eksik de olabilir. Genç olmanın en önemli vasfının cesaret ve yiğitlik olması sebebiyle, bu bahsi biraz daha açmak istiyorum ki insana verilen bir gücün nasıl kullanılması gerektiği konusunda biraz daha derinliklere inebilelim. Yusuf Has Hacib&#8217;ten biraz önce yaptığımız alıntıda da olduğu gibi kadim Türkçede gençliğin &#8220;yiğitlik&#8221; kelimesi ile karşılanmış olması bile gençlik ile yiğitlik/cesaret niteliği arasındaki bağı ortaya koymaktadır. İsfahani nefsin üç potansiyel güç unsurundan biri olan gazaptan kaynaklanan yiğitlik türlerini de beşe ayırarak ele alıyor:&#8221; (i) Vahşi yiğitlik ki öfkesi patlayan birinin atılganlığı ve muhatabını alt etme gayreti; (ii) hayvani yiğitlik ki, yiyecek veya eş bulma maksadıyla mücadele eden birinin atılganlığı, (iii) tecrübeye dayanan yiğitlik ki sürekli savaşıp kazanan ve bunu kendisi için esas gören birinin atılganlığı, (iv) cihadi yiğitlik ki dinini savunma için savaşan birinin yiğitliği ve (v) hikemi yiğitlik ki fikir ve temyiz (kudretine dayanarak yiğitliğin bütün türlerinde övgüye değer davranışlar sergilemeyi sağlayan atılganlık hali olup gerektiği yer ve zamanda, gerektiği ölçüde gösterilir.</p>
<p>Burada hikemi, yani hikmete dayalı yiğitlik kavramını iyice anlaman, altın oran ölçeğindeki cesareti daha iyi idrak etmeni sağlayacaktır. Dikkat edersen, her bir davranış ilkesinin doğamızda içkin hikmetle buluşması altın oranlı bir erdemi ortaya çıkarıyor. Cesaret gazap gücünün altın oranlı kullanımıdır; bunun ifratı gözü karalık, tefriti ise korkaklıktır. Cesaret ihtiyacı iki hiil üzere ortaya çıkar. Birisi aktif/etken cesarettir ki, senin kendi yaptığın planlamalar içinde ortaya çıkabilecek risk ve tehditlere karşı göstereceğin duruşu ifade eder. Diğeri ise reaktif/edilgen cesarettir ki, başka faktörlerce sana yönelen risk ve tehditlere karşı göstereceğin duruşta tecessüm eder. Gel şimdi her iki halde de alman gereken tavrı, göstermen gereken duruşu biraz daha detaylı ele alalım.</p>
<p>Hangi iş olursa olsun her işe mutlaka akıl ve hikmet güçlerini kullanıp kapsamlı bir plan yaparak başla; cesaret bu planın en önemli parametrelerinden birisi olarak daima zihninde bulunsun. Hiçbir iş risksiz ve tehditsiz olmaz. Risk almak istemeyen kişinin başarılı olma şansı da yoktur. Risk her işin doğasında vardır; senin iradi olarak yapman gereken, bu riski hesaplaman ve gerekli tedbirleri alarak minimize etmendir. Bu durumda üç farklı tavır ortaya çıkar:</p>
<p>Birincisi hiçbir risk ve tehdit hesaplamasını yapmadan yola çıkmaktır ki, bu gözükaraların tavrıdır. &#8220;Gözükara&#8221; tabirini bilerek seçtim. Bu tür tavır alanlar ya risk ve tehditleri görebilecek yetenekten yoksundurlar, ya da bu yeteneği kullanacak akıl ve hikmetten. Risk ve tehditlere zihni ve psikolojik olarak hazır olmadıkları için, karşılaştıkları ilk risk ve tehdide fevri tepkilerle yaklaşırlar ve zamanla başlangıçta yaptıkları plandan koparak olayların gelişimine göre savrulur giderler.</p>
<p>Ikinci tavır korkakların tavrıdır ki, aslında bir tavırsızlık halidir. Başlayacakları işteki risk ve tehditlerle zihinlerini öyle meşgul ederler ki, çok plan yaparlar ama asla harekete geçemezler. Risk ve tehditlere ayarlı zihinleri onlara sürekli beklemeyi telkin eder. Her bekleyişte konjonktür değiştiği için de yeni riskler ve tehditler ortaya çıkar ve tam bir kısır döngü içine girerler.</p>
<p>Üçüncü tavır ise, girişilecek işin bütün risk ve tehditlerini hikmetli bir şekilde önceden görebilen hikemi cesarettir ki, bu tavırda niyetteki hasbilik süreçteki planlama ile birleşir ve çizilen yol haritasına göre sarsılmaz bir azim ve tevekkülle yola konulur.</p>
<p>Işte yiğitlik de, şecaat de cesaret de bu tavır alışta ve bu duruştadır. Reaktif/ edilgen cesaret ise başka bir özne tarafından belirlenen ve planlanan şartlarda ya da afet zamanlarında gösterilen tepkilerde ortaya çıkar ki, burada da üç tavır söz konusudur. Gözükaralar, gelen risk ve tehdidin gücünü, kaynağını, yaygınlığını ve muhtemel seyrini hesap etmeden harekete geçerler ve sürekli hesap edemedikleri yeni risk ve tehditlerle karşı karşıya kalırlar.</p>
<p>Bu nedenledir ki, direnme güçlerini istikrarlı ve ekonomik bir şekilde kullanamazlar. Başlarda çok yüksek görünen dirençleri zamanla yıpranmaya başlar ve daha küçük ölçekli risk ve tehditler karşısında bile zaafa düşerler. Korkaklar ise, ortaya çıkan risk ve tehditlerin daha ilk aşamasında dahi paniğe kapılırlar. Bu panikle kendilerini iki kötü seçeneğin kaçınılmaz kıskacına sıkıştırırlar; kaçma ya da teslim olma/ boyun eğme. Her iki seçenekte de başarı şansları kalmaz; risk ve tehdidin ölçeğine göre varoluşları dahil her şeylerini tehlikeye atarlar.</p>
<p>Hikmet sahibi cesurlar ise, önce tehdidin gücünü, kaynağını, kapsamını ve muhtemel seyrini anlamaya çalışırlar, sonra bu risk ve tehdit unsurları karşısında kendi direnme ve karşı hamle yapma güçlerini gerçekçi bir şekilde hesap ederler ve daha sonra harekete geçerler. Gösterdikleri tepki sürecinde de güçlerini istikrarlı ve ekonomik bir şekilde kullanmaya, risk ve tehditlerin muhtemel etkilerini zamana yaymaya ve sürecin kontrolünü önce elleri ne geçirmeye, daha sonra da ellerinde tutmaya özen gösterirler. Ne gözükaralar gibi hemen harekete geçerler ne de korkaklar gibi paniğe kapılırlar.</p>
<p><strong>Gördüğün gibi genç dostum,</strong></p>
<p>Gençliğe en çok yakışan özelliklerden birisi olan cesaret yalınkat bir davranış kodu değildir. Aksine akıl ve hikmetle donanması gereken bir enerji potansiyelinin harekete geçmesidir. Bu enerji potansiyelinin ahlaki bir erdeme dönüşmesi senin elindedir. Bunun için yapman gerekenleri bir özetleyelim;</p>
<p>Bir işe kalkışacağın, bir yola koyulacağın zaman;</p>
<p>-Azığını iyi hazırla, yani kendi potansiyel gücünü iyi bil ve organize et,</p>
<p>-Karşılaşabileceğin risk ve tehditleri ihmal etmeden ve abanmadan hesaba kat,</p>
<p>-Bu risk ve tehditlere karşı alabileceğin tedbirleri aşamalı olarak planla,</p>
<p>-Daha sonra da azim, sebat, cesaret ve tevekkülle yola koyul. Hesap etmediğin ani bir risk ve tehditle karşılaştığında ise;</p>
<p>-Ne gözükaralar gibi hesapsız tepki göster ne de korkaklar gibi paniğe kapıl,</p>
<p>-Ortaya çıkan risk ve tehdidin gücünü, kaynağını, kapsamını ve muhtemel seyrini soğukkanlı ve gerçekçi bir şekilde hesapla,</p>
<p>&#8211; Harekete geçmeden önce mutlaka karşı bir planlama içinde tepkiler ver ve hiçbir şekilde disiplinden kopma,</p>
<p>&#8211; Görebildiğin her risk ve tehdit ile baş edebilme gücünün sana &#8220;Hiçbir nefse taşıyamayacağı yük verilmemiştir&#8221; (Bakara 2/286) diyen Rab bin tarafından verildiğini unutma ve yine azim, sebat, cesaret ve tevekkül silahları ile donanarak yoluna devam et.</p>
<p>Bu yol haritalarında gençliğin verdiği heyecan ve delikanlılık ile gözükaraların tavrına yönelme! Gençlerin en çok aldandığı yer de burasıdır. Halk dilinde &#8220;cahil cesareti&#8221; diye adlandırılan bu tavır başlarda yüksek bir psikolojik motivasyona dayansa da sonu genellikle hüsrandır.  ürkmen lehçesinde gençlere &#8220;cahil&#8221; denmesi de, Çince de &#8220;genç&#8221; kelimesinin aynı zamanda toy anlamına gelmesi de bundan olsa gerek. Gençliğin verdiği enerjiyi cahillikle değil akılla, toylukla değil hikmetle kullan ve cesarete cahilce değil, bilgece yönel.</p>
<p><strong>Genç dostum,</strong></p>
<p>Gözükaralardan olmadığın gibi korkaklardan da olma. Korkaklık bir kez insan psikolojisine girdi mi bir virüs gibi bütün davranışlara sirayet eder ve kişinin düşünme ve hareket etme kabiliyetini felce uğratır. İnsanın doğasında korkma duygusu vardır; dolayısıyla gençliğimizde delikanlılığın gereği olarak yaptığımız gibi korkmaktan da korkma! Ama belli ölçüler de olması doğal olan korkuyu da yönetmeyi bil ve onun seni esir almasına izin verme.</p>
<p>Hangi düzeyde olursa olsun bir yöneticide olmaması gereken en kötü özellik korkaklıktır. Yönetici korkak olduğunda sadece kendisi değil, yönettiği insanlarıda felç eder. Aksine yönetici/lider kendisi hikemi bir cesarete sahipse , yönettiği kişilerde bundan nasibini alır. Yusuf Has Hacibin şu dizeleri kulağına küpe olsun.</p>
<p style="text-align: center;">Kör arslan bolu birse ıtka başı<br />
Bu it barça arslan bolur öz tuşi<br />
Kalı bolsa arslanka it başçısı<br />
Ol arslan bolur barça it sakısı</p>
<p style="text-align: center;">Arslan itlere baş olursa</p>
<p style="text-align: center;">İtlerin her biri arslan kesilir</p>
<p style="text-align: center;">Eğer arslanlara it baş olursa</p>
<p style="text-align: center;">O arslanların hepsi it gibi olur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak: Ahmet Davutoğlu &#8211; DURUŞ s.342-347</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozukaralik-cesaret-korkaklik-2/">Gözükaralık/Cesaret/Korkaklık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gozukaralik-cesaret-korkaklik-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözükaralık/Cesaret/Korkaklık</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gozukaralik-cesaret-korkaklik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gozukaralik-cesaret-korkaklik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2018 20:02:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Davutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Cesaret]]></category>
		<category><![CDATA[Düzenli Çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Duruş]]></category>
		<category><![CDATA[Gözükaralık]]></category>
		<category><![CDATA[Genç]]></category>
		<category><![CDATA[Gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Korkaklık]]></category>
		<category><![CDATA[Plan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20654</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gözükaralık/Cesaret/Korkaklık Tevazuyu ele alırken bahsettiğimize benzer bir altın oran genç olmanın en önemli alamet-i farikalarından biri olan cesaret için de geçerlidir. Klasik ahlak felsefesinde nefsin üç gücü vardır: düşünme, gazap ve şehvet. Her birinin ifratı, tefriti ve itidali vardır. Bu çerçevede cesaret/ şecaat/ yiğitlik nefsin gazap gücünün itidalidir. Hatırlarsan, adalet bahsinde itidal kavramının adalet ile olan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozukaralik-cesaret-korkaklik/">Gözükaralık/Cesaret/Korkaklık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gözükaralık/Cesaret/Korkaklık</strong></p>
<p>Tevazuyu ele alırken bahsettiğimize benzer bir altın oran genç olmanın en önemli alamet-i farikalarından biri olan cesaret için de geçerlidir. Klasik ahlak felsefesinde nefsin üç gücü vardır: düşünme, gazap ve şehvet. Her birinin ifratı, tefriti ve itidali vardır. Bu çerçevede cesaret/ şecaat/ yiğitlik nefsin gazap gücünün itidalidir. Hatırlarsan, adalet bahsinde itidal kavramının adalet ile olan ilişkisinden bahsetmiştik. O zaman diyebiliriz ki bir ahlaki erdem olarak cesaret, nefsin gazab gücünün altın oran ölçeğinde adalede kullanımıdır. Gel istersen bu konudaki sohbetimize önce bunun klasik ahlak düşüncemizdeki yerini özetleyen bir alıntı ile başlayalım: Cesaret (şecaat, yiğitlik) nefiste bulunan bir hal olarak ele alındığında; kalbin zorluklar karşısında sarsılmaması ve korku anlarında metaneti yitirmemesidir. Fiil olarak ele alındığında ise<br />
fırsatını bulduğunda atılmaktır.</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/04/0001730599001-1.jpg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-20655 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/04/0001730599001-1-182x300.jpg" alt="" width="182" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/04/0001730599001-1-182x300.jpg 182w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/04/0001730599001-1.jpg 363w" sizes="(max-width: 182px) 100vw, 182px" /></a></p>
<p>Saldırganlık ile korkaklık arasında yer alan bir erdemdir. Cesaret (yiğitlik) orta düzeydeki korku ve öfkenin birleşiminden oluşan bir Midir. Çünkü öfke, küçük şeylere bir anda parlayan bazı kimselerde olduğu gibi aşırı olabilir. Buna karşın ailesine ve anne babasına yönelen terbiyesizliğe tepkisiz kalan korkak kimsedeki gibi eksik de olabilir. Genç olmanın en önemli vasfının cesaret ve yiğitlik olması sebebiyle, bu bahsi biraz daha açmak istiyorum ki insana verilen bir gücün nasıl kullanılması gerektiği konusunda biraz daha derinliklere inebilelim. Yusuf Has Hacib&#8217;ten biraz önce yaptığımız alıntıda da olduğu gibi kadim Türkçede gençliğin &#8220;yiğitlik&#8221; kelimesi ile karşılanmış olması bile gençlik ile yiğitlik/cesaret niteliği arasındaki bağı ortaya koymaktadır. İsfahani nefsin üç potansiyel güç unsurundan biri olan gazaptan kaynaklanan yiğitlik türlerini de beşe ayırarak ele alıyor:&#8221; (i) Vahşi yiğitlik ki öfkesi patlayan birinin atılganlığı ve muhatabını alt etme gayreti; (ii) hayvani yiğitlik ki, yiyecek veya eş bulma maksadıyla mücadele eden birinin atılganlığı, (iii) tecrübeye dayanan yiğitlik ki sürekli savaşıp kazanan ve bunu kendisi için esas gören birinin atılganlığı, (iv) cihadi yiğitlik ki dinini savunma için savaşan birinin yiğitliği ve (v) hikemi yiğitlik ki fikir ve temyiz (kudretine dayanarak yiğitliğin bütün türlerinde övgüye değer davranışlar sergilemeyi sağlayan atılganlık hali olup gerektiği yer ve zamanda, gerektiği ölçüde gösterilir.</p>
<p>Burada hikemi, yani hikmete dayalı yiğitlik kavramını iyice anlaman, altın oran ölçeğindeki cesareti daha iyi idrak etmeni sağlayacaktır. Dikkat edersen, her bir davranış ilkesinin doğamızda içkin hikmetle buluşması altın oranlı bir erdemi ortaya çıkarıyor. Cesaret gazap gücünün altın oranlı kullanımıdır; bunun ifratı gözü karalık, tefriti ise korkaklıktır. Cesaret ihtiyacı iki hiil üzere ortaya çıkar. Birisi aktif/etken cesarettir ki, senin kendi yaptığın planlamalar içinde ortaya çıkabilecek risk ve tehditlere karşı göstereceğin duruşu ifade eder. Diğeri ise reaktif/edilgen cesarettir ki, başka faktörlerce sana yönelen risk ve tehditlere karşı göstereceğin duruşta tecessüm eder. Gel şimdi her iki halde de alman gereken tavrı, göstermen gereken duruşu biraz daha detaylı ele alalım.</p>
<p>Hangi iş olursa olsun her işe mutlaka akıl ve hikmet güçlerini kullanıp kapsamlı bir plan yaparak başla; cesaret bu planın en önemli parametrelerinden birisi olarak daima zihninde bulunsun. Hiçbir iş risksiz ve tehditsiz olmaz. Risk almak istemeyen kişinin başarılı olma şansı da yoktur. Risk her işin doğasında vardır; senin iradi olarak yapman gereken, bu riski hesaplaman ve gerekli tedbirleri alarak minimize etmendir. Bu durumda üç farklı tavır ortaya çıkar:</p>
<p>Birincisi hiçbir risk ve tehdit hesaplamasını yapmadan yola çıkmaktır ki, bu gözükaraların tavrıdır. &#8220;Gözükara&#8221; tabirini bilerek seçtim. Bu tür tavır alanlar ya risk ve tehditleri görebilecek yetenekten yoksundurlar, ya da bu yeteneği kullanacak akıl ve hikmetten. Risk ve tehditlere zihni ve psikolojik olarak hazır olmadıkları için, karşılaştıkları ilk risk ve tehdide fevri tepkilerle yaklaşırlar ve zamanla başlangıçta yaptıkları plandan koparak olayların gelişimine göre savrulur giderler.</p>
<p>Ikinci tavır korkakların tavrıdır ki, aslında bir tavırsızlık halidir. Başlayacakları işteki risk ve tehditlerle zihinlerini öyle meşgul ederler ki, çok plan yaparlar ama asla harekete geçemezler. Risk ve tehditlere ayarlı zihinleri onlara sürekli beklemeyi telkin eder. Her bekleyişte konjonktür değiştiği için de yeni riskler ve tehditler ortaya çıkar ve tam bir kısır döngü içine girerler.</p>
<p>Üçüncü tavır ise, girişilecek işin bütün risk ve tehditlerini hikmetli bir şekilde önceden görebilen hikemi cesarettir ki, bu tavırda niyetteki hasbilik süreçteki planlama ile birleşir ve çizilen yol haritasına göre sarsılmaz bir azim ve tevekkülle yola konulur.</p>
<p>Işte yiğitlik de, şecaat de cesaret de bu tavır alışta ve bu duruştadır. Reaktif/ edilgen cesaret ise başka bir özne tarafından belirlenen ve planlanan şartlarda ya da afet zamanlarında gösterilen tepkilerde ortaya çıkar ki, burada da üç tavır söz konusudur. Gözükaralar, gelen risk ve tehdidin gücünü, kaynağını, yaygınlığını ve muhtemel seyrini hesap etmeden harekete geçerler ve sürekli hesap edemedikleri yeni risk ve tehditlerle karşı karşıya kalırlar.</p>
<p>Bu nedenledir ki, direnme güçlerini istikrarlı ve ekonomik bir şekilde kullanamazlar. Başlarda çok yüksek görünen dirençleri zamanla yıpranmaya başlar ve daha küçük ölçekli risk ve tehditler karşısında bile zaafa düşerler. Korkaklar ise, ortaya çıkan risk ve tehditlerin daha ilk aşamasında dahi paniğe kapılırlar. Bu panikle kendilerini iki kötü seçeneğin kaçınılmaz kıskacına sıkıştırırlar; kaçma ya da teslim olma/ boyun eğme. Her iki seçenekte de başarı şansları kalmaz; risk ve tehdidin ölçeğine göre varoluşları dahil her şeylerini tehlikeye atarlar.</p>
<p>Hikmet sahibi cesurlar ise, önce tehdidin gücünü, kaynağını, kapsamını ve muhtemel seyrini anlamaya çalışırlar, sonra bu risk ve tehdit unsurları karşısında kendi direnme ve karşı hamle yapma güçlerini gerçekçi bir şekilde hesap ederler ve daha sonra harekete geçerler. Gösterdikleri tepki sürecinde de güçlerini istikrarlı ve ekonomik bir şekilde kullanmaya, risk ve tehditlerin muhtemel etkilerini zamana yaymaya ve sürecin kontrolünü önce elleri ne geçirmeye, daha sonra da ellerinde tutmaya özen gösterirler. Ne gözükaralar gibi hemen harekete geçerler ne de korkaklar gibi paniğe kapılırlar.</p>
<p><strong>Gördüğün gibi genç dostum,</strong></p>
<p>Gençliğe en çok yakışan özelliklerden birisi olan cesaret yalınkat bir davranış kodu değildir. Aksine akıl ve hikmetle donanması gereken bir enerji potansiyelinin harekete geçmesidir. Bu enerji potansiyelinin ahlaki bir erdeme dönüşmesi senin elindedir. Bunun için yapman gerekenleri bir özetleyelim;</p>
<p>Bir işe kalkışacağın, bir yola koyulacağın zaman;</p>
<p>-Azığını iyi hazırla, yani kendi potansiyel gücünü iyi bil ve organize et,</p>
<p>-Karşılaşabileceğin risk ve tehditleri ihmal etmeden ve abanmadan hesaba kat,</p>
<p>-Bu risk ve tehditlere karşı alabileceğin tedbirleri aşamalı olarak planla,</p>
<p>-Daha sonra da azim, sebat, cesaret ve tevekkülle yola koyul. Hesap etmediğin ani bir risk ve tehditle karşılaştığında ise;</p>
<p>-Ne gözükaralar gibi hesapsız tepki göster ne de korkaklar gibi paniğe kapıl,</p>
<p>-Ortaya çıkan risk ve tehdidin gücünü, kaynağını, kapsamını ve muhtemel seyrini soğukkanlı ve gerçekçi bir şekilde hesapla,</p>
<p>&#8211; Harekete geçmeden önce mutlaka karşı bir planlama içinde tepkiler ver ve hiçbir şekilde disiplinden kopma,</p>
<p>&#8211; Görebildiğin her risk ve tehdit ile baş edebilme gücünün sana &#8220;Hiçbir nefse taşıyamayacağı yük verilmemiştir&#8221; (Bakara 2/286) diyen Rab bin tarafından verildiğini unutma ve yine azim, sebat, cesaret ve tevekkül silahları ile donanarak yoluna devam et.</p>
<p>Bu yol haritalarında gençliğin verdiği heyecan ve delikanlılık ile gözükaraların tavrına yönelme! Gençlerin en çok aldandığı yer de burasıdır. Halk dilinde &#8220;cahil cesareti&#8221; diye adlandırılan bu tavır başlarda yüksek bir psikolojik motivasyona dayansa da sonu genellikle hüsrandır.  ürkmen lehçesinde gençlere &#8220;cahil&#8221; denmesi de, Çince de &#8220;genç&#8221; kelimesinin aynı zamanda toy anlamına gelmesi de bundan olsa gerek. Gençliğin verdiği enerjiyi cahillikle değil akılla, toylukla değil hikmetle kullan ve cesarete cahilce değil, bilgece yönel.</p>
<p><strong>Genç dostum,</strong></p>
<p>Gözükaralardan olmadığın gibi korkaklardan da olma. Korkaklık bir kez insan psikolojisine girdi mi bir virüs gibi bütün davranışlara sirayet eder ve kişinin düşünme ve hareket etme kabiliyetini felce uğratır. İnsanın doğasında korkma duygusu vardır; dolayısıyla gençliğimizde delikanlılığın gereği olarak yaptığımız gibi korkmaktan da korkma! Ama belli ölçüler de olması doğal olan korkuyu da yönetmeyi bil ve onun seni esir almasına izin verme.</p>
<p>Hangi düzeyde olursa olsun bir yöneticide olmaması gereken en kötü özellik korkaklıktır. Yönetici korkak olduğunda sadece kendisi değil, yönettiği insanlarıda felç eder. Aksine yönetici/lider kendisi hikemi bir cesarete sahipse , yönettiği kişilerde bundan nasibini alır. Yusuf Has Hacibin şu dizeleri kulağına küpe olsun.</p>
<p style="text-align: center;">Kör arslan bolu birse ıtka başı<br />
Bu it barça arslan bolur öz tuşi<br />
Kalı bolsa arslanka it başçısı<br />
Ol arslan bolur barça it sakısı</p>
<p style="text-align: center;">Arslan itlere baş olursa</p>
<p style="text-align: center;">İtlerin her biri arslan kesilir</p>
<p style="text-align: center;">Eğer arslanlara it baş olursa</p>
<p style="text-align: center;">O arslanların hepsi it gibi olur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak: Ahmet Davutoğlu &#8211; DURUŞ s.342-347</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozukaralik-cesaret-korkaklik/">Gözükaralık/Cesaret/Korkaklık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gozukaralik-cesaret-korkaklik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahlak Türleri ve Kısımları</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ahlak-turleri-ve-kisimlari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ahlak-turleri-ve-kisimlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2017 15:02:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Muhyiddin İbn Arabi]]></category>
		<category><![CDATA[İffet]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak Türleri ve Kısımları]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük himmet sahibi olmak:]]></category>
		<category><![CDATA[Boşboğazlık yapmamak]]></category>
		<category><![CDATA[Cömertlik]]></category>
		<category><![CDATA[Cesaret]]></category>
		<category><![CDATA[Doğru Sözlülük]]></category>
		<category><![CDATA[Erdem Kabul Edilen Ahlak Türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Güler Yüzlülük]]></category>
		<category><![CDATA[Haya]]></category>
		<category><![CDATA[Hilm]]></category>
		<category><![CDATA[Kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[Merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[Rekabet]]></category>
		<category><![CDATA[Sır Saklamak]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi (el-Vedd):]]></category>
		<category><![CDATA[Tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[Vakar]]></category>
		<category><![CDATA[Vefa]]></category>
		<category><![CDATA[Zorluklar karşısında sabretmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15155</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu bölümde.. Ahlak türleri ve kısımları, Bunlardan güzel (erdem) olanlar, Alışkanlık haline getirilmesi iyi karşılanıp erdem sayılanlar, Çirkin ve tiksindirici kabul edilenler, Noksanlık ve ayıp sayılanlar hangileridir?.. Şimdi bunları ayrıntılı şekilde sunacağız. Erdem Kabul Edilen Ahlak Türleri İffet: Nefsi şehevi arzular karşısında kontrol etmek, bedenin varlığını sürdürmesi ve sağlığını koruması için gerekli olanıyla yetinmek, israftan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahlak-turleri-ve-kisimlari/">Ahlak Türleri ve Kısımları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ahlak-turleri-ve-kisimlari/images-5-10/" rel="attachment wp-att-15202"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-15202" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/images-5-1.jpg" alt="" width="508" height="290" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/images-5-1.jpg 508w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/images-5-1-300x171.jpg 300w" sizes="(max-width: 508px) 100vw, 508px" /></a></p>
<p>Bu bölümde.. Ahlak türleri ve kısımları, Bunlardan güzel (erdem) olanlar, Alışkanlık haline getirilmesi iyi karşılanıp erdem sayılanlar, Çirkin ve tiksindirici kabul edilenler, Noksanlık ve ayıp sayılanlar hangileridir?..</p>
<p>Şimdi bunları ayrıntılı şekilde sunacağız.</p>
<p><strong>Erdem Kabul Edilen Ahlak Türleri</strong></p>
<p><strong>İffet:</strong> Nefsi şehevi arzular karşısında kontrol etmek, bedenin varlığını sürdürmesi ve sağlığını koruması için gerekli olanıyla yetinmek, israftan kaçınmak, bütün lezzetlerde kısmaya gitmek, bu hususta mutedil yolu izlemek demektir.</p>
<p>Bu hususta yetinilmesi gereken şehevi arzuların tatmini de iyi karşılanan bir yolla gerçekleşmeli herkesin hoşnut olduğu bir tarzda olmalıdır. Özellikle zorunlu ihtiyaç için kullanılmalıdır. Bunun fazlasından da kaçınılmalıdır.</p>
<p>Nefis ve kuvvetler de bundan azı ile ayakta duramıyorsa gerekli olan miktarını kullanmak bir zorunluluktur. Burada vasfettiğimiz hal, iffetin en üst derecesidir, en son noktasıdır.</p>
<p><strong>Kanaat:</strong> Geçinme için yeterli olana razı olmak, maişeti kolaylaştıran kısma rıza göstermek, mal kazanma, yüksek mertebelere yükselme hırsını terk etme, bütün bunlardan yüz çevirip onlara meyletme duygusundan arınma, nefsi bu hususta baskı altında tutma ve çok azıyla yetinme demektir.</p>
<p>Bu ahlak vasat ve sıradan insanlar için güzel kabul edilir. Krallar ve büyükler açısından kanaat göstermek olumlu karşılanmaz. Kanaat gösterme onlar için erdem sayılmaz.</p>
<p><strong>Boşboğazlık yapmamak:</strong> Bu ahlak, insanın kendisini gevezelikten koruması, ağırlığını muhafaza etmesi demektir. Çirkin şakalar yapmamak, çirkin şakalar yapan kimselerle oturup kalkmamak, onların meclislerine katılmamak, çirkin sözleri tela-fuz etmemek, müstehcen ifadeler kullanmamak, bayağı mizah yapmamak, özellikle toplu yerlerde bu tür davranışlardan kaçınmak bu ahlakın bir özelliğidir.</p>
<p>Zira.. Mizahta ölçüsüz davranan, çirkin şakalarla mizah yapan kimsenin ağırlığı, heybeti, vakarı kalmaz. Adi insanlardan uzak durmak, onlarla arkadaşlık etmemek, onlarla oturmamak, bayağı hayat tarzından kaçınmak, malı kötü yollardan kazanmaktan uzak durmak da bu ahlakın bir gereğidir.</p>
<p>Vakarın, ağırlığın bir ifadesi de aşağılık insanlardan bir şey istememek, değersiz insanlara tevazu göstermemek, ihtiyaç olmadan kimseden bir talepte bulunmamak, zorunlu olmadan çarşı ve pazarlarda ulu orta saygısızca oturmamaktır. Çünkü.. Bu gibi fiilleri yapmak insanın kişiliğini ihlal eder.</p>
<p><strong>Halk nezdinde insanların en değerlisi:</strong> İsmi iyilikle bilinen ama şahsı tanınmayan kimsedir.</p>
<p><strong>Hilm</strong>: Şiddetli öfke anında gücü yettiği halde intikam almaktan kendini tutabilmek, ağırbaşlı davranarak, sakin olabilmektir. Bu ahlak, pısırıklığa, sünepeliğe, mevki makam karşısında ezilmeye, idarenin ifsat olmasına kadar vardınlmadığı sürece övülen bir huydur.</p>
<p>Liderlerde ve krallarda bu ahlakın bulunması çok daha güzeldir. Çünkü onlar kızdıkları kişiden intikam almaya herkesten daha çok güç kullanma imkanına sahibtirler.</p>
<p>Oysa zayıf, yani aciz olan bir kimsenin bir şekilde karşılık verme gücü olduğu halde büyük olana karşı sesini çıkarmaması hilm sayılmaz. Çünkü bu kimse kendini tutarsa bu karşısındakinden korkmasından dolayıdır ki bu da hilm değildir.</p>
<p><strong>Vakar:</strong> İnsanın çok konuşmaktan, başkalarında kusur bulmaktan, el kol hareketi yapmaktan, hareket etme gereği olmayan yerlerde hareket etmekten kendini alıkoyması, az öfkelenmesi, soru sorduğunda karşısındakini dinlemesi, cevap aldığında ötesine geçmemesi, kendisini ilgilendirmeyen şeylerle uğraşmaması, acelecilikten ve her işe atılmaktan kaçınması demektir.</p>
<p><strong>Haya:</strong> Bir vakar çeşidi de haya (utanma duygusu)dır. İnsanın gözünü haramdan sakınması, utanç verici sözleri söylemekten kaçınması demektir. Acizlikten ve meramını anlatma beceriksizliğinden kaynaklanmadığı sürece güzel bir huydur.</p>
<p><strong>Sevgi (el-Vedd):</strong> Şehvetten kaynaklanmayan mutedil muhabbetdir.. İnsan fazilet ve şeref ehli, vakar ve heybet sahibi, insanlar arasında ahlaken seçkin kimseleri sevdiği zaman bu sevgisi güzeldir.</p>
<p>İnsanların rezil olanlarını, değersiz bayağı adamları, oğlan ve kadınları, eğlence ve keyif ehlini sevmekse çok kötüdür. Sevginin en güzeli birbirine ısınan kişiler arasında erdemli münasebetlerin gelişmesine sebep olanıdır.</p>
<p>Sevginin en sağlamı, en kalıcısı budur. Fakat şaka yapmaya ve eğlenip lezzet almaya dayanan sevgi övülen bir husus değildir. Üstelik devamlı ve kalıcı da olmaz.</p>
<p><strong>Merhamet:</strong> Sevgi ve acımanın karışımından ibaret bir duygudur. Merhamet ancak, merhamet edilen kimsede göze hoş gelmeyen bir bozukluğa, noksanlığa karşı sergilenir. Bir eksiklik ya da arız olan bir sıkıntı, bir mihnet gibi. Dolayısıyla merhamet merhamet edilene yönelik bir sevgidir, ama beraberinde merhameti gerektiren halden kaynaklanan bir acıma duygusu da vardır.</p>
<p>Bu hal, kişiyi adalet duygusunun dışına çıkarmadığı, zulme sevketmediği, yönetimin bozulmasına neden olmadığı sürece güzeldir.</p>
<p><em><strong>Örneğin:</strong></em> Katile kısas uygulanırken merhamet etmek, caniye cezasını verirken acımak güzel ve övülen bir davranış değildir.</p>
<p><strong>Vefa</strong>: İnsanın kendinden adadığı şeyi gerçekleştirme, diliyle söyleyip kendini bağladığı sözü yerine getirme hususunda sabır göstermesi, kendisini yoksul düşürme pahasına da olsa adadığını vermesi demektir. Az da olsa sözünü yerine getirirken zorluk çekmeyen kimse vefalı sayılmaz.</p>
<p>Bir kimsenin, kendi hakkında verdiği hükmü yerine getirme hususunda çaba sarfederken sıkıntı çektiği oranda vefahlığının oranı da yükselir. Yani sözünü yerine getirirken ne kadar zahmet çekerse o sıkıntılar onun vefasının değerini artırır.</p>
<p>Bu, güzel bir davranıştır ve bütün insanların yararınadır. Çünkü: Vefakarlığıyla bilinen kimsenin sözü kabul edilir, makamı yüksek olur. Özellikle kralların, reislerin bu ahlaka sahip olmaları çok daha önemlidir.</p>
<p>Kralların, liderlerin buna ihtiyaçları çok daha fazladır. Çünkü kralların vefa duygularının şayet az olduğu emrindekiler tarafından bilinirse sözlerine güvenilmez dolayısıyla da istekleri de yerine getirilmez.</p>
<p>Ne askerleri ne de yardımcıları onlara itimat etmez. Emaneti sahibine vermek de vefanın bir gereğidir. Bu; insanın tasarrufuna verilen mal ve benzeri şeylerde insanın kendilerine ait olmayan bir şeyi almaktan kaçınmasıdır.</p>
<p>Kişi kendisine tevcih edilen güveni ne pahasına olursa olsun hiçbir vakit boşa çıkarmamalı, emanetleri elinden geldiğince kusursuz ve eksiksiz bir şekilde sahiplerine vermeli, ait oldukları yere koymalıdır.</p>
<p><strong>Sır Saklamak:</strong> Bu huy, vakar ve emanete riayet etme duygularının karışımından ibarettir. Çünkü.. Sırrı ifşa etmek boşboğazlıktır. Boşboğaz olan kimse de vakur olmaz.</p>
<p>Aynı şekilde kendisine bir mal emanet edilen kimse, bu malı sahibinden başkasına verirse emanete ihanet etmiş olur. Bunun gibi kendisine bir sır, emanet söz verilen kişi, bu sırrı sahibinden başkasına açarsa emanete ihanet etmiş sayılır. Sır saklamak bütün insanlar açısından övülen bir davranıştır.</p>
<p>Özellikle sultanların, liderlerin yanında olan kimseler için. Çünkü sultanların sırlarını yaymak -çirkin bir davranış olmanın yanı sıra sultanına- dolayısıyla memlekete büyük bir zararın dokunmasına neden olur.</p>
<p><strong>Tevazu:</strong> Riyaseti ve böbürlenmeyi terk etmek, büyüklenmekten ve gereğinden fazla ikram etmekten kaçınmak demektir. Ayrıca bu duygunun bir gereği olarak insan faziletlerini sergilemekten, makam ve mal gibi sahip olduğu şeylerle övünmekten de uzak durmalıdır. Kişinin kendini beğenmişlikten ve kibirden uzak durması da tevazudur.</p>
<p>Tevazu, ancak büyük insanlarda, liderlerde, fazilet ve ilim ehlinde güzel ve yerindedir. Düşük düzeyli kimseler, mütevazı olamazlar. Zira, konumları zaten düşüktür, ondan daha da düşemezler.</p>
<p><strong>Güler Yüzlülük:</strong> İnsanın karşılaştığı kardeşlerine, sevenlerine, arkadaşlarına, dostlarına ve tanıdıklarına sevincini göstermesi, karşılaşma sırasında tebessüm etmesi demektir. Bu alışkanlık bütün insanlar açısından güzeldir. Krallarda ve ileri gelenlerde daha da güzeldir.</p>
<p>Çünkü kralların, liderlerin güler yüzlü olmaları halkın, yardımcılarının ve yakın çevresinin kendisine ısınmasını sağlar. Onlara daha sevimli gelir. Halkına öfkeli olan hiçbir kral mutlu olamaz. Hatta bu tebessümsüzlüğü işlerinin bozulmasına ve saltanatının yok olmasına da neden olabilir.</p>
<p><strong>Doğru Sözlülük:</strong> Bir olayı olduğu gibi haber vermektir. Bu ahlak büyük bir zarara yol açmadığı sürece güzeldir. Yani bazı durumlarda doğru söz söylenmemesi gerekebilir. Örneğin bir insana işlediği bir çirkin hayasızlık hakkında soru sorulduğu zaman doğru söylemesi güzel bir davranış değildir.</p>
<p>Çünkü bu kimsenin o anda doğruyu söylemesi, bu çirkin hayasızlığı işlemesinden dolayı yaşadığı silinmez utancı ortadan kaldırmayacak belki de karşısındakine kötü örnek olmasına onun kendisi hakkında yanlış bir hüküm vermesine sebeb olabilecektir.</p>
<p>Aynı şekilde bir kimseye kendisine sığınan, sakladığı biri sorulduğunda doğru söylemesi de güzel bir davranış değildir. Yine doğruyu söylemesi durumunda ağır bir ceza alacağı bir suçu söylemesi de bazen gerekmeyebilir.</p>
<p><em><strong>Örneğin;</strong> </em>Vatanını kurtarmak için yapmış olduğu birşey sorulduğunda o fiilini saklamak için doğru söylememesi gibi.. Ancak.. Yukarda belirttiğimiz bazı özel durumlar haricinde..</p>
<p>Doğru sözlü olmak, bütün insanlar açısından güzeldir. Kralların ve ileri gelenlerin doğru sözlü olmaları ise çok daha güzeldir. Daha doğrusu bu kesimden olan kimselerin yalan söylemeleri hiçbir şekilde doğru değildir.</p>
<p>Ancak.. Bazı durumlarda kralların veya lider konumunda olanların, doğruyu söylemeleri ülkesinin menfaati veya emri altında olanlar için altından kalkılamaz bir zarara yol açacaksa o vakit durum başkadır..</p>
<p><strong>İyi Niyet:</strong> Bütün insanlar hakkında hayır düşünmek, pislikten, gıybetten, hile ve aldatmadan uzak durmak demektir.</p>
<p>Bu huy, bütün insanlar açısından güzel ve övülendir. Kralların her zaman bu duyguyu beslemeleri doğru olmaz.</p>
<p>İktidar ancak düşmanlara hile yapmak, tuzak kurmak, onları faka bastırmakla sağlamlaşır. Kralların bu davranışları dostlarına, samimi bağlılarına ve kendilerine itaat edenlere karşı kullanmaları ise doğru olmaz.</p>
<p><strong>Cömertlik:</strong> Biri istemeden ve karşılıksız olarak mal verebilmektir. Bu davranış, israfa ve savurganlığa vardırılmadığı sürece güzeldir. Ancak bir insanın sahip olduğu malını hakketmeyen birine harcaması cömertlik sayılmaz. Aksine savurganlık ve malı zayi etme olarak nitelendirilir.</p>
<p>İnsanların geneli açısından cömertlik; çok güzel ve erdemli bir davranıştır. Krallar, liderler açısından ise bir zorunluluktur. Kralların, liderlerin cimri olmaları saltanatlarına büyük zarar verir.</p>
<p>Cömert olarak mal dağıtmaları ise; halkın, askerlerin ve yardımcılarının kalplerini kazanmalarına sebeb olur. Dolayısıyla krallar veya liderler bu şekil emrinde olan kimselerden daha çok yararlanırlar.</p>
<p><strong>Cesaret:</strong> İhtiyaç duyulduğunda olumsuz ve tehlikeli şeylerin üzerine gitmektir. Korkular karşısında sebat etmek, ölümü hiçe saymaktır.</p>
<p>Bu duygu bütün insanlar açısından güzeldir. Krallara, liderlere ve yardımcılarına daha yaraşır ve onlarda olduğu zaman daha güzel kabul edilir. Daha doğrusu bu duygudan yoksun biri krallığa, liderliğe müstahak değildir.</p>
<p>İnsanlar içinde en çok tehlikelerle karşı karşıya kalanlar, büyük olayların içine atılmak durumunda kalanlar krallardır, liderlerdir. Dolayısıyla.. Cesaret, onlara özgü bir ahlaktır.</p>
<p><strong>Rekabet:</strong> Kişinin kendisine layık gördüğü bir şeyde başkalarıyla mücadele etmesi, onlar gibi çaba sarfetme gereğini duyması.</p>
<p>Sahip olduğu dereceden daha yukarı bir dereceye yükselme kavgasını vermesi rekabet duygusudur. Rekabet, erdemlerle ve yüksek mertebelere çıkmayla ilgili olduğu zaman güzel ve övü-lendir.</p>
<p>Rekabetin şeref ve liderlik kazandıranı makbuldür. Ancak şehevi arzuların peşinde rekabet etmek, lezzetler, süsler ve kılık kıyafetler için başkalarıyla kavga etmek, didişmek, rekabet etmek çok kötü bir davranıştır.</p>
<p><strong>Zorluklar karşısında sabretmek:</strong> Bu duygu vakar ve cesaret karışımından ibarettir.</p>
<p>Feryat etmek yararlı, üzüntü ve huzursuzluk kurtarıcı, hile ve çırpmış zararı savı-cı olmadığı zaman sabrederek beklemek, her zaman güzel ve övülen bir davranıştır.</p>
<p>Feryat etmek, bir fayda vermeyecekse çok çirkin bir davranıştır.</p>
<p><strong>Büyük himmet sahibi olmak:</strong> Yüksek gayeler peşinde olma, işlerin en yükseğinden aşağıda olanlara kadar zor görmeme, onlara tenezzül etmeme, bağışladığı şeyi azımsama, orta düzeyli şeyleri önemsememe, sahip olduğu şeyleri basit görme, isteyene başa kakmadan, minnet etmeden imkan dahilinde olan şeyi verme duygusudur.</p>
<p>Bu, özellikle kralların, liderlerin sahip olmak zorunda oldukları bir ahlaktır.</p>
<p>Reisler, ileri gelenler ve kendini onların düzeyinde gören kimseler açısından güzel ve övülen bir davranıştır.</p>
<p>Tenezzül etmeme, hamiyet sahibi ve gayretli olma da büyük himmet sayılırlar.</p>
<p>Tenezzül etmeme, insanın kendini adi şeylerden uzak tutmasıdır. Hamiyet ve gayret ise, insanın kendinde bir eksiklik görünce öfkelenmesi demektir. İnsan haramlara karşı gayrete gelir. Çünkü haram işlemek bir utanç ve kusurdur.</p>
<p>Haram işleyen kimse arkadaşlarına zulmeder. Onların hakkında olumsuz tasarrufta bulunur.</p>
<p>Kendine (nefisen) zulmetme ise bunun tam zıddıdır. Bir insanın haksızlıktan yüz çevirmesi, zulmetmektense eksikliğe tahammül etmesi güzel bir davranıştır. Bu, bütün insanlar açısından övülen bir ahlaktır.</p>
<p><strong>Adalet:</strong> Dengenin gerektirdiği orta yolu izlemek. Olguları yerinde, zamanında, amacına uygun olarak ve de ölçüsünde kullanmak, aşırıya gitmemek, eksiklik göstermemek, öne almamak ve ertelememektir.</p>
<p>İbn Arabi &#8211; Mekarimu&#8217;l Ahlak</p>
<p>Terc.Vahdettin İnce,Kitsan yay.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahlak-turleri-ve-kisimlari/">Ahlak Türleri ve Kısımları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ahlak-turleri-ve-kisimlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
