<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>çağdaş | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/cagdas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 May 2019 16:14:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>çağdaş | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Televizyon Ya Da Görüntü Çöplüğü</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/televizyon-ya-da-goruntu-coplugu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/televizyon-ya-da-goruntu-coplugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Sep 2018 19:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş]]></category>
		<category><![CDATA[Cogito Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[gizli cam]]></category>
		<category><![CDATA[Karanlık Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Modern]]></category>
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20734</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gün kararmaya başladığında gri renkli cam ekran, titrek ışığını, ay ışığına nazire yaparcasına, oturma odalarının camlarından çevreye yayar. Titrek ışığın gri cam üzerinde oluşturduğu görüntüler, ekranın kendi sınırlı yüzeyi içinde, nasıl ve ne amaçla hazırlandığının bilincindedir. Ekran, kendinden öncekilerin bütün iyiliklerini ve kötülüklerini bir mirasyedi edasıyla sergilerken, hem geniş kitlelere ulaştığının, hem de bu kitlelere [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/televizyon-ya-da-goruntu-coplugu/">Televizyon Ya Da Görüntü Çöplüğü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft  wp-image-21833" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/09/televizyon-777x1024.jpg" alt="" width="331" height="436" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/09/televizyon-777x1024.jpg 777w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/09/televizyon-600x791.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/09/televizyon-228x300.jpg 228w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/09/televizyon-768x1012.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/09/televizyon-1165x1536.jpg 1165w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/09/televizyon.jpg 1214w" sizes="(max-width: 331px) 100vw, 331px" /></p>
<p>Gün kararmaya başladığında gri renkli cam ekran, titrek ışığını, ay ışığına nazire yaparcasına, oturma odalarının camlarından çevreye yayar. Titrek ışığın gri cam üzerinde oluşturduğu görüntüler, ekranın kendi sınırlı yüzeyi içinde, nasıl ve ne amaçla hazırlandığının bilincindedir. Ekran, kendinden öncekilerin bütün iyiliklerini ve kötülüklerini bir mirasyedi edasıyla sergilerken, hem geniş kitlelere ulaştığının, hem de bu kitlelere anındalığın vazgeçilmezliğini yaşattığının farkındadır. Titrek ışıklı camın adı &#8220;televizyon&#8221;, onun ortaya çıkardığı yeni dünyanın adı ise &#8220;televizyon çağı&#8221; dır.</p>
<p>Tarihteki politik devrimleri düşünün, devrimin ateşi yaşam biçimlerini, kültürü ve sosyal alışkanlıkları değiştirdi. Teknolojik devrimlerin etkileri de politik devrimlerin etkilerinden az değildir. Gelelim televizyona, o insanlığın binlerce yıldan beri süregelen yaşam serüvenini hem biçim, hem de içerik açısından bir devrimi çağrıştırırcasına etkiledi. Kuşkusuz televizyonun içinde geliştiği toplum, politik devrimlerin ortaya çıktığı çağdan çok farklıdır. Adı televizyon olan bu kitle iletişim aracının ne olduğu konusunda herkesin hemfikir olduğu bir düşünce ne yazık ki yoktur. Tartışmalar da hep televizyonun, teknolojinin nedeni mi, yoksa sonucu mu olduğu konusunda odaklaşmaktadır.</p>
<p>Televizyonla olan birlikteliğimizin ortaya çıkardığı belirsizlik, ta ilk günden beri teknolojiyle yaşadığımız ilişkiyi sorgulamayı gerektiriyor. Walter Benjamin &#8216;in yorumladığı Paul Klee&#8217;nin Angelus Novus adlı resminde belirsizlik bir şekilde tasvir edilirken teknoloji düşüncesi hakkında da çok şey öğreniyoruz. Benjamin şöyle yazıyor: <em>&#8221;Klee&#8217;nin Angelus Novus adlı bir resmi vardır. Bir melek betimlenmiştir bu resimde;</em><br />
<em>meleğin görünüşü, sanki bakışlarını dikmiş olduğu bir şeyden uzaklaşmak ister gibidir. Gözleri, ağzı ve kanatları açılmıştır. Tarihin meleği de böyle gözükmelidir. Yüzünü geçmişe çevirmiştir. Bizim bir olaylar zinciri gördüğümüz noktada, o tek bir felaket görür, yıkıntıları birbiri üstüne yığıp, onun ayakları dibine fırlatan bir felaket. Melek, büyük bir olasılıkla orada kalmak, ölüleri diriltmek, parçalanmış olanı yeniden bir araya getirmek ister. Ama cennetten esen bir fırtına kanatlarına dolanmıştır ve bu fırtına öylesine güçlüdür ki, melek artık kanatlarını kapayamaz. Fırtına onu sürekli olarak sırtını dönmüş olduğu geleceğe doğru sürükler; önündeki yıkıntı yığını ise göğe doğru yükselmektedir. Bizim ilerleme diye adlandırdığımız işte bu fırtınadır.&#8221;</em> Benjamin&#8217;in dediği gibi teknoloji bir felakettir, ya da, bir başka iyimser görüşe göre, hiç durmadan gelişen soyut yığın ve toplumu harikulade olaylara doğru götüren bir tür ütopyadır.</p>
<p>Televizyon sadece oturma odalarının en müstesna köşesinde yer alan teknoloji harikası bir araç değildir. Oluşturduğu söylemle kendinden önceki söylem biçimlerini (konuşmayı, basılı sözü) ve izleyicilerini yok etme yönünde gelişen bir araçtır. Yeni görme ve duyma biçimleri yaratmıştır. Televizyon gerçekten yeni bir araçtır.</p>
<p>Avrupa ülkelerinde yaşayan bir kişi ortalama olarak haftada yirmibeş yirmialtı saat televizyon izlemekte. İnsanların televizyona giderek artan oranda yönelmelerinin nedeni sadece ekrandaki herşeyi sevmelerinden kaynaklanmamakta. İnsanlar tiyatro izlemek, kitap okumak, çevresindekilerle bir şeyler paylaşmak gibi ekranın oluşturduğu ortamdan çok farklı iletişim ortamlarını hiç denemeden unu tmuşlardır. Televizyon dışındaki iletişim ortamlarıyla neredeyse hiç tanışmamışlardır.</p>
<p>Her kitle iletişim aracı insanlık tarihinin bir döneminin aracıdır. Televizyon da sergileme, gösterme, başka bir deyişle teşhir çağının aracıdır. Teşhir çağında, görüntü hayatın her boyu tuna girdi. Bizlerin halen içinde yaşamakta olduğu bu çağ, Herki yıllarda &#8220;hallogram&#8221; ile zirveye ulaşacaktır. Ama daha şimdiden televizyon bayrak elde, en önde, bu çağı bir tür &#8220;görüntü çöplüğüne&#8221; dönüştürmekte. Günümüzde görüntünün ulaşamadığı bir köşe neredeyse kalmadı. Jerzy Kosinski&#8217;nin Bir Yerde adlı romanı ve romanın ünlü kahramanı Chance akla geliyor. Chance&#8217;in varlığını borçlu olduğu dünyadan, yani televizyondan bir kısa alıntı: <em>Chance eve girdi ve televizyonu açtı. Araç kendi ışığını, kendine özgü rengini, kendi zamanını yarattı. Durmaksızın bitkileri toprağa doğru çeken yerçekimi yasalarını çiğniyordu. Televizyonda her şey birbirine geçmişti, karışmıştı, ve yine de birleşikti: Gece ve gündüz, büyük ve küçük, sıcak ve soğuk, uzak ve yakın. Bu renkli dünyada, bahçıvanlık, körün beyaz değneğiydi. İstasyonu değiştirirken, kendi de değişebilirdi. Bahçedeki bitkilerin çeşitli dönemlerden geçmesi gibi, o da çeşitli dönemlerden geçebilirdi, ama düğmeyi sağa ya da sola çevirmekle dilediği kadar çabuk değişmesi de mümkündü. Bazı kereler, televizyondaki kişilerin yaptığı gibi, ekrana yayılabilirdi. Düğmeyi oynatmakla Chance başkalarını gözkapaklarının altına çekebilirdi. Böylece, varlığını başka hiç kimseye değil sadece kendine, Chance&#8217;a borçlu olduğuna inanmaya varıyordu. </em>Chance&#8217;in dünyası ekranın egemenliği altında yaşanan bir dünyadır. Konuşmanın ve basılı sözün olmadığı herşeyin televizyondan öğrenildiği bir dünya . Özet olarak roman, ekranın gösterdikleri ve öğrettikleri üzerine kurulmuş olan büyülü dünyanın, bir yönüyle bireyi haplaştırılmış bilgilerle nasıl donattığını, öte yandan da bireyin nasıl bir karanlığa yöneldiğini sergilemektedir.</p>
<p>Bazı doğruları yeniden sorgulamak gerekiyor. Örneğin, ünlü &#8220;görmek inanmaktır&#8221; özdeyişini. Televizyon diğer kitle iletişim araçları gibi, izleyiciler adına, dünyayı kategorileştirir. Çerçeve çizer, olayları genişletir ya da daraltır. Bütün bunları da kendi doğrularını ortaya atarak yapar. Diğer yönüyle ekran, içine aldıklarının bir o kadarını da sınırlı çerçevesinin dışında tutar. Televizyonun yaptığı çerçevelemekten çok maskelemektir. Bir fotoğrafın bütünün sadece bir parçasını yakalaması gibi. Günümüz insanı maskelenmiş görüntülerin bombardımanı altındadır.</p>
<p>İnsanlar televizyondan temel olarak iki farklı grupta toplanan yayınları izlerler. Bunlar canlı ve banttan yayınlardır. Bu ayınının hareket noktası da &#8220;o anda orada bulunma &#8221; kavramını ortaya çıkartır. &#8220;O anda orada bulunma&#8221; başka bir deyişle &#8220;canlı yayın &#8220;, televizyonu öne çıkartan hatta çoğu zaman (bazı karşı görüşlere rağmen) televizyonla özdeşleşen bir olgudur. Canlı yayın, gerçek hayatta yaşadığımıza benzer şekilde anın belirsizliğini, değişkenliğini ve canlılığını içerir. Böylece televizyon, ideolojik bir araç olarak izleyenleri kendisinin oluşturduğu &#8220;şimdiki zamana&#8221; (bu çoğu kere bir yanılsamadır) konumlandırır. Televizyon şimdiki zamanı izleyenlere nasıl bir dünya sunuyor, bu da üzerinde dikkatle durulması gereken bir konudur. Bu konuyla ilgili olarak Neil Postman&#8217;ın kitap ile televizyon arasındaki karşılaştırmasını aktarmak isterim: <em>(&#8230; ) tarih, ancak geçmişin şimdiki zamanı besleyen geleneklere sahip modellerle donanmış olduğu düşüncesini ciddiye alan insanlar için bir değer taşır. Thomas Carlyle&#8217;nin deyişiyle, &#8220;Geçmişte bir dünya yatar, gri bir sis tabakasından oluşan bir boşluk değil.&#8221; Ne var ki Cariyle bu sözleri, kitabın ciddi kamusal söylemlerin başlıca aracı (medium) olduğu günlerde yazmaktaydı. Bir kitap bütün tarihtir. Kitap kendisinden önce ya da kendisinden itibaren başka hiçbir araçta (medium) görülmediği kadar bütünlüklü ve yararlı bir geçmişin varolduğu duygusunu güçlendirir. Kitapların konuştuğu bir ortamda tarih, Carlyle&#8217;nin anladığı biçimiyle, yalnızca bir dünya değil, aynı zamanda canlı bir dünyadır. Gölgede kalan, şimdiki zamandır. Oysa televizyon ışık hızıyla yayılan bir araç (medium), şimdiki zamanı merkezine alan bir araçtır. Televizyonun grameri -öyle denebilirse eğer- geçmişe hiçbir alan bırakmaz. Hareketli resimlerde sunulan her şeyde &#8220;şimdi&#8221; olan bir şey yaşanmaktadır ve bu yüzden izlediğimiz bir video kasedinin aylar önce hazırlanmış olduğu bize dille (sözle) anlatılmalıdır. Bundan başka, atası telgraf gibi televizyon da parça parça enformasyonları iletmeye (onları derlemeye ve düzenlemeye değil) gerek göstermektedir. Cariyle, kendi hayal edebildiğinden bile daha çok kehanette bulunmuştu: Bütün televizyon ekranlarının zeminindeki boşluğu meydana getiren gri sis, o aracın (medium) yarattığı tarih nosyonuna çok uygun düşen bir metafordur. Gösteri ve imaj politikası çağında politik söylemin yalnız ideolojik içeriği değil, tarihsel içeriği de boşaltılmıştır.</em></p>
<p>Televizyon çağdaş yaşamın en görünen ve en gizemli gerçeğidir. Görünürdür, çünkü yaşamda kullandığımız diğer birçok araç gibi hayatın içindedir. Gizemlidir, çünkü ona karşı hem yoğun ilgi, hem de yoğun tepki vardır. Çift yönlü bir gizem, insanlığın ufkunu geliştirir, bilgisini arttırır, eğlenceyi günün her saatinde ulaşılabilen bir olgu haline getirmiştir. En niteliksiz yayınında bile ekrana bir tür bilgi yansıtır, özellikle onunla büyüyen çocuklara çok şeyler öğretmiştir. Evlerine gelerek insanların dış dünyaya açılmalarını sağlamıştır, insanların yaşama biçimlerini ve gelenekselleşmiş alışkanlıklarını değiştirmiştir. Sporu ve sanatı ekrana getirerek insanların hayatlarını zenginleştirmiştir. Bunlar televizyonla ilgili doğrulardır. Haberler, dramlar, belgeseller gibi programların, yani televizyona karşı yoğun ilginin nedeni olan doğruların sayısı da hiç az değildir.</p>
<p>Televizyona karşı olan ilgisizliğin boyutları sadece zevke uygunluk konusuyla açıklanabilecek kadar kolay değildir. Karşı çıkışın sınırlarını iyice belirlemek gerekir. Televizyon görsel-işitsel bir araçtır. Görüntü ve sesin birlikteliğinden oluşur; ancak (ne yazık ki) televizyon görüntü ile öne çıkmıştır. Televizyonun görüntüsü kendinden öncekilerden yani fotoğraftan ve filmden çok farklıdır. Filmdeki her bir kare donuk noktacıklardan oluşurken, ekrandaki görüntüyü oluşturan noktacıklar hiçbir zaman donuk değildir. Sürekli hareket halinde olan ışıklı noktacıklardır. İşte bu sürekli hareket halindeki ışıklı noktacıkların oluşturduğu şey &#8220;elektronik görüntü&#8221;dür. Elektronik görüntü, filmle hiç ilgisi olmayan yepyeni bir anlatım şeklidir. Televizyon ise elektronik görüntünün kullanıldığı bir kitle iletişim aracıdır, yazılı anlatımın en yaygın şekilde kullanıldığı gazete, dergi gibi. Bu nedenle karşı çıkışlar doğal olarak elektronik görüntüye değil, bu anlatım şeklinin kullanıldığı bir araca yöneliktir. Tabii ki romanı ve şiiri seven her kişi, yazılı anlatım şekli diye magazin basınını da sevmek zorunda değildir.</p>
<p>İnsanlar televizyonun oluşturduğu iletişim ortamına içinde yaşadıkları dünya hakkında bilgi sahibi olmak kaygısıyla girerler. Ama yine de televizyona karşı bir korku söz konusudur. Televizyon bir endüstri olarak ürettikleriyle haberden spora, sanattan belgesele bütün programlarıyla ekranın karşısındaki kişinin kendi yaşamının her alanına girmekte, kişi kendi yaşamını değerlendirme özgürlüğüne sahip olduğunu bile unutmaktadır. Bu bireyin sosyalliğinin kaybolmasına neden olur, &#8220;yaşasakta, ölsekte, insanlığımız kaybolmakta&#8221; duygusudur.</p>
<p>Günümüz toplumlarının televizyondan kaynaklanan sorunlarını anlayabilmek için bir taraftan televizyonu ortaya çıkartan çağın teknoloji anlayışını, öte yandan da toplumsal yaşamı yönlendiren, bireyin çalışma yaşamını ve serbest yaşamını etki altında tutan, kurumlar (güçler) üzerinde yoğunlaşmak gerekmektedir. Teşhir çağı için yarattığı olanaklarla, geliştirdiği söylem biçimiyle televizyon geleceğe meydan okuyan bir araçtır. Televizyonun peşinde geleceğe doğru hızla yol alırken sadece ileriyi değil, dikiz aynasından geçtiğimiz yolları da dikkatli bir şekilde izlemeliyiz.</p>
<p>Cogito &#8211; Levend Kılıç (Sayı 2 / Güz 1994)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/televizyon-ya-da-goruntu-coplugu/">Televizyon Ya Da Görüntü Çöplüğü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/televizyon-ya-da-goruntu-coplugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaybolan Denge ve Çağdaş İnsan</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kaybolan-denge-ve-cagdas-insan/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kaybolan-denge-ve-cagdas-insan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2017 20:02:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın Satır Araları]]></category>
		<category><![CDATA[Maddi]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmud Erol Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Manevi]]></category>
		<category><![CDATA[Modernizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13476</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern, çağdaş, Doğulu veya Batılı, erkek ya da dişi olmak, insana sonradan giydirilen vasıflardır. Bir kurgu olarak var olan bu &#8220;çağdaş&#8221; insandan gayri bir insan daha var: Mekân ve zamanın farklılaştıramadığı ihtiyaçlarda buluşan ve benzeşen insan&#8230; Onun Doğulu veya Batılı, erkek veya dişi, zenci veya beyaz olması fark etmiyor. İnsan; ölüm, aşk gibi konularda benzer [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kaybolan-denge-ve-cagdas-insan/">Kaybolan Denge ve Çağdaş İnsan</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/01/mahmud-erol-kilic-hayatin-satir-aralari-1.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-13477 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/01/mahmud-erol-kilic-hayatin-satir-aralari-1-192x300.jpg" alt="" width="210" height="328" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/01/mahmud-erol-kilic-hayatin-satir-aralari-1-192x300.jpg 192w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/01/mahmud-erol-kilic-hayatin-satir-aralari-1.jpg 320w" sizes="(max-width: 210px) 100vw, 210px" /></a></p>
<p>Modern, çağdaş, Doğulu veya Batılı, erkek ya da dişi olmak, insana sonradan giydirilen vasıflardır. Bir kurgu olarak var olan bu &#8220;çağdaş&#8221; insandan gayri bir insan daha var: Mekân ve zamanın farklılaştıramadığı ihtiyaçlarda buluşan ve benzeşen insan&#8230; Onun Doğulu veya Batılı, erkek veya dişi, zenci veya beyaz olması fark etmiyor. İnsan; ölüm, aşk gibi konularda benzer hâller yaşıyor. Yeryüzünün hepsinde, aşk ve ölüm aynı duygularla karşılanıyor.</p>
<p>Bu, insan olmanın müşterek muhayyilesine, ortak imgelem dünyasına işarettir. &#8220;İnsanın özü&#8221; dediğimiz bir hakikatin göstergesi her zaman ve zeminde sâri. Bu &#8220;öz&#8221;ün ihtiyaçlarının belirlenmesi konusu ise zaman ve zemine göre değişiyor. Daha çok maddilikle kurulmuş modern insan kalbinden sürgün insandır; kalp gözü olmayan&#8230; Madde ile mana arasında makası açan modernizm, insanı tek kanatlı bir varlık kılmış.</p>
<p>Modern insan şimdi daha çok robotik biridir; vicdanın, müteal duyguların kendisine oturmadığı bir makina&#8230; Tabiata daha çok hükmetmeye kilitlenen; çıkarı, başarıyı tek hedef bilen; ölüm dahi olsa hedefe giden her yolu mübah gören&#8230;</p>
<p>Günümüzün<br />
manşetlerinden düşmeyen ekolojik facialar; kimyasal silahlar gerçeği; savaşın içinde kırılan ülke ve insanlar&#8230; Tamam, şiddet ve öldürme Kabil&#8217;den beri var, ama bugün böylesi öldürücülüğün, modernizmin &#8220;değersizliğiyle ilgili olduğu da bir gerçek&#8230;</p>
<p>Mesela Çin&#8217;de barutun keşfi, havai fişeklerle sonuçlanmış, dinî günlerde şenlik olsun diye. Şimdi bunu, &#8220;Kitlesel imha silahına dönüştürmeyi bilemediler&#8221; diyerek mi açıklamamız lazım, yoksa Taocu hayat tasavvuruna işaret ederek mi? İnsanın ruhi ve maddi olmak üzere iki tarihi var. Ruhi gelişimine dikey, maddi gelişimine ise yatay tarih denir. Dikey tarih veyahut enfüsi tarih, insanın manevi olarak tekâmülüne işaret eder; yatay tarih veyahut afaki tarih ise onun bu tecrübeyi yaşayacağı doğum ve ölüm arasında verdiği vesikalık fotoğrafı gösterir.</p>
<p>Geleneğin inşa etmiş olduğu toplum ve tarihlerde insanın maneviliği merkez alınmış, maddiliği buna bağlı olarak belirlenmiş. Üstelik insanın dikey tarihi, hamlıktan olgunluğa doğru seyretmekle salt kendisinde sınırlı bir eylem olarak kalmamış. Bu öyle bir şey ki sonuçları sadece seyri yaşayanda görülmez. &#8220;İçte ne varsa dışa o sızar&#8221; denilmiştir.</p>
<p>İnsanın içinde gerçekleşen dönüşüm ve olgunlaşma, doğal olarak davranışlarına ve ortaya çıkardığı şeylere akseder. Fiillerin iyi olması failin iyi olmasına bağlı&#8230; Bu sebeple Ananevi anlayış, kişinin dikey tarihinin olmasını merkeze almış ve buna göre insanın &#8220;iç&#8221;ten eğitilmesini esas almıştır. Okullarda verilen formel eğitim ve kantitatif bilgi, insanın dikey tarihine bir katkı vazifesini gördüğünde her parça yerine oturuyor. Ama böyle olmazsa hedef sapması oluşuyor. Anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite eğitimi ve bunlara ilaveten bir de yakın tarihlerde yükselişe geçen iletişim teknolojilerinin sunduğu bilgi bombardımanı için aynı şeyi söyleyebiliriz. Bunlar önemsiz değildir tabii ki, fakat can alıcı soru şudur: Bunlar, insanı kendini tanımaya götürecek vesileleri sunabilmekte midir?</p>
<p>Rönesans ve Aydınlanma düşüncesiyle başlatılan modem süreç, Ananevi olanın tersine, insanın dikey tarihinden ziyade yatay tarihine önem vererek insanın maddiliğini merkezileştirmiş, maneviliğini çok önemsememiştir.Öyle yapmış, çünkü ilerlemeci tarih anlayışı özelde insanın, genelde insanlığın hep iyiye doğru bir tarihsel gelişim izlediğine inanmıştır: Geçmiş &#8220;ilkel&#8221;dir, bu gün gelinen &#8220;modernlik&#8221; ise gelişmişliği gösterir. Aydınlanma düşüncesiyle modem insana bir &#8220;değer&#8221; biçilir.</p>
<p>Bu değer, tıpkı bir madenin gerçek değerini bilemeyip ona düşük ayar takdir eden sahte ve ehliyetsiz sarrafın değer biçmesi benzeridir. Çağdaş insanın ayırıcı özelliği nedir? Araçlara daha çok sahip olmak! Modem insan, maddi imkânlar üzerinden kendini var hisseder; ne kadar güçlü ise, ne kadar şeye sahipse o kadar vardır. &#8220;Sahip olduğun kadar varsın!&#8221; denmiştir kendisine, o da sahip olmaya çalışmıştır sadece. En sonunda da üretimden düştükleri için değersizleşen, bakıma muhtaç oldukları için de hayatin dışına itilen yaşlı bir nüfus, posa&#8230;</p>
<p><strong>Dengeyi Bulmak</strong></p>
<p>Dengeyi aramak ve bulmak durumundayız. İnsanın yatay ve dikey tarihlerini bir bütünlük içinde kurmak&#8230; Onu ne sadece manevilik içinde tutmak, ne de maddiliğe gömmek&#8230; Klasik felsefede, insanın yatay ve dikey çizgisinin kesiştiği noktada bir gül oturtulur. Bu, mükemmeliyet noktasıdır; bir zemine basarak yükselmek&#8230; Yeryüzü gerçekliğini unutmadan göğe yönelmek&#8230; Sadece manevilik veya sadece maddilik, hakikatin bir tarafıyla yetinmek anlamına geliyor; bu, yaraya merhem değildir. Dağda inzivaya çekilip şahsi derinlik yakalanabilir. Peki, aşağıda, ovada, sosyal hayatta yaşanan adaletsizlikler ve zülumler ne olacak!</p>
<p>Hayır, İslam maneviyatının değer olarak işaret ettiği bir hâl değildir bu. Tasavvuf geleneğinde, &#8220;halvet&#8221; ve &#8220;celvet&#8221; diye iki hâl bulunur. Bu hâllerden birini esas alanlar olsa da, ikisi birbirine karşıtlık içinde okunmaz; &#8220;Halvet edenler celvet yapmaz, celvet yapanlar halvet edemez&#8221; diye bir şey yok. Kişi bir dönem halvet eder, sonra celvet yapar. &#8220;Halvet der encümen&#8221; önemli bir prensiptir mesela. &#8220;Encümen&#8221;, toplum/halk demek; &#8220;halvet&#8221; ise, tenhada/ yalnızlıkta biriyle buluşmak&#8230; Halk içinde Hak ile olmak yani&#8230; Dengeyi bulmak, bütünlüklü eğitimle mümkün; insanın maddi ve manevi tarafını esas alan bir eğitimle&#8230;</p>
<p>Tasavvuf geleneğinde bu, mürşitlerin rehberliğinde gerçekleşir. Rehberlik eden mürşit,kişi ile Allah arasına giren ve münasebetin ruhuna halel getiren perde değildir. Varlığın tümü Allah ile kul arasında duruyor. Sahici ve hakikatli nazarla bakıldığında, mevcudat anlamında varlığın, Allah&#8217;ı örten değil, gösteren olduğu anlaşılır.</p>
<p>Varlığın her cüzü bir ayet, bir işarettir. Ancak nazar kirlenip hakikatinden uzaklaştığında bu vasıtalar karanlık ve kesif bir perde olurlar. Varlığın<br />
bizzat kendisinde değil, ona yönelen nazarın sahibinde karanlık vardır. Tasavvuf geleneği ve bu geleneğin pirleri insana hakikatli bir nazar hediye eder. Kişi aldığı eğitimle bir nazar edinir ve bu nazarla bakar. Varlığın hakikatini, bütünlüğünü görür böylelikle. Baktığı şeyin bir kendine, bir de Rabbine bakan yüzünün olduğunu bilir. Çünkü varlık kendi başına var (lizatihi) bir şey değildir, Rabbini gösteren işaretlerdir (Ligayrihi).</p>
<p>Maddiliğe gömülmüş insan öldürücü silah hükmündedir. Savaşın büyüğünü dışmda, dışarıda yapıyor. Doğduğu evreni yabancı görüyor kendine; yenilmesi gereken bir düşman&#8230; Ve kendinden olmayan herkesi bir rakip, bir tehlike, bir düşman&#8230; Yenmek, öldürmek üzere &#8220;başkası&#8221;na gidiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak: Mahmud Erol KILIÇ &#8211; Hayatın Satır Araları s.18-18</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kaybolan-denge-ve-cagdas-insan/">Kaybolan Denge ve Çağdaş İnsan</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kaybolan-denge-ve-cagdas-insan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
