<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Büyük gÜNAH | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/buyuk-gunah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 18 Mar 2018 22:51:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Büyük gÜNAH | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Günahın Küçük Ya Da Büyük Oluşunun Tespiti</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gunahin-kucuk-ya-da-buyuk-olusunun-tespiti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gunahin-kucuk-ya-da-buyuk-olusunun-tespiti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Mar 2018 22:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük gÜNAH]]></category>
		<category><![CDATA[Günah]]></category>
		<category><![CDATA[Günahın Küçük Ya Da Büyük Oluşunun Tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[Izzeddin Ibn Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Günah]]></category>
		<category><![CDATA[Maslahat ve Mefsedetlerin Dereceleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küçük günahla büyük günah arasındaki fark tespit edilmek istendiğinde büyük günahlarla ilgili olarak ayet ve hadislerde beyan edilen mefsedetlere bakılır. Mefsedeti en az olan büyük günahtan daha az mefsedet içeren amel­ler küçük günah, daha fazla ya da eşit derecede mefsedet içerenler ise büyük günahtır. Allah&#8217;a ya da Resulüne sövme, veya O&#8217;nlardan birini yalancılıkla suçla­ma, Hz. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gunahin-kucuk-ya-da-buyuk-olusunun-tespiti/">Günahın Küçük Ya Da Büyük Oluşunun Tespiti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-12.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-20530 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-12-300x179.jpeg" alt="" width="300" height="179" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-12-300x179.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/images-12.jpeg 494w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></div>
<p>Küçük günahla büyük günah arasındaki fark tespit edilmek istendiğinde büyük günahlarla ilgili olarak ayet ve hadislerde beyan edilen mefsedetlere bakılır. Mefsedeti en az olan büyük günahtan daha az mefsedet içeren amel­ler küçük günah, daha fazla ya da eşit derecede mefsedet içerenler ise büyük günahtır.</p>
<p>Allah&#8217;a ya da Resulüne sövme, veya O&#8217;nlardan birini yalancılıkla suçla­ma, Hz. Peygamberi aşağılama, Kabeye pislik sürme, Kuran&#8217;ı çöplüğe atma fiillerinin her biri; Allah (cc) tarafından büyük günah oldukları açıklanmadı­ğı halde günahların en büyüklerindendir.</p>
<p>İffetli bir kadının ırzına geçecek kimse için kadını yakalayıp tutmak, ya da müslüman bir kimseyi, onu öldürecek kimse için tutmak günahların en büyüklerindendir. Bunların mefsedetinin, büyük günah olan yetim malı ye­mekten daha büyük olduğunda şüphe yoktur.</p>
<p>Müslümanları yok edeceklerini, kadın ve çocuklarını esir alacıklarını, mallarını yağmalayacaklarını, kadınlarına tecavüz edeceklerini, yurtlarını harap edeceklerini bile bile müslümanların zaaf noktalarını kafirlere bildir­mek günahların en büyüklerindendir. Zira sebep olduğu mefsedet, ordunun hareket edeceği zaman cihaddan kaçmaktan çok daha büyüktür; ki cihaddan kaçma büyük günahlardandır.</p>
<p>Yine bir kimseye onun öldürülmesine sebep olacağını bile bile yalan söylemek büyük günahlardandır: Halbuki bir kimseye bir tane hurması­nın alınmasına vesile olacak bir yalan söylemek büyük günahlardan değil­dir.</p>
<p>Allah (cc) yalancı şahitlik yapma ve yetim malı yemenin de büyük günah­lardan olduğunu beyan etti. Bu fiillerin sonucunda ortaya çıkan haksızlık önemli miktarda bir malla ilgiliyse bunun büyük günah olduğu açıktır. Söz konusu olan mal önemsiz bir şeyse bunun büyük günah olup olmadığı pek net değildir. Bu mefsedetlerden kaçınmak için bunlar da büyük günah kabul edilebilir. Nitekim bir yudum şarap içmekle mefsedet gerçekleşmediği hal­de bu da büyük günahlardandır. Ancak mallarla ilgili bu meselenin büyük günah olup olmadığı konusunda hırsızlık suçunun gerçekleşmiş olması için aranan miktar ölçü olarak benimsenebilir.</p>
<p>Hakimin hak olmayan bir şeye hükmetmesi de büyük günahtır. Yalancı şahit hükmün verilmesine sebeptir, aracıdır. Hakim ise bizatihi hükmü ve­rendir. Sebep olma büyük günah ise doğrudan yapma daha büyük günahtır. Buna şu durumu örnek verebiliriz: İki yalancı şahit, bir kimse aleyhinde öl­dürülme cezası verilmesi gereken adam öldürme suçunu işlediğine dair şa­hitlik yapar, hakim de bu doğrultuda hüküm verip davalıyı öldürüldüğü id­dia edilen kimsenin yakınlarına teslim eder ve onlar da adamı öldürürler. Halbuki hepsi şahitlik yapanların yalancı olduğunu bilmektedir. Bu durum­da yalana şahitlik büyük günah, hakimin davalı aleyhine hükmetmesi daha büyük günah, öldürülen kimsenin yakınlarının davalıyı öldürmeleri ise hep­sinden daha büyük günahtır.</p>
<p>Mefsedetlerin aynı derecede mi yoksa farklı derecede mi olduklarım tes­pit etmek zordur. Bunu ancak Allah&#8217;ın muvaffak kıldığı kimseler yapabilir. Mefsedetlerin özellikle birbirine denk olduklarını tespit etmek, farklı olduk­larını tespitten daha zordur. Maslahat ve mefsedetlerin derecelerini tespit et­mek ancak ilgili konuya açıklık getirmekle mümkün olur.</p>
<p>Bir şeyin büyük günah olduğunun ayet ve hadisle bildirilmesi, o şeyin di­ğer büyük günahlara denk olduğu anlamına gelmez. Resulullah şöyle bu­yurmuştur: &#8220;Kişinin ana babasına sövmesi büyük günahlardandır. Ashab (s.a.v.) dedi ki, ey Allah&#8217;ın Resulü kişi anasına babasına nasıl söver? Buyur­du ki, başka bir adamın babasına söver kendi babasına sövmüş olur, anasına söver kendi anasına sövmüş olur.&#8221; [29]</p>
<p>Hadiste ana babaya dolaylı olarak söv­menin büyük günah olduğunun belirtilmesi, doğrudan sövmenin daha bü­yük günah olduğu anlamına gelir. Hadis Buhari&#8217;de de şu şekilde geçmekte­dir: &#8220;Kişinin ana babasına lanet etmesi günahların en büyüğüdür. Sahabe, ey Allah&#8217;ın Resulü kişi ana babasına nasıl lanet eder diye sorar. Buyurdu ki; ki­şi bir başkasının babasına söver kendi babasına sövmüş olur, anasına söver kendi anasına sövmüş olur.&#8221; [30] Hz. Peygamber sövmeye nazaran çok daha kötü bir fiil olması hasebiyle lanet etmeyi günahların en büyüğü olarak zik­retti.</p>
<p>Resulullah (s.a.v.) ana babaya itaat etmemeyi de büyük günahlardan say­dı. Ancak ne derece itaatsizliğin büyük günah olduğu tartışmalıdır. Ana ba­baya itaatsizlik ve onlara ait haklarla ilgili güvenilir bir kaide bilmiyorum. Zira başkaları hakkında haram olan şey onlar hakkında da haram, başkaları için vacip olan şey onlar için de vaciptir.</p>
<p>Ana babasının emrettiği her şeyi yapması ya da yasakladığı her şeyi terk etmesinin evlada vacip olmadığı konusunda alimler ittifak etmiştir. Evladın ana babanın izni olmaksızın cihada çıkması haramdır. Zira evladın ölmesi ya da bir uzvunu kaybetmesi, hem onları geçim sıkıntısına sokabilir, hem de onlara büyük acı verir. Ana babanın evlatlarının hayatını ya da bir uzvunu kaybetmesi açısından tehlikeli gördükleri sair yolculuklar da böyledir. Ana baba nafaka, giyinme ve barınma ihtiyaçlarını karşılama hususunda aynı de­recede zayıf kabul edilir.</p>
<p>Bazı âlimler büyük günahların tespiti hususunda şöyle bir Ölçü benimse­mişlerdir: Nasslarda hakkında tehdit, had cezası ya da lanet bulunan şeyler büyük günahlardandır. Mesela arazinin sınırlarım değiştirmek bu konuda lanet söz konusu olduğundan büyük bir günahtır. Yine bir mümini katletmek hakkında tehdit ve lanet vaki olduğu için büyük günahtır. Yol kesip eş­kıyalık yapma, zina, hırsızlık ve namuslu bir insana zina iftirasında bulun­ma, haklarında had cezası vaki olduğu için büyük günahlardandır. Bu du­rumda hakkında tehdit, had cezası ve lanet bulunan şeylerle aynı derecede mefsedet içeren ya da bunlardan daha fazla mefsedet içeren şeyler de büyük günahtır.</p>
<p>Şöyle bir soru gelebilir; fayda ve zararı olmayan yalan küçük günahtır, öyleyse Allah ve hafaza melekleri dışında iftira atılan kimse de dahil hiç kimsenin duymayacağı şekilde iffetli bir insana iftira niye had cezası gerek­tiren büyük günah olsun? Üstelik hiç kimse duymadığı için iftiraya maruz kalan için herhangi bir hoşnutsuzluk da söz konusu değildir. Gerçekten de bu durumda mefsedet olmadığı için had cezası gerektiren büyük bir günah söz konusu değildir. Bu şekilde iftira eden kimse ahirette açıkça iffetli insa­nın yüzüne karşı iftira eden ya da iftirayı insanlar arasında dile getiren kim­senin çarptırılacağı cezaya da çarptırılmaz. Sadece yalanında ısrar etmeyen yalancı kişinin çarptırılacağı cezaya çarptırılır. Şair şöyle demiştir;</p>
<p><em>Sana eziyet veren şey, onun senin yüzüne karşı söylediği sözlerdir</em></p>
<p><em> Arkandan konuşanların sözleri ise sanki hiç söylenmemiş gibidir.</em></p>
<p>Şair o kimseyi herhangi bir zarar ve rahatsızlık vermediği için hiç söyle-meyene benzetmiştir.</p>
<p>Şu da sorulabilir; iffetli kimsenin gıyabında ona iftira atan kişiye niye had cezası verilsin? Zira iftirayı duymadığından karşı taraf için mefsedet söz ko­nusu olmaz.</p>
<p>Buna şu şekilde cevap veririz: Had cezası gerekir, çünkü şayet iftira ka­dına ulaşırsa onun için sadece yüzüne karşı söylenmesinden daha kötü ola­caktır, insanların önünde iftira atılınca, insanlar o kimseyi hor görür, onun­la olan bağlarını koparır, ilişkilerini keserler. Bu tür iftiralar çoğu zaman yayılır ve iftira atılan kimsenin kulağına gider. Halbuki başka kimsenin ol­madığı bir yerde sadece kişinin yüzüne karşı söylenmesi böyle değildir. İn­sanoğlu da gıyabında namusuna halel getirecek şeylerin söylenmesinden hoşlanmaz. Ama başka kimsenin olmadığı bir yerde kişinin yüzüne söyle­nen iftiranın dil ile söylenmesiyle sadece kalpten geçirilmesi arasında pek fark yoktur.</p>
<p>Izzeddin Ibn Abdüsselam &#8211; Islami Hükümlerin Esas ve Hikmetleri,syf.48-51</p>
<p>[29] Müslim, Kitabu&#8217;1-iman, 1 /92</p>
<p>[30] Buhari, Kitabu&#8217;1-edeb, 10/463</p>
<p>ilimdunyası.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gunahin-kucuk-ya-da-buyuk-olusunun-tespiti/">Günahın Küçük Ya Da Büyük Oluşunun Tespiti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gunahin-kucuk-ya-da-buyuk-olusunun-tespiti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Şirk Dışında Bütün Günahları Affeder</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allah-sirk-disinda-butun-gunahlari-affeder/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allah-sirk-disinda-butun-gunahlari-affeder/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 10:41:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akaid/Kelami Bahisler]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Şirk Dışında Bütün Günahları Affeder]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük gÜNAH]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 48.Ayet Tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=14829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şüphesiz ki Allah, (insanın), kendisine eş tanımasını bağışlamaz. O (günah)tan başkasını, dileyeceği kimseler için yarlığar. Kim Allah&#8217;a şirk koşarsa, muhakkak pek büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur&#8221; (Nisa. 48) &#8230;. Âyet, Allah Teâlâ&#8217;nın, büyük günah sahibini affedeceğine dair, biz ehl-i sünnetin en kuvvetli delillerinden biridir. Bil ki bu âyetten, birkaç bakımdan delil çıkarılmıştır: a) [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-sirk-disinda-butun-gunahlari-affeder/">Allah Şirk Dışında Bütün Günahları Affeder</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/allah-sirk-disinda-butun-gunahlari-affeder/allah-5/" rel="attachment wp-att-14836"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-14836" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/allah-3.jpg" alt="" width="370" height="258" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/allah-3.jpg 591w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/allah-3-300x209.jpg 300w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" /></a></p>
<p>Şüphesiz ki Allah, (insanın), kendisine eş tanımasını bağışlamaz. O (günah)tan başkasını, dileyeceği kimseler için yarlığar. Kim Allah&#8217;a şirk koşarsa, muhakkak pek büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur&#8221; (Nisa. 48)</p>
<p>&#8230;.</p>
<p>Âyet, Allah Teâlâ&#8217;nın, büyük günah sahibini affedeceğine dair, biz ehl-i sünnetin en kuvvetli delillerinden biridir.</p>
<p><strong>Bil ki bu âyetten, birkaç bakımdan delil çıkarılmıştır:</strong></p>
<p><strong>a)</strong> Âyetteki, &#8220;şüphesiz ki Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz&#8221; buyruğu, &#8220;Allah, şirki bir lütuf yoluyla bağışlamaz&#8221; manasındadır.</p>
<p>Çünkü müşrik, şirkinden tevbe ettiği zaman, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın onu vücub yoluyla &#8220;mecburî olarak&#8221;affetmesinin söz konusu olmadığı icmâ ile sabittir.</p>
<p>Binaenaleyh Cenâb-ı Hakk&#8217;ın &#8220;Allah şirki bağışlamaz&#8221; sözü, &#8220;şirki, lütuf yoluyla bağışlamaz&#8221; manasında olursa, Allah&#8217;ın &#8220;O (günah)tan başkasını,affeder&#8221; sözünün de, şirkin dışında kalan günahları, lütuf yoluyla bağışlayacağı manasına gelmesi gerekir. İşte böylece olumlu ve olumsuz hükümler, aynı manada gelmiş olurlar.</p>
<p>Baksana, bir kimse şayet, &#8220;Falanca, hiç kimseye lütfederek vermez, fazla fazla verir&#8221; dese, bu sözden, o kimsenin lütfederek verdiği anlaşılır. Hatta o kimse bu sözü biraz daha açık olarak &#8220;O, hiç kimseye, lütuf suretinde hiçbirşey vermez. Ancak vücub suretiyle (mecburi olarak) daha fazlasını verir&#8221; dese, her akıllı insan, bu sözün bozukluğuna hükmeder.</p>
<p>İşte böylece Cenâb-ı Hakkin, şirk dışındaki günahları, dilediği kimseler için bir lütuf olarak bağışlayacağı sabit olmuş olur.</p>
<p>Bu sabit olunca da biz deriz ki: O zaman bu âyetten kastedilenlerin, tevbe etmemiş olan büyük günah sahipleri olması gerekir. Zira Mu&#8217;tezile&#8217;ye göre, tevbe edildikten sonra hem küçük, hem büyük günahların bağışlanması aklen vacibtir.</p>
<p>Binaenaleyh âyeti bu manaya hamletmek mümkün değildir. Bu da sabit olunca, geriye âyeti, ancak tevbe edilmemiş büyük günahların bağışlanması manasına hamletme yolu kalmıştır ki zaten elde etmek istediğimiz netice de budur.</p>
<p><strong>b)</strong> Allah, nehyedîlen şeyleri &#8220;şirk&#8221; ve &#8220;şirkin dışındakiler&#8221; diye iki kısma ayırmıştır. Şirk dışındaki günahlara, tevbe edilmemiş büyük günahlar, tevbesi yapılmamış büyük günah ve bütün küçük günahlar dâhildir. Cenâb-ı Hak, şirkin bağışlanmayacağını, onun dışındakilerin ise affed ilebileceğini kesin olarak bildirmiştir. Fakat bağışlama hususundaki bu kesin hüküm, dilediği kimseler hakkında söz konusudur.</p>
<p>Binaenaleyh âyetin takdiri, &#8220;Allah şirkin dışında kalan günahları, ancak dilediği kimseler için affeder&#8221; şeklinde olur. Âyet, şirk dışındaki günahların bağlanabileceğine delalet edince, tevbe edilmemiş büyük günahların da bağışlanabileceği anlaşılır.</p>
<p><strong>c)</strong> Hak Teâlâ, &#8220;dileyeceği kimseler için&#8221; buyurup, bu bağışlamayı, kendi meşîet ve iradesine bağlamıştır. Halbuki tevbesi yapılan büyük günahlar ile bütün küçük günahların bağışlanacağı kesin olup, Allah&#8217;ın meşîetine bağlanmamıştır.</p>
<p>Binaenaleyh bu âyette bahsedilen bağışlanmanın, tevbesi yapılmamış olan büyük günahların bağışlanması olması gerekir ki zaten elde etmek istediğimiz netice de budur.</p>
<p><strong>Mu&#8217;tezile, bu son izaha şu şekilde itiraz etmiştir</strong>: &#8220;Bağışlama işinin, Allah&#8217;ın meşî&#8217;etine bağlanması, onun vacip (mutlaka yapılması gereken bir şey) olmasına ters düşmez. Baksana, Cenâb-ı Hak bu âyetten sonra, &#8220;Öyle değil. Allah kimi di/erse, onu temize çıkarır..&#8221; (Nisa, 49) buyurmuştur. Sonra biz, Allah Teâlâ&#8217;nın, ancak temize çıkartılmaya (tezkiyeye) ehil olan kimseleri, tezkiye edeceğini biliyoruz. Aksi halde bu âyet yalan olur. Yalan ise Allah hakkında muhaldir. İşte mevzubahis âyette de böyledir.&#8221;</p>
<p>Bil ki Mu&#8217;tezile&#8217;nin, bu delillere, va&#8217;îdi ifâde eden umûmî âyetler ile karşı çıkmadan başka, nazar-ı dikkate alınacak bir sözleri yoktur. Biz de, onların karşısına vaad ifâde eden umumî âyetlerle çıkarız. Bu husustaki izahlarımız, Bakara sûresinde (81 âyetin) tefsirinde, enine boyuna ele alınmış ve ortaya konulmuştu. Bunları, burada tekrar etmenin bir faydası yok.</p>
<p>Vahidî, &#8220;Kitabu&#8217;l-Basîf&#8217;inde, senedli olarak, İbn Ömer (r.a)&#8217;in şöyle dediğini rivayet etmiştir: &#8220;Biz, Resûlullah zamanında, içimizden birisi, büyük günah işlemiş olarak öldüğünde, onun cehennemliklerden olduğuna şehadet ediyor (inanıyor)duk. Bu âyet nazil olunca, bundan kaçındık.&#8221; îbn Abbas (r.a)da: &#8220;Ben, müşrik olarak yapılan hiçbir amelin fayda vermediği gibi, tevhid ile birlikte, hiçbir günahın zarar vermeyeceğini umuyorum&#8221; demiştir.</p>
<p>İbn Abbas (r.a), bu sözü Hz. Ömer (r.a)&#8217;in yanında söylemiş, o da buna karşı çıkmamıştır. Yine merfu olarak, Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in şöyle dediği rivayet edildi: damgası ile damgalanın ve o imanı ikrar edin.</p>
<p>Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 8/75-76</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-sirk-disinda-butun-gunahlari-affeder/">Allah Şirk Dışında Bütün Günahları Affeder</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allah-sirk-disinda-butun-gunahlari-affeder/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Namaz Kılıp da Büyük Günah İşleyen Mümin midir?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 May 2016 19:53:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akaid/Kelami Bahisler]]></category>
		<category><![CDATA[Tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Günah Meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük gÜNAH]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf Şerhi]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz Kılıp da Büyük Günah İşleyen Mümin midir?]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Şerîf Cürcânî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Namaz kılan derken ehl-i kıble kastedilmektedir. Daha önce imanın hakikati meselesinde bunun açıklaması geçmişti. Buradaki amacımız muhaliflerin görüşlerini zikretmek ve onların şüphelerini cevaplamaktır. Hariciler bu kimsenin kafir olduğuna, Hasan el-Basri münafık olduğuna, Mutezile ise ne mümin ne de kafir olduğuna vardı Haricilerin bir kısım delilleri vardır. Birincisi şu ayettir: &#8221;Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerdir.”(Maide 44) Zira âyette geçen [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/">Namaz Kılıp da Büyük Günah İşleyen Mümin midir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/images-2-33/" rel="attachment wp-att-11092"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-11092" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/images-2-1.jpg" alt=" Namaz Kılıp da Büyük Günah İşleyen Mümin midir?" width="481" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/images-2-1.jpg 312w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/images-2-1-300x156.jpg 300w" sizes="(max-width: 481px) 100vw, 481px" /></a><br />
Namaz kılan derken ehl-i kıble kastedilmektedir. Daha önce imanın hakikati meselesinde bunun açıklaması geçmişti. Buradaki amacımız muhaliflerin görüşlerini zikretmek ve onların şüphelerini cevaplamaktır. Hariciler bu kimsenin kafir olduğuna, Hasan el-Basri münafık olduğuna, Mutezile ise ne mümin ne de kafir olduğuna vardı<br />
<strong>Haricilerin bir kısım delilleri vardır.</strong></p>
<p><strong>Birincisi şu ayettir:</strong> &#8221;Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerdir.”(Maide 44) Zira âyette geçen “men” edatı,Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyen herkesi kuşatır. Dolayısıyla tasdik eden fasık kişi de âyetin kapsamına girer. Yine onların kafir olmasının gerekçesi, hükmetmeme olarak açıklanmıştır. Şu halde Allah’ın indirdiğiyle hükmet­meyen her kişi kafirdir. Fâsık da Allah’ın indirdiğiyle hükmetmemektedir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Mevsuller genellik bildirmez, aksine genellik ve özelliğe muhtemel olan cinslik ifade eder. Kastedilen, Allah&#8217;ın indirdiklerin­den kesinlikle hiçbiriyle hükmetmeyenlerdir. Bu kişilerin kafir olduğunda herhangi bir tartışma yoktur. Yahut şöyle deriz: Allah’ın indirdiğiyle kastedi­len Tevrat&#8217;tır. Âyetin başı buna karine oluşturmaktadır: “Tevrât&#8217;ı biz indirdik. Onda hidayet ve nur vardır. Teslim olmuş peygamberler onunla Yahûdilere<br />
hükmederlerdi.”(Maide,44)Oysa bizim ümmetimiz Tevrâtla hükmederek kulluk et­memektedir. Dolayısıyla hüküm Yahûdilere özgüdür. Şayet Tevrât’la hük­metmezlerse onların kafir olması gerekir. Biz bunun gereğini kabul ediyoruz.</p>
<p><strong>Hâricîlerin ikinci delili şu âyettir:</strong> “Biz kafirden başkasına ceza mı veririz&#8221;(Sebe,17) Bu âyet, cezalandırılan herkesin kafir olduğuna delalet etmektedir. Büyük günah işleyen de “Kim kasten birini öldürürse onun cezası ebedî cehennemdir”(Nisa, 93)âyeti nedeniyle cezalandırılacaktır. O halde büyük günah işleyen de kafirdir.</p>
<p><strong>Biz deriz ki</strong> bu, zâhiri terk edilen bir âyettir. Çünkü âyetin zâhiri, cezayı kafirliğe hasretmektedir. Oysa bu, kesinlikle terk edilmiştir. Zira kafirden başkası da ceza/karşılık görmektedir. Bu ceza ise ödüllendirmedir. Çünkü ceza hem sevabı hem de azabı içermektedir. Yine sadece kafirlere ceza verilmesi terk edilmiştir çünkü âyette şöyle denilmektedir: “Bugün her nefis, yaptıklarının karşılığını/cezasını görecek.”(Mümin,17) Şu halde âyetin kafire mahsus bir cezaya yorulması gerekmektedir. Nitekim âyetin siyakı yani “işte biz onları küfürleri sebebiyle cezalandırdık”(Sebe,17) ifadesi de buna delalet etmektedir. Buna göre an­lam şudur: “O karşılık / ceza, kafirden başkasına verilir mi?” Büyük günah işleyen kimse ise kafire mahsus cezadan başka bir cezaya uğrayacaktır.</p>
<p><strong>Üçüncüsü,</strong> haccın farz olduğunu bildirdikten sonra gelen şu âyettir “Her kim inkar ederse&#8221; yani haccetmezse &#8216;Allah âlemlerden müstağnidir”(Ankebut,6) Âyette haccı terk etmek küfür sayılmıştır.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Kastedilen haccın farz olduğunu inkar edenlerdir.Bu kişinin kafir olduğunda da kuşku yoktur.</p>
<p><strong>Dördüncüsü,</strong> yüce Allah’ın Hz. Musa ve Hz. Harun’dan tahkiye ettiği şu âyettir: “Bize yalanlayıp yüz çevirene azap edileceği vahyedildi.”(Taha,48) Bu âyet azabın yalanlayanla sınırlı olduğuna delalet etmektedir ve yalanlayan da kafirdir. Kuşkusuz fasık azap görecektir zira onun hakkında tehdit gelmiştir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Bu da zâhiri terk edilen bir âyet olup görüş birli­ğiyle şarap içen ve zina edenin azabına mahsustur. Oysa bu kimseler yüce Allah’ı yalanlamamaktadır. Hatta Yahudi ve Hıristiyanlar bile yüce Allah’ı yalanlamamaktadır. Belki yalanlamış durumuna düşmektedirler ama yalanlayan kimse ile yalanlamış duruma düşen kimse arasında fark vardır.</p>
<p><strong>Beşincisi şu âyettir:</strong> “Sizi alev alev yanan bir ateşle uyardım. Ona ancak yalanlayan ve yüz çeviren bahtsız kişi girer”(Leyl,14) Bu âyet, ateşe giren herkesin kafir olduğunu göstermektedir. Fâsık yani büyük günah işleyen de ateşe girecektir. Zira fâsıkın ateşe gireceği tehdidini ifade eden genel âyetler vardır.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Belki bu özel bir ateştir. Yani “ona girer / yeslâhâ” ifadesindeki zamir, nekre bir ateşe gitmektedir. Belki onun nekre yapılması, türsel birliği ifade etmek içindir. Bu durumda yalnızca kafirin gireceği özel bir ateş olmaktadır.</p>
<p><strong>Altıncısı,</strong>tartısı hafif gelen hakkındaki şu âyettir: &#8220;Size âyetlerim okunur da siz yalanlamaz mıydınız!”(Müminun,105)Bu takdirde deriz ki fâsık, iyilikleri­nin azlığı nedeniyle tartısı hafif gelenlerdendir. Tartısı hafif gelen herkes, sözü edilen âyetin gösterdiği gibi yalanlayandır. Her yalanlayan ise kafirdir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Tersine fâsıkın tartısı imanla ağır gelir. Dolayısıyla o, tartısı hafif gelenlere girmez.</p>
<p><strong>Yedincisi,</strong> “O gün kimi yüzler ağarır, kimi yüzler de kararır. Yüz­leri kararanlar, iman ettikten sonra inkar mı ettiniz!“(Al-i İmran,106) âyetidir. Fasık masiyet sebebiyle yüzü kararanlardandır. Dolayısıyla da fâsık, kafirdir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Her fâsıkın kıyamet günü böyle yüzü kararanlardan olduğunu kabul etmiyoruz. Çünkü âyet, bunu gerektirmemektedir. Aksi­ne ayet, iman ettikten sonra inkar eden bir kısım kafirler hakkında gelmiştir. Çünkü âyette ”iman ettikten sonra inkar mı ettiniz&#8217; denmektedir.</p>
<p><strong>Sekizincisi:</strong> Büyük günah işleyen, amel defterleri soldan verilecek­lerdendir. Yüce Allah “Âyetlerimizi inkar edenler, defterleri soldan verilecek kimselerdir.Ayet, amel defteri soldan verilen herkesin ise kafir olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Sizin âyetin anlamına ilişkin söylediğiniz bu şey, aksini vehmettirme türündendir. Zira o, inkar eden herkesin amel defteri soldan verileceklerden olduğuna delalet etmektedir. Oysa bu, sizin vehmettiğiniz gibi, tümel olarak döndürülmez.Yine sizin bu âyetle istidlâliniz,dinin zorunlu unsurlarını tasdik eden zinakar ve hırsızla nakz olmaktadır. Çünkü bu ikisi, yalanlamadıkları halde defteri soldan verileceklerdendir.</p>
<p><strong>Dokuzuncusu şu âyettir:</strong> “Kimler bundan sonra inkar ederse, işte onlar fâsıktırlar.”(Nur,55) Bu âyet, mübtedanın haberle sınırlı olduğunu göstermektedir. Nihâyetü’l-Uküla uygun doğru ifade “haberin mübtedayla sınırlı oldu­ğunu göstermektedir” şeklindedir. Bu takdirde her fâsık kafirdir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Sizin söylediğiniz sınırlamanın âyetten çıkarıldı­ğını men ediyoruz.Çünkü kafir başlangıçta böyledir yani dil bakımından fasıktır. Bununla birlikte fâsık lafzı yeni örfte kâfire söylenmemiştir. Dolayısıyla da bundan sonra fasık mutlak olarak inkar edenle sınırlı değildir. Aksi­ne kafirle sınırlı olan, yalnızca tam fasıktır.</p>
<p><strong>Onuncusu şu âyettir:</strong> “Allah’ın rahmetinden ancak kafir topluluk umut keser”(Yusuf,87). Fâsık, Allah’ın rahmetinden yani sevabından umutsuzdur.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Fâsığın umutsuz olduğunu men ediyoruz. Çünkü imam sebebiyle onda umut vardır.</p>
<p><strong>On birincisi şu âyettir:</strong> &#8220;Sen kimi ateşe sokarsan onu rezil edersin”(Al-i İmran,192) Ayrıca şu âyet: “Bugün rûsva ve kötü olacaklar kafirlerdir.Bunun takriri şöyledir: Fâsık, kuşatıcı tehdit âyetleri nedeniyle, cehennem ateşine girecektir. Ateşe giren herkes ise ilk âyet nedeniyle rezil olacaktır. Rezil olan herkes ise ikinci âyet nedeniyle kafirdir.</p>
<p><strong>Biz Şöyle deriz:</strong> Lam almış müfret -ki burada “hızy / rezillik&#8221; kelimesidir- bize göre genel değildir. Dolayısıyla rezilliğin mutlak olarak kafirle sınırlı olması gerekmez. Yahut şöyle deriz: Genel olduğu kabul edildiği tak­dirde onunla kastedilen, tam rezilliktir. Bu durumda tam rezilliğin fertlerinin  kafirle sınırlı olması gerekir, mutlak olarak rezilliğin fertlerinin değil.</p>
<p><strong>On İkincisi şu âyettir:</strong> “Kitabı solundan verilen ise diyecek ki keşke kitabım verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; keşke bu iş son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı; saltanatım da yok olup gitti. Onu yakalayın da bağlayın, sonra alevli ateşe atın, sonra onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincirle oraya sokun! Çünkü o, yüce Allah’a inanmıyordu.”(Hakka,25) Fâsığın kitabı sağından verilmeyecektir. Bu açıktır. Tersine solundan verilecektir. Çünkü orada üçüncü bir şık yoktur. Şu halde fâsık, kafirdir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Yüce Allah o günde iki bölük insandan söz etmiştir. Bunlar, kitabı sağından verilenler ile kitabı solundan verilenlerdir. Bu durum, üçüncü kısmın olmadığını göstermez. Çünkü onların bir kısmının kitabı ellerine verilmeyip okunabilir. Ayetin nazmında buna aykırı bir şey yoktur. Aynca tahsis açıktır. Yani insanların bu iki bölükten ibaret olduğunu kabul etsek bile deriz ki “O, yüce Allah’a inanmıyordu” âyeti, kitabı sol taraftan verilen herkesi kuşatmaz. Çünkü ehl-i kıblenin fâsıkları Alah’a iman ederler yani Allah’ı tasdik ederler. Dolayısıyla da “O, iman etmiyordu” ifade­sinin kapsamına girmezler.</p>
<p><strong>On üçüncüsü şudur:</strong> Fâsık, başkasına veya kendisine zulmeden­dir. Her zâlim ise kafirdir. Zira âyette “Bilin ki Allah’ın laneti, zâlimlere olsun. Onlar, Allah’ın yolundan alıkoyan, onu eğriltmek isteyen ve âhireti inkar edenlerdir.”(Hud,19)</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Sizin söylediğiniz, peygamberlerin bile tekfir edil meşini gerektirir. Çünkü onlar zulümlerini itiraf etmişlerdir. Nitekim Hz, Adem ve Havva “Rabbimiz biz nefsimize zulmettik”(Araf,23), Hz. Musa “Rabbim ben nefsime zulmettim”(Kasas,16), Hz. Yunus “Ben zâlimlerden oldum”(Enbiya,87) demiştir.</p>
<p>Bunun hilli de şöyle denmesidir: “Zalimler” kelimesinden sonra söylenenler, özel bir sıfattır. Bu sebeple her zalimin tekfiri gerekmez.</p>
<p><strong>On dördüncüsü şu âyettir:</strong> “Fasıklık yapanlara gelince onların ba­rınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve onlara: &#8216;Yalanlayıp, durduğunuz ateşin azabını tadın’ denir.”(Secde,20)Bu âyet, her fâsığın kafir olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz</strong>: “Fâsıklık yapanlara gelince” sözü, zahir genelliği­ni korumamaktadır. Çünkü o, her fâsığın kıyamet gününü yalanlamasını gerektirmektedir. Oysa bu kesinlikle yanlıştır.</p>
<p><strong>On beşincisi şu âyettir:</strong> “Suçlulara sorarlar: Sizi cehenneme düşü­ren nedir? Onlar derler ki: Namaz kılanlardan değildik; yoksulu doyulmaz­dık; dalanlarla biz de dalardık ve ceza gününü yalanlardık” (Müddesir,43) Bu âyetle sabit olmaktadır ki her suçlu ateşe girecektir ve kafirdir. Şüphesiz fâsık da suçlu­dur ve ateşe girecektir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Bunun cevabı daha önce geçmişti. Cevap şudur: Âyetin zahiri alınmaz. Aksi halde her suçlunun kıyamet gününü yalanlıyor olması gerekir. Halbuki bu kesinlikle yanlıştır.</p>
<p><strong>On altıncısı şu âyetlerdir:</strong> &#8221;İnkar edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında cehennemin kapılan açılır ve bekçileri onlara: ‘Size içinizden Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınız uyarısında bulunan peygamberler gelmedi mi&#8217; derler. ‘Evet geldi&#8217; derler. Lâkin azap sözü inkarciların aleyhine gerçekleşir. Onlara ‘ebedi kalacağınız cehen­nemin kapılarından girin; kibirlilerin yeri ne de kötüdür.&#8217; denir. Rablerinden sakınanlar ise bölük bölük cennete sürülür. Oraya vardıkları ve cennetin kapılan açıldığında cennetin bekçileri onlara ‘Size selam olsun! Hoş geldiniz. Ebedî kalmak üzere girin buraya!’ derler.”(Zümer,73) Bu âyetlerden öğrenil­mektedir ki insan ya müttaki olup cennete sürülür ya da kafir olup cehen­neme sürülür.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Daha önce benzeri geçmişti. Buna göre âyetlerde iki kısmın zikredilmesi, üçüncü kısmın olmadığını göstermez.</p>
<p><strong>On yedincisi,</strong> Hz. Peygamber’in (s.a.) “Kim bir namazı bilerek terk ederse kafir olur” hadisi ile “Kim haccetmeden ölürse ister Yahudi ister Hıristiyan olarak ölsün” hadisidir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Ahad haberler, muhalifler ortaya çıkmadan önce gerçekleşmiş icmayla gelişemez.</p>
<p><strong>On sekizincisi:</strong> Allah’a dost ve düşman olmak birbirine zıttır ve iki­si arasında da vasıta yoktur. Allah’a dostluk iman iken Allah’a düşmanlık küfürdür.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Biz iki zıt arasında vasıta bulunmadığını kabul et­miyoruz. Zira karalık ve aklık birbirine zıttır ve ikisi arasında vasıta vardır. Dolayısıyla Allah’a dost olmak ile düşman olmak arasında vasıta olabilir.</p>
<p>Büyük günah işleyenin münafık olduğunu iddia edenler iki delil getirmiştir.</p>
<p><strong>Birincisi naklî delildir.</strong> Hz. Peygamber (s.a.) şöyle demiştir: “Müna­fığın alameti üçtür: Söz verdiğinde cayar, konuştuğunda yalan söyler, emanet bırakıldığında hıyanet eder.”</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Bu zahiri bırakılan bir nastır. Çünkü bir kimseye değerli bir elbise giydirme sözü veren, sonra sözünde durmayan kimse bu hareketinden dolayı icmayla imandan çıkıp nifaka girmez. Denilmiştir ki hadisin anlamı şudur: Bu üç haslet hep birlikte bir şahsın melekesi haline geldiğinde onun münafıklığının alameti olur. Ama meleke haline gelmediyse olmaz. Nitekim Hz. Yusuf un kardeşleri onu koruma sözü vermişlerdi ama sözlerinde durmadılar. Babaları onlardan eman almıştı ama hiyanet ettiler ve “onu kurt yedi” diyerek yalan söylediler. Fakat onların münafık olmadı­ğında görüş birliği vardır. Bununla birlikte bir şeye delalet eden alamet, ba­zen katî olarak delalet etmez. Bu durumda delalet edilen şeyin ondan ayrıl­ması mümkündür.</p>
<p><strong>İkincisi aklîdir.</strong> Bu delil şöyledir: Bu delikte bir yılan bulunduğuna inanan bir akıl sahibi, elini o deliğe sokmaz. Eğer bunu iddia eder, ardındanda elini sokarsa inanmadan söylediği bilinir. Büyük günah işleyen için de aynı şey geçerlidir.</p>
<p><strong>Biz Şöyle deriz:</strong> Yılanın zararı, hemen olan ve gerçekleşmiş bir durumdur. Oysa günahtan dolayı azap böyle değildir. Çünkü ilerde gelecek ve şimdi gerçekleşmemiş bir durumdur. Zira tövbe ve affedilme mümkündür.<br />
Dolayısıyla bu ikisi farklıdır.</p>
<p><strong>Mu&#8217;tezile ise iki delil getirmiştir.</strong></p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Fâsık ne mümindir ne de kafirdir Mümin değildir çünkü daha önce imanın taatlerden ibaret olduğu anlatıldı Kafir olmadığında icma vardır, çünkü Sahâbe ve onların ardından Selef, zina, şarap içme ve iffetli kadına iftira atılması durumlarında fasığa had uyguluyor, onu öldürmüyor, dinden çıktığına hükmetmiyor ve Müslüman kabristanına defnediyordu. Oysa onlar, kafire böyle muamele yapılmayacağında icma etmişti. Yine âşığın kafir olması, koca karısını zina etmekle suçladığı takdirde liâna ve hâkimin hükmüne gerek kalmadan sadece bu suçlamayla kadının kocasından ayrılmasını gerektirir. Çünkü koca doğru söylüyorsa ka­dın zina etmekle kafir olmuş demektir. Şayet koca yalan söylüyorsa iffetli kadına iftira etmekle kafir olmuş demektir. Dolayısıyla da her iki durumda da ayrılık gerçekleşir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Koca mümindir. Daha önce imanın hakikati mese­lesini ele alırken bu hususta açıklama yapmıştık.</p>
<p><strong>İkincisi,</strong> Vâsıl b. Atâ’nın Amr b. Ubeyd’e söylediği ve Amfin da Vâsılın görüşüne dönmesine vesile olan açıklamadır. Bu açıklama şöyledir:</p>
<p>Onun fâsık olduğu görüş birliğiyle mâlûmdur. İmanında ise ihtilaf edilmekte­dir. Diğer deyişle ümmet, büyük günah işleyenin fasık olduğunda icma et­miş ama onun mümin mi yoksa kafir mi olduğu hususunda ihtilaf etmiştir. Biz ihtilaf edilen görüşü bırakıyor ve ittifak edilen görüşü alıyoruz.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Daha önce geçtiği üzere büyük günah işleyen ke­sinlikle mümindir ve Vâsıldan önce ümmet bu hususta ihtilaf etmemiştir. Ak­sine ondan önce ümmet mükellefin ya mümin ya da kafir olacağında icma etmiştir.</p>
<p>Üçüncü bir kategori çıkarmak, o iki kısımda sınırlama üzerine oluş­muş icmayı delmek demektir. Dolayısıyla da hiç kuşkusuz yanlıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mevâkıf Şerhi (3)<br />
Müellif:Seyyid Şerîf Cürcânî<br />
Çeviren:Ömer Türker<br />
Türkiye Yazma Eserler.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/">Namaz Kılıp da Büyük Günah İşleyen Mümin midir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
