<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aydın | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/aydin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Mar 2020 10:31:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Aydın | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bildikçe İnsana Bir Şeyler Mi Oluyor?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bildikce-insana-bir-seyler-mi-oluyor/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bildikce-insana-bir-seyler-mi-oluyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 10:31:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İrfan]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlâk Bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Alim]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Aydının Yükselişi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi Ahlâkı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi ve ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilginin Unsurları]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Adamı ve Âlim İkilemi]]></category>
		<category><![CDATA[Cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Kütük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24183</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hangi Şeyin îlmi? Bilmeyi değerli kılan unsurun ne olduğunu anlamak için “neyi, ne kadar, ne maksatla, hangi öncelik sı­rasına göre bilmek&#8230;” gibi temel soruların cevaplanması gerekir. Kötü amaçla kullanıldığında silaha ve sömürü aracına dönüşebilen bilginin bir taraftan sorun oluştu­rurken diğer taraftan da problemin çözümü için kaçınıl­maz olması ilginçtir. Hakikat soruşturması içinde olmayan malumat sa­hipleri dünyanın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bildikce-insana-bir-seyler-mi-oluyor/">Bildikçe İnsana Bir Şeyler Mi Oluyor?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-10460 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/tasavvuf-420x330.jpg" alt="" width="420" height="330" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/tasavvuf-420x330.jpg 420w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/tasavvuf-420x330-300x236.jpg 300w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" /></p>
<p><strong>Hangi Şeyin îlmi?</strong></p>
<p>Bilmeyi değerli kılan unsurun ne olduğunu anlamak için “neyi, ne kadar, ne maksatla, hangi öncelik sı­rasına göre bilmek&#8230;” gibi temel soruların cevaplanması gerekir. Kötü amaçla kullanıldığında silaha ve sömürü aracına dönüşebilen bilginin bir taraftan sorun oluştu­rurken diğer taraftan da problemin çözümü için kaçınıl­maz olması ilginçtir.</p>
<p>Hakikat soruşturması içinde olmayan malumat sa­hipleri dünyanın sadece zahiri yönünü bilirler, varlığın iç yüzünü, hakikatini ve işaret ettiği manayı bilmezler, okuyamazlar. Kâinatı bir kitap gibi düşünecek olursak, bunların hali, kitabın harflerinden, cildinden, süslerin­den bahseden fakat içinde neler anlatıldığı hakkında hiç bilgi sahibi olmayan adamın durumuna benzer. Sıradan bir insan bir demir parçasına baktığında sert ve gri bir cisim görürken, bir fizikçi onun içindeki atomlar, kuark- lar vs. hakkında çok şey bilir. O halde bakılan şey aynı olmakla beraber görülen ve bilinen şeyler çok farklı ola­bilmektedir.</p>
<p>Bilinmesi ve görülmesi gereken şey fonksiyonel ve amaca yönelik olmalıdır. Kuru ve ham bilgi kişiyi ma­lumat sahibi yapabilir, fakat müspet maksada yönelik hikmet bağlantılı bilgi insanı âlim yapar. Uzun bir yolcu­luğa çıkılmışsa harita okumayı bilmek ve gidilecek yer hakkında doğru bilgiler edinmek önem kazanır. Mesela, yürüyerek çöl gibi bir araziden geçmeniz gerekiyorsa ya­nınızda şişme bot bulundurmanın, tabii ki, hiçbir yararı olmayacaktır./</p>
<p>Bilgisi ile övünen kibirli bir lisan âlimi karşıdan kar­şıya geçmek için bir kayığa binmiş ve kendi halindeki kayıkçıya küçümseyerek: <em>“Sen hiç nahiv (dil bilgisi) oku­dun mu, bakalım?”</em> diye sormuş. Adam <em>“Yok beyim, biz o şeyleri bilmeyiz”</em> deyince bizimki aşağılayıcı bir şekilde <em>“Yazık! Ömrünün yarısı boşa geçmiş!”</em> demiş. Kayıkçı adamın bu tacizine üzülmüş ama sabredip sesini çıkar­mamış. Bir müddet sonra rüzgâr çıkıp kayık sallanma­ya ve su almaya başlayınca kayıkçı lisan âlimine dönüp <em>“Efendim siz yüzme bilir misiniz?”</em> demiş ve <em>“Hayır” </em>cevabını alınca <em>“Yazık! Gitti ömrünüzün tamamı!”</em> diye karşılık vermiş. Asıl olan nahiv değil, mahivdir!</p>
<p><strong>Bilgi &#8211; İlim</strong></p>
<p>En fazla rağbet gören tanıma göre bilgi, süje ile kendisi dışındaki obje arasında kurulan bir bağlantıdan ibaret­tir. İbn-i Sina’nın, <em>“bilgi, izafet durumunun bizzat kendi­sinden ibarettir. Yani bilen ile bilinen arasında bulunan  </em><em>ilişki durumudur”</em> şeklindeki tanımının modern felsefe­ciler tarafından asırlarca sonra aynen kabul edildiğinin altını çizmek gerekiyor. Söz konusu tanıma göre, bilme durumunda olan özne de aslında varlık âleminin bir par­çası olması açısından nesne konumundadır. Verilen bu tanım, bilme kabiliyetine sahip olan öznenin bu özelliği­nin nereden kaynaklandığını göz ardı etmesi sebebiyle sorunludur. Özneyi nesneden ayıran bilme yeteneğinin temelinde insanın fıtratına potansiyel olarak yerleştiril­miş “İlahi bir öz” bulunduğu gerçeği kasıtlı olarak gizlen­mektedir.</p>
<p>“A öznesi P önermesini biliyor” denildiği zaman kas­tedilen şey şunlar olabilir:</p>
<p>A öznesi, P önermesine inanmaktadır. (Psikolojik yön)</p>
<p>P doğrudur. (Metafizik içerikli iddia)</p>
<p>A öznesinin P önermesinin doğru olduğunu ileri sürme inanma hususunda haklı gerekçeleri (man­tıksal temellendirme) vardır.</p>
<p>Buradan anlaşılacağı üzere, bilginin oluşması için önermenin doğruluğunu benimsemenin ve inanmanın ötesinde rasyonel bir temellendirme yapılması gereki­yor. Fakat rasyonellik, doğrulama, deney, gözlem, se- bep-sonuç ilişkisi hakiki bilginin hasıl olması için yeterli değildir. Hiçbir bilgi kendini açık ve saf haliyle tezahür ettirmez. Belirli bir bilgi sahası ile ilgili çalışma yapan­lar o bilginin objektif olarak fotoğrafını çekmezler, kendi yorumlarına göre resmini yaparlar. Başka bir deyişle, her bilgi belirli bir öznenin yorumu neticesinde elde edilir. O halde hakikati yansıtan bir bilginin kendi içinde çelişki­li olmasından ziyade, o bilgiyi yorumlayan bilim adamı, aydın veya âlimin çatışmasından söz edilebilir.</p>
<p>Elde edilme yöntemi, kaynağı, metodolojisi, ispat tar­zı ve muhtevası açısından bilgiyi dini, felsefi, bilimsel olarak sınıflandırmak mümkündür. Ancak bu tasnif me­tot ve konular itibarıyla çeşitli kriterler göz önüne alına­rak yapılan bir kategorik ayırımdır. Bu durumu Batı dün­yasında karşımıza çıkan vahiy kaynaklı ilmin tamamen elimine edilmesiyle başlayan sekülerleşme sürecinin neticesi olan “bilginin parçalanması” durumu ile karış­tırmamak gerekir. Bilgi, bağımsız birimler haline gelin­ce farklı şeyleri bilenler bir bütünün parçası olmaktan ziyade birbirini dışlayan hasımlara dönüşmüştür. Eğer bilinmeye konu olan şey bir hakikatin ya da doğrunun yansıması ise âlimin, aydının, bilim adamının, entelektü­elin bakış açısının birbirini tamamlar mahiyette olması beklenir.</p>
<p><strong>Bilim Adamı ve Âlim İkilemi</strong></p>
<p>Dış dünya hakkında bilimsel yöntemlerle elde edilen bilginin insanın anlam arayışına kayda değer bir katkı­da bulunmadığının açığa çıkması bilimsel bilginin her derde deva olmadığı fikrini güçlendirmektedir. Bilimsel bilginin verilerinden faydalanmanın ötesinde farklı bir bilgilenme sürecine ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Ar­tık problem bilmekten ve bilimsel olarak açıklamaktan ziyade bilginin insan için ne anlam ifade ettiğini sorgu­lamakla ilgilidir. Sadece maddeye indirgenmiş bir bilgi anlayışının insanın ihtiyacı olan hakikat arayışına yar­dımcı olması beklenemez. Vahiyden bağımsız bir bilgi geleneği açısından bilginin kaynağı ve değeri meselesi içinden çıkılamaz bir problem olarak kalacaktır.</p>
<p>Her şeyi salt fiziksel faktörlere indirgeyerek açıkla­maya çalışan zihin açısından bakılırsa olgular arasında sebep-sonuç ilişkisinden öte bir gerçeklik söz konusu de­ğildir. Bu anlayışa göre, tüm fenomenler dizisi sonu gel­meyen ve herhangi bir amaca yönelik olmayan maddesel sebepler saikiyle vuku bulur. Bilimsel bilgi kendini sözü edilen fiziksel sebepleri açıklamak ve nasıl sorusuna ce­vap verme çabasıyla sınırlamıştır. Bu sınırlama sebeple­rin nihai ve hakiki açıklamalar ortaya koyduğu yanılgısı­na yol açmaktadır. Dolayısıyla, kendini bu sınırlar içine hapseden kişi ilim adamı olarak görülemez.</p>
<p>İnsan, fiziksel dünyanın sıradan bir nesnesi haline ge­lince hayatın sadece bir şekilde var olmaktan başka bir anlamı da kalmayacaktır. Görüleceği üzere, salt fiziksel dünyaya indirgenmiş bilgi ile hareket edenler insan ha­yatına ve değerine yönelik dolaylı bir tehdit oluşturmak­tadırlar. Bu türden bir bilgilenme herkesin içinde bulun­duğu statü, maddi durum ve hevesine göre farklı hakikat üretmesine yol açar. Netice ise hakikatin izafileştirilerek sıfırlanması ve bilginin suistimal edilmesidir?Açıktır ki, insan ontolojik durumu itibarıyla nihai ve kesin bilginin peşindedir. Her birey doğrudan ya da dolaylı olarak yer­yüzünün ebedi yurdu olmadığının ve buralardan gide­ceğinin farkında olduğundan daima bir arayış içindedir. İnsana bu arayışında çözüm olacak &#8220;bilgi” verilmediği zaman endişe ve bunalım devamlı hale gelecektir. İşte tam bu noktada devreye girerek salt bilim adamlarından farkını gösterebilen kişi âlimdir. Bilim adamı bilginin ötesinde anlam soruşturmasına girmezse âlim statüsüne çıkamaz, teknik eleman seviyesinde kalır.</p>
<p><strong>Bilginin Unsurları</strong></p>
<p>Bilindiği üzere, Aristo varlığı ve oluşu dört temel unsura bağlı olarak ele almıştır. Maddî, formel, gaye ve fail unsu­ru. Modern dönem bilginin oluşumunda sadece maddi ve formel unsuru dikkate almış ve gaye ile fail unsurları göz ardı etmiştir. Bilhassa pozitivist anlayış metafizikten kaçınmak için varlığın ve oluşun arkasındaki teleolojiyi ve fail unsuru gündeminden tamamen çıkarmıştır. Bir heykelin maddî unsurunu (mermer) ve formel unsu­runu (şekli) incelemeye tabi tutarken heykelin yapılma maksadını ve heykeltıraşı görmezden gelmek en cızından bilginin parçalanması gibi bir neticeyi ortaya çıkarmış­tır. Çünkü heykel ile onu inşa eden arasındaki ilişkiyi ko­parmak hakiki bilginin oluşmasına mani olacak kasıtlı bir davranıştır.</p>
<p>Tam bu noktada İslam düşüncesindeki “iman, bir in­fisahtır” tarifine yönelmek uygun olacaktır. İntisab, bilin­diği üzere bağ kurmak (münasebet) manasındadır; yani, varlık ile Allah arasında bir şekilde bağlantı kurulması­dır. İşte, gaye ve fail unsurlarının dikkate alınmaması bu intisabı bozmakta ve bilginin sadece bir yüzü gösteril­mektedir.</p>
<p>Bir şeyi gerçekten bilmek, o şeyle ilgili <em>nihaî sebebi </em>bilmek demektir. Mesela, bir cinayet olayını çözmeye ça­lışan bir dedektifin kurbanın <em>kan kaybı sebebiyle</em> öldü­ğünü anladığını varsayalım. Şimdi, ölüme sebep olan şey kan kaybıdır, o halde “problem çözülmüştür” denilebilir mi? Araştırmaya devam edilsin ve kan kaybına atılan kurşunun sebep olduğu tespit edilsin. Sonra kurşunun belirli bir tabancadan çıktığı anlaşılmış olsun. Ancak hâlâ problem çözülmemiştir. Soruşturma sürdürülür ve tetiği kimin çektiği bulunursa, işte o zaman katilin kim olduğu ortaya çıkmış ve mesele halledilmiş olur. Görü­leceği üzere, sorunun tamamen çözülmesi ancak nihai sebebe ulaşılması neticesinde mümkün olmaktadır. Eğer araştırma son noktaya kadar götürülmeseydi ölüme se­bep olan şeyin kan kaybı, kurşun ya da tabanca olduğu söylenerek soruşturma kapatılmış olacaktı!</p>
<p>îşte, canlılar, cansızlar, madde, insan vs. hakkında gerçekten bilgi sahibi olabilmek için varlık âleminin arkasında duran <em>Hakiki Sebebe</em> ulaşana kadar soruştur­mayı sürdürmek gerekir. Hâlbuki bilimsel bilgi soruş­turmayı kendini sınırladığı alanda sona erdirerek kesin hüküm verme iddiasındadır. Mesela, insanın toprak, su, elementler veya hücrelerden meydana geldiğini söyleyip o noktada kalmak, cinayete kurşunun neden olduğunu ileri sürüp soruşturmayı eksik bırakmak <em>yanlış bilmeye </em>yol açar.</p>
<p>Hakikati soruşturma noktasında deney, gözlem ve sebep-sonuç ilişkisi gibi faktörlerin önemi tartışılamaz. Fakat sebeplere takılıp kalan zihin daha ötelerde yatan hikmeti arama çabasına girmez. Hemen her meselede olduğu gibi hikmet de tabiatı gereği gizlidir ve kendini kolayca göstermez. Hikmetin üzerine sebepler elbisesini giydirmek bilginin anlam ve amacını örtmek manasına gelir. Hakiki âlim, bu örtüyü kaldırmakla kendini vazife­li bilen kişidir. Eğer eşyanın tabiatında ve fenomenlerin arkasında bir hikmet yoksa bilginin de yüce ve ahlakî bir tarafından söz edilemez. Mesele böyle kavrandığı zaman bilgi, hikmetten arındırılmış salt dünyevî içerikli bir ilgi alanı haline gelir ve bu bilginin sahipleri yeryüzünü di­ledikleri gibi değiştirme hakkını kendilerinde bulurlar.</p>
<p><strong>İlim, İrfan ve Cehalet</strong></p>
<p>Cehalet sathî görüşlülük, eşyanın ve olayların arkasında­ki ilahi iradeyi kavrayamama ve özellikle kâinattaki var­lıkların Cenab-ı Hakkı işaret eden semboller olduğunun idrak edilememesi halidir. Cehalet kelimesi Kuran’da bilgi eksikliği ve ilimden mahrum olma anlamında da kullanılmakla beraber farklı ve daha derin imalarda bu­lunacak şekilde yer almaktadır.’her şeyden evvel belirt­mek gerekiyor ki, asıl cehalet Cenab-ı Hakkı bilmemek ve inkâr etmektir. Bu haliyle cehaletin bilgili, kültürlü, tahsilli, entelektüel olmakla alakası yoktur; ayetlerden anlaşıyor ki, Allah’a ve peygamberlerine karşı direnç gös­terenlerin ve akla gelmedik itirazlarda bulunanların asıl sorunu bilgisizlik değil, itaat etmeme noktasında inat et­meleri ve kibir göstermeleridir.</p>
<p>Cehalet Allah’a itaate razı olmama, günah olduğunu bildiği şeylerden kaçınmama ve hakikate karşı alaycı ve umursamaz olmaktan kaynaklanan bir tavır bozukluğu halidir. Dolayısıyla küfür, şirk ve Allah’a isyanın her türü cahillik kategorisine girerMsyan ve iman konusunda yan çizme ile ilgili tavırlar Kur’an’da gökten meleklerin in­dirilmesini, ölülerin kendileri ile konuşmasını, Hz. Mu­sa’dan diğer kavimlerin tanrıları gibi tanrılar yapmasını istemeleri, Lût kavminin kadınları bırakıp erkeklere yak­laşmaları ve peygamberlere azabın bir an evvel gelmesi için ısrar etmeleri şeklinde sıralanmıştır. Bu tür taleple­rin peygamberlerin önüne getirilmesinin bilgi eksikli­ği ile bir alakası yoktur, çünkü teklifi yapanların hepsi peygamberlerin onları taptıkları batıl ilahları terk edip Allah’a yönelmeye davet ettiğini bilmektedirler. O halde cehaletin sadece bilgi eksikliği olarak algılanmaması ve hakikate karşı kasıtlı bir direnme tavrı şeklinde görül­mesi daha uygundur.</p>
<p><em>“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken, kendile­rine ait putlara tapan bir kavme rastladılar. Israi- loğulları, “Ey Musa! Onların kendilerine ait ilâhları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilâh yapsana” dediler. Musa şöyle dedi: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.” (Araf; 138)</em></p>
<p><em>“De ki: “Ey cahiller! Siz bana Allah’tan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz?” (Zümer; 64)</em></p>
<p>Görüleceği üzere, Kur’an’da bilme ya da cehalet kav­ramları bugün anlaşıldığı şekli ile bilimsel bilgi, entelek­tüellik veya kültürlü olma manasına gelmiyor. Kur’an en temel anlamda bilinmesi ve farkında olunması gereken şeyler olarak tevhit, risalet, ahret inancı, adalet ve ahlâk mevzularını sıralamaktadır. Bu sebeple de Kur’an’da hiçbir olay ve nesne bilgi ve vermek ve bilimsellik sade­dinde yer almaz; daima Allah’a ve var oluşa müteveccih yönü itibarıyla kullanılır. Asıl istenen şey, varlık ve olgu­lardan hareket ederek görünenin arkasındaki manaya ulaşılmasıdır.</p>
<p>Kur’an açısından bakıldığında, salt bilgiye takılıp ka­lanların sahip olduğu bilgiler hayatın özüne ve iç yüzü­ne değil, kabuğuna, dış yüzüne yöneliktir ve olanı tasvir etmekten ibarettir. Bu sebeple, her ne kadar bilimden ve akıldan bahsetseler de hiçbir zaman var oluşun esrarını ve anlamını yakalayamazlar:</p>
<p><em>“Onlar basit ve geçici olan hayatın sadece dış görü­nüşünü bilirler, ama ahiret hayatından tam bir gaf­let içindedirler” (Rum; 7)</em></p>
<p><em>Bu anlamda Allah&#8217;ın kelamı olan Kuran’ı ve tabiat kitabını okumayı bilmeyenler gerçekte okuma bilme­yenler sınıfından sayılır. Bu insanlar cehaletlerinin farkında olmadıkları ve kendilerini çok bilgili zan­nettikleri için din, toplum, ahlâk, iktisat, siyaset gibi konularda ileri-geri sürekli konuşurlar.</em></p>
<p><em>“Onların içinde bir de okur-yazar olmayanlar var ki, Kitabı bilmezler. Bütün bildikleri bir takım kuruntu­lardır. Onlar sadece zan içinde bulunurlar.” (Bakara; 78)</em></p>
<p>Bu tür insanlar idrak noksanlığı, manevi körlük, inat ve kendi bilgisine aşırı itimat sebebiyle sahip oldukları bilgileri doğru neticeye bağlayamaz, gerekli çıkarımları yapamazlar.</p>
<p>Adamın biri, pek basiret sahibi olmayan, kafası çalış­mayan ve hiçbir iş konusunda dikiş tutturamayan oğlu­nu bir meslek öğrensin diye uzaktaki bir remil ustasının (bir tür falcı) yanına götürür ve durumu anlatır. Usta,adamdan çocuğu bırakmasını ve bir yıl sonra gelmesi ister. Aradan bir yıl geçince adam ustanın yanına gelir ve çocuğun ne kadar mesleği öğrendiği denemek için gizlice parmağındaki akik taştan yapılma yüzüğü çıkara­rak avucunun içinde saklar. Sonra oğluna dönerek sorar: <em>Söyle bakalım avucumun içinde ne var?</em> Oğlu başlar say­maya: <em>Avucundaki şey yuvarlaktır, ortası deliktir, taştan yapılmıştır&#8230;</em> Çocuk lafı gittikçe uzatmaya başlayınca ba­bası: <em>Tamam artık, söyle şunun ne olduğunu!</em> der. Bunun üzerine oğlu neticeyi söyler: <em>Bildim, değirmen taşı!</em></p>
<p>İşte kâinat hakkında fizik, kimya, biyoloji gibi bilim dalları vasıtasıyla bu kadar bilgi toplayan bazı bilim adamlarına “bütün bu olağanüstü durumlardan ve hari­ka düzenden çıkardığın neticeyi söyle” denildiğinde, alı­nacak cevabın “Allah” olması gerekirken “madde, tabiat, tesadüf!” şeklinde olması böyle bir basiretsizliktir. Bazı insanların kendisine en yakın olan şeyi (Cenab-ı Hakk’ı) bilememesi ve eldeki bu kadar veriye rağmen gereken doğru çıkarımı bir türlü yapamıyor olması ancak derin bir anlayışsızlığın neticesi olabilir. Kitabı kâtipsiz, fiili failsiz açıklamaya çalışan bir takım bilim adamları ve filozoflar basiretten ve hakiki bilgiden mahrum kalmış­lardır.</p>
<p><em>“İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onlar ibret alan ilim sahiplerinden başkasının aklı ermez.” (Ankebut; 43) |</em></p>
<p><em>“Faydasız ilimden sana sığınırım”</em> (Müslim) hadisi kapsamına giren bilgileri iki şekilde düşünmek uygun olabilir. Birincisi, gerçekten faydalı muhtevaya sahip bil­gilerin o kişinin kendisine hiçbir hayrının dokunmaması durumudur. Cenab-ı Hakk’ı tanımayan ve reddeden bi­lim adamlarının hali, alnına lamba takılmış kör bir kişi­ye benzer. Başkaları faydalanmakla beraber, o ışığın kör adama bir yararı olmaz. Bu durumda kişinin ilmi kendisi açısından faydasız hale gelmiş olur. İkincisi ise, kişinin ürettiği malumatın insanlığa hiçbir faydasının olmaması hatta zehirleyici, ifsat edici, tahribe yönelik, hakikatten inhiraf ettirici ya da demagojik yapıya sahip olmasıdır. Hakikat soruşturmasına katkısı bulunmayan bilgi fayda­sızdır.</p>
<p><strong>Âlim, Aydın, Entelektüel</strong></p>
<p>Âlim, aydın, entelektüel gibi kavramların lügat manasıy­la pratikteki karşılıkları zamana, zemine ve bakış açısına göre değiştiğinden efradını cami bir tanım vermek yeri­ne durum değerlendirmesi yapmak daha münasip görü­nüyor. Bilindiği üzere münevver, <em>nur</em> aydın ise <em>ay</em> kökün­den gelmektedir ve iki kelime de gramatik olarak edilgen yapıdadır. Eğer ortada bir nurlanma veya aydınlanma durumu, yani güneş-ay ilişkisi varsa <em>“bu ışığın kaynağı (faili) nedir?&#8221;</em> sorusuna cevap vermek gerekir.</p>
<p>Tarihî açıdan bakılırsa her medeniyetin kendine mahsus yöntemleri kullanarak diğer milletlerin tecrübe ve bilgi birikimlerini tevarüs ettikleri kolayca görülebilir. Burada önemli olan husus söz konusu bilgi ve tecrübenin doğru anlaşılıp hazmedildikten ve yeniden kodlandık­tan sonra kullanılmaya başlanması gerektiğidir. Bilgiyi üretenler o bilgiyi isimlendirme, kodlama ve yorumlama hakkına sahip olur ve dolayısıyla bilginin fonksiyonunu ve kullanım şeklini belirler. Dolayısıyla bilginin kim tara­fından, hangi bağlamda üretildiğine ve nasıl kurgulandı­ğına dikkat etmek gerekir.</p>
<p>Batı Avrupa’da aydınlar gücü elinde tutan kilisenin yerini alarak maddeci dünya görüşünün rahipleri ola­rak sahneye çıkmışlardır. Aydın, Batı biliminin temel prensiplerinden biri olan “pozitivizm” ve “rasyonalizm” ilkelerine bağlı akılcı kişidir. Bu anlamda aydın, vahye ve nakle bağlı kişi değildir; modern ideolojilerin, bilgilerin taşıyıcısı ve yeniden üreticisidir, benzer şekilde, Fransız­ca “entelektüel” kelimesinin tarihi kökeni ve doğuş kay­nağına indiğimiz zaman, karşımıza “Varlığın düşünce­den doğduğunu, aklın sezgi ve iradeden üstün olduğunu ileri süren” ve “zihni, bilginin ve aksiyonun tek prensibi ve rehberi kabul eden felsefî bir doktrin” çıkmaktadır. Bilimsel bilgiye aşırı güvenerek ve çağdaşlık vurgusu yaparak aklını vahyin üstünde görmesi aydının topluma yabancılaşmasına yol açar. Bu grubun ürettiği bilgi fizik­sel faktörlerle sınırlı olup sömürüye, sermayeye ve güce hizmet etmeye yöneliktir. Eğer sözü edilen durumun farkına varılmadan bu insanların arkasından gidilirse, karşımıza ilim adamı yerine “düşünce üreten fail” yerine “vazifesini yapan ve kendine sunulan hazır fikrin savu­nucusu” olan bir tip çıkar.</p>
<p>Gerçek ilim sahipleri ise bilgiyi bir bütün olarak gö­rürler; bilgiyi dini ve dünyevi diye ikiye ayırmazlar. Bil­gilim parçalanması aynı zamanda zihnin de bölünmesi anlamına gelir. Bölünmüş zihin ise tevhidi yakalayamaz. Tevhitten uzak bilgi yarım yamalak olacağından hem o kişiye hem de başkalarına zarar verir. İlim adamının has ve hakiki olanı koyun gibidir, yani yavrusunu (talebele­rini ve diğer insanları) hazmettiği temiz sütü ile besler.</p>
<p>Yetersiz bilgi sahiplerinin hali ise kuşlara benzer, yani yavrusunu kendi hazmedemediği (geviş getirerek kus­muğu) ile besler.</p>
<p>Bilginin kontrol edilmeden olduğu gibi ithal edildiği durumlarda aydın tipinin toplumdan kopuk olması kaçı­nılmazdır. Böyle olduğunda aydın halkına bağlı ve yerli kalamaz, sadece yabancı kültürleri kendi insanına dayat­manın yollarını araştırmakla kendini vazifeli bilir. Var­lığını kendi kültür ve medeniyetine değil, güçlü olanın çıkarlarını meşru kılmak ve tasdik etmekten alır. Hakiki aydın içinde bulunduğu toplumun değerlerine, tarihi ko­numuna vakıf, geniş ufuklu ve başkasının aklıyla değil kendi diliyle konuşan kişidir.</p>
<p>Alim ise, bilgiyi orijinal kaynağından alabilen ve bu bilgiyi teori bağlamında üreterek zaman ve zemine mü­nasip hale getirebilen kişidir. Âlimin ürettiği bilginin tat­bikat sahasına konulması toplumun okur-yazar tabakası­nın vazifesi olarak görülebilir.</p>
<p><strong>Aydının Yükselişi, Âlimin Düşüşü</strong></p>
<p>III. Selim’den (1789-1807) itibaren Avrupa’da yaşanan ge­lişmeler artık Osmanlı dünyasını doğrudan etkiler hale gelmiş ve daha düne kadar adam yerine konulmayan küf- far bir şekilde İslam âlemine galebe çalmaya başlamıştı. Askeriye ve mühendislik alanında yapılan düzenlemeler ve yeniliklerin istenen neticeyi vermediği kısa süre son­ra anlaşılmıştı. Başarısızlıklar değişimin kültür sahasını da kapsayan top-yekûn bir dönüşüme ihtiyaç olduğu an­layışını dayatmaya başlamıştı. İlim dünyasının modernle karşılaşması çok sancılı olmaktaydı ve bu vetireden ule­ma halkasının da etkilenmesi kaçınılmazdı. Hızlı dönü­şüm, âlimin ilmini itibarsızlaştırırken diğer taraftan da yeni bir bilgi türüne sahip başka bir grubun popülaritesi­ni artırmaktaydı. Dönemin ulema sınıfı içinde bulundu­ğu tarihî süreci doğru okuyamadığından çözüm üretmek yerine dinî argümanlara sarılarak değişime mani olma­ya çalıştı. Bilimsel bilginin hem teorik hem de teknolojik bağlamda gösterdiği göz kamaştırıcı başarılar bilginin el değiştirmesine yol açıyor, klasik ulema açığa düşüyor ve bir aydın sınıfı yükseliyordu. Geleneksel ulema modern dünyanın son derece hızlı cereyan eden siyasî, İktisadî ve bilimsel gelişmelerine ayak uydurmayı başaramayın­ca İlmî otoritesini kaybederek koltuğunu aydın sınıfına bırakmak zorunda kaldı.</p>
<p>Aydın sınıfı medeniyetlerin ilerleme süreçlerini stan­dart ve sabit adımlar olarak gördüğü için halkı kendi de­ğerlerinden koparmaya ve onları adam etmeye çalışıyor fakat gelişimi sağlayan faktörlerin zaman, mekan ve kül­türel farklılıklara bağlı olarak her toplumda aynı netice­leri vermeyebileceği gerçeğini göremiyordu. Avrupa’nın çok özel şartlar altında geçirdiği aşamaları evrensel zan­nederek halkını standart bir değişime zorlamak &#8220;türedi aydın basiretsizliğinden” başka bir şey değildi. Hâlbuki hakiki bir ilim adamının bastığı zeminin farkında olarak modernleşmenin başka aşamalardan geçerek de sağlana­bileceğini akıl edebilmesi gerekirdi. Mesela Japonya’nın, OsmanlI’dan yaklaşık olarak bir asır sonra modernleşme sürecine girmesine rağmen neticede çok daha öne geçti­ğini görerek problemin sadece bir kronoloji meselesi ol­madığını ve farklı çözümlerin söz konusu olabileceğine işaret etmesi beklenirdi.</p>
<p>Batı dünyası karşısındaki geri kalmışlık sendromundan çıkmanın ve devleti kurtarmanın ancak “aydınlar ma” vasıtasıyla olacağı düşüncesi hâkim olmuştu. Bu yaklaşım bilginin İlahî referanslarının terk edilmesi, zihniyet olarak ahiret yerine maddi dünyanın esas alınması ve seküler aklın yol göstericiliğinin kabulü anlamın; geliyordu. Söz konusu dönüşümün âlimin eliyle sağlana mayacağı açık olduğundan “bilgi adamlarının&#8221; yeniden kurgulanması ve türetilmesi gerekiyordu. Devleti kurtaracak ve modernleşmenin taşıyıcısı olacak aydınların en azından başlangıç aşamasında yeni kurulan tıp fakültelerinde ve askerî okullarda yetiştirilmesi bu insanların devleti referans alması neticesini doğurdu. Dolayısıyla halkı, adaleti, hürriyeti öncelemek yerine sistemi meş­rulaştırmaya çalışan hegemonik bir tabaka oluştu. Bu sınıfın görevi toplumu zorla da olsa modernleştirmek, milleti ve devleti ulus haline getirmekti.</p>
<p>Cumhuriyet elitleri genel olarak halk kökenli olma­larına ve halk adına iktidarı ele geçirme iddiasında bu­lunmalarına rağmen kısa bir süre sonra halktan ayrı düş­müşlerdir. Sınıf atladığını düşünen, nispeten mürekkep yalamış ve kendini aydın olarak gören bu grup kökenini çabuk unutarak devlet safına geçmiş, vatandaşı devletin emrinde çalışması gereken mahkûmlar gibi değerlendir­meye başlamış ve sistemi fikren koruma vazifesini üze­rine almıştır. Tanzimat, ıslahat ve muasırlaşma ile baş­layan süreç devrim ve darbe ile varlığını sürdürmüştür.</p>
<p><strong>Bilgi Ahlâkı &#8211; Ahlâk Bilgisi</strong></p>
<p>Bilgi ve ahlâk ilişkisi bağlamında en önemli problem kişisel bağlamda “bilgilerimle nasıl yaşamalıyım?” so­rusuna tutarlı cevap vermektir. İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler tabiatları nispetinde üretim yapabilen varlıklar olmakla beraber varlığının bilincinde olmak açısından insan diğer türlerden ayrılır. Bu farkındalık (self aware- ness) hali insanı mesuliyet sahibi yapar ve bu noktada ahlakî sorumluluk problemi kendini göstermeye başlar.</p>
<p>Baştan belirtmek gerekiyor ki, bilginin ahlâklı olması anlamlı değildir, çünkü hakiki bilgi zaten özü itibarıyla temiz ve ahlâka uygundur. Sorun, bilginin suistimal edil­mesi ya da ahlâka uygun olarak kullanılmaması mesele­sidir. Ahlâklı olmak ancak bir özneye atfedilebilecek bir özelliktir; bilgi ise bir ahlâk öznesi değildir. Dolayısıyla, bilginin değil bilim adamının ahlâkından bahsetmek daha uygundur.</p>
<p>Bilgiyi güç vasıtası olarak görmek modern düşünce­nin en belirgin ilkelerinden biridir. Burada güç kavramı kişiyi ya da toplumları faziletli kılmak, İnsanî değerlere katkıda bulunmak anlamında kullanılmıyor. Bilgi, doğ­rudan doğruya para, teknoloji üzerinden sömürü ve he­gemonya ve iktidarı elde tutma aracı olarak görülmekte­dir. Bu anlamda bilgi, tüketilecek bir metadır.</p>
<p>Bilginin ahlâksızca kullanıldığı zaman insanlığı teh­dit eder hale gelmesi bilgi çağının paradoksal ve trajik bir neticesidir) İnsanlığın kendi ürettiği bilginin altında ezilmesi ve kurban olması hazin bir durumdur. Bilgi, ah­lâkla mütenasip olarak kullanılmayınca insanın bilgisi artsa bile bu bilgiyle nasıl yaşayacağını bilemez oluyor. Kendisini ve varlığı anlamlı kılma çabası için vesile edil­meyen bilgi kişinin kendini tanımasına fayda sağlamı­yor. Böylece bilgiye dayalı bir sorgulamaya dayanmayan bir hayat yaşanma değeri taşımaz hale geliyor. İyinin kö­tüden ve doğrunun yanlıştan üstün olduğunu belirtme­yen bilgi faydasızdır.</p>
<p>Batı düşüncesinin bilgi meselesine bakışının ne dere­ce çarpık olduğunun en tipik örneği, Yunan mitolojisin­de Prometheus’un ateşi (bilgiyi) tanrı Zeus’tan çalarak insanlara vermesidir. Günümüz dünyasında da etkisini sürdüren bu anlayış insan-tanrı ve insan-bilgi ilişkisin­deki anlayışın bozuk bir zemine oturmuş olduğunu gös­termektedir. İnsan- tanrı ilişkisi iman, güven ve sığınma yerine insanın çaldığı bilgiye istinaden ve tanrıya rağ­men sonsuz gücü yakalama ve egemenliğini ilân etme noktasına gelmiştir.</p>
<p>Bilgi ilahi mesnedini kaybettiği zaman geriye sadece dünyevi maksatları olan tamamen fayda ve menfaate yönelik bir anlayışın hakim olacağı açıktır. Böyle olun­ca, insanın tabiata işkence yaparak bilgisinden menfaat elde etmesi legal görülmektedir. Teknolojik başarılar bağlamında inanılmaz ilerleme gösteren bu zihniyet hiçbir kutsal değeri tanımadığı için her şeyi çok çabuk tüketen bir bilgi canavarına dönüşmüştür. îçinde bulun­duğumuz çağda bilgiyi anlamlı kılan, ahlâk sınırlarının dışına taşmasına ve suiistimal edilmesine mani olması beklenen âlimlerin yerini endüstriye hizmet eden bilim adamları almıştır.</p>
<p>Bilgi, Allah’ın ilim sıfatının varlık ve dolayısıyla da insan zihni üzerindeki izdüşümü (tecelli) olarak değil de insanın kendi egemenliğini tanrıya rağmen ilan etme çabası şeklinde algılandığı sürece bilgi ahlâkı ile ilgili so­runlar çözümsüz kalacaktır. Âlimin ahlâk ile sınavı, niye­tini ve “her şeyi hakkıyla bilen” Yüce Yaratıcı karşısındaki duruşunu her daim gözden geçirmesini gerektirir. İnsan hangi seviyede olursa olsun ezeli ve ebedi hakikatin bil­gisine sahip olamayacağını bilmeli ve <em>“kendisine ilimden pek az şey verildiğinin”</em> (îsra; 85) farkında olmalıdır. Bil­gi elde etmedeki amacı, hakikati kavrayarak Hakk’a ya­kınlaşmak olmalıdır. Zira Allah Resulü’nün ifadesiyle, <em>“A- ziz ve Yüce olan Allah&#8217;ın rızası için öğrenilmesi gereken bir ilmi, sırf dünya menfaati elde etmek için öğrenen bir kimse kıyamet günü cennetin kokusunu dahi alamaya- caktır”(Ebû</em> Dâvûd, İlim, 12)</p>
<p>Bilgi, Allah’ın ilim sıfatının tecellisi olarak fayda ve hikmetle muttasıftır; onu seküler bakışla çarpıtarak kir­leten ve ahlak sorununa yol açan insandır. İnsanın akıllı ve şuurlu bir varlık olması açısından bilgi Allah tarafın­dan verilmiş büyük bir nimettir, Yunan mitolojisindeki gibi çalıntı ve gayri meşru bir şey değildir. O halde insa­na düşen vazife bilgiyi kendi gücü için suiistimal ederek tüketmek etmek değil insanlığın faydası için üretmektir. İnsanın varlığını anlamlı kılabilmesi için doğru bilgi ile beslenmesi gerekir; bilgi (ilim), varlık (âlem) ve işaret (alem) kelimelerinin aynı kökten müştak olması bilginin hakikate ulaşma vesilesi olduğunu gösterir. İnsanı diğer canlılardan üstün kılan ve her şeyin ona musahhar olma­sını sağlayan şey bilgiye sahip olabilmesidir.</p>
<p>Bilgili olmak; daha ahlâklı, daha erdemli ve daha doğ­ru olmak anlamına gelmemektedir. Aklı şaşırtan ve sınır­ları zorlayan ilerlemelere şahit olunan bu çağda akıl ve bilgi gibi nimetlerin kötüye kullanımına dair en vahim örneklerin görülmüş olması bir şeylerin yanlış gittiğini göstermektedir. Geçtiğimiz yüzyılda, bilim ve teknik alanında yaşanan gelişmeler barışa ve feraha değil, savaşa etmiştir. Bilgi sayesinde hilm, kemâl ve<sub> </sub>anlar yetiştirmesi beklenirken tüketim bencillik ve açgözlü tipler türemiştir. Ahlaktan uzak bilginin insanlığa huzur, emniyet ve saadet  vaat etmesi beklenemez. Ahlâki olgunluğa erişmemiş in­sanların eline gecen bilgi eşkıyanın elindeki silah gibidir.</p>
<p><em>Tahsili kemal eylemeyen adamı Mevlâ</em></p>
<p>Surette du<em> pa etsede manada har eyler</em></p>
<p>ALi Emir</p>
<p>Seküler bilgi sadece silah üretip satarak maddi güç elde etmek icin değil, insanları doğrudan kontrol altında tutabilmek icin bir tür modern büyü aracı olarak kulla kullanılıyor.&#8221;Bilimsel olarak gösterilmiştir ki&#8230;” şeklinde baş- layan bir cümle sanki ilahi bir muhteva taşıyormuş gibi sunulmakta ve muhtemel itirazların önü kesilmektedir.Bilgi-ahlak uyumunun sağlanması için bilgiyi tekel altında tutanların baskışından kurtarmak ve bağımsız hale getirmek şarttır.</p>
<p>İlim,amel ve ahlak bütünlüğü olmayan, Allahı tanı­mayı doğrudan veya dolaylı hedef almayan bilgi nihai anlamda faidesizdir. Bilgili fakat ahlakî değerlerden mahrum olan insanlar tüm varlık âlemi için ciddi bir pozisyonundadır. Hakiki bilgi insanı üstün ve güçlü kıldığı gibi aynı zamanda ahlaklı bir varlık haline getirmesi gerekir.</p>
<p>Selçuk Kütük &#8211; Endişeye Mahal Yok,syf:17-36</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bildikce-insana-bir-seyler-mi-oluyor/">Bildikçe İnsana Bir Şeyler Mi Oluyor?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bildikce-insana-bir-seyler-mi-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdurrahman Arslan &#8211; Modern Dünyada Müslüman Adlı Kitabından Alıntılar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/abdurrahman-arslan-modern-dunyada-musluman-adli-kitabindan-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/abdurrahman-arslan-modern-dunyada-musluman-adli-kitabindan-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Oct 2016 14:56:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[“entellek­tüel]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Birey ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünüyorum o halde varım]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikate ilişkin bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Modern dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Dünyada Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Modern kurgu/proje]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Süreç]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Modernite ve Alt Kimlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Postmodernite]]></category>
		<category><![CDATA[Rızık]]></category>
		<category><![CDATA[Sekülerizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum Kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[Tv]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=12964</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern süreç, tabiatı gereği her şeyi göreceleştirdiğinden dolayı kendisini sürekli olarak değiştirip dönüştürür. Bu­nun neticesi olarak toplumsal yapıda meydana gelen değişim ve ürettiği sorunlara yeni teşhis ve tanım koyarken, Müslü­man da her defasında Islâm’ı buna bakarak yeniden tanımla­mış olur. Dolayısı ile dün Islâm’da medeniyet, ilim, hürriyet, cumhuriyet&#8230; vs. varken; bugün devlet, demokrasi, kadın hakları, çevre [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/abdurrahman-arslan-modern-dunyada-musluman-adli-kitabindan-alintilar/">Abdurrahman Arslan – Modern Dünyada Müslüman Adlı Kitabından Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="cstrn-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="cstrn-0-0"></div>
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="cstrn-0-0"><span data-offset-key="cstrn-0-0"><span data-text="true"><a href="http://ilimcephesi.com/abdurrahman-arslan-modern-dunyada-musluman-adli-kitabindan-alintilar/0604-modmuslumanyeni-indd/" rel="attachment wp-att-12966"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-12966" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/10/modern-dunyada-muslumanlar.jpg" alt="Abdurrahman Arslan - Modern Dünyada Müslüman Adlı Kitabından Alıntılar" width="229" height="343" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/10/modern-dunyada-muslumanlar.jpg 334w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/10/modern-dunyada-muslumanlar-200x300.jpg 200w" sizes="(max-width: 229px) 100vw, 229px" /></a></span></span></div>
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="cstrn-0-0"></div>
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="cstrn-0-0"><span data-offset-key="cstrn-0-0"><span data-text="true">Modern süreç, tabiatı gereği her şeyi göreceleştirdiğinden dolayı kendisini sürekli olarak değiştirip dönüştürür. Bu­nun neticesi olarak toplumsal yapıda meydana gelen değişim ve ürettiği sorunlara yeni teşhis ve tanım koyarken, Müslü­man da her defasında Islâm’ı buna bakarak yeniden tanımla­mış olur. Dolayısı ile dün Islâm’da medeniyet, ilim, hürriyet, cumhuriyet&#8230; vs. varken; bugün devlet, demokrasi, kadın hakları, çevre tüm bilimsel disiplinler, iktisat, kâr, marka, tüke­tim, moda ve elbette sivil toplum da&#8230; vardır. Burada gözlem­lenen Islâm/Islâm’da diyerek “form” korunurken, her defasın­da ortaya koyduğu, başkalarına ait, onlar tarafından yeniden tanımlanmış içeriktir. Fakat içeriğin bu şekilde her defasında yeniden tanımlanışı gözden kaçmaktadır. Ama muhalifin tek­nolojik ve bilimsel değişimler nedeni ile bunları her defasın­da yeniden tanımlamak mecburiyetinde olduğu da bir gerçek­tir. Bu süreç ve yöntem, meseleler için üretilen çözümlere ye­ni “İslâmî” kılıflar hazırlayarak muhalifini hep arkadan izle­yen bir anlayış olarak kabûl gördü, benimsendi, savunuldu; daha önemlisi, bunun gerçekten moderniteye bir cevap olaca­ğına inanılmış olunmasıydı.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="fd6m4-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="fd6m4-0-0"><span data-offset-key="fd6m4-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="5n4cn-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="5n4cn-0-0"><span data-offset-key="5n4cn-0-0"><span data-text="true">İzlenen süreçlerde muhalifin ürettiği ve sahip olduğu her ol­guya, muhalife bakılarak üretilen her muhalif tanım/kavram, aynı zamanda Müslüman zihinleri de sekülarizmin gizli tuza­ğına düşürdü. Şimdi artık Müslüman zihin, olgular karşısında İslâmî “form”u koruyacak, fakat içeriğini de sekülerleştirmeye başlayacaktır. Sekülerleştirmenin belki de ilk ve en güçlü çeşi­di olarak rastlanan bu olgu, hemen anlaşılması ve test edilmesi oldukça zor şeklidir. Son yıllarda haberleşme araçlarının yay­gınlaşması ile birlikte İslâm dünyasında rasyonelleşme ve pozitivist ilkeler hayata ilişkin değerlendirmelerde belirleyiciliği üstlenmeye başlarken; ilerlemeye duyulan derin arzu ve inanç, modernitenin ticaret ve kâr anlayışının sonucu var olmuş araç­larını toplumsal hayata davet etmiştir. Sonra da form olarak İs­lâmî kelimesi kullanılarak seküler/modern içerikleri özümsenmiştir. İslâmî banka, İslâmî borsa, İslâmî hisse senedi, Müslü­man işadamları, İslâm kredisi&#8230; vs.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="702v5-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="702v5-0-0"><span data-offset-key="702v5-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="4scrj-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="4scrj-0-0"><span data-offset-key="4scrj-0-0">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></div>
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="4scrj-0-0"></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="5rup5-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="5rup5-0-0">Aydın/entellektüel hiç kuşkusuz varlığını modern döneme borçludur ve bu dönemin sadece sözcüsü değil, ama aynı za­manda mimarı da sayılmaktadır. 18. yüzyılda kilise düzeninin ve hâkimiyetinin çökmesi ile toplumda meydana gelen boşlu­ğu dolduracak yeni çeşit bir kılavuz ortaya çıkar, artık insanla­ra karşılaştıkları sorunları nasıl çözeceklerini, neler yapmala­rı gerektiğini bu insanlar, aydınlar söylemeye başlar (Paul Joh­nson, 1990: 1). En azından iki yüzyıldan beri aydınların etkisi dünyamızda giderek artmıştır. Bu seküler kılavuzların -ay­dınların- dünyanın şekillenmesinde anahtar rol oynadıklarını hattâ dünyanın bir bakıma onların ellerinde günümüzdeki “ha­line&#8221; ulaşmış olduğunu söyleyebiliriz.</div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="18b7c-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="18b7c-0-0"><span data-offset-key="18b7c-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="9ci79-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="9ci79-0-0"><span data-offset-key="9ci79-0-0"><span data-text="true">İnsanın tarihinde ilk kez toplumun karşılaştığı meseleleri salt kendi “aklının” (intellect) gücü ile çözebileceğini güvenle iddia etmeye başlayan bu kıla­vuzlar, geçmişin tüm tecrübe ve bilgeliğini işe yaramaz, safsa­ta ve kör gelenek kabûl ederek red etmişlerdir. Onları bu kadar kendinden emin yapan, temsilcisi oldukları yeni çeşit bilginin (modern) gücüdür. Aydınlar kendilerinden öncekiler gibi -din adamları- Tanrı’nın gönderdiklerini tefsir etmek görevi üstlen­mediler, aksine kendilerini Tanrı’nın yerine ikame ettiler (Pa­ul Johnson, 1990: 4).</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="416q5-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="416q5-0-0"><span data-offset-key="416q5-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="101c9-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="101c9-0-0"><span data-offset-key="101c9-0-0"><span data-text="true">Aydınların modernleşme ile birlikte Batı’da olduğu gibi İs­lâm, Hint ve diğer dinî geleneklerin hüküm sürdüğü kültür dünyalarında da önderliği ele almış oldukları görülür. Bu yeni dönemle birlikte I. Kolakowski’nin sözleri ile modern sivil top­lum üç direk üstüne kurulmuştur: para, siyasal güç ve söz; “sö­zü” aydınlar seküler paradigmaya sadık kalarak üretme görevi­ni sürdürdüler.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="617n2-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="617n2-0-0"><span data-offset-key="617n2-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="ainhh-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="ainhh-0-0"><span data-offset-key="ainhh-0-0"><span data-text="true">Aydınların otantik köklerinin modern toplum dışında kalanlar için yabancılığı, formda yerli tonlar taşıma­sı nedeni ile fazla göze batmamış olsa bile uzun süre toplumda güven bulmakta zorlanmışlardır.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="1leq1-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1leq1-0-0"><span data-offset-key="1leq1-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="1oepe-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1oepe-0-0"><span data-offset-key="1oepe-0-0"><span data-text="true">İslâm tarihine köken ve nitelik olarak bu kadar yabancılığına rağmen Aydın/münevver’in, son üç yüz yıldan bu yana içtihad kapısının açılmasını talep etmesi, ümmetin kendi iç dinamikle­rinin doğurduğu sorunlara cevap oluşturma sebebiyle değildir. Bu sorunlar farklı bir paradigma (modern/seküler) ile karşılaş­manın neticesiydi ve içtihad talepleri de büyük oranda bu dün­yanın içselleştirilmesinden dolayı gönül rahatlığına olmasa bi­le kafa rahatlığına ulaşmayı amaçlıyordu. Aydın modern dün­ya ile bazı yönlerden barışık yaşamak istemiştir. Kuşku yok ki, bu talepleri ile kendisini Alim’in yerine ikame etmek istediğini, sözde olmasa bile pratikte görmek mümkündür.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="4brbf-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="4brbf-0-0"><span data-offset-key="4brbf-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="a6ad0-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="a6ad0-0-0"><span data-offset-key="a6ad0-0-0">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="eguq3-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="eguq3-0-0"><span data-offset-key="eguq3-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="79imt-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="79imt-0-0"><span data-offset-key="79imt-0-0"><span data-text="true">Hayatın “karmaşaya” dönüştüğü böyle zamanlarda Peygam­ber, yeni bir başlangıç için, hayat için zorunlu koordinatları ge­tirir. Biz modernitenin etkisiyle dinin ikinci yönünü, entellektüel yönünü birinci sıraya çıkardık. Bunun bir sebebi de dün ha­yatımızın çok az yönü modernize olmuştu; fakat bugün modernize olmayan çok az parça kalmıştır. Dolayısı ile, yaşanmış bu tarihsel tecrübe sürecinde İslâm’ın hep entellektüel bir söylem düzeyinde ifade edilmiş olması, dini de o düzeye indirgemiş ol­du. Oysa din her zaman öncelikle bir yaşama biçimidir ve insa­nın sorunu da hep bu olmuştur. Diğer taraftan dini “entellek­tüel” olandan üstün kılan esas budur. Aynı zamanda Müslümanı modern dünyaya karşı güçlü kılan da budur. Çünkü bu pey­gamber! bir gelenektir ve eğer modern dünyaya cevap gereke­cekse; efendimiz Hz, Muhammed’in (s.a.v.) yaşayarak bize ör­nek olduğu o yalın ve “fakir” hayatına talip olarak işe başlayabi­liriz. Şüphe yok ki, böyle bir hayatın ödenmesi gereken “bedeli” çok yüksek olacaktır. Fakat yeni bir gelecek için ödenmesi gere­ken “pahalı” bir bedel kadar tabiî ne olabilir ki! </span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="7gf0g-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="7gf0g-0-0"><span data-offset-key="7gf0g-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="7pst1-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="7pst1-0-0"><span data-offset-key="7pst1-0-0"><span data-text="true">Hz. Peygamberin getirdiği ve varlığın tanınımında meşrûiyeti sağlayan (Hakikate ilişkin bilgi) esas kaynaktan her kopuş­ta, uzun süreçler neticesinde insan, bazen “boş bir amaç için yaratıldığını sanmakta” (Mü’minun 116), bazen “Allah’la kar­şılaşmayı ummadığından” (Yunus 7) bazen de “dünya hayatı­na razı olduğundan” ve neticede de “bütün gerçek bu dünyada yaşamakta olduklarımızdır” (Mü’minun 37) kanaatine var­maktadır. Böyle bir sonuca varmak kuşku yok ki farklı bir bil­gi ile mümkündür. Fakat bu bilginin “dünya&#8221; ile sınırlı kalaca­ğı açıktır; “dünya hayatından başkasını istemeyenlerin ilimden yana ulaşabilecekleri son sınır budur&#8221; (Necm 29-30). Dolayısı ile böyle bir sonuçtan hareket ederek yeryüzünde -kısa olması­na rağmen hiç bitmeyecekmiş gibi uzun görünen, (Enbiya 44)- bir hayatı “kurgulamak” için yine mecburen bu hedefi payla­şan bir bilgiyle işe koyulmak gerekmiştir. Bu dönüşümün tabii sonucu olarak -kanaatimize göre- her gelecek tasarımı sadece varlığın tabii düzenine bir müdahale değil, fakat aynı zamanda da uzun süreçler boyunca devam eden “iman”dan “bilgi&#8217; ye ge­çiştir. Fakat belirtmemiz gerekir ki burada, “iman&#8221; ve “bilgi” için farklı ontolojik statüler olduğu kastetmemekteyiz.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="fopd6-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="fopd6-0-0"><span data-offset-key="fopd6-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="84vt9-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="84vt9-0-0"><span data-offset-key="84vt9-0-0"><span data-text="true">Şüphe yok ki insanlarda bir gelecek düşüncesi ve düzen fikri uyandıran ilk kaynak dinin kendisidir. Din, adını öbür dünya/ ahiret olarak tanımladığı bir gelecekten bahsederken, aynı za­manda bir “gelecek” düşüncesine de kaynaklık etmiştir. Dolayısı ile gelecek kavramı, çelişkili görünmesine rağmen tümüyle dinî ve kutsal bir kavramdır. Din bununla da kalmaz, dünyanın ve onun üstündeki hayatın sonluluğuna atıfta bulunarak bunu ısrarla hatırlatmaya çalışır (En’am 135).</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="75qpg-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="75qpg-0-0"><span data-offset-key="75qpg-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="b5s64-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="b5s64-0-0"><span data-offset-key="b5s64-0-0"><span data-text="true">Hayatın sonluluğunun ölümle tecrübe edilişine rağmen, in­san yine de bunu kabûlde zorlanmaktadır; ya dünya hayatına razı olmakta ya da onu ahirete göre sevimli bulmaktadır (Tevbe 38, Nahl 107). “Nefs” sahibi insanın kendinde taşıdığı dün­yaya eğilim ve sevgi, yani “hubbu dünya” kendisini sürekli dışa vurmak isteyecek ve bu tezahür insanı “el-hayatü’d-dünya”yı kurmaya teşvik edecektir. Bu yöneliş insanı, sahip olduğu ilahi ve kutsal referans kaynağından uzaklaştırarak kopmayı başla­tırken, insan da geleceğini “kurgulamaya” başlar.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="qalf-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="qalf-0-0"><span data-offset-key="qalf-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="3jmqc-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="3jmqc-0-0"><span data-offset-key="3jmqc-0-0"><span data-text="true">Geleceğin kurgulanımındaki meşrûlaştırım farklı şekilde olabilir. İster Semud kavminin yaptığı gibi sanat eserleri, dağlarda evler oyma, isterse güvenlik arayışı olarak; yine Firavun’un görkemli mezarları veya eski Grekler&#8217;in kusursuz heykelleri; isterse Yahudiler’in “vaadedilmiş toprakları/seçilmiş kavim” olmaları; ya da günümüzdeki gibi modernitenin “düşünüyorum”u olsun; sonuçta farklı “araçlar” kullanmala­rına rağmen, “dünyayı” esas aldıkları görülür. Bu esas alışta, dünyanın geçici olmaktan çıkartılarak onu kalıcı yapma teşeb­büsleri yatmaktadır.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="m5qk-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="m5qk-0-0"><span data-offset-key="m5qk-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="eluf6-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="eluf6-0-0"><span data-offset-key="eluf6-0-0">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="c27du-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="c27du-0-0"><span data-offset-key="c27du-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="3k2ir-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="3k2ir-0-0"><span data-offset-key="3k2ir-0-0"><span data-text="true">Modern dönem, insan ve onunla eşzamanlı olarak varlığın yeniden tanımı olduğundan, bu ta­nımlama mecburi olarak yeni bir meşrûiyet kaynağını da be­raberinde getirmiş olur; insan “düşünerek“ kendisini var eder. Kartezyen çözüm arayışları, yönünü kaybetmiş, artık ne belir­li ve hâkim bir merkezi (Roma’sı) ne de imtiyazlı bir hedefe sahip olan ve bir düzen arayışı içindeki bu kaos haline bir ce­vap sayılır. Kendisini “düşünerek” var eden insanın yaşayaca­ğı “dünyayı” da yine “düşünerek” yeniden yaratma ve yarattı­ğı -kurgulayacağı- bu dünyayı yine “düşünerek” yönetmek is­temesi, kendi içinde haklı ve tutarlı bir rasyonellik taşımakta­dır. Burada rasyonellik doğru ve kesinliğe ulaşmanın temina­tı kabûl edilirken, Tanrı ve din akim işlemlerinden çıkartıla­cak “unsura” dönüşür.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="547sh-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="547sh-0-0"><span data-offset-key="547sh-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="b8g9r-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="b8g9r-0-0"><span data-offset-key="b8g9r-0-0"><span data-text="true">Bu rasyonellik, bütün hakikatin duyuların nesnesi haline dönüşümünü sağlayarak bir “yeryüzü cen­neti” olarak modern tasarımı kurmaya yardım etmiştir. Kar­tezyen geleneğin düalist tabiatının doğal neticesi olarak, in­san ve tabiat (algılanan ile algılayan) tekrar birleşmeleri mümkün olamayacak şekilde birbirlerinden kesin olarak ayrılmış olur. Bu ontolojik kopuş insanın aynı zamanda cenneti kendi ontolojik kaynağından kopararak yeryüzüne taşıyıp getirebileceğine inanmasını sağlar. İnsan, “başkasının” yarattığı cennet yerine -“düşünerek” kendisini var ettiği gibi- kendi cennetini de kendi elleri ile kurmak ister.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="6pc1i-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="6pc1i-0-0"><span data-offset-key="6pc1i-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="6giji-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="6giji-0-0"><span data-offset-key="6giji-0-0">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="1qpj8-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1qpj8-0-0"><span data-offset-key="1qpj8-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="b4h42-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="b4h42-0-0"><span data-offset-key="b4h42-0-0"><span data-text="true">&#8221;Eğer şeytanı ve günahı -modern kurgunun yaptığı gibi- ontolojik kaynağından koparıp kendi dünyanıza katmak istemiyorsanız, gerçek çoğulculuk ancak dinde bulunabilir. Bundan dolayı İslâm, dünyayı aşan ilahi ve kutsal bir kaynağa referans yaptığından açık-uçlu bir toplumsallığı kurmaya çalışırken, ne şeytanın ne de günahın sekûlerleşmesine müsaade etmez. İslâm için inananlar gibi inanmayanlar da olacaktır ve onların da neye nasıl inanmışlarsa kendilerine has bir veya birden fazla, müşriklerde olduğu gibi hakikat tanımının olması kaçınılmazdır. Bundan dolayı İslâm çoğulculuğu farklı hakikat tanımı yapan ve ona göre de oluşmuş bir hayata din demektedir. Çünkü İslâm’a göre din hayattır, hayat ise Allah’a dönüştür (Al-i İmrân 83). </span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="7s4mn-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="7s4mn-0-0"><span data-offset-key="7s4mn-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="96b2k-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="96b2k-0-0"><span data-offset-key="96b2k-0-0">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="ed69l-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="ed69l-0-0"><span data-offset-key="ed69l-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="1bg8k-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1bg8k-0-0"><span data-offset-key="1bg8k-0-0"><span data-text="true">Modern kurgu/proje, sonsuz bir barış vaadi içinde bir “yer­yüzü cenneti” olarak başladı ve birkaç yüzyıldan beri hayatım sürdürerek gelmektedir. Sadece geleceğe yönelik vaatlerle do­lu değil artık, fakat aynı zamanda kendi tarihi içinde ve kendi­sinden veya onun dışında düşünülmesi mümkün olmayan çok miktarda günahla da yüklüdür. Tarihte hiçbir proje ve güç, kü­resel düzeyde bu kadar istila edici olamamıştır; bugün nüfuz edemediği hiçbir toprak parçası ve hayat alanı kalmamış gibi­dir. Bu kurgunun bütün “sivilliğine”, “çoğulculuğuna” ve “öz­gürlüğüne” rağmen “totaliter” olanı da kendi içinde barındır­dığı görüldü; insanların -hattâ farklı dinden oldukları da sak­lanmadan- atom bombalarına yedirildiğinin canlı tanıkları ara­mızda gezmektedir.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="ccq1f-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="ccq1f-0-0"><span data-offset-key="ccq1f-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="fj8kv-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="fj8kv-0-0"><span data-offset-key="fj8kv-0-0"><span data-text="true">Din hayattır; hayat ise Allah’a dönüştür; Allah’a dönmek is­teyen insanın kendi gelecek tasarımı için çaba sarf etmesi ka­dar haklı ne olabilir!..</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="8avmh-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="8avmh-0-0"><span data-offset-key="8avmh-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="9dh5l-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="9dh5l-0-0"><span data-offset-key="9dh5l-0-0">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="7i3rb-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="7i3rb-0-0"><span data-offset-key="7i3rb-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="aeusc-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="aeusc-0-0"><span data-offset-key="aeusc-0-0"><span data-text="true">İslâm’da karşılığını bulamadığımız fakat moderniteden ödünç aldığımız, hattâ “mülkiyetimize” geçirdiğimiz “toplum” kavramı ile, İslâmî bir “toplumsallık” üzerinde düşünmek ve onu gerçekleştirmek arzusu, aslında oldukça modern bir çaba sayılmalıdır. Zira İslâm elbette inanan insanların biraraya gelmişliği/birlikteliği anlamında “cemaati” ihmal etmemekte; ne var ki, bu cemaati meydana getirenlerden biri olarak mümin’e öncelik vermektedir. İslâm’a göre cemaat, müminlerin meydana getirdiği birlikteliktir; halbuki modern toplum anlayışında “birey” toplumun bir “ürünü” ola­rak görülür; modern toplumda insan, birey/vatandaş olarak yeniden inşâ edilir.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="85ne8-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="85ne8-0-0"><span data-offset-key="85ne8-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="a24i4-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="a24i4-0-0"><span data-offset-key="a24i4-0-0">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="53b75-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="53b75-0-0"><span data-offset-key="53b75-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="1vquu-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="1vquu-0-0"><span data-offset-key="1vquu-0-0"><span data-text="true">Düşünüyorum o halde varım”la insan sadece özerk bir ko­numa geçmemiştir; varlık dünyası ile yaratılmış olma anlamın­da paylaştığı ontolojik bütünlük ve birlikteliği de parçalamış olur. Dış dünyanın tüm gerçekliği “ben”e indirgendiğinden, diğer bir ifade ile nesneler dünyası varlığının özneye borç­lu hale getirildiğinden özne de efendi konumuna geçer. Bu­nun siyasal/toplumsal tezahürünün çok geçmeden ortaya çık­tığı görülür. Afrika’dan Amerika’ya yapılan köle sevkiyatında 19 milyon insan sadece yolda “telef’ olacaktır. Fakat diğer ta­raftan da ontolojik bağ koptuğundan dolayı özne için nesneler dünyası aynı zamanda bilinmezlikler dünyası olur. Bu neden­le bilinmezlikler dünyasını bilinir kılmak, ele geçirmek için savaş açılması, fethedilmesi gerekir. Bunun başlangıcı ise so­ru sormaktır; denebilir ki, modern dönem aynı zamanda soru­ları çok olan bir dönemdir. Bu sorular, nesneler dünyası hak­kında yeterli bilgiye sahip olunmadığından -“cahillik” ve “bil­gisizlikten”- dolayı değil, -elbette bu da vardı- fakat o dünya­ya yeni tasavvurun yardımı ile yeni bir anlam kazandırma çabasının sonucuydu. Şeytan Hz. Adem’e (insana) bakarak bü­yüklenmişti.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="3nvih-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="3nvih-0-0"><span data-offset-key="3nvih-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="234p-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="234p-0-0"><span data-offset-key="234p-0-0"><span data-text="true">Şimdi insan da kendisi için yaratılmış ve kendisi­nin emri altına verilmiş varlık dünyasındakilere bakarak yer­yüzünde büyüklenmeyi tekrara düşecekti. Kendisinin de için­de bulunduğu ve âyetlerden başka bir şey içermeyen bu varlık dünyası, artık onun için sadece “nesneler” dünyasından başka bir şey değildir. Şüphe yok ki, bunu isteyen ve yaptıran onun heva ve hevesidir; fakat nefis her zamanki gibi bir aracı bağ &#8211; ki akıl Arapça’da bağ/bağlama anlamına da gelmektedir- ola­rak “aklı” kullanacaktır. İnsan “Akıl” ile kendi varoluşunu is­pat edecek, fakat iş burada bitmeyecektir; onun organik uzan­tısı olan “birey/bireycilik” de bu süreçte birlikte ortaya çıkma­ya başlamış olur.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="6bqp6-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="6bqp6-0-0"><span data-offset-key="6bqp6-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="9sd72-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="9sd72-0-0"><span data-offset-key="9sd72-0-0"><span data-text="true">Sonuçta; insan tabiattan kopar; kendisine ye­teri kadar güven duyduğundan dolayı Descartes’la birlikte ki­lisenin “kurtarıcılığına” da son vermiş olur. Artık insan kurtu­luşa hem kendi aklı ile ulaşacak, fakat aynı zamanda da bu do­ğal bir kurtuluş olacaktır. İnsanın ve toplumun kusursuzluğa ulaşabileceği ümidini taşıyan bu düşünce izlediği süreçle bera­ber yoksulluğun, kötülüğün, zulmün, saldırganlığın bir Grek mirası olarak aldığı “korku” ve “kaygı”nın ve belki de bunlar­dan da önemlisi mutsuzluğun yeryüzünden kaldırılabileceği­ne inanır. Şimdi artık modern dönemle birlikte Avrupa’da ye­ni bir mutluluk ideası ortaya çıkar. Halbuki Hıristiyanlık bu­nun ölümden sonra olabileceğini söylemekteydi; cennet için yeni ve yabancı değildi bu idea, fakat yeryüzü için hem yeni hem de çok yabancıydı.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="epebl-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="epebl-0-0"><span data-offset-key="epebl-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="746d2-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="746d2-0-0"><span data-offset-key="746d2-0-0">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="6kbrj-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="6kbrj-0-0"><span data-offset-key="6kbrj-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="6q25o-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="6q25o-0-0"><span data-offset-key="6q25o-0-0"><span data-text="true">Yakın zamana kadar Müslüman “ekonomik faaliyetini rızık kavramı ile kavramsallaştırdığINdan dolayı is-raf tüketim faaliyetinde belirleyici işlev görüyordu; çünkü RIzık, Rezzak’ı şart koşar ve aynı kökten geldiği için de çağrışımı dolayımsızdır; israf ise Rezzak’ın haram kıldığı bir şeydi. 1980’lerle birlikte formda İslâmî çağrışımlar taşıyan yeni finans kurulula­rı ile Müslümanlar’ın ekonominin dinamik ve seküler süreçleri­ne katıldıkları gözlenir. Bunların sağladıkları kâr ve icra ettikleri ekonomik işlevlerden çok, bu sürece katılımı sağlamaları açısın­dan çok daha önemli iş gördükleri söylenebilir.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="9jbhd-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="9jbhd-0-0"><span data-offset-key="9jbhd-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="78kqj-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="78kqj-0-0"><span data-offset-key="78kqj-0-0"><span data-text="true">Bu süreçle bir­likte Müslüman, modernitenin -kapitalizm, tüketim toplumunun- belirgin işleve sahip üç önemli kavramını keşfeder: Kâr, moda ve marka. Bunlardan moda ve marka, Müslümanın kültür evreni içinde bir meşruiyet temeline sahip olmadıkları gibi, kar­şılığı olmayan kökten yabancı kavramlar özelliği taşımaktaydı­lar. Fakat tüketime ilişkin kazanılan yeni davranış biçimleri ile bu iki yabancı kavram tercihlerimizde bir ihtiyaca atıfta bulu­nacak ve belirleyici unsur olacaktır. Dolayısı ile “moda tesettü­re bürünerek” podyumlarda arz-ı endam ederken; “Tekbir” ke­limesi içerik anlamını terk ederek patentlenecek ve ticari mül­kiyetin “metaı” olacaktır. Öte yandan metropolden başlayarak deniz kıyılarına uzanan modern hayat biçimlerinin özellikle de­nize dönük kültürü ve bu hayatın mevcut kurgusu göz ardı edi­lerek, “hakiki şeriat” mayo olup denize sokulmaya başlanır.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="cigg6-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="cigg6-0-0"><span data-offset-key="cigg6-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="arpjg-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="arpjg-0-0"><span data-offset-key="arpjg-0-0"><span data-text="true">So­nuçta, modernitenin bu sekülerleştirme süreçlerinin istediği ka­tılımı sağlamak ve tüketim ile tapınmanın birbirinden zor ayırdedilebilindigi metaların dolu dünyasında, “bereketi” kalmadı­ğı için eski tanım ve ölçüsü ile yeterli olamayacağından, kârın modern biçimi ile tanışılır. </span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="735jh-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="735jh-0-0"><span data-offset-key="735jh-0-0"><span data-text="true">VI</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="s2v2-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="s2v2-0-0"><span data-offset-key="s2v2-0-0">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></div>
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="s2v2-0-0"></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="brp7j-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="brp7j-0-0"><span data-offset-key="brp7j-0-0"><span data-text="true">Vurgulanması gereken bir husus “birey” ile insa­nı birbirinden ayırmak gerektiğidir; yaklaşık birkaç yüzyıldan beri birey, “insan-anlamı” üstünde hâkimiyet kurmuş durum­dadır. Dinin insana sunduğu kimliğin evrensel nitelik taşıması nedeniyle, aynı zamanda insana kaynağı farklı olan bir yorum­lama bilgisi imkânı sunar. İnsan bu yorumla kendisine bir ko­num kazanır ve —esas yurdu cennet olduğundan- bu dünyaya duyduğu yabancılığı üstünden atarak, mekânı ve şartları aşan —iman etme “eylemi” sonucu kazanıldığından— kesinliğinden kuşku duymadığı bir kimlik elde eder. Varlık dünyası ile yara­tılmış olma bağlamında da aynı ontolojik düzlemi paylaştığın­dan varlık dünyası, kendi (insan) adı ve kimliği arasında mut­lak bir uyuma ulaşır. Evrende kendisinin konumlanmasını sağ­layan bu kimlik, aynı zamanda bu insanın kim olduğunu, nere­den geldiğini, nereye gideceğini kozmik gerçeklik içinde algı­lamasını sağlar; Allah’ı bildikçe, bu kimlik sahibi insan başka­larınca “bilinmeye” ihtiyaç duymaz; ölüm, evren tasavvuru ve hayatın içinde bir “moment” olarak algılanır.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="5h3qa-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="5h3qa-0-0"><span data-offset-key="5h3qa-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="6fsjb-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="6fsjb-0-0"><span data-offset-key="6fsjb-0-0"><span data-text="true">Bu kimlik sahibi insan için, dünya insan için yaratılmıştır. Varlık dünyasındaki bütün mevcutlar ilahi bir kaderin ellerin­de ve büyük bir amaç yüklenmişlerdir; her şey hayat sahibi var­lıklar olup Yaradan’ı teşbih etmekte; bütün bu varlık hiyerarşisi içinde bir statüye sahip ve bir diğerine ulaşan halkalardır. İnsan ise bu varlık zincirinin hem “en şerefli” hem de “en aşağı” hal- kasındadır. Bu kimlik sahibi insan evrendeki tüm olaylan canlı ve anlam dolu dünyada ilahi bir amaç ve bağlam içinde yorum­lar. Dolayısı ile diğer kimlikten farklı olan bir gerçeklik tanımı­na ve bilgisine ulaşır.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="dl6b7-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="dl6b7-0-0"><span data-offset-key="dl6b7-0-0"><span data-text="true">Olayların anlam dolu dünyasında yaşayan mü’min, sahip ol­duğu kimlik tarafından farklı bir toplumsal ilişkiye davet edi­lir.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="6lced-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="6lced-0-0"><span data-offset-key="6lced-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="9f9q0-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="9f9q0-0-0"><span data-offset-key="9f9q0-0-0"><span data-text="true">Bu ilişkinin sonucu kutsal olanın -bir ibadet olarak- hem üretilmesi, aynı zamanda da sekülerin hayat alanından ko­vulması demektir. İnsan bunu yaparken peygamberinin -ya- pıp-etme biçimini- sünnetini örnek alarak bir yandan “üm­met kültürü”nün (bir ümmet kültürü olarak sünnetin) yeni&#8217;den üretimini gerçekleştirir; fakat diğer yandan da bu, kimliğin ifade edilişi olarak tezahür eder. Dinin verdiği kimlik dışındaki tüm kimlikler -özellikle modernitenin sunduğu alt kimlikler; mesleki, ulusal- eğitim yolu ile yeniden üretilirken, dinin sun­duğu kimlikte ibadet ile yeniden üretilme sözkonusudur; çün­kü dine göre kimliğin üretimiyle ibadet -istisnalar hariç tutul­duğunda- bir ve aynı şeylerdir.'&#8221;</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="cdnnl-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="cdnnl-0-0"><span data-offset-key="cdnnl-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="9852f-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="9852f-0-0"><span data-offset-key="9852f-0-0">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="bebl-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="bebl-0-0"><span data-offset-key="bebl-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="5l13a-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="5l13a-0-0"><span data-offset-key="5l13a-0-0"><span data-text="true">..Günümüzün ister ulusal isterse uluslararası po­litik dili ve onun kavramsal içeriği 17. yüzyıldan beri sekülerleştirilmiştir. Bu dilin İslâm bir yana, Hıristiyanlık’ın yönetime ilişkin dilinden herhangi bir kalıntıyı içeriğinde taşıdığı söyle­nemez. Politikanın “Islâmîzasyonu” dediğimiz bu durum, ken­disini daha çok seçimler döneminde kullanılan afişlerde orta­ya çıkartmaktadır. Postmodernitenin “spectacular culture” üne uygun düşen bir tarzda, İslâmi taleplerin tümü reklamcılığın malzemesi olmak üzere en küçük parçalarına bölünerek “sloganlaştırılacak”, böylece tüketicinin beğenisine sunulmuş ola­caktır. Kadınların seçimler için mobil hale getirilerek, “hizmet” için evlerini boşaltmaları, kamusal alanda görünür kılınmak is­tenen İslâmi “imaj’ için mahremiyetin önemsizleşmesini de be­raberinde getirmiş olur.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="7sq6s-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="7sq6s-0-0"><span data-offset-key="7sq6s-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="fkd96-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="fkd96-0-0"><span data-offset-key="fkd96-0-0"><span data-text="true">Müslümanlar’ın eğitim sürecine katılmalarını sağlayan İmam Hatip Okulları ise, Müslümanlar’ın kendi tarihlerinden hasıl ettikleri bir kurum ve miras olmaktan çok, moderniteye kar­şı verilen muhalefet süreçlerinin içinde ve bu mücadelenin be­lirledigi bir çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Müslümanların eğitime katılmaları bu okulların inşâsından, çocuklarını bu okullara öğrenci olarak göndermelerine kadar büyük bir özveri ve içtenlik taşımıştır. Cumhuriyet tarihinde bu kadar gönüllü ve topyekûn katılımın gerçekleştirildiği başka bir örnek olduğu söylenemez. </span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="5qbu2-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="5qbu2-0-0"><span data-offset-key="5qbu2-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="uipd-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="uipd-0-0"><span data-offset-key="uipd-0-0">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="b3jbe-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="b3jbe-0-0"><span data-offset-key="b3jbe-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="buot3-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="buot3-0-0"><span data-offset-key="buot3-0-0"><span data-text="true">Ahlâkın anlam düzeyinde uğradığı mahiyete ilişkin değişim, Müslümanların giderek bir tüketici kitle olmalarını da kolay­laştırmaktadır. İslâm’ın israf olarak tanımladıklarından birço­ğunun bugün ihtiyaç olarak görülmesinin sebebi bu olmalı­dır. Bundan dolayı Müslüman modern dünyanın neredeyse bü­tün “meta”larının İslâmî kavramlar/isimler ile yeniden sembol­leştirerek tüketime hazır duruma getirmektedir. Toplumda hâ­kim durumda bulunan tüketim modelinin inşâ biçimine Müs­lümanların giderek eklemlenmesi, onların israf kavramını ge­leneksel bularak içerikte dönüştürmelerini meşrûlaştırmakta- dır. Azımsanmayacak bir kitleyi tüketici haline getirip reklam­larla yönlendirmek, artık bundan sonra “İslâmî reklamcılığın” imkânları ile mümkündür ve bunun istenen neticeleri verece­ğini söyleyebiliriz.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="entbd-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="entbd-0-0"><span data-offset-key="entbd-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="3h3q6-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="3h3q6-0-0"><span data-offset-key="3h3q6-0-0"><span data-text="true">Meselâ bugün Müslüman kadının tesettürü, içerikte gele­neksel anlam düzeyinden kaymaya uğrayarak yeniden sembolleşirken, aynı zamanda Müslüman kadın gelenekten farklı bir tüketim ve bu tüketimin sekülerliği içeriklendirmiş semboller dünyasına girmektedir. Bunun neticesi olarak tesettür, ne ya­zık ki, bu dünyaya girişte araçsallaşmaktan kurulamamakta­dır. Kemalizm’in varsaydığının aksine; Müslüman kadının ka­musal alana katılımı -bundan kamusal alana katılmama netice­si çıkartılmamalıdır- kamusal alanı zenginleştirirken, kendisi “ fakirleşmektedir. ”</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="e7klc-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="e7klc-0-0"><span data-offset-key="e7klc-0-0"><span data-text="true">Buna ilave olanak kamusal alana katılım -erkek ve kadın olarak-, Müslümanın kendini orada sadece görünür kılması ile neticelenmemektedir. Bu katılım dindarlaşmayı aile içinde güçlendirerek mahremiyeti nitel bir dönüşüme uğratmaktadır. Özel hayat/privacy mahremiyetin yerini almaya başlamaktadır. Islâm’ın tanımladığı mahremiyet anlayışının yerine nefsin çok sevdiği ve yabancılaşmayı kışkırtan “privacy”nin geçmesi Müs­lüman için seküler temelli bir dokunulmazlık zırhının oluşma­sına ve bireyciliğe kapı aralamaktadır.</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="7llvp-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="7llvp-0-0"><span data-offset-key="7llvp-0-0"> </span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="fuenl-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="fuenl-0-0"><span data-offset-key="fuenl-0-0"><span data-text="true">Abdurrahman Arslan &#8211; Modern Dünyada Müslümanlar</span></span></div>
</div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="f1gud-0-0"></div>
<div class="" data-block="true" data-editor="6133q" data-offset-key="42dsr-0-0"></div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/abdurrahman-arslan-modern-dunyada-musluman-adli-kitabindan-alintilar/">Abdurrahman Arslan – Modern Dünyada Müslüman Adlı Kitabından Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/abdurrahman-arslan-modern-dunyada-musluman-adli-kitabindan-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
