<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Arkadaş | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/arkadas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Feb 2026 13:32:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Arkadaş | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ahmet Kasım Fidan &#8211; Sufiname</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Nov 2023 08:01:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikmetli Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[Amel]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Ulema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26642</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “Öyle biri ile arkadaş ol ki sana dünya veya ahiret cihetinden faydası dokunsun, bunun dışındakilerle meşgul olmak büyük bir ahmaklıktır.” Ebü Süleyman Dârâni (k.s.) &#160; “Bir kardeşinin evliliğine yardım etmek, sevabı çok olan amellerdendir. Hatta bazı âlimler, nikâha yardımın gaziyi teçhiz etmek veya mükâteb (bedelini ödediğinde azat olacak) bir kölenin azadına yardım etmekten daha [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/">Ahmet Kasım Fidan – Sufiname</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-26644 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092-193x300.jpg" alt="" width="229" height="356" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092-193x300.jpg 193w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/sufiname97f765f882821fab148b97777e50a092.jpg 320w" sizes="(max-width: 229px) 100vw, 229px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Öyle biri ile arkadaş ol ki sana dünya veya ahiret cihetinden faydası dokunsun, bunun dışındakilerle meşgul olmak büyük bir ahmaklıktır.”</p>
<p>Ebü Süleyman Dârâni (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bir kardeşinin evliliğine yardım etmek, sevabı çok olan amellerdendir. Hatta bazı âlimler, nikâha yardımın gaziyi teçhiz etmek veya mükâteb (bedelini ödediğinde azat olacak) bir kölenin azadına yardım etmekten daha efdal olduğunu söylemişlerdir.”</p>
<p>İmâm-ı Şarâni (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Taat ve ibadet işinde Allah&#8217;ı unutan, ancak başı dara geldiği ve işi düştüğü zaman Allah&#8217;ı hatırlayana akıllı denmez.”</p>
<p>Zünnün-i Mısri (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Namazda kıyamda iken secde edilecek yere bakmak sünnettir. Bu amel, sünnete uygun olmayan birçok erbainden, yani kırk gün çile çekmekten daha iyi ve faydalıdır.”</p>
<p>Abdullah Dihlevi (k-s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Peygamber Efendimiz Hazretleri&#8217;nin bir sünnet-i seniyyesini ihya etmek, yüz defa sakal-ı şerifi ziyaretten faziletli ve o Hazret&#8217;in katında sevimlidir.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Kim herhangi bir vakitte, Allah&#8217;ın kendisine farz kıldığı bir farzı zayi ederse, (daha sonra onu kaza etse bile) uzun bir zaman o farzın lezzetinden mahrum edilir.”</p>
<p>İbn Nüceyd (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allah Teâlâ&#8217;ya en çok yaklaştıran şey namazdır.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Garip Müslümanların bu dönemde sapıklık deryasından kurtulması ancak peygamberliğin kaynağı, beşerin en hayırlısı olan Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ailesinin gemisine binmekle mümkün olur.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (raleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ehl-i sünnet büyüklerinin yoluna tâbi olmaya ve onları taklit etmeye muvaffak olana ne mutlu! Bunlara aykırı yol tutanlara da yazıklar olsun.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (raleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Şu zamanki gençlik zamanıdır. Nefis, şeytan ve din düşmanlarının istilası zamanıdır. Bu zamanlarda az amele biçilen itibar, başka zamanlarda yapılan amellere biçilmez.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Neyi seversek Allah için sevelim. Sevginin bu türlüsü bir ibadettir. Bilakis bu sevgi nefs için olursa haramdır ve hüsran sebebidir.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (ks)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;İnsanın, yanında bulunanlarla tatlı tatlı sohbet etmesi, onlara güzel ahlak ile davranması, geceleri sabaha kadar ibadet etmesinden gündüzleri ise oruçlu geçirmesinden hayırlıdır.”</p>
<p>Fudayl b. İyâz (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kulluğun tadını alamayan, hiçbir şeyden zevk bulamaz.</p>
<p>Abdullah b.Mübarek (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Ubudiyyet (kulluk) malı bırakıp emrolunan hususa sımsıkı sarılmaktır. Hak aramak yerine, vazifeye koşmaktır diye anlatılmıştır.”</p>
<p>Ebü Hafs Haddâd (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Lokmayı helalden temin edebilmek için uğraşmak, geceleri ibadet edip gündüzleri oruç tutmaktan efdaldir. Çünkü her şeyin başı helal lokmadır.”</p>
<p>İbrahim b. Edhem (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şu beş şey kulun ilahi rahmetten mahrum olduğunun alametidir: Kalpteki katılık, gözyaşının kuruması, hayâ azlığı, dünyaya rağbet ve uzun emel.”</p>
<p>Fudayl b. İyâz (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dinin alışveriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerin sevabını bulamaz. Zahmetleri boşa gider, azaba yakalanır ve çok pişman olur.</p>
<p>İmâm-ı Âzam Ebü Hanife (k.s.) “Bir kimse ibadet işinde hiç ayrılmadan direk gibi kalıp gitse midesine gireni helal veya haram diye seçmedikten sonra hiçtir. Hiçbir ibadeti makbul olmaz.”</p>
<p>İmâm-ı Âzam Ebü Hanife (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen Allah&#8217;a tam manasıyla kulluk yapamayıp kullukta bazı noksanların olduğu sürece gerçek hürriyete ulaşamazsın (Asıl hürriyet, nefsin ve eşyanın esaretinden kurtulup noksansız bir şekilde yüce Mevlâ&#8217;ya kulluk yapmaktır).”</p>
<p>Cüneyd-i Bağdâdi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanların fitnesinden kurtulmak istiyorsanız, çarşı ve pazarlarda çokça bulunmayınız.”</p>
<p>Hacı Bayrâm-ı Veli (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allah Teâlâ katındaki kadrini ve değerini bilmek istersen seni hangi işlerde bulundurduğuna dikkat et!”</p>
<p>İbn Atâullah el-İskenderi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bir kimsenin seni ne kadar çok sevdiğini anlamak istersen senin o kimseyi ne kadar sevdiğine dikkat et. Yani sen onu ne kadar seviyorsan o da seni o kadar seviyor demektir.”</p>
<p>İmâm-ı Muhammed Bâkır (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “Allah Teâla&#8217;nin merhameti vardır diyerek isyana kalkışma, kahrından da korkarak ümitsizliğe düşme.</p>
<p>İbn Vefa (ks)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kalp huzursuzluğuna tutulmamak, eleme uğramamak ve günahlardan temizlenmek isteyen, iyi ve hayırlı işlerini çoğaltsın.”</p>
<p>Ebü&#8217;l-Hasan-ı Şâzeli (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahlak bozulunca fasıklar salihlere, zalimler adillere ve kafirler Müslümanlara galip gelir.</p>
<p>Ebubekir Verrak(k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Bir kimse bütün ilimleri kendinde toplasa Allah Teâlâ&#8217;nın rızasına uygun hareket etmedikçe kurtulamaz.”</p>
<p>Mevlânâ Abdurrahman-ı Câmi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Rıza sahiplerine belalar musibet değildir. Onlar belaları beğenmemezlik etmezler. Çünkü belaları veren yine Allah Tealâdır.”</p>
<p>Muhammed Bâki-Billâh (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bela gelince sabrın hakikatleri zuhur eder, kaderin tecellisi temaşa edildiği vakit, rızanın hakikatleri yüz gösterir.”</p>
<p>Yahya b. Muâz-ı Râzi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Allah için sevmek ve buğzetmek ancak Allah&#8217;ı sevmek ve O&#8217;nun düşmanı olan nefse buğzetmekle olur. Bir kalpte bir anda iki muhabbet bulundurulamaz. Ya nefsini seviyorsundur ya da Rabb&#8217;ini. Çünkü bir kalpte iki şeyin sevgisi toplanmaz.”</p>
<p>Abdurrahman-ı Tâhi (ks.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bir mümin kardeşine ait sevmediğin bir iş duyarsan, birden yetmişe kadar özür kapısı araştır. Bulamazsan, “Belki benim anlayamadığım bir özrü vardır.&#8217;de ve o konunun üstünü ört,”</p>
<p>İmâm-ı Cafer-i Sâdık (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ar bilmeyen ve utanması olmayanla arkadaşlık, insanı kıyamet gününde utandırır.”</p>
<p>İmâm-ı Ebü Yusuf (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanların senin hakkında söylediklerine aldırma. Sende olmayan bir şeyi sana yakıştırırlarsa buna üzülmeye gerek yok. Gerçekte hayırlılar zümresinde olan bir kişiyi, insanların şerli görmesi güzel bir nimettir. Ancak tersi bir durum olursa o zaman tehlike büyüktür.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dünya ve ahirette insanın şerefi ve iki âlemde üstün derecelere nail olması, ancak doğru itikad olan ehl-i sünnet itikadında bulunmak ve salih amel işlemekle mümkündür.”</p>
<p>Molla Hüsrev (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bütün hâlleri ve keşifleri bize verseler fakat ehl-i sünnet ve&#8217;l cemaat itikadını kalbimize yerleştirmeseler, hâlimi harap, istikbalimi karanlık bilirim. Eğer bütün haraplıkları, çirkinlikleri verseler ve kalbimizi ehl-i sünnet itikadı ile süsleseler, hiç üzülmem.”</p>
<p>Ubeydullah Ahrar (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “Cenâb-ı Hak dinine hizmet edenlere yardım etsin ve dinine zarar verenleri yardımsız bıraksın. Allah (c.c.) gücü, kuvveti ve yardımı kâfirlere, zalimlere ve dini bozmaya çalışanlara karşı koyması için dinin imamına versin, âmin. Allah, bu duama âmin diyenlere rahmet etsin.”</p>
<p>Abdurrahman-ı Tâhi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dünyave ahiret ihtiyaçlarının kul üzerinde eksilmesi veya duraklamasının yegâne sebebi o kişinin tövbe ve istiğfarlarını yapmaması ve bırakmasıdır.”</p>
<p>Ali Havvâs Berlisi (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Israr ile devam edilen küçük bir günah, pişman olunmuş ve tövbe edilmiş büyük bir günahtan daha büvüktür ”</p>
<p>Ebü Cafer b. Sinan (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Günahlardan hemen sonra tövbe edilirse veya günahtan sonra üç saat içinde edilirse o günah amel defterine yazılmaz.”</p>
<p>Muhammed Masum Fâruki (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Şunu katiyen biliniz ki dedikodudan, laubali hareketlerden, boş ve faydasız işlerden sakınıp kaçınmayan bir kişinin adam olmasına imkân yoktur.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “İnsanlar, fakir olmaktan korkarak dünyalık için çalıştıkları kadar, cehennemden korkup korunmak için çalışsalardı, mutlaka cennete giderlerdi.”</p>
<p>Yahya b. Muâz-ı Rizi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Adam suretle değil,siretle iyi adamdır.&#8221;</p>
<p>Cüneyd-i Bağdadi (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kuşkusuz farz ibadetler karşısında nafile ibadetler, okyanus yanında bir damla gibi kalır.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Hak Teâlâ, birbirine maddi çıkar için alakadar olanlara muhabbeti haram kılınmıştır.”</p>
<p>Cüneyd-i Bağdadi (k.s.) e</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Muhabbetin evvelinde bir lezzet vardır fakat işin hakikatine ulaşılınca ortaya bir dehşet ve hayret çıkar.”</p>
<p>Ebü Ali Dekkâk (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>» “Bu nasıl gaflettir? Üç kuruş ticaretten sevindiğimiz ve zevk aldığımız kadar iki rekât namazdan zevk almıyoruz. Üç kuruşluk zarara üzüldüğümüz kadar ibadeti terk etmekten hatta Cenâb-ı Hakk&#8217;ı kaybetmekten mahzun ve mütcessir olmuyoruz.”</p>
<p>Osman Bedreddin Erzurümi (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanlar edebe ilimden çok daha fazla muhtaçtır.”</p>
<p>Abdullah b. Muhammed b. Münâzil (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bizim çok ilimden ziyade, az da olsa edebe ihtiyacımız var.”</p>
<p>Abdullah b. Mübârek (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dıştaki edebin güzel olması, içteki edebin güzel olduğunu gösterir.</p>
<p>Ebû Hafs Haddâd (k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allah için elde edilen ilim ve bu uğurda sarf edilen gayret, ibadetlerin en mükemmelidir.”</p>
<p>Ebü Bekir Kettâni (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Muâviye(r.a.), Resülullah&#8217;ın (s.a.v.) yanında giderken bindiği atın burnuna giren toz, Ömer b. Abdülaziz&#8217;den bin defa üstündür.”</p>
<p>Abdullah b. Mübârek (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ashâb-ı kirâma hürmet etmeyen kimse, Hz. Muhammede (s.a.v.) iman etmiş olmaz.”</p>
<p>Ebü Bekir Şibli (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Ey insanoğlu! Adının unutulmamasını istersen çocuğuna ilim, hüner, marifet öğret ve onu akıllı fikirli yetiştir. Böyle yaparsan arkanda seni rahmetle anan bir kişi bırakmış olursun.”</p>
<p>Sadi-i Şirâzi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yapılan amelin maksada ulaştığının alameti, o amelde acz ve kusurdan başka bir şey görmemektir.”</p>
<p>Hayr en-Nessâc (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yaptığın hayırlı amele güvenerek Allah&#8217;ın azabına uğrayacağından korkmuyorsan helak olanların arasında sayılırsın.”</p>
<p>Huzeyfe el-Mar&#8217;aşi (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Hakikaten şeriat işlerinde baş gösteren her zaaf ve İslam milletini üstün kılma konusunda gösterilen her kusur, daima kötü âlimlerin bereketsizliği ve niyetlerinin bozukluğu sebebiyle olmaktadır.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ulemâyı hafife alanın ahireti, ümerayı hafife alanın dünyası, dostlarını hafife alanın mürüvveti yıkılır.”</p>
<p>Abdullah b. Mübârek (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Âlimler,ilminin gereğini kendileri yerine getirmezlerse din ortadan kalkar, çünkü âlimler dinin bağıdır. Çürük bağ ile ne bağlanabilir ki?”</p>
<p>Ebü Bekir Verrâk (k.s.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Sünnete uymadan amel edenin ameli batıldır.&#8221;</p>
<p>Ahmed b.Ebü&#8217;l Havâri(k.s)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dersve fetva vermek; makam, mevki, mal ve üstünlük elde etmeyi düşünmeksizin sadece Allah&#8217;ın rızasını kazanmak için yapılır ve ancak böyle olursa fayda sağlar.”</p>
<p>İmâm-ı Rabbâni (r.aleyh)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/">Ahmet Kasım Fidan – Sufiname</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ahmet-kasim-fidan-sufiname/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebû Bekir er-Râzî &#8211; Felsefe Risaleleri  -Alıntılar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ebu-bekir-er-razi-felsefe-risaleleri-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ebu-bekir-er-razi-felsefe-risaleleri-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 16:05:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[cisim]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Bekir er-Râzî]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25117</guid>

					<description><![CDATA[<p>En kötü şey, bilmediği halde ruhlara tahakküm etmek; bilip anlamadan bir şey hakkında olumlu veya olumsuz emir vermektir. Bu gibilerin arasında öyleleri vardır ki, bir hayat kurtarmak için adeta can verirler.Ayrıca kendilerine söz gelmesin diye de, iki kişi yanında maldan, paradan en ufak bir söz etmezler. Sonra da hiçbir ölçüye ve araştırmaya başvurmadan, hiçbir esasa [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-bekir-er-razi-felsefe-risaleleri-alintilar/">Ebû Bekir er-Râzî – Felsefe Risaleleri  -Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="" data-block="true" data-editor="4qlm8" data-offset-key="9om35-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="9om35-0-0"><span data-offset-key="9om35-0-0"><img decoding="async" class=" wp-image-25118 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/06/51t5tHhk7SL-247x300.jpg" alt="" width="348" height="423" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/06/51t5tHhk7SL-247x300.jpg 247w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/06/51t5tHhk7SL.jpg 412w" sizes="(max-width: 348px) 100vw, 348px" /></span></div>
</div>
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="3on5s-0-0">En kötü şey, bilmediği halde ruhlara tahakküm etmek; bilip anlamadan bir şey hakkında olumlu veya olumsuz emir vermektir. Bu gibilerin arasında öyleleri vardır ki, bir hayat kurtarmak için adeta can verirler.Ayrıca kendilerine söz gelmesin diye de, iki kişi yanında maldan, paradan en ufak bir söz etmezler. Sonra da hiçbir ölçüye ve araştırmaya başvurmadan, hiçbir esasa ve ayrıntıya dayanmadan, insanlar üzerinde cahilce tahakküm kurarlar.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Hekim, tedavi ederken Allah’a güvenmeli ve şifayı ondan beklemeli, kendi gücüne ve becerisine aldanmamalıdır. Bunun tersi bir davranışta bulunur, kendi gücüne ve tıptaki uzmanlığına güvenirse Allah onu şifadan mahrum eder.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Tedavide en önemli husus, hekimin kendisini hastasına adaması ve onu sevmesidir. Yavrucuğum, öyle hekimler vardır ki, insanlara karşı böbürlenip dururlar. Hele bir de hükümdarın veya bir başkasının özel hekimi iseler&#8230;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Ebû Bekir er-Râzî- Görmüyor musun, zaman tık tık tık diyerek nasıl geçiyor ve şu kâinâtın ömrü nasıl bitip tükeniyor? Zaman sona erse de bu tık tıkların sonu gelmez.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Mademki insanlar arasında hoca-talebe, imam ve onun bağlıları şeklinde bir derece ve mertebe farkı vardır, öyleyse Allah’ın hikmet ve merhameti gereği olarak kulları arasından bazılarını seçip peygamber olarak göndermesi,insanın bilme gücünü aşan konuları vahiy yoluyla peygamberlerlere öğretmesi ve bu kanalla insanların din ve dünya işlerini yoluna koymalarını sağlaması pekâlâ mümkündür. Peygamberlerin din ve dünya işlerinde insanları irşad etmeleri gibi toplumu yönetmeleri de mümkündür.</p>
<p>Nitekim şaşılacak derecede güzel olan böyle bir yönetime zengin, fakir, âlim, câhil, akıllı ve ahmak her kesimin rahatlıkla uyum sağladığını görmekteyiz. Ayrıca onların getirdikleri şeriata dayalı bu tarz bir siyasetle dünya işlerinin düzene girdiğini müşâhede etmekteyiz. Bu sayede anlayışı kıt olanların akıllarını karıştıran ve ne kadar çaba harcasalar da anlayamadıkları o felsefî ilimlerin inceliklerine nüfûz etmek için kafa yormalarına da ihtiyaç kalmamıştır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Akıl, zekâ ve anlayış bakımından insanlar arasında bir farklılık bulunduğuna göre, din ve dünya işlerinde birbirlerine muhtaç olmaları, birbirlerinden okuyup öğrenmeleri, aralarında hocalık-talebelik, imamlık ve ona bağlılık gibi ilişkilerin bulunması bir zorunluluktur. Zaten bunun böyle olduğu açıkça görülmektedir. Bu durum karşısında senin “Bazı insanları ötekilere önder yapmak Allah’ın hikmet ve merhametiyle bağdaşmaz. O’na yaraşan, dünya ve âhirette herkesin yararına ve zararına olan şeylerin bilgisini kullarına ilham etmektir; bu, insanlar için daha güvenli, Allah’ın hikmetine daha uygun bir anlayıştır” şeklindeki düşüncen son derece tutarsızdır.</p>
<p>Ayrıca, bu iddiayı gerçekleştirecek yetenek insanın yapısında mevcut değildir. Hikmet ve merhamet sahibi olan Allah da kullarına senin iddianın tam tersini uygulamıştır.</p>
<p>Ancak şu var ki, karada ve suda yaşayan her tür hayvanın beslenme, üreme, yararlıya yönelme ve zararlıdan kaçma şeklinde içgüdüye bağlı ortak karakterlere sahip olmaları gibi, insanlarda da temelde bir ortak yapı mevcuttur.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Muhammed Zekeriyyâ’nın güzel yüz görmenin ve güzel ses dinlemenin verdiği haz hakkındaki görüşü: Güzel yüz görmenin verdiği haz konusunda o der ki, kişiçirkin yüzlü arkadaşını görmekten bıkar ve doğal olan (duygudan) uzaklaşır. [Güzel bir yüz görünce doğal olana dönerken] haz meydana gelir. Güzel ses dinlemenin verdiği haz da bu düzene göre oluşur. Çünkü o, kaba bir sesten sonra ince, latif bir ses duyarsa bundan haz alır. O der ki, eğer bir kimse aydınlık (ışık) görmekten haz alıyorsa, zaten gördüklerinin çoğu aydınlıktır. Ancak o, gözünü kapamaktan ve karanlıktan da aynı şekilde haz alır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Arkadaş ve dostlarıyla iyi ilişkiler kurmaya, onların sevgi ve güvenini kazanarak problemlerini çözmeye yatkın olmak da ikbâl belirtilerinden sayılır. Çünkü böyle bir durum, o kimseye sürekli bir gücün verildiğini,dost ve arkadaşlarını bu güç sayesinde kendisine bağladığını gösterir. İşte bundan dolayı dostları ondan kopmaz ve içlerinde ona karşı bir kötülük beslemezler;hatta onsuz bir hayatı düşünemezler bile. Bu da onun düşmanlarına karşı canlarını feda edercesine mücadele edeceklerini gösterir</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Bir kimsenin karmaşık ve çapraşık olaylar karşısında temkinli ve soğukkanlı davranması da ikbâl belirtilerindendir. Böyle bir davranış, onun hata ve kusur işlemekten korunduğunu ve olayların hakikatini anlamaya yönlendirildiğini gösterir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Eski hükümdarlar, düşmanlarının ve muhaliflerinin başına gelen felâketler şöyle dursun, sevdikleri yemekleri aşçıların habersizce hazırlayıp kendilerine bir sürpriz olarak takdim etmelerini dahi ikbâl ve devletlerinin devamına delil sayarlardı.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Bir kimsenin hayatında meydana gelen âni değişiklik ikbâl belirtilerindendir. Bu âni değişiklik onu bulunduğu durumdan daha iyi bir mevkiye yükseltiyorsa, bunun sebebi ister ilâhî, isterse tabiî olsun, böyle bir olayın meydana gelmesi, onun bahtının açık, yıldızının parlak olduğunu; bu yıldızın gitgide gelişip güçleneceğini ve çabucak sönmeyeceğini gösterir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Sâbit b. Kurre’ye göre sonsuz olan şey bazen bilfiil mevcut olabilir. Onun düşüncesine göre [sonsuz, bir nicelik olduğu için] onun yarısı da vardır. Nitekim geçen her üç [birim] altının, beş de on birimin yarısıdır. Sonsuz artar ve eksilir. Ona göre geçen onluklardan her on içinde beş tek ve beş çift sayı vardır. Tek olanlar bir, üç, beş, yedi ve dokuzdur. Çiftler ise iki, dört, altı, sekiz ve ondur. [280]</p>
<p>Sâbit b. Kurre’ye denir ki, sonsuz olduğunu iddia ettiği şey (…) sahip olduğu fazlalıkla sonluya bir artı sağlamamış mıdır? Eğer buna “Hayır” derse mugâlata yapmış, “Evet” derse onun sonluluğunu kabullenmiş olur. Şayet o, hareketler iki yönden biriyle sonlu-sınırlıdır, o da harekete geçtiği yöndür. Ona denir ki, hareketlerin iki yönden biriyle olması sonsuz olanın sonlu olması anlamına gelmez mi? O buna “Evet” demek zorundadır. Eğer sonsuz olanın bir yönden sonlu olması mümkünse, neden iki yönden de sonlu olmasın? Ve yine ona denir ki, sonsuz olanda artma ve eksilme mümkün oluyorsa, sonlu olanda artmama ve eksilmeme neden olmasın? Yine ona denir ki, senin anlattığın üzere sonsuzun yarısı olabiliyorsa, varsay ki onun iki tarafı vardır; çünkü sonsuza ait onlar, yüzler ve binler geçip gitmiştir, bunların hapsinin başlangıcı ve sonu vardır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Zamanın bir başlangıcı yoktur” diyenin bu sözü muhâli gerektirir. Bu sadece kelimeler üzerinden bir kargaşa çıkarmaktır. Mesela “Cumartesi pazardan öncedir” diyoruz. Eğer onlar ikisi arasında “an” vardır derlerse, cevap olarak denir ki,Cumartesi andan önce değil midir, o an zamanla cumartesi arasında değil midir? Onlar buna “Evet” demek zorundadır. Bu durumda onlara denir ki, Aristoteles’in delili üzerinden kıyas yaparsak aynı hal içinde zamanla birlikte ânın bulunması gerekir.</p>
<p>Ayrıca onlara denir ki, zamanın bölümleri ortaya çıkıp kaybolmuyor mu? Onlar buna “Evet” demek zorundadır, aksi halde cumartesi hep sürüp gider. Ona, zamanın bölümlerinin ortaya çıkıp kaybolması zaman içinde olmuyor mu, denir. O buna “Hayır” derse –ki bu onun<br />
savunduğu görüştü- bu takdirde ona, zaman[ın bölümleri] zaman olmadan ortaya çıkıp kayboluyor anlamına gelir; bu da senin görüşünle çelişir, denir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>69] Âlemdeki cisimlerin her yönden sonsuzlukla kuşatıldığını iddia edenler, görüşlerini kanıtlamak üzere derler ki, bizler gördüğümüz her cisimden sonra ne tarafa yönelsek bir zirâ‘ vardır. Onlara karşı denir ki, Sudan’da doğup büyüyenleri bize anlatın; onların “Sadece siyah insan vardır” şeklinde yargıda bulunmaları gerekir mi?</p>
<p>Bu soruya “Evet” derlerse, görmekte olduğumuzu geçersiz saymış olurlar. “Hayır” derlerse kendi delillerini iptal etmiş olurlar. Ve yine onlara denir ki, köyde doğup büyüyen kimsenin “Her kara parçasından sonra bir kara parçası vardır” şeklinde yargıda bulunması gerekir mi? Bu, bizim onları susturmamızın benzeri bir çıkmaza sürüklemiştir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Porfirius ve başkası Sem‘u’l-kiyân’nın (Fizika) ikinci bölümündeki “Tabiat yaptığını bir amaca göre, herhangi bir şeye göre yapar” ifadesiyle onun seçme yetisine sahip olduğunu kanıtlamak istemiştir. Eğer o bununla, doğal olan insanın resimdeki insandan daha değerli olduğu gibi, tabiatın da sanat eserinden daha büyük bir değere sahip olduğunu söylemek istiyor ve diyorsa ki, “Mademki durum böyle, sanatkâr yaptığını herhangi bir amaca göre yapar. Tabiat da öyledir, o da yaptığını bir amaca yönelik yapar, onun fiilinde bozukluk ve rastlantı olmaz”, bunun üzerine ona şöyle denir:</p>
<p>Sanatkâr yaptığını bir şey için yapmıyor mu, o canlı, kudret ve irade sahibi, düşünen ve yaptığını ne için ve nasıl bir menfaat sağlamak için olduğunu bilen biri değil mi? Bu sorunun cevabı kesinlikle “Evet” olacaktır. Bu durumda ona, “Tabiat da böyle mi?” diye sorulur. Eğer “Evet” derse kendi görüşüyle çelişir. Eğer “Hayır” derse, görüşü gibi konusuyla da çelişir. Ona denir ki, sanatın bir amacı gerçekleştirmek ve bir şey için yapıldığını inkâr etmiyorsun; ama tabiat öyle olmayabilir. [248]</p>
<p>Ve onlara denilir ki, bize göre sanat hiçbir şey yapmaz, yapan sanatkârdır. Çünkü yapan marangozdur, yapı ustasıdır, bina ve marangozluk değildir. Marangoz ve yapı ustası birer canlı olarak ölü olan tabiattan daha üstündür. Eğer fail olan canlı insan ise size göre tabiî olan odur. Böyle söylemek âdeta siz bir şeyi kendisiyle kıyaslamış oluyorsunuz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Şairin dediği gibi:</p>
<p>İlmimi al kullan, işine yarar // Eksikse amelim sana ne zarar!</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Beni tanıyanlar bilirler ki, ilme karşı olan sevgim, tutkum ve bu uğurdaki çalışmalarım gençliğimden bugüne kadar aralıksız devam etmektedir. Hatta okumadığım bir kitap, karşılaşmadığım bir ilim adamı bulunursa -büyük bir zarara uğramam sözkonusu olsa dahi- her şeyi bir kenara bırakıp o kitabı okumadan ve o âlimi tanımadan edemem. Bu alandaki sabırlı çalışmalarım neticesinde bir yıl zarfında “teâvîz hattıyla” (müsvedde olarak) yirmi bin varaktan fazla yazı yazdım. el-Câmi‘u’l-kebîr üzerinde geceli gündüzlü on beş yıl çalıştım. Neticede okuma ve yazmamı engelleyecek derecede gözlerim zayıfladı ve elim titreyip tutmaz oldu. Bu halde iken dahi [ilmin] peşini bırakmadım; başkasına okutup yazdırarak gücüm yettiği ölçüde çalışmalarıma devam ediyorum.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>(&#8230;)İmdi, ulaştığım bu bilgi düzeyi filozof adını almama yetmiyorsa, keşke bilseydim, şu çağımızda bu isme lâyık olan kimdir!</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Özet olarak demek istiyorum ki, mademki şânı yüce Yaratıcı bilgisizliğe düşmeyen âlim; zulmetmeyen âdildir; O’nun ilmi, adaleti ve rahmeti mutlaktır ve mademki O bizim yaratanımız ve sahibimiz, biz de O’nun kulları ve köleleriyiz; efendilerin en çok sevdiği köle de efendisinin izinden gidendir; öyleyse şânı yüce Allah’a en yakın olan kul, en bilgin, en âdil, en merhametli ve en şefkatli olanıdır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Aklın ve adaletin hükmüne göre bir insanın başkasına acı ve ızdırab vermeye hakkı yoktur; dolayısıyla kendi nefsine de acı vermeye hakkı yoktur. Bu cümle, akla aykırı düşen birçok olayı kapsamına almaktadır.</p>
<p>Mesela Hintlilerin Allah’a yakın olma arzusuyla cesetlerini yakmaları, çiviler üzerine yatmaları; Maniheistlerin cinsî ilişkiden uzak kalmak için kendilerini iğdiş ettirmeleri, aç susuz kalmaları ve su yerine idrar içerek kendilerini kirletmeleri gibi olaylar tamamen akla aykırıdır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Sevabını umup azabından çekindiğimiz Rabbimiz bizleri gözetip kolluyor; acı çekmemizi, zulüm görmemizi vecahil kalmamızı değil, bilgili ve âdil olmamızı istiyor. İşte bu Rab, aramızdan acı çektirenlere ve acı çekmeye lâyık olanlara hak ettikleri cezayı verecektir.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
Akıllı kimse, üzüntüye sebep olan bir şey varsa ve onu bertaraf etmek mümkünse, üzülmek yerine o sebebi gidermeyi düşünür. Şayet giderilmesi imkânsız bir şeyse, o zaman ondan uzaklaşarak başka şeyle teselli olur; onu ortadan kaldırmaya ve unutmaya çalışır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Derim ki, eğer insan adalet ve itidal (iffet) ilkelerine bağlı kalır, insanlarla tartışma ve didişmeyi de azaltırsa büyük ölçüde onların şerrinden korunmuş olur.Bir de buna insanlara ikramı, öğüdü ve merhameti eklerse onların sevgisini kazanır. İşte erdemli hayatın meyvesi bu iki haslettir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Akıl düşündüğünü delil ile ve açık bir gerekçe ile ortaya koyarken, nefis mantıkî bir tutarlılığı bulunan delil ile değil, görüşünü ikna yoluyla, hoşa giden uygun ifadelerle dile getirir. Bazen nefis, aklı taklit ederek delil getirmeye de kalkışır; fakat onun ortaya koyduğu delil kesin değil ikircikli, gerekçesi de açık seçik değildir. Bu durum [hareketlerini kontrol edemeyen] âşıklara, sarhoşlara, kötü ve zararlı bir yemeği yiyene, bir görüşe saplanıp kalana ve sakalıyla, herhangi bir organıyla uğraşmayı tik haline getirene benzer. [171]</p>
<p>Bunlardan birine hareketinin gerekçesi sorulunca asla konuşmaz; zaten bunlar mantıkî bir tutarlılıkla kendilerini savunma imkânına sahip değildirler. Hareketleri, o şeye doğal bir temayül, sevgi ve bağlılıktan ibarettir. Bunlardan bir kısmı da kendini savunmaya kalkışır, çelişkiye düştüğü söylenince kekelemeye ve anlamsız sözler sarf etmeye başlar. Bu durum ağırına gittiği için öfkelenir. Bir müddet susar, sonra saldırıya geçer: İşte nefsânî arzulardan, bilgisizce onlarla birlikte yaşamaktan korunmak için bu birkaç cümle yeterlidir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Haz üzerine konuşurken ifade ettiğimiz gibi, hedefe ulaşmak için yürünmesi gereken yolu yürümeden onu elde edeceğini düşünmek insanı aldatır. Dahası, amacına ulaşınca, çok geçmeden sevincini ve duyduğu mutluluğu yitirir; çünkü bu da diğerleri gibi sıradan bir durum haline gelmiştir.</p>
<p>Artık o, bu yeni konumundan az zevk almakta, hatta orada kalması kendi için bir yük olmaktadır. Biz nefsânî isteklerin kötülüğünden söz ederken hatırlattığımız gibi,kendi nefsi, onun bu durumu terk edip kurtulmasına da imkân tanımaz.Sonuçta bu kişi bir şey kazanmadığı gibi birçok şeyi kaybetmiştir</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Biriktirmede orta yol, insanın kazanmasına engel olacak bir durum ortaya çıktığında normal yaşantısını devam ettirecek kadar bir birikimi bulunmasıdır.</p>
<p>[155] Fakat biriktirmedeki amacı, yaşadığı standardın üstüne çıkmak ise ve o şahıs buna bir sınır koyamıyorsa, çalışmaya ve malının kölesi olmaya devam edip durur. Bununla birlikte, hangi hayat düzeyine yükselirse yükselsin, ona da razı olmayacak ve yükselmek, daha çok yükselmek şevkiyle çalışıp didinecektir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Şöyle ki, bir kimse ömür boyu hep çalışsa ve ihtiyacından fazla kazanıp servet biriktirse, aldanmış ve hüsrana uğramış olur; farkına varmadan servetinin kölesi haline gelir. Zira insanlar faydası herkese ait olan mal ve serveti, kendi çalışmalarının sonucunda elde ettikleri başarının simgesi sayarlar. Şayet onlardan biri, aşırı derecede çalışarak o başarıya tek başına sahip olursa, insanların çalışıp ona yaptığı katkı kadar huzur ve rahatı sağlayacak harcama yapmazsa, aldanmış, ziyan etmiş ve kendini köle konumuna düşürmüş olur. Çünkü bu şahıs verdiği emeğin ve yaptığı çalışmanın karşılığında yeterli refah elde edememiş, hizmet ve gayretinin bedelini alamamış, hatta hiçbir şey kazanamamıştır.</p>
<p>Sonuçta onca gayret ve emek karşılığında hak ettiği şey, insanlara sağladığı yarar kadar bile değildir. İşte bu yüzden o, aldanmış, hüsrana uğramış ve anlattığımız gibi köle durumuna düşmüştür. O halde kazanma ile harcama (gelirle gider) arasında bir denge olmalı; kazanmayı engelleyecek olaylar ve felaketler düşünülerek kazancın fazlası biriktirilmelidir. İşte o zaman kazanan kimse gayret ve hizmetinin karşılığını birebir almış olur.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Hülâsa içki, nefsânî isteklerin en büyük tahrikçisi ve akıl için en büyük tehlikedir. Zira içki öfke ve şehvet güçlerini destekler, doğrudan isteklerine kavuşmak için onları takviye eder. Dahası aklı zayıflatır, gücünü pasifleştirir. Öyle ki, artık akıl etraflıca düşünüp araştırma yapmadan çabucak karar verir hale gelir ve kararı tam kesinleşmeden icraata geçer. Böylece aklın,nefsin isteklerine boyun eğmesi kolaylaşır, neredeyse onun isteklerine hiç karşı koyamaz. İşte bu durum akıldan ayrılıp hayvanlığa katılmak demektir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Bir gün Bağdat’ta (Medînetü’s-selâm) yanımdaki biriyle bize takdim edilen yaş hurmadan yiyorduk. Ben yeteri kadar yedikten sonra çekildim,fakat o, neredeyse hepsini yiyip bitirecek kadar devam etti. Önümüzdeki tabak kaldırılırken gözünün hâlâ tabakta olduğunu gördüm. Tıka basa yiyip çekildikten sonra dedim ki, “Karnın ve gözün doydu mu?”</p>
<p>O şöyle cevap verdi: “Keşke yemekten önceki halimde olsam da bu tabak önüme şimdi konsaydı.” Ben de ona, “Şu halde bile iştahın verdiği dayanılmaz acı hala dinmediyse, şu anda aşırı tokluğun üzerine çöken ağırlığındansa, mideni tıka basa doldurmadan önce kalksan da rahat etseydin, çünkü hazımsızlığın ne gibi hastalıklara yol açacağını bilmiyorsun. O zaman duyduğun acı, aldığın şimdiki hazlardan katbekat fazla olacaktır” dedim. Benim bu söylediklerimin onun üzerinde etkili olduğunu gördüm.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Aklının gereklerine uyup nefsinin isteklerinden uzak duran ve üzüntü karşısında kendisine hâkim olan kimsenin izleyeceği tek yol vardır. O da şudur: Kâmil akıl sahibi kendisine zararlı olan bir halde kalmayı tercih etmez.</p>
<p>Bundan dolayı derhal kendisi için üzüntü sebebi olan şey üzerinde araştırma yapar. Eğer ortadan kaldırılması imkân dâhilindeyse, üzülecek yerde o sebebi giderecek çareler üzerinde düşünür. Şayet buna imkân yoksa, dikkatini başka yöne çevirerek onu unutmaya ve düşüncesinden atmaya çalışır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Mademki en çok üzülen insanlar, sayıca sevdikleri en çok olan ve onları en çok sevenlerdir; öyleyse sevdiklerinden birini kaybeden, aynı ölçüde bir üzüntüsünü yitirmiş olur. Hatta ileride sevdiğinin başına bir şey geleceği korkusu ve tasasını çekmekten kurtulduğu için ruhen rahatlar. Bundan sonra meydana geleceklere karşı da dayanıklılık ve kararlılık kazanmış olur. O halde nefsi pek hoş karşılamasa da sevdiğini kaybetmek ona yarar sağlamış, tadı acı bile olsa huzur getirmiştir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Deriz ki, akıllı bir kimse bu âlemdeki oluş ve bozuluşun ortaya koyduğu olaylar üzerinde düşünüp araştırırsa, onun esasının değişim ve dönüşüm olduğunu, hiçbir şeyin sabit değil sürekli aktığını görür. Hatta hepsinin bozulup dağılan türden olduğunu anlar. O halde onda bulunmayan şeyi çoğaltmaması, gözünde büyütüp de hayal kırıklığına uğramaması gerekir.</p>
<p>Aksine, yaşadığı süreyi bir lütuf, istifade ettiği kadarını da bir kazanç saymalıdır. Zira nasıl olsa yok olup gidecektir. Öyleyse oluşup meydana gelişini gözünde büyütmemeli, çünkü bozuluşa uğraması kaçınılmazdır. Onun bâki kalmasını isteyen kimse imkânsızı istemiş olur. Böyle bir istekte bulunan ise kendisine üzüntüyü davet etmiş, aklî olandan nefsânî olana yönelmiş olur.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Sevilenin varlığı insan tabiatına uygun, kaybı ise ona aykırıdır. Bu yüzden sevdiğinin kaybından duyduğu acı, varlığının verdiği hazza baskındır.Bu yüzdendir ki, insan uzun süre sağlıklı yaşadığı halde sağlığın verdiği mutluluğun farkında değildir. Fakat bazı organlarında hastalık ortaya çıkınca büyük acı duyar. İnsan açısından bütün sevilenler de böyledir; uzun süre birlikte olup sohbet ettiği kimselerin yaşadıkları sürece verdikleri mutluluk düşük düzeyde hissedilir; kayıpları ise şiddetli üzüntüye yol açar.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Anlatıldığına göre filozoflardan birine, “Keşke bir çocuğun olsaydı” denilince filozof, “Ben bedenimi ve ruhumu ıslah etmek için bu kadar üzüntü ve sıkıntıya katlandığım halde başaramıyorum; bir de buna başkasını mı ilave edeyim?” demiştir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Ben derim ki, mademki üzüntü aklı ve düşünceyi bulandırıyor, ruha ve bedene ızdırap veriyor, öyleyse bize düşen, ondan kurtulmanın veya imkân nispetinde onu azaltmanın çaresini bulmaktır. Bu da iki yolla olur: Birincisi, üzüntü meydana gelmeden önce önlem almakla veya mümkün olan en az oranda meydana gelmesini sağlamaktır. İkincisi ise ortaya çıktığında ya tamamını ya da imkân ölçüsünde en çoğunu ortadan kaldırmakla gerçekleşir. Bu da şimdi anlatacağım hususlar üzerinde düşünmekle olur.</p>
<p>[105] Ben derim ki, üzüntüleri doğuran ana sebep sevilenlerin kaybı olduğuna, oluş ve bozuluş âleminde sevilen şeyler insanlar arasında el değiş- tirdiğine göre, onların kaybedilmemesi imkânsız bir şeydir. O halde en çok üzülenler, en çok seven ve sevdikleri en çok olanlardır. En az üzülenler ise tersi bir durumda bulunanlardır. Öyleyse akıllı kimseye düşen, kaybedilenin üzüntüye yol açan şeylerle ilişkisini keserek ondan kurtulmak; sevilen şeyler var oldukça onların verdiği tada aldanmamak; tersine, kaybedildiklerinde vereceği acıyı hatırlamaktır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Hülâsa, bizim eğlenceden, mutluluk ve hazdan pay almamız, sadece bunları icra etmek için değil aksine, düşman karşısında bizi hedefimize ulaştıracak olan düşünce ve idealimizi güçlendirmek içindir. Nitekim yolculuk eden bir adamın bindiği hayvanı yemlemesi onun zevk almasını sağlamak için değil, onu doyurarak kendisinin gideceği yere ulaştırması içindir. İşte bizim bedenimize hizmet etmedeki amacımız da böyle olmalıdır.</p>
<p>100] Biz bu ölçüyle hareket ettiğimiz takdirde, mümkün olan en kısa zamanda isteklerimizi elde edebiliriz. O halde biz, ne hayvanına aşırı yük yükleyerek gitmek istediği yere varmadan önce onun ölümüne neden olanın durumuna düşmeliyiz, ne de onu çok besleyip hantallaştırarak gitmesi gereken yere geç ulaşmasına neden olan adam gibi olmalıyız</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Bir de insan ceza verirken şu dört şeyden uzak kalmalıdır: Cezalandırdığı kimseye karşı kibir ve kin taşımamalı, bir de bunların zıddı olan hallerden uzak durmalıdır. Çünkü ilk iki tutum, verilen cezanın suçun miktarından fazla olmasına, diğer iki tutum (suçluya karşı hoşgörülü ve şefkatli olmak) ise cezanın yetersiz olmasına yol açar. Akıllı kimse bu hususları göz önünde bulundurur ve hissî davranmazsa cezada adalet yerini bulur. Böylece hem dünyada hem âhirette ruhuna ve bedenine bir zarar gelmez.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Yemin ederim ki, öfkelenince düşünme yetisini kaybeden kimse ile deli arasında büyük bir fark yoktur.</p>
<p>İnsan, normal halindeyken bu gibi olaylar üzerinde fazlaca durup düşünüyorsa, öfkelendiği zaman o durumları düşünmesi daha uygun olur.İnsanın, öfkelendikleri zaman bu gibi çirkin fiilleri yapanların, o sırada akıllarını yitirdiklerini bilmesi lazım. Böylece öfkelendiği zaman kendine hâkim olup, düşünmeden çirkin bir fiil işlemekten sakınmalıdır. Yani başkasına zarar vermeyi düşünürken, düşünmeden hareket eden hayvanların durumuna düşerek kendine zarar vermemesi gerekir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>85] Öfke, kendisine zarar verene karşı canlının gösterdiği tepkidir. Bu tepki normal sınırı aşıp akla baskın gelirse, öfke duyulandan çok,<br />
öfkelenen için büyük zarara yol açar. Bu yüzden akıllı kimsenin, öfkeye kapılan birinin o anda ve ileride başına gelecek sıkıntılı durum üzerinde çokça durması ve kızdığında kendisinin de aynı hali yaşayacağını düşünmesi gerekir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Durum böyle olduğuna göre, akıllı bir kimsenin bir başkasının yaşamasına yeterli olandan fazla dünya malına sahip olmasını kıskanmaması gerekir.</p>
<p>Ve çok fazla servete sahip olanların, servetleri ölçüsünde haz ve huzur içinde yaşadıklarını sanmamalıdır. Çünkü uzun süre zevk ve refah içinde yaşayanlar artık zevk alamaz hale gelirler. Onlar açısından bu durum, hayatı devam ettirmek için zorunlu, doğal ve sıradan bir hale gelir. Onların hayattan aldıkları zevk, neredeyse herkesin mutat hayatından aldığı zevk gibidir. Huzur ve rahatlarındaki azlık da onlarınkinden farksızdır. Çünkü onlar üst düzeyde bulunanları geçmek için sürekli ve ciddi bir çaba içinde olduklarından pek huzurlu değillerdir. Belki de kendilerinden aşağı düzeydekilerden daha çok huzursuzdurlar. Hatta çoğu olaylarda bu huzursuzluk hali hep böyle sürüp gider.</p>
<p>Akıllı bir kimse nefsânî istekleri terk edip bu gerçekler üzerinde düşünürse, neticede yaşanabilir huzurlu hayatın kendine yeterli bir hayat olduğunu anlar.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Akıllı kimse aklı sayesinde zevk veren şehvetlerin kötülüğünü elemin takip ettiğini idrak ettiğine göre, onun, insan nefsine musallat olan bu hali ortadan kaldırmaya, onu unutmaya, hatırına getirmemeye çalışması daha uygun bir harekettir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Yine ben derim ki, akıllı bir kimse düşünme gücünün öngörüsü ve öfke gücünün yardımıyla hayvanî duygusunu bastırabilir; böylece zevksiz, tatsız şeyler bir yana, iştah kabartan lezzetli şeylere karşı kendini kontrol edebilir.Zaten o tür şeyler hem ruh hem bedeni için zararlıdır. Ben diyorum ki, zaten hasetçilikte bir zevk yoktur, şayet birazcık zevk varsa, zevk veren diğer şeyler yanında o çok cüz’îdir; bu bile nefse ve bedene zararlıdır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Doğrusu hasetlik cimrilikten daha kötüdür. Çünkü cimri olan, kendisinin sahip olduğu şeyin bir başkasının eline geçmesini istemez. Hasetçi ise kendi sahip olsun veya olmasın, bir başkasının yararına olan hiçbir şeyi istemez. O halde hasetlik ruh hastalıklarından bir hastalık olup zararı çok büyüktür.</p>
<p>[70] Bundan kurtulmak, aklı başında birinin hasetlik üzerinde esaslı düşünmesiyle olur. Çünkü o, düşünüp incelediğinde hasedin, kötülüğün tanımında fazlaca yer aldığını görecektir. Zira hasetçi, “kendisine hiçbir şekilde zararı dokunmayan kimsenin lehine olanı istemeyen” şeklinde tanımlanmıştır. Bu ise kötülüğün tarifinin yarısıdır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Kendini beğenmişlik duygusundan kurtulma yollarından biri, kişinin iyilik ve kötülüklerini kontrol yetkisini bir başkasına bırakmamasıdır.<br />
Biz bunu, insanın kendi hatasını bilmesi bahsinde anlattık. Ayrıca o, takdire değer şeylerden pek fazla nasibi olmayan âdi ve bayağı kimselerle ya da bir beldede halkı böyle olan toplulukla kendini mukayese etmemeli ve onları nazarı itibara almamalıdır. İşte bu iki husustan sakınıp korunan kimse kendini beğenmekten çok, her gün kendini daha eksik ve kusurlu görecektir. Kısacası,başkasının gözünde o, ne kendini emsallerinin değerinden üstün ne de onların düzeyinden daha düşük gören konumda olmamalıdır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Kendini beğenmişliğin sakıncalarından biri de o duyguya yol açan işte eksikliğe neden olmasıdır. Zira kendini beğenen kimse, beğenmeyi sağlayan konuda gelişip ilerlemek ve bu yolda başkasına örnek olmak istemez.Mesela atı ile övünen biri, daha hızlısının olacağına ihtimal vermediği için onu daha hızlı bir atla değiştirmeyi düşünmez. Kendi yaptığını beğenip onunla avunan adam daha fazlasını düşünmez; böyle olunca emsallerinden geri kalması kaçınılmazdır. Bu olumsuz duyguya sahip olmayan emsalleri ise ilerlemeye ve kalkınmaya devam ederler. Dolayısıyla onlar ilerlerken kendini beğenmiş adam geri kalmışlığını sürdürüp durur.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Anlatıldığına göre bilge Eflâtun, bir cariyeye tutulan ve ders halkasını terk eden bir öğrencisini bu kanıtla ikna etmiştir. Eflâtun, öğrencinin bulunup getirilmesini ister. Huzuruna gelince “Söyle bakalım” der; “Gün gelip bu sevgiliden ayrılacağından kuşku duyuyor musun?” Öğrenci “Bu konuda kuşkum yok” deyince, Eflâtun ona “O gün geldiğinde duyacağın acıyı bugün yaşa, gelmesi kaçınılmaz olan o hali bekleme korkusundan kurtul. Tutku haline geldikten ve ülfet peyda ettikten sonra karşılaşacağın sıkıntı ve güçlüklerden uzaklaş” demişti. [53]</p>
<p>Anlatıldığına göre o öğrenci Eflâtun’a demiş ki, “Ey bilge efendim, söylediğin haktır, gerçektir. Ancak, günler geçtikçe onu beklemek bana huzur veriyor ve acımı hafifletiyor.” Bunun üzerine Eflâtun “Ülfetten korkup çekinmeden o huzura nasıl güvenebilirsin? Huzura kavuşmadan önce, ayrılığın ve tutkuya dönüşen aşkın sana ne getireceğinden nasıl emin olabilirsin? O gün gelip çattığında acın ve kederin kat kat artacaktır.” [54]</p>
<p>Anlatıldığına göre o adam Eflâtun’un ayaklarına kapanır, ona teşekkür ve dua eder. Ondan sonra artık o hayata dönmediği gibi terk etmekten ötürü ne üzüntü ne de ona iştiyak duyar. Bu hadiseden sonra Eflâtun’un derslerine ara vermeden devam eder.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Derim ki, âşıklar ve herhangi bir şeye tutkuyla bağlananlar, düşündükleri haz gerçekleştiğinde haddinden fazla büyük bir mutluluk elde edeceklerini tasavvur ederler. Onlar, isteklerini elde etmek için bir yol ve geçit durumundaki ilk elem halini hesaba katmadan, amaçlarına ve sevdiklerine kavuşmayı kendilerince çok büyütürler. Eğer onlar bu yolun zorluğunu, sertliğini ve tehlikelerini düşünüp araştırsalardı, katlanmak zorunda kalacakları sıkıntı ve mücadele açısından, şu anda onlara tatlı görünenlerin acı, küçük görünenlerin büyük olduğunu anlarlardı.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Aşk, Sevgi ve Haz Üzerine Birkaç Söz</p>
<p>[39] Adı geçen büyük ideal sahibi ve yüksek ruhlu insanlar, sağlam karakterleri sayesinde bu beladan uzak dururlar. Zira bu gibiler için zilletten,boyun eğmekten, haksızlığa ve ukalalığa katlanmaktan daha ağır bir şey yoktur. Onlar, âşıkların bu gibi hallere katlandığını görünce aşktan nefret ederler;böyle bir şey başlarına gelince isteklerini bastırıp sabrederler.</p>
<p>Dinî ve dünyevî meselelere kendilerini aşırı derecede kaptıranların durumu da böyledir. Kadınsı erkeklere ve onların sözünü etmekten zevk alanlara, zevzeklere, şımarıklara ve dünyada şehevî arzularını tatminden başka şey düşünmeyip onu elde edememeyi büyük bir bahtsızlık sayanlara gelince, bunların bu beladan kurtulmaları neredeyse imkânsızdır. Özellikle âşıklara ait hikâyelerin üzerin￾de fazlaca duranlar, aşka dair şiirleri okuyup anlatanlar ve hüzünlü müzik dinleyenlerin durumu daha da kotudür.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Bizlerden her birimizin kendi isteklerini sevmesi ve onları beğenmesi halinde nefsânî arzularına engel olması, ahlâk ve yaşam tarzına sırf akıl gözüyle bakması mümkün değildir. Bu yüzden insan, neredeyse kendi hatalarını ve kötü huylarını ayırt edemez hale gelir. Böyle olunca da onlardan kurtulamaz.</p>
<p>Çünkü onların kötü olduğunun farkına varmayınca kurtulmak için bir çaba göstermez. O halde yapması gereken, sürekli beraber olduğu aklı başında birine güvenmeli ve ondan kendisinde bir hata görünce derhal uyarmasını rica etmelidir. Ve o kimseye bu tavrın kendisini çok sevindireceğini bildirmeli,bundan dolayı kendisine minnettar kalacağını ve bunu büyük bir şükranla karşılayacağını söylemelidir. O kimseden, utanıp çekinmemesini, kendisine<br />
karşı hoşgörülü davranmamasını istemeli, bu konuda yavaş ve ihmalkâr davranacak olursa bunu kendisine karşı yapılmış bir kötülük sayacağını ve bu yüzden eleştiriyi hak edeceğini ona bildirmelidir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Bana ulaşan bilgiye göre, yüksek ruhlu hükümdarlardan birine bir gün cennet ve oradaki sonsuz nimetlerin büyüklüğü anlatılınca o, “Ben kendisine ayrıcalık tanınan ve ihsan edilen biri olarak cennete konulduğumu düşününce bundan huzursuz olurum” demiş. O halde bu kimsenin aldığı haz ve bulunduğu konumdaki memnuniyet ne zaman kemâle erecek? Hayvanların ve hayvan<br />
gibi yaşayanların dışında kendi haline imrenen kim var? Nitekim şair der ki:</p>
<p>“Tasası az ve korkusuzca yatağa girenden başka sürekli mutlu olan kim var?”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>İşte akıllı bir kimsenin yapması gereken, doğasından gelen arzuları ve nefsin isteklerini bastırıp engellemek; ancak sonuçlarını hesaba kattıktan sonra onları serbest bırakmaktır. Ayrıca o, konu üzerinde düşünüp tarttıktan sonra en uygun davranışı tercih edecektir. Böylelikle hazza ulaşmayı düşünürken elemle, kazanmayı planlarken hüsranla karşılaşmaz. Şayet o kimse davranışları üzerinde düşünüp tartarken bir şüpheye düşerse, o zaman şehevî arzusuna geçit vermeyip onu kontrol altına alır</p></div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-bekir-er-razi-felsefe-risaleleri-alintilar/">Ebû Bekir er-Râzî – Felsefe Risaleleri  -Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ebu-bekir-er-razi-felsefe-risaleleri-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Sıbai &#8211; Hayat Bana Böyle Öğretti.-Alıntılar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2021 21:10:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[akarakter]]></category>
		<category><![CDATA[anne ve baba]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu]]></category>
		<category><![CDATA[Dost]]></category>
		<category><![CDATA[Edeb]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Haya]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[Kusur]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[Nankörlük]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kriterlerin değişmesi 1082-Erkeklik ölçütleri değiştiği zaman kadınlar, adamlara hükmeder. Yiğitlik kıstasları değiştiği zaman hırsızlar, çesurlarâ hükmeder. Fazilet ölçütleri değiştiği zaman ayaktakımı, saygınlara hükmeder, &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Kadın meselesi 1015-Kadın, sayı bakımından toplumun yarısını kapsar. Hisler açısından toplumda en güzel şey olduğu gibi, problemler açısından da toplumun en karmaşık tarafıdır. Bundan dolayı çoğu erkek düşünürün bu meseleyi, tamamlayıcı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/">Mustafa Sıbai – Hayat Bana Böyle Öğretti.-Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-25051 alignleft" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-300x300.jpeg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-300x300.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-100x100.jpeg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-600x600.jpeg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-360x360.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-768x768.jpeg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-1024x1024.jpeg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Kriterlerin değişmesi</p>
<p>1082-Erkeklik ölçütleri değiştiği zaman kadınlar, adamlara hükmeder. Yiğitlik kıstasları değiştiği zaman hırsızlar, çesurlarâ hükmeder. Fazilet ölçütleri değiştiği zaman ayaktakımı, saygınlara hükmeder,</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadın meselesi</p>
<p>1015-Kadın, sayı bakımından toplumun yarısını kapsar. Hisler açısından toplumda en güzel şey olduğu gibi, problemler açısından da toplumun en karmaşık tarafıdır. Bundan dolayı çoğu erkek düşünürün bu meseleyi, tamamlayıcı cinsel yahut zevk meselesi olmaktan ziyade, bütün toplumun meselesi olarak bakmalıdırlar.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>On şeyi yapma!</p>
<p>985-On şeyi yapma yoksa on şeyi duyarsın: seni ilgilendirmeyen şeylere girme yoksa hoşuna gitmeyen şeyler duyarsın. Öfkeliyken konuşma yoksa öfkeni artıracak şeyler işitirsin. Ki. birli kimseyi övme yoksa seni küçük düşürecek şeyler duyarsın. Sana değer vermeyen kimseye şikayette bulunma yoksa acını artıracak şeyler duyarsın. Kızgınlığını cahile gösterme yoksa öfkeni artıracak şeyler duyarsın. Seni küçümseyene nasihat verme yoksa seni küçük düşürme hissi veren şeyler duyarsın. Kendi görüşünü beğenene nasihat etme yoksa görüşünü kınayan şeyler duyarsın. İki hasmı kızdıracak şeyler söyleme yoksa o ikisinden üçüncüleri olacağın sözler işitirsin. Hanımın öfkeli iken ona yaptığın iyilikleri hatırlatma yoksa bütün bu iyiliklerin inkarını duyarsın. Bilgisiz, asi çocuğuna babalığını gösterme yoksa ondan dünyaya getirmemeyi temenni ettirecek şeyler duyarsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim (amel edilmediğinde) işlemez bir silahtır</p>
<p>963-Müslümanların elindeki Kur&#8217;an-ı Kerim, cahillerin elindeki ne savunma, ne saldırı, ne yıkmak, ne yapmak, ne almak, ne vermek için kullanılamayan işlemez silah gibidir. Halbuki o, bütün bunlar ve daha fazlası için elverişlidir. Keşke bilselerdi!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kınanmaya karşı akıllı kimselerin duruşu</p>
<p>950-İnsanlar senin kötüleyen şeylerden bahsettiklerinde, tahammülsüzlerin öfkelendiği gibi kızma! Kindarların hasedi gibi kin gütme! Lakin bak; söylenilenlerden gerçeklik varsa kınanma sanadır insanlara değil. O halde neden kızıyorsun? Şayet gerçek değilse bu ancak senin mertliğini denemek yahut gafletinden uyarmak yahut da faziletlerinden gizli olanları açığa çıkarmak içindir. Şuna gerçekten inan; arifler cam ile inciyi asla birbirine karıştırmazlar. Ve Alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a hiçbir gerçeğin yüzü asla gizli kalmayacağına da kesin inan!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Övgüye karşı akıllı kimselerin duruşu</p>
<p>949-İnsanlar senden seni mutlu edecek şekilde konuştuklarında buna, kibirlenenler gibi değil şükredenler gibi sevin! Gururlular gibi değil mütevazı olanlar gibi dinle! Bu husustaki bütün faziletin Allah&#8217;tan olduğunu unutan kimse ahmakların en ahmağıdır. Şayet O kendisini yaratmasaydı, ne kendisi olurdu ne de faziletleri.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Zayıf bağ</p>
<p>942-İnsanları birbirlerine bağlayan bağların çoğu çabuk kopan bağlardan oluşur. Birbirlerine engel teşkil eden duvarlar da çabuk yıkılan duvarlardan oluşur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hata edenin özrünü kabul et!</p>
<p>945-Hata ettikten sonra senden özür dileyen kardeşine, komşuna zorluk çıkarma! Çünkü kullarına hiç ihtiyacı olma yan ve onları cezalandırmada güç sahibi olan Allah, hata edenlerin özrünü, günah işleyenlerin tevbesini kabul eder. Sen kendine bir fayda ya da zarar vermeye malik olamayan bil aciz iken özürleri kabul etmeye ne kadar da layıksın!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Üç kişiyle arkadaş olmaya gayret et!</p>
<p>940-Üç kişinin arkadaşlığına gayret et: peygamberlik ahlakıyla ahlaklanmış alim, tecrübeli, geceleri saçlarını ağartmış hikmet sahibi, mertliği, yanına geldiğinde sana hürmet etmeye, ikramda bulunmaya, yanında olmadığında seni savunmaya, kırıldığında gönlünü almaya, kusurlu iş yaptığında seni affetmeye ve hata ettiğinde sana nasihat etmeye zorlayan yiğittir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kocanın mutluluğu</p>
<p>921-Seven, vefakar koca eşinin doğumuna iki kere sevinir: biri kendisine bir çocuk dünyaya getirmesinden dolayı. Diğeri de doğumundan sağ salim çıkabilmesi. Doğum yatağında sevgili kız kardeşimin kaybetmemizi asla unutamam. Allah ona merhamet etsin! İşte o gün hayatımda ilk defa sevdik. lerini kaybetmenin ne demek olduğunu anladım. Allah rahmet eylesin yine ilk defa babamla birlikte babama ağladım. Yaşlı olduğundan dolayı kızına karşı duyduğu üzüntü onu yıkmıştı. Ben ise babalığın ne demek olduğunu anlamadığım gibi, baba olmaya yakın da değildim. Anne olan hanımımın çocuk dünyaya getirmesinde, doğumdan sağ salim kurtulmasında ve henüz kuş yavruları gibi evlatlarının haline bakan babanın sevincine diyecek yoktur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Çocuk ve anne</p>
<p>922-Vallahi, bu dünyada çocuğun, annesini mükafatlandırabileceği bir ödül olduğunu bilmiyorum. Çünkü ben annenin çocuğu için yaptığı gibi, hayatını tehlikeye atarak, rahatından, huzurundan fedakarlık yaparak dünyada evladına iyilik yapan hiçbir insan tanımıyorum. Bununla birlikte annesi yaşlanıp ihtiyarlayınca evlat annesinden sıkılır! Ne büyük bir isyan!&#8230; Ne büyük bir nankörlük!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kardeşliğin samimi olmasının belirtisi</p>
<p>316-Bir kardeşinin dostluğunda samimi olup olmadığı denemek istediğinde elini onun cebini uzat. Sonra yüzüne ve gözlerine bak. Bundan sonra başka bir delile ihtiyacın kalmaz</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Azlık ve çokluk</p>
<p>917-Rahat günlerinde etrafında gördüğün sevenlerin ve hayranların çokluğu sakın seni aldatmasın! Zira zor günlerde onlardan yarısını veya çeyreğini bulabilirsin. Bana gelince, ben binlercesinin içinde birkaç kardeşten başkasını bulamadım.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Altı şey musibeti hafifletir</p>
<p>912-Altı şey vardır ki, hatırladığında musibetin hafifler: her şeyin kaza ve kader ile olduğunu, üzüntünün takdir olunanı geri çeviremeyeceğini, içinde bulunduğun halin beterinden daha hafif olduğunu, sana kalanın senden alınandan daha çok olduğunu, her takdir olunanın bir hikmeti olduğunu bilmen halinde bu musibetin kendisinin nimet olduğunu, mümin için her musibetten ecir ve mağfiret olduğunu veya temizlenme ve mertebesinin yükselmesi için olduğunu yahut da daha kötüsünün def edilmesi için olduğunu hatırlamak, musibeti hafifletir. “Allah katındakiler daha hayırlı ve bakidir.”(Kasas 60)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İyilik ne ile güzelleşir?</p>
<p>884-İyilik ancak üç şeyle güzelleşir: İstenmeksizin yapmak, geciktirmeden yapmak, minnet etmeden başa kakmadan yapmak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Mertlik ne ile tam olur?</p>
<p>885-Mertlik ancak üç şey ile tam olur: küçük hataları görmezden gelmek, kusuru olanlara müsamaha göstermek, zayıflara/biçarelere şefkat göstermek.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Güzellik ne ile süslenir</p>
<p>886-Güzellik ancak üç şey ile süslenir: edepsizlikten korunmak, temizlere muhabbet beslemek, günahkar facirlere karşı iffetli olmak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Mutluluk nasıl elde edilir?</p>
<p>887-Mutluluk ancak üç şeyle elde edilir: dinin korunması, bedenin korunması, maddi manevi ihtiyaç duyduğun şeylerin bulunması.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Akıl ne ile gelişir?</p>
<p>-Akıl ancak şu üç şeyle gelişir: devamlı düşünmek, düşünürlerin kitaplarını mütalaa etmek, hayat tecrübelerine karşı uyanık olmak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İlim ne ile kabule şayan olur?</p>
<p>879-İlim ancak üç şey ile kabul görüp faydalı olur: ezberleri unutmamak, bilmediklerini öğrenmek, bildiklerini yaymak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Faydalı ve zararlı</p>
<p>875-Çok gülmek, çok neşe ve çok şaka sağlıklı için hastalık, hasta için sağlıktır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kararlılık ve yumuşak huylu olmak arasında</p>
<p>876-Hanımına karşı ilerinde kararlı olmazsan, onun İstekleri seni perişan eder. Ona yumuşak huylu olmazsan da sertliğin onu perişan eder. Onu razı olmuş gülen bir yüzle yolculuğunda beraberinde taşıyabilirsen insanların en mutİusu olursun.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Çocukluk hatıraları</p>
<p>866-Ey çocukluk hatıraları! Sizin hiçbir zaman bana geri dönmeyeceğinizi biliyorum.Lakin benden hiçbir zaman ayrılmayacağınızı da hissediyorum.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Büyüklük nişaneleri</p>
<p>838-Büyüklük nişanelerini, ölümsüzlük lakaplarını, kim veriyor? Doğru söyleyen tarih mi yoksa yalancı propagandalar mı? Samimi halklar mı yoksa fanatik fertler mi?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Heykellerin etrafındaki çiçekler</p>
<p>839-Büyük bir heykelin etrafına dikilen çiçeklere bir arı konar. Onlardan bal yapar ve onu içen bazı hastalar iyileşir. Bunun üzerine arı der ki: “Keşke her heykelin yerine çiçek dikilse!” Hasta da der ki: “Keşke insanlar büyüklerinin hatırasını yaşatmak için onların anısına her sene çiçekler dikseler.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kibirli</p>
<p>818-Kibirli zeki kişinin haline şaşılır! İnsanlar onu teşvik için el üstünde yükseltirler, o ise kendi elleriyle kendini toprağa gömmekte ısrar eder.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Nankörlük</p>
<p>819-Kendilerinden hayır bekleyerek onları teşvik edip adam olmalarını sağladığın kimselerin, sana nankörlük etmelerinden pişmanlık duyma! Zira içindeki benliğe karşı koyman sana yeter! Gül dikmek için çalışmışsın ancak çorak toprakta diken ve çalı yetişir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Teşvikte mutedil ol!820-Kabiliyetli kimseleri teşvik etmede, gurur kendilerini öldürmesin diye orta yolu tut! Zira gençlerden zeki olanların erken gelen şöhret ve abartılı övgüler için akıllarını geniş çaplı kullanmaları pek nadirdir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Aşırılık</p>
<p>812-Kararlılıkta aşırılık zulüm,yumuşak huylulukta ise zayıflıktır.</p>
<p>İbadette aşırılık yükselmek, lezzet duymada ise günahtır.</p>
<p>Gülmede aşırılık küçük düşmek, şakada budalalıktır.</p>
<p>Kadınların keyfine göre gitmede aşırılık basitlik, karşı çıkmada ise kötülüktür.</p>
<p>Yemekte aşırılık açgözlülük, uykuda aşırılık tembelliktir.</p>
<p>Cömertlikte aşırılık savurganlık, tasarrufta ise cimriliktir.</p>
<p>Tedbirde aşırılık vesvese, rahatlıkta aşırılık gaflettir.</p>
<p>Ciddiyette aşırılık katılık, akşına bırakmada ise tembelliktir.</p>
<p>Sağlığa dikkat etmede aşırılık hastalık, sağlığı ihmal etmede ise ölümdür.</p>
<p>Insanları hesaba çekmede aşırılık düşmanlık, onlara müsamaha göstermede ise zayifliktir.</p>
<p>Kiskançlıkta aşirilik delilik, gormezlikten gelmede ise cinayettir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnsanın değeri</p>
<p>799-İnsanın değeri hedefleriyle, konumu yaşıtlarıyla, zevki tercihleriyle, serveti sahip olduğu gönüllerle, gücü kırabildiği arzu ve istekleriyle, zaferi hezimete uğrattığı rezaletlerle, çokluğu zorluk anında kendisiyle sebat edenlerle ölçülür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Dua!</p>
<p>796-Allah&#8217;ım, amelde Senden istikamet istediğimiz gibi sözde de doğruluk istiyoruz! Bizim Senden razı olmamızı talep ettiğini gibi Senden razı olmayı istiyoruz. Bedenimiz hasta da olsa kalp selameti, organlarımız hasta olsa da ruh sağlığı, azalarımız acziyet içinde olsa da gönül dinçliği istiyoruz. Cennet yoluna sokacak dürüstlük, cennetin kapılarını çalacak hidayet ve cennet ahalisi ile beraber olacak başarı istiyoruz. Resulullah aleyhisselam ve diğer peygamberler, sıdıklar, şehidler ve Salihlerle cennetin en üst köşesinde beraber olabileceğimiz ihsanlar bahşetmeni niyaz ederiz. “Onlar en iyi yoldaştırlar.”(Nisa 69)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Ey üzgün olanlar!</p>
<p>789-Ey üzgün olanlar! Allah çiçekleri, bahçeleri ve kainattaki güzellikleri herkesten önce sizin için yarattı.</p>
<p>Ey hastalar! Allah güneşi, havayı, suyu ve gıdaları herkesten önce sizin içim yarattı.</p>
<p>Ey mahrum kalanlar! Allah besinlerin en faydalısını ve en ucuzunu herkesten önce sizin için yarattı.</p>
<p>Ey ezilenler! Allah bu geniş yeryüzünü herkesten önce si. zin İçin yarattı.</p>
<p>Ey mazlumlar! Allah dualarınızın kabulü için kapıları açık gökleri herkesten önce sizin için yarattı.</p>
<p>Ey acı çekenler! Allah çevrenizde dertlerinizi, hüzünlerinizi ve gözyaşlarınızı unutturacak şeyler yarattı.</p>
<p>Ey şaşkınlar! Allah her gün sizin için kendi varlığına delil ler yaratmaktadır. O halde aklınızı kullanın!</p>
<p>Ey dinsizler! Sıkıntıyı kendinizden gidermede aciz kalmanız, sizi yaratanın varlığına delildir.</p>
<p>Ey araştırmacılar! Kendinizde ve etrafınızda O&#8217;nun delilleri ve kudreti vardır. Gözlerinizi kapatmayın!</p>
<p>Ey müminler! Günden güne varlığın sırlarının açığa çıkmasında inancınızın doğru olduğuna bir delil vardır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Arzular</p>
<p>791-İnsanları saptıran şeylerin çoğu akılları değil arzularıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sen daha muhtaçsın</p>
<p>780.Sen, bilmediklerini öğrenmekten ziyade bildiklerinden istifade etmeye daha muhtaçsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Daha yararlı</p>
<p>761-Görüşlerini insanlar arasında bir makalede neşretmek, inatçı hasımlarınla tam bir ay tartışmaktan daha yararlıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Askeri komutanlar için son derece gerekli olan</p>
<p>726-Resulullah aleyhisselamın hayatını derin ve bilinçli bir şekilde incelemek, davetin yardımcıları ve askeri komutanlar için son derece gereklidir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Mutluluğun anahtarı</p>
<p>717-İlk olarak ahlak sonra ilim ve liyakat, işte bunlar kişiler, hükümetler ve fertler için mutluluğun anahtarıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Herkes kendini haklı görür</p>
<p>701-Başkasıyla anlaşmazlık içimde olup da hakkın muhakkak kendisinin yanında olduğunu söylemeyen ve hakkı en iyi şekilde temsil iddiasında bulunmayan hiçbir insan görmedim. Yine herhangi bir suiistimalden dolayı itham olup da kendini savunurken, hakkın kurbanı olduğunu, görevini tam olarak yerine getirmesinden dolayı buna maruz kaldığını söylemeyen kimseyi de görmedim. Ama insaflı tarih, ikisinin arasını ayıracaktır. Allah hüküm verenlerin en adaletlisidir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Eğilimler&#8230;</p>
<p>671-Güçlünün meyli baskıdır. Şayet adil davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Zalimin eğilimi katılıktır. Şayet merhametli davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Zorbanın mizacı kibirdir. Şayet tevazu göstermişse bu bir sebepten ötürüdür. , Mülhidin tabiatı fesatlıktır. Şayet doğru dürüst davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Zengini meyli savurganlıktır. Şayet tasarruflu davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Münafığın mizacı yalancılıktır. Şayet doğru söylemişse bu bir sebepten ötürüdür. Hilekarın tabiatı hıyanettir. Şayet dürüst davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Siyasinin mizacı dolambaçlı konuşmaktır. Şayet açık konuşmuşsa bu bir sebepten ötürüdür. Gencin tabiatı tutarsızlıktır. Şayet akıllı davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Güzelin tabiatı fitnedir. Şayet iffetli davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Kötü alimin mizacı dünyaya düşkünlüktür. Şayet dünyadan uzak durmuşsa bu bir sebepten ötürüdür. Bedevinin tabiatı kabalıktır. Şayet ince davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İkisi asla bir kalpte bir araya gelmez</p>
<p>661-Bir alimin kalbinde hem Allah sevgisi hem de zalimlere dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p>662-Bir davetçinin kalbinde din sevgisi ve fesatçılara dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p>663-İhlaslı kimsenin kalbnide hem hak sevgisi hem de batıl ehline dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p>664-Bir müslümanın kalbinde Resulullah aleyhisselam sevgisi ve O&#8217;nun düşmanlarına dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sakın seni aldatmasın! —</p>
<p>659-Sakın bir insanın karmaşadan yakınması seni aldatmasın; zira o, bu durumun en büyük sebeplerinden biri olabilir. Onun bozguncuları kınaması da seni aldatmasın; zira o, onların önde gelenlerinden olabilir. Onun dinin elden gitmesine olan üzüntüsü de seni aldatmasın; zira belki de o, dini zayi edenleri, ilkidir. Onun ıslah edenlere acıması seni aldatmasın; zira onların işlerini bitirecek olanların ilkidir belki de o.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sen Kimsin?</p>
<p>629-Sen kimsin ki ey insan, kaderden dem vuruyorsun Allah&#8217;a öfkeleniyorsun, şartlarını O&#8217;na (böyle olacak diye) sunuyorsun?!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İki&#8230; vebir&#8230;</p>
<p>632-Allah her insan için iki göz yaratmıştır fakat insanların çoğu sadece bir gözüyle bakarlar. Allah her insan için bir dil ve iki kulak yaratmıştır ama insanların çoğu iki dille konuşur ve tek kulakla dinlerler. Allah her insan için biriyle kendine diğeriyle başkalarına yardım olsun diye iki el vermiştir ama insanların çoğu yalnızca bir eli kullanırlar. Allah her insan için biriyle dünyada diğeri ile ahirette koşması için iki ayak vermiştir ama insanların çoğu bir ayaklarını kullanırlar. Allah her ir san için kısa hayatının kederlerini taşıması için tek kalp yaratmıştır lakin insan, birçok kalbin taşıyamayacağı dertleri kendine yüklemiştir. Allah her insan için tek bir ömür vermiştir fakat insan yüz ömrü varmış gibi vakitlerini boşa harcar durur. Allah her insan için bir defa ölüm takdir etmiştir fakat insan cahilliği ve bedbahtlığı yüzünden her gün ölmeye razı olmuştur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Beş kitapta doğruyu bulamazsın</p>
<p>597-Beş kitapta katışıksız doğruyu bulamazsın: filozof olmadığı halde yazarının felsefe yapmak istediği kitap, yazarının adeta başkalarının görüşlerini papağan gibi taklit edip düşüncelerinde özgür olanlar gibi görünmeye çalıştığı kitap, yazarının toplumun faydalanacağı değil de hoşlarına gidecek şeyleri yazmak istediği kitap, yazarının kendisinin de payı varmış gibi yaparak bazı tarihi olayları yazmak istediği kitap, yazarının haset ettiği, rakibi olduğu veya hasmı olduğu birinden söz etmek yahut onu tenkit etmek istediği kitap.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Dört yerde dört kişinin şahitliği kabul olmaz</p>
<p>598-Dört yerde dört kişinin şahitliği kabul olmaz: güçlünün zayıf olan hakkında, zalimin mazlum hakkında, şöhret düşkünün kendisine rakip olan hakkında ve öfkeli hanımın kocası hakkında.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Edep hırsızları</p>
<p>551-Seven bir ziyaretçi adı altında evime girip içindeki en değerli eşyaları çalan ile edebiyat adı alında kızımın, hanımımın aklına girip oradaki en değerli şeyleri çalan arasında ne fark var? O halde neden eşya çalanları hapsediyorlar da şeref ve aile saadetini çalanları serbest bırakıyorlar?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Biz dünyayı ne ile fethettik?</p>
<p>545-Biz dünyayı hayasız, yozlaşmış annelerle fethetmedik. Fakat biz iffetli, dindar annelerle dünyayı fethettik. Biz dünyanın halifeliğine açgözlü, doymak bilmeyen, cinsel ahlakla varis olmadık. Fakat biz ağır başlı, terbiyeli bir ahlakla varis olduk.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Konuşmanın şerefi, özgürlüğünden önce gelir</p>
<p>535-Konuşma özgürlüğü adı altında istediklerini söyleme özgürlüğüne sahip olduğunu iddia edenler, konuşma şerefinin özgürlüğünden önce geldiğini unutmaktadırlar. Hiçbir milletin, özgürlük adına hainliğe hoşgörülü yaklaştığını görmedim. Fakat içimizden bazıları, özgürlük adı altında toplumumuzun şerefine ihanet etmek istiyor. Şayet bizde duyarlı bir kamuoyu oluşsaydı davalarda hainlerin hesaba çekildiği gibi bunlar da hesaba çekilirdi.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının saygınlığı</p>
<p>529-Kadına değer vermek; insan gibi muamele edip oyuncak gibi kullanmamakla, şehevi arzu ateşlerinin arasına atılmakla değil şüpheli şeylerden uzak tutmakla ve onu dedi. kodularla ağızdan ağza dolaştırmamakla olur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Evlilikte kötü adetlerimizin tehlikeleri</p>
<p>527-Cinselliğin ilgi görmesinin nedenlerinden biri de, gençlerimizin evliliğini zorlaştırmaktır. Bu kötü adetle evlilik yalnızca zenginlerin altından kalkabileceği ağır bir yük haline gelmiştir. Halbuki Allah&#8217;ın şeriatı evliliği hem zenginin hem fakirlerin yapabileceği şekilde kolaylaştırmıştır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Nerede kadın derneklerimiz?</p>
<p>528-Şayet kadın derneklerimiz evlilik adetleri üzere topluma özellikle kadınlara devamlı kampanyalar yapsalardı, milletin durumunu yükseltecek, memleketi bunalarımlardan ve ahlaki çöküşlerden koruyacak olan büyük hizmeti yapmış olurlardı.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Güçlü ve zayıf milletler arasında müstehcen edebiyat</p>
<p>524-Güçsüz, zayıf milletler de müstehcen edebiyat ilgi görür. Bu sayede yazarları zengin olur. Güçlü, kalkınmış milletler de ise manevi/ruhi edebiyat ilgi görür. Bu sayede yazarları ölümsüz olur. Büyüklükle aşağılık olma arasındaki fark ölümsüzlüğün toprağa üstünlüğü gibidir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının şaşırtıcı durumları</p>
<p>517-Kadının erkekten zayıf olduğu halde üzerinde otorite kurabilmesi, ondan daha baskıcı olduğu halde daha çok dert yanması, erkek daha vefasız olduğu halde kadının ona daha çok vefa göstermesi, erkekten çok rahat olduğu halde daha çok şikayetçi olması, çocukların erkeğe nisbet edildikleri halde kadının çocuklara daha düşkün olması, erkeğin imanının ondan zayıf olmasına rağmen kadının daha az ibadet etmesi kadının şaşırtıcı durumlarındandır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının özgürlüğü ve hizmetçi görülmesi</p>
<p>512-Kadının özgür olması mutluluğunun aleyhine, köle gibi görülmesi ailenin saygınlığının aleyhine, erkekle eşit görülmesi toplumun mutluluğunun aleyhinedir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Medeniyetlerin çöküşü</p>
<p>513-Bütün medeniyetlerin yıkılışının kadının toplum içinde sergilenip meydana çıkarılması, onun medeniyetin geleceği ile oynaması ve ahlaklarını bozması neticesinde olması şaşılacak bir durum değil midir?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Konuşmada erkeğin ve kadının karakteri</p>
<p>506-Aklı başında erkek, fayda göreceği ya da faydası dokunacağı yerler dışında susmayı seçer. Aklı başında kadın. zarar göreceği veya zarar vereceği yerler dışında konuşmayı seçer.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hanımların hakları</p>
<p>501-Çoğu koca, hanımlarının kendileri üzerindeki haklarından ziyade, kendilerinin hanımları üzerindeki hakları isterler. Oysa Allah şöyle buyurmaktadır: “Erkeklerin meşru surrette kadınlar üzerindeki (hakları) gibi kadınların da onlar üzerinde (hakları) vardır. (Yalnız) erkekler onlar üzerinde (daha üstün) bir dereceye maliktirler.”(</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının ve erkeğin yoldan çıkması</p>
<p>502-Cahil toplum, erkeğin yoldan çıkmasını affederken, kadının yoldan çıkmasını affetmeyip cezalandırır. Şeriat ise her ikisinin de doğru düzgün bireyler olmasını istiyor. Yine her ikisinin de yanlış işler yapmasını onaylamıyor. İkisinin bilmeden olmuş hatalarının ise örtülmesi gerektiğini bildiriyor. Suçları sabit olduğunda ikisinin de cezasını uyguluyor. O halde cezalandırma ve affetmede kadın ile erkek arasındaki bu farkı nereden tutup getiriyorlar?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Anne ve çocuklar</p>
<p>496-Annenin aklının azlığı; çocukları vurdumduymaz, dininin azlığı; çocukları günahkar, emaneti az gözetmesi; çocukları hıyanet eden, güzelliğinin az olması çocukları iyi kimseler yapar. Annede dindar olmak, akıllık, emin olmak ve güzellik bir arada olursa işte o zaman ölümsüz önderler yetiştirir. Bu.nun da hurilerden başkasında bulunacağını sanmıyorum.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kavrayışı az olan çocuğuna karşı tutumun</p>
<p>497 -Kendin zeki olduğun halde kavrayışı az bir evlatla imtihan olursan, ona bunu hissettirme. Bundan dolayı sıkıntıya da kapılma. Zira kavrayışı az hayırlı bir evlat, akıllı söz dinlemez çocuktan hayırlıdır. Nice babalarını sıkıntıya sokan zeki evlatlar vardır ki, babaları onların dünyaya gelmemiş olmala: rını arzu eder hale gelirler.</p>
<hr />
<p>Bahtı açık eş</p>
<p>489-Eşinin bazı tavırları seni üzüyor, bazıları da sevindiriyorsa memnun olduğun tavırlarını olmadıklarına say. Bu durumda borçlu olmazsın. Nasipli eş, eşine karşı ne alacaklı ne de borçlu olandır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kendini sevindirecek şeyler oluştur</p>
<p>490-Eşin ve çocukların senin mutluluğunu ve huzurunu sağlayamıyorlarsa, kendini sevindirecek şeyler oluştur. Yoksa ömrünü gamla kederle geçirirsin.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sinirlenme!</p>
<p>483-Hanımın yahut çocukların ev eşyalarından birini kırdığında sinirlerin alevlenecek şekilde öfkelenme! Şu da var ki hiç öfkelenmemen daha hayırlıdır. Çünkü sinirlerinin bozulmasındaki zararın, malının kırılmasındaki zararından daha fazladır Hiçbir şeyin Allah&#8217;ın takdiri olmadan kırılıp dökülmeyeceğini hatırladığın zaman gönlün razı olur ve sinirlerin yatışır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Öfke alışkanlığı</p>
<p>486-Hoşuna gitmeyen her şeye öfkelenmeyi alışkanlık ha line getirirsen, asla sükunet içinde olamazsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Yanlış eğitimin sonuçları</p>
<p>477-Gördüm ki birçok baba, babalarının kendilerine uyguladıkları katı tutuma tepki olarak çocuklarına nazik davranmada aşırıya kaçmışlardır. İşte böylece eğitimdeki bu tedbirsizlik, iki ya da daha fazla neslin problemli olmasına sebep olmuştur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Faydalı bir şey</p>
<p>475-Olur ki ailenle yapacağın kısa bir gezinti, birçok problemi çözebilir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>451-Çocuk huyları ile beraber doğar. Anne baba bu huyları değiştiremez lakin terbiye edebilirler. Çocuğun ahlakı ise çevrenin ve eğitimin eseridir. İşte burada çocuğun mutlu veya mutsuz olmasında anne babanın büyük rolü olabilir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>452-Erkek çocuk, babasından daha fazla etkilenir. Kız da çocuk da annesinden. Cahil annelerin terbiye yöntemleri; sövmek, ölüm ve kahrolmakla ilgili beddualardır. Cahil babaların terbiye yolları ise; dövmek ve hor görmektir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Babalar ve çocuklar</p>
<p>428-Çocuğunu bulaşıcı hastalıktan uzak tuttuğun gibi kötü arkadaştan uzak tut! Ve buna küçüklüğünden başla! Yoksa hastalık kötüleşir, ilaç fayda vermez.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>429-Çocuk eğitiminde katı olmak, çocuğu asiliğe götürür.Eğitiminde yumuşak davranmak da bozulmaya götürür. İşte suç da bu ikisinin kucağında meydana gelir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>430-Çocuk, tay gibidir. Her istediği verildiği zaman dik kafalı yetişir ve yönlendirmesi zorlaşır. İstediği hiçbir şey verilmezse agresif yetişir ve çevresindeki her şeyden nefret eder. 0 halde sen ona vermede ve alıkoymada sağduyulu ol! Kendisini sevdiğini söyleyerek onu şımartma! Zira bu, senin ve onun mutluluğunu yok eden şeylerin en öldürücüsüdür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>431-Erkek çocukları severler, kız çocuklarını sevmezler. Şu da var ki ben, tanıdıklarımın çoğunun kız çocuklarının erkek çocuklarından daha mutlu olduğunu gördüm.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>432-Zengin de olsan çocuğunu ayakları üzerinde durmâ ya alıştır. İlim talep etmeyip kazanmaya güç yetirmeye başlAdığında, ona sofranda yer vermekten, senin evinde oturma sından, harçlığını sen kendi cebinden vermekten sakın! Yoksa sen hayat yolunda onun mücadele ruhunu öldürmüş olursun. Böylelerini çok gördüm.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>433-Babasının şefkatinden ümidini kesen çocuk, asi olarak büyür. Babasının şefkatine aşırı tamah eden çocuk, tembel olarak büyür. Babaların en iyisi, çocuğunu şefkatinden ümit kestirmeyen ve onu kendi iyiliklerine tamah ettirmeyen babadır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>434-Çocuğuna katılıkta aşırıya gitmen, onu senden koparır. Onu aşırı nazlandırman da sen, ondan koparır. O halde sen sağduyulu/hikmetli ol. Yoksa dizgini elinden kaçırırsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>435-Çocuğunu hayat mücadelesi içinde zorluklara göğüs gerer halde görmen, sana dayanıp nimetlere boğulmuş olarak görmenden hayırlıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>436-Çocukların hayırsız ise onlara servet bırakmaktan sakın! Çünkü senin yıllarca topladığını birkaç gün içinde yiyip bitirirler. Sonra itibarını zedelerler, şerefini karalarlar, seni hesapları çok çabuk görene teslim ederler.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>437-Hayırlı evlat sana dua eder, insanlar da seni onun sayesinde her türlü iyilikle anarlar. Bu, seni unutan, hayatta yaptığı kötülüklerle seni de kötülemiş olandan daha kalıcı ve daha hayırlıdır. Evlatların, ciğerparelerindir. Ciğerinin senin hastalıklara ve acılara sebep olmasını görmek ister misin? Yoksa onu sağlıklı ve afiyette mi görmek istersin?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>438-Eğer bütün babalar, günün bir kısmını çocuğunun gözetimine özel olarak ayırmış olsaydı, çocukları için çok fazla yorulmak zorunda kalmazlardı.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>439-Cahil baba, çocuğunun suretinin güzel olmasına sevinir. Ahlakının kötü olmasını umursamaz. Akıllı baba ise insanların en çirkini de olsa çocuğunun ahlakının güzelliğiyle sevinir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>440-Saygın baba, çocuğunun kendisinden daha saygın olması için çalışandır. Akıllı baba, çocuğunun kendisi gibi olması için gayret edendir. Hiçbir babanın çocuğunun kendisinden aşağıda olmasına çalıştığını tasavvur edemem.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sanata yönelmek</p>
<p>377-Sanata yönelmek, oluşumunu tamamlamış milletlerin uğraşı olabilir. Henüz oluşumu tamamlamaya başlamamış veya geç başlayanlara gelecek olursak; ilerlemesini kuvvetlerdirmeye önem vermek yerine resme ve müziğe, keşifler yapmak yerine dansa, hayatı imar etmek yerine hayatı çizmeye yönelmeleri en büyük suçtur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hakikat</p>
<p>372.Hakikat; isteyeni çok olan ama aralarinda sevebilecek birini bulamayan guzel bir kadina benzer.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Aldanma!</p>
<p>369-Yararı bilinmedikçe yemeğin lezzetine, dürüstlüğü beli olmadıkça zahidin ağlamasına, ahlakını bilmedikçe yöneticilein sözüne, erbabı şahitlik etmedikçe alimin iddiasına, kocasını dinlemedikçe kadının şikayet edip serzenişte bulunmasına, insanlarla ilişkilerini görmedikçe abidin namazına, meclislerine katilıp sohbetinde bulunmadıkça şeyhin vakarına, güçlüklerde tecrübe etmedikçe gencin coşkusuna, bakan ya da idareci olmadık yurdunu sevdiğini iddia edene, kendisinden satın almaktan vazgeçiyormuş gibi görünmedikçe satıcının yeminine aldanma!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Evlilik</p>
<p>353-Evlilikte düzen olmasaydı evlilik budalalık olurdu. Şefkat olmasaydı çocuk dünyaya getirmek delilik olurdu. Din olmasaydı yuva kurmak boş ve abes bir iş olurdu.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İki yer</p>
<p>343-İki yerde ağla, mahzuru yok: fırsatını bulduğun halde yerine getiremediğin, kaçırdığın ibadetlere ve terk ettikten sonra yeniden işlediğin günahlara.</p>
<p>İki yerde sevin, bir mahzur yok: yaptığın iyiliğe ve yapılması için yol gösterdiğin iyiliğe.</p>
<p>İki yerde çokça ibret al: Allah&#8217;ın güçlü bir zalimin belini kırmasında ve facir bir alimin kusurlarını ortaya çıkarmasında,</p>
<p>İki yerde uzun süre kalma: Allah&#8217;a karşı suç işlenmiş yerde ve geçmişte insanlara iyilik yaptığın yerde.</p>
<p>İki yerde pişmanlık duyma: arkadaşlarına yaptığın iyiliğin takdir edilmemesinde ve affettiğin hizmetçilerinin senin affını takdir edememelerinde.</p>
<p>İki yerde insanları diline dolayarak alay etme: düşmanla”rın ölmesinde ve doğru yolda olanların sapmasında.</p>
<p>İki yerde tevazuyu terk etme: cenazeyi götürürken ve felaketlere şahit olurken.</p>
<p>İki yerde harcamayı kısıtlama: sağlığını korumada ve şahsiyetini korumada.</p>
<p>İki yerde cimrilik yapmaktan utanma: Allah&#8217;a isyan olar yerlere harcama yapmada ve ihtiyaç olmayan yerlere harcamada.</p>
<p>İki yerde kendini unut: Allah&#8217;ın huzurunda ve senden yardım isteyene yardım ederken.</p>
<p>İki yerde büyüklenme: Vazifelerini yaparken ve mütevazı biriyle otururken.</p>
<p>İki yerde tevazu gösterme: düşmanınla karşılaşmada ve kibirlilerle oturmada.</p>
<p>İki yerde yapabildiğin kadar çok yap: ilim talep ederken ve iyilik yaparken.</p>
<p>İki yerde yapabildiğin kadar az yap: yemeği çok yemeyi ve boş işlerle meşgul olanlara eğlenmeyi.</p>
<p>İki yerde zamanın değişebileceğini düşünerek kontrollü harca: sağlığını ve gençliğini.</p>
<p>İki yerde ağlanılmasından rahatsız olma: haksızlığa uğrayan kadının ağlamasında ve suçlu olduğu iddia edilenin yakalanınca ağlamasında.</p>
<p>İki yerde gülmek seni aldatmasın: zalimin sana gülmesi ve dertlinin senin yanında gülmesi.</p>
<p>Bir yerde şu iki şey dışındakiler için gönlünü bağlama: Allah ve Resulünün sevgisinden başka bir sevgi bulunmayan hayatında.</p>
<p>Bir yerde yalnız bir şeyi yap: Ölüm anında, yalnızca Allah&#8217;ın rahmetini ümit et.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Duaların en mükemmel, en yeterli ve en özlü dua</p>
<p>328-En yeterli dua şudur “Rabbimiz bize dünyada da ahirette de iyilik ver.”(Bakara,201)</p>
<p>En özlü dua, Peygamber Efendımiz ın şu duasıdır: “Allah&#8217;ım! Bildiğim ve bilmediğim butün hayırları Senden istiyorum. Bildiği ve bilmediğim butün kotuluklerden Sana sığınıyorum.”</p>
<p>En mükemmel dua Peygamber Efendimiz&#8217;in şu duasıdır. “Allah&#8217;ım! Gayb ilmin ve yaratma kudretin ile hayatın benim için hayırlı olduğunu bildiğin sürece beni yaşat, ölümün benim için daha hayırlı olduğunu bildiğin sürece de beni vefat ettir. Allah&#8217;ım! Gizli ve aşikar hallerimde senden hakkıyla korkmayı dilerim. Senden rıza ve öfke anında hak sözü söylemeyi dilerim. Zenginlik ve fakirlikte senden orta yollu olmayı dilerim. Senden bitmeyen bir göz aydınlığı dilerim. Senden, kazaya rıza göstermeyi ve ölümden sonra rahat bir hayat dilerim. Senden, yüzüne bakmanın lezzetini zarar verici bir hastalık ve saptırıcı bir fitneye uğramaksızın sana kavuşmanın özlemini dilerim. Allah&#8217;ım! Bizi iman zineti ile süsle ve bizi hidayete ermiş, doğru yolun rehberleri kıl.”</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İyiliğin ve kötülüğün temeli</p>
<p>319-Dünyada kötülüğün temeli üçtür: şeytan, kadın ve para/mülk. Dünyada iyiliğin temeli de üçtür: akıl, kadın ve para/mülk.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Beş yerde edebini koru!</p>
<p>311-Beş yerde edebini koru: ibadet mekanlarında, ilim meclislerinde, büyüklerin karşılanmasında, liderlere konuşmada, yabancılara karşı davranışlarında.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na bakmak</p>
<p>295-Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na sürekli tefekkür nazarıyla bakmaktan başka aklı ve ruhu besleyen, bedeni koruyan, mutluluğun garantisini veren bir şey görmedim.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Annenin çocuklar üzerinde etkisi</p>
<p>298-Allah&#8217;ım! Torunlarımıza Saliha, aklı başında anneler hazırla! Çünkü anne çocuğu ya adam ya kötü birisi ya da ahmak birisi yapar.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Çok konuşmak</p>
<p>267-Çok konuşma afetine maruz kalan kimse, konuşmanın uygun olacağı yerde kendini ifade edememe afetine maruz kalır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Üç şey!</p>
<p>268-Üç yerde üç şeyden sakın! Tartışma esnasında ilminle gururlanmaktan, seni tanıyanların yanında yaptıklarınla övünmekten ve fırsat olduğu halde hayır işlemeyi ihmal etmekten.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sağlığına özen göster</p>
<p>248-Hayatta ilgin ne olursa olsun sağlığına özen göstermeyi ihmal etme! Çünkü işçi isen gücünü artırır. Öğrenci isen ders çalışmana, alim isen bilgileri yaymana yardımcı olur. Davetçi isen (daveti) bitirmeni, ara vermeni engeller. Abid isen Mevla ile geceleyin konuşmayı sana sevdirir&#8230; Canın bineğindir. O halde ona iyi davran.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>işinin ahlakını ortaya çıkaran şeyler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>229-Dört şey kişinin karakterini ortaya çıkarır: yolculuk hapishane, hastalık, tartışma.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Şunları yapmadıkça kimseyi hemen övme!</p>
<p>230-Parayla, mülkle denemeden kimseyi takvalı olmakla, zor zamanlara ortak olduğunu görmedikçe cömertlikle, meseleleri nasıl çözdüğünü görmedikçe, ilim ile beraber yaşamadıkça güzel ahlak ile, kızdırmadıkça yumuşak huylu olmakla, tecrübe etmedikçe akıllı olmak ile övme!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sürekli kendini görme!</p>
<p>211-Sürekli kendini görüp (beğenenlerden) olma! Sonra insanlar senden nefret eder, arkadaşların da azalır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sevmeyenlerin sözleri</p>
<p>203-Seni sevmeyenlerin, aleyhinde ağızlarında doladıklari sözlere sabret! Sonra sana dediklerini düşün. Doğru ise kendini düzelt. Yalan ise, bir müddet sonra da olsa Allah&#8217;ın gerçeği ortaya çıkaracağından endişen olmasın! “Muhakkak ki Allah, iman edenleri savunur.” (Hac,38)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Akıllı ve ahmak</p>
<p>204-Akıllı kimse aleyhinde söylenenleri uyarı olarak görür. Ahmak ise bunu katışıksız acı olarak görür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Arzular!</p>
<p>188-Şayet arzular/ihtiraslar olmasaydı dünyadaki herkes dosdoğru olurdu. Hepsi dosdoğru olsaydı ölüme maruz kalmazlardı. Hepsi de yaşasaydı dünya onlara dar gelirdi.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Okuduğun yazarı seç</p>
<p>178-Okuduğun her eser zihninde izler bırakır. Yalnızca derin düşünen, yorumu dosdoğru olan, kalemi kuvvetli, dürüst vicdanlı kimselerin eserlerini oku!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Herkes değildir&#8230;</p>
<p>177-Her kalem tutan katip, her sayfa karalayan yazar, her karmaşık cümleler kuran filozof, her meseleleri ayrıntılı bir şekilde açıklayan alim, her dudaklarını oynatan zikir sahibi, her yaşantısında az tüketen zahid, her ata binen süvari, her sarığı başına dolayan hoca, her bıyığını kesen delikanlı, her başını eğen mütevazi, her gülerek dişlerini gösteren mutlu değildir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sen bilirsin&#8230; ben de biliyorum&#8230;</p>
<p>175-Allah&#8217;ım! Sen biliyorsun ki, ben sana salih amellerle güzel işlerle yaklaşamadım.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sana şirk koşulmasından başka bütün günahları affedersin Sen.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, yasakladığın kötü davranışlardan uzak kalamadım.</p>
<p>Ve ben de bilıyorum ki, Sen bizi gücümüzün yettiği takvadan sorumlu tuttun.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, adam gibi Yüce Zatına ibadet edemedim,</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, şüphesiz ki Sen, kalbinde zerre kadar iman olan kimseyi cehennemden çıkaracaksın.</p>
<p>Sen biliyorsun ki. vicdanım Senin esintilerinle karşı karşıya kalmasına rağmen kirinden arınmadı.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen beni çamurdan yarattın, beni topraktan yetiştirdin, yeryüzüne yerleştirdin ve beni şeytanla imtihan ettin.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, ben Senin güven ve selamet sahiline ulaşmak için dalgaları çırpınan bir denizde yüzüyorum.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen aile, evlat, ihtiyaçlar, hastalik, kederler, hüzünler gibi Sana ulaşmamda beni yavaşlatacak şeylerle bu hayatta beni bağladın.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, ben Senin sırlar denizlerine dalmaya, nurlarının hazzına karışmaya istekliyim.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen bende akıl nuruyla beraber şehvet karanlığını, meleklerin itaati ile şeytanın isyankârlığını, göğün yüceliği ile beraber yeryüzünün alçaklığını, iyiliğin saflığı ile beraber kötülüğün kirini, sevgi ateşi ile beraber arzu dumanını yarattın.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, ben Sana dosdoğru ve gönlü kırık bir şekilde ulaşmak istiyorum.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen dilediğini, istediğini onların amellerinden dolayı değil fazlınla, hak ettikleri için değil cömertliğinle seçersin.</p>
<p>Allah&#8217;ım! İşte bunlar Senin benim hakkımda bildiklerinin bazıları ve benim Senin hakkında bildiklerimin bazılarıdır. Bildiklerimi Senin bildiklerine arabulucu eyle. Vesilelerin azlığını bilmeme rağmen bilmeye çalıştıklarımdan dolayı beni bildiklerine ulaştır. Hakkımda bildiklerinden dolayı beni Kendine uzak eyleme. Senin hakkında bildiklerimi de Sana ulaşmada bana fitne kılma. Allah&#8217;ım! Muhakkak ki Sen bilirsin, biz bilmeyiz. Sen çok hikmet sahibi ve bağışlayansın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnsanların seni sevmeleri için&#8230;</p>
<p>150-İnsanların seni sevmeleri için yollarını geniş tut (kolaylık sağla). Sana insaflı davranmaları için onlara kalbini aç. Sen insaflı davranmak için onlara aklını aç. İnsanların yapacaklarından güvende olmak için bazı haklarından onlar için vazgeç.<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sakın!</p>
<p>133-Baskın çıktığı zaman kindardan, hüküm verdiği zaman cahilden, karar verdiği zaman namertten, umutsuzluğa kapıldığı zaman aç kimseden ve dinleyicileri arttığı zaman zahid görünen vaizden sakın!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Din ve eğitim</p>
<p>125-Din; karakterleri ve huyları yok etmez fakat onları eğitir. Eğitim de mizaçları değiştirmez fakat onları terbiye eder.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Her sevgi güzel şeyler miras bırakır</p>
<p>115-Allah&#8217;ı sevmek selamet, insanları sevmek pişmanlık, hanıma aşırı muhabbet delilik getirir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kalp dolduğu zaman&#8230;</p>
<p>112-Kalp sevgi ile dolduğu zaman yüz aydınlanır. Heybet ile dolduğu zaman azalar itaat eder. Sağduyu ile dolduğu zaman düşünceler dik durur. Arzu-isteklerle dolduğu zaman mide ve tenasül uzvu ayaklanır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sonuç</p>
<p>83-Lezzet duymak, ardından iç huzuru getirdiğinde övgüye layık olur. Peşinden ahlaksızlık getiriyorsa zehirdir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Akıllı kadın ve ahmak kadın</p>
<p>73-Akıllı kadın, kanatlarının birinde kocasinı uçuran kanatlı bir melektir. Ahmak kadın ise, boynuzlarından birini kocasına toslayan iki boynuzlu şeytandır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sakın şeytan seni kandırmasın!</p>
<p>28-Sakın şeytan seni takvan hususunda kandırmasın! O seni değersiz, kıymetsiz şeylerde kanaatkar yapar sonra da büyük, önemli işlerde iştahlı olmana çalışır. Yine seni ibadetlerinde de aldatmasın! Zira o nafileleri sana sevdirir sonra farzları terk etmen için sana vesvese verir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sevgi göstermede de nefret etmede de aşırıya kaçma! Durum şu ki; dost düşman, düşman da dost haline gelebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/">Mustafa Sıbai – Hayat Bana Böyle Öğretti.-Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erdemleri Korumanın 4 Yolu</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/erdemleri-korumanin-4-yolu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/erdemleri-korumanin-4-yolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2015 19:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[Cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Erdemleri Korumanın 4 Yolu]]></category>
		<category><![CDATA[Kötülük]]></category>
		<category><![CDATA[Nefis]]></category>
		<category><![CDATA[Taşköprülüzade Ahmed Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Tembellik]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>
		<category><![CDATA[Zihin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7403</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erdemleri korumanın  dört yolu vardır. Birincisi erdemli kimselere sıkıca tutunmaktır. Zira nefsnefin hayra ulaşmış, mutlu, Allah katından olan yetkinliğine yönelip pislik cihetinden yüz çevirmesi sağlığını korumakla olur. Bu da fazilet sahipleriyle bir arada olmakla, fazilet sahipleri ve talipleri gibi örnek alacağı kimselerle iç içe bulunmakla, erdem sahiplerinden doğ­ruluk kardeşleriyle ve hakikat ehlinden iyilik dostlarıyla birlikte olmakla, bunların [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/erdemleri-korumanin-4-yolu/">Erdemleri Korumanın 4 Yolu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru6.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7404" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru6.jpg" alt="Erdemleri Korumanın 4 Yolu" width="290" height="371" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru6.jpg 800w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru6-600x770.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru6-234x300.jpg 234w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru6-768x985.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/SerhulAhlak-Taskopru6-798x1024.jpg 798w" sizes="(max-width: 290px) 100vw, 290px" /></a>Erdemleri korumanın  dört yolu vardır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Birincisi</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><strong>erdemli kimselere sıkıca tutunmaktır.</strong><span class="apple-converted-space"> </span>Zira nefsnefin hayra ulaşmış, mutlu, Allah katından olan yetkinliğine yönelip pislik cihetinden yüz çevirmesi sağlığını korumakla olur. Bu da fazilet sahipleriyle bir arada olmakla, fazilet sahipleri ve talipleri gibi örnek alacağı kimselerle iç içe bulunmakla, erdem sahiplerinden doğ­ruluk kardeşleriyle ve hakikat ehlinden iyilik dostlarıyla birlikte olmakla, bunların sözleri ve anlattıklarına kulak kesilmekle, yaşantılarına tâbi olmak ve izlerinden gitmekle mümkündür. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><strong>Ve</strong> çirkin huylara sahip <strong>kötüleri dost edinmemekle</strong>, şerli ve adi kimselerden uzak durmakla <strong>olur</strong> ve özellikle eğlence, maskaralık, alaycılık ve kınayıcılık peşinde koşanlardan sakınmak, böyleleriyle arkadaşlıktan kaçınmak, âdet ve hayat tarzlarından uzak dur­mak, hafif meşrep ve kaba sözlerine kulak vermemek, onların bâtıl ve kaba saba işlerini örnek almamakla mümkündür. Zira dostluğun güçlü bir etkisi vardır, arkadaşlığın insanı değiştirme gücü de olağanüstüdür. Şair der ki: ‘’</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bir cemiyet içinde isen dost edin seçkinlerini,</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Adileri bırak yoksa olursun sen de adi,</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Kişinin kendisini değil arkadaşını sor,</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Her arkadaş örnek alır dengini.”</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Kötülük ehli üç sınıf olunca müellif de bunları zikretti, tavsiye yoluyla onlarla arkadaşlıktan sakındırdı ve dedi ki; bir fazileti edinen kimse duyula­ra hoş gelen <strong>boş işlere,</strong> insan doğasının hazlarından olan <strong>mizaha ve</strong> nefsin rağbet ettiği şeylerden olan <strong>tartışmaya girişmekten</strong> <strong>sakınmalıdır</strong>. Zira bu tür şeyler, erdemli yaşayan bir kimseyi saptırabiliyor ve kemâl sahibi bir âlimi yanlış yola sürükleyebiliyorsa yetişme çağındaki gençlere ve doğru yolu ara­yan delikanlılara nasıl etki etmesin? Bu durumun sebebi nefsin bedende var olduğu ilk aşama ve meydana geldiği ilk andan beri cismanî hazlara ve bedenî rahatlıklara alışkın olmasıdır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Durum böyle olunca kişi, nefsini rahatlatmak adına dostlarıyla birarada ve içiçe iken tattığı neşe ve şen olma hali ile yetin­melidir, arkadaşlarıyla şakalaşırken ve latife yaparken mizahı ve sözü tadında bırakmalıdır. Zira açılmanın iki ucu vardır. İfrat tarafı, hayâsızlık ve günah­kârlık, tefrit tarafı ise soğukluk ve somurtkanlıktır. Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: &#8216;‘Zaman zaman kalpleri dinlendiriniz?(Kuzai,Müsnedüş Şihab,1,393)<span class="apple-converted-space"> </span></span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Erdemleri koruma yollarının İkincisi</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">müellifin şu sözüdür: Nefsin düşünceye alışması için kişi, <strong>zihnini</strong> öğreterek ve öğrenerek <strong>ilmî ödevlerle ve</strong> kendisini bir başına<strong> fikrî ödevlerle çalıştırsın</strong>, fakat yücelik âlemine karşı kibirli davranmasın ve bilgisi nefsin ihmali ve gevşekliğine de yol aç­masın, ilimlerdeki pratiği ve becerisi, daimî tefekkür ve düşünceden, sürekli araştırma ve tekrardan onu alıkoymasın. Çünkü bu en büyük afetlerden ve en kötü kusurlardandır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Nefsin bu eğitimi ancak ilimle ilgili şu üç şeyin hatırda olmasıyla gerçekleşir ki, müellif bunu telkin etti ve dedi ki: <strong>Onun</strong>, yani ilmin her iki cihandaki <strong>yüceliğini düşünsün</strong>, bu, bilgiyle edinilen şey­lerin üstünlüğü ve onun getirilerinin eşsizliğindendir ve nefs için bunlarda büyük bir haz ve şevk vardır. Bundan dolayıdır ki nefs bunlarla olabildiğince mutlu olur, onları elde etmeye yönelir ve tamamına ulaşmaya istek duyar. <strong>Ve onun daimiliğini</strong>, yani nefs var oldukça bilginin neticeleriyle birlikte sürekli olduğunu <strong>düşünsün</strong>.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu, güneşin varlığıyla onun ışığının varlığının devam etmesi gibidir, hatta böylece kişi ebedî hoşnutluk ile baki olmaya ve sonsuz afiyetteki bir hayatın sürekliliğine nail olur. <strong>Ve</strong> yine kişi onun, yani nefsin <strong>duruluğunu düşünsün</strong> ki böylelikle nefs bilgi sayesinde, varlığın hakikatini bilme hususunda gerçek Bir’e benzesin: “Bir kimseye Allah nur vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur&#8217; (Nûr, 24/40). </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Şeylerin zıtlarıyla açığa çıkmasına binaen müellif aynı sıraya göre bu üç maddenin karşıtlarını getirdi ve dedi ki: <strong>Ve dünyanın değersizliğini, geçiciliğini ve cefâsını düşünsün,</strong> yani akıl sahipleri nezdinde kabul gördüğü ve basiret sa­hiplerine malum olduğu üzere, kişi dünyanın tasasını hatırlamalıdır, öyleyse dünyalıkların değersiz, sıkıntı veren şeyler olduğunu, bunların sebatının az ve ömürlerinin kısa olduğunu basiret gözüyle görmelidir ki böylelikle onu zemmetsin, elini ondan çeksin, onunla ilişkisini kesip ondan tiksinti duysun. Ayrıca dünya hakkında söylenenlerin en beliğ ifadesi olan Ebû Nüvâs’ın şu sözünü hatırlasın:</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">“Dikkat et! Her canlı fanidir ve bir faninin evladıdır,</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Asilzâdedir fanilikte her canlı.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Âkil kişi dünyayı sınasa</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bir düşman görür, dost postunda.”</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ehl-i dünyanın başına gelen birçok musibete karşın önemi olmayan değersiz şeylere nasıl canla başla sarıldığını, kayba uğrama ve elden çıkmanın süratle gelmesine rağmen yorucu ve meşakkatli şeyleri elde etmeye nasıl katlandığını, daimî bir esenliği olduğu halde âhiretteki büyük karşılıktan nasıl geri durduğunu ve zahmetinin azlığına ve lezzetinin daimiliğine kar­şın bundan nasıl yüz çevirdiğini kınasın. Ayrıca Allah’ın Kârûn hakkındaki şu sözünü ve benzerlerini düşünsün: “Derken, Kârûn, ihtişamı içinde kav- minin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Kârûna verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı dediler. Kendilerine ilim veril­miş olanlar ise şöyle dediler: Yazıklar olsun size! iman edip iyi işler yapanlara göre Allah&#8217;ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir (Kasas, 28/79-80).</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Hz. Ali’nin bu meyandaki şu sözünü ve benzerlerini de hatırında tutsun: “Biz Cebbâr olan Allah’ın halikımızdaki taksimine boyun eğdik ki bu, bize ilim, düşmanlara da maldır. Esasen mal kısa sürede elden gider, ilim ise baki olup zevale uğramaz.” Bundan başka şöyle diyerek nefsini kınamak, onu öğüt ve tekdir ile uyarmak hususunda azami gayretin olsun: Ey miskin nefs! Taş parçaları ve çer çöp için vahlanan kimseye bir bak ve bunlar için onlarla nasıl yarıştığına, nasıl hamiyete kapıldığına da bir bak! Zannediyorsun ki onlar ebedî nimetlerdir. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ey bedbaht, sana yazıklar olsun! Sana Allâm ve Melik olan Allah’ın elinden nimetler bahşedilmişken, hayvan gübrelerindeki pisliklere mi rağbet ediyorsun? Yüceler yücesi olan Cebbâr’ın hilati ile şereflenmişken bu paçavraların peşine mi düşüyorsun? Kuddûs ve Selâm olan Allah’ın dostluğu sana lutfedilmişken alçak ve adilerle yakınlığı mı arzuluyorsun? Kahrolası alçak arzular, yok olası köpeksi mizaç!..</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Erdemleri koruma sebeplerinin üçüncü çeşidi,</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">müellifin şu ifadesidir: <strong>Arkadaşlarını, kusurundan dolayı kendisini ikaz eden doğru kimselerden seçmelidir.</strong> Zira arkadaş, sırların mahzeni ve kusurları gizleyen bir heybe gibi­dir. Çünkü ayıplar, sahibine görünmez ve zihni onlara kapalıdır, arkadaş ise ki­şiye görünmeyen kusurlarına muttali olmasını sağlar. Nefsin nice ayıpları vardır ki sahibi onlara karşı güven içindedir. Bazı küçük hataları arkadaşının önünde izhâr süretiyle onu denemesi lazım gelir, eğer dostunun bunları kendisine açıklama hususunda gevşekliğini ferkederse yapması gereken, ondan uzak durmaktır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Şayet kişi, dostunun kardeşlik anlayışını abartıp sıkımı ve cefaya düşeceği sebebiyle ayıbını kendinden gizlediğini farkederse, bundan dolayı dost nu azarlar ve onunla ilişkisini kesmekle tehdit eder. Çünkü ayıbı dosta söylememek hıyanet ve ikiyüzlülüğe benzer ve kişinin buna razı olmaması gerekir. Ayıpları söyleyen dostlar kibrit-i ahmerden daha değerlidir, hatta anka kuşu kabilindendir. <strong>Ve</strong> bundan dolayı <strong>kişi düşmanlarının</strong> <strong>kendisi hakkındaki</strong> gizlilikleri ortaya dökecek<strong> sözlerini araştırmalıdır</strong>. Zira düş­manları ve öç almak isteyenler gibi onun sürçme ve ayıplarına hiç kimse muttali olamaz ve onun kötülüklerini onlardan daha iyi kimse bilemez. Nitekim şöyle denilmiştir:</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">“Buğz ile bakan göz her ayıbı açığa çıkarır </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Muhabbetle bakan göz ise hiçbir ayıp bulamaz.”</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><strong>Ve ondan</strong>, yani düşmanından <strong>kusurlarını öğrenmelidir ki onları terkedebilsin</strong>. Çünkü düşmanlar kusuru gizlemez, hatta onda kusurdan baş­ka bir şey bulmaz. Kişinin kötü şeyleri ortaya çıktığında her gün iyilikler ve kötülüklerin muhasebesini yaparak nefsini bunlardan kurtarmak ister. Böylece nefs ayıplama ve kınama ile bunlara karşı koyar, tevbe eder, kendini iyiliklere ve bütünüyle bunların izinden kurtulmaya yöneltir. Eğer bu mümkün olmaz ise <strong>insanların ayıplarına bakar</strong> ve tiksindiği ve nefret duyduğu için <strong>onlardan kaçınır</strong> ve bahşettiği şeylere karşılık Allah’a şükreder.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Erdemleri koruma sebeplerinin dördüncü çeşidi</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">müellifin şu ifa­desidir: Nefsinde <strong>bir gevşeklik görürse</strong>, yani kötülükleri kökünden sökme ve onlardan kurtulma sırasında nefsinde bir tembellik ve gevşeklik sezin­lerse <strong>katı riyazetlerle onu itaat eder</strong> <strong>hale getirmelidir.</strong> Yani nefse ağır gelen bir şekilde onu eğitmeli, sert ve ağır şeylerle onu kontrol altına alma­lıdır. Bunun sonucunda nefs Allah’ın tevfiki ve yardımı, iyiye yöneltmesi ve korumasıyla cismanî kirlerden arınarak mutlu olur ki bu şekilde boyun eğsin ve erdemlerle süslenme ve reziletlerden kaçınma çabasında, alıştığı rahat ve gevşekliği terkedebilsin.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Müellif, faziletlerin korunmasının yollarını açıkladıktan sonra psi­kolojik hastalıklar olan reziletlerden kurtulma yolunu izah etmeye başladı ve şöyle dedi: <strong>Nefsinde</strong> psikolojik <strong>bir hastalık oluşan</strong> <strong>kişi</strong>nin bunu bil­mesinin yolu, bu huyun kendisine zıddından daha kolay ve daha haz verici gelmesidir. Böylece <strong>onu</strong> dört şeyi işlemek suretiyle<strong> tedavi etsin</strong>. Tıpkı be­denin tedavisinde gereğini yapanların, hastalığı zıddıyla gidermesi ve onun da yolunun dört olması gibi. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bunlar, eğer mümkünse şifalı bir gıda, bu iyi gelmezse besleyici ya da mutlak mânâda ilaç, bu da fayda vermezse panzehir, eğer bununla da temizlenmiyorsa tedavi dağlama ya da kesmedir. Bunun gibi ruhânî hastalığı tedavide <strong>ilk olarak</strong>, cimriliğin, karşıtı olan cömertlikle tedavi edilmesi gibi, nefiste meydana gelmiş reziletin <strong>karşıtı olan fazileti işlesin</strong>.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Böylelikle nefs o faziletin karşıtı olan rezilet ortadan kalkıncaya dek onu işlemek süretiyle alışkanlık haline getirir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “İyilikler kötülükleri (günahları) giderir’’ (Hûd, 11/114). Bu, bedenin gıdayla tedavi edilmesinin ruhun tedavisindeki karşılığıdır. <strong>Sonra</strong> İkincisi, müellifin şu sözüyle işaret ettiği gibi <strong>sert davranarak tedavi etme­ye çalışsın</strong> ki bu, eğer bir reziletin karşıtını işlemek fayda vermezse nefsin bu rezileti terk etmeye zorlanması ve yanı sıra gizli ve açıktan kınanma ve ayıplanmasıdır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu, ilaçla tedavinin karşılığıdır. Üçüncüsüne yazar şu sözüyle işaret etmiştir: <strong>Sonra</strong> kökleşmiş olan reziletin karşıtı olan erdemi işlemek ve kökleşmiş rezileti terk etmesi için zor kullanmak fayda vermediğinde nefste kökleşmiş olan reziletin karşısında bulunan rezileti işlesin. Mesela cimrilik ortadan kaldırtmak istendiğinde ve bu, cömertlik yapmak ve nefsin cimriliğinin kınanması ile mümkün olmadığında, cimriliği yok etmek için nefsin israfa yöneltilmesi ve harcamayı alışkanlık haline getirmek suretiyle bu huyunu bırakması gerekir, zira bu durumda cömertliği tercih etmek nefse daha kolay gelir. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ancak bir rezilet, kökleşmiş olan reziletin ortadan kaldırılmasına yarayıncaya kadar işlenmelidir, aksi takdirde o da yerleşik bir rezilet olur ve kişi bir vartadan kaçıp diğerine düşer. Buna müellifin şu sözü işaret eder: Ancak o tedaviyi yapan karşıt rezileti işlerken tedavinin sınırına riayet etsin ki nefs faziletin diğer aşırı ucuna geçmesin. Nitekim mezkûr örnekten bunu anlamışsındır. İşte bu da panzehirle tedavinin mukabilidir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Dördüncüsü müellifin şu sözüyle dile getirdiğidir:</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><strong>Sonra</strong> rezilet nefste kök­leşmişse, ortadan kaldırılması güçleşmiş ve söz konusu ilaçlar da yeterli gel­miyorsa <strong>tedavi için nihayet daha çetin egzersizleri yapsın</strong>. Bu durumda kişinin, adaklarda bulunup onlara riayet etmeye ve bir daha dönmesi ha­linde yapılması güç vaadlerde bulunma vb. sıkı uygulamalarla kendini yü­kümlü tutma gibi daha zor ilaçlara ve meşakkatli eğitimlere ihtiyacı vardır. Böylece nefs bunlar içinden en kolay olanı güzellik ve kolaylıkla benimser ve ona uyar. Bu da dağlama ya da kesme ile tedavinin mukabilidir. Denilmiştir ki, tedavide en son çare dağlamadır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bilmelisin ki müellif hastalık cinslerini ve tedavilerin kuralını tü­mel bir şekilde anlattıktan sonra hastalık cinslerinin en kötü ve en ifsad edici türlerini anlatmaya koyuldu. Her ne kadar yukarıda anlatılanlar, düşünen kimse için yeterli olsa da müellif o üst hastalıkların akıllara yerleşmesi ve geride kalanların onlarla nasıl mukayese edileceğinin bilinmesi için o hasta­lıkları tikel bir surette ele aldı ve dedi ki:<strong> Çokça vuku bulan</strong> ve meşakkadi olan <strong>tâli hastalıkları da tedavileriyle beraber zikredelim</strong> ki böylece geride kalanların tedavileri bunlarla kıyaslansın.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bilmelisin ki nefsanî hastalıklar kökenleri itibariyle üç türdür. Şöy­le ki, bunlar ya düşünce gücünden ya öfke gücünden ya da arzu gücünden kaynaklanır. Düşünce gücünden kaynaklananlar üçtür. îlki, <strong>kafa karışıklı­ğıdır.</strong> Bu, düşünce gücünün ifratı kabilindendir. Nitekim düşünme gücü­nün tefriti de yalın cehalet ve bu gücün nitelik yönünden sapması ise birleşik cehalettir. <strong>Bu hastalığın sebebi</strong> ince meseleler ve müşkil problemlere dair <strong>delillerin çatışmasıdır. </strong></span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu, vehmin akla musallat olduğu ve akla boyun eğ­mediği durumda olur. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Allah onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar’ ’ (Bakara, 2/15). Yine Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalp­ler kör olur ’ (Hac, 22/46). <strong>Tedavisi ise</strong> mantık ve münazara gibi <strong>aklı kanun­ların temrinidir</strong>. Bu, başta ihmal ettiği şartları kavrayarak hatanın kaynağına muttali olmasını sağlar. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Denilmiştir ki, bunun tedavisi, öncelikle aldı kabul et­mek zorunda bırakan matemetiksel kurallarla kontrol altına almak ve şu ilksel önermeyi hatırlamaktır: “ Olumsuzlama ve olumlama, bir arada bulanmaz ve birlikte yok olmaz.” Bu önerme genel olarak iki taraftan birinin doğruluğuna ve diğerinin de yanlışlığına inanmasını temin eder.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Sonra ikinci olarak, iki husustan biri hakkında zihin karışıklığı yaşayan bir kimsenin bunlardan birinin doğruluğuna muttali olabilmesi için mantığın kanunlarını gözetmesi gelir. Sonra üçüncü olarak sofistik delillerin kullanılması gelir. Zira bunların özellikle bu bağlamda çok büyük bir faydası vardır. Çünkü geçersiz tarafın delilinin yanlışlığı bunlarla bilinir. Dördüncü olarak da iki delilde kullanılan öncüller tahkik edilir ve ayrıca sûrî ve maddî durumları da incelenir ve nihayet Allah’ın yardımıyla yanlıştan kurtulmak mümkün olur.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Düşünce gücünün hastalıklarının İkincisi <strong>yalın cehalettir</strong>. Bu,  kişinin bilme özelliğine sahip olduğu bir şeyi bilmemesidir ve tefrit kabilindendir. Cehalet evvelemirde yerilen bir şey değildir, zira öğrenmenin şartı bilgisiz olmaktır, lâkin cehaletin kalıcı olması helak edici bir hasta­lıktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir’’ (Enfâl, 8/22). Bir başka yerde şöyle buyurur: “O, akıllarını kullanmayanları murdar (inkârcı) kılar” (Yûnus, 10/100). </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu hastalığın sebebi duyusal arzulara düşkünlük ve hayvani hazlara bağımlı olmaktır. <strong>Ve bunun ehli</strong>, yani yalın cehaletle nitelenenler, <strong>insanı diğerlerinden</strong>, yani hayvandan <strong>farklı kılan şeyi</strong> ki o da ilimdir, <strong>kaybetmiş olması sebebiyle hayvanlar gibidir</strong>. Zira insanın üstünlüğü düşünmesidir ve düşünmenin üstünlüğü, onun sonuçlarıyla, yani ilim iledir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Şöyle ki, “nutk” harflerin çıkış yerlerinden meydana gelen ses [yani konuşma] değildir, aksine o, anlayıştır, idraktir ve şeylerin hakikatinin künhüne var­maktır. Bundan yoksun olunduğu zaman insanlar hayvanların yolundan gider, <strong>hatta böyleleri,</strong> yani yalın cehalet içindekiler, derece bakımından <strong>hayvanlardan daha aşağıdırlar</strong>. Zira hayvanlar, hayvanlık mertebesinde <strong>kendileri için mümkün olan yetkinliklere yönelirler</strong>. Oysa onlar, yani yalın cehalet içinde bulunanlar kendileri için mümkün olan bilgi ve temyi­zi elde etmekte de yetersiz kalmışlardır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Şüphesiz ki hayvanlar faydalarına olan şeyleri bilip onları yaparken zararlarına olan şeyleri de bilip onlardan kaçınırlar. Hâlbuki yukarıda anılan türden insanlar, zararlı şeylerin en çirkini olan cehalet ayıbını kendilerinden uzaklaştıramazlar. Muhakkak ki müellif sözün bu noktasında Allah’ın şu kavlinin anlamım düşünmektedir: işte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağıdırlar’’ (A‘râf, 7/179).</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Yalın cehalet, kişinin <strong>eksiklerini göreceği ilim meclislerinde</strong> ve özellikle dakik mânâların araştırıldığı müzakere meclislerinde <strong>âlimlere tutunmak</strong> ve filozoflarla oturup kalkmak<strong>la tedavi edilir</strong>. Kişi bu şekilde onların yanın­da değilken konuştuğu lafızların diğer hayvanların sesleri gibi olduğunu, aksi halde gerçek insan yanında bu sesleri bırakmaması gerektiğini bilir ve kendisine teşbihi mecaz yoluyla veya tıpkı yeşil bitkiye buğday sûretini ka­bul etmeye istidatlı olması bakımından buğday denmesi gibi nihayetinde varacağı şey bakımından insan adının verildiğini kavrar.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Böylece kendisi­nin bu âlimlerin seviyelerinden aşağıda olduğunu tasavvur eder ve onların mertebelerinin insanların üzerinde olduğunu görür. Fakat kendisi dışındaki diğer hayvanların hatta unsurlar, madenler ve bitkilerden ibaret diğer mev­cutların yaratılışlarında amaçlanan yetkinliklere ve gayelere ulaştığını; oysa kendisinin yetkinliğinden perdelendiğini ve maksadının altında kaldığını idrak eder. Kendisinin her şeyden daha değersiz ve hüsranda olduğunu, toz zerrelerinden daha aşağılık ve düşük olduğunu kavradığında ilmin üstünlü­ğünü ve kendisinin ondan yoksun olduğunu görür. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu durumda umulur ki bu eksikliğinden dolayı nefsini ayıplar, değiştirir ve Allah’ın yardımı ve yol göstermesiyle nefsini düzeltmeye koyulur; tabii eğer kendisinde bir nebze yatkınlık ve bir tutam da olsa doğru yola gitme isteği kaldıysa. Ancak eğer durum böyle değilse, o zaman hastalık müzmindir ve mizaç kökenlidir ve bu durumda o bir vadide, ilim diğer bir vadidedir: “Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur” (A‘râf, 7/178) “Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur” (Ra‘d, 13/33).</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Düşünce gücünün hastalıklarının üçüncüsü olan <strong>katmerli cehalet</strong> kişinin bilgili olduğuna inandığı halde bilgiden yoksun olmasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz’’ (Bakara, 2/80). Bu, en kötü hastalık tiplerdendir ve bu hastalığa düşenin şifa bulması nadiren umulur. Öyle ki nefis ve ruh hekimleri bunu tedavi etmekten aciz kalmıştır. Çünkü böyle biri kendisinin bilgili olduğuna dair kesin inancı sebebiyle bilgisiz olduğunun farkına varamaz, bunun farkına varmayınca da bilgi elde etmeye yönelik bir isteği olmaz. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar ’ (Yasin, 36/10).</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Öyle ki bazıları bu hastalığın tedavisi konusunda ümitsiz olduklarını söy­lemiştir, çünkü böyle bir kimsenin bilgi isteği, bu talebi doğuran bir farkındalığa dayanır. Zira öğrenme ihtiyarî bir şey olduğundan, onun talebe dayanması aşikardır. Bazıları bu hastalığın tedavi edilmesinin imkansız olduğu görüşünde olduğundan dolayıdır ki müellif bu hastalık <strong>eğer tedaviyi kabul ediyorsa</strong> dedi. Ancak çoğunluk bu hastalığın tedavisinin zor olsa da mümkün olduğunu kabul ettiğinden müellif, tedavisi geometrik ve aritmetik gibi <strong>matematik ilimlere sarılmaktır</strong> diyerek bunun yolunu açıkladı <strong>ki</strong> bu ilimlerin öncülleri yakinî olup vehim onlara bulaşmaz ve dolayısıyla bunlarda yanlış düşünce meydana gelmez. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Fakat böyle bir kim­seyi başlangıçta her duyduğunu reddetmesin ve kendisine sunulan her şeye karşı koymasın diye inandığından alıkoymamak gerekir, aksine <strong>yakinî bilginin<span class="apple-converted-space"> </span>hazzını tadabilsin</strong> ve tahkike ünsiyet duyabilsin diye söz konusu ilimlerde egzersiz yapması gerekir. Böylece kalp aynası şüpheli bilgilerin karanlığından arınıp Hüdâ’nın nuruyla parlayabilsin.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bundan dolayı antik dönem filozofları öğrencilerin zihinleri yakinî bilgiyi öğrenmeye alışsın diye matematik ilimleri öğrenim sırası itibariyle mantığın bile önüne al­mışlardır. Dahası, bu ilimlerin “riyâziyyât” olarak adlandırılmasının ge­rekçelerden biri, düşüncelerin öncelikle bunlarla egzersiz yapmasıdır. <strong>Son­rasında dikkatini tedricî olarak</strong> burhânî <strong>öncüle yöneltir</strong> ve incelemeler esnasında inandıklarını çürüten, görüşünün geçersiz ve yanlış olduğunu zorunlu kılan şeyler kendisine görünür ve nihayet kesin kabulü sarsıntıya uğrar. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Buna göre adım adım yakinî bilgilerle pratik yapar ve inandığı şeyi geçersiz kılan apaçık bilgiler onun nezdinde karar kılar. Sonrasında görü­şünün aksini ispata delalet eden açık kanıtlar ve kesin deliller kullanılır. Bu durum, o, yalın cehalete dönünceye dek devam eder ve [yalın cehalet aşamasına gelince] orada zikredildiği gibi tedavi edilir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Düşünce gücünden ortaya çıkan üç hastalık ve bunların tedavi edilme yolunu anladığına göre bilmelisin ki itme [öfke] gücünden mey­dana gelen hastalıklar da üç tanedir. Bunlar öfke taşkınlığı, ödleklik ve korkaklıktır, öfke taşkınlığı, intikam almaya karşı duyduğu arzuyla nef­sin şiddetli bir şekilde harekete geçmesidir ve bu sahibini neredeyse he­lak eden aşağılık bir hastalıktır. Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur:</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">“ (&#8220;) En şerliniz çabuk öfkelenen ve geç sakinleşendir’'(Elbani,Merfua,Sünneti-t Tirmizi,,syf;347-248) Bazı âlimler de şöyle demiştir: Kasırganın çıktığı vakitte engin bir denizin ortasında yüksek dağ­ları aşan devasa dalgalara yakalanan kimse, benim nezdimde, öfkeye kapı­landan daha güvendedir, çünkü denizcinin çaresi fayda verebilir ama öfkeye kapılan nezdinde yakarma ve yalvarma fayda vermez.” Bu bağlamda deriz ki <strong>öfke taşkınlığı, sebeplerinin ortadan kaldırılmasıyla tedavi edilir.</strong> Zira sonucun ortadan kaldırılmasının çaresi sebeplerin ortadan kaldırılmasıdır, öfke taşkınlığının da sebepleri çoktur, ancak en bilinen ve en yaygın olan­ları on tanedir..</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif';">Bunlar, </span></strong><span style="font-family: 'Georgia','serif';">yani bu sebeplerin ilki</span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif';">, kendini beğenmedir.</span></strong><span class="apple-converted-space"> </span>Bu, bir kişi­nin kendinde olmayan bir meziyete sahip olduğunu sanmasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Andolsun ki onlar kendileri hakkında kibire kapılmışlar ve azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir” (Furkân, 25/21). Hz. Ali (r.a.) de şöyle der: “Kişinin kendini beğenmesi aklın haset sebeplerinden biridir.” Yine o der ki “Kendini beğenmeden daha vahşi bir yalnızlık yoktur.”</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ve </span></strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">öfke sebeplerinin İkincisi </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">büyüklük taslamadır</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">ki bu, kendini beğenmeye yakındır, ancak kendini beğenen kimse insanlara yalan söyler, bü­yüklük taslayan ise insanlara büyüklük taslayıp kendisinde olmayan bir şeyin var olduğunu hayal ettirerek onlara yalan söyler, ama kendisinde bu zan yok­tur. Müellif şu sözüyle kendini beğenme ve büyüklük taslamanın tedavisine işaret etti. <strong>Ve bunların,</strong> yani kendini beğenme ve büyüklük taslamanın <strong>idrar mahallinden iki kere</strong> yani cinsel ilişki esnasında babadan, sonra da doğum esnasında anneden<strong> geçen kişiden</strong> sadır olması <strong>alışılmadık şeylerdendir,</strong> yani hayret edilesi tuhaf bir şeydir. Bu sözün özü, kişinin oluşumunun ilk hallerini ve yaratılma aşamalarını tefekkür etmesidir. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: “Biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakdan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parça­sından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık’’ (Hac, 22/5). Yine Allah şöyle buyurur: “Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mü­hürler&#8217;’ (Mümin, 40/35). Kutsi hadislerden biri de şöyledir: “Kibriya ridamdır, azamet de izânmdır. Bu iki şeyden birini elde etmek isteyeni ateşe atarım’’(Ebu Dâvûd, Libâs”, 26.)</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: &#8220;Size cehennem ehlini haber vere­yim mi? Onlar, kaba, cimri ve kibirli kimselerdir’’(Buhari,Edeb,61)Hz. Ali’nin sözlerinden biri de şudur; Büyüklük (adayana hayret ediyorum. Hâlbuki o dün bir su idi,yarın da ceset olacak.” Şu sözü söyleyen de bunu ondan almıştır:</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">“Başlangıcın kirli bir su,</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Sonun bozulmuş bir ceset</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">ve bu ikisinin arasında da pislik hamalısın.”</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><strong>Ki o yarın ölüdür,</strong> yani ölecektir. Ölü ifadesi ile mutlaka vuku bulacak olan şeyin gerçekleşmesine işaret edilmiştir. Bunun yarın ile kayıtlanması ise gelecek olan her şeyin yakın olduğuna dikkat çekmek içindir. <strong>Ve ayrıca</strong> insan, doğası gereği sosyal bir varlık olduğundan hayat ve ölüm durumlarında <strong>diğer insanlara ihtiyaç duyar.</strong> Zira dünya geçimi ve âhirete dair işler için aramızda bir diğerine ihtiyaç duymayan bir tek fert yoktur. Ve yetkinliği başka bir şey ile olan her şey özü bakımından eksiktir. Yetkinliginin başkası sayesinde olduğunu bilince, bu başkasının kendisinden daha üstün olduğunu da görür. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Kişi bu gözle bakar ve insafla düşünürse her bir fertte ve hatta her bir şeyde kendisinde olmayan ve ortaklıktan hiç de daha az olmayan bir üstünlük bulur. Böylece sonunda noksanlarına vâkıf olur ve bu amansız hastalıktan beri olur. Netice olarak söz konusu hastalığın  ilacı, bahsedilen hususlar, yani başlangıç, dünya hayatı ve sonrası hakkında tefekkür etmektir ki, bu da akıl erbabı için aşikardır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Öfke sebeplerinin üçüncüsü olan övünme, zevâl ve afete maruz kalan mal, şöhret ve makam</span><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">gibi kişinin kendisi dışındaki şeylerle guru­ra kapılmadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Çokluk kuruntusu sizi o derece 25 oyaladı ki, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz’’ (Tekâsür, 102/1-2). Hz. Peygam­ber (a.s.) ise şöyle buyurur: “Soylarınızla değil, amellerinizle bana gelin.’’(Yakubi,Tahir-ul Yakubi,2,110)</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> Müellif, <strong>övünme tedavi edilmeye</strong> <strong>ikisinden</strong>, yani kendini beğenme ve büyüklenmeden <strong>daha uzaktır</strong> sözüyle bunun tedavisine işaret etmiştir. <strong>Çünkü övünme başkasının üstünlüğü ile olur</strong> ve o başkasının üstünlüğü övünene intikal etmez, aksine başkasında kalır. Bu üstünlük o başka kişiden soyutlansa bile bu kişi onunla ne süslenmiş ne de güzelleşmiş olur.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. An­cak Allaha temiz bir kalp ile gelenler (o günde fayda bulur’’(Şüarâ, 26/88- 89). Yine Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sûra üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar.&#8221; (Müminûn,101). <strong>Kişi itibarının azlığını</strong>,<strong> tanınmadığı bir yere gidince bilir.</strong>Yani onun söylediği sözün doğruluk ölçütü şudur: O, vatanından uzaklaştığı ve yaşadığı yerden ayrıldığında o süsten de uzakta kalır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Yine soyundan uzakta olup ayrı kaldığı ve varlığını onunla birlikte sürdürmediğinde onun soyu bilinmez. Çünkü mallar gasbedilip yağmalanmış ve selefler yasaklanıp inkar  edilmiştir. Babasının hayatta olduğu varsayılsa bile onun fazileti kendisine aittir ve bu kişiye geçmez. Şair şöyle demiştir:</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">“Çürümüş kemiklerle övünülmez </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Övünme arzu eden kişi için iftihar ancak kendiyle olur.”</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">[Öfke taşkınlığına yol açan diğer sebepler] </span></strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">dördüncü olarak</span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> didişme ve</span></strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> beşinci olarak </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">çekişmedir.</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><strong>Bu iki şey</strong> âlemdeki <strong>düzeni bozar</strong>. Zira ülfet olmadan düzen olmaz. Bu iki şeyden, ülfeti ortadan kaldıran nefret ve kin doğar ve bunlar tam anlamıyla düzeni bozar. Bu iki özelliğin olduğu kişi, insanların en aşağılık mertebesinde ve en adisi konumundadır. Şunu bil ki didişme, cüz’î bir maslahata riayet etmekten doğan hasımlaşma 20 halidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Küfredenler, (iddia ettiklerinin) aksine bir gurur ve tefrika içindedirler” (Sâd, 38/2). </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bunun sebebi nefsin bedenî faydalara ve haricî mutluluklara olan güçlü bağıdır. Zira insanla­rın çoğu dünyevî hayatın arzularına aşırı bağlı ve duyusal hazlara çokça tutkulu olduğundan, kendilerine fayda veren şeylere kapılır ve kendilerine zarar verecek şeyleri uzaklaştırmak ister.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Eğer bir şeyde faydaları var­sa bunun başkalarına zarar vermesine bakmazlar ki bu, onların düşünce eksikliğindendir. Bunun tedavisi nefsin büyük gayeleri idrak etmeye ve umumî faydaları tasavvur etmeye yönelmesidir. Böylelikle himmet yüce­lir, gam zâil olur ve [nefs] bedenî engellerden ve vehmî kirlerden arınmış olur- Bunun sağladığı fayda, kendi menfaatini başkasının menfaatinde ve  kendi zararını başkasının zararında gördüğü bir olma ilkesine ulaşmaktır. Zira hepsi, birlik gözüyle birdir. Bu durumda bir şeyi kendine hasretme sevdası kişiden ayrılır. Çokluğun temeli tikel ve duyusal düşünce olduğu gibi,birliğin nefste ortaya çıkmasının kaynağı da tümel ve akli düşüncedir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Çekişmeye gelince bu, üstünlük arzusu ve otorite kurma isteğinden doğan dik kafalılık halidir. Bu, didişmeye yakın bir haldir fakat ondan daha adi bir durumdur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin çekişiyorsunuz’’ (Âl-i imrân, 3/66). Bunun tedavisi kendini beğenme ve tartışma konusunda geçti. Nice toplumlar vardır ki çekişme onların bütün­lüğünü parçalamış ve bağlarını koparmıştır. Bu hastalık, gerçekte Allaha düşmanlık ve O’nun hikmetine karşı durmaktır. Zira bu, ayrışmayı doğurur ve kaynaşmayı ortadan kaldırır. Allah’ın inayeti ise uyum içinde olmayı ve düzeni korumayı gerektirir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">[Öfke taşkınlığına yol açan diğer sebepler] </span></strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">altıncı olarak</span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> şaka­cılık ve </span></strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">yedinci olarak </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">alaycılıktır.</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Şakacılığın ne olduğu bellidir, alaycılık ise insanları hafife almak ve onlarla eğlenmektir. <strong>Az bir faydası olsa da bu ikisi</strong> üç şey ile neticelenir. Bunların ilki <strong>güzelliği yok eder</strong>. Zira birçok şaka kişinin kardeşinin onurunu rencide eder ve nice eğlenceli şey vakarını ze­deler. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Rivayet edildiğine göre yakışıklı bir delikanlı olan Ebû Nüvâs Bağdat sokaklarında yürüyordu ve çirkin bir adam olan Ferezdak ona denk geldi. Ferezdak ona dedi ki: “Huriler evler arasında ne yapar?”, Ebû Nüvâs da hiç beklemeden ona şöyle cevap verdi: “Şeytan duvarlar arasında ne yapar?” Anladığın gibi eğer Ferezdak sessiz kalsaydı onuruna leke gelmeyecekti, zira söze ilk atılan daha hatalıdır. İkinci olarak bu iki şey <strong>düşmanlar üretir</strong>, çün­kü bu ikisi kine yol açar. Zarif insanlardan gördüğümüz öyle hafif şakalar, ince nükteler ve güzel espriler vardır ki bunlar azar azar büyür, soğukluk, çekişme, düşmanlık ve nefretle sonuçlanacak kadar ileri varır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Benzer şekilde alaycılık kişide bayağılık ve hafifliğe yol açar, duyduğu kem söze ve akranla­rına hakaret edilmesine aldırış etmez, maskaralık ve gülünç şeyler sayesinde itici bir hale ve önemsiz bir duruma düşer. <strong>Ve</strong> bu ikisiyle ilgili üçüncü bir şey de şudur ki, bildiğin gibi bunlar <strong>düzeni bozar</strong>. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bilmelisin ki, alaycılıkla düşük geçim yollarına tevessül edilebilir, bu nedenle izzet-i nefsine düşkün kimse bunları reddeder, çünkü bu, akıl hafifliğinden ve kişinin kendisine yeterince değer vermemesinden ileri gelir. Allah Teâlâ Hz. Musa’nın cevaben söylediği sözü hikaye ederek şöyle buyurur: “Bizimle alay mı ediyorsun? de­mişlerdi. O da: Cahillerden olmaktan Allah&#8217;a sığınırım, demişti” (Bakara, 2/67).</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Allah Tealâ şöyle buyurur: Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler” (Hucurât, 49/11). Bunun tedavisi, insanın kişiliğin değerini görmesi için kişilik onuru ve de­ğerini araştırıp soruşturması, onurlu insanların davranışlarına tutunması ve hakiki ilimleri öğrenmesidir. Zira bunlar kişiye ciddiyet kazandırır, kişiliğin önemi ve etkisini ortaya çıkarır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Şaka ise nefsin güzelliğinden kaynaklandığı ve orta yol gözetilerek zerafetle yapıldığı sürece bunda bir sakınca yoktur, aksine bu övülen bir şeydir. Hz. Peygamber (a.s.) şaka yapar, ancak insanlarla alay etmezdi. Ken­disine denildi ki: “Ey Allah’ın resûlü! Siz de şaka yapıyorsunuz. O da şöyle buyurdu: “Evet, ben de size şaka yaparım, fakat şaka yaparken bile sadece hakikati söylerim’’(Tirmizi,Birr,57) Şaka ile ilgili olarak Hz. Peygamberden (a.s.) sâdır olan şeyleri araştırdık, bunların sayısı kırka ulaştı ve bunları bir risale haline getirdik, iyice araştırıp incelememize rağmen bundan fazlasını bulamadık. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ayrıca Hz. Ali de (k.v.) çokça şaka yapardı, öyle ki Ibn Abbâs (r.a.) ona şöyle dedi: “Sendeki şakacılık olmasaydı halifelikte bu kadar geç kalmazdın. Selman da (r.a.) ona şöyle dedi: “Seni halifelikte dördüncü sıraya bırakan şey budur.” Rivayet edildiğine göre Selman (r.a.) guslediyordu, Hz. Ali de (k. v.) görünmeden ona toprak attı. Selman (r.a.) atam aradı, ancak kimseyi göremedi, Hz. Ali (r.a.) tekrar toprak attı, Selman (r.a.) bir kez daha bakındı ve bu, Selman (r.a.) elbisesini giyene kadar devam etti. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Selman (r.a.) Hz. Ali’yi gördü ve onu görünce yukarıdaki sözünü söyledi. Bu hususta idea­li gözetme gayretiyle yükümlü olunsa da bu oldukça zordur, zira insanın bu davranışta ifrat tarafına alışması muhtemeldir. Müellif devamında şöyle dedi: <strong>Şakacılıkta orta yolu bulamayan</strong> ifrat tarafına geçmemek ve çirkin sözlere bulaşmamak için <strong>bunu</strong> bütünüyle tedricî bir şekilde <strong>terk etmelidir</strong>. Zira bu hususta dengeyi bulabilmek epey güçtür.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><strong>Sekizinci sebep</strong> hainliktir,</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">bu, insanların mal, namus ve makam gibi masla­hatlarını hedef alan sahtekârlıktır. Allah Tealâ müşriklerin zemmi hususun­da şöyle buyurmuştur: “Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir&#8221; (Tevbe, 9/10). Hz. Peygamber de (a.s.) şöyle buyurur: “Emaneti olmayanın imanı yoktur, ahdine riâyet etme­yenin de dini yoktur.’’(Hanbel,Müsned,XIX,376)</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><strong>Dokuzuncusu</strong> haksızlıktır,</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">bu, öç alma maksadıyla bir başkasına eziyet etmedir ve zulüm kabilindendir. Allah ise zulmedenleri sevmez. Bilmelisin ki zulmün sonu vahimdir ve onu işleyen çirkindir. Zira bu ön­celikle peygamberlik derecesinden düşürür. Şöyle ki, Allah Teâlâ, “Ahdim zalimlere ermez’’ (Bakara, 2/124) buyurdu. İkinci olarak velayet derecesin­den düşürür. “Bilin ki, Allahın lâneti zalimlerin üzerinedir’’ (Hûd, 11/18). Üçüncü olarak hükümdarlık derecesinden düşürür, “bir zaman sonra olsa bile zalimin ocağı yıkılır”. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Dördüncüsü, insanların gözünden düşürür, zira insanların kalpleri kendilerine güzel davrananları sevme, kötü davranan­lara da buğzetme üzerine yaratılmıştır. Beşincisi, kişinin kendi kıymetini azaltır. “Onlar bize değil, sadece kendilerine kötülük ediyorlardı&#8221; (Bakara, 2/57). Söyleyen ne güzel demiş:</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">“Muktedirken zulmetme, zulüm sana pişmanlık olarak döner, senin göz­lerin uyur ama mazlum uyanıktır, sana beddua eder ve Allah’ın gözleri de uyumaz.”</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Denilmiştir ki:</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">“Duayı eğlenceye alıp da onu küçük mü görürsün?</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Duanın ne yaptığını bilmez misin?</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Gecenin oku şaşmaz, ama</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Onun bir zamanı vardır ki vakti gelince durmaz.”</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Sonra müellif şu sözüyle bu ikisinin tedavisine işaret etti: <strong>Bu iki­si,</strong> yani hainlik ve haksızlık, <strong>dünya metaı sebebiyle olur,</strong> yani bu ikisinin ilacı bunlar ile elde edilecek olan şeyin değersiz olduğunu düşünmektir. Zira bu ikisinin nihaî amacı ve en büyük semeresi dünyalık şeylerdir. <strong>Bu da önemsiz bir şeydir:</strong> “Ve âhiret Allaha karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır.’’ (Nisa, 4/77). Şüphesiz ki her bir kimsenin isteği âhirete nispetle azın da azıdır ve bu da en büyük kötülüklere götürür. Bu, hainliğin kökeninde dünya sevgisi olmasındandır, öyle ki böyle bir kimse dünyayı arkadaşına tercih eder. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Dünya değişme ve son bulma yeri olmakla birlikte böylesi bir şey, hıyanet çeşitlerinin en adisidir. Dünya sevgisi her tehlikenin başıdır, kişinin dünyayı daima yardımlaştığı ve dayanıştığı kardeşleri ve dostlarına tercih etmesi hoş değildir ki bu, geçici olanın kalıcı olanla yer değiştirilmesidir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu da en büyük kötülüklerden biridir, ikisinden birini tercih halinde dünya malını dostuna tercih edenin dostlukla bir alakası yok­tur, onun arkadaşlıktan nasibi de olmaz, aksine o düzenbaz ve iki yüzlüler grubundandır. Haksızlık yapan kimsenin kendisine bir faydası olmasa da insanlara eziyet vermekten keyif alması mümkündür. Onun böyle olmasının kalbinin katılığından kaynaklandığı aşikardır, böylelikle yaptığının vebalini tadacaktır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bundan daha büyük bir kötülük olabilir mi? Ancak kişinin bu işi terketmesinin dinî bakımdan ya da dünyalık olarak büyük bir zarara yol açması müstesnadır. Kişi eğer hainlik ve haksızlığın çirkinliğini öğrenmek isterse <strong>bu kötülüğü</strong> yani bu iki vasıftan birinin <strong>bir başkasından kendi başına gelebileceğini düşünsün ki bunun nasıl bir çirkinlik olduğunu anlayabilsin.</strong> Umulur ki farkına varır ve ders çıkarır da öğüt ona fayda verir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Öfke taşkınlığının sebeplerinin onuncusu insanların yarış yaptığı </span></strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">pahalı cevherleri ya da çok kıymetli türden <strong>şeyleri elde etme</strong> is­teğidir.</span><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu, dünyanın süslerini gereğinden büyük görmekten kaynaklanır. Bu da nefsin kalıcı cevherlere yönelmemiş olmasındandır. Yüce Allah şöyle buyurur: “Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp, (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz (Yûnus, 10/24).</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bunun tedavisi dünyalıkların faydaları ve getirileri üzerinde tefekkür et­mektir ve bunları elde etme gayreti ile bunlardan faydalanırken başlarına gelebilecek afetlerden onları koruma çabasında dengeli olmaktadır. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Müellif şu sözüyle de buna işaret etmiştir: İfade edildiği üzere <strong>bunlar değersiz</strong> ve önemsiz<strong> olmasının yanı sıra düşmanlığı</strong> ve düşmanların hile yapmaya olan isteklerini <strong>çoğaltır</strong>. Bunu yapan kimse, kıymetli ömrünü ve asla bedel ölçülemeyen vaktini, düşmanlarını ve hasetçilerini artıracak bir şeye harcar, ömrü çekilmez olur, zamanı sıkıcılaşır. Ayrıca oluş ve bozuluşun doğası, onun hallerini, görüntüsünü ve güzelliğini değiştirir ve böylece letafeti gi­der ve işin sonu, onun yok olmasına varır. Böyle bir şey için çabalayan esasen hayatını zorlaştırmaya, ömrünü ziyan etmeye ve helakine yol açacak sebepleri hazırlamaya çalışır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Yine <strong>bu değersiz şeyler ihtiyaç anında</strong> sahibi­ne yardım sağlayacak <strong>bir fayda da vermez</strong>. Çünkü bunlar cansız şeyler hük­mündedir. Bunlar seni terketmedikçe hayatından bir tat alamazsın, zihnin bulanıklıktan kurtulmaz, bunlar seni yoksunluk durumundan kurtarmaz, ihtiyaç zamanında sana bir fayda vermez. Çünkü insanların çoğunun bu tür şeylerdeki arzuları gevşektir. <strong>Bunlar</strong> gaspedilmekten uzak ve ele geçir­mek isteyenlerin tuzağından beri olup <strong>sende kalsalar bile sen onlar için kalıcı değilsin</strong>. Aksine sen, sonunda onları vârisine bırakırsın. Denilmiştir ki, “Cimrinin malını ya âfete veya vârise müjdele.” Aklı olan bir kimsenin bu engelleri düşündüğünde tasa ve kaygıyı, bunları zor ve baskıyla bırakana terketmesi umulur.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Müellif öfke türlerini, bunların sebepleri ve maddelerini ortadan kaldırma yolunu anlattıktan sonra duygu kabarmasının akabinde öfkenin nasıl yatıştırılacağını, bunun için gerekli olan ve ihtiyaç duyulan şeyi açıklamaya geçti. Zira bu, bilginlerin çoğunun tedavisinden aciz kaldıkları en zor şeylerdendir. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Müellif devamında şöyle dedi: <strong>Duygu kabarmasından sonra ortaya çıkan öfkeye gelince,</strong> onun giderilmesi ve tedavisi zordur. Çünkü karanlık bir duman aklı örter. Bu, kanın kaynamasının sebebidir. Bu durumda kanın kaynamasıyla yoğun bir buhar yükselir ve beyne çı­kar. Bu neredeyse aklın ve ruhun yerinden gitmesine yol açar ve bir mani olarak ikisiyle amaçlarının arasına girer. Şüphesiz bu dünyada hakimiyeti kaybedip şeytanın ordularına yenik düşmekten daha zor bir şey yoktur.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bununla birlikte ne güzel ifade edilmiştir: &#8220;öfkeli öfkelendiği esnada taşkın durumdadır; belki deliliğin çaresi vardır ama onun çaresi yoktur.” Bu sözün benzeri daha önce bazı bilginlerden aktarılmıştı. Müellif şu sözüyle buna işaret etmiştir: <strong>öfkeye yakın her kimse, öfkenin yakıtı gibidir,</strong> onu besler, bitirmez, devam ettirir, söndürmez. <strong>Onun</strong>, yani öfke içinde olan birinin öfkesinin yatıştırılması ve ateşinin söndürülmesi için <strong>durumunu değişti­rilmesi faydalıdır.</strong> Mesela elbisesini daha hafif ve rahatıyla değiştirmesi gibi. <strong>Soğuk su içilmesi faydalıdır</strong>. Çünkü öfke kanın ısınmasıyla oluşur. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Nitekim Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “ öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söner; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın.”(Ebu Davud,Edep,3) Bunu Atıyye b. Urve es-Sa‘dî (r.a.) rivayet etmiştir. <strong>Ve uyumak da faydalıdır.</strong> Zira Hz. Peygamber (a.s.) “Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun, öfkesi geçerse ne âlâ, geçmezse yatsın’’(Ebu Davud,Edeb,3) buyurmuş­tur. Bunu da Ebû Zer el-Gıfârî (r.a.) rivayet etmiştir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><strong>Öfke şehevî lezzet engellendiğinde de vuku bulur</strong>. Çünkü meni kanalları dolduğunda ve enerjisi beyne gittiğinde bundan ya aşk ya da cinnet hali doğar, her iki­si de öfkeyi meydana getirir. Bazen öfke oburluktan doğar. Çünkü obur, arzuladığı şeyden alıkonduğunda öfke duygusu onda baskın olur ve bundan alıkoyana saldırır. <strong>Öfke gücü nitelik bakımından da sapabilir ve</strong> <strong>hatta bu, hayvanlara</strong> ve bulut, yağmur gibi <strong>cansız varlıklara sövmeye kadar varır</strong>, hatta ölülere bile sövülür. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Böyle bir kimse kap kacak ve alet edevatı kırarak, hayvanlar ve ölülere vurarak çare aramaya koyulur. <strong>Bir başkasının bu tür</strong> öfke kaynaklı <strong>fiillerinin görülmesi ve zemmedilmesi bunların çir­kinliğine karşı uyarır</strong> ki bu, öfkenin tedavilerindendir. Çünkü insan kendi davranışının çirkinliğini zor farkeder, bunu başkasında gördüğünde ondan sakınır, onu işlemeyi çirkin bulur ve gözünde ona girişmek çirkin görünür, böylece ondan sakınır ve ona iltifat etmez. Zira mutlu kişi, başkasının duru­mundan ders alandır. Bundan başka, öfkenin birtakım eklentileri ve arazları vardır ki müellif bunları açık olduğu için zikretmemiştir. Fakat biz bunların türlerini sana sayacağız. Bunlar yedi tanedir: Pişmanlık, keder, düşmanları sevindirmek, alay konusu olmak, yaptığı fiilin hastalık ve tedavilere yol aç­ması, dostlardan tiksinme ve düşmanları sevindirmek.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">[Öfke gücünün bir diğer hastalığı] öfkenin zıddı olan</span><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> ödlekliktir.</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ödleklik, üzerine gidilmesi gereken şeyden geri durmadır ve son derece aşağılık bir hastalıktır. Bunun tikel arazları on, sınıfsal arazları üç tane­dir. Sınıfsal arazlar müellifin <strong>ödlekliğin uzantıları zillet hali, yaşantının bozulması ve saygınlığın azalmasıdır</strong> sözüyle zikrettikleridir. Bu, ayrıca önemli işlerde ve kişinin maslahatlarında gevşekliğin meydana gelmesini, zalimler ve benzerlerinin kişinin malına göz dikmesini, kötü bir yaşantıyı, çaba gerektiren işlerde azimsiz ve sabırsızlığı ve tembellik sevgisini peşinden getirir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Böyle bir kimse bulaşıcı hastalık olan bir organ gibidir, hasarı bütün organlara taşır ve hastalığı onlara da götürür. <strong>Bunun tedavisi korku veren şeylerin üzerine gitmek</strong> <strong>ve tehlikeli</strong>, helak edici<strong> işlere atılmaktır</strong>, çetin çatışma ve savaşlara, zor işlere teşebbüs etmektir. Hz. Ali (r.a.) şöyle der: “Bir şeyden yoksun isen hemen o işe atıl.” Bu şekilde öfkeyi doğuran şeyler yavaş yavaş deşilir ve harekete geçirilir ki öfke gücü denge haline doğru harekete gelir, özetle cesaret oluşuncaya değin deli cesareti sergilenir, sonrasında da bu erdemde sabit kalınır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"><strong> Ve ölümün zorunlu olduğunu hatırlamak da bunun tedavisi kabildendir</strong>, ölüm her canlının akıbetidir, ömür süresi kaçınılmaz olarak son bulacaktır ve eceller mukadderdir. Hal böyleyken akıllı bir kimse bedenlerin bekasına yol olmadığını ve kesin olan ölümden sakınmanın, vakti malum olanı ertelemeyeceğini bildiği halde değersizde kalmayı nasıl tercih eder?</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><strong><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">[Öfke gücünün bir diğer hastalığı] korkaklıktır.</span></strong><span class="apple-converted-space"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span></span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu, nefsin vukuu beklenen kötü bir durum hakkında acı çekmesidir. Allah Teâlâ şöy­le buyurur: “îşte o şeytan, ancak kendi dostlarım korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun” (Âl-i îmrân, 3/175). Korkaklık, sahibinin akıl noksanlığından, düşünme ve hatırlama eksikliğinden hâli olamadığı feci bir hastalıktır. Çünkü beklenilen kötü şeyin vukuu ya zorunludur ya da imkan dahilindedir. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Eğer birincisi ise bilinmelidir ki beklenen şeyin vuku bulması kaçınılmazdır. Zorunlu olan bir şeyin meydana gelmesini engellemeye kimsenin gücü yetmez. Bundan korkmanın getirisi belayı öne alma, sıkıntıyı hızlandırma ve meydana gel­meden evvel kötü şeyin acısına tutulmak olur. Çünkü kişi her ne zaman kendisine yöne ise o şeyi kendisinde bulacak ve onu, dünya ve âhiret se­beplerinin kazanılmasıyla kendisi arasında bir engel haline getirecektir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;"> </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Beklediği şeyin vukuu imkan dahilinde ise bunun meydana gelmesi ya kendi fiili iledir ya da değildir. Eğer bunun sebebi kendisi ise ona düşen, bun­dan kaçınması gerektiğidir. İşte bu, müellifin <strong>eğer mümkünse korkuya yol açan sebepler terkedilir</strong> sözüyle belirttiği şeydir. Zira mümkünün özü bakımından iki tarafının birbirine eşit olduğu bilindiğine göre, iki taraf­tan biri, diğerine bir sebepten ötürü tercih edilmiş değildir. Ayrıca eğer vukuuna fiilinin sebebiyet verdiğini biliyorsa akabinde olumsuzlukların ve küçük düşürücü çirkin şeylerin geldiği ile işe başlamaması gerekir. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Zira onu yapmaktan geri durduğunda, o şeyin sebepsiz meydana gelmesinin imkansız olduğunu da bilir ve bu durumda korkudan emin olur. <strong>Yok, eğer durum böyle değilse, nefsi duruma uyum sağlamalıdır</strong>. Yani bir şeyin vuku se­bebinin onu işleyen olduğunu biliyorsa, bunun Vâcib Teâlâ’dan geldiğini kabul etsin.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu durumda yapması gereken, nefsinin Allah’ın takdir ettiği şeyi benimsemesi ve O’nun kazâsına rıza göstermesidir. Zira onun tasasıyla uğraşmak ve gerçekleşmesini beklemek, o kimsenin uhrevî görevlerinden ve dünyevî maslahatlarından geri durmasını artırmaktan ve bu hayatı hüs­ran edip öte dünyayı da helak etmekten başka hiçbir şey getirmez. </span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Hâsılı, korkulan, ölüm gibi vukuu zorunlu olan bir şey ise bundan kaçış yoktur ve dolayısıyla bundan korkmanın da bir faydası yoktur. Yok, eğer durum bunun aksi ise o zaman bu korku ya ölünün helak olmasından korkmak gibi imkansız bir şeyden doğar, dolayısıyla bu korkunun bir anlamı olmaz; korkulan mümkün bir şey ise mümkünün iki tarafından biri vehmedilen bir şeydir ve bundan korkulmaz, ya da korkulan zannî bir şeydir, bu halde de onu defetme imkanı varsa bunu yapar, aksi halde zorunluya dahil olur ve bundan da kaçılmaz.</span></p>
<p>Şerhu-l Ahlak-i Adudiyye – Taşköprülüzade Ahmed Efendi,sayfa:108 &#8211; 146</p>
<p>Müellif:Adudüddin el-Îcî’</p>
<p>Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/erdemleri-korumanin-4-yolu/">Erdemleri Korumanın 4 Yolu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/erdemleri-korumanin-4-yolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dostluk</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dostluk-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dostluk-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2015 18:41:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[candan dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[Dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[Taşpürülüzade]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7376</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilmelisin ki, candan dostluk ancak iki kişi arasında olur ve do­layısıyla mümkünse bir ile yetinmek en uygunudur. Zira bir kısımla ilgi­lenmek geri kalanların maslahatından geri durmayı gerektirir. Tam dost­luk ve zirveye varan sevgiden daha kıymetli ve değerli hiçbir şey yoktur. Dünya nimetleri arasında içi dışı sana uyan sevgiliyle bir saat bir arada olmanın verdiği hazla [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dostluk-2/">Dostluk</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/2557163-dostluk.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-7378" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/2557163-dostluk.jpg" alt="Dostluk" width="280" height="280" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/2557163-dostluk.jpg 280w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/2557163-dostluk-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" /></a><br />
Bilmelisin ki, candan dostluk ancak iki kişi arasında olur ve do­layısıyla mümkünse bir ile yetinmek en uygunudur. Zira bir kısımla ilgi­lenmek geri kalanların maslahatından geri durmayı gerektirir. Tam dost­luk ve zirveye varan sevgiden daha kıymetli ve değerli hiçbir şey yoktur. Dünya nimetleri arasında içi dışı sana uyan sevgiliyle bir saat bir arada olmanın verdiği hazla ve bunun tadıyla mukayese edilecek hiçbir şey yoktur.</p>
<p>Her iki dünyanın güzellikleri arasında sana dünyada ve âhirette yardım eden bir dostun içtenliğinin bir anlık huzuruna karşı koyacak bir nimet de yoktur. Bunu başarana ve dünyanın mülkünden azade olana ne mutlu! Böyle bir kimseyi bulan, düşmanca muameleden sıyrılan ve müsâleme  içinde olan ne de güzeldir! Ancak sana ihtiyatlı ve dikkatli olmak düşer. Yapmacık davranana aldanma, yaltaklık yapan aklını başından almasın. Şişkinlikten yağ çıkarmaya çalışmaktan ve tutuşmayan şeye üflemekten sakın, çünkü kovulmuş şeytan sevmek, soğuk demiri dövmektir. Sana dostluk gösterenin önce anne babasına, akran ve akrabalarına nasıl davrandığına bakarak onu bir dene. Zira isyankârlık yoluna giren hukukun semtinden geçmez. Yine nimetlere şükür mü ediyor nankörlük mü diye imtihan ederek onu dene. Ancak teşekkür illa da karşılığını vermeyi ge­rektirmez, zira imkansızlık buna mani olabilir. Sonra onun mal ve servet hırsını, hazlara ve arzulara olan meylini sına. Çünkü arzulu kişinin halleri ıs rengarenktir, davranışları ve sözleri değişip durur.</p>
<p>Nice birbirine bağlı dostlar vardır ki, iş altın ve gümüşe gelince ilişkileri son bulmuş, çekişip ağız dalaşı etmişler ve düşman olup birbirine girmişlerdir. Sonra onun baş olma sevdası imtihan edilir, çünkü liderlik arzusu dostları hafife almayı ve sevdiklerine muamelede insafsızlığı gerektirir. Sonra müptelalarını  zorluklara katlanmaktan alıkoyan eğlence ve oyunlara olan düşkünlüğüne bakılır. Bundan başka ufak tefek kusurları araştırmaktan geri durmalıdır, yoksa kişi muteber bir dost bulamaz ve yapayalnız kalır. Bu anlatılanlara göre bir dost bulursa bollukta da darlıkta da onunla uyuşsun, sıkıntılar­da birbirlerinin yanında olsun ve güzellikleri beraber yaşasın, birbirlerini sevinç, güler yüz, afiyet ve övgüyle karşılasınlar. Ancak bunda da aşırılığa gitmemelidir ki, yaltaklığa sebep olmasın ve öte yandan zoraki davranma­malıdır ki, iki yüzlülük hissedilmesin. Bütün malını başa kakmadan veya kendi tarafını tercih etmeden can dostuyla denk bir şekilde paylaşmalı ve darlıkta can dostuna destek olmalıdır, hatta bu bolluktakinden daha çokl m dostluğa delalet eder. Nitekim şöyle denilmiştir:</p>
<p>“İyi günde dost olduğunu söyleyen çok olur, ancak kardeşler sıkıntı an­larında belli olur.”</p>
<p>Ondan yeterli cana yakınlığı görmediğinde bunun tesirini sevecenlikle gönlünden silip atsın, her türlü ve her durumda kol kanat germeye devam etsin. Çünkü korunmayan her şeyin durumu kötüye gider ve Allah i muhafaza kişinin dostluğu düşmanlığa veya bundan daha fena bir şeye dönüşebilir. Zira kızgınlığın yol açtığı zarar en büyük âfetlerden ve en korkulası  şeylerden biridir. Münakaşadan kaçınmalıdır, çünkü bu, dostlar arasındaki  en zararlı şeylerden biridir. Yine kişi ihtisası olan bir bilgi ya da mahir olduğu bir zanaatta cimrilik etmekten de sakınmalıdır. Zira infak ile artan ve elde i tutmakla da azalan şeyler bir tarafa infakı, tükenmesine sebep olan şeylerde paylaşmak vaciptir.</p>
<p>Kişi, arkadaşlarını ve bağı olan herkesi, kendisiyle ilgili durumlar bir yana dostuyla ilgili olanları da küçümsemekten sakındırmak  ve hiç kimseye arkadaşıyla ilgili bir durumu kinayeyle, açıktan, ciddi ve şaka yolla kötülemesine imkan vermemelidir. Arkadaşının bir kusurunu görürse, düzeltecek bir şekilde ona karşılık versin, ona aldırmamazlık etmesin, çünkü bu hıyanettir. Düzeltirken uyarıcı hikaye ve sözlerle başlasın, sonra üstü kapalı olarak, sonra sorumluluğu pekiştirici, kalbe huzur ve sükûnet verici konuşmalarla açıktan devam etsin. Bunu yabancılar ve uzak kimseler bir yana, sevdikleri ve yakınlarından bile saklasın. Onun hakkında laf taşıyıcı­dan almaktan sakınsın, laf taşıyıcıya ayıplama ve kınamayla karşılık versin.</p>
<p>Şerhu-l Ahlak-i Adudiyye – Taşpürülüzade Ahmed Efendi</p>
<p>Müellif:Adudüddin el-Îcî’</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dostluk-2/">Dostluk</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dostluk-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbn Arabi&#8217;den &#8216;Söz Hastalıkları&#8217; Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ibn-arabiden-soz-hastaliklari-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ibn-arabiden-soz-hastaliklari-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2015 13:49:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Muhyiddin İbn Arabi]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Arabi'den Söz Hastalıkları Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanların ne yaptıklarını sormak]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[Doğru Söz]]></category>
		<category><![CDATA[iyiliği başa kakmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6377</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu hastalıklardan biri, hak sözü, doğru sözü iltizam etmektir. Bu en büyük hastalıklardan biridir. Bunun ilâcı ise, hak sözün, doğru sözün nerede, hangi alanda sarf edileceğini bilmektir. Hiç kuşkusuz gıybet doğrudur, gerçektir; fakat gıybet yasaklanmıştır. Dedikodu da (nemime} doğrudur, gerçektir; fakat o da yasaklanmıştır. Bir adam eşiyle yatakta başbaşa yaptığı şeyleri açıklasa, onları başkalarına anlatsa, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ibn-arabiden-soz-hastaliklari-hakkinda/">İbn Arabi’den ‘Söz Hastalıkları’ Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6378" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir4.jpg" alt="İbn Arabi'den Söz Hastalıkları Hakkında" width="455" height="200" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir4.jpg 339w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir4-300x132.jpg 300w" sizes="(max-width: 455px) 100vw, 455px" /></a></p>
<p>Bu hastalıklardan biri, hak sözü, doğru sözü iltizam etmektir. Bu en büyük hastalıklardan biridir. Bunun ilâcı ise, hak sözün, doğru sözün nerede, hangi alanda sarf edileceğini bilmektir. Hiç kuşkusuz gıybet doğrudur, gerçektir; fakat gıybet yasaklanmıştır. Dedikodu da (nemime} doğrudur, gerçektir; fakat o da yasaklanmıştır. Bir adam eşiyle yatakta başbaşa yaptığı şeyleri açıklasa, onları başkalarına anlatsa, onlarda doğru şeylerdir, gerçektir; fakat onları başkalarına anlatmak günah-î kebâir&#8217;dendir, yani büyük günahlardan birisidir Ayrıca, birine toplum içinde (mele&#8217;) doğru, gerçek sözle nasihat etmek de doğrudur; fakat bu şekilde toplum içinde birine nasihat etmek kesinlikle ayıptır. Böyle birşey ancak cahillerden ve garaz sahiplerinden sadır olur. Çünkü nasihattan amaçlanan fayda, bir yararın sağlanması ve arada bir sevgi­nin husule gelmesidir. Eğer nasihatler toplum içinde yapılır­sa, kabul görmez, hatta düşmanlık bile doğurabilir. Allah bu tür davranışı zemmetmiştir, yermiştir. Çünkü bu şekilde toplum içinde açıktan açığa yapılan nasihat, kendisine nasihat edilen kimseyi zor durumda bırakır, onu utandırır ve o konuda yalan söylemek zorunda bırakabilir. Böyle bir davranış büyük bir fesada sebep olabilir. Oysa ki, o nasihati ona yalnız başına olduğu bir zamanda, güzel bir tarzda yapmış olsaydı,</p>
<p>işte o kimsenin kusurunu, ayıbını güzelce izhar etseydi, kendisine nasihat ettiği konuda o işin çirkin ve kaba bir iş olduğunu bilmiyorsa, amacının ona bunu öğretmek olduğunu kibar bir dille ona açıklamış olsaydı, hiç kuşkusuz o kimse kendisine teşekkür ederdi, onu severdi ve hayır duada bulunurdu. Böylece o kimse için sonuç hayırlı olurdu. Dolayısıyla o kimse onun ölçüsü (mizan) içinde olurdu. Demek ki, her hak sözü, her doğru sözü gelişi güzel söylemekle yükümlü değiliz. Buna, ne şeriat ne yasa ne de örf izin verir.</p>
<p><strong>2</strong>. Aynı şekilde, bir kimsenin, insanlara nefret edecekle­ri bir tarzda cevap vermesi de böyledir, o cevap doğru bile ol­sa. Çünkü böyle bir davranış kötü tabiat, karaktersizlik, bilgisizlik ve Allah&#8217;a karşı hayasızlığa delildir. Çünkü böyle bir kimse kendisinde, Allah&#8217;ın razı olmadığı bir ayıbı giderrnekten uzaktır. Eğer o kimse kendi ayıbına bakmakla meşgul ol­aydı, bu tutumu kendisini başkasının ayıbıyla uğraşmaktan alıkoyardı.</p>
<p><strong>3.</strong> Arkadaşının ya da dostunun hareketlerini izlemeyi, adetâ onun aldığı nefesleri sayacak kadar herşeyi kaydetmeyi kendisine uğraş edinen bir kimse, bu tutumuyla çok şiddetli bir hastalığa yakalanmış demektir. Çünkü o kimse ken­disini ilgilendirmeyen bir şeyle uğraşıyor. Kendi nefsinden gafil oluyor. Oysa ki kendisi için farkına varmaksızın, herhangi bir gün için, onun sadakati zamanındaki bu tutumu onun ruhunda yer eder, nefsinde birikir. Ona ötedenberi duymuş olduğu muhabbeti, onun bu tutumu kapatır. Fakat, zaman geçip de kendi nefsinde arkadaşı hakkında en ufak bir çirkinlik (kerahet) görünce ya da ondan bir bıkkınlık ve usanç duyunca, ya da onun hakkında kendisinden bir yanılgı sudur edince, o zaman kendisinde birikmiş halde duran onun bütün kusurlarını, kabahatlerini ortaya çıkarır.</p>
<p>O çirkinlikler kabahatler kendisinde gizli halde durmaktaydı ve onları kendi nefsinde, tetebbuunda biriktirmişti. Bu durumda, arkadaşını paylama sırasında ona herşeyi sayıp döker ve «Sen falan gün şöyle şöyle demedin mi? Falan gün şunu şunu yapmadın mı?» der. Sonra, içinde biriktirdiği şeyleri teker teker sayıp dökünce, ona şöyle der: «Bütün bunlar dinin azlığına ya da dinin yokluğunu delildir; ben sende bütün bunları görüvordum ve diyordum ki, umulur ki onun bunda bir gerekçesi (vech) vardır. O konuda Şeriatta senin için bir gerekçe yoktur.» Ve bu , doğru sözün ihtilafıdır. Sonra, kötü gördüğü.; gafil olduğu, üzerinde nefeslerini saydığı şeylerin hepsini duyurur. Bu kez arkadaşı ya da dostu ona en büyük düşmanlardan biri olarak görünür. Bütün bunların aslı, kötü huyları, kusurları ve ayıpları için kendi tetebbuundandır, ayrıca kendi nefsinde biriktirmiş olduğu birikimlerindendir. Bu ise kötü tabiata, asıl ve füru&#8217;unun alçaklığına bir delildir. Bu tür tutumlar dostlar arasında çok sık görülen şeylerdir. Bu konuda bir şiirde şöyle denilmektedir:</p>
<p>Düşmanından bir kez sakın,</p>
<p>Dostundan bin kez sakın!</p>
<p>Çünkü dostluğunuz bozulursa şayet bir gün,</p>
<p>Sana nasıl zarar vereceğini çok iyi bilir dostun!</p>
<p>İşte, bütün bunlar bir vebaldir. Bu sözler doğru bile olsa söyleyen üzerine tekrar döner gelir.</p>
<p><strong>4.</strong> Söz hastalıklarından biri de, insanların hallerini ve ne yaptıklarını sorup sual etmektir. Falan niçin geldi? Falar niçin gitti? gibi kendini ilgilendirmeyen şeyleri sormaktır. Ayrıca kendisinin evde olmadığı bir esnada, insanın ailesinin neler yaptığını araştırıp sorması, soruşturmasıdır. Bunun ilacı Allah&#8217;ın Resulü sallallahü aleyhi ve sellem&#8217;i davranışında taklit etmektir. Hz. Peygamber savaş dönüşünde, ailesini yanına geceleyin gelmemiştir. Geceleyin ansızın, haber vermeden ailelerinin yanına girmesinler diye, sahabelerini bundan sakındırmıştır, olur ya hoşlanmayacakları çirkin bir durumm görebilirler.</p>
<p>Gizli şeylerin örtülü, saklı kalması için bir yere girerken izin istemek de bu babdandır. Çünkü o, herkesin anlatmak istemediği bir şeyleri (hünât) olduğunu biliyordu. İnsan, yaptığı şeyler iyilik bile olsa, yaptığı herşeyin tamamının başkası tarafından bilinmesini istemez. Eğer bu soru soran kimse onunla ilgili bilgileri sormaya devam etse, soru sorulan kişiyi, istemediği şeyleri söylemeye veya yalana mecbur eder. Eğer konuşmazsa, devamlı soru soran kimse üzerinde bir diken etkisi bırakır. «Eğer onun benden gizlemiş olduğu şeyler konusunda, onun yerinde ben olsaydım, bunu ona sormazdım» der. Böylece ona beslemiş olduğu sevginin samimiyetinden bir şeyler eksilir. Eğer onun için kendi nefsinde bir töhmet hasıl olsa, o töhmet onu böyle bir fiile, böyle bir davranışa götürürdü. Ne şer&#8217;an ne aklen ne de görgü kurallarına göre bu, onun için uygun değildir. Bu, nadiren vuku bulan bir durumdur. Bu, ancak kalbi pis, dini zayıf, kötü ahlâklı kimselerde görülür. Nitekim, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: «Kişinin kendini ilgilendirmeyen şeyleri terketmesi, onun müslümanlığının güzeliğindendir» (Tirmizî, Zühd, 11; A. İ. Hanbel, 1/201)</p>
<p><strong>5.</strong> Söz hastalıklarından biri de insanın yaptığı iyiliği başa kakmasıdır. İyilik yaptığı şahsa iyiliğini başa kakma suretiyle söylemesidir. İyiliği başa kakma ise, bir eziyettir. Bunun ilacı şudur: Bu kötü durum insanın başına gelince, nimetleri veren Allah bunun karşılığını boşa çıkarır. Hiç kuşkusuz Allah Telala bu tür bir ameli iptal eder. Nitekim şöyle buyur­maktadır: «Ey iman edenler! Malını gösteriş için infak eden gerçekte Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanmayan kimseler gibi, başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle yaptığınız hayırlarınızı iptal etmeyin, boşa çıkarmayın» (Kur&#8217;an, Bakara, 2/264). İyiliği başa kakmaktan daha büyük bir eziyet var mıdır? Çünkü bu nefsî (ruhî) bir eziyettir. Bunun ilacı ise, insanın elinde bulunan imkanların, Allah&#8217;ın ilminde ne ise o şekilde kendisine bir nimet ola­rak verildiğini ve bu iyiliklerin, bu nimetlerin ancak bir ema­net olarak kendi elinde bulunduğunu, onların gerçek sahibini henüz tanımadığını idrak etmektedir. O nimetleri, işin aslında Allah&#8217;ın belirlediği kimselere vermek suretiyle elinden çıkardığı zaman, işte ancak o zaman, o emanetin gerçek sahibini tanımış olur. Emaneti ehline teslim etmiş olduğu içir Allah&#8217;a şükreder. Kim bu görüşle, bu düşünceyle iyilik yaparsa, ondan asla eziyet doğmaz.</p>
<p><strong>6.</strong> Söz hastalıklarından biri de aynı şekilde şudur: Bir insan kendi nefsinde tasarladığı bir işten dolayı çocuklarından; bazısına bir iyilik yapar ve aynı iyiliği diğer çocuklarına yapmaz. Birisi gelip de kendisine, iyilik yapmadığı çocuklarının, huzurunda, «Niçin aynı iyiliği bu çocuklara da yapmadın?” der. İşte, bu tür bir söz gerçekten fuzûli bir kelâmdır, lüzumsuz bir sözdür. Bu sözü, çocuğunun yanında söylemesi çok yersiz bir davranıştır, çünkü bu çocuğun nefsinde babasına karşı bir düşmanlık doğurur. Böyle bir davranış ancak cahil bir kimseden vaki olur. Çok lüzumsuz sözler sarfetmek şeytani sözler sarfetmektir. Böyle davranışlar vaki olduktan sonra, onların bir ilacı da yoktur; fakat vaki olmadan önce olursa, o zaman bunun ilacı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem&#8217;in sözündedir. O şöyle buyurmaktadır: «Kendini ilgilendirmeyen şeyleri terketmesi, kişinin İslâm&#8217;ının güzeliğindendir» (Tirmizî).</p>
<p><strong>7.</strong> Aynı şekilde, söz hastalıklarından biri de bir insanın «Ben doğruyu söylerim; bunu duyan kimseye zor gelecekmiş, buna hiç aldırmam, beni hiç ırgalamaz» demesidir. Peki fuzûli kelâma bakması ve lüzumsuz sözlerin alanlarıyla (mevatın) ilgilenmesi ona zor gelmez mi? «Ben falana doğruyu söyledim; bunu duymak ona zor geldi» der. Kendi nefsini temize çıkarır ve başkasını yaralar ve incitir; ayrıca Allah&#8217;ın şu sözünü unutur: «Onların kendi aralarında gizli gizli konuşmalarının (necvâhüm) çoğunda hayır yoktur» (Kur&#8217;an, Nisa, 4/114) Bu ayet bu hastalığın ilacıdır. Bunun da yerleri vardır, ayrıca özel bir sıfatı vardır.</p>
<p>Bu ise, bir kimseye gizlice sadaka vermesini bildiren sözler söylemektir, açıktan, herkesin içinde sadaka vermeyi değil. Çünkü açıktan sadaka vermek de o kimsenin farkına varmadığı bir hastalıktır, çünkü o zaman o sadakayı Allah&#8217;tan başkası için veriyor duruma düşer. «Onların , konuşmalarının çoğunda hayır yoktur, ancak sadaka vermeyi emreden kimseninki müstesna» (Kur&#8217;an, Nisa, 4/114). Evet, bu ayet bir ilaçtır. Daha sonra, Allah «ya da iyiliği emreden kimsenin sözü müstesna» (Kur&#8217;an, Nisa, 4/114) diye buyurdu. İyiliği emreden sözün de nerede, nasıl sarfedileceğini Allah bildirmiştir. Bu sözü söyleyen kişi, onu dinleyen hakkında bir fayda hasıl olmasını umar. Bunun anlamı budur, ya da iyiliği emreden söz (maruf) budur. Öyleyse, kim böyle yapmazsa, o kimse ilim sahibi olduğunu iddia etse bile cahildir. Daha sonra Allah &#8220;ya da insanların arasını düzeltmeyi isteyen kimsenin sözü müstesna&#8221; diye buyurmaktadır. Bu tarz bir konuşma yapan kimsee bilir ki, Allah&#8217;ın muradı insanlar arasında sevginin ve saygının oluşmasıdır. O kimse bu uğurda çalışır, gayret eder. Eğer konuşan kimse sözü yerinde kullanmazsa, o zaman ça­tışmaya, kızgınlığa, nefrete ve tepkiye neden olur. Bütün bunlardan sonra, Allah bu ayetin sonunda, konuşmayı yapan, sözü söyleyen kimse hakkında şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>“İşte kim bunu Allah&#8217;ın rızasını kazanmak amacıyla yaparsa, o zaman biz ona büyük bir ecir veririz » (Kur&#8217;an, Nisa, 4/114). Bu ancak, nelerin Allah&#8217;ı razı edeceğini, nelerin Allah&#8217;ı razı etmeyeceğini bilen kimselerin yapacağı bir iştir, ki bu da Allah&#8217;ın Kendi Kitabında ve Resulünün dilinde bildirdiği Şeriatın bilinmesiyle mümkündür. Dolayısıyla bir insan konuşmak iste­diği zaman, bu alanda her açıdan Allah&#8217;ın razı olacağı bir tarzda konuşup konuşmadığına bakar. Eğer konuşmasında, bir kimse hakkında bir açıdan kötü konuştuğunu görürse, konuşmasının tümü Allah katında gayri makbuldür, yani kabul görmez. Allah o konuşmadan razı olmaz. Çünkü O, parçalanmayı (tecezzi) da bölünmeyi (inkisam) de hoş görmez. Bu galat bir mevzudur, ilacı da söylediğimiz meşru amelleri yapmak ve Allah&#8217;ın nelerden razı olacağını iyi bilmektir.</p>
<p><strong>8.</strong> Aynı şekilde söz hastalıklarından biri de, geneli kapsamaksızın, devlet adamlarından (sultan) biri ya da bir başkası olabilir, muayyen bir şahıs üzerindeki bir kötülüğü (münker) iyilik olarak sunmaktır. Bunun ilacı, bu konudaki ölçüyü bilmektir ve kendi nefsinde her türlü kötülükten aklanmasıdır, çünkü şeriatın onu o şahıs üzerinde, kendi mezhebinde ve içtihadında bir kötülük olarak gördüğünü bilir, onu değiştirmez ve onu kendi dışındaki kimse nezdinde kötü ve kendi nezdinde mübah olarak değerlendirmez. Sonra, kendi nezdinde kötülük olan kimse, kendi üzerindeki bu kötülüğü değiştiren kimsenin kendi yanında tanınmış biri olup olmadığına bakar, tıpkı Hanefîler nezdinde, hurmadan elde edilen &#8220;hurma şarabı&#8221; (nebîz) gibi. Nezdinde hurma şarabı haram olan bir hanefî onu içerken ya da onunla abdest alırken bir kimseyi görse, özellikle onun haramlığına inanan bir kimse üzerinde bunu değiştirir ya da o kimse üzerinde bulunan kötülükten sayılır, işte, ölçü budur.</p>
<p><strong>9.</strong> Bu söz hastalıklarının ayrıntıları pek çoktur. Söz hastalıklarını ve ilaçlarını iki kategoride toplayabiliriz: Birincisi sükut etmek istediğin zaman konuşman; ve konuşmak istediğin zaman da susmandır; ikincisi ise,- sükut ettiğin zaman eğer Allah&#8217;a asi olacaksan, ancak o zaman konuşmandır; eğer böyle bir durum söz konusu değilse, o zaman bir kelâm etmekten kesinlikle sakınmalısın! Konuşmanı beğenip güzel bulduğun ve konuşmayı süsleyip püslediğin zaman konuşmaktan sakın, çünkü o anda konuşmak en büyük hastalıklardan biridir. Susmaktan başka bunun bir ilacı da yoktur; fakat gizli kalmış bir hususu açığa çıkarmak için şahitlik yapan insan, o başka; Ölçü (zabit) budur!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><span style="font-family: 'Comic Sans MS';"><span style="color: darkslategray;">İbn Arabi-Marifet ve Hikmet adlı kitaptan-İz yayıncılık</span></span></b></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ibn-arabiden-soz-hastaliklari-hakkinda/">İbn Arabi’den ‘Söz Hastalıkları’ Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ibn-arabiden-soz-hastaliklari-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
