<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anarşi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/anarsi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 Nov 2019 12:12:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Anarşi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cemil Meriç &#8211; Bir Facianın Hikayesi&#8217;nden Alıntılar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cemil-meric-bir-facianin-hikayesinden-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cemil-meric-bir-facianin-hikayesinden-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2019 14:29:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Anarşi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupalılaştırma nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma Çağı]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Facianın Hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[cemil meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalist ekonomi.]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdulhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Babil kulesinde yaşıyoruz Sombart’a göre. Avrupa insanı doğru yoldan uzaklaştı… Bir buçuk asırdır Avrupa’da ve Amerika’da olup bitenleri anlamak için Şeytan’ın gücüne inanmak lâzım. Gördüklerimizi Şeytan’ın işi diye vasıflandırmaktan başka çıkar yol yok. Mavera inancını yıktı Şeytan. İnsanları kibirlerinden yakaladı. Tanrı’dan ne farkımız var demeye başladılar. Ve Şeytan içimizde uyuklayan aşağılık insiyakları şahlandırdı : “Hırs, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cemil-meric-bir-facianin-hikayesinden-alintilar/">Cemil Meriç – Bir Facianın Hikayesi’nden Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/12091796.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-21346 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/12091796-212x300.jpg" alt="" width="212" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-22507 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n.jpg" alt="" width="418" height="418" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n.jpg 640w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/28765783_289726624891801_6382208474280886272_n-360x360.jpg 360w" sizes="(max-width: 418px) 100vw, 418px" /></a></p>
<p>Babil kulesinde yaşıyoruz Sombart’a göre. Avrupa insanı doğru yoldan uzaklaştı… Bir buçuk asırdır Avrupa’da ve Amerika’da olup bitenleri anlamak için Şeytan’ın gücüne inanmak lâzım. Gördüklerimizi Şeytan’ın işi diye vasıflandırmaktan başka çıkar yol yok. Mavera inancını yıktı Şeytan.</p>
<p>İnsanları kibirlerinden yakaladı. Tanrı’dan ne farkımız var demeye başladılar. Ve Şeytan içimizde uyuklayan aşağılık insiyakları şahlandırdı : “Hırs, tama’ı, altın aşkı.” Bu insiyakların doludizgin at koşturacakları bir iktisat düzeni ilham etti: Kapitalist ekonomi.</p>
<p>“Ve Şeytan, Âdemoğlu’nu yüksek bir tepeye çıkardı. Arzın bütün ihtişamını gösterdi ona. Bu ülkeler benim, dedi. Onları dilediğime bağışlayabilirim. Bana secde et, bu nimetlerin hepsi senin.”Âdem, İblis’e boyun eğmedi ama çağımızın insanları secde ettiler.Verdiği sözü tuttu Şeytan. “Dünyada uzun zaman yaşayacaksın” demişti insana. Üstelik eskisinden daha iyi yaşıyordu şimdi. Nüfustan daha hızlı artıyordu servet. Keşifler keşifleri, icadlar icadları kovaladı. Ufak tefek aksilikler de oluyordu şüphesiz. Meselâ medeni kavimler 1914’de, birbirini boğazlıyordu. Adam, bu belâ da sona erdi nihayet. Herkes işine gücüne döndü. Kulenin kuruluşu devam ediyordu.Neredeyse göklere varacaktı zirvesi. Sonsuz terakki, sonsuz refah.Birden yıldırım düştü kuleye.İşçiler kaçıştı. Mühendisler, temelleri yokladılar.</p>
<p>Bir de gördüler ki temeller hiç de sağlam değilmiş. Bina, geçen asırda, dünya ülkelerinin Avrupa devletlerine bağlılıkları dikkate alınarak kurulmuş.</p>
<hr />
<p>Kapitalist kazancın durmadan çoğalan fazlalıkları, yabancı ülkelere bazan borç, bazan teşebbüs biçiminde yatırıldı. Dünya milletleri iki zıd kutba ayrıldılar: Borç verenler, borçlular. Parayı dağıtan,milletlerarası sermayenin temsilcisi üç beş banka.<br />
Geçen asırda önemli sayılabilecek siyasî karışıklıklar yok. Fakat mutlu bir içtimaî düzen, temelinden yıkıldı. Baba ocağından kovuldu insanlar. Ya sokağa döküldüler, ya gecekondulara sığınmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Avrupa, geçen asrın başlarına kadar, hürmete şayan bir takım cemaatlerin kucağında yaşıyordu: Köy cemaatleri, aile toplulukları gibi. Bu cemaatler bir bir kayboldu. Köyler boşaldı, Şehir işçisini koruyan localar ortadan kalktı. Aile topluluğu çöktü, ev diye bir şey kalmadı. Kadınlar pazarda iş aramağa başladılar. Feminizm eskiden hayatını evinde kazanan kadınlara pazarlarda iş bulma davasıdır.</p>
<hr />
<p>Devlet, iktisadi çıkarların savunucusu. Hükümet şeklinin fazla önemi yok. Demokrasi dediğimiz, sınıflar arasındaki uzlaşmanın kanunileşmesi.Savaşın amacı da: Ya maddî çıkarları korumak yahut yeni kazançlar sağlamak. Düşman: Yoksul kalabalık. Kalabalığın her mel&#8217;ânete başvurması kabil, onun için dikkatle denetlenmesi şart.</p>
<p>Ortak bir şuur yok artık. Herkesin konuştuğu dil başka. Hırsızlarla dolu bir panayırdayız. Bezirgânlar mallarını sürmek için sesleri çıktığı kadar bağırıyorlar. Tam bir yaygara. Oysa medeniyet üslûp demektir.</p>
<hr />
<p>Ortaçağ’ın bir karanlık devri olduğu da bir masal. Rönesans’ta ortaya atılan bir kelime, modern çağın bütün programını hülasa eder:</p>
<p>Hümanizm&#8230; Her şeyi insan ölçüsüne irca etmek. Arzı fethetmek için arşdan vazgeçmek.</p>
<p>Hümanizm, çağdaş laisizmin ilk şekli. Zamanla hümanizm, insanın en aşağı insiyaklarını tatmin olarak anlaşılacaktır. Kali &#8211; Yuga&#8217;nın son demlerine gelmiş bulunuyoruz. İnsanlık bu badireden ancak bir alt üst oluşla kurtulabilir. İğtişaşın kaynağı: Batı. Oradan bütün dünyayı istilâ edeceğe benzer. Hind&#8217;in mukaddes kitapları söylemiş : “Kastların iç içe girdiği, ailenin yok olduğu bir devir” yaşıyoruz.</p>
<p>Eski dünyanın sona erişi, yeni bir dünyanın başlangıcı olacak.Bugün aslî cevherlerine sadık kalmış medeniyetlerle (Doğu medeniyetleri) aslî cevherlerinden uzaklaşmış yani sapıtmış medeniyetler (Batı medeniyeti) karşı karşıya. Dünyanın Doğu, Batı diye ayrılması doğru mu? Hiç olmazsa zamanımız için doğru. Avrupa ile Amerika’nın ortak bir medeniyetleri var. Doğu için mesele o kadar basit değil. Çünkü Doğu, birçok medeniyetlerin vatanı.</p>
<hr />
<p>Göz korkutmak başka, terörizm başka.</p>
<p>Korkutan, istekleri yerine gelmeyince sadece tehdit eder.<br />
Bazı kimselerden, para sızdırmak veya istediğini yapmaya zorlamak için korkutulur. Terörist tehdit etmez. Cana kıymak, yakıp yıkmak faaliyetinin bir parçasıdır.<br />
Yakayı ele verince de, yargılanırken, kendini kurtarmaktan çok doktrinini yaymaya çalışır.</p>
<hr />
<p>Aydınlıklar çağı felsefesinin ayırıcı vasfı: Dinin tenkididir, en geniş manâsıyla dinin. İnsanların başka insanlarla veya tabiatla olan bütün münasebetleri, o zamana kadar, dinî bir mahiyet taşıyordu.</p>
<p>XVIII. asırda felsefe ve olayların tabiî gelişmesi yüzünden bu münasebet laikleşti veya dindışına çıkarıldı.Durkheim, sosyalizmin kaynaklarını XVIII. asır düşüncesinde bulur. Sosyalizm, ona göre, iktisadi faaliyetleri toplumun yönetici ve şuurlu<br />
merkezlerine bağlamak ister. Böyle bir anlayışın ortaya çıkması için devletin mistik mahiyetinden ayrılması ve din dışı bir iktidar olarak telâkki edilmesi lâzımdır. “Toplum, insanların üstünde kanat çırpan mutlak bir varlık olarak görülmemeli idi ki, devlet -yozlaşmadan, haysiyetini kaybetmeden- insanlara yaklaşabilsin ve onların<br />
ihtiyaçları ile uğraşabilsin.”Ne var ki, dindışılaşmak devleti ferde yaklaştırmamış, ondan uzaklaştırmıştır. Evet, XVIII. asırdan itibaren devletle toplumun özü ferdinki ile aynı sayılmıştır.</p>
<p>Ama toplum da, devlet de, Tanrı’dan gelen yakınlığı, senlibenliği, beraberliği kaybetmişlerdir.Mümin Tanrısıyla gönül gönüledir. Yekpare bir varlık, mistik bir<br />
vücud olarak hissedilen dini topluluklarda ferd hiçbir şey değildir ve her şeydir.</p>
<hr />
<p>Toplum ilerledi. Şimdi kan yerine altın, işkence yerine rüşvet geçerlidir.</p>
<p>İnsanlık bu güne kadar iki çeşit medeniyet yaratmış, diyor Ferrero: şiddete dayanan medeniyet, hileye dayanan medeniyet. Şiddete dayanan medeniyette, hayat kavgası kaba kuvvetle; hileye dayanan medeniyetlerde ise, kurnazlık ve aldatmaca yolu ile yapılır. Şiddete dayanan medeniyette, siyasî iktidar ve servet, silâh elde fethedilir.</p>
<p>Milletler arasındaki ticarî rekabet ordular ve donanmalar vasıtasıyla çözümlenir, fertler arasındaki hukukî anlaşmazlıkların hal yolu da düellodur. Hileye dayanan medeniyetlerde ise, siyasî iktidar tabanca kurşunları ile değil para ile elde edilir.</p>
<p>Birincisi, ilkel toplulukların medeniyeti.</p>
<p>İkincisi, modern toplumların. Bazan aynı toplumun içinde bu zıd medeniyetleri canlandıran tipler bir aradadır.</p>
<p>Zamanımızda şiddet de geçerli, hile de. Şiddetten çok, hile.Umumiyetle yabancı ülkeler için şiddet, kendi ülkemiz için hile.Milletlerin tarihinde bu iki yol kesin olarak birbirinden ayrılabilir.Barbarlığın ayırıcı vasfı: şiddettir; medeniyetin: hile.</p>
<hr />
<p>Suç toplumun gölgesidir. İnsicamlı bir bütün değildir toplum. Onun için de her iki suç biçimi bir arada görülmektedir. Başka bir deyişle atavik suçlar da var, gelişmiş suçlar da. Bazı ferdler vücut ve ruh bakımından hastadırlar, hayat kavgasında şiddete başvururlar. Oysa medeniyet, cana kıyma, hırsızlık, ırza geçme gibi yöntemleri<br />
lüzumsuz hâle getirmiştir. Bu suçlar, geçen asırların yadigârı.</p>
<p>Gelişmiş suçlar ise, modern toplumun ürünü.</p>
<p>Toplulukların işlediği suçlar da ikiye ayrılabilir. Ayak takımının işlediği suçlar, yüksek sınıfların işlediği suçlar. Ayak takımı da,gelişmemiş ferdler gibi, şiddete başvurur: isyan, katil, dinamit.Yüksek sınıflar ise, beyinleri ile iş görürler: sahtekârlık ve hile.</p>
<hr />
<p>Zavallı şair&#8230; Bülbül hamûş, havz tehî, gülistan harab diye inliyordu. Ne bülbül kaldı, ne havz.</p>
<p>Toplum zıvanadan çıkmış. Cinayet cinayeti kovalıyor. Akıl susmuş ve mefhumlar cehennemî bir raks içinde tepinip duruyor. Sloganlar yönetiyor insanları. İdeolojiler yol gösteren birer harita değil, idrâke giydirilen deli gömlekleri. Aydın dilini yutmuş; namlular konuşuyor. Bir kıyametin arifesinde miyiz acaba? Dünyayı Şeytan mı yönetiyor? Düzeni büyücüler mi bozdu? Bu kördüğümü çözecek İskender nerede?<br />
Tarihlerin tanımadığı bir tahrip cinneti karşısındayız. Sosyal bir kuduz veya kanser. Bu sinsi, bu kancık, bu sürekli boğazlaşmaya anarşi demek hata. Anarşi saman alevi gibi yanıp söner. Her ülkede, her çağda, her düzende belirebilir: fitne, fesat, kargaşa. Anarşizm desek düpe düz münasebetsizlik. Anarşizm, bir dünya görüşüdür. Tutarlı bir felsefesi, gözüpek havarileri, ölümle alay eden kahramanları vardır.</p>
<p>Anarşizm, hürriyet aşkıdır; insanın asaletine ve yüceliğine inanıştır; tek kusuru hiçbir zaman gerçekleşmemiş ve gerçekleşemiyecek olması. Anarşizm Avrupa’nın rezil ve yalancı medeniyetini yokedip bahtiyar bir çağın yaratıcısı olmak hülyâsıdır. Nihilizm? Nihilizm, Anarşizm’in Çarlar Rusya&#8217;sında aldığı isim. Batı, bizim yaşadığımız faciaya şahit olmamış ama başlayacak diye tir tir titrediği bu felâketin adını koymuştur: Anomi. Anomi: şuursuzluk. Anomi, bütün değerlerin tepetaklak olması, çürüyüş, çöküş&#8230;</p>
<p>Aydının görevi: karanlıkları aydınlatmak. Yazık ki o da kasırganın içinde. Sokaklarda kardeşleri, çocukları boğazlaşırken soğukkanlılığını nasıl koruyabilir! Evet, ama görev görevdir. Önce kafalardaki keşmekeşi dağıtmağa; metafizik birer orospu olup çıkan kaypak, hain, aldatıcı mefhumlara ışık tutmağa çalışalım. Bu araştırma zifiri bir karanlıkta çakılan kibrit&#8230; Kuledeki nöbetçinin feryadı.</p>
<hr />
<p>Geçen asrın sonlarında bir Fransız hukukçusu şöyle yazıyordu:</p>
<p>“Bugün başrolde üç aktör var: parababası, politikacı, anarşist. Makinalaşan realite, gemi azıya alan üretim, politikacı ile iş adamını eritti; artık güçleri sadece görünüşte. Modern dünya belli bir insan tipi doğuruyor hep, Janus&#8217;a benzeyen bir insan: bir yüzü ile robot, bir yüzü ile manda! Reklâmın ve propagandanın biçimlendirdiği,Pavlov&#8217;un köpekleri gibi şartlı reflekslerle harekete geçen bu insan karşısında isyan ediyor anarşist.</p>
<p>Ve öfke ile haykırıyor çağdaşlarına: “Ol veya öl.” İnsan, hürriyetini bir an önce elde edemezse, baskının pençesinde uçuruma sürüklenecektir. 1888&#8217;de İspanyol anarşistleri,Valence&#8217;deki bir toplantıda şöyle diyorlardı: “Toplum boyun eğerse ne âlâ. Cana kıymamıza lüzum kalmaz. Karşı koymakta direnirlerse,şerrin ve rezaletin kökünü kazımak lâzım, ama hepimiz ölecekmişiz,ölelim.”</p>
<hr />
<p>Avrupa, Makyavel&#8217;den beri kasideler okur şiddete. Hristiyanıyla, maddecisiyle, sosyalistiyle bir sara nöbeti içindedir. Ama şiddet, tarihin hiçbir döneminde çağımızdaki kadar yüçeltilmemiştir. Sorel&#8217;in “Şiddet Üzerine Düşünceler”iyle başlayan bir isteri nöbeti, Batı’nın sözde irfanını bir cinayet kışkırtıcısı derekesine düşürdü.</p>
<p>Camus doğru söylüyor: “Maverayla göbek bağını koparmış bir dünyanın insanı ya intihar eder ya isyan.” Öldürmek, maddeci Batı’nın alın yazısı. Kendini ve daha da çok başkalarını öldürmek. İnsan insandan iğreniyor. Bir ana kucağı olan tabiat sonsuz bir mezbele. Şehirler, kan deryası. Büyücü çırağı, topraktan fışkırttığı ifrit tohumlarını tekrar yerin dibine sokmak için var gücüyle tedbir arıyor. Ne yazık ki şerrin kaynağına bir türlü inemedi. Biz de temelleri çatırdıyan bu yalancı, bu katil medeniyetin şuursuz bir taklitçisi olarak aynı ölüm karnavalına katılmış bulunuyoruz.</p>
<hr />
<p>İbsen, çoğunlukla azınlığın farklarını ne güzel anlatmış: “Çoğunluk hiçbir zaman haklı değildir, anlıyor musunuz? Hiç bir zaman. Çoğunluğun haklı olduğu düpedüz yalan. Çoğunluk dediğimiz kimseler zekâyı mı temsil ederler, hamakatı mı? Yüz kızartıcı ama dünyanın budalalarla dolu olduğu inkâr edilmez bir gerçek. Öyledir diye aptallar mı yönetecek zekileri? Evet, çoğunluk güçlüdür ama haklı olmak için güçlü olmak yeter mi? Haklı olan, her zaman azınlıktır. Halkın sesi hakkın sesi imiş&#8230; Palavra. Çoğunluğun dile getirdiği hakikatler ne menem hakikatler? Porsumuş, çürümüş hakikatler değil mi? Bir hakikat o kadar köhneleşince, yalanlaşır.</p>
<hr />
<p>Anarşi, anomi, terör.,. Hangi adla yâd edilirse edilsin, korkunç bir buhranın pençesindeyiz. Teceddüd illetinden doğan bir buhran. Bin yıllık bir medeniyet parça parça yıkılır, toplum hayatına yön veren inançlar yok edilirken, şuursuz bir intelijansiya sevinç çığlıkları atıyordu. Ama zelzelenin yaptığı ve yapacağı tahribatı bütün dehşetiyle sezen ve mezar kazıcılara “Ne yapıyorsunuz?” diye haykıran vicdanlar da yok değildi. Mustafa Sungur&#8217;un kitabı (Anarşi, Sebeb ve Çareleri, 1978), Bediüzzaman’ın bu korkunç felaketi önlemek için nasıl yarım asır çalıştığını anlatıyor. İktidar, kulaklarına pamuk tıkamayıp Nurslu Münzevi’nin ihtarları üzerinde düşünmek zahmetine katlansaydı. Ülkenin akıbeti bu kadar hazîn olmazdı belki.</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;a göre, “dini terk edip İslâmiyet seciyesinden çıkan bir Müslim, dalâlet-i mutlaka’ya düşer, anarşist olur”. “Ruhunda kemâlata medar hiç bir halet kalmaz, vicdanı tefessüh eder, hayât-ı içtimaiye için bir zehir olur”.</p>
<p>“Laubaliler iyi bilsinler ki dinsizlikle kendilerini hiç bir ecnebiye sevdiremezler. Zira mesleksizliklerini göstermiş olurlar.” Müslüman başka bir dine giremez. Ne Hıristiyan olabilir, ne Yahudi, ne de Bolşevik. “Çünkü bir İsevî Müslüman olsa, İsa aleyhisselâmı daha ziyade sever. Bir Musevî Müslüman olsa, Musa aleyhisselâmı daha ziyade sever. Fakat bir Müslüman Muhammed aleyhissalatü vesselamın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiç bir dine giremez, anarşist olur.”</p>
<hr />
<p>Avrupalılaştırma nedir? Avrupa&#8217;ya has içtimaî bütünlerin (sistem) Asya, Amerika, Afrika kültür ve medeniyetlerini istila etmesi. Bu içtimaî sistemlerin vasıfları da şunlar: Siyasî bakımdan demokrasi düzeni, iktisadî bakımdan ferdiyetçi kapitalizm ve rekabet, sanayide el tezgâhının yerine fabrika ve dökümhane. Terbiye alanında Avrupa dışındaki kıtaları Avrupa ilimlerini elde ederek maddî hatta manevî kazançlar sağlayacaklarına inandırmak, misyonerlerin Kitab-ı Mukaddes’i, tüccarın malları, idarecinin iyi niyetleri aracılığıyla, kabile geleneklerini yıkmak ve israfı önlemek.</p>
<p>Avrupalılaştırmanın Asya üzerindeki etkisi, gerek tarihi gerek sonuçları bakımından Amerikalara ve Afrika’ya etkisinden çok farklı olmuştur, olmaktadır, olacaktır. Bir kelimeyle Avrupa’nın başlıca davası Asya’nın direncini kırmak, onu kendine benzetmek ve gönlüne göre istismar etmektir.</p>
<p>Afrika’nın kabile kültür ve medeniyetleri şimdiden Avrupa’nın baskısı altındadır ve eninde sonunda Avrupa ferdiyetçiliğinin ve sanayiinin taarruzuyla yok edilecektir; Asya&#8217;da batı medeniyetinin ferdiyetçilik, sanayileşme, hamleleri yani ticarî zihniyeti ve kapitalizmi ile İslâmiyet’in veya Budizm’in kolektivizmi, komünizmi, militarizmi ve mistisizmi arasında her zaman medd-ü cezir vardır. Amerikan yerlileriyle Afrika zencilerinin, Arapların, Berberilerin iki şıktan birini seçmesi gerekiyordu: Avrupalılaşmak veya yok olmak. Asya hiç bir zaman böyle bir mecburiyetle karşı karşıya gelmemiştir. İki kıta arasındaki hâkimiyet savaşı tarih öncesine kadar uzanır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Oysa Abdülhamid katiyen zalim değildi. Adına ve hatırasına eklenen “Kızıl Sultan” lâkabı tarihin en büyük yalanı. Boğdurulup yok edilen devrimci talebeler masalı yalan, çuvallara dikilip Boğaz&#8217;ın sularına atılan saraylı kadınlar hikâyesi yalan! Tam tersine&#8230; Abdülhamid şiddetten nefret ederdi. Tahammül edemezdi kan akmasına, maddî eza duyardı. Nefret ederdi darağacından. Affetme salahiyetini her vesileyle kullanırdı. Hatta suiistimal ederdi. Nizamî muhakeme tarafından verilen idam hükümlerinin hemen hepsi otomatik olarak sürgüne tahvil edilirdi.</p>
<p>Siyasî hasımlarına karşı başlıca silahı sürgündü. Ustaca derecelendirilmiş bir sürgün: Yemen veya Fizan&#8217;da gözaltında bulundurulmaktan tutunda Payitaht’tan az veya çok uzak vilayet veya kazalarda valilik veya kaymakamlığa kadar. Sürgüne yollanılan maaş alır, iaşe ve ibatesi temin edilir ve da</p>
<p>ima Payitaht’a dönmek ümidini muhafaza ederdi. Çok defa efendi olarak gidilir, bey olarak dönülür, paşa olarak dönülürdü. Belki bu da bir hesaba dayanıyordu. Abdülhamid&#8217;in ayırıcı vasfı trimetrik (düzenleyici) olmaktır, kombinezonlara bayılır, kesin çözümlemelerden hoşlanmaz. Hiçbir bağlılığı önceden reddetmez, sönmez bir kin tutuşturmak istemez.</p>
<p>Şiarı: korksunlar ama nefret etmesinler. Bir kelimeyle faydacı ve şüpheci. Ne var ki, bu vasıflarının altında hakşinas ve âdil bir hükümdar saklıdır. Tebaalarının -siyasî olması da- medenî haklarına saygılı herkesin mülkiyet hukukuna riayetkâr bir padişah. Uzun süren saltanatı boyunca, makamından faydalanarak meşru olmayan bir kazanç elde etmeğe kalkıştığı veya birinin rızası hilafına ve kanunî bir tazminat ödemeden malını gasp ettiği görülmemiştir. Demek ki, munsif ve âdil oluşunu sadece hesaba ve sadece politikaya atfetmek doğru olmaz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>(Sultan Abdulhamid)1882’den tahttan indiriliş tarihi olan 1908&#8217;e kadar gecen 26 sene zarfında ülke nice siyasi buhranlara, hudud eyaletlerinde ayaklanmalara, bir çok kısmı seferberliklere, bir gerçek savaşa şahid olmuşken, borçlar cüz&#8217;i bir artış kaydetmiş, 130 milyondan 150 milyona çıkmıştır.</p>
<p>İdarenin illallah dedirten sonu gelmez mali güçlükleri düşünülürse, sadece yabancı ipoteği biraz daha ağırlaştırmamak için daima elinin altında bulunan bir kaynaktan faydalanmayı reddeden, aleyhinde o kadar atılmış-tutulmuş bir padişahın gösterdiği hamiyeti takdir etmemek mümkün değildir. Bundan, büyük bir feragat, bundan yüce bir vatanperverlik düşünülebilir mi? Padişah, kişi olarak da kendini kıt kanaat yaşamaya mahkûm etti. Saltanatı boyunca tek pahalı, tek debdebeli saray kurulmadı.</p>
<p>Boğaziçi&#8217;nin bütün ihtişamlı saraylarını selefleri inşa ettiler. Abdülhamid bunlara, bina olarak, Yıldız çevresinde bir kaç boyalı baraka ile deniz kenarında bir kac köşk ilave etti, o kadar. Bu köşkleri kızları ve damatları için yaptırıyordu. Oysa zaman-ı saltanatında gerek İstanbul’da gerekse taşrada adını taşıyan nice hastaneler, nice mektepler inşa edildi.</p>
<hr />
<p>Abdülhamid, gerek merkezdeki gerek eyaletlerdeki idare cihazını ıslah etmek için, Avrupa ilimlerine sürtünmüş, Avrupa metodlarını uygulayacak ehliyette tebaalar yetiştirecek mekteplere ihtiyacı olduğunu bilmektedir. Ama okuyanlar Halife’ye karşı sadakatlerini de muhafaza etmeliydiler. Bunun için mekteplerde İslam akaidi de telkin edilmeli yani dini ibadetler unutulmamalıdır&#8230; Abdülhamid idarede teokrasinin dış şekillerini muhafaza etmeğe çalışır.</p>
<p>Polisin görevi dinin emirlerine riayet edilmesini sağlamak. Ama bu meselenin halli de, yukarda bahsettiğimiz mali meselelerin halli gibi, hemen hemen imkansız. Memur ve zabit çevrelerinde, intelijansiyaya Tanzimat’ın başlarından beri öylesine bir şüphecilik, öylesine bir kayıtsızlık gelişmiştir ki padişahın derpiş ettiği tedbirler ciddi bir netice sağlayamamaktadır.</p>
<p>Abdülhamid&#8217;in büyük meblağlar harcayarak ayakta tuttuğu mekteplerden çıkanlar, niçin saklamalı büyük çoğunluk bu mektepleri ayakta tutan ve çok defa bizzat kuran hükümdara düşmandırlar.</p>
<p>Şunu da unutmamalıyız, bu nesil İttihad ve Terakki’nin parlamentoda çevireceği dolapları nasıl bilebilirdi. Onun için Mithad&#8217;ın Anayasası’na inanıyordu, o anayasa ki melun eller tarafından daha tomurcukken boğulmamış olsa altın meyveler verecekti. İntelijansiya nesli için Meşrutiyet bir devayı küldür, Anayasa, bütün güçlükleri yok edecek, bütün tehlikeleri aştıracak bir tılsım.</p>
<hr />
<p>Yabancı neşriyat yaydığı haberlerle, Şark Meselesi üzerine döktürdüğü makalelerle (bu makaleler hemen hemen daima aleyhimizdeydi) padişahı küçük düşürüyor. Türk okuyucuları nezdinde itibarını zedeliyordu. Sonunda hükümdarın memur ve zabitleri, efendilerini, Avrupa efkârı umumiyesinin düşmanca gözleriyle görmeğe başladılar. Padişah 1883’de ihdas edilen sansürle yerli basının ağzını sıkı sıkıya kapamıştı.</p>
<p>Şimdi bu tedbir kendi aleyhine dönüyordu. Abdülhamid sessizliğe aşıktı, gürültü,patırdıdan, nümayişten nefret ederdi, adeta marazî bir nefret. Ama dışardan gelen bozguncu sesleri de susturamıyordu.</p>
<p>Oysa insiyakî nefretini dizginlemesi lazımdı. Davasını müdafaa etmek, Avrupa&#8217;nın ithamlarında ne kadar haksız, iddialarında ne kadar mesnetsiz olduğunu ispat etmek (bu onun için gayet kolaydı) ülkesinin çıkarlarını korumak amacıyla nasıl didindiğini, ne cansiperane gayretler harcadığını göstermek için kendi basının sütunlarından faydalanabilirdi.</p>
<p>İNTELİJANSİYANIN KAYGISI</p>
<p>Bir bedbinlik havası esiyordu ülkede. Padişah, düşmanlarının yarattığı bu havayı maâkul bir nikbinliğe çevirmeğe, gönül ve kafaya seslenen delillerle temellendirilmiş bir güven havasıyla yok etmeye çalışmalıydı. Heyhat&#8230;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cemil-meric-bir-facianin-hikayesinden-alintilar/">Cemil Meriç – Bir Facianın Hikayesi’nden Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cemil-meric-bir-facianin-hikayesinden-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hoşgörü</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hosgoru/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hosgoru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2015 15:42:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Anarşi]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[Huzur]]></category>
		<category><![CDATA[Miilet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5648</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;Olgun ve medenî insanların en değerli zihnî karakteri, hoşgö­rüdür. Hoşgörü, başkalarının görüş ve düşüncelerini, dinî, siyasî her türlü inançlarını saygı ile karşılamaktır. Başkaları bizden başka türlü düşünebilirler, bize gülünç görünen örflere bağlanabilirler, bizim küçük gördüğümüz değerleri yaşatabilirler. Bizim insanlık görevimiz, bunların hepsini saygı ile karşılamaktır. Hoşgörüye sahip olmayışın doğurduğu hamlığa taassup adı verilir. Taassup, düşüncenin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hosgoru/">Hoşgörü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Olgun ve medenî insanların en değerli zihnî karakteri, hoşgö­rüdür. Hoşgörü, başkalarının görüş ve düşüncelerini, dinî, siyasî her türlü inançlarını saygı ile karşılamaktır. Başkaları bizden başka türlü düşünebilirler, bize gülünç görünen örflere bağlanabilirler, bizim küçük gördüğümüz değerleri yaşatabilirler. Bizim insanlık görevimiz, bunların hepsini saygı ile karşılamaktır. Hoşgörüye sahip olmayışın doğurduğu hamlığa taassup adı verilir. Taassup, düşüncenin her alanında hakikatla hürriyetin düşmanıdır, fikirler dünyasında yapılan zulümdür.</p>
<p>Tarihimizde hoşgörünün örnekleri çoktur. İleri bir şeklini Fatih Sultan Mehmet’te buluyoruz. Fatih, İstanbul’u aldıktan sonra, Bizans halkına birçok imtiyazlar tanıdı. Onlardan bazı vergileri kaldırdı. Tam serbestlik bağışladı. Hatta isterlerse bir caminin duvarına bitişik kilise yaptırabileceklerini bildirdi. Onun bu davranışı, Rumları kendisine bağladı ve milletimizi bu şehrin gerçek ve ebedî sahibi yaptı.</p>
<p>Gerçek vatandaş olmanın ilk şartı, kanunlara saygı duymak­tır. Kanun, milletin iradesinden doğmadır. Onu çiğnemek, millet fertlerinin insan olan varlığına saygısızlıktır. Böyle davranışlar karşısında millet vicdanının ceza halinde tepkide bulunmasını beklemek lâzımdır. Ceza, millet vicdanına saygının eseridir; hiçbir zaman başkasına acı duyurma gibi bir şey veya bir zulüm sayılmamalıdır. Fertlerle zümrelerin menfaatleri için verilen cezalarıngelişigüzel affedilmesi ise, cezayı veren millet şahsiyetinin hiçe sayılmasıdır, ona karşı yapılmış saygısızlıktır.</p>
<p>Bir okulun veya herhangi bir kurumun kendinde yaşattığı düzeni koruma kuvvetine disiplin denir. Disiplinsiz ne bir okul, ne bir ordu, ne de herhangi bir kurum yaşayamaz. Düzen bozulunca işler aksar. Bu halin ilerlemesi ise mutlaka yıkımdır. Disiplin bir kurumu yaşatan ruhsal bir güçtür. Ona saygı duyulmalıdır.</p>
<p>Her yerde toplum düzenini bozan davranışa anarşi derler. Anarşi, ahlâkın tam karşısındadır.</p>
<p>Hangi dinden olursa olsun, bir cemaatin ibadet haline saygı  duyulur. İbadeti güçleştiren ve ona huzursuzluk getiren hallerden  kaçınmak, saygılı olmaktır.</p>
<p>Bir devlet adamının, bir memurun makamına saygı duymak, o yerin millet iradesiyle ona verildiğini ve orada millet iradesinin yaşatildiğini tanımak demektir.</p>
<p>Toplum içinde başkalarının huzur ve istirahatına saygı duymak lâzımdır. Söz açmak için, konuşan iki kişinin sözünü bitirmesini beklemek veya radyosunu başkalarını rahatsız edecek kadar bağırtmamak, her halde başka insanları rahatsız etmemek, saygılı olmaktır. Yolda yanımızda yürüyenleri, taşıt araçlarındaki yolcu­ları rahatsız etmemeye çalışmalıyız. Millet varlığına karşı duyul­ması gerekli saygının belgelerinden biri yollardır. Vatandaşla hakkında saygının tam şuurlandığı ülkelerde şehirlerin sokaklar evlerden daha mükemmel, daha güzel ve daha temiz olur..Çünkü onlar milletindir, evler ise fertlerindir. Fertlerin millet varlığı yollara evlerinden daha çok önem ve değer vermele<span style="font-size: 13.3333330154419px; line-height: 20px;">rini </span>gerektirir.Bir başka belge de o milletin parasıdır. Devlet ve <sup> </sup>milletine saygı duymasını bilen, bu şuura ermiş milletler, paralarını temiz tutarlar.Onu kirli,paçavralar haline koymazlar. Yollar ve paralar,bir milletin ahlak kültüründe ulaşabildiği hizayı gösteren yanıltmaz şahitlerdir.</p>
<p>İnsan, sözleriyle davranışlarında başkalarına karşı nazik olmalıdır. Nezaket, medenî ve olgun insanın karakteridir. Yapma­cık değil de samimi yani inanılmış olduğu zaman, insan karşısın­da duyulan saygının eseridir. İnsanın büyüklüğüne inanmaktan doğar. Kaba olanlar, insanı bir bedenden ibaret gören, ruh varlı­ğından bilgisi olmayanlardır. Kabalık insanı adım adım hayvan­lara yaklaştırır, insan olduğundan bile şüpheye düşürür. Bu hale gelince onda hiç sevgi kalmamış demektir.</p>
<p>Hep birbirimize karşı nazik davranmakla sevgimiz artar, ruhumuz kuvvetlenir ve yaşamak güzelleşir. Bütün bunlar, haya­tın bizce yaşanmaya değerli olduğuna inandıran şeylerdir.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Nurettin Topçu-Ahlak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hosgoru/">Hoşgörü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hosgoru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İman Şuurunun Hükmetmediği Cemiyette Anarşi ve Vahşet Doğar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/iman-suurunun-hukmetmedigi-cemiyette-anarsi-ve-vahset-dogar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/iman-suurunun-hukmetmedigi-cemiyette-anarsi-ve-vahset-dogar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2015 14:22:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[İman Şuurunun Hükmetmediği Cemiyette Anarşi ve Vahşet Doğar]]></category>
		<category><![CDATA[Anarşi]]></category>
		<category><![CDATA[bediüzzaman said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9380</guid>

					<description><![CDATA[<p>.. Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse; güzel ahlâkın esasları olan ihlas, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlahî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zahirî asayiş ve insaniyet altında, anarşistlik ve vahşet manaları hükmeder; o hayat-ı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iman-suurunun-hukmetmedigi-cemiyette-anarsi-ve-vahset-dogar/">İman Şuurunun Hükmetmediği Cemiyette Anarşi ve Vahşet Doğar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="goog-inline-block dummy-container">
<div id="___plusone_0"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/09/514609__ocean-storm_p.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-9381" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/09/514609__ocean-storm_p.jpg" alt="İman Şuurunun Hükmetmediği Cemiyette Anarşi ve Vahşet Doğar" width="406" height="246" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/09/514609__ocean-storm_p.jpg 970w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/09/514609__ocean-storm_p-600x364.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/09/514609__ocean-storm_p-300x182.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/09/514609__ocean-storm_p-768x466.jpg 768w" sizes="(max-width: 406px) 100vw, 406px" /></a></div>
</div>
<div class="post-header"></div>
<div id="post-body-9001040943860413079" class="post-body entry-content">
<div dir="ltr">
<div class="separator"></div>
<div>.. Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse; güzel ahlâkın esasları olan ihlas, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlahî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zahirî asayiş ve insaniyet altında, anarşistlik ve vahşet manaları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylazlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamağa başlarlar.</div>
<div></div>
<div>Buna kıyasen, memleket dahi bir hanedir ve vatan dahi bir millî ailenin hanesidir. Eğer iman-ı âhiret bu geniş hanelerde hükmetse, birden samimî hürmet ve ciddî merhamet ve rüşvetsiz muhabbet ve muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret ve riyasız ihsan ve fazilet ve enaniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar.<br />
<a name="more"></a>Çocuklara der: &#8220;Cennet var, haylazlığı bırak.&#8221; Kur&#8217;an dersiyle temkin verir. Gençlere der: &#8220;Cehennem var, sarhoşluğu bırak.&#8221; Aklı başlarına getirir. Zalime der: &#8220;Şiddetli azab var, tokat yiyeceksin.&#8221; Adalete başını eğdirir. İhtiyarlara der: &#8220;Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden çok yüksek ve daimî bir uhrevî saadet ve taze, bâki bir gençlik seni bekliyorlar. Onları kazanmağa çalış.&#8221; Ağlamasını gülmeye çevirir. Bunlara kıyasen cüz&#8217;î ve küllî herbir taifede hüsn-ü tesirini gösterir, ışıklandırır. Nev&#8217;-i beşerin hayat-ı içtimaiyesiyle alâkadar olan içtimaiyyun ve ahlâkiyyunların kulakları çınlasın! İşte iman-ı âhiretin binler faidelerinden işaret ettiğimiz beş-altı nümunelerine sairleri kıyas edilse kat&#8217;î anlaşılır ki; iki cihanın ve iki hayatın medar-ı saadeti yalnız imandır. (Şualar &#8211; Onbirinci Şua &#8211; Sekizinci Mes&#8217;elenin Bir Hülâsası)</div>
<div></div>
<div></div>
<div>.. Ey arkadaş! Bütün lezzetler imanda olduğu gibi, bütün elemler de dalalettedir. Bunun izahı ise; bir şahıs, kudret-i ezeliye tarafından, adem zulümatından şu korkunç dünya sahrasına atılırken gözünü açar, bakar. Bir lütuf beklediği zaman, birdenbire düşmanlar gibi hastalıklar, elemler, belalar hücum etmeye başlarlar. Bir meded, bir yardım için müsterhimane tabiata ve anasıra baktığı vakit, kasavet-i kalble, merhametsizlikle karşılaşır. Ecram-ı semaviyeden istimdad etmek üzere başını havaya kaldırır. O ecram, atom bombaları gibi dehşetli ve heybetli halleriyle gözüne görünür. Hemen gözünü yumar, başını eğer, düşünmeye başlar. Bakar ki, hayatî hacetleri bağırıp çağırmaya başlarlar. Bütün bütün tevahhuş ederek hemen kulaklarını tıkar, vicdanına iltica eder; bakar ki: Vicdanı, binler âmâl (emeller) ve emanî ile dolu gürültülerinden cinnet getirecek bir hale gelir. Acaba hiçbir cihetten hiçbir teselli çaresini bulamayan o zavallı şahıs, mebde ile meadi, Sâni&#8217; ile haşri itikad etmezse, onun o vaziyetinden Cehennem daha serin olmaz mı?</div>
<div></div>
<div>Evet o bîçare havf ve heybetten, acz ve ra&#8217;şetten, vahşet ve gönül darlığından, yetimlikle me&#8217;yusiyetten mürekkeb bir vaziyet içinde olup kudretine bakar, kudreti âciz ve nâkıs.. hacetlerine bakar, def&#8217;edilecek bir durumda değildir. Çağırıp yardım istese, yardımına gelen yok. Herşeyi düşman, herşeyi garib görür. Dünyaya geldiğine bin defa nedamet eder, lanet okur. Fakat o şahsın sırat-ı müstakime girmekle kalbi ve ruhu nur-u imanla ışıklanırsa, o zulmetli evvelki vaziyeti nuranî bir halete inkılab eder. Şöyle ki:</div>
<div></div>
<div>O şahıs, hücum eden belaları, musibetleri gördüğü zaman, Cenab-ı Hakk&#8217;a istinad eder, müsterih olur. Yine o şahıs, ebede kadar uzanıp giden emellerini, istidadlarını düşündüğü zaman, saadet-i ebediyeyi tasavvur eder. O saadet-i ebediyenin mâ-ül hayatından bir yudum içer, kalbindeki emellerini teskin eder. Yine o şahıs, başını kaldırıp semaya ve etrafa bakar; herşeyle ünsiyet peyda eder. Yine o şahıs, semadaki ecrama bakar; hareketlerinden dehşet değil, ünsiyet ve emniyet peyda eder.. ve onların o hareketlerini, ibret ve hayretle tefekkür eder. Yine o şahıs, ecram-ı ulviye ile öyle bir kesb-i muarefe eder ki, hangi bir cirme bakarsa baksın, o cirmlerden: &#8220;Ey arkadaş! Bizden tevahhuş etme! Hareketlerimizden korkma! Hepimiz bir Hâlık&#8217;ın memurlarıyız&#8221; diye, me&#8217;nus ve emniyet verici sesleri kalben işitmeye başlar.</div>
<div></div>
<div>Hülâsa: O şahıs, evvelki vaziyetinde, vicdanındaki o dehşetli ve vahşetli ve korkunç âlâm-ı şedideden kurtulmak için teselliler ile hissini ibtal ve sarhoşlukla o halleri unutmak ister. İkinci haletinde ise, ruhunda yüksek lezzetleri ve saadetleri hisseder; kalbini ikaz, vicdanını tahrik edip ruhunu ihsas ettikçe, o saadetler ziyadeleşir ve ona manevî Cennetlerin kapıları açılır. (İşarat-ül İ&#8217;caz)</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iman-suurunun-hukmetmedigi-cemiyette-anarsi-ve-vahset-dogar/">İman Şuurunun Hükmetmediği Cemiyette Anarşi ve Vahşet Doğar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/iman-suurunun-hukmetmedigi-cemiyette-anarsi-ve-vahset-dogar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddet Avrupa&#8217;nın Tanrısı !</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/siddet-avrupanin-tanrisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/siddet-avrupanin-tanrisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Dec 2012 11:42:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Anarşi]]></category>
		<category><![CDATA[anomi]]></category>
		<category><![CDATA[Şiddet Avrupa'nın Tanrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cemil meriç]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=124</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa, Makyavel&#8217;den beri kasideler okur şiddete. Hristiyanıyla, maddecisiyle, sosyalistiyle bir sara nöbeti içindedir. Ama  şiddet, tarihin hiçbir döneminde çağımızdaki kadar yüceltilmemiştir. Sorel&#8217;in &#8220;Şiddet Üzerine Düşünceler&#8221;iyle başlayan bir isteri nöbeti, Batı&#8217;nın sözde irfanını bir cinayet kışkırtıcısı derekesine düşürdü. Camus doğru söylüyor: &#8220;Maverayla göbek bağını koparmış bir dünyanın insanı ya intihar eder ya isyan.&#8221; Öldürmek, maddeci Batı&#8217;nın alın yazısı. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/siddet-avrupanin-tanrisi/">Şiddet Avrupa’nın Tanrısı !</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/demokrasi-ve-islamiyet-cemil-meric/attachment/10/" rel="attachment wp-att-127"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-127" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2012/12/10.jpg" alt="" width="240" height="180" /></a></p>
<p>Avrupa, Makyavel&#8217;den beri kasideler okur şiddete. Hristiyanıyla, maddecisiyle, sosyalistiyle bir sara nöbeti içindedir. Ama  şiddet, tarihin hiçbir döneminde çağımızdaki kadar yüceltilmemiştir. Sorel&#8217;in &#8220;Şiddet Üzerine Düşünceler&#8221;iyle başlayan bir isteri nöbeti, Batı&#8217;nın sözde irfanını bir cinayet kışkırtıcısı derekesine düşürdü. Camus doğru söylüyor: &#8220;Maverayla göbek bağını koparmış bir dünyanın insanı ya intihar eder ya isyan.&#8221; Öldürmek, maddeci Batı&#8217;nın alın yazısı.</p>
<p>Kendini ve daha da çok başkalarını öldürmek. İnsan insandan iğreniyor. Bir ana kucağı olan tabiat sonsuz bir mezbele.  Şehirler, kan deryası.</p>
<p>Büyücü çırağı, topraktan fışkırttığı ifrit tohumlarını tekrar yerin dibine sokmak için var gücüyle tedbir arıyor. Ne yazık ki şerrin kaynağına bir türlü inemedi. Biz de temelleri çatırdayan bu yalancı, bu katil medeniyetin şuursuz bir taklitçisi olarak aynı ölüm karnavalına katılmış bulunuyoruz.</p>
<p>Batı&#8217;dan ayrıldığımız tek taraf: Şuursuzluk.</p>
<p>Çılgınlığımıza &#8220;bilimsel&#8221; bir yafta yapıştırdık: Anarşizm. Oysa bu kör doğuşunun hiçbir izm&#8217;le uzak yakın münasebeti yoktur. Maâşerî bir kuduz, bir kendi kendini tahrip cinneti. Avrupa kendi yarattığı ifritleri tepelemek için elinden geleni yapıyor. Evliya‐ı umur (iş başındakiler) Batının bu gayretlerinden topyekûn habersiz.</p>
<p>Tekerlemelerle avunmağa çalışıyoruz. Oysa bu büyük yangını  şairane lakırdılarla söndürmeğe yeltenmek fikrî sefaletimizin hazin bir hücceti, hazin ve lüzumsuz. Önümde bir kitap duruyor: 1975&#8217;de Londra&#8217;da basılmış.  Adı: Şehir Terörizmi.  Yazan: Anthony Burton.</p>
<p>Aydın denen devekuşları, niçin bu ikaz edici neşriyata eğilmezler?</p>
<p>Devlet‐i Aliye&#8217;ye gelince&#8230; Nizama perestiş eden ceddimiz için nizamı tahribe yönelen her davranış  çılgınlıktı. Sultan faniydi, saltanat ebedî. Gerçi isyan ve iğtişaş (karışıklık) insanlık tarihinin kaçınılmaz afetleri. Ama Osmanlı&#8217;da hiçbir ayaklanmanın hedefi devleti yok etmek değildir.</p>
<p>Anarşi, anomi, terör.,.</p>
<p>Hangi adla yâd edilirse edilsin, korkunç bir buhranın pençesindeyiz.   Teceddüd illetinden doğan bir buhran.   Bin yıllık bir medeniyet parça parça yıkılır, toplum hayatına yön veren inançlar yok edilirken, şuursuz bir intelijansiya sevinç çığlıkları atıyordu. Ama zelzelenin yaptığı ve yapacağı tahribatı bütün dehşetiyle sezen ve mezar kazıcılara &#8220;Ne yapıyorsunuz?&#8221; diye haykıran vicdanlar da yok değildi.</p>
<p>Mustafa Sungur&#8217;un kitabı (Anarşi, Sebeb ve Çareleri, 1978), Bediüzzaman&#8217;ın bu korkunç felaketi önlemek için nasıl yarım asır çalıştığını anlatıyor. İktidar, kulaklarına pamuk tıkamayıp Nurslu Münzevi&#8217;nin ihtarları üzerinde düşünmek zahmetine katlansaydı. Ülkenin akıbeti bu kadar hazîn olmazdı belki.</p>
<p>BEDİÜZZAMAN&#8217;A GÖRE,</p>
<p>&#8220;dini terk edip  İslâmiyet seciyesinden çıkan bir Müslim, dalâlet‐i mutlaka&#8217;ya düşer, anarşist olur&#8221;.</p>
<p>&#8220;Ruhunda kemâlata medar hiç bir halet kalmaz, vicdanı tefessüh eder, hayât‐ı içtimaiye için bir zehir olur&#8221;.</p>
<p>&#8220;Laubaliler iyi bilsinler ki dinsizlikle kendilerini hiç bir ecnebiye sevdiremezler. Zira mesleksizliklerini göstermiş olurlar.&#8221;</p>
<p>Müslüman başka bir dine giremez. Ne Hıristiyan olabilir, ne Yahudi, ne de Bolşevik.</p>
<p>&#8220;Çünkü, bir İsevi, Müslüman olsa, İsâ Aleyhisselâmı daha ziyade sever. Bir Mûsevî, Müslüman olsa, Mûsâ Aleyhisselâmı daha ziyade sever. Fakat bir Müslüman, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine girmez, anarşist olur.&#8221;</p>
<p>Cemil Meriç</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/siddet-avrupanin-tanrisi/">Şiddet Avrupa’nın Tanrısı !</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/siddet-avrupanin-tanrisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
