<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ahmet Murat | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ahmet-murat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 11 Nov 2019 07:12:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Ahmet Murat | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Geceniz Mübarek Olsun</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cuma-geceniz-mubarek-olsun/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cuma-geceniz-mubarek-olsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 07:12:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Murat]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Geceniz Mübarek Olsun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23446</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilcümle Sartre’lara ve de Camus’lerin alayına karşı biz okur-yazar Müslümanları Cuma geceleri savunmuş gibi geliyor şimdilerde. Cuma dediysek, Perşembe aslında. Ya da bizim bugün Perşembe gecesi diye adlandırdığımız ve fakat “Müslüman Saati” hesabına göre Cuma gecesi olan Perşembe. Müslüman gününün, akşamla birlikte bittiğini babalarımız bilirdi. Yatsıyla birlikte de ertesi günün gecesi başlamış olurdu. Bu sebeple [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cuma-geceniz-mubarek-olsun/">Cuma Geceniz Mübarek Olsun</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/555x370-cuma-gunu-nasil-ibadet-etmeliyiz-cuma-gunu-ve-gecesinde-okunacak-dualar-nelerdir-cuma-namazindan-sonra-hangi-sureler-okunur-1549012519221.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-23463 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/555x370-cuma-gunu-nasil-ibadet-etmeliyiz-cuma-gunu-ve-gecesinde-okunacak-dualar-nelerdir-cuma-namazindan-sonra-hangi-sureler-okunur-1549012519221-300x200.jpg" alt="" width="317" height="211" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/555x370-cuma-gunu-nasil-ibadet-etmeliyiz-cuma-gunu-ve-gecesinde-okunacak-dualar-nelerdir-cuma-namazindan-sonra-hangi-sureler-okunur-1549012519221-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/555x370-cuma-gunu-nasil-ibadet-etmeliyiz-cuma-gunu-ve-gecesinde-okunacak-dualar-nelerdir-cuma-namazindan-sonra-hangi-sureler-okunur-1549012519221-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/555x370-cuma-gunu-nasil-ibadet-etmeliyiz-cuma-gunu-ve-gecesinde-okunacak-dualar-nelerdir-cuma-namazindan-sonra-hangi-sureler-okunur-1549012519221-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/555x370-cuma-gunu-nasil-ibadet-etmeliyiz-cuma-gunu-ve-gecesinde-okunacak-dualar-nelerdir-cuma-namazindan-sonra-hangi-sureler-okunur-1549012519221-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/555x370-cuma-gunu-nasil-ibadet-etmeliyiz-cuma-gunu-ve-gecesinde-okunacak-dualar-nelerdir-cuma-namazindan-sonra-hangi-sureler-okunur-1549012519221-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/555x370-cuma-gunu-nasil-ibadet-etmeliyiz-cuma-gunu-ve-gecesinde-okunacak-dualar-nelerdir-cuma-namazindan-sonra-hangi-sureler-okunur-1549012519221-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/555x370-cuma-gunu-nasil-ibadet-etmeliyiz-cuma-gunu-ve-gecesinde-okunacak-dualar-nelerdir-cuma-namazindan-sonra-hangi-sureler-okunur-1549012519221-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/555x370-cuma-gunu-nasil-ibadet-etmeliyiz-cuma-gunu-ve-gecesinde-okunacak-dualar-nelerdir-cuma-namazindan-sonra-hangi-sureler-okunur-1549012519221.jpg 555w" sizes="(max-width: 317px) 100vw, 317px" /></a></p>
<p>Bilcümle Sartre’lara ve de Camus’lerin alayına karşı biz okur-yazar Müslümanları Cuma geceleri savunmuş gibi geliyor şimdilerde. Cuma dediysek, Perşembe aslında. Ya da bizim bugün Perşembe gecesi diye adlandırdığımız ve fakat “Müslüman Saati” hesabına göre Cuma gecesi olan Perşembe.</p>
<p>Müslüman gününün, akşamla birlikte bittiğini babalarımız bilirdi. Yatsıyla birlikte de ertesi günün gecesi başlamış olurdu. Bu sebeple Perşembe gecelerine Cuma geceleri derlerdi. Bu Perşembeler Cumalara dahildi. Bu sebeple, yani tam da Cuma geceleri olmaları hasebiyle, haklı bir özenle karşılanırlar, ev düzenini eni konu bir değişikliğe zorlarlardı.</p>
<p>Cuma gecelerini evvela, okunan salâlar ilan ederdi. Yatsı ezanlarının önüne düşen, sabâ ya da dilkeşhaveran makamlarında minarelerden uçurulan, boca edildikleri Müslüman sokağını çağlaya çağlaya yıkayan onlardı. Ev ödevlerini yapmış mıyız, bakılmaz; ertesi sabah erkenden okul yolcusu muyuz, umursanmaz evlerdi: Babalar ve oğullar camiye giderlerdi.</p>
<p>Mahalle baskısı demişti ya vakti zamanında sosyolog. Hakikaten herkesin, Allah başımızdan eksik etmesin dediği bir mahalle baskısı vardı. Cuma gecesi camiye gitmeyen merak edilir ve bu merak hissettirilirdi. Bir oğlan yetişmeye başladıysa, babasının yanında o da camiye beklenirdi. Bir yetişkin erkek olmak, camiyle, cemaatle alakalı olmayı gerekli kılardı.</p>
<p>Biz çocukların, son safta ya da üst katta hallice yekun tutacak bir sayıya ulaştığımızı hatırlıyorum. Cami genellikle Cuma gecelerinde dolar, Cuma namazlarındakine benzeyen bir izdihama ulaşırdı. Bu sebeple bir tören yapılacaksa bunun için en uygun vakit Cuma gecesiydi. Rahmetli babanız için okutacağınız Mevlid, bitirdiğiniz hatmin duasının yapılması ya da Hadis ezberleme yarışmasının finali için -ki mahalle çocukları olarak böyle bir yarışmaya katılmış, kürsüden ezberlediğimiz kırk kadar hadis-i şerifi cemaate okumuştuk- en uygun vakit Cuma geceleriydi.</p>
<p>Yatsı namazından sonra tecdid-i iman (imanın yenilenmesi) ve tecdid-i nikah duaları okunurdu: “Diyelim bütün günahlarımıza estağfirullah…” diye başlayıp, “Tevbe ya Rabbi, tevbe ya Rabbi, tevbe ya Rabbi! Eğer elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan ve sair azalarımdan bilerek veya bilmeyerek kelime, küfür, şirk, isyan, hata sadır olduysa, ben onların cümlesine tevbe ettim, pişman oldum, bir daha işlememeye azmü cezmü kast eyledim” diye devam eden ve cemaatin mırıl mırıl katıldığı bu tevbe seremonisinin, bugün büyük oranda terk edildiğini görüyoruz. Sebep?</p>
<p>Diyeceğim, Cuma geceleri, Müslüman haftası biterken, bitip de haftanın en önemli gününe dönerken, bunun Müslüman hanelerde hissedilmesini sağlayan düzenlemelere sahneydi. Cuma namazı modern insanın dünyasında, mesai ve toplantı aralığına sıkışmış olmasına rağmen, işleri “aksatan” bir uyumsuz olarak görülüyorsa, bunun sebeplerinden biri de onu gecesinden itibaren savunmayı terk edişimiz. Cuma namazının vaktini, yani o on beş dakikalık aralığı kurtarmakla Cuma gününü kurtarmış olmayız. Cuma namazına gitmeyi mümkün kılan gerekli mesai düzenlemelerini yapmak gerekir ama yetmez. Önemli olan, kanuni düzenlemelerin alakadar olmadıkları ama Müslüman hayatının, hanesinin, sokağının ürettiği savunma sanatlarını korumaktır. Cuma gününü savunmayı veya ihya etmeyi, Cuma namazının o kısacık vaktine teslim etmek yerine, onu gecesinden, salâsından, seremonisinden, çocuğundan başlayarak karşılamak gerekir. Evin içinde mayalanmayan bir İslam’ı, meydanlarda, camilerde tutmuş görmeyi beklemek beyhudedir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) sünnetine karşı yapılan modernist terbiyesizliklerin temel siyaseti, sıradan Müslümanın sade dünyasında ona yol gösteren seremonik  “uygulamalar”ın (mesela konumuz örneğinde salânın ya da tecdid-i iman duasının) tasfiyesini içeriyor. Bu uygulamalar, sünnet-i seniyyede kökleşmiş, ondan uç veren uygulamalardır. Ve en önemlisi, modernist aklın kurgulayamadığı biçimde, hayat kadar gerçek, hayat kadar inandırıcıdırlar.</p>
<p>Bu “popüler”, bu “halk tipi” uygulamaların ne denli hayati olduklarını bir de şöyle anlatmayı deneyelim: Bayramlarımızı okullarda ve takvimlerde dini ve milli diye ikiye ayırırlar. Cuma da müminin bayramıdır. Peki soralım o zaman: Dini bayramı mı, milli bayramı mı?</p>
<p>El cevap: Sabâ makamı kadar milli, salâ kadar dini.</p>
<p>Ahmet Murat &#8211; Kuşlarla Sohbetin Şartları,S.123,126</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cuma-geceniz-mubarek-olsun/">Cuma Geceniz Mübarek Olsun</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cuma-geceniz-mubarek-olsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Bereket Versin</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allah-bereket-versin/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allah-bereket-versin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 07:08:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Murat]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Bereket Versin]]></category>
		<category><![CDATA[Bereket]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23444</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Allah bereket versin” sözü, esnaf görgüsünde ilk öğrenilecek şeylerden biridir. Esnaf, paracığını harcayan müşteriyi teselli etmeyi behemehal öğrenmeli, onun, harcadığı parayla usulünce vedalaşmasını, aklının o parada kalmamasını sağlamalıdır. Bereket sözcüğünde, kapitalist aklın almayacağı bir şey bulunur. Bereket sayesinde az çoktur, uzak yakındır. İki kişinin doyduğuyla üç kişi doyabilir. Az söz, çok etki doğurabilir. Bu o [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-bereket-versin/">Allah Bereket Versin</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/bereket.jpg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-23461 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/bereket-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/bereket-300x225.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/bereket-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/bereket.jpg 545w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>“Allah bereket versin” sözü, esnaf görgüsünde ilk öğrenilecek şeylerden biridir. Esnaf, paracığını harcayan müşteriyi teselli etmeyi behemehal öğrenmeli, onun, harcadığı parayla usulünce vedalaşmasını, aklının o parada kalmamasını sağlamalıdır.</p>
<p>Bereket sözcüğünde, kapitalist aklın almayacağı bir şey bulunur. Bereket sayesinde az çoktur, uzak yakındır. İki kişinin doyduğuyla üç kişi doyabilir. Az söz, çok etki doğurabilir. Bu o kadar hayati bir beklentidir ki, kudemanın dilinde “bereketin kaçması”, yaşanılası zamanlarda olmadığımızın ifşası anlamına gelir.</p>
<p>Bugün, Müslüman elinin işlediğinde, Müslüman aklının düşündüğünde, Müslüman bileğinin eylediğinde bu bereketin bulunup bulunmadığını sormaya hakkımız vardır. İmam-hatip liselerini sayıca çoğaltmak bereket göstergesi midir mesela? Sayıca daha çok başörtülü öğrenciye ya da mesela bürokrata sahip olmak, bereketli bir dönem geçirdiğimizin mi göstergesidir acaba? Daha fazla finans kurumu, daha çok muhafazakar kolej, daha sık katıldığımız fuarlar bereket mi demektir? Yoksa bütün bu sayısal artışlar, başımıza ördüğümüz bazı çorapları gizleyen sınavlarımıza mı dönüşmekte? Sormalıyız.</p>
<p>Şu dünya hayatında vazifemiz, her türden eylem için geçerli olmak üzere, daha çoğunu yapmak, daha fazlasına sahip olmak, daha görünür, daha güçlü vs olmak değildir. Dünyaya gelme gerekçemize muvafık olarak yaşamak ve efendice çekip gitmektir. Yakın geçmişte yaşadığımız bir dinî örgüt badiresinin sebeplerinden bir kısmı da, bu işe bulaşmış olanların bu “daha çok, daha büyük, daha güçlü olma” arzularından kaynaklanıyordu.</p>
<p>Bunu şöyle de ifade edebiliriz: Bir Müslüman, Allah’ın yardımını ve vermesi beklenen bereketi hesaba katmadan, sadece ya da ağırlıklı olarak kendi gücü ve müktesebatına dayanarak yine Allah rızası için bir iş yapamaz. Yaptığı işi Allah rızası için yaptığını var sayabilir ama Müslümanca eylemenin temellerini atan tevekkülün ve teslimiyetin reddi üzerine bina edilmesi sebebiyle aslında o iş daha temelden yamuktur. Kestirmeden söyleyelim, bereketsizdir.</p>
<p>Çünkü bereket, Cenab-ı Hakkın azımızı çok etmesi, zaafımızı güç kılmasıdır. Allah bizden her halükarda o işleri değil, aynı işleri kabul edeceği şekilde yapmamızı istiyor.  Yani aynı “İslami” işleri, nasıl olursa olsun yapmak değil, onun istediği gibi yapmakla sorumluyuz.</p>
<p>“Onun istediği gibi” kısmında dikkatimizi yöneltmemiz gereken şeylerden biri dış-fıkhi şartların yerine getirilmesiyse, diğeri o işe ve eyleme eşlik eden kalbin fıkhının gözetilmesidir. Gerekli fetvaların alınması sayesinde tamamen “İslami” görünen, dış şartlar bakımından bütünüyle “mücahitçe” sayılan, süper dini, ultra hizmet bir iş, içinde iddia, benlik, gösteriş, nefs tatmini gibi bir dizi çürük sebebiyle dini ve İslami olma katına çıkamayacaktır. Bereketin başladığı ve bittiği yer burasıdır.</p>
<p>Mesela bir vakıfta ya da dernekte, müntesipler birbirleriyle bazı mansıplar için rekabet ediyorlarsa, “hayırda yarışmak” çok yanlış anlaşılmış demektir. Dışarıdan bakıldığında orada baştan ayağı dini-İslami faaliyetler gerçekleştiriliyor gibi görünebilir ama bu faaliyetlerin etkisi, nüfuz kabiliyeti, ruha işleme gücü yani kısacası bereketi olmayacaktır.</p>
<p>Muhtelif türden siyasi eylemlerde bulunmak, çeşitli ideolojik faaliyetler yapmak, yer yer dini vecibelerin yerine getirilmesi duygusunun yerine geçebiliyor. Oysa geçmemeli. İslamcı olmak, namazda, abdestte, niyette, edepte temellenen bir şeydir. Bunlar yitirildiğinde, bir üçüncü dünya ideolojisiyle baş başa kalınır.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (sav), “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır. Münafığınsa ameli niyetinden hayırlıdır” buyuruyor. Müminin niyeti, yani kalbinin hali, amelini/faaliyetini/eylemini aşacak bir seviyede bulunur. Bu kalp hali, onun yaptığı şeyleri onarır, gediklerini kapatır ve böylece ona bir bereket katar.</p>
<p>Mümin, göründüğünden fazlasıdır.</p>
<p>Münafığınsa yapıp ettiklerine kalbi eşlik edemez. Süslü amel, içindeki niyet bozukluğu sebebiyle sapır sapır dökülür, bir manevi etkiye erişemez.</p>
<p>Bu sebeple münafık göründüğünden azıdır.</p>
<p>Ahmet Murat &#8211; Kuşlarla Sohbetin Şartları,syf.91,93</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-bereket-versin/">Allah Bereket Versin</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allah-bereket-versin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anlamlı Tedirginlik</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/anlamli-tedirginlik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/anlamli-tedirginlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 07:06:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Murat]]></category>
		<category><![CDATA[Anlamlı Tedirginlik]]></category>
		<category><![CDATA[gurbet]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mineraller ve taşlar seyahat etmez. Bitkiler kökleriyle toprağa sabitlenmiştir. E hayvanlar göç eder ama bildik bir yerden, yine bildik başka bir yere giderler ya da bilinçli bir seyahat diyemeyeceğimiz yer değiştirmeler yaparlar. Buna mukabil, sadece insandır ki, gider, terk eder, bir yeri bilinçli olarak ve geri dönülmeyecek biçimde arkada bırakabilir. Bunları Jean-Luc Nancy’den, şu filozof [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/anlamli-tedirginlik/">Anlamlı Tedirginlik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5.jpg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-23459 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-600x399.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5-768x511.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/etkili_manzara5.jpg 852w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Mineraller ve taşlar seyahat etmez. Bitkiler kökleriyle toprağa sabitlenmiştir. E hayvanlar göç eder ama bildik bir yerden, yine bildik başka bir yere giderler ya da bilinçli bir seyahat diyemeyeceğimiz yer değiştirmeler yaparlar. Buna mukabil, sadece insandır ki, gider, terk eder, bir yeri bilinçli olarak ve geri dönülmeyecek biçimde arkada bırakabilir. Bunları Jean-Luc Nancy’den, şu filozof Fransızdan özetledim.</p>
<p>Gitmenin sadece insana özgü bir girişim ve deneyim olması anlamlıdır. Bu tespit, insanın fiziki ve yerküresel zorunluluklar karşısında cesur, beşeri kısıtlamalar karşısında ümitli olmasına yol açabilir. Ama gitmenin, yolculuk yapmanın, iç-dış bakışımlılığı içinde düşünülerek, sadece dışta bir gitme ve seyahat değil, aynı zamanda içte bir seyahat olarak düşünülmesi biz müminler için daha da anlamlıdır. İrfan ehlinin, iç dünya ile dış dünya arasında inşa ettiği bakışımlılığı esas alarak diyebiliriz ki, insan cinsinin dışarıda seyahat edebiliyor olmasının anlamı, iç dünyada seyahat edebiliyor olmasıdır. İnsanoğlu, dış dünyada terk edebilme becerisiyle donatılmışsa, bu aynı zamanda onun iç dünyasında da terk edebilme becerisi gösterebileceği, hatta göstermesi gerektiği anlamına gelir. Çünkü bu bakışımlılık ilkesine göre, dış iç’in modelidir ve dışın imkanları iç’in imkanlarına işaret eder.</p>
<p>Şöyle de diyebiliriz: Taşlar yer değiştirmezler. Bu onların özsel olarak değişmedikleri anlamına da gelir. Bu sebeple, kalbin sertliğine işaret eden taş kalpli olmak, değişim kabul etmemek demektir. Yani bir halden diğer hale, bir duyuştan diğer duyuşa gitmemek, tepkisiz kalmak. Oysa gitmek, bir yeri terk etmek, bir yeri kastederek yürümek, yolcuyu değiştirir. Çünkü gitmek, yolcuyu kalkış ve varış noktaları arasında böler. Belki böler değil de genleştirir demeliyiz. Yolcu, terk ettiği yerden getirdikleri ve vardığı yerde buldukları arasında, birini diğerine bütünüyle tercih edemeden, ikisini birden kendisinde buluşturacak şekilde genleşir. Yolcuda hem terk ettiği yerin izleri kalmıştır, hem de vardığı yerin henüz bıraktığı izler oluşmuştur. Bu bölünmüşlük, yolcuda bir seyrelmeye, içsel bir gevşemeye yol açar. Gurbet hissi, bu seyrelmenin ve gevşemenin gözlemlenmesidir. Gurbetteki kimse, yani garip, iki nokta arasında iç’i seyrelmiş olandır. Bu seyrelme, onun içinin nefes almasına, duygularının bağlarının gevşemesine, duyuşunun canlanmasına yol açacaktır. Katı, sık dokunmuş ve geçirgen olmayan bir iç, nefes alamayan bir iç demektir aynı zamanda.</p>
<p>Dünyanın bir gurbet olduğunu bize hadis-i şerifler haber veriyor. Bu haber, dünyayı bir gurbet gibi duyumsamamız gerektiği anlamına geliyor. Yani biz müminler, hakiki yurdumuzla geçici menzilimiz arasında, değindiğimiz anlamda bir bölünmüşlüğün yarattığı bir seyrelme ve genleşme yaşarız. İki yurdun birden izleri bizde birikir. Bu ikisinden birini bütünüyle tercih etmek yerine, ikisinin birden bizde yuvalanmasına ve bizi seyrelten, genleştiren, genişleten bir etkiye sahip olmalarına izin veririz. Bu bizi bir keşiş ya da bir hedonist olmaktan, yani iki noktadan birinde katılaşmaktan alıkoyar.</p>
<p>Çünkü gurbet, katılaşmanın dayattığı kısıtlamaları aşan bir genleşme vadeder. Bu genleşme aynı zamanda bir tedirginlik doğurur. Ve elbette dünyanın bir gurbet olarak kabulünün yolu, dünyada tedirgin olmaktan geçer.</p>
<p>Tedirgin, ilginç bir kelime. Didir/titir (huzursuz olmak, kararsız olmak) kökünden geliyor. Titiz ile de akraba. Tedirgin böylece titizlenen, huzursuz olan, yerini yadırgayan, hatta giderek titreyen (donuk olmayan; titrediği için katılaşmamış olan) anlamlarına geliyor.</p>
<p>Tedirginliğin mekanı olarak gurbet, bizim hem titizlenmemize, hem huzursuzluğumuza, hem titrememize yol açar. Gurbetin tekinsizliği, bizi muhtemel tehditler ve bilinmezlik karşısında titiz ve uyanık kılar. Uyku nasıl bir katılaşma haliyse, uyanıklık da o oranda bir seyrelme ve genleşme halidir. Uyku halinde büzüşür, bu sebeple duyarlığımızı yitiririz. Oysa uyanıklık bizi titrek (mesela bir mum alevi gibi, <em>tüten</em> bir duman gibi, bir ruh gibi, bir nefes gibi) ve seyyal kılar.</p>
<p>Seyyal demekle yeniden hareket etme ve gitmenin alanına girmiş oluyoruz. İnsan cinsi gitmek zorundadır. Bu dünyadan gider; bir duyuştan diğerine, bir halden ötekine, bir anlamdan berikine gider. Gitmeyi bıraktığı anda, gurbet fikrini kaybetmiş olur. Böylece donuklaşır ve katılaştıran uykuya (yani uy-manın, uy-um sağlamanın ve böylece tedirginliği yitirmenin vasatına) mahkum olur.</p>
<p>İnsanın hakiki seyahati iç dünyasındaki seyahat. Dış dünyada hiç gurbete düşmemiş olsak bile, dünyanın bir gurbet olarak anlaşılmasını biz bu iç seyahat deneyimine yaklaştıkça anlarız. İç seyahat deneyimi, bize dışarıda tecrübe etmediğimiz gurbetin bir yankısını verir. Tıpkı dış seyahatin de iç seyahatin bir yankısını verdiği gibi. Böylece nerede olursak olalım, fiziki bir gurbet yaşayalım ya da yaşamayalım, dünyanın bizim için nasıl gurbet olabildiğini, bu yankı sayesinde anlarız.</p>
<p>“Seyahat edin, sıhhat bulun” hadis-i şerifini de bu çerçevede düşünebiliriz.</p>
<p>Ahmet Murat &#8211; Kuşlarla Sohbetin Şartları,syf.59,62</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/anlamli-tedirginlik/">Anlamlı Tedirginlik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/anlamli-tedirginlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayat ve Provası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hayat-ve-provasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hayat-ve-provasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 07:03:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Murat]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat ve Provası]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23440</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu hayatı, bir test sürüşü gibi yaşıyoruz. Beğenirsek alacağız, beğenmezsek kalacak. Henüz bizimmiş gibi sahiplenmiş değiliz onu. Bedelini ödeyerek, onunla artık dönüşü olmayan bir ilişkiye girdiğimizi düşünmüyoruz. Belki de vaz geçeriz gibi duruyor. Belki de diğer dükkanda daha iyisini buluruz. Aklımız, tanımadığımız, başka ve daha güzel bir hayatta. Hayatı deniyoruz. Ama hayatı hayatta deniyoruz. Bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayat-ve-provasi/">Hayat ve Provası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/1381616_1387740561459785_153031382_n.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22558 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/1381616_1387740561459785_153031382_n.jpg" alt="" width="340" height="238" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/1381616_1387740561459785_153031382_n.jpg 900w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/1381616_1387740561459785_153031382_n-600x420.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/1381616_1387740561459785_153031382_n-300x210.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/1381616_1387740561459785_153031382_n-768x538.jpg 768w" sizes="(max-width: 340px) 100vw, 340px" /></a></p>
<p>Bu hayatı, bir test sürüşü gibi yaşıyoruz. Beğenirsek alacağız, beğenmezsek kalacak. Henüz bizimmiş gibi sahiplenmiş değiliz onu. Bedelini ödeyerek, onunla artık dönüşü olmayan bir ilişkiye girdiğimizi düşünmüyoruz. Belki de vaz geçeriz gibi duruyor. Belki de diğer dükkanda daha iyisini buluruz. Aklımız, tanımadığımız, başka ve daha güzel bir hayatta.</p>
<p>Hayatı deniyoruz. Ama hayatı hayatta deniyoruz. Bu fena. Çünkü hayat, bizim onu denediğimizi değil, yaşadığımızı biliyor. Bu yüzden, denk düşürünce, hayat bağışlamıyor.</p>
<p>Bizim durumumuz biraz şöyle: Kendisiyle ustalaşmak için bize bir hayat verilmiş gibi rahatız. Bu hayatı hovardaca kullanabiliriz. Zengin kocası, şoförlüğü öğrensin diye karısına ucuzundan bir araba almış. O da bunu sağa sola vurma korkusu yaşamadan gönlünce sürüyor. Bu arabayla acemiliğini atacak ve asıl arabasına kavuşacak. Gibiyiz.</p>
<p>Bu hayatın, şu yarım yamalak, orasından burasından dökülen hayatın, hakikaten hayat olduğuna ikna olmuş değiliz. Hayat nedense bizim önümüzde edebiyat ve felsefede durduğu gibi durmuyor. Görkemi, uğultusu, fısıltısı, sırrı yok. Anlat deseler, kekeme birkaç cümlenin, özet geçilebilir bir konusu gibi. Ama okuduklarımız? Ama içimizde yuvalanmış yokluğu? Bu yüzden, bunu, hakiki bir hayatın bir tür deneme sürümü gibi görüyoruz.</p>
<p>Hayatı test sürüşü gibi yaşamak, onu yaşamaya henüz karar vermemiş olmak demek. Oysa bu bizim kuruntumuz. Bu hayat çoktan bizim oldu bile. Bu hayatı başka bir hayatın provası gibi sürdürmek en temel yanılgımız.</p>
<p>Öteki dünya ve cennet ideali, bu dünyayı önemsizleştiren şeyler değil. Aksine bu dünyayı bir anda ciddileştiren, hayatileştiren şeyler. Böyle söyleyince ilginç oldu ama evet, hayatı hayatileştiriyorlar. Bu dünya hayatı, öteki dünya hayatının bir provası ya da simülasyonu değil. Pilotlar uçuş eğitimlerini birebir kokpite benzeyen bir simülatörün içinde alırlar. Uçağın kalkışından inişine kadar, uçuşun bütün aşamaları bu simülatörün içinde gerçek gibidir. Çeşitli hava şartları yaratılır, muhtelif pist şartları oluşturulur ve pilot bütün bu zorlukları deneyimler. Birebir uçuştaymış gibi ciddiye alınır her şey. Ama “gibi” olduğunu herkes bilir. Nitekim ölümcül bir hata yapıldığında ölünmeyecektir. O uçak düşebilen bir uçak değildir. Bütün bu tıpatıplık içinde yapılan eğitim, gerçek bir uçağa binildiğinde işe yarayacaktır. Ama bu hayat bir simülatör değil. Bu hayatta ölümü sadece bir kez tecrübe edebiliriz.</p>
<p>Peki tevbe? Bu bizde bu hayatın bir prova gibi olduğu duygusunu yaratan bir şey değil mi? Bir hata yaparsın, pişmanlık duyarsın, tevbe edersin ve bağışlanırsın. Aslında tevbe, bu hayatın bir prova olmaktan ziyade, bütünüyle hakiki olduğunu bize duyurmak için vardır. Tevbe bir hatayı işaretlemek, onu önemsemek, onu telafi etmektir. Lalettayin bir geri vites, her uzandığımızda hazır bulduğumuz bir silgi değildir. Hiç değildir. Sıkça yaptığımız hatalar için aynı tevbeleri her zaman yerinde hazır bulacağımızı düşünüyorsak yanılıyoruz. Çünkü tevbeleri de hayati görmemek, bir süre sonra tevbeden mahrumiyetle cezalandırılmayı doğurabilir. Velilerden birinin şu sözü buna işaret sayılmalı: “Sen günahını gözünde büyüttükçe o Hak katında küçülür; sen ibadetini gözünde küçülttükçe o Hak katında büyür.” Tevbe bize, işlenen hatayı yeniden işleme fırsatı vermek için değil, onu gözümüzde büyütmek ve yeniden işlememek içindir.</p>
<p>Vaktin çocuğu, gelecekteki bir vaktin çocuğu olmak değil, içinde bulunulan vaktin çocuğu olmaktır. O anda, orada bulunmaktır. O anda, içinde bulunduğumuz vakte teyellenmiş olan ölümü görebilmektir. Ve evet, hayatı bir prova, bir simülasyon, bir test sürüşü olmaktan çıkartan ona teyellenmiş olan ölümü görmektir.</p>
<p>Hayatın kurgusu bizi yanıltıyor olabilir. Çocukken genç olmayı, gençken işleri yoluna koymuş bir yetişkin olmayı hayal ediyoruz. Yetişkinler sırayla çocuk, torun ve emeklilik hayal ediyor. Emekliler uzun yaşamayı, uzun yaşayanlar belki ölümsüzlüğü. Böylece içinden geçip gittiğimiz vakitlerle tanışamadan, o vakitleri, ilerideki muhayyel başka vakitler için feda ederek ilerliyoruz. Yaşadığımız hayat, hayali bir hayat kadar dikkatimizi çekmiyor.</p>
<p>Ahmet Murat &#8211; Kuşlarla Sohbetin Şartları,syf.55,57</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayat-ve-provasi/">Hayat ve Provası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hayat-ve-provasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıyamet kopuyor elinde fidan var ve sen</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-kopuyor-elinde-fidan-var-ve-sen/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-kopuyor-elinde-fidan-var-ve-sen/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 07:01:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Murat]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya İşleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet kopuyor elinde fidan var ve sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23438</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sokrates’in, kendisini öldürecek olan baldıran zehri hazırlanırken flütle yeni bir ezgi öğrenmeye çalıştığı söylenir. “Ne işe yarayacak ki bu?” diye ümitsizce sorarlar. “Yeni bir ezgi öğrenmeye.” der filozof. Filmin ilk beş dakikasında kahramanımız mutlu, başarılı, gürbüz bir beyaz yakalıdır. Küçük, kesik öksürükler, tatsız kırmızı lekeler, yolunda gitmeyen uykular derken, soğukkanlı doğrucu tabip gerçeği söyleyiverir: “Üç [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-kopuyor-elinde-fidan-var-ve-sen/">Kıyamet kopuyor elinde fidan var ve sen</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/hayat-2017-değişim-yılı.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-23456 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/hayat-2017-değişim-yılı-300x150.jpg" alt="" width="414" height="207" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/hayat-2017-değişim-yılı-300x150.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/hayat-2017-değişim-yılı-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/hayat-2017-değişim-yılı.jpg 646w" sizes="(max-width: 414px) 100vw, 414px" /></a></p>
<p>Sokrates’in, kendisini öldürecek olan baldıran zehri hazırlanırken flütle yeni bir ezgi öğrenmeye çalıştığı söylenir. “Ne işe yarayacak ki bu?” diye ümitsizce sorarlar. “Yeni bir ezgi öğrenmeye.” der filozof.</p>
<p>Filmin ilk beş dakikasında kahramanımız mutlu, başarılı, gürbüz bir beyaz yakalıdır. Küçük, kesik öksürükler, tatsız kırmızı lekeler, yolunda gitmeyen uykular derken, soğukkanlı doğrucu tabip gerçeği söyleyiverir: “Üç ay ömrünüz kalmış.” Bu haber kahramanımızın üstüne bir çığ gibi iner. Üç ay beklemeye gerek yok, o anda zaten bir ölüye dönüşmüştür artık. Sonra. Sonra hayattan ve dünyadan alınacak son kâmlara, tadılmamış son hazlar ve rövanşlara atılmakla, son üç ayın “dolu dolu” yaşanması için gerilim dolu vakitler başlar.</p>
<p>Arada bir kendimize sormalıyız: Son üç ayımızın içine girmiş olsaydık, hayatımızı hala aynı işlerle doldurarak yaşamayı sürdürür müydük? Aynı insanlarla görüşmeyi, aynı kitapları okumayı, aynı hobileri sürdürür müydük? Yapageldiğimiz işleri aynı biçimde mi yapardık? Mesela son derece kısıtlı vakitlerimizi, özellikle ne yapmak için ayırmayı tercih ederdik. İbadet hayatımızın ritmi, Allah’la münasebetimizin kıvamı bir anda başkalaşır mıydı? Dünya turuna mı çıkardık yoksa umreye gider ve son nefesi bırakmayı orada mı beklerdik?</p>
<p>Her biri diğerinden zor sorular. Ama böyle bir haber karşısında hayatımızı kökünden değiştirmeye çalışma fikri, bizim ölümü hesaba katmayan bir hayat yaşadığımızdan başka bir şey söylemiyor. Ecelin her an gelebildiği, her an huzura çıkabilecek olmanın somut ve kunt gerçeği bize yeterince gerçek gelmiyor.</p>
<p>Peygamber Efendimiz’in o hadisini hatırlayalım, kıyamet koparken elinde bir fidanı olanın onu toprağa dikmesini öğütlediği hadis-i şerifini. Bu hadis-i şerifi, “dünya işleri” dediğimiz işler cümlesinin peşinin zinhar bırakılmaması, dünyaya küsmenin kat’a doğru olmadığı, hatta kıyamet esnasında bile olsa dünyanın imarının bizim için görev olmayı sürdürdüğü şeklinde anlamaya meyyaliz. Bu hadisi şerif bize, dünyevi işi temsil eden fidan dikiminin üzerinden, ruhbanlığın yasak oluşuna dair bir fikir veriyor, diye anlayabiliyoruz.</p>
<p>Bununla birlikte hadis-i şerifi, işin dünyeviliğine yapılan güçlü vurgu üzerinden değil de, dünyevi bir iş olmadığına dair bir uyarı şeklinde anlamak daha doğru. Yani kıyamet koparken, dünya yıkılırken ve biz son nefesimizi almaya hazırlanırken, biraz sonra yerinde yeller esecek bir toprak parçasına, birazdan yalan olacak bir fidanı dikmeye çalışmak, dünyanın ne vazgeçilmez bir yer olduğunu söylemeye yaramamalı. Belki şu: Fidan dikmek gibi bir işin, yani dünyaya kök salmanın ve dünyadan beklenti içinde olmanın güçlü bir temsiline sahip olan bu etkinliğin, özellikle kıyamet esnasında yapılması öğütleniyorsa, işin kendisine değil bir başka şeye dikkat çekiliyor olmalıdır. Bu başka şeyse “dünyevi bir iş yoktur” ilkesidir.</p>
<p>Kıyamet koparken fidan dikebilecek bir metanetin sahibi olabilmek, ancak kıyameti çoktan kopmuş olanlar için geçerlidir. Bir kimse, ölmeden önce ölmüşse, hesaba çekilmeden önce kendisini hesaba çekmişse, kıyametini koparmış ve ahiretini yaşamaya başlamışsa, kozmik bir kıyamet onun hayat ritminde bir değişikliğe yol açmayacaktır. Onun kıyameti kopmuştur. O her ne yapıyor olursa olsun, kıyamet sonrasının dekorunda yapmaya başlamıştır. İçtiği su, arkasından bakakaldığı kırlangıç, açıvermiş bir gonca, kıyıya vuran bir dalga, bir bebeğin dudak kenarında biriken tebessüm, bölüştüğü ekmek, vardığı secde, her biri, artık kıyamet sonrasında olmanın keskinleştirdiği bir şuurla, erişilmez bir duyarlık eşiğinin ötesinde yapılmaya başlanmıştır. İşte bu duyarlık keskinliği, her işi, her bir işi tek tek değiştirmeye, o işi uhrevi yapmaya yarayan simyadır. Böyle bir eşiği geçmiş bir kimse artık bir ariftir. O yapacağı işin nev’i yerine, yapacağı işi nasıl ve hangi niyet ve kasıtla yapacağını düşünen biridir. Çünkü onun elinde her iş uhrevidir ve dünyeviliğin sınır ötesine aittir.</p>
<p>Böyle bir idrak mertebesi, kıyamet koparken, elindeki fidanı yere fırlatıp, derhal iki rekat namaza durmayı öğütleyecek mertebenin üstündedir. Hadis-i şerif bize, fidanı midanı unutup abdest almamızı ya da acilen secdeye gitmemizi değil, fidanı dikmeyi sürdürmemizi söylüyor. Niçin? Soru budur.</p>
<p>Hadis-i şerif, bizi her halükarda (kıyamet koparken bile) dünyevi işlerimizi aynı ritim ve iştiyakla yapmayı sürdürmeye değil, fidan dikmeyi namaz kılmak haline getirmiş, sadece fidan dikmeyi değil, her “sıradan”, “gündelik”, “dünyalık” işini namaza çevirmiş bir kimsenin ruh seviyesine davet ediyor. Dünyevi işin olmadığı bir seviyedir bu.</p>
<p style="text-align: left;">Namazda selam verilince namazdan çıkılır, malum. Ariflerin namazından ise selamla da çıkılmaz. Belki bir namazdan bir başka namaza, mesela fidan dikim namazına geçilir. Fidan dikim namazı esnasında da, kıyamet bile kopsa namaz bozulmaz, tamamlanır.</p>
<p>Ahmet Murat &#8211; Kuşlarla Sohbetin Şartları,syf.47,50</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-kopuyor-elinde-fidan-var-ve-sen/">Kıyamet kopuyor elinde fidan var ve sen</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-kopuyor-elinde-fidan-var-ve-sen/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Niçin kınadığımız şey başımıza gelir?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/nicin-kinadigimiz-sey-basimiza-gelir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/nicin-kinadigimiz-sey-basimiza-gelir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 06:58:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Murat]]></category>
		<category><![CDATA[kınama]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[Kusur]]></category>
		<category><![CDATA[Niçin kınadığımız şey başımıza gelir?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23436</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hatta kınadığınız o şey başınıza gelmeden ölmezsiniz, buyuruyor Allah’ın Kutlu Elçisi. Bir yanıyla kınadığımız şey, o fiil, o nitelik, o hususiyet, bizim hassasiyetle kaçındığımız bir şeyken, nasıl oluyor da kendimizi tam da onu işlerken buluyoruz? O şeyi kınamakla, ona olan soğukluğumuzu, antipatimizi, giderek nefretimizi göstermişken, nasıl oluyor da o şeye bulaşıyoruz? Aslında bu meselenin tam [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nicin-kinadigimiz-sey-basimiza-gelir/">Niçin kınadığımız şey başımıza gelir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/147430.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-23454 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/147430-300x154.jpg" alt="" width="397" height="204" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/147430-300x154.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/147430-600x307.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/147430.jpg 680w" sizes="(max-width: 397px) 100vw, 397px" /></a></p>
<p>Hatta kınadığınız o şey başınıza gelmeden ölmezsiniz, buyuruyor Allah’ın Kutlu Elçisi. Bir yanıyla kınadığımız şey, o fiil, o nitelik, o hususiyet, bizim hassasiyetle kaçındığımız bir şeyken, nasıl oluyor da kendimizi tam da onu işlerken buluyoruz? O şeyi kınamakla, ona olan soğukluğumuzu, antipatimizi, giderek nefretimizi göstermişken, nasıl oluyor da o şeye bulaşıyoruz?</p>
<p>Aslında bu meselenin tam da bahsettiğimiz hassasiyetle bir ilgisi var. Bir insandaki bir nitelik hakkındaki hassasiyetimiz, o niteliğe yönelik bir dikkat keskinleşmesinin sonucudur. O niteliği fark etmek, ancak o niteliğe yönelik bir hassasiyetle mümkün. Bu hassasiyet olmasaydı, o niteliğin farkına varmayacak ya da varsak bile bizde o nitelik kınamaya yol açmayacaktı.</p>
<p>Söz gelimi arkadaş grubumuzun bir üyesinin cimriliğini kınıyor olalım. Onun cimriliğini fark etmek için, bizim de bir miktar cimri olmamız lazım. Çünkü onun paylaşmaktan kaçınması, bizim paylaşmaktan kaçınmamızda aydınlığa kavuşur. Onun cimriliğini fark etmek, o cimrilikten rahatsız olmakla mümkün. Onun cimriliğinden rahatsız olmak da, bizim yeterince cömert olmayışımızla, daha da doğrusu paylaşırken içten içe yaşadığımız bir huzursuzlukla ilgili. Yeterince eli açık olsaydık, cömertlik yapmak için kendimizi bir başkasının cömertlik sınırlarıyla mukayyet görmeyecektik.</p>
<p>“Yirminci yüzyılda bir veli” olan Ahmed el-Alavi hazretleri, “Kibirliden rahatsız olan da kibirlidir” der. Aynı şey. Kibirlinin kibri, o hususiyete olan aşinalığımızla belirginlik kazanır. Bizde eğer kibrin esamisi okunmuyor olsaydı, kibirlideki kibri tanıyamazdık. Daha doğrusu, tanısak bile o kibir bizde bir gerilime yol açmaz, belki merhamete yol açardı.</p>
<p>Bir başkasındaki menfi bir niteliği, ancak o niteliğin bir kökü, bir ucu bizde mevcutsa tanıyabiliriz. Bir söz vardır: “Nasıl bilirsin? Kendim gibi.” Biz başkalarını kendimiz gibi biliriz. Kemal kazandıkça, hem kendimizdeki noksanlıkları, hem de başkalarındaki kemali daha ziyade görmeye başlarız. Kendi kusurlarımızı görmek, başkalarının kusurlarını gözümüzde küçültür. Aslında tam da bu sebeple, kendimizi onarmış, o kusurlardan arındırmaya başlamış oluruz. Çünkü başkalarındaki kusurları göremeyecek bir saflığa ve arınmaya ulaşmak, aslında o kusurların bizdeki köklerini ve uçlarını kurutmak anlamına gelir.</p>
<p>Görmeyen kurtulur. Görmeyi sürdürdüğümüz sürece, bilelim ki gördüğümüz o şey, bizim onarılması ve terbiye edilmesi gereken niteliğimizi ifşa etmektedir. İnsan insanın aynasıdır. Hangi kusuru görüyorsak, bizde muğlak ve biçimsiz olarak bulunan ama içten içe bizim huzursuzluğumuzun da kaynağını oluşturan şeyi görmüşüzdür.</p>
<p>Aynı husus iyi niteliklerle ilgili olarak da geçerli. Karşımızdaki iyi niteliği tanıyabilmek için, yine onun bizdeki köküne müracaat etmek gerekir. Bizde ona dair bir şuur olmasaydı, onu tanıyamayacaktık. Karşımızda iyi nitelikler gördükçe, bu bizim iyi niteliklerle donandığımızı gösterir. İyi olan, iyi görür. Tersi de geçerli: İyi gören, iyidir.</p>
<p>Safdillik olarak gelebilir. Gelsin. Çünkü safdillik, esasen iyiyi görmenin, kötüyü görmemenin, daha da doğrusu görememenin zeminidir. Safdil olan, kendi iyiliğini dışarı taşırandır. Dünya onun kendi iyiliğini izlediği bir dekora dönüşmüştür.</p>
<p>Kınamanın saplantıya dönüşmesi ise daha vahim bir eşik. Çünkü kınamanın şiddeti arttıkça, o şey bizde daha da kökleşir. Bir şeyi kınamayı sürekli hale getirmek, o şeyle derinden ve güçlü biçimde meşguliyetimizin bir ifşası, demektir. O şeyi lafta, dil düzeyinde yerdikçe, kendimizi adeta o şeyle hesaplaşıyor gibi hissederiz. Ama bu sahici bir hesaplaşma değildir. Belki tersinden bu yerme, o şeyi bizde bir yandan pekiştirirken, öte yandan da bizim o şeyle sahiden, ruhsal olarak hesaplaşmamıza mani olmaktadır.</p>
<p>Bir şeyi yermemiz ve kınamamız zaaflarımızı da ele veren bir ifşa olabilir. Yani o şeyi ne kadar önemsediğimizi, o şeye nasıl meftun olduğumuzu da dile getiriyor olabiliriz. Râbiatü’l-Adeviyye’ye bir adam gelmiş. Başlamış huzurunda dünyayı yermeye: “Dünya şöyle kötü, böyle bayağı, şu kadar adi. Ah şu dünyanın ettikleri.” Epey uzun da süren bu yerme seansından sonra, tarihin gördüğü en dev kadınlardan olan Rabia Sultan ona şöyle demiş: “Bitirdiysen, senin şu ana kadar ne yaptığını söyleyeyim. Senin konuşmandan benim anladığım, sen dünyayı çok önemsemiş, onu çokça kafana takmışsın.”</p>
<p>Ahmet Murat &#8211; Kuşlarla Sohbetin Şartları,syf.15,18</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nicin-kinadigimiz-sey-basimiza-gelir/">Niçin kınadığımız şey başımıza gelir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/nicin-kinadigimiz-sey-basimiza-gelir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
