<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ahad Haberler | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ahad-haberler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Mar 2015 16:48:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Ahad Haberler | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ahad Haber&#8217;in Hüccet Olduğuna Dair İspat</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ahad-haberin-huccet-olduguna-dair-ispat/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ahad-haberin-huccet-olduguna-dair-ispat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2015 22:10:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahad Haber'in Hüccet Olduğuna Dair İspat]]></category>
		<category><![CDATA[Ahad Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Salih Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[Zan ile amel etmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genel bir bakışla, sünnetin hüccet olduğunu inkâr etmeyip mütevatir dışında kalan haber-ul ahadı inkâr eden bir kesim mevcut. Gösterdikleri sebep; Haber-ul ahadin kesin bilgi kaynağı olmadığını düşünmeleri. Ve iddia ediyorlar ki Allah’ın dininde amel edilmesi gereken ‘zan’ değil, yakin (kesin bilgidir). Çünkü zan, hakikate ters düştüğünden, hakikatin hiçbir şekilde yerini almaz. Bu kesime cevaben diyorum: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahad-haberin-huccet-olduguna-dair-ispat/">Ahad Haber’in Hüccet Olduğuna Dair İspat</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genel bir bakışla, sünnetin hüccet olduğunu inkâr etmeyip mütevatir dışında kalan haber-ul ahadı inkâr eden bir kesim mevcut. Gösterdikleri sebep; Haber-ul ahadin kesin bilgi kaynağı olmadığını düşünmeleri. Ve iddia ediyorlar ki Allah’ın dininde amel edilmesi gereken ‘zan’ değil, yakin (kesin bilgidir). Çünkü zan, hakikate ters düştüğünden, hakikatin hiçbir şekilde yerini almaz. Bu kesime cevaben diyorum: Birçok delil vardır ki, Allah’ın dininde zanla veya zanna dayalı haber-ul ahâd ile amel edilmesinin vacip olduğunu gösterir.</p>
<p><strong>Birinci delil:</strong> Zan ile amel etmek, dünyevi bir zorunluluk olduğu gibi dini bir zorunluluk olduğu da kesindir. Gerçek olan şu ki, dünyevi işlerimizin neredeyse tamamı zan üzerine kaimdir, bir insan sadece ilerde oturacağım ümidiyle bir ev inşa eder, bir öğrenci yalnızca bitirip mesleğimi alırım umuduyla okula başlar ve hâlbuki bunlar sadece zandır.</p>
<p>Hatta iyi düşünüldüğünde, zanla amel etmenin rahmet olduğu anlaşılır. Çünkü eğer insanlar her şeyin akıbetini bilselerdi; yani yakini bilgiye sahip olsalardı, ileriye yönelik hiçbir ümitleri olmayacağından, yaşam bir azaba dönüşürdü onlar için. Kur’an ve mütevâtir sünnetle amel etmenin, ancak ahad haberlerle (hadis) amel etmekle mümkün olabileceğini daha önce belirttik. Kur’an-ı Kerim amel edilsin diye indirildiğine göre, bunun yolu sünnetin haber-ul ahâd kısmıyla amel etmekten geçer.</p>
<p><strong>İkinci delil:</strong> Yüce Allah der ki: “Şayet bir fasık size bir haber ulaştırdığında (o haberi) araştırın.” (Hucurat, 6) Bu ayetten anlaşılan, adil kişinin verdiği haberin araştırılmasının vacip olmaması ve zan ifade eden haber-i vahid ile amel etmenin caiz olduğunu gösterir.</p>
<p><strong>Üçüncü delil:</strong> Allah Resulü’nün (s.a.v) dini hükümleri tebliğ ve helal-haramı bildirmek için bir takım elçiler görevlendirdiği mütevâtir rivayetlerle sabittir. Kimi zaman bu elçiler, beraberlerinde yazılı belgeler taşıdılar. Bu duruma, krallara gönderilen elçileri örnek verebiliriz. Allah Resulü&#8217;nün (s.a.v) emirlerini taşımaları ahâd yolu üzereydi. Bununla beraber, elçiler masum olmayıp taşıdıkları haber zan çemberine dahildi. Şayet haber-ul ahâd hüccet olmamış olsaydı, tebliğ görevi ifâ edilmiş olmazdı.</p>
<p><strong>Dördüncü delil:</strong> Sahabiler (r.a) sınırlanmayacak kadar çok vakıalarda adil kişinin bildirdiği haber ile amel edilmesinin vacib olduğuna icmâ ettiler. Bu vakıalar tek tek mütevâtir derecesine ulaşmasalar da bir bütün olarak mütevatirdir. Sabit vakıaların tümünü ele almaya kalkarsak buna nefesler yetmez; kâğıtlar ise yazmakla tükenir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Muhammed Salih Ekinci</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahad-haberin-huccet-olduguna-dair-ispat/">Ahad Haber’in Hüccet Olduğuna Dair İspat</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ahad-haberin-huccet-olduguna-dair-ispat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahad Haberlerin Yeterince Tenkid Edildiğine Dair Açıklama</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ahad-haberlerin-yeterince-tenkid-edildigine-dair-aciklama/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ahad-haberlerin-yeterince-tenkid-edildigine-dair-aciklama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2015 22:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahad Haberden Kuşkuya Kapılanlara Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahad Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahad Haberlerin Güvenilirliği]]></category>
		<category><![CDATA[Ahad Haberlerin Yeterince Tenkid Edildiğine Dair Açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Salih Ekinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muhaddislerin Peygamber sünnetine yönelik çalışmalarındaki gayretkeşliğe aşina olan bir kimse, uzman muhaddislerin sünnete yapılması gereken en büyük hizmeti yaptıkları kanaatine varır. Tarih boyunca da sünnete en büyük ve emsalsiz hizmeti muhaddisler yapmıştır. Nebevî hadise hizmet etmek için ömürlerini harcayan onlardır. Onlar ki, bu yol uğruna, can ve cananlarını ortaya koymuşlardı. İnsan aklının daha doğrusunu kavrayamayacağı, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahad-haberlerin-yeterince-tenkid-edildigine-dair-aciklama/">Ahad Haberlerin Yeterince Tenkid Edildiğine Dair Açıklama</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Muhaddislerin Peygamber sünnetine yönelik çalışmalarındaki gayretkeşliğe aşina olan bir kimse, uzman muhaddislerin sünnete yapılması gereken en büyük hizmeti yaptıkları kanaatine varır. Tarih boyunca da sünnete en büyük ve emsalsiz hizmeti muhaddisler yapmıştır.</p>
<p>Nebevî hadise hizmet etmek için ömürlerini harcayan onlardır. Onlar ki, bu yol uğruna, can ve cananlarını ortaya koymuşlardı. İnsan aklının daha doğrusunu kavrayamayacağı, doğru ile yanlışı birbirinden ayırmak ve tenkit edilmesi gereken haberleri tenkit etmek için öyle ölçüler belirlediler ki, onlarla usul ve kaideler oluşturdular.</p>
<p>Daha sonra da hadisleri, oluşturdukları bu doğru kaidelere sunmakla, sened ve metin tenkidi yaptılar. Böylesi çalışmalarla, akıllara dehşet saçan mükemmel neticeler sergilediler.</p>
<p>Muhaddislerin yeteri kadar metin ve sened tenkidi yapmak için ilme dayalı, esas ve formül saptadıklarını birçok insan itiraf etmekte, ancak bu ilme dayalı esas ve formüllerin sened tenkidinde gereği veya gereğine yakın uygulandığını; metin tenkidinde ise gereğince uygulanmadığından, ‘sahih’ diye bilinen birçok hadis metninin, tenkit edilmesi gerektiğini iddia ederler.</p>
<p>Bu düşüncedeki kesim, genel bir bakışla ‘haber-ul ahad’ olan hadislere, sahih olacağı yönünde kuşkuya kapılıp ‘haber-ul ahad’ın tümünün güvenirliğini düşürmeye kalkıştılar.</p>
<p style="text-align: left;"><b>Bu Kuşkuya Ben Cevap Olarak Derim ki: </b></p>
<p>Metin tenkidine gelince, aslında bu, muhaddislerin ifâ edecekleri bir vazife değildir. Aksine bu, ‘muhaddis-fakih’lerin yani müctehidlerin üstlendiği bir görevdir.</p>
<p>Binaen aleyh -senet bakımından hadisin sıhhatini tespitten sonra- müçtehidin görevi, hadis metinlerini inceleyip karşılaştırmak, hadisler arasında tercihte bulunmak ve kendi içtihadına uygun olarak bir hükme varabilmek için hadislerin bir kısmını kabul edip bir kısmını reddetmektir. İşte, asıl metin tenkidi de budur.</p>
<p>Asıl görevleri bu olmamakla beraber muhaddisler, büyük bir ölçüde metin tenkidi faaliyetinde bulunmuşlardır. Bunun en açık şahidi, muhaddislerin; meşhur, zayıf ve mevzu hadisler konusunda yazdıkları çok sayıdaki muazzam eserlerdir. Zira bu kitaplarda, hadislerin zayıf veya mevzu oluşuyla ilgili verilen hükümlerin çoğu metin tenkiti esasına dayanır.</p>
<p style="text-align: left;">Özellikle burada, büyük muhaddislerin ‘ilelu’l-hadis’ (hadislerin sebepleri) konusunda yazdıkları eserleri anmakta fayda vardır.</p>
<p>Bunun diğer bir tanığı da müçtehitlerin kendi mezhep ve görüşlerini beyan etmek için kaleme aldıkları devasa eserlerle, daha sonra gelenlerin telif ettiği‘ilmi hilaf’ (ilmu’l-hilâfil-alî)’a (günümüzdeki adıyla Mukayeseli Fıkıh’a) dair yazdıkları kitaplardır. Muhakkik hadisçilerin ‘muhtelifu’l-hadis’ (farklı rivayetleri gösteren eserler) ve ‘müşkilu’l hadis’ (zor anlaşılır hadisler) alanında yazdıkları eserler de bu gerçeğin bir başka şahididir. Zira bu ilimler, metinlerin incelenmesi ve değerlendirmesine dayanır.</p>
<p>Muhaddislerin geniş anlamda metin tenkiti yapmamış görünmelerinin bir sebebi daha vardır, o da konunun mahiyeti gereği, metin tenkidinin senet tenkidine göre daha dar bir alana sahip olmasıdır. Yani, tenkide konu edilebilecek hadislerin çoğu, birinci kısma (senet bakımından tenkit edilen hadisler) dahil olan hadislerdir.</p>
<p>Müçtehit ve Fakihlere gelince, bunlar metin tenkidini geniş ve kapsamlı bir biçimde uygulamışlardır. Aksi takdirde içtihatları makbul olmazdı. Çünkü içtihat; ‘hükme varmak için olanca çabayı göstermek’ anlamına gelir. Bu çaba da ancak hadis metinlerini inceleyip karşılaştırmak, hadisler arasında tercihte bulunmak ve hadislerin bir kısmını kabul edip tenkidi gerektiren durumlardan dolayı, diğer bir kısmını da reddetmekle gerçekleşebilir.</p>
<p>Evet, ister muhaddis olsun ister fakih olsun, bu âlimler, yaptıkları çalışmalarla ilahi ecir kazanmış müçtehitlerdir. Ama hatadan masum değillerdir. Bu nedenle, aralarında bazı hadislerin tenkidi, kabulü, ya da reddi konusunda bir takım görüş ayrılıkları olmuştur.</p>
<p>Onlardan bir kısmı, bazı hadisleri tenkit veya kabulünde hata etmiş olabilirler. Keza, uzak bir ihtimal de olsa bir kısmı tenkite muhtaç bazı hadisleri tenkit etmemiş olabilir.</p>
<p>Binaen aleyh, içtihat için gerekli donanıma sahip muhaddis alimlerden biri çıkar da temelsiz arzu ve eğilimlerden uzak olarak, bozuk ortamların etkisinde kalmadan, ilmi bir yöntemle ehli tarafından tenkit edilmeyen ‘falanca hadisin’ tenkit edilmesi gerektiğini ispat ederse, kendisini şükran ve takdirle karşılar, Cenabı Hakkın kendisini bu tür salih amellerden daha fazlasına muvaffak etmesi için duada bulunuruz.</p>
<p><b>İkinci Bir Cevap Olarak Derim ki:<br />
</b><br />
‘Haber’ul ahad’ olan hadislerde kuşkuya kapılan bu fırka, sünnetin büyük bir kısmının yeterince tenkit edilmediğini, eğer ki bu kısım yeterince tenkit edilmiş olsaydı ‘sahih’ derecesinden ‘zayıf’ veya ‘mevzu’ (uydurma) derecesine düşeceğini iddia ederler.</p>
<p>Bu iddia, İslam dinini yıkmayı ve sünneti güvensiz kılmayı gerektirecek kadar kritik ve tehlike arz eder. Allah’ın (cc) göndermiş olduğu dini (İslam’ı), geçmiş dinler gibi bozguncuların tahrifatına uğramış, hakla batıl arasında karma karışıklığa terk etmiş olduğunu da gerektirecek kadar tehlikelidir.</p>
<p>Allah (cc) geçmiş din sahiplerinin yaptıkları bu hataları şöyle bildirir:</p>
<p style="text-align: left;"><em>“Ey Ehl-i Kitap! Neden hakla batılı birbirine karıştırıyorsunuz?” (Âl-i Îmran, 71)</em></p>
<p style="text-align: left;">İslam dinini ise bu karışıklıktan tenzih ettiğini şöyle bildirir:</p>
<p style="text-align: left;"><em>“Şüphesiz ki, zikri (Kur’an’ı) biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz.” (Hicr, 9)</em></p>
<p>Burada, Kur’an-ı Kerim’i korumaktan maksadın kitap ve sünnet olmakla, İslam’ın tümünü korumak olduğu açıktır. Yok eğer değilse, Kur’an-ı Kerim’deki bir takım mutlak ifadeyi bir kayda bağlayan, müphemi (belirsizliği) açıklayan ve mücmeli (genel kavramı) birbirinden ayıran sünneti korumaksızın sade, Kur`an-ı Kerim’i korumanın ne tür bir faydası olabilir ki?</p>
<p>Büyük İmam Abdullah b. El-Mubarek’e, “Bu mevzu (uydurma) hadisler hakkında ne demeli ?” diye sorulduğunda, “Onlar için uzmanlar yaşar” diyerek, yukarıdaki “Şüphesiz ki zikri biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz.” Ayetini, sünnetin korunuyor olduğuna delil gösterir.</p>
<p>Tüm noksanlıklardan münezzeh ve yüce olan Allah (cc), en iyi bilendir.</p>
<p><strong>Muhammed Salih Ekinci</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahad-haberlerin-yeterince-tenkid-edildigine-dair-aciklama/">Ahad Haberlerin Yeterince Tenkid Edildiğine Dair Açıklama</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ahad-haberlerin-yeterince-tenkid-edildigine-dair-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haber-i Vahid ile Amel Etmek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/haber-i-vahid-ile-amel-etmek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/haber-i-vahid-ile-amel-etmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2015 21:50:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahad Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Şer'î zanlarla amel etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Haber-i Vahidle Amel]]></category>
		<category><![CDATA[Mütevatir Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Salih Ekinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Haberler İkiye Ayrılır: a. Mütevatir: Yalan üzerinde anlaşmaları âdeten imkansız olan bir topluluğun, kaynağa varıncaya kadar aynı vasıfları taşıyan bir topluluktan aktardığı habere mütevatir denir. Nitekim muhalefetlerine itibar edilmeyenler dışında bütün akıl sahipleri tevatür şartlannı taşıyan haberlerin kesin bilgi ifade ettiği konusunda ittifak etmişlerdir. Bu tanım, usûlcülere göredir. Muhaddislere göre ise mütevatir &#8220;âdetin, yalan üzerine [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haber-i-vahid-ile-amel-etmek/">Haber-i Vahid ile Amel Etmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Haberler İkiye Ayrılır:</p>
<p><strong>a. Mütevatir:</strong> Yalan üzerinde anlaşmaları âdeten imkansız olan bir topluluğun, kaynağa varıncaya kadar aynı vasıfları taşıyan bir topluluktan aktardığı habere mütevatir denir. Nitekim muhalefetlerine itibar edilmeyenler dışında bütün akıl sahipleri tevatür şartlannı taşıyan haberlerin kesin bilgi ifade ettiği konusunda ittifak etmişlerdir. Bu tanım, usûlcülere göredir.</p>
<p>Muhaddislere göre ise mütevatir &#8220;âdetin, yalan üzerine anlaşmalarını imkansız kıldığı derecede çok isnadla vârid olan haber&#8221; şeklinde tanımlanır. Birinci tanımda geçen tevatür, içinde sened veya isnadın bulunmadığı kuşaklatın (tabakât) tevatürüdür. İkinci tanım ise isnâdlardan oluşan tevatürdür.</p>
<p><strong>b. Haber-i Vahid:</strong> Tevatür derecesine varmayan habere haber-i vahid denir. Haber-i vahid, ravînin sika (âdil ve zabıt) olmaması durumunda ne ilim ifade eder ne de zann. Ancak bazen ilave, edilen karine veya karineler sayesinde zannı ifade eder. Ravinin sika olması durumunda haber-i vahidin [kesin] bilgi veya zannı ifade edeceği konusunda icma mevcuttur. Cumhur İkinci şıkkı tercih etmiştir. Buna göre bazı durumlarda ilave edilen karinelerin takviyesi sayesinde haber-i vahid, kesin bilgiyi ifade edecek dereceye ulaşabilir. Alimlerin bir kısmı da ikinci şıkkı (haber-i vahidin kesin bilgi kazandırdığı görüşünü) tercih etmişlerdir. Binaenaleyh akıllı bir kimsenin sika bir ravinin haberinin zan veya ilim ifade ettiğini inkar etmesi doğru değildir. Zira bu gerçeği inkar etmek, akim bedahetine karşı büyüklenmek ve direnmektir. Bu anlattıklarımız haber-i vahidin ifade ettiği bilgi derecesiyle alakalı şeylerdir.</p>
<p>Haberi vahidle amel etme, daha doğrusu zannla amel etme meselesine gelince, ister sika (güvenilir) ravinin aktardığı haber-i vahidden ister aklî istidlallerden ister başka bir ameliyeden kaynaklanmış olsun, bütün akıl sahipleri &#8220;zan&#8221; ile amel konusunda ittifak halindedirler. Zira ister ticarî ve sosyal ilişkiler olsun, İster şahsî konular olsun, ister savaş ve barışa ait hadiseler olsun, insanî hareket ve faaliyetlerin geneli zanna dayanmaktadır. Şayet insanlar bütün faaliyetlerini yakînî işlere hasredip zann ile amel etmeyi terketmiş olsalardı yeryüzünde hareket ve faaliyet namına eser kalmaz, kişisel ve toplumsal maslahatlar atâlete uğrar ve yeryüzü harabeye dönerdi. Binaenaleyh, Cenab-ı Hakkın en büyük nimetlerinden biri de kulunun nefsinde zan ile ve zannı ifade eden haber-i vahidle amel etmesini sağlayacak bir iç güdüyü yaratmış olmasıdır.</p>
<p>Bu söylediklerimiz genel anlamda dünyevî İşlerle ilgilidir. Aynı şeyleri dinî konular için de söyleyebiliriz. Abdest alınacak suyun temiz olup olmadığı, namazda giyilecek elbisenin veya üzerinde namaz kılınacak mekanın temiz olup olmadığı, suyla abdestin sıhhata zararlı olması durumunda teyemmüm almak gerektiği, kıblenin şu veya bu yönde olduğu, veya arkasında namaza durmakta olduğumuz İmamın abdestli ve temiz olup olmadığı yahut zekatımızı verdiğimiz kişinin fakir olup olmadığı yahut satm almak, kiralamak veya ödünç almak istediğiniz malın gasıp malı olup olmadığı veyahut şu şahidin doğru sözlü ve güvenilir olup olmadığı gibi bilgiler kesinlikten uzak, zanna da-&#8216;yalı bilgilerdir. Adil de olsa bu bilgileri veren şahsın doğru ve güvenilir olduğu konusunda kesinlik iddia edilemez. Şayet şer&#8217;î hükümlerle amel etme yakînî konularla sınırlı olup zan ile amel caiz olmasaydı bu, insanlar için büyük bir sıkıntı olur ve şer&#8217;î hükümlerden pek çoğuyla amel atalete  uğrardı.  Dolayısıyla Cenab-ı   Hakk&#8217;ın   şer&#8217;î   hükümlerle   ameli   zanna   bağlaması müslümanlar için büyük bir nimettir. Zira bu hükümlerin yakînî bilgiye bağlanması durumunda mükellef için çok büyük zorlukların çıkacağı muhakkaktır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: &#8220;O, dinde size bir zorluk yüklemedi.[1]</p>
<p>Zanna dayalı bu hükümlerden biri de şer&#8217;î delillerden hüküm çıkarıp gereğini yapmaktır. Cenab-ı Hakk, müslüman ferdin amel edeceği hükmü çıkardığı şer&#8217;î delilin sübût ve delâlet bakımından kat&#8217;î olmasını şart koşmamıştır. Şayet Cenab-ı Hakk, müslümana böyle bir şeyi gerekli kılmış olsaydı, sübûtu zannî olan bütün delillerin tamamı ve subûtu kat&#8217;î olan delillerin çoğu ile amel etmek imkansızlaşacaktı. Subûtu kat&#8217;î olan delilleri de buna katıyoruz. Zira subûtu kat&#8217;î olan delillerin de büyük bir kısmı delâlet bakımından zannîdir.</p>
<p>Şayet Cenab-ı Hakk, hükme kaynaklık eden delilin kat&#8217;î olmasını talep etmiş olsaydı pek azı hariç amel edilmesi gereken şer&#8217;î hükümler ortadan kalkar ve şer&#8217;î hükümlerin kahir ekseriyeti atalete uğrardı. Keza subûtu ve delâleti kat&#8217;î olan nasslarla amel etmek de imkansızlaşacaktı. Bunu bir örnekle izah edelim: mesela Cenab-ı Hakk, namaz kılmamızı emretmektedir. Namaz kılmak, namazın şeklini bilmeyi gerektirir. Namazın kılmış şek-îiyle ilgili delillerin geneli zannîdir. Keza Cenab-ı Hakk&#8217;ın bize farz kıldığı orucun keyfiyetine delâlet eden delillerin geneli zannîdir. Aynı şeyleri hacc ve zekat için de söyleyebilirsiniz.</p>
<p>Cenab-ı Hakk aramızda ortaya çıkan her türlü anlaşmazlıklarda Allah Rasûlü&#8217;nün hükmünde ifadeye kavuşan ilahî hükme başvurmamızı emretmektedir:</p>
<p><em>&#8220;Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullen-medikçe iman etmiş olmazlar. [2]</em></p>
<p><em>Allah&#8217;ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükme-desin diye sana Kitabı hak ile indirdik. [3]</em></p>
<p>Cenab-ı Hakk,  ilahî hükmün haricinde diğer mercilerin hükmüne başvurmaktan sakındırmış ve bunu şirk olarak nitelemiştir.</p>
<p><em>&#8220;Tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tağutun önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.[4]</em></p>
<p>&#8220;<em>Yoksa onlar, cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? İyi anlayan bir topluluk için hükümranlığı Allah&#8217;tan daha güzel kim vardır? [5]</em></p>
<p><em>&#8220;Yoksa onların, Allah&#8217;ın İzin vermediği bir dini getiren ortakları mı var? [6]</em></p>
<p>Cenab-ı Hakk, haham ve rahiplerin vaz&#8217;ettiği şeriata tabi olan müşrikler hakkında şöyle buyurmaktadır:</p>
<p><em>&#8220;Allah&#8217;ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîhi rabbler edindiler. [7]</em></p>
<p>Onlar, haham ve rahiplerin haram saydıklarını haram, helal saydıklarını helal kabul ediyorlardı.<br />
İster muamelat, ister miras, ister evlilik, isterse cezaya ilişkin konularda olsun Cenab-ı Hakk, müslümanların, ortaya çıkan bütün anlaşmazlıklarda ilahî şeriata başvurmalarını istemektedir. Ancak bu alanlara ait kat&#8217;î deliller ihtiyaç duyulan hükümlerden çok az bir kısmını karşılayabilecek orandadır. Bunların önemli bir kısmı detaylandırılması gereken mücmel hükümlerden oluşmaktadır. [Bu durumda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:] Şayet şer&#8217;î hükümlerin subûtu, delillerin ve delâletin kat&#8217;iliğine bağlı olmuş olsaydı, subût ve delâlet açısından kat&#8217;î olan delillerin geneliyle amel etmek de İmkansız hale gelir ve sözkonusu nassların işlev ve faydadan uzak olması gerekirdi. Cenab-ı Hakk, kelamının böyle bir hale gelmesinden ve dininin hiç kimsenin amel edemiyeceği ve hiçbir akıl sahibinin razı olamıyacağı bu duruma düşmesinden yüce ve münezzehtir.</p>
<p>Buraya kadar aktardığımız nasslar, şer&#8217;î hükümlerde zannı ifade eden âhâd haberlerle amel etmenin vacip olduğunu gösteren kat&#8217;î delillerdir.[8]</p>
<p>Bu konuyu yazdıktan sonra İzzuddin b. Abdisselâm&#8217;ın şer&#8217;î zanla amel etmeye dair söylediklerimizi teyid eden ifadeleriyle karşılaştım. Bunları nakletmek yerinde olacaktır.</p>
<p>İzz (rahimehullâh), Şeceretu&#8217;l-Maârif adlı eserin 461-473. sayfalarında şunları kaydeder:</p>
<p>&#8220;Ondokuzuncu Bab, şer&#8217;î zanlarla amel etmenin güzelliği ve uygun oluşu hakkındadır.</p>
<p><em>İnsanların bütün gayreti şimdi ve geleceğe ait maslahatları (yararlı şeyleri) kazanıp hal ve istikbale ait mefsedetlerden (zararlılardan) kurtulmağa yönelik olduğundan şeriat bu konularda zannı galibe tabi olmayı salık vermiştir. Bu da zannın genelde doğru olup yanlış çıktığı yerlerin nadir olmasından dolayıdır. Bu nedenle zann-ı galible tahakkuk edeceğine inanılan maslahatlar, nadir mefsedetler endişesiyle terkedilmez. Şayet şeriat; ibadet, muamelât ve sair tasarruflarda yakînî bilgiyi şart koşmuş olsaydı, bir mefsedet endişesiyle pek çok maslahat heba edilmiş olurdu. Hatta bazı maslahatların yakînî bilgiye bağlanması, insanların ve memleketlerin helak olması sonucunu doğurur. Maslahat ve mefsedetin her ikisinde var olma ihtimalinin belirginleşmesi durumunda zatı ile ameli terketmek bazen takvaya daha uygun olur. Şer&#8217;î maslahatları işlevsiz kılan veya şeriatın dışladığı mefsedetleri doğuran her türlü ihtimal geçersizdir, itibara alınmaz.&#8221;</em></p>
<p>İzz (rahimehullâh), şöyle devam eder:</p>
<p><em>&#8220;Birazdan bazı konulara değineceğim. Bunlar, gerek dünyada gerekse ahirette kullar için en yararlı olanın zan ile amel etmek olduğunu ve zann ile amelin ihmal edilmesi durumunda hem dinin hem dünyanın fesada uğrayacağını ortaya koyan örnekler içermektedir.&#8221;</em></p>
<p><em>izz (rahimehullâh), daha sonra sırasıyla şu konuları işler:</em></p>
<p><em>1-İbadetler</em><br />
<em>2-Muamelât</em><br />
<em>3-Nikâh ve nikâha bağlı konular</em><br />
<em>4-Hadler ve kısas</em><br />
<em>5-Cihâd ve cihâda bağlı konular</em><br />
<em>6-Velâyet ve velayete bağlı konular</em></p>
<p>İzz&#8217;in bahsettiği başlıklar bunlardan ibarettir. Bu başlıklardan her birinin altında bazı örnekler verir.</p>
<p>[1] Hacc, 78</p>
<p>[2] Nisa, 65</p>
<p>[3] Nisa, 105</p>
<p>[4] Nisa, 60</p>
<p>[5] Maide, 50</p>
<p>[6] Şura, 21</p>
<p>[7] Teybe, 31</p>
<p>[8] Bu açıklamalar ışığında &#8220;Ayetlerde geçen Peygamber (Sallailâhu Aleyhi ve Alini ve Selİem)&#8217;e itaâttan maksat Kur&#8217;an&#8217;da yer alan ilahî emirlere itaattir.&#8221; şeklindeki iddianın geçersizliği de anlaşılmış olmalıdır. Bu iddianın geçersizliğine dair deliller pek çok olmakla beraber biz bir kaç hususu aktarmakla yetineceğiz:</p>
<p>1-Böyle bir yaklaşım, Kur&#8217;an etili olan Arapçanın usfûp ve özelliğine aykırıdır. Zira Kur&#8217;an&#8217;da [ısrarla] İki müstakil merciye, Allah&#8217;a ve Resulüne, itaat emredümektedir.</p>
<p>2- Bu yaklaşım, genelde peygamberlere özelde Hz. Muhammed (Sallailâhu Aleyhi ve Alihi ve Sellem)&#8217;e itaati emreden ayetlerin bağlamına aykırıdır. Zira ilgili bağlam, mezkûr ayetlerin sadece Allah&#8217;a itaati emretmediğine [bunun yanısıra] bizzat peygamberlere İtaatin de emredildiğine delalet etmektedir.</p>
<p>3-  Şayet iddia edildiği gibi ayetler, Peygamber&#8217;e ve nebevi sünnete itaati emretmeksizin sadece Kur&#8217;an&#8217;a itaati emretmekle yetinmiş olsaydı -Sünnetin bağlayıcılık vasfını kaybetmesi nedeniyle- Kur&#8217;an, uygulanması imkansız bir kitap haline gelirdi. Kur&#8217;anî emirlerin önemli bir kısmı anlamını ve hikmetini kaybedip zayi olurdu. Zira hiç bir mükellefin bu [kapaİı] emirleri uygulama imkanı olmayacaktı.</p>
<p><strong>Muhammed Salih Ekinci, Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet, Rağbet Yayınları: 172-177.</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haber-i-vahid-ile-amel-etmek/">Haber-i Vahid ile Amel Etmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/haber-i-vahid-ile-amel-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
