<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>11 Eylül Saldırısı | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/11-eylul-saldirisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Jan 2018 13:46:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>11 Eylül Saldırısı | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>11 EYLÜL KOMPLOSU</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/11-eylul-komplosu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/11-eylul-komplosu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Apr 2016 20:16:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[11 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[11 Eylül Gerçeği]]></category>
		<category><![CDATA[11 Eylül Saldırısı]]></category>
		<category><![CDATA[11 EYLÜL KOMPLOSU]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Roger Garaudy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10820</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a saldırının hemen ertesi günü Beyaz Saray, olup bitenle ilgili olarak kamuoyuna şu açıklamayı yapıyordu: Söz- konusu olan, Afganistan savaşının safhalarından bir safhadır. Bu resmî iddiaya göre Bin Ladin, hepsi de ABD toprakları üzerinde “cihat” yapmaya azmetmiş Afganlar ile Amerika veya Avrupa’daki göçmenler dâhil bütün ülkelerin Müslümanlarından oluşan bir terörist hava [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/11-eylul-komplosu/">11 EYLÜL KOMPLOSU</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10821" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/04/11-eylul-komplosu.jpg" alt="11-eylul-komplosu" width="580" height="290" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/04/11-eylul-komplosu.jpg 620w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/04/11-eylul-komplosu-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/04/11-eylul-komplosu-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 580px) 100vw, 580px" /></p>
<p>Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a saldırının hemen ertesi günü Beyaz Saray, olup bitenle ilgili olarak kamuoyuna şu açıklamayı yapıyordu: Söz- konusu olan, Afganistan savaşının safhalarından bir safhadır.</p>
<p>Bu resmî iddiaya göre Bin Ladin, hepsi de ABD toprakları üzerinde “cihat” yapmaya azmetmiş Afganlar ile Amerika veya Avrupa’daki göçmenler dâhil bütün ülkelerin Müslümanlarından oluşan bir terörist hava korsanları şebekesi kurmuştu. Onlar bu maksatla dört yolcu uçağını ele geçirmiş ve uçakları uçuş istikametlerinden çevirerek onları, New York’taki ikiz kuleleri ve Washington’daki Pentagon’u, hedefleri üzerinde parçalanarak tahrip ede­bilecek füzeler olarak kullanmışlardı.</p>
<p>Hâdiseleri bu şekilde yorumlamak, Bin Ladin’in bitmez tükenmez bir şekilde kovalanmasını ve Af­ganistan’a hava bombardımanlarının yoğunlaştı­rılmasını kamuoyu önünde haklı gösterme imkânı verecekti.</p>
<p>Ayrıca bu yorum, İslâmcılıkla kasten karıştırılmış olduğu için genel olarak İslâm’a ve bütün müslümanlara karşı Amerikalıların kinini harekete ge­çirmeye de imkân verecekti.</p>
<p>Ronald Reagan tarafından “Şer İmparatorluğu” olarak ilân edilen Sovyetler Birliği’nin çöküşünden beri, nihayet Amerikan yöneticileri yeni bir hedef bulmuşlardı: “Şer İmparatorluğu” olma sırası artık İslâm’a gelmişti. (Dünün komünizmi gibi) bütün dünyaya yayılmış olması itibarıyla İslâm, sadece Or­tadoğu’da değil, ABD’nin 1965’te Endonezya’da Suharto’ya hükümet darbesi siparişi verip 800 bin kişi­yi öldürttüğünü hatırlarsak, Asya ve Afrika’da da, hâsılı yeryüzünün her noktasında Amerika Birleşik Devletleri’nin müdahalesine müsait durumdaydı.</p>
<p>Ne var ki bu Bin Ladin yorumu kesinlikle tutarsız ve savunulamaz bir yorumdu. Nitekim tutarsızlığı, 200 Amerikan yolcu uçağı pilotu ile askerî pilotun katılımıyla derinleştirilen bir tartışmada, teknik yönden bunun mümkün olmadığı ispatlanmıştır. Bu pilotlar tarafından hazırlanan raporda net bir şekil­de şu ifadeler yer almaktadır:</p>
<p>“1 &#8211; Bu çapta bir operasyon, 1 Mach’lık (saatte 1.000 kilometrelik) bir hızla ve bu büyük yolcu uçak­larının normal uçuş yüksekliğinde, kurşun kalem büyüklüğünde görünen bir hedefe tam isabetle çar­pacak kadar kesin bir hattı böylesine dakiklikle ta­kip edebilmek için, ancak çok yüksek derecede nite­likli profesyonel pilotlarla gerçekleştirilebilirdi!</p>
<p>2 &#8211; Bu kadar mükemmel bir tarzda başarılmış bir operasyon, her metre karesi askerî güvenlik ve CIA tarafından gözetlenen bir gökyüzündeki yönetme­likleri, yasakları, gizli kodları bilmeyi gerektirir.</p>
<p>3 &#8211; Bu güvenlik servislerinden hiçbiri saldırı bo­yunca müdahalede bulunmadı. Çünkü, Columbia mıntıkası üzerinde uçan şüpheli her uçağı vurup düşürmek maksadıyla, âni uçuşlar için sürekli alârm durumundaki avcı uçakları, hiçbir emir al­madılar.</p>
<p>4 &#8211; Uçak kaçırma veya hava korsanlığıyla mücade­le için Amerikalılar tarafından yapılmış olan araştır­malar çerçevesinde, Amerika Birleşik Devletleri uçağın uçuş plânını felç etmeye ve gerek vurmak gerekse mecburî bir güzergâh dayatmak için olsun, hedef alman uçağı uzaktan yönlendirmeye imkân veren bir sisteme sahiptir.</p>
<p>Demek ki çarpma sırasında bir pilota veya pilo­tun yerine geçecek bir “korsan”a hiç ihtiyaç yoktu.</p>
<p>Bir Awacs uçağından uzaktan kumanda ile her şey eş zamanlı bir şekilde yürütülmüş, raporun ifadesiyle “koreografisi ” yapılmıştı.</p>
<p>Sonuç apaçıktır: Bütün bunlar, hükümet, ordu ve emniyet teşkilâtının çok yüksek düzeyde suça işti­rak ettiğini gösterir. Biz bir vatana ihanetle, hükü­mete karşı kurulmuş bir komplo ile karşı karşıyayız”</p>
<p>CIA, yüksek rütbeli askerler ve siyasî yöneticile­ri, çok geniş çaplı bir savaş yapmak gerektiği fikri­ni halkı kabule mecbur etmek için düzenledikleri böylesi bir provokasyonu ilk defa düzenliyor değil­lerdi ki.</p>
<p>Nitekim Domuzlar Körfezi’ne yapılan başarısız çı­karmanın ardından, Kennedy’nin Fidel Castro’ya karşı politikasını “yumuşak” bulan Ordu komutan­ları ve CIA yöneticileri, Başkan’a Küba’ya karşı Guantanamo şehrinde provokasyonlar yapmayı teklif etmişlerdi: Sokak gösterileri, sabotajlar, limandaki bir Amerikan savaş gemisini batırmaya kadar varan Provokasyonlar&#8230; ki 1898’de İspanya’ya karşı savaş ilânında böyle bir gemi batırma hâdisesi bahane olarak gösterilmişti.</p>
<p>Öyleyse bu ilk değildi. Ancak bu sefer yapılan operasyonun bazı yeni unsurları vardı: Büyük bir darbe indirmek için, komplocuların “içeriden&#8221; hare­kete geçmeleri, kamuoyunu peşinden sürükleyebil­mek için de içerdeki bu komplonun üzerinin iyice örtülmesi ve bunun “İslâmcı teröristler”in üzerine atılması gerekiyordu. İşin bu kısmı kolaydı, zira 80’li yıllardan beri Şer împaratorluğu’na (Sovyetler Birliği’ne) karşı “cihad”ı organize etmek için CIA, “İslâmcı” denen aşırı hiziplerle sıkı temaslar kuragelmişti.</p>
<p>O zamanlar ABD, Bin Ladin’i “Allah’ın düşmanı” Sovyetler Birliği’ne karşı destekliyordu ve o zaman­lar Bin Ladin’in silâhlı adamları ABD’nin müttefik­leri idiler. Amerika Birleşik Devletleri, Taliban’la da yakın ilişkiler kurmuştu.</p>
<p>Bu sefer, Bin Ladin’in adamları, aynı dinî bahane­lerle, Allah’ın bir diğer düşmanına, yani Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı bir başka savaşa giriş­meye ikna edildiler. Bu kamikazeler, Allah’ın yeni düşmanı Amerika’ya karşı “büyük bir darbe indir­mek için” hayatlarını vermeye artık hazırdılar.</p>
<p>Onlar için bu savaş aynı savaştı.</p>
<p>Komplocular böylece korkunç bir tezgâh kurdu­lar. Öyle ki bu tezgâh, Amerika Birleşik Devletleri’nin maruz kaldığı tehlikeyi ve bu tehlikeye karşı da dünya çapında, tıpkı daha önce Sovyetler Birli­ği’ne karşı yapılmış olduğu gibi, daha saldırgan bir savaş için çok daha kapsamlı bir seferberliğin ge­rekliliğini herkese ispat edecek çapta göz kamaştırı­cı bir gösteri olacaktı.</p>
<p>Bu kamikazelerden “uçakları kaçırmaları” isten­miyordu” buna gerek de yoktu, çünkü uçaklar uzak­tan kumanda ile yönetileceklerdi.</p>
<p>Pilotlar tarafından verilen raporda “Ne zaman ki &#8216;büyük darbe&#8217;nin İslamcı fedaîleri uçaklara bindiler, oyun da o an sahnelenmeye başlandı” deniliyor İslamcı kamikazeler bir başka operasyonda, yani bu komployu düzenleyenlerin harekâtında figüran rolü oynadıklarından tamamıyla habersiz kendi operas­yonlarına başlıyorlar. Gizli plâncılar için önemli olan, kadavraların arasında “İslâmcılar”ın kadavra­larının da bulunmasıydı. FBI polisleri yıkıntılar ara­sına “deliller” ilâve edeceklerdi: Arapça pilotluk el- kitapları, Kur’anlar ve hatta pasaportlar&#8230;</p>
<p>Geri kalanını zaten medya yapardı.</p>
<p>&#8212;</p>
<p>ABD’de İktisadî, askerî ve siyasî vaziyet bir hükü­met darbesi için elverişliydi. Amerikan ekonomisi koyu bir krizin kenarındaydı. “İşaret lâmbaları&#8221; kır­mızı ışıktaydı, çünkü senelerden beri borç ve ticarî açık ha bire artıyordu.</p>
<p>Amerikan devletinin resmî istatistikleri (Nati­onal incomes and product accounts, N.I.P.A), bize Amerika Birleşik Devletleri’nin toplam borcunu ve Amerikan ticaret dengesinin açığını net bir şekilde göstermektedir:</p>
<p>ABD’nin borcu</p>
<p>1980 yılında 4 trilyon dolar idi.</p>
<p>1990’da 14 trilyon dolara çıktı.</p>
<p>2000’de 26 trilyon dolara yükseldi.</p>
<p>Ticaret dengesi açığı</p>
<p>1995’te 150 milyar dolardı,</p>
<p>1999’da 250 milyar dolar oldu,</p>
<p>2000’de 450 milyar doları buldu.</p>
<p>Bu resmî rakamlar, ABD’nin devletle ilgili hu­suslarda (bir taraftan silahlanmada, diğer taraf­tan da kendi suç ortaklarına, bilhassa da İsrail ve Mısır’a verdiği baştan çıkarıcı yardımlarda) diz­ginsiz bir harcamanın yapıldığını ve bu arada ai­lelerin borçlarının ve çılgıncasına kredi kullan­malarının sürekli olarak arttığını gözler önüne sermektedir.</p>
<p>Öte yandan, işten çıkarılanların sayısı giderek fazlalaşmakta ve ekonomik faaliyetin ana gösterge­leri 1962’den beri en alt düzeyde bulunmaktadır.</p>
<p>Hem yatırımı teşvik etmek hem de faizlerin inme­siyle tüketimi kolaylaştırmak maksadıyla, Merkez Bankası tarafından kararlaştırılan ve 2000 yılının başından bu yana dokuz defa uygulanan faiz yüzdelerinin indirimleri, ekonomik durgunluğu engelle­yemedi. Bankalardan istenen ivedi krediler 13 yıl­dan beri en alt seviyeye indi.</p>
<p>Seçim kampanyası sırasında ve ilk aldığı karar­larda bir çeşit izolâsyonizmi yani ‘Amerika kendi işine bakar, Avrupa’dan ona ne?’ politikasını andı­rır bir tavırla “füze kalkanlarından&#8221; ve “Orta Do­ğu’dan sıyrılma ihtimalinden” söz etmiş olan oğul Bush’un politikası açısından bu durumlar büyük sı­kıntılar doğuruyordu.</p>
<p>Tabi Bush’un bu politikasına karşı da Amerika Birleşik Devletleri’nin gerçek siyasî güçleri olan bü­yük sanayi ve finans lobilerinin, bankaların, petrol­cülerin, uçak yapımcılarının (Boeing, Lockhead), genel olarak silâh sanayii ile Amerikan politikasına bir başka istikamet vermek isteyen askerî lobinin endişeleri giderek artıyordu.</p>
<p>“Asker ve sanayi lobisi”, İkinci Dünya Savaşı’nın sağladığı malî rahatlamanın ardından, Kore Savaşının Amerika Birleşik Devletleri’ni savaş sonrasının ilk krizinden esirgeyen bir “ekonomik büyüme”yi nasıl sağlamış olduğunu unutmuyordu.</p>
<p>Ancak o büyüklükteki bir savaş, hâlihazırdaki ekonomik dar boğazlan aşma imkânı verebilirdi.</p>
<p>&#8212;</p>
<p>Hepsi de Amerika’yı ekonomik durgunluktan yi­ne ancak çok büyük çaplı bir savaşın selâmete erdi­rebileceğini düşünüyordu.</p>
<p>&#8212;</p>
<p>Gelin görün ki Afganistan Savaşı batağa saplan­dı. Oysa büyük Amerikan petrol şirketleri, Hazar petrollerine ulaşmak ve bu petrollerin Bakü’den Trieste’ye uzanan boru hatlarıyla Avrupa’ya yol alması­nı kontrol etmek için, (Yugoslavya ve Kosova savaşı­nın ardından) bu savaşı çok önemli bir merhale ola­rak görüyorlardı.</p>
<p>&#8212;</p>
<p>Öte yandan, “küreselleşme” projeleri gitgide da­ha fazla direnişle karşılaşıyor. Daha önce Seattle’da birtakım ülkelerle çeşitli sosyal tabakaların durum­ları benzeşiyordu. Avrupalı köylülerle Amerikalı çiftçiler, önde gelen yöneticileriyle Amerikan sendi­kaların üyesi Avrupalı sendikacılar da aynı durum­daydılar.</p>
<p>Nitekim Cenova’da, küreselleşmenin elebaşıları, halkın gazabından yakalarını kurtarabilmek için oturumu bir gemide yapmayı öngörmüşlerdi.</p>
<p>Bir kere daha hatırlatalım ki seçim kampanyası sırasında ve ilk aldığı kararlarda bir çeşit izolasyonizmi yani ‘Amerika kendi işine bakar, Avrupa’dan ona ne?’ politikasını andırır bir tavırla “fü­ze kalkanlarından” ve “Orta Doğu’dan sıyrılma ih­timalinden” söz etmiş olan oğul Bush’un politika­sı böylesi zor durumlar karşısında hiçbir hal çare­si getirmiyordu.</p>
<p>ABD ve İsrail’in çok sert bir şekilde itham edil­dikleri Güney Afrika’daki Durban Konferansı’nda Amerika Birleşik Devletleri’nin bu tecrit hâli, bu yalnızlığı daha da net bir şekilde görülür.</p>
<p>O Konferans, İsrail hakkında, bu devletin ırkçı bir devlet olduğu hatırlatmasını da yaptı. Nitekim daha önce Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi’nde İsrail’in ırkçı devlet olduğu oylanmıştı. Bu karar da­ha sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin dayatmala­rı neticesinde iptal edildi.</p>
<p>O Konferans’ta ayrıca Afrikalı delegeler, Nürnberg’te görülen Nazi yöneticilerinin davasından bu yana, milletler arası hukukun “insanlığa karşı işle­nen suçlar”ın zaman aşımına uğrayamayacağını ka­rara bağlamış olduğunu da hatırlattılar. Onun için de, insanlığa karşı suçun en korkuncu olan köleli­ğin kurbanı olan Afrikalıların bunu tatbik etmiş olanlardan, yani Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ül­kelerinden tazminat alma hakları olacaktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Sonuç</em></strong></p>
<p>Bush (11 Eylül hâdiselerinden sonra) güdeceği politikayı ilkin bir “Haçlı Seferi” olarak takdim etti. Bu “Haçlı Seferi”, Avrupa’nın bütün eski sömürgeci ülkelerinin yöneticilerini Amerika Birleşik Devlet­leri’nin etrafında toplayacaktı.</p>
<p>Ne var ki bu “Haçlı Seferi”, Amerika Birleşik Dev­letleri’nin muhtaç olduğu en önemli petrol rezervlerini ellerinde bulunduran Müslüman ülkeleri de Kapsamış oluyordu.</p>
<p>O yüzden Bush, yürüteceği siyasetin adını değiş­tirdi. Bütün hükümetler kendi muhaliflerine karşı sindirme hareketlerini “teröre karşı mücadele” şek­linde yoğunlaştırsın diye de, Amerikan yayılmacılı­ğı girişimine “teröre karşı savaş” adı verildi.</p>
<p>Hem sonra bu adlandırma, (teröre karşı) koalis­yona katılmayı reddeden bütün devletleri “teröriz­min suç ortağı” olarak damgalatabilecekti.</p>
<p>İlk &#8220;boyun eğenler”den Tony Blair, “anti-terörist” baskıcı kanunlara yeşil ışık yaktı. “Anti-terörist Bill” buyurur: Bir bakanın basit bir talebi üzerine herhangi bir yabancı gözaltına alınabilecek ve bu yabancı kendi aleyhindeki suçlamaların neler oldu­ğunu ve niçin tutuklandığını bilmeyecektir. Alelace­le konan 109’uncu madde artık bütün bakanlara, Meclis’ten geçmesine gerek kalmadan kanunların üstünde olma imtiyazını tanır. “Habeas corpus”un (İhzar emri: Tutuklamanın yasal yollardan yapılıp yapılmadığını tespit için, tutuklunun hâkim önüne çıkarılması emri; kanun dışı tutuklanmayı önlemek için, vatandaşın hâkim huzuruna çıkmayı isteme hakkı.) kazanılmasıyla sağlanmış olan keyfî idareye karşı 800 yıllık direnme geleneği, böylece birkaç saat içinde silinip atıldı.</p>
<p>Avrupalı diğer uşaklar bu örneği takip ettiler ve bu şekilde (Avrupa’daki polisin Europolis yapılma­sının ardından) adaleti de bir “Euroadalet” içinde merkezileştirerek Maestricht’in egemenlik devir teslimi işlerini tamamladılar.</p>
<p>2002 başlarında, Nürnberg’te yapılan bir “Avrupalı” hukukçular konferansı, bu projenin ana hatla­rı çizdi. Netice itibarıyla her “Avrupalı&#8221; vatandaş, kendi ülkesine yabancı kanunlara göre tutuklanıp yargılanabilecektir.</p>
<p>İşte bir kere daha görülüyor ki, bizzat Maestricht Anlaşması’nda kullanılan ifadeye göre “Av­rupa, Atlantik İttifakı’nın (NATO’nun) sadece Av­rupa ayağı olabilir. ” Zaten NATO’nun o 5. maddesi bizim askerî bağımsızlığımızı bizden almakta ve bizi Körfez’den Yugoslavya’ya, Somali’ye, Afganis­tan’a kadar bütün Amerikan saldırılarına ortak etmektedir.</p>
<p>“Anti-terörist” denilen ittifakı zorla kabul ettiren Bush’un buyrukları, Amerikan politikasına bizi ar­tan bir bağımlılıkla bağlamış oldu.</p>
<p>Bu dünya hâkimiyeti politikasına boyun eğmeyi reddeden devletlere karşı Bush; Irak, İran ve Kuzey Kore’yi “terörist” devletler diye ilân ederek derhâl tehditler savurdu.</p>
<p>Birkaç ay sonra Bush, bu çılgınca şantajında bir adım daha atarak, bu devletlerden birçoğuna karşı atom bombası kullanma tehdidinde bulundu.</p>
<p>Bu yeni barbarlığa karşı mücadele etmek için, öncelikle “baş düşman”ın kim olduğunun belirlen­mesi ve bunun bilincine varılması gerekir.</p>
<p>Çünkü bugün bizler birçok bakımdan, Alman iş­gali sırasındaki vaziyete benzer bir durumda bulu­nuyoruz. 19. ve 20. yüzyılda derin manalar ifade et­miş olan “sağ”ile “sol”arasındaki bölünmeler, artık işbirlikçilik veya direniş şeklinde yeni bir bölünme­ye kaymıştır.</p>
<p>Bölünmeler, meselâ sınıf, önemini kaybetmiş de­ğildir. Fakat Fransa’nın bir yabancı güce boyun eğ­mesi, sosyal mücadelelerle millî mücadeleleri birbi­rinden ayrılmaz hâle getirmiştir. Büyük teşebbüs­ler, bunlara sermaye yatırmış olan milletler arasıbüyük tröstlerden bağımsız olamayacaklarından, Fransız ekonomisi bir kere daha yabancı çıkarlara boyun eğmiştir.</p>
<p>Şu hâlde, işsizliğe, eşitsizliklere, imalâtın baş­ka ülkelere kaydırılmasına, iflâslara karşı yeterli ve tutarlı bir mücadele, Amerikan ekonomik kuru­luş ve güçlerine karşı da güçlü bir direniş gösteril­meden yürütülemez. Nitekim dün Almanlara karşı yaptığımız kurtuluş savaşımız da, hem ekonomi­mizin hem de siyasetimizin işgalcinin isteklerine boyun eğmesine karşı verilen mücadeleye sıkı sı­kıya bağlıydı.</p>
<p>Şu anda Avrupa, yaşlı kıt’a üzerindeki Ameri­kan hâkimiyetinin konak yerinden başka bir şey değildir. Zaten Avrupa bugün bir Amerikan Avrupa’sıdır.</p>
<p>Öyleyse, Amerikan hâkimiyetinin âletleri olan ve “Fransız” kanunlarının yüzde 70’inin belirlendiği NATO, İMF, Europol (Avrupa Polisi), Eurojust (Av­rupa Adaleti) vb. gibi milletler arası kuruluşlarla bü­tün bağlan koparmak lâzımdır.</p>
<p>Elbette bir köşeye çekilelim diye değil, tam ak­sine eşit haklara, bütün medeniyetlere ve bütün kültürlere yer veren “uyumlu” bir küreselleşme değil de, tek bir metropolün hizmetine sunulmuş yeni bir sömürgecilik şekli olan “imparatorlukvari” bir küreselleşmeye kapı açan bir “globalleşme”nin bugün, bizim gibi, tehdidi altındaki üçüncü Dünya ülkeleri ile verimli ve bağımsız ilişkiler kurmamızı engelleyen hususlardan yakamızı kur­taralım diye&#8230;</p>
<p>11 Eylül’ün gerçek anlamı da işte tam burada ortaya çıkmaktadır: 11 Eylül saldırısı, o komplocuların 21. yüzyılı Huntington’un senaryosuna uygun olarak ortaya koymak ve mizansenleriyle de bunu ayan beyan göstermek istedikleri gibi, ne İslâm ile Hristiyanlık arasındaki, ne de Doğu ile Batı arasın­daki bir çatışmanın dışa vuruşudur.</p>
<p>11 Eylül 2001’in derin anlamı, kendisinin hayatta kalabilmesi için elverişli metotlar bulma peşindeki kapitalist ve sömürgeci Batı’nın iç çelişkilerinin patlamasıdır.</p>
<p><strong>Roger Garaudy, Amerikan Efsanesi, 99-110 s.</strong></p>
<p>Bu değerlendirme, “Amerikan Efsanesi” ikinci baskısını yaptıktan sonra yazar tarafından bize gönderilmiş ve esere ilâve edilmiştir (Çev.)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/11-eylul-komplosu/">11 EYLÜL KOMPLOSU</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/11-eylul-komplosu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oryantalistlerin Doğu Algısı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/oryantalistlerin-dogu-algisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/oryantalistlerin-dogu-algisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2015 21:55:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hece Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[11 Eylül Saldırısı]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalistlerin Doğu Algısı]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalizm İslam Tasavvuru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oryantalistler yaygın bir biçimde var olan Doğu’yu değil kafalarındaki Do­ğu’yu anlatmıştır. Gördüğünü değil, görmek istediğini. Bu yünden de Doğu, do­layısıyla doğulular hiyerarşik olarak insanlığın alt katmanlarına yerleştirilmiş, ikinci kalite varlıklardır. Bütün olumsuz insani özellikler onlara hasredilmiştir. Oryantalizm barbar doğulular imgesi yaratarak ve sözüm ona onları ehlileştirme gibi oldukça iyi niyetli ve insani bir girişim olduğunu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/oryantalistlerin-dogu-algisi/">Oryantalistlerin Doğu Algısı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/oryantalistlerin-dogu-algisi/oryantalizm-dogu-bati-250x250-2/" rel="attachment wp-att-20034"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-20034" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/oryantalizm-dogu-bati-250x250.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/oryantalizm-dogu-bati-250x250.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/oryantalizm-dogu-bati-250x250-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a></p>
<p>Oryantalistler yaygın bir biçimde var olan Doğu’yu değil kafalarındaki Do­ğu’yu anlatmıştır. Gördüğünü değil, görmek istediğini. Bu yünden de Doğu, do­layısıyla doğulular hiyerarşik olarak insanlığın alt katmanlarına yerleştirilmiş, ikinci kalite varlıklardır. Bütün olumsuz insani özellikler onlara hasredilmiştir. Oryantalizm barbar doğulular imgesi yaratarak ve sözüm ona onları ehlileştirme gibi oldukça iyi niyetli ve insani bir girişim olduğunu da iddia ederek kendine haklılık zemini kurmaya çalışmıştır. Doğulular evrimleşmelerini tamamlayamaz yan ara varlıklardır. Batılılar eliyle evrimleştirilmeleri gerekmektedir. Bu evrimleştirilme sürecinde batılılar tarafından güdülmeli ya da en azından yönetilmelidirler. Bu,Batılıların bir lütfü olacaktır ve doğuluların iyiliği için olacaktır Batı­lıların yardımseverliği sayesinde doğulular eski klasik azametlerini (böyle bir şe­yi kabul etmeleri ayrı bir lütuf) zamanlarına dönebileceklerdir. Doğulular, bu lütufkâr batılı davranış sayesinde şekil, kişilik ve anlam kazanacaklardır.</p>
<p>Tüm doğulu toplumların kültürel miraslarını ve tarihsel başarılarını kolayca sıfırlayan bu bencil yaklaşım, kendi toplumlarının doğulu toplumlarla yaşadığı kültürel etkileşimlerden çok şeyler biriktirdiğini unutmaya yeğlemiştir.Onlara göre Doğu hiçbir zaman iyinin kaynağı değildir.Doğu’da ne varsa kötüdür yada olsa olsa çocuksudur.Tüm doğu medeniyetlerinin bin yıllara dayanan miraslarını bir kalemde silme cehaletini göstermenin,bilimsel bir uslüpla açıklama bir yanı yoktur.Bu sübjektif yargıların bırakın bilimsellliğini,açık ve aşağılayıcı art niyetini tespit etmek zor değildir. Örneğin onlar için sözünde durmayan Çinli- yarı çıplak Hintliler ve batılıların artıklarıyla geçinen miskin Müslümanlar vardır. Yine de deveye binen teröristler olarak Müslumanlara nispetle diğerleri daha avantajlıdırlar. (Said, 1982,190), Oryantalizmin Hint ve Çin’e kısmen sergilediği hoşgörü, İslam medeniyeti söz konusu olduğuna gösterilmez.</p>
<p>Bunun bir sebebi batıkların İslâm&#8217;a ve Müslümanları, özellikle de Arapları Batının önündeki tek politik, entelektüel ve ekonomik alandaki engel olarak görmesidir. Bir sebebi de Hint ve Çin gibi medeniyetlerin artık Batı medeniyeti için tehdit oluşturmadık­ları inancından kaynaklanır. Oysa Islâm, onlara göre, sapkın barbarların dini ve medeniyetidir. &#8220;Islâm&#8217;ın terör, yıkıcılık, nefret edilen barbarlar sürüsü olarak gö­rülmesi boşuna değildi. Avrupa için Islâm devamlı bir felaket konusu idi. On ye­dinci yüzyılın sonlarına kadar süren ‘’Osmanlı belası’’tüm Avrupa yı yerinden oy­natıyor, Hıristiyan uygarlığa için aralıksız tehlike sayılıyordu&#8221; (Said, 1982: 108).</p>
<p>Modern oryantalizm Napolyon&#8217;un Mısır&#8217;ı işgalinden bu yana, dikkatinin çoğun­luğunu İslâm dünyasına kaydırmıştır. Bu tarihten itibaren Doğu neredeyse, münhası­ran Islâm topraklan, yani Otta Doğu olmuş dunundadır. Dolayısıyla modem oryan­talizm araştırma objesi olarak kendisine uzak Doğuyu değil Orta Doğuyu belirlemiş­tir. Bu tarihten itibaren bütün oryantalist siyasetler, stratejiler, saklınlar, manipülasyonlar, çarpıtmalar, bozmalar, imha etmeler ve yeniden inşa etmeler İslâm üzerinden gerçekleştirilmiştir. Çünkü modem oryantalizmin zihinsel arka planına yerleşmiş olan duygu ve düşünceler büyük oranda İslâm karşısında duyulan büyük korku ve çe­kingenliği yansıtmaktadır (Said, 1982:417). Bu korkuyla yapılanan Modern oryan­talizmle yeni bir Doğu, dolayısıyla yeni bir kötü, yeni bir öteki icat edilmiştir. Üste­lik bu yeni Öteki, eski Ötekilerden daha işlevseldir. Zira bu daha canlı ve daha dina­miktir. Bu yeni düşman sayesinde oryantalizm ve Batı da dinamizm kazanacaktır.</p>
<p>Oryantalistlerin Islâm tasavvura genelde olumsuzdur. Oryantalistlerin büyük bir çoğunluğu İslâm’ı Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin mirasından türetilmiş sap­kın bir yorum olarak kabul etmişlerdir. Müslümanlar da bu sapkın inanca sahip barbarlar olarak tahayyül edilmişlerdir. Haçlı savaşları, kutsal toprakları istila eden bu barbarlara karşı yapılmış kutsal savaşlardır. Bu mantık çarpıcı bir biçim­de bütün oryantalist bakış açısını şekillendirmiştir. Bunun en ilginç örneği 11 Ey­lül saldırıları akabinde bazı Batılı liderlerin (Amerika başkanı Bush ve İtalya başbakanı Berlusconi gibi) yaptıkları yorumlar ye çağrılardır. Kimi Islâm&#8217;ı kara­layıp, ilkel ve tehditkar bir din olarak nitelerken,kimi de bu tehdit karşısında yeni bir haçlı seferi için çağrıda bulunmuştur.</p>
<p>Oryantalistler için İslâm, en genelde savaşın ve şehvetin dinidir. Ancak olum­suz nitelikleri bunlarla da sınırlı değildir. Örneğin Edward Said’in (1982: 113) ak­tardığına göre kimi oryantalistler İslâm peygamberini ‘kurnaz bir dönme’, bir ya­lancı, İslâm’ın da ‘ikinci derecede Aryanist bir kâfirlik düzeni’ olduğunu ifade et­mişlerdir. Daha insaflı yorumlarda ise oryantalistler İslâm’ı Hıristiyanlığın veya Yahudiliğin bir taklidi şeklinde yorumlamışlardır. Onlara göre İslâm peygambe­rinin fikirlerinin kaynağı Talmud’dur ve o, esas ilhamını da Hıristiyanlıktan al­mıştır. Dolayısıyla onlara göre İslâm peygamberi ilahi bir elçi değil, Kur’an’ı kendi vaz eden sahte bir peygamberdir (Tibawi, 1998a: 61, 73). Bazıları da İs­lâm’ı Yunan felsefesinin Doğu’daki başarısız bir denemesi olarak değerlendirmiş­tir. Ama çoğunlukla da İslâm bir kültürel sentez olarak düşünülmüştür, özgün bir yanı olmayan, farklı kültürlerin sentezlenerek yeni bir adla servis edilmesinden ibarettir. Benzer bir biçimde İslâm’ın totaliter, Müslümanların ise ikiyüzlü insan­lar oldukları görüşü de oryantalistler arasında yaygın kabul gören görüşlerdendir.</p>
<p>Hamid Algar, oryantalistlerin İslâm karşısındaki yanlış konumlanışlarına çok haklı bir itirazda bulunuyor. O’na göre (1998: 191), “oryantalistler, hemen he­men daima, Kur’an’ın kendisini nasıl tanımladığına bakmaksızın, hiçbir tartışma yapmadan ve hiçbir delil göstermeden Kur’an’ın vahiy olmadığını ileri sürerler. Oryantalistlere ait Kur’an’ın insan ürünü olduğu, Allah’ın Kitabı olmadığı şek­lindeki a priori bilginin doğruluğu asla sorgulanamaz. Bu, oryantalistlerin kendi kavramlarıyla ifade edersek, son derece gayri akademik bir varsayımdır. Eğer or­taya bilimsel bir iddia koymak istiyorlarsa, bunu, Kur’an’ın kendisinin Allah’ın vahyi olduğu şeklindeki meydan okumasıyla yüzleşerek yapmalıdırlar.”</p>
<p>19 yüzyılda bilimsel söylemle (siyasî denge, modernleştirme ve kurumsal gelişme gibi ifadelerle) harmanlanarak servis edilen oryantalist söylem, Batı’nın egemenliğini tarihsel evrimin nihai neticesi olarak takdim etmiştir. İlginç bir bi­çimde bu sözde bilimsel açıklamalar Doğu toplumlarında da makes bulmuş, ken­dine taraftarlar edinmiştir. Batı ve değerleri bir ideal olarak toplumun Önüne kon­muştur. Emperyalizmin ileri stratejilerinin yoz bir başarısı olan bu durum, doğu­lular için de zihinsel bir arınma için ilk koşulu oluşturmuştur. Örneğin bu bağ­lamda bazı Müslümanların İslâm’ı reforma tabi tutma yolundaki taleplerinin ba­tılı fikirlerin etkisinde ve telkiniyle olması örnek gösterilebilir. Nitekim İslâm’ı restorasyona tabi tutma taleplerinin. Batı’nın İslâm topraklarının çoğuna siyasal yönden hâkim olmasından sonra gelmesi manidardır (Tibawi, 1998b: 115).</p>
<p>Batılılar İslâm toprakları üzerindeki hâkimiyetlerini her zaman korumak emelinde olmuşlardır. Bu maksatla da her zaman oryantalist bilginin işlevselliğine müracaat etmişlerdir. Ancak bu bilgi çoğunlukla ideolojik karakterde olmuş, bi­limsel kriterlerle değerlendirilecek nitelikte olmamıştır. Batılıların İslâm’a ve onun Peygamberine yönelik saldırıların motif ve metodları büyük ölçüde hep aynı kalmıştır. O da şudur: çarpıtma ve yanlış temsil kullanmak suretiyle düş­manlık ve önyargıda bulunmak (Tibawi, 1998: 119).</p>
<p>Oryantalizm  ilgili bahiste oksidentalizm meselesine de değinmekte yarar var. Oksidentalizm oryantalistlerin kendi ayıplanın örtmek için, &#8216;biz yaptık, ama siz de yapıyorsunuz&#8217;un çocuksu kurnazlığının bir uzantısıdır. Belki oksidentalizmi büsbütün yok saymanın imkânı yoktur, örneğin Bryan S. Turner&#8217;ın (1999: 41) habis oksidentalizm diye nitelediği ve çeşitli düzeylerde rastlanılabilir ve tartışı­labilir olanını. Ona göre kahis oksidentalizm Batı&#8217;yla her çeşit ilişkiyi reddeden ve modernleşmenin mirasına karşı çıkandır. Başka bazı yazarlar Bryan S. Tur-ner&#8217;un habis oksidentalizm olarak nitelendirdikleri şeyin islâmcılık olduğunu ilan ediyorlar (Al-Azm, 2011: 6). İslâmcılığın kendi siyasal söylemi içerisinde ürettiği her şeyi; ki buna modernleşme ve oryantalizm eleştirisi de dâhil, oksi­dentalizm diye yaftalanmasının komikliği ve haksızlığı bir yana, bir an için İs­lamcılığı oksidentalizm söylemini üreten bir şey olarak varsaysak bile çok uzak­lara gidemeyiz. Yani geçmişte Müslümanlar ya da başka doğulu toplumlar tara­fından kayda değer düzeyde bir oksidentalizm ifa edildiğini gösteren veri çok az­dır. En azından oryantalizmle zaman paralelliği kurulduğunda karşılaştırma ya­pacak verinin inanılmaz bir fark oluşturduğu rahatlıkla görülebilir.</p>
<p>Buna rağmen James Clifford (2007: 135) zorunlu bir tersine dönüşten bahse­diyor: “ Batılılar yüzyıllar boyunca dünyanın geri kalanı hakkında incelemeler yapmış ve konuşmuşlardı; ama tersi söz konusu olmamıştı. Leiris yeni bir durumu ilan ediyordu: Gözlem nesneleri bundan böyle geri yazmaya başlayacaktı. Batılı bakışla yüzleşilecek ve bu anlayış hak ile yeksan edilecekti. 1950’den be­ri Asyalılar, Afrikalılar, Arap Doğulular, Pasifik adalılar ve Amerika yerlileri çe­şidi şekillerde Batı’nın kültürel ve siyasi hegemonyasından bağımsızlıklarını di­le getirdiler ve çoksesli bir kültürlerarası söylem alanı vazettiler.” Ancak geri yazma eyleminin oksidentalizm olarak okunması yanlış olur. Ya da oryantalizmin muhalif bir eleştirisinin oksidentalizm -bütün olası riskine rağmen- sayılması yanlıştır. Biraz savunma refleksiyle ortaya çıkan bu eylem denklik arayan di­renişçi bir harekettir. Yoksa köleyken efendi olmanın mücadelesi değil; olsa olsa eşit efendiler olma talebidir.</p>
<p>Bitirirken de Edward Said’in (1982: 528) kült eseri Oryantalizm kitabının bitiş cümlelerine müracaat edelim; “Oryantalizm bilgisinin bir görevi vardır, o da herhangi bir bilginin, nerde, ne zaman ye hangi göz kamaştırıcı şekillerde soy­suzlaşabileceğini insana hatırlatmaktadır.’’Oryantalizm genelde doğu özelde ise İslam toplumlarına yönelmiş ön yargılı bir şiddettir.Kasıtlıdır.Anlamayı değil yok etmeyi yada en azından yok etmeden tehakkum etmeyi amaçlar.Emrine almak,emrine aldığnı dönüştürmek ister.Kendine kullar oluşturmak ister.Hizmetkar ve itaatkar kullar.</p>
<p>Kenan Çağan, İslam Medeniyeti Özel Sayısı, Hece Dergi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/oryantalistlerin-dogu-algisi/">Oryantalistlerin Doğu Algısı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/oryantalistlerin-dogu-algisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
