<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kıyamet Alametleri | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/islam/akaid/kiyamet-alametleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 18 May 2017 14:09:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Kıyamet Alametleri | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kıyamet Alametlerine Genel Bir Bakış</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-alametlerine-genel-bir-bakis/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-alametlerine-genel-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2015 22:44:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kıyamet Alametleri]]></category>
		<category><![CDATA[Üç Yere Batma Hadisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Dâbbetu l-Arz]]></category>
		<category><![CDATA[Deccal’in Çıkışı]]></category>
		<category><![CDATA[Güneşin Batıdan Doğması]]></category>
		<category><![CDATA[Isa (a.s)’ın Nüzulü]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet Nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet ve Alametleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyametin Büyük Alametleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyametin Küçük Alametleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi (a.s)’ın Çıkışı]]></category>
		<category><![CDATA[Ye’cûc ve Me cûc]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8704</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kıyamet ve alametleri, ilk nesillerden itibaren Müslümanların önemle üzerinde durduğu konular arasında yer almıştır. Kur’ân-ı Kerim’de olabildiğince net biçimde tasvir edilen kıyamet sahnelerinin yanında Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kıyamete hazır olmak babından zikrettiği kıyamet alametleri, kıyamet konusunun sürekli bir şekilde Müslümanların gündeminde kalmasını sağlamış; aynca kimi zaman bir metanet kaynağı kimi zaman da dünyevileşmeye karşı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-alametlerine-genel-bir-bakis/">Kıyamet Alametlerine Genel Bir Bakış</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8705" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/1.jpg" alt="Kıyamet ve Alametleri" width="400" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/1.jpg 400w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/1-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/1-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><br />
Kıyamet ve alametleri, ilk nesillerden itibaren Müslümanların önemle üzerinde durduğu konular arasında yer almıştır. Kur’ân-ı Kerim’de olabildiğince net biçimde tasvir edilen kıyamet sahnelerinin yanında Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kıyamete hazır olmak babından zikrettiği kıyamet alametleri, kıyamet konusunun sürekli bir şekilde Müslümanların gündeminde kalmasını sağlamış; aynca kimi zaman bir metanet kaynağı kimi zaman da dünyevileşmeye karşı bir set olarak Müslümanların ahiret bilincini diri tutmuştur.</p>
<p>Şüphesiz ilgili rivayetlerin derlenme faaliyetinden tutun da, belli bir tasnif çerçevesinde kaynaklara geçirilmesi; sahihinin zayıfından ayrılması, ravi yanılgılarının tespit edilmesi, rivayetler arasındaki tearuzların mümkünse telifi, değilse tercihe edilmesi faaliyetine kadar rivayet birikimini işleyerek önümüze koyan mühaddislerin bu süreçte önemli bir yeri vardır.</p>
<p>Burada bizim yapacağımız, mühaddislerin çalışmalarının özetinin özeti olarak kıyamet alametlerinin kısa kısa izahlar eşliğinde bir listesini çıkarmak olacaktır. Ancak konuya girmeden önce meselenin kavramsal boyutu üzerinde biraz durmaya çalışacağız.</p>
<p><strong>Kıyamet Nedir?</strong></p>
<p>Lügatte &#8216;ayağa kalkmak’, ‘doğrulmak’ anlamlarına gelen kıyamet, dinî bir terim olarak; Allah Teâlâ’nın kâinattaki her şeyi altüst edip tüm insanları yeniden dirilterek ayağa kaldırması anlamında kullanılır.(2)</p>
<p><strong>Kaynakların bize ifade ettiğine göre kıyametin üç çeşidi vardır:</strong></p>
<p><strong>1.</strong> Küçük Kıyamet: İnsanın kendi ölümüdür. Kişi ölünce, ahiret hayatı başladığı için onun kıyameti kopmuş olur.</p>
<p><strong>2.</strong> Orta Kıyamet: Aynı dönemde yaşayan insanların ölmesidir. Alimlerimiz, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den rivayet edilen şu hadis-i şerifin buna işaret ettiğini söylemişlerdir:</p>
<p>Peygamber Efendimize, ‘Kıyametin vakti ne zamandır?’ diye sordular. Hz. Peygamber, onların en genç olanına baktı ve, &#8220;Eğer şu yaşarsa, o yaşlanmadan sizin kıyametiniz kopar” buyurdu.(3)</p>
<p><strong>3</strong>. Büyük Kıyamet: Âlemin, tümüyle yerle bir edilerek insanların yeniden diriltilmesidir. Kıyamet kelimesi, genel olarak bu anlamı karşılar.</p>
<p>Göğün yarılarak yıldızların döküleceği, kabirlerin altüst edileceği bu dehşet verici gün Kur’ân-ı Kerim’de birçok isimle ifade edilmiştir. Bu isimler içinde en sık rastlanan, kıyametin kopacağı vakit anlamına gelen Sâ’a kelimesidir. Yevmu’l-Kıyâme (Kalkış, Diriliş Günü), Yevmu’l-Ahir (Son Gün), el-Ahire (Gelecek Hayat), Yevmu’d-Dîn (Ceza Günü), Yevmu’l-Hisâb (Hesap Günü), Yevmu’l- Cem’ (Toplanma Günü), Yevmu’l-Hulûd (Sonsuzluk Günü), Yevmu’l-Ba’s (Diriliş Günü), Yevmu’l-Hasre (Pişmanlık Günü), Yevmu’t-Teğabun (Kâr ve Zarar Günü), el- Kâri’a (Çarpıcı Felâket), et-Tâmme (Herşeyi Bastıran Felâket), el-Hâkka (Büyük Hakikat) ve el-Vâkıa (Büyük Olay) kıyamet vakti için kullanılan isimler arasındadır.</p>
<p><strong>Kıyamet Alametleri</strong></p>
<p>Kıyameti ve onun nasıl kopacağım haber veren hadislerde, kıyametin alametleri/belirtileri olarak zikredilen hususlar &#8220;küçük” ve “büyük” olmak üzere iki kısımda mütalaa edilmektedir.</p>
<p><strong>A. KIYAMETİN KÜÇÜK ALAMETLERİ</strong></p>
<p>Birçok İslam âlimi tarafından bizlere nakledilen bu alametler oldukça fazladır. Burada, Peygamberimizden bizlere ulaştığı sabit olan alametleri inceleyeceğiz.</p>
<p><strong>1. Hz. Peygamber (s.a.v)’in Bi’seti</strong></p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v) işaret parmağıyla orta parmağım birleştirip: &#8220;Kıyamet, şu ikisi gibiyken ben gönderildim” buyurdu.(4)<br />
Hz. Peygamber’in iki parmağım birleştirmesi, onun biseti/gönderilmesiyle kıyametin kopması arasında bu denli bir yakınlık bulunduğuna işaret ettiği gibi, başparmağa nispetle orta parmağın fazla kalan uç kısmım kastedip, bi’setle kıyametin kopması arasında bu oranda bir süre kaldığına da işaret olabilir.(5)</p>
<p><strong>2. Hz. Peygamber’in Vefatı</strong><br />
Hadis kaynaklarında, Nübüvvet silsilesinin sonuncusu olan Hz. Peygamber (s.a.v)’in uhrevî hayata göç etmesinin kıyamet alametlerinden biri olduğu belirtilmiştir. Bu hususa, Avf b. Malik (r.a) tarafından nakledilen şu hadis delalet etmektedir.<br />
&#8220;Kıyametten önce şu altı şeyi say: Benim ölümüm &#8230;”(6)</p>
<p>Hz. Peygamber’in vefat etmesiyle vahiy kesilerek nübüvvet sona ermiş ve ilerleyen zaman içinde irtidad hadiseleri baş göstermiştir. Daha sonraki yıllarda ise İslam dünyasında fikrî açıdan sapmalar yaşanmış, birçok sapık fırka ortaya çıkmıştır.</p>
<p><strong>3. Beyt-i Makdis’in Fethi</strong></p>
<p>Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksâ’nın fethedilmesinin kıyamet işaretlerinden olduğu Avf b. Mâlik (r.a) tarafından rivayet edilen hadisin devamında şöyle ifade edilmiştir:<br />
&#8220;Kıyametten önce şu altı şeyi say: &#8230; Beyt-i Makdis’in fethi &#8230;&#8221;<br />
Tarihî kayıtların bildirdiğine göre Kudüs, Hz. Ömer (r.a)’in hilafeti zamanında, hicri 16. yılda fethedilmiştir. Hz. Ömer, şehrin anahtarlarını bizzat teslim almış, yapılan anlaşma sonucunda Yahudi ve Hıristiyanlar, şehri Müslümanlara terk etmişlerdir.</p>
<p><strong>4. Tâûn (Veba) Hastalığı</strong></p>
<p>“Kıyametten önce şu altı şeyi say:&#8230; Sonra koyun (davar) kıran hastalığı gibi çokça ölümler siziyakalayıverir. &#8230;”(8)</p>
<p>Tarihçilere göre bu salgın hicretin 18. senesinde Filistin’in Amevâs kasabasında ortaya çıkmış, daha sonra Şam tarafına doğru yayılmıştır. Bu veba salgım sebebiyle, aralarında birçok sahabenin de bulunduğu 25.000’den fazla (9) insan şehit olmuştur. Cennetle müjdelenen sahabelerden Ebu Ubeyde b. Cerrâh (r.a) ile Allah Resûlu nün Yemen’e vali olarak gönderdiği âlimlerin öncüsü genç sahabî Muâz b. Cebel (r.a) bu salgın sebebiyle vefat eden meşhur sahabeler arasındadır.(10)</p>
<p><strong>5. Malın Çoğalması ve Sadaka Verilecek Kişinin Bulunamaması</strong></p>
<p>Konuyla ilgili bazı hadisler şöyledir: “Malınız çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki, mal sahibi sadaka verecek kimse bulamayacak. Bir kişiye zekât vermek istendiğinde o kişi: ‘Benim ihtiyacım yok’ diyecek.“(11)</p>
<p>“İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi altınıyla zekât vermek için dolaşacak ama onu alacak kimse bulamayacak.“(12)</p>
<p>îbn-i Hacer, Fethul-Bârıde malın çoğalmasının kıyamet alametlerinden biri olduğuna dair rivayet edilen hadislerden birini incelerken, bu alametin hem Sahabe hem de Ömer b. Abdülaziz zamanında gerçekleştiğini, Hz. İsâ’nın kıyamete yakın yeryüzüne indirildiği zaman bir kez daha yaşanacağını söylemiştir.(13)</p>
<p><strong>6. Fitnelerin Zuhuru</strong></p>
<p>Ahir zaman Peygamberi Efendimiz (s.a.v)’in hadislerinde bildirdiği alametlerden biri de hak ile batılın karıştırıldığı; imanın zarar gördüğü büyük fitnelerin ortaya çıkmasıdır.</p>
<p>Bu fitnelerden bahseden birçok hadis-i şerifte, mümin olarak sabahlayan kişinin kâfir olarak akşamlayacağı, akşam mümin olan kişinin de kâfir olarak sabahlayacağı ifade edilmiştir. Fitneler, şer ve belalar kıyamet kopana kadar devam edecek ve bunlarla kar-şılaşan mümin her defasında, “Bu beni helak eder” diyerek ümitsizliğe düşecektir.</p>
<p>“Kıyamete yakın, (kap)karanlik gecenin kesitleri gibi fitneler ortaya çıkacak. [O fitneler sebebiyle] sabah mümin olan kimse kâfir olarak akşamlayacak; akşam mümin olan kimse ise kâfir olarak sabahlayacak, öğünde, oturan kimse ayakta olandan, ayakta olan kimse yürüyenden, yürüyen kimse de koşandan daya hayırlıdır. Yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçla-rınızı taşlara çalın. Eğer fitne sizden birinizin eşiğine varırsa Hz. Âdem’in iki oğlundan hayırlı olanı (Hâbil) gibi olsun.“(14)</p>
<p><strong>7. Doğuda Fitnelerin Ortaya Çıkması</strong></p>
<p>Kıyamet alametlerinden biri de doğuda fitnelerin ortaya çıkmasıdır. Müslümanlar arasında görülen fitnelerin birçoğu, Hz. Peygamber’in, ‘Şeytan’ın boynuzunun doğduğu yer’ diye tabir ettiği doğu taraflarında ortaya çıkmıştır, îbn-i Ömer (r.a)’dan rivayet edilen bir hadiste, Peygamberimiz (s.a.v) yüzünü doğuya doğru çevirerek, “Fitne işte şuradadır! Fitne işte şurada, Şeytan’ın boynuzunun doğduğu yerdedir“ buyurmuşlardır.(15) Müslim’deki bir rivayette ise, “Küfrün başı işte şu taraftan, Şeytanın boynuzunun doğduğu yerdendir” şeklinde geçmektedir.(16)</p>
<p>Nitekim ilk fitneler doğu tarafından çıkarak yayılmış, bu fitneler sebebiyle Müslümanlar arasında fikrî ve itikadî bölünmeler meydana gelmiştir. Haricilik, Rafızîlik ve Mutezile gibi saplan görüşlü fırkaların çoğu Irak tarafında türemiştir.<br />
Mecusî olan İran’da Zerdüştlük, Maniheizm ve Bahâüik, Hint kıtasında ise Hinduizm, Budizm, en son olarak da Kâdiyânlik gibi saplan din ve mezhepler de doğuda ortaya çıkmıştır. Deccal, Ye’cûc ve Mecûc de doğudan çıkacaktır.(17)</p>
<p><strong>8. Hz. Osman (r.a)’ın Şehit Edilmesi</strong></p>
<p>İslam âlimlerine göre İslam âleminde zuhur eden fitnelerden biri de Hz. Osmanın şehit edilmesiyle ortaya çıkan siyasî bunalımdır. Hz. Osman (r.a) farklı İslâm şehirlerinde ortaya çıkan karışıklıklar sonucunda Medine’ye gelen isyancılar tarafından Hicri 35 yılında (Miladi 657) evinde şehit edilmiştir. Hilafet merkezi Medine’de is-yanlar çoğalıp Hz. Osman (ra) evinde muhasara altına alındığında Ebu Hureyre (r.a), Peygamberimiz (s.a.v)’den işittiği şu hadisi rivayet etmiştir: Allah Resûlü’nü, “Fitne ite anlaşmazlıklar baş gösterecek” derken duy-dum. ‘Peki, ne yapmamızı emredersin ya Resûlallah’ diye sorduk. “Emirül-müminin ve erkânını bırakmayın”buyurdu ve Hz. Osman’ı işaret etti.(18)</p>
<p>“Onu, (Hz.Osman’ı) başına gelecek bir musibetten dolayı cennetle müjdeleyiniz.”(19)</p>
<p><strong>9. Yalana Peygamberlerin Ortaya Çıkması</strong></p>
<p>“Otuza yakın şerli yalana (kezzâb) ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmaz; bunların hepsi kendisinin peygamber olduğunu iddia eder.“(20)<br />
“&#8230;Ümmetimden, peygamber olduğunu iddia eden otuz yalana çıkacak. Oysaki ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber gelmeyecek&#8230;”(21)</p>
<p>Hadis kaynaklarında yalana peygamberlerin zuhuru hakkında rivayet edilen birçok hadis bulunmaktadır. Konuyla ilgili rivayet edilen hadislerin bir kısmında, Peygamberlik iddiasında bulunanlar için belli bir sayı belirtilirken, diğer bir kısmında belirtilmemiştir. Hadis âlimlerinin yorumlarına göre, bu kişilerin belli bir sayısı yoktur. Çünkü bunların sayısı&#8217; tespit edilemeyecek kadar fazladır. Hadislerde geçen rakamlarla anlatılmak istenilen ise bu iddiaya cesaret eden ve onlara uyan kimselerin çok olması, bu iddiada bulunan yalancıların insanlar arasında şöhret bulmasıdır.(22)<br />
Yaşadığımız asırda da sahte peygamberler ortaya çıkmaya devam etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v), sahte peygamberlerin en sonuncusunun Deccal olduğunu bizlere bildirmektedir.</p>
<p>“Otuz yalana ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Onların sonuncusu tek gözlü Deccal’dır.”(23)</p>
<p><strong>10. Emanetin Zayi Olması</strong></p>
<p>“İş, ehli olmayana teslim edildiği zaman kıyameti bekle.”(24)</p>
<p><strong>11. İlmin Yok Olmaya Yüz Tutması,Cehaletin Yaygınlaşması</strong></p>
<p>“İlmin kaldırılması, cehaletin yayılması kıyamet alametlerindendir.&#8221;(25)</p>
<p>&#8220;Kıyametten önce cehaletin yayılacağı, ilmin kaldırılacağı günler gelecek&#8230;”(26)</p>
<p>Hadislerde ifade edilen ilimden maksat Hz. Peygamberin ümmetine miras bıraktığı Kur’ân ve Sünnet bilgisidir. Âlimlerin azaldığı, dünyalık menfaatlere rağbetin çoğaldığı ahir zamanda ulûm-u şer’iyyenin terk edilmesi kâinatın sonunun yaklaştığım gösteren alametlerden birisidir.</p>
<p>Yaşadığımız çağda din eğitimine verilen öneme bakılacak olursa Peygamberimizin açıkça belirttiği bu alametin günümüzde tam olarak yaşandığı görülür. İslam kimliğine bürünmüş fakat müslümanca düşünme ve yaşama olgusundan uzak insanların, ait oldukları kimliğin yüklediği sorumlulukları yerine getirmedikleri gözler önünde bir gerçektir. Karşı karşıya olduğumuz bu vahim durum hadislerde anlatılanlarla uyum içerisindedir.</p>
<p>“Elbisenin işlemeleri eskiyip silindiği gibi İslam da silinecek. Nihayet oruç nedir, namaz nedir, hac nedir, zekât nedir bilinmeyecek&#8230;. İnsanlar,&#8217;Biz &#8220;Lâ ilâhe illallûh‘kelimesini babalarımızdan öğrendik, biz de söylüyoruz ’ diyecekler. “(27)</p>
<p><strong>12. Zinanın Yaygınlaşması</strong></p>
<p>Kıyamet alametlerinden biri de zinânın yaygınlaşmasıdır. Peygamber Efendimiz hadislerinde, ahir zamanda gayrimeşru ilişkilerin çoğalacağını bizlere haber vermiştir.</p>
<p>&#8221;Kıyamet alametlerinden biri de zinânın çoğalması/yaygınlaşmasıdır.“(28)</p>
<p>Hadislerde, kıyamet yaklaşınca zinâyı helal sayan insanların ortaya çıkacağı ifade edilmiştir.</p>
<p>“Ümmetimin içinde zinâyı ve ipeği helal sayan kavimler ortaya çıkacak&#8230;”(29)</p>
<p>Ahir zamanda insanlar arasında fuhşun ulaşacağı başka bir boyut da şu hadiste ifade edilmiştir</p>
<p>&#8220;&#8230; (Kıyamet öncesinde yeryüzünde) insanların en şerlileri kalır. Eşekler gibi uluorta çiftleşirler. Kıyamet işte bu insanların üzerine kopacak.&#8221;(30)</p>
<p>“Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, erkek sokak ortasında kadının üstüne çıkıp, onun-la ilişkiye girmedikçe bu ümmet helak olmaz. O gün onların en iyi niyetlisi &#8216;O işi şu duvarın ar-kasında yapsaydın’ diyen kişidir.&#8221;(31)</p>
<p><strong>13. Faizin Yaygınlaşması</strong></p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v)’in sözlerinden anlaşıldığına göre faizin, hayatın hemen her alanına sıçradığı, faize bulaşmadan yaşamın zor hale geleciği bir dönemde kıyamet kopacaktır.<br />
&#8220;Kıyametten önce faiz yaygınlaşır&#8230;&#8221;(32)</p>
<p>“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, faiz yiyecekler. Faiz yemeyen kişiye ise onun tozu bulaşacaktır&#8221;(33)</p>
<p>Bir başka hadiste ise, insanların helal ve haram konusuna dikkat etmeden rızıklarını temin edecekleri bir zamanın geleceği ifade edilmiştir. Tüketim çılgınlığının zirveye vardığı, faizli bankaların çoğaldığı, birçok insanın bu bankalardan faiz aldığı günümüzde, insanların, ihtiyaçlarını karşılarken dinin emir ve yasakları konusundaki vurdumduymazlığı hadislerde ifade edilen zamanın günümüz olduğunu açıkça göstermektedir.</p>
<p>“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi kazandığı malın helal veya haram olmasını önemsemeyecek.&#8221;</p>
<p><strong>14. Müzik ve Çalgının Yaygınlaşması</strong></p>
<p>Sehl b. Sa’d (r.a)’dan nakledilen bir hadiste Peygamber Efendimiz, &#8220;Ahir zamanda yere batırılma, atılıp fırlatılma ve şekil bozukluğuna uğratılma (hadiseleri) yaşanacak” buyurdular. Ashab-ı kiramdan biri, *Bu olay ne zaman meydana gelecek ey Allah&#8217;ın Resûlü?’ diye sorunca, “Çalgı ve şarkıcı kadınlar çoğalınca&#8230;&#8221; buyurdular.(35)</p>
<p>“Ümmetimden öyle kimseler ortaya çıkacak ki, bu kimseler zinâyı, ipek giymeyi, içki içmeyi, çalgıyı helal görecekler&#8230;&#8221;(36)</p>
<p><strong>15. İçki İçmenin Yaygınlaşması ve Helal Görülmesi</strong></p>
<p>“İçkinin çokça içilmesi kıyamet alametlerindendir.&#8221;(37)</p>
<p>’Ümmetimden öyle kimseler ortaya çıkacak ki, bu kimseler içki içmeyi helal sayacaklar&#8230;&#8221;(38)</p>
<p>Kıyametin yaklaştığım haber veren olaylardan biri de, ahir zamanda insanların alkollü içeceklere değişik isimler takarak, bu isimler altında o içecekleri helal saymalarıdır.</p>
<p>“Ümmetimden bir grup içkiyi, ona taktıkları bir isimle helal sayacaklar&#8230; ”(39)</p>
<p><strong>16. Mescitlerin Süslenmesi</strong></p>
<p>Kıyametin kopacağını haber veren alametlerden biri de insanların mescitleri süslemelerle donatmaları ve bununla övünmeleridir. Kâinatın Efendisi (s.a.v) ahir zamanda bazı insanların geleceğini, bunların ibadet etmekle pek ilgisinin olmayacağını söyleyerek, o kimselerin işin gösteriş boyutunda kalacaklarını anlatmak istemiştir.</p>
<p>“İnsanlar mescitleri süsleyerek övünmedikçe kıyamet kopmaz.“(40)</p>
<p>“İnsanların mescitleri süsleyerek övünmeleri kıyamet alametlerindendir.&#8221;(41)</p>
<p>Hz. Ömer (r.a), Mesdd-i Nebevinin yenilenmesini emrettiği zaman şöyle demiştir:<br />
“İnsanları yağmurdan saklayıp koru. Sakın allı, sanlı süsler edinip de insanları fitneye uğratmayasın&#8230;“(42)</p>
<p><strong>17. Yüksek Binaların Yapılması</strong></p>
<p>“Çobanların bina dikme yarışına gir(iş)mesi kıyamet alametlerindendir.&#8221;(43)<br />
“Yalınayak, sırtı çıplak [fakir] davar çobanlarının bina dikme yanşına giriştiklerini görmen (kıyamet alametlerindendir.“(44)</p>
<p>Hadislerde geçen ‘bina dikmekte yarışmak&#8217; sözü düz manasıyla anlaşılabileceği gibi, daha geniş bir anlamla; evlerin süs ve güzelliği konusunda insanların birbiriyle yarış etmeleri manasına da gelebilir.(45) Günümüzde, hadislerde anlatılmak istenen her iki durum da yaşanmaktadır. İnsanlar bir yandan yüksek binalar, gökdelenler yapmakta ve onların yüksekliği ve ihtişamıyla övünmekte, diğer yandan da, evlerinde bulunan eşyaları modaya uydurmak için israf sayılacak düzeyde harcamalar yapmaktadırlar.</p>
<p><strong>18. Adam öldürmenin Çoğalması</strong></p>
<p>Hadislerde, kıyametten önce insanların cinayet işlemesinin çokça vuku bulacağı ve bunu yaparken de sebebini bilmeyecekleri dile getirilmiştir. Hatta bazı hadislerde kişinin akrabasıyla karşılaşacağı ve onu öldüreceği zikredilmiştir. Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edilen bir hadiste Allah Resûlü (s.a.v), “Here çoğalmadıkça kıyamet kopmaz&#8221; buyurmuş; Ashab, ‘Here nedir ey Allah’ın Resûlü?* diye sorduklarında, “Adam öldürmektir” demiş ve bu sözü iki defa tekrarlamıştır.(46)</p>
<p>&#8220;&#8230; Herc, ümmetin birbirini öldürmesidir. Öyle ki, kişi komşusuyla, amcaoğluyla veya akrabasıyla karşılaşırda onu öldürüverir&#8230;&#8221;(47)</p>
<p>Ebu Mûsâ el-Eş’arî (r.a)’dan rivayet edilen başka bir hadiste Allah Resûlü (s.a.v), “Kıyametten önce here çıkar&#8221; buyurdular. Ashab, ‘Here nedir ey Allah’ın Resûlü?* diye sorduğunda, “Adam öldürmektir&#8221; buyurdular. Ashab, ‘(Şu ana kadar) öldürdüklerimizden çok mu?&#8217; diye sorunca da Allah Resûlü, “Bu sizin müşrikleri öldürmeniz değildir, birbirinizi öldürmenizdir” dediler. Ashab, ‘O gün aklımız yerinde olacak mı?’ diye sorunca, Allah Resûlü, “O günün insanlarının akılları alınır&#8221; buyurdular.(48)</p>
<p>“Nefsim elinde olan Allah&#8217;a yemin ederim ki, insanlar üzerine, öldüren niçin öldürdüğünü, ölen de niçin öldüğünü bilmediği bir zaman gelmedikçe dünya yok olmaz&#8230; ”(49)</p>
<p><strong>19. Zamanın Kısalması</strong></p>
<p>&#8220;Zaman kısalmadıkça kıyamet kopmaz; bir sene bir ay, bir ay bir hafta, bir hafta bir gün, bir gün bir saat, bir saat ise bir hurma yaprağının yanması kadar kısa olur.“(50)</p>
<p>Peygamber Efendimiz’in kıyamet alameti olarak işaret ettiği konulardan biri de zamanın kısalmasıdır. Hadislerde ifade edilen bu husus İslam âlimleri tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır.</p>
<p>Efendimizin sözlerinde geçen &#8216;zaman kısalığı&#8217; tabirinin, zamanın bereketinin azalması anlamına gelmesi muhtemeldir. Ahir zamanda yaşayan insanlar zamanın nasıl geçtiğinin farkında olmazlar. Nitekim bu durumu günümüzde açıkça yaşıyoruz.</p>
<p>‘Zaman kısalığı&#8217; tabiriyle kastedilme ihtimali bulunan diğer bir husus ise, o dönemde yaşayan insanların hızlı ulaşım vasıtalarını kullanarak, eski devirlerde aylar süren yolculukları kısa sürede yapabilmeleridir. Nitekim günümüzde gelişmiş ulaşım vasıtalarıyla en uzak ülkelere bile az bir zamanda gidilebilmektedir. Internet, radyo, televizyon ve telefon gibi gelişmiş iletişim araçları sayesinde iletişim çok kolaylaşmıştır. Eski devirlerde insanları çok meşgul eden gündelik işlerde de birçok kolaylıklar bulunmuş, bu gibi işlerin yapılması eskiye nispetle vakit almaz hale gelmiştir.</p>
<p><strong>20. Sıla-i Rahm’in Kesilmesi</strong></p>
<p>“Akraba ziyareti kesilmedikçe kıyamet kopmaz.“(51)</p>
<p>Günümüzde birçok insan aynı şehirde yaşadığı akrabasını aylarca, yıllarca ziyaret etmemekte ve yakınlarına gerektiği gibi destek olmamaktadır. Teknoloji ile beraber gelişen iletişim araçları sıla-i rahm’in zayıflamasına etki ettiği gibi, hayat şartlarının zorluğu da akraba ziyaretlerinin azalmasına yol açmıştır.</p>
<p><strong>21. Ahlakın Bozulması</strong></p>
<p>“Ahlaksızlık (fuhşiyat) zuhur etmedikçe (aşırı bir şekilde yaygınlaşmadıkça) kıyamet kopmaz.&#8221;(52)</p>
<p><strong>22. Cimriliğin Yaygınlaşması</strong></p>
<p>“(Ahir zamanda) amel(-i salih) azalır, cimrilik çoğalır&#8230;&#8221;(53)</p>
<p>&#8220;Kıyametten önce ticaret gelişir, öyle olur ki, ka­dın kocasına ticarette yardım eder&#8230;”(<sup>54)</sup></p>
<p>“Malın çoğalması ve ticaretin büyümesi kıyamet alametlerindendir. ”(<span style="font-size: 13.3333330154419px; line-height: 20px;">55)</span></p>
<p>Günümüzde teknolojiyle elde edilen imkânlar sayesinde ticaretin gelişerek büyüdüğünü görmekteyiz. Büyük şirketler ve zengin iş adamlarının sahip olduğu imkânlar, onları, dünyanın siyasî ve İktisadî gidişatına yön ve­recek yetkiye ulaştırmıştır.</p>
<p><strong>23-Depremlerin Çoğalması</strong></p>
<p>&#8220;Depremler artmadıkça kıyamet kopmaz&#8230;”(<sup>56)</sup></p>
<p>“Kıyametten önce şiddetli salgınlar baş gösterir. Sonrasında ise depremlerin çok yaşanacağı se­neler gelir.&#8221;(<sup>57)</sup></p>
<p><strong>24.Salih İnsanların Azalması</strong></p>
<p>“Allah, hayır sahibi salih insanları yeryüzünden almadıkça kıyamet kopmaz, öyle ki, dünyada hayırsız insanlar kalır; ne (dinin) güzel (gördüğü şeyler)i güzel görürler, ne de kötü (gördüğü şeyler) i kötü görürler (aksine, tam tersini yaparlar).&#8221;(<sup>58)</sup></p>
<p><strong>25-Ehil Olmayan Kimselerin Yüksek Makamlara Gelmesi</strong></p>
<p>Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edilen bir hadis­te Peygamberimiz, “İnsanlar üzerine aldatıcı günler gelir; yalana doğru sözlü, doğru sözlü de yalana sayılır. O zamanda Ruveybıdlar konuşur hale gelir&#8221; buyurdular. Ashab, &#8216;Ruveybıdlar kim(dir) ey Allah’ın Resûlü?’ diye sorunca, Efendimiz, “Toplum işleri hakkında söz sahibi olan sefih insanlardır” buyurdular.(<sup>59)</sup></p>
<p>“İş, ehil olmayana teslim edilirse kıyametin kop­masını bekle.&#8221;(<sup>60)</sup></p>
<p><strong>26.Sadece Tanıdıklara Selam Verilmesi</strong></p>
<p>Kıyamet alametlerinden biri de insanların birbiri­ne, sadece tanıdığı için selam vermesidir.&#8221;<sup>61</sup></p>
<p>“Kıyametten önce sadece tanıdığa selam verile­cek&#8230;&#8221;(<sup>62)</sup></p>
<p><strong>27.Tesettürün İçinin Boşaltılması</strong></p>
<p>&#8220;Ahir zamanda ümmetimde, güzel bineklere binen insanlar olacak; mescitlerinin kapılarına gelecekler. Kadınları giyinik çıplaklardır, başları deve hörgücü gibi kabarıktır. Onlara lanet edin, çünkü onlar lanetlidir.&#8221;(<sup>63)</sup></p>
<p>&#8220;Cehenneme girecek iki sınıf vardır ki, ben on­ları görmedim: Biri, ellerinde öküz kuyruğu gibi kırbaçlarla insanlara vuran bir grup, diğeri de erkeklere meyleden, erkekleri de kendilerine meylettiren giyinik çıplak kadınlardır. Onların başları deve hörgücü gibi kabarıktır. Bu kadın­lar cennete giremezler, onun kokusunu bile ala­mazlar&#8230;”(<sup>64)</sup></p>
<p><strong>28.Bilgi Araçlarının Yaygınlaşması</strong></p>
<p>“Kalemin çoğalması&#8230; kıyamet alametlerindendir.”(<sup>65)</sup></p>
<p>15.yüzyılın ikinci yansında matbaanın ica­dıyla bilgi çağında çığır açan bir buluş gerçek­leşmiştir. önceki asırlarda uzun uğraşlar so­nucunda yazılan kitaplar, matbaanın icadıyla seri halinde basılmaya başlamış, bilginin hızlı bir şekilde hizmete sunulmasıyla ilmin gelişmesinde patlama yaşanmıştır. Bilgi nak­leden birer araç olarak kalem ve kitabın yay­gınlaşması enformatik cehaletin sınırlarını daraltırken, bilginin harcıalem hale gelmesi de irfan-hikmet fakirliğine yol açmıştır.</p>
<p><strong>27-Yalana Şahitliğin Artması</strong></p>
<p>&#8220;Kıyametten önce&#8230; yalana şahitlik artar ve doğru şahitlik gizlenir.&#8221;(<sup>66)</sup></p>
<p><strong>28.Ani Ölümlerin Çoğalması</strong></p>
<p>“Ani ölümlerin çoğalması&#8230; kıyametin yaklaştığı­na alamettir.&#8221;(<sup>67)</sup></p>
<p><strong>29.İnsanların Birbirini Tanımaması</strong></p>
<p>&#8220;Kıyametten önce&#8230; insanlar arasında soğukluk baş gösterir; nerdeyse birbirlerini tanımaz olurlar.&#8221;(<sup>68)</sup></p>
<p><strong>30.Fırat Nehrinin ‘Altın Dağ’ Çıkarması</strong></p>
<p>“Fırat nehri, altın bir dağ çıkarmadıkça kıyamet kopmaz. Bunun üzerine insanlar birbirleriyle sava­şır; her yüz kişiden doksan dokuzu ölür. Onlardan her biri Belki kurtulan ben olunan der.”(<sup>69)</sup></p>
<p>Fırat nehrinden çıkacak olan bu hazine ve nasıl ortaya çıkacağı hakkında farklı yorum­lar yapılmıştır. Bu yorumlardan birine göre, altın dağın ortaya çıkması ‘nehir suyunun kesileceği ve o sudan bir takım faydalar elde edileceği’ anlamına gelmektedir. Bu yoruma göre bu alamet gerçekleşmiştir. Zira Fırat nehrinin suyu, nehir üzerine Keban barajı­nın inşasıyla durdurulup kesilmiştir.</p>
<p>Diğer bir yorum ise, Fırat nehrinden çıkacak olan altın dağın petrol olduğu yönündedir. Nitekim Fuat nehri petrol yataklarının bu­lunduğu bölgeler üzerinden geçmektedir. Bu yoruma göre, hadiste geçen ‘altın dağ’ ifadesi mecazî bir anlam taşımakta olup, bu ifadey­le bölgedeki petrol yataklarının keşfedilmesi anlatılmak istenmiştir.</p>
<p>Altın dağ hakkında ortaya atılan görüşlerin sağlamasını yapabilmek için hadisleri bir bütün olarak değerlendirerek, sıkı bir incele­meden geçirmek gerekmektedir. Bu münase­betle hadisler üzerine getirilen yorumları şu şekilde inceleyebiliriz:</p>
<p><strong>a</strong>. Hadiste geçen ‘Altın dağ’ sözünden anlaşı­lan ilk mana herkesin bildiği altın madenidir.</p>
<p>Kelimelerin gerçek manalarından çıkartılıp ikind/başka bir manada kullanılabilmesi için belli bir sebep gerekmektedir. Aksi halde ke­limeler ilk anlamlarıyla anlaşılmak zorunda­dırlar. &#8216;Altın dağ* sözünün gerçek anlamında olmayıp, petrol manasına geldiğini söylemek içinse herhangi bir sebep bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>b</strong>-Allah Resûlü (s.a.v)’in başka nehir ve de­nizlerden bahsetmeyip, özellikle Fırat neh­rini konu etmesi, bu nehre ayrı bir anlam yüklemektedir. Bu da Fırat nehrinde, diğer­lerinde olmayan bir özelliğin bulunduğudur. Bu özelliğin petrol olamayacağı açıktır; çün­kü petrol, Fırat nehri bölgesindeki yataklar­dan çıkarıldığı gibi başka yerlerde de çıkarıl­maktadır.</p>
<p><strong>c-</strong>Peygamber Efendimizin ifadelerinden, Fırat nehrinin kesilmesi veya suyunun azal­ması gibi bir durumun anlaşılması da söz konusu değildir. Zira Fırat nehrinin, yata­ğından altın dağ ‘çıkarması’ olayı, ‘çıkarmak, açmak’ anlamına gelen ‘H-s-r’ kelimesiyle ifade edilmiştir. Hadisin anlaşılmasında ki­lit noktayı oluşturan bu kelime, altın dağın ortaya çıkma anında ‘suyun açılarak altın madeninin görünmesi’ anlamına gelmekte olup, ‘suyun kesilerek azalması’ şeklinde bir anlam içermemektedir. Dolayısıyla suyun kesilerek Fırat nehrinin susuz kalması şek­linde bir mana çıkarmak etimolojik açıdan doğru değildir.</p>
<p><strong>d.</strong> Peygamber Efendimiz konuyla ilgili başka bir hadisinde, “Fırat’ın altın bir dağ çıkarma zamanı yaklaşıyor. Kim orada bulunursa ondan bir şey almasın&#8221;<sup>70)</sup> buyurarak, o hâzineye ta­mah edip, el uzatmaktan menetmiştir. Allah Resûlü’nün bu ikazı, hâzinenin, Fırat nehri­nin kesilerek elde edilen faydalar veya petrol olabileceği yönünde yukarıda yapılan yorum­ları geçersiz kılmaktadır. Zira Efendimiz o madenden herhangi bir şekilde menfaat elde etmeyi yasaklamış bulunmaktadır. Fırat neh­rinin, üzerine kurulan barajlar sebebiyle su­yunun kesilerek hâzinenin ortaya çıkacağına ihtimal verilmesi durumunda bu barajlardan yararlanmanın yanlış olduğunu söylemek gereklidir. Aynı durum ‘altın dağ’ın petrol ol­duğuna ihtimal veren görüş için de geçerlidir. Aynı zamanda Peygamber Efendimiz, &#8220;Bunun üzerine insanlar birbirleriyle savaşır” buyurarak altın dağ’ın fitne ve kargaşa getireceğini ha­ber vermiştir.</p>
<p>Hadisler hakkında yapılan bu değerlendir­meler, Fırat nehrinin gerçek anlamda bir ‘altın dağ’ çıkaracağını, bu dağın, barajlardan elde edilen bir takım faydalardan veya bölgede bu­lunan petrol yataklarından ibaret olamaya­cağını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, Peygamber Efendimiz’in hadislerinde, bu ala­metin ne zaman meydana geleceği konusuna dair herhangi bir işaret bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>31.Rumlarla Yapılcak Büyük Savaş</strong></p>
<p>“Kıyametten önce şu altı şeyi say: &#8230;Sizle Benî Esfer (Rumlar) arasında barış imzalanır; Rumlar anlaşmayı bozarlar ve her sancak altın­da on iki bin askerin bulunduğu seksen sancakla size saldırırlar.”(<sup>71)</sup></p>
<p>&#8220;Sîzler Arap yarımadasını fethetmek için savaş yaparsınız, Allah orayı verir. Sonra İran’la savaş yaparsınız, Allah orayı da verir. Sonra Rumlarla savaş yaparsınız, Allah orayı da verir. Sonra Deccal ile savaşırsınız, Allah zafer ihsan eder.”(<sup>72)</sup></p>
<p>“Beyt-i Makdis’in iman Medine’nin harabına, Medine’nin harabı (Rumlarla yapılacak) bü­yük savaşa, büyük savaş Konstantiniyye’nin (İstanbul) fethine, Konstantiniyye’nin fethi de Deccal’ın çıkışına alamettir.”(<sup>73)</sup></p>
<p>Ahir zaman alametlerinden biri de Müslümanların Rumlarla savaş yapmasıdır. Peygamber Efendimiz hadislerinde, bu sava­şın çok çetin olacağım “&#8230;Bir babanın yüz çocu­ğu savaşa gider de geriye biri döner&#8230;” sözleriyle ifade etmiş ve o askerlerin yeryüzünün en hayırlı askerler olduğunu bildirmiştir. (74)</p>
<p>Ayrıca hadislerde, bu savaşın Deccal çık­madan önce Suriye taraflarında meyda­na geleceği, Müslümanların galip gelerek Konstantiniyye ’nin fethine hazırlanacakları şu şekilde tasvir edilmiştir:</p>
<p>*&#8217;Ramlar Amâk ya da Dâbik(<sup>75)</sup> bölgesine inin­ceye kadar kıyamet kopmaz. O gün Rumların karşısına Medine’den, yeryüzünün en hayırlı­larından bir ordu çıkar. Müslüman ordusu saf tuttuğunda Rumlar, ’Bizimle, bizden esir alı­nanların arasından çekilin, onlarla çarpışalım’ derler. Müslümanlar da, ’Hayır, vallahi sizinle</p>
<p>kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz’ derler ve Rumlarla savaşırlar. Savaşta Müslümanların üçte biri hezimete uğrayıp kaçar ki, Allah on­ların tövbelerini asla kabul etmez. Üçte biri de öldürülür. Onlar da Allah katında şehitlerin en üstünleridir. Diğer üçte biri de savaşı kazanır, asla ihtilafa düşmezler&#8230; ”(<sup>76)</sup></p>
<p><strong>32-Konstantiniyye’nin Fethi</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz tarafından bizlere bildirdiğine göre kıyametin kopacağına işa­ret eden alametlerden biri de ahir zamanda Konstantiniyye/îstanbul’un fethedilmesidir. Bu fetih, Müslümanlarla Rumlar arasında ya­pılacak olan büyük savaşı Müslümanların ka­zanmasından sonra gerçekleşecektir. Kons­tantiniyye savaş yapılmadan fethedilecektir.</p>
<p>“Sîzler, bir yakası karada, bir yakası denizde olan bir şehir işittiniz mi? tshak oğullarından yetmiş bin kişi o şehirle savaşmadıkça kıya­met kopmaz. Bunlar o beldeye gelip konaklar, silah ve ok ile çarpışmazlar. ’Lâ ilahe illallâhü vallâhü ekber’ derler, bunun üzerine şehrin bir yakası düşer. Sonra ikinci defa ’Lâ ilûhe illallâhü vallâhü ekber’ derler, şehrin diğer yakası düşer. Sonra üçüncü defa ‘Lâ ilâhe İllallâhü vallâhü ekber’ derler, şehir fethedilir ve oraya girerler. Ganimetleri taksim etmekte oldukları sırada bir kişi, ‘Deccal çıktı’ diye bağırır ve her şeyi terk ederek geri dönerler.&#8221;(<sup>77)</sup></p>
<p>Bir başka hadiste Müslümanların, Rumlarla yapacağı savaştan zaferle ayrılacakları anla­tıldıktan sonra Konstantiniyye’yi fethetme­leri şöyle tasvir edilmiştir:</p>
<p>“Bunlar (Rumlarla savaşıp, galip gelen Müslümanlar) Konstantiniyye’yi fethederler. Fetihten sonra, kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış, aralarında ganimetleri paylaşırlarken şeytan onlara, ’Deccal ailelerinizi ele geçirdi’ diye bağırır. Hâlbuki şeytanın bu sözü yalandır. Müslümanlar yola çıkarlar. Şam’a geldiklerin­de savaş için hazırlık yapıp saflarını ayarlarlar.</p>
<p>Namaza durulacağı esnada Meryem oğlu İsa (a.s) iner ve onlara imam olur.(<sup>78)</sup></p>
<p>(Rumlarla Müslümanlar arasında yapı­lacak olan) büyük savaşın meydana gelmesi Konstantiniyye’nin fethine alamettir&#8230;”(<sup>79)</sup></p>
<p>İstanbul, Sahabe zamanında fethedilmeye çalışılmış ancak fetih nasip olmamıştır. Hz. Muâviye (r.a), içlerinde Ebu Eyyûb el-Ensârî (r.a)’in de bulunduğu bir orduyu gönder­miş ancak sonuç alamamıştır. Daha sonra Mesleme b. Abdulmelik İstanbul’u kuşatmış, fakat fethedememiştir.(<sup>80)</sup></p>
<p>1453 yılında İstanbul’u fethederek, Hz. Peygamber’in övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmed ve ordusu, bu fetih esansında silah kul­lanmışlardır. Dolayısıyla hadislerde kıyamet ala­meti olarak ifade edilen fetih, bu fetih değildir.</p>
<p><strong>33-Yahudilerle Savaş</strong></p>
<p>&#8220;Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıya­met kopmaz; Müslümanlar Yahudileri öldürür. Öyle ki Yahudi, bir taş veya ağacın arkasına sak­lanır. O taş veya ağaç, Tüy Müslüman, ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki bir Yahudi’dir, gel, öldür onu’ der. Bu sözü sadece Ğarkad(<sup>81)</sup> ağacı söylemez. Çünkü o Yahudi ağacıdır.&#8221;(82)</p>
<p>Hadislerden anlaşıldığına göre, bu savaş Deccal’in ortaya çıkışından sonra vuku bula­cak, Yahudiler Deccal’in askerleri olacak, bu savaşta Hz. İsa, Deccal’ı öldürecektir.(<sup>83)</sup></p>
<p>Deccal, Konstantiniyye’nin fethinden sonra ortaya çıkacağı için olaylar; Müslümanların Rumlarla savaş yapması ve onları yenmesi, Konstantiniyye’nin fethi, Deccal’ın zuhuru, Yahudilerle savaş yapılması ve İsa (a.s)’ın Deccal’ı öldürmesi&#8230; sırasıyla gerçekleşecek­tir. En doğrusunu Allah bilir.</p>
<ol>
<li><strong>KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİ</strong></li>
</ol>
<p>Kıyametin büyük alametleri, kıyametin vuku­una az bir zaman kala ortaya çıkacak olan bir kısım olağanüstü ve büyük çaplı olaylardır. Büyük alametlerin sıralamasında Sahabeden bu yana ihtilaf bulunmaktadır. Biz bu sırala­mada, Ibn-i Hacer’in değerlendirmesini esas alarak büyük alametleri onun tercih ettiği sı­raya göre inceleyeceğiz.</p>
<ol>
<li><strong>Mehdi (a.s)’ın Çıkışı</strong></li>
</ol>
<p>Peygamberimizin bildirdiği kıyamet ala­metlerinden biri de Mehdi (a.ş)’ın çıkışıdır. Mehdi (a.s)’ın geleceğini bildiren birçok ri­vayet vardır. Bazı âlimler bu rivayetlerin te­vatür derecesinde olduğunu söylemişlerdir. Hadis âlimleri ve imamların birçoğu bu hu­susu önemle ifade etmişlerdir. Mehdi (a.s) hakkında varid olan bu rivayetlerde, onun Ehl-i Beyt’ten olması, açık alınlı olması, burnunun kemerli olması, Isa (a.s.)’ın onun arkasında namaz kılması gibi diğer bazı vasıf­ları da zikredilmiştir.(<sup>84)</sup></p>
<p>&#8220;Size Mehdiyi müjdeliyorum! İnsanların kar­gaşa içinde olduğu, depremlerin yaşandığı bir zamanda gönderilir; yeryüzü zulüm ve ada­letsizlikle dolduğu gibi orayı hak ve adaletle doldurur. Yer ve gök ehli ondan razı olur. Malı doğru şekilde dağıtır.&#8221; Bu esnada bir adam: &#8220;Malın doğru dağıtılması ne demek ey Allahın Resülü?&#8221; diye sordu. Efendimiz: “İnsanlar ara­sında eşit olarak dağıtılmasıdır. Allah, Ûmmet-i Mühammed’in kalplerini zenginlik ile doldurur. Adaleti onları kuşatır&#8230;&#8221;buyurdu.(<sup>85)</sup></p>
<ol start="2">
<li><strong>Deccal’in Çıkışı</strong></li>
</ol>
<p>Deccal; bozguncu, hileci, yalana demektir. Peygamberimizin bildirdiğine göre Deccal, kı­zıl renkli, kısa boylu, cüsseli, kıvırcık saçlı, ay­rık bacaklı, kısır, genç bir adamdır. Sağ gözü siliktir, içi boşalmış üzüm tanesi gibidir. İki gözü arasında “kâfir” yazılıdır. Bir rivayette ise,Peygamberimiz heceleyerek “kir&#8221; harflerinin yazılı olduğunu söylemiştir. Bu yazıyı okuma- yazma bilen-bilmeyen her mümin okuyacaktır.</p>
<p>İslam âlimleri, Efendimizin bu sözlerinin mecaz olmadığını, ahundaki yazının ger­çekten görüleceğini belirtmişlerdir. Aynı za­manda onu ümmî olanlar da okuyacaktır. Bu hususu Muhaddisler şöyle açıklamışlardır: “Göz’ün idrak etme yeteneğini yaratan Allahu Teâlâ’dır. Bu yeteneği istediği zaman, istedi­ği kulda yaratır. Bu durumda o kul okuma- yazma bilmese bile o yazıyı okur. Allah’ın bu isteğini hiçbir şey engelleyemez.”(<sup>86)</sup></p>
<p>Deccal, doğu tarafından, Horasan’dan çıka­caktır. Sonra yeryüzünü dolaşıp tüm şehir­lere uğrayacaktır. Fakat Mekke ve Medine’ye giremeyecektir.(<sup>87)</sup> İsa (a.s), nüzul ettikten sonra Deccal’ı öldürecektir.(<sup>88)</sup></p>
<ol start="3">
<li><strong>Isa (a.s)’ın Nüzulü</strong></li>
</ol>
<p>Kıyametin yaklaştığım gösteren büyük ala­metlerden biri de İsa (a.s)’ın yeryüzüne in­mesidir. Kur’ân-ı Kerimde, Hz. İsa’nın ahir za­manda yeryüzüne ineceğine delalet eden ayetler bulunmaktadır.(<sup>89)</sup> Ayrıca bu olay mütevatir dere­cesine varan birçok hadis ile sabittir.</p>
<p>“Nefsim elinde olan Allah&#8217;a yemin ederim ki Meryem&#8217;in oğlunun aranıza adil bir hakem ola­rak inmesi çok yakındır. Haç&#8217;ı kırar, Hınzır&#8217;ı öl­dürür. Cizyeyi kaldırır. Mal o kadar fazlalaşır ki artık kimse onu almaz.&#8221;(<sup>90)</sup></p>
<ol start="4">
<li><strong>Ye’cûc ve Me cûc</strong></li>
</ol>
<p>Kıyametin yaklaştığım gösteren büyük ala­metlerden biri de Ye’cûc ve Me’cûc’ün zuhuru­dur. Bu alamet Kur’ân-ı Kerimde açık bir şe­kilde ifade edilmiştir.(<sup>91)</sup> Efendimiz (s.a.v)’den gelen farklı rivayetlerde de Ye’cûc ve Me’cûc’e dair bazı bilgiler verilmiştir.</p>
<p><em>Resûlullah (s.a.v) bir gün korku ile Hz. Zeyneb’in yanma girerek: “Lâ ilahe illallâh! Vukûu yaklaşan bir şerden, büyük bir fitne­den dolayı vay Arab’ın hâline! Bugün Ye’cûc ve Me’cûc’ün şeddinde şunun gibi bir delik açıldı” buyurdu ve başparmağı ile ona yakın olan şehâdet parmağım halkaladı. Zeyneb bint-i Cahş: “Ya Resûlallah! İçimizde bu kadar iyi kimseler varken biz helak olur muyuz?” diye sorunca Resûlullah: “Evet, fısk ve fucûr çoğaldığı </em>zaman (helak olursunuz)“ diye cevap verdi.(<sup>92)</sup></p>
<ol start="5">
<li><strong>Üç Yere Batma Hadisesi</strong></li>
</ol>
<p>Huzeyfe bin Esîd (r.a) şöyle nakletmiştir: “Bir gün kıyamet hakkında konuşuyorduk.</p>
<p>O sırada Peygamberimiz yanımıza geldi. “Ne konuşuyorsunuz?” diye sordu. Kıyamet hakkında konuştuğumuzu söyledik. Bunun üzerine, “Öncesinde şu on alameti görmedikçe kıyamet asla kopmaz: &#8230;Üç yere batma olayı; biri doğuda, biri batıda, diğeri de Arap yarıma­dasında&#8230;”(<sup>93)</sup> buyurdu.</p>
<p>Bu üç olay, diğer büyük alametler gibi henüz gerçekleşmemiştir. Şimdiye kadar meydana gelen ufak çaptaki benzer hadiselerden hare­ketle bazı âlimler bu alametin vaki olduğunu söylemişlerdir. Fakat hadislerden, büyük ala­metlerden sayılan bu üç hadisenin daha bü­yük çapta vaki olması gerektiği anlaşılmakta­dır. Nitekim hadislerde, yere batma olayları­nın, fuhşiyatm çoğalıp her tarafı saracağı bir zamanda yaşanacağının ifade edilmesi de bu anlamı gücendirmektedir.</p>
<ol start="6">
<li><strong>Duman</strong></li>
</ol>
<p>Ahir zamanda, semada, insanları kuşatacak bir duman görülmesi de kıyametin büyük ala- metlerindendir. Bu alamet hem Kur’ân-ı Kerim’de(<sup>94) </sup>hem de hadislerde açıkça belirtilmiştir.</p>
<p>“Şu altı şey gelmeden amellere sarılın: Deccal, Duman&#8230;”(<sup>95)</sup></p>
<ol start="7">
<li><strong>Güneşin Batıdan Doğması</strong></li>
</ol>
<p>Güneşin batıdan doğması da kıyametin bü­yük alametlerindendir. Müfessirlerin çoğun­luğuna göre, “Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz” ayetinde anlatılmak istenen alamet bu alamettir. Bu olay hadislerde şöyle tasvir edilmiştir:</p>
<p>“Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. Güneş doğduğunda ve insanlar onu gördüğünde hepsi birden iman ederler. İşte bu, önceden inan­mamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanının bir fayda sağlama­yacağı zamandır.”(<sup>96)</sup></p>
<ol start="8">
<li><strong>Dâbbetu l-Arz</strong></li>
</ol>
<p>“O söz başlarına geldiği (kıyamet yaklaştığı) za­man, onlara yerden birdâbbe (mahlûk) çıkarırız da, bu onlara insanların ayetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.”(<span style="font-size: 13.3333330154419px; line-height: 20px;">97)</span></p>
<p>Üç şey vardır ki bunlar zuhur ettiğinde önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanma­mış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz: Güneşin batıdan doğuşu, Deccal, Dâbhetü’l-Arz.”(<sup>98)</sup></p>
<ol>
<li><strong>İnsanları Süren Ateş</strong></li>
</ol>
<p>İnsanları doğudan batıya süren büyük bir ateşin çıkması da kıyametin büyük alamet- lerindendir. Bu ateşin Yemenden, başka bir rivayette ise Hadramevt’ten çıkacağı bilin­mektedir:(<sup>99)</sup></p>
<p>“Kıyamet alametlerinin ilki insanları doğudan batıya sevk eden bir ateştir.”(<sup>100)</sup></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Mümin bir kimsenin koruması gereken en önemli değeri hiç şüphesiz ki onun imam ve imanının semeresi niteliğindeki amel-i sali- hidir. Bu dünya hayatında mümin kimsenin karşı karşıya kalabileceği her türlü bela, fitne ve musibet, onun imam için birer imtihan niteliği taşımaktadır. Cenab-ı Hakk’ın huzu­runda kıyama duracağı o zor günde O’nun rı­zasını kazanma gayretine matuf her türlü ça­bası müminin, ahiret hayatından önce dünya hayatında bir kurtuluşa ermesini getirecek­tir. Yukarıda kıyamet alameti olarak zikredi­len bütün o hususlar karşısında müminden istenen de imanına ve o imanın taalluk ettiği şeylere sahip çıkmasıdır. Meseleye böyle bak­tığımız zaman ilk dönemlerden günümüze kadar canlı bir şekilde taşına gelen kıyamet ve alametleri karşısındaki bilincin künhüne vakıf olabilir; bizden öncekilerin sahip oldu­ğu o bilinci daha bir diri tutmaya çalışarak karşı karşıya kalabileceğimiz büyük fitneler­den -Allah’ın izniyle- kurtulabiliriz.</p>
<p>RİHLE DERGİSİ-AHİRZAMAN SAYISI</p>
<p>MAHMUD YURDAKUL</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<ol>
<li>Muhammed, 18.</li>
<li>el-Müfredat, 417.</li>
<li>Buhârî, Rikâk, 42; Müslim, Fiten, 136.</li>
<li>Buhârî, Rikâk, 39; Müslim, Fiten, 135.</li>
<li>İbn-i Receb el-Hanbelî, Fethul-BArî, 4/335, (Mektebetüt Gurabâ el-Eseriyye, Medine, 1417/1996).</li>
<li>Buhârî, Cizye, 15.</li>
<li>Buhârî, Cizye, 15.</li>
<li><sup>0</sup> Buhârî, Cizye, 15.</li>
<li>Bkz: İbn-i Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 7/93, DaruTMe’ârif, Beyrut.</li>
<li>“ Yusuf b. Abdullah b. Yusuf el-Vâbil, Eşrdtu&#8217;s-Sdb, 86, (Dâru İbni’l-Cevzî, Cidde-Riyad, 1420/2000).</li>
<li>Buhârî, Zekât,9.</li>
<li>Müslim, Zekât, 59.</li>
<li>İbn-i Hacer el-Askalânl, Fethu&#8217;l-Bârt, 13/110 (Dâru’s- Selâm-Dâru’l-Feyhâ, Dımeşk, 1418/1997).</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 32/504; Ebu Dâvftd, Fiten, 2.</li>
<li>Buhârî, Bed’u&#8217;l-Halk, 11; Müslim, Fiten, 45.</li>
<li>Müslim, Fiten, 48.</li>
<li>el-Ayni, Umdetü’l-Kârî, 24/297.</li>
<li>“ el-Müstedrek, İÜ, 106.</li>
<li>Buhârî, Fiten, 17.</li>
<li>Buhârî, Menâkıb, 25; Müslim, Fiten, 84.</li>
<li>Ebu Dâvûd, Fiten, 1; Tirmizî, Fiten, 41.</li>
<li>İbn-i Hacer el-Askalânî, Fethu&#8217;l-Bârl, 6/754.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 33/348-349.</li>
<li>Buhârî, Rikâk, 35.</li>
<li>Buhârî, İlim, 21; Müslim, İlim, 8.</li>
<li>Buhârî, Fiten, 5.</li>
<li>ibn-i Mâce, Fiten, 66; el-Müstedrek, IV, 588.</li>
<li>Buhârî, İlim, 21; Müslim, İlim, 5.</li>
<li>Buhârî, Eşribe, 6.</li>
<li>Müslim, Fiten, 110.</li>
<li><sup>21</sup> Müsnedü Ebu Ya’lâ, 5/375.</li>
<li>Taberânl, el-Mu&#8217;cemu&#8217;l-Evsat, 7/349.</li>
<li>el-Müstedrek, 2/13.</li>
<li>Buhârî, Büyü&#8217;, 22.</li>
<li>Tirmizî, Fiten, 38.</li>
<li>Buhârî, Eşribe, 6.</li>
<li>Buhârî, Nikâh, 111.</li>
<li>Buhârî, Eşribe, 6.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 37/382-383.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 19/372.</li>
<li>Nesâî, Mesâcid, 2.</li>
<li>Buhârî, Salât, 62.</li>
<li>Buhârî, imân, 37; Müslim, imân, 5.</li>
<li>Müslim, imân, 1.</li>
<li>İbn-i Hacer el-Askalânî, Fethu’l-BArî, 13/110.</li>
<li>Müslim, Fiten, 18.</li>
<li>İbn-i Mâce, Fiten, 10.</li>
<li>İbn-i Hibbân, Târih, 9/72.</li>
<li>Müslim, Fiten, 56.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 16/550.</li>
<li>el-Müstedrek, 1/147.</li>
<li>“ Ahmed b. Hanbel, 11/64; İbn-i Hibbân, Târih, 9/205.</li>
<li>Buhârî. edeb,39.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 6/416.</li>
<li>Nesâî, Büyü*, 3.</li>
<li>Buhârî, İstiskâ, 27.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 28/163.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 11/551.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 13/291.</li>
<li>Buhârî, Rikâk, 35.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 6/398.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 6/416.</li>
<li>el-Müstedrek, 4/483.</li>
<li>Müslim, Libâs, 125.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 6/416.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 6/416.</li>
<li>Taberânl, el-Mu’cermil-Evtat, 9/147.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 38/335.</li>
<li>Müslim, Fiten, 29.</li>
<li>Buhârî, Fiten, 24; Müslim, Fiten, 30; 31.</li>
<li>Buhârî, Cizye,15.</li>
<li>Müslim, Fiten, 38.</li>
<li>Ebu Dâvûd, Melâhim, 3; el-Müstedrek, 4/467.</li>
<li>Müslim, Fiten, 37.</li>
<li>Halep ile Hatay arasında bulunan, birbirine yalan flâ kasaba ismidir.</li>
<li>Müslim, Fiten, 34.</li>
<li>Müslim, Fiten, 78.</li>
<li>Müslim, Fiten, 34.</li>
<li>Ebu Dâvûd, Melâhim, 3; Müstedrek, 4/467.</li>
<li>Nihûyetül-Bidiye ve&#8217;n-NVtâye fıl-Ptten vel-Meiâhim, II, 82,</li>
<li>Ğarkad, Araplarda, yalnızca Avsej (Tekedikeni veya Şeytan İpliği) ağacının büyüğü için kullanılır Küçük Avsej ağaçlan için Ğarkad adı kullanılamaz. Avsej (Ğarkad) ağsa, Patlıcangiller familyasına mensup dikerdi bir ağaçtır. (Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi)</li>
<li>Buhârî, Cihâd, 94; Müslim, Fiten, 82.</li>
<li>el-Müstedrek, 4/575.</li>
<li>İbn-i Receb d-Hanbeli, Fethu&#8217;l-Bârl, 6/493; es-Suyûti, d-Hâvi li&#8217;l-Fetâvâ, 2/85; el-Mizzî, Tehzibul-Kemâl fi Esmir-BicM, 3/1194; el-Berzend, el-tşâ&#8217;a U Bşrâti&#8217;s-Sâ&#8217;a, 87,112; etKınnevd, el-izâ&#8217;a Limâ Kine vemâ Yekûnu Beyne Yedayis-Sâa, 112.</li>
<li>Ahmed b. Hanbel, 12/62.</li>
<li>İbn-i Receb el-Hanbeli, FethulBâri, 13/100; İmam Nevevî, Şerhu&#8217;n-Nevevi Sahih i Müslim, 17/60.</li>
<li>Tirmizî, Kitâbul-fiten, 4/509.</li>
<li>Müslim, 4/2940.</li>
<li>Zuhruf, 57-61; Nisâ, 157-159.</li>
<li>Buhârî, Kitâbul-Mezâlim, 37; Müslim, Kitâbul-lmân, 244.</li>
<li>Enbiyâ, 96,97; Kehf, 92-99.</li>
<li>Buhâri, Kitâbu’l-Enbiyâ, 21.</li>
<li>Müslim, Kitâbul-Fiten, 39.</li>
<li>Duhân sûresi, 10,11.</li>
<li>Müslim, Kitâbul-Fiten, 128.</li>
<li>Buhâri, Kitâbu’t-Tefsîr, Bab-u Tefsir-i Sûretil-Enâm, 10; Müslim, Kitâbul-îmân, 248.</li>
<li>Nemi sûresi, 82.</li>
<li>Müslim, Kitâbul-îmân, 249.</li>
<li>Müslim, Kitâbul-Fiten, 39; Ahmed b. Hanbel, 8/135.</li>
<li>Buhâri, Kitâbu’l-Enbiyâ, 4.</li>
</ol>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-alametlerine-genel-bir-bakis/">Kıyamet Alametlerine Genel Bir Bakış</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-alametlerine-genel-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıyamet Alametlerinin Varlığı,Kuran&#8217;a Aykırı Mı ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-alametlerinin-varligikurana-aykiri-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-alametlerinin-varligikurana-aykiri-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2015 22:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kıyamet Alametleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Köktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Gayb]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet Alametlerinin Varlığı Kuran'a Aykırı Mı ?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7610</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Kıyamet alametlerine dair pek çok hadis vardır. Burada kıyamet alametlerini reddeden bir anlayışa değinmek uygun olacaktır. Mese­la S. Ateş şöyle der: “Âyetin açık ifadesine göre ansızın gelecek olan kıyametin gelmez­den önce zuhur edecek alametleri de olamaz. Çünkü gelmezden önce birtakım alametleri görünecek olsa, ansızın değil, tedricen ve yavaş ya­vaş gelecek demektir. Alametlerinden geleceği anlaşılır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-alametlerinin-varligikurana-aykiri-mi/">Kıyamet Alametlerinin Varlığı,Kuran’a Aykırı Mı ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-7611" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1.jpg" alt="Kıyamet Alametlerinin Varlığı,Kuran'a Aykırı Mı ?" width="400" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1.jpg 400w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kıyamet alametlerine dair pek çok hadis vardır. Burada kıyamet alametlerini reddeden bir anlayışa değinmek uygun olacaktır. Mese­la S. Ateş şöyle der:</p>
<p>“Âyetin açık ifadesine göre ansızın gelecek olan kıyametin gelmez­den önce zuhur edecek alametleri de olamaz. Çünkü gelmezden önce birtakım alametleri görünecek olsa, ansızın değil, tedricen ve yavaş ya­vaş gelecek demektir. Alametlerinden geleceği anlaşılır. Bu ise, ansızın gelme değildir&#8230; Doğrusu şudur ki: Peygamber’e verilen gayb bilgisi, ona vahyedilen Kur’ân’dır”.[1]</p>
<p><strong>Bu ifadelerden iki şey ortaya çıkmaktadır:</strong></p>
<p><strong>1.</strong> Ansızın gelen bir şeyin alameti olmaz. Dolayısıyla kıyamet ala­metleri uydurmadır.</p>
<p><strong>2</strong>. Hz. Peygamber’e verilen gayb bilgisi ona vahyedilen Kur’ân’dır, yani Kur’ân’la sınırlıdır.</p>
<p>Aslında mesele Hz. Peygamber’in Allâh’ın bildirmesiyle gaybden ha­ber verip veremeyeceğinde düğümlenmektedir. Gaybdan haber vermesi imkân dahilinde ise kıyamet alametlerinden bahsetmesi de mümkün ola­caktır. Aşağıda gaybî hadisler bölümünde Hz. Peygamber’in gaybı bilip bilemeyeceğine temas edilmiştir. Burada sadece önce Ateş’in bazı çelişki­lerine temas edeceğiz; ardından, “ansızın gelme” meselesini ele alacağız:</p>
<p>“Hz. Peygamber’in gayb bilgisi, ona vahyedilen Kur’ân’dır” iddia­sında bulunan Ateş, tefsirinin başka bir yerinde şöyle der:</p>
<p>“Habeş kralı Necaşi vefat ettiği zaman Hz. Peygamber, bir muci­ze olarak onun öldüğünü ashabına haber vermiş ve ‘Habeşistan’da bir kardeşiniz öldü, ona namaz kılınız!’ demiş, namazgâhta ashabını iki saf yaparak Necaşi’ye namaz kıldırmıştır”.[2] <i>Hz. Peygamber, bir mucize eseri olarak Necaşi’nin ölümünü ha­ber veriyorsa, bu gaybden haber veriyor anlamına gelir. Oysa bu ha­ber Kur’ân’da yoktur. </i>Bazen Ateş’in galeyana gelip coştuğu anlar da vardır. Ama bu hal­de önceki fikirlerini unutmuş gibidir. Şu ifadeler ona aittir:</p>
<p>“Batı’dan dalga dalga gelen Haçlı ordularının vahşi saldırılarından İslâm’ı ve Müslümanları korumak için canlarını kale gibi siper eden Sel­çuklular; ‘İstanbul elbette fetholunacaktır; onu fetheden kumandan, ne güzel kumandan ve onu fetheden asker, ne güzel asker’[3] mealindeki Peygamber övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmet ve orduları; İslâm’ı Viyana’lara, Saraybosna’lara kadar götüren Osmanlı mücâhidleri de elbette bu ayeti kerimenin işaretine dahildirler”.[4] “İstanbul elbette fetholunacaktır” ifadesi Kur’ân’da yoktur. Kıyametin ansızın gelmesi meselesine gelince konuyla alakalı iki ayet vardır:</p>
<p>“Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O, göklere de yerlere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ama insanların çoğu bilmezler”.[5] Bu ayette kıyamet saati, kıyametin koptuğu andır. Bunu Allah’tan başka kimse bilemez. “Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyor­lar” ifadesi “Sen de kesinlikle kıyametin kopacağı anı bilmiyorsun” de­mektir. Bu durum kıyametin alametlerinin bilinemeyeceği anlamına gelmez.</p>
<p>Diğer ayet şöyledir: “Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur. Ama aralarından çıkan guruplar, bir ihtilafa düştüler. Acı bir günün azabı karşısında vay o zul­medenlerin haline! Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendi­lerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?”[6] Burada da ayet, kıyametin kopuş anından bahsetmektedir. Bu an­sızın gerçekleşecektir. Çünkü Allâh’tan başka hiç kimse kıyametin ne zaman kopacağını bilmemektedir. Cibrîl hadisi diye bilinen hadis, bu durumu teyit etmektedir. Burada Cebrail (a.s.); iman, İslâm ve ihsan kavramlarının ne ifade ettiğini Hz. Peygamber’e sorduktan sonra, kıyametin ne zaman kopacağını sormuş ve şu cevabı almıştır: “Bu meselede kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir”.[7] Dolayısıyla, ilgili ayetler, kıyametin alametinden değil, kıyametin kopuş anından bahsetmektedir. Bununla birlikte “ansızın gelen bir şe­yin alameti” olmaz iddiasına biraz daha yakından bakabiliriz.</p>
<p><strong>1. </strong>İlginçtir; “ansızın gelen bir şeyin alameti olmaz” diyenler, şu ayeti görmezden gelmektedir: “Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar? Şüphesiz onun alâmetleri gelmiştir/belirmiş­tir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar!”[8] Burada çarpıcı bir şekilde Allah Teâlâ hem kıyametin ansızın gele­ceğinden hem de alametlerinin belirdiğinden bahsetmektedir. Demek ki, ansızın gelme ile alametlerin belirlemesi birbirine aykırı değildir. Alametlerin belirmesi ise Kur’ân’ın nazil olması ve Hz. Peygamber’in gelmesidir. Ancak bu durum alametlerin bu kadar olduğunu veya baş­ka olmadığını göstermez. “Alametler gelmiştir” demek “gelmeye baş­lamıştır, süreç devam etmektedir” anlamına gelir.<br />
<i><br />
</i><i>Burada Muhammed Sûresi’nin ayetini ısrarla “alametler gelmiş ve bitmiştir” şeklinde düşünen bir anlayışa işaret etmek gerekir. Oysa bu­na gerek yoktur. Ayetin mazi siğasıyla gelmesi, <u>işin olmuş bitmiş oldu­ğunu değil, kesinliğini vurgulamak içindir</u></i>. <i>Yani muhakkak alametler gelmiştir. Buradan başka alametin olmadığı anlaşılmaz</i>. <i>Muhakkak ala­metler gelmiştir ve gelmeye de devam edecektir</i>. Bu noktada bizi te’yid eden bir ayet de Ye’cûc ve Me’cûc’un kıyamet alameti olarak geleceği­ni haber veren ayettir. Demek ki, alametler belirmeye devam edecek­tir. Diğer taraftan, ayette alametler anlamındaki kelime tekil değil, ço­ğul olarak gelmiştir. Şayet alametler tek olsaydı, herhalde tekil olan “şart” kelimesi kullanılırdı. Dikkat çekicidir; bu ayette mazi siğasının geçmişte olmuş bitmiş fi­iller için kullanıldığını söyleyenler “iktarabet’i-sâ’a&#8230; (kıyamet yaklaş­tı, ay yarıldı)” ayetini “kıyâmet yaklaştı, kıyamet arefesinde ay yarılacaktır” şeklinde yorumlamışlardır. <i><u>Bu çelişkilere gerek yoktur</u></i>.<i>Kur’ân ve sünnet bütünlüğü esas olmalıdır</i>. Kur’ân’da bazen ahiret sahneleri mazi siğasıyla anlatılır. Bunların hepsi vurgu ve muhakkak gerçekleşe­ceği anlamına gelmektedir.</p>
<p><strong>2</strong>. Ansızın gelme ile ilgili ayetlere baktığımızda onların kâfirlerle alakalı olduğunu görürüz. Bu, şu demektir: Siz Allâh’a ve Peygamber’e inanmıyorsunuz. Kıyamet ansızın gelip çattığında haliniz nice olacak­tır!Kıyametin ansızın gelmesi, kâfirler için söz konusu olacaktır. <i><u>Çün­kü onlar kıyamete inanmıyorlar</u></i>. <i>Böyle bir şey beklemiyorlar</i>. İlelebet yaşayacaklarını, dünyanın süreceğini zannediyorlar. Böyle zanneden in­sanlara Allah, “ansızın başınıza geldiğinde, beklemediğiniz bir anda ba­şınıza geldiğinde bakalım ne yapacaksınız?” buyurmaktadır. <i>Ansızın gelme meselesini müminler için de düşünebiliriz. Sonuçta kıyametin kopuş anını kimse bilmediği için kıyamet herkes için ansızın olacaktır</i>. Bununla birlikte ayetlerin bağlamına baktığımızda kâfirlere yönelik bir eleştiri var. Onlar dünyayı eğlenceye alıyor, ahirete inan­mıyorlar. Kıyametin ansızın geleceği vurgulanarak onlara bu durumda hallerinin, akıbetlerinin kötü olacağı hatırlatılıyor. Böyle bir hatırlat­mayı müminlere yapmaya gerek yoktur. Mü’minler, kıyametin kopacağına da, ahirete de inanmaktadır.</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>[1] Tefsir, II, 148.<br />
[2] Tefsir, II, 163. Rivayet için bk. Müslim, Cenâiz, 62; Tirmizî, Cenâiz, 48.<br />
[3] İbn Hanbel, Müsned, IV, 335.<br />
[4] Tefsir, III, 19.<br />
[5] A‘râf, 187.<br />
[6] Zuhruf, 64-66.<br />
[7] Buhârî, İman, 37; Müslim, İman, 1; Ebu Dâvûd, Sünnet, 15.<br />
[8] Muhammed, 18. (1)</p>
<div>***</div>
<p>(1) Yavuz Köktaş, Kuran&#8217;a Aykırı Görülen Hadisler, İnsan Yayınları, s. 144-147.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-alametlerinin-varligikurana-aykiri-mi/">Kıyamet Alametlerinin Varlığı,Kuran’a Aykırı Mı ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kiyamet-alametlerinin-varligikurana-aykiri-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberler Ve Gayb</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/peygamberler-ve-gayb/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/peygamberler-ve-gayb/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2015 11:15:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayb Bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet Alametleri]]></category>
		<category><![CDATA[15 Kötü Özellik]]></category>
		<category><![CDATA[Ahir Zaman Fitnesi]]></category>
		<category><![CDATA[Üç İlginç Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Deccal-Mehdî Hadisleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamberden (A.S.M.) Gayb Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamberin (a.s.m.) Peygamberlik Yönü]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Peygamberimiz ve Gayb]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet Çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler Ve Gayb]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum Gemisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4667</guid>

					<description><![CDATA[<p>HZ. PEYGAMBER VE GAYB &#160; Peygamberler Allah&#8217;ın bildirmesiyle diğer insanla­rın bilemediği bazı gaybî haberlere mazhar olmuşlar, Allah&#8217;ın izin verdiği ölçüde başkalarına da bildirmiş­lerdir. Meselâ, Hz. İsa kendisinden sonra gelecek peygam­beri şöyle bildirir: &#8220;Ey İsrailoğulları! Ben Allah&#8217;ın size gönderdiği bir elçiyim. Benden önceki Tevrat&#8217;ın bir tasdikçisi ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed olan bir peygamberin müjdecisiyim.[1] [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/peygamberler-ve-gayb/">Peygamberler Ve Gayb</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hz-muhammed.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4668" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hz-muhammed.jpg" alt="Peygamberler Ve Gayb" width="477" height="330" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hz-muhammed.jpg 477w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hz-muhammed-300x208.jpg 300w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" /></a>HZ. PEYGAMBER VE GAYB</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peygamberler Allah&#8217;ın bildirmesiyle diğer insanla­rın bilemediği bazı gaybî haberlere mazhar olmuşlar, Allah&#8217;ın izin verdiği ölçüde başkalarına da bildirmiş­lerdir.</p>
<p>Meselâ, Hz. İsa kendisinden sonra gelecek peygam­beri şöyle bildirir: <em>&#8220;Ey İsrailoğulları! Ben Allah&#8217;ın size gönderdiği bir elçiyim. Benden önceki Tevrat&#8217;ın bir tasdikçisi ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed olan bir</em> <em>peygamberin müjdecisiyim</em>.<strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>[1]</sup></span></strong></p>
<p>Yine Hz. İsa, Cenabı Hakkın kendisine verdiği mu­cizeleri nazara verirken, şunu da söyler: &#8220;<em>Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm<strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>.[2]</sup></span></strong></em></p>
<p><em>Benzeri bir durum Hz. Yusuf için de geçerlidir. Hz. Yusuf zindanda iken, ordakilere hangi yemeğin gelece­ğini haber vermektedir</em>.<strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>[3]</sup></span></strong></p>
<p>Hz. Yusuf un babası Hz. Yakub, oğlundan uzun yıllar haber alamamış olmakla beraber, onun hayatından ümidini kesmemişti<em>. &#8220;Allah katından sizin bilemedi­ğiniz şeyleri biliyorum</em>&#8221; diyordu.<strong><sup>[4]</sup></strong></p>
<p>Nitekim, Hz. Yusufun gömleğini getiren kervan Mı­sır&#8217;dan yola çıktığında, Hz. Yakub o kadar uzak mesa­feden &#8220;<em>Eğer bana bunaklık isnat etmezseniz ben Yusuf­un kokusunu duyuyorum&#8221;</em> demişti.<strong><sup>[5]</sup></strong></p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;dan verdiğimiz bu örneklerde görüldüğü gibi, peygamberler diğer insanlardan farklı olarak özel bir gayb bilgisine mazhardırlar. Fakat bu, onların gaybı bildiği anlamına gelmez. Çünkü peygamberler, gaybı bi­len kişiler değil, vahiy yoluyla gaybdan haber alan kimselerdir. Yani, Allah&#8217;ın bildirmesiyle gayba vakıf olan insanlardır.<strong><sup> [6]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>2- Hz. Peygamber (a.s.m.) Ve Gayb</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>&#8220;Âlemlere rahmet olarak gönderilen</em>&#8220;<strong><sup>[7]</sup> </strong>ve <em>&#8220;Sen ol­masaydın âlemleri yaratmazdım</em>&#8221; <strong><sup>[8]</sup> </strong>taltifine mazhar olan Hz. Peygamber (a.s.m.) elbette gayb bilgisi yönün­den de en seçkin bir konumdadır.</p>
<p>Bazıları, &#8220;<em>De ki: Ben size &#8216;Allah&#8217;ın hazineleri benim yanımdadır&#8217; demiyorum. Gaybı da bilmem</em>&#8221; <strong><sup>[9]</sup> </strong>âyetinden hareketle, Hz. Peygamber (a.s.m.) gaybdan haber ver­memiştir. &#8220;İlerde şöyle olacak, böyle olacak&#8230;&#8221; tarzında ona nisbet edilen şeyler, zamanla bazıları tarafından uydurulmuştur&#8221; iddiasındadırlar. Halbuki, Kur&#8217;ân&#8217;ı dikkatle okusalar böyle bir iddiaya girişmeyeceklerdi. Zira Hz. Peygamber (a.s.m.) kendiliğinden gaybı bilmez. Fakat Allah ona bildirir, oda ümmetine haber verirdi.</p>
<p>Tefsiri asırlarca medreselerde ders kitabı olarak okutulan Kadı Beydâvî, &#8220;ben gaybı da bilmem&#8221; âyetini &#8220;bana vahyedilmedikçe ye kendisine bir delil bırakıl­mayınca&#8221; kaydını söyleyerek tefsir eder.<strong><sup>[10]</sup></strong></p>
<p>Sözün burasında, Hz. Peygamberin (a.s.m.) birbirin­den farklılık arzeden iki şahsiyetine dikat çekmekle fayda görüyoruz.</p>
<p><strong>1-</strong> Beşerî yönü</p>
<p><strong>2-</strong> Peygamberlik yönü.</p>
<p>Hz. Peygamber (a.s.m.), beşeri yönü itibariyle bizim gibi bir insandır. O da yer, içer, sıcaktan soğuktan etki­lenir. Yarın ne olacak, ilerde neler olacak bilemez. Peygamberlik yönüyle ise, vahye mazhardır. Allah&#8217;tan gelen mesajlara bir alıcı durumundadır. Beşeriyet iti­bariyle &#8220;zelle&#8221; denilen bir yanılması olsa, vahiyle yön­lendirilen bir konumdadır.</p>
<p>Meselâ, Tebük savaşına katılmamak için kendisin­den izin  isteyen  münafıklara  izin  vermiştir. Gelen âyetlerde kendisine şöyle hitap edilir: &#8220;<em>Allah seni af­fetsin, niye onlara izin verdin</em>&#8230;&#8221;<strong><sup>[11]</sup></strong></p>
<p>Abdullah İbni Ümmü Mektum âmâ bir insandır. Birgün Peygamberimiz (a.s.m.) Mekke&#8217;nin önde gelen müşriklerine İslâmı anlatırken. Resulullahın (a.s.m.) sesini duyar, oraya gelip der: &#8220;Yâ Resulallah, Allah&#8217;ın sana öğrettiklerinden bana öğret.&#8221; Peygamberimiz (a.s.m.) o esnada onunla meşgul olmak istemez. Yüzünü ekşitir, ondan yüz çevirir. Diğerlerine anlatmayı daha uygun bulur. Bu olay üzerine gelen Abese Sûresinin ilk âyetlerinde onun bu tavrının yanlış olduğu, bir daha böyle yapmaması hatırlatılır.<strong><sup>[12]</sup></strong></p>
<p>Peygamberin beşeri yönünün en belirgin örneklerin­den birisi, şu olayda kendini göstermektedir:</p>
<p>Hz. Peygamber (a.s.m.) Medine&#8217;ye geldiğinde Medine ahalisinin hurmaları aşıladığını görür. <em>&#8220;Sanırım yap-masanız daha iyi olur</em>&#8221; der. Bunun üzerine aşılamayı bırakırlar; verim düşer. Durum Resulullaha (a.s.m.) söylenince &#8220;<em>Ben ancak bir beşerim. Dininizden bir şey size söylediğimde onu yapın. Kendi görüşümle birşey emredersem, bilin ki ben de bir insanım&#8221; &#8220;Siz, dünya­nızın işini benden daha iyi bilirsiniz</em>&#8221; der.<strong><sup>[13]</sup></strong></p>
<p>Yeri gelmişken şunu da belirtmek gerekir: Hz. Pey­gamberin (a.s.m.) bir beşer olması, onun için bir nok­sanlık değil, aksine bir kemâldir. Bir beşer değil de, bir melek olsaydı, insanlara önder olamazdı, rehberlik edemezdi.</p>
<p>Meselâ, Peygamberimizin (a.s.m.) yanma gelen davacı-davalılarâ gayb bilgisiyle hüküm verseydi, bizlere örnek olamazdı. Halbuki şöyle diyor: <em>&#8220;Siz bana davacı-davalı olarak gelirsiniz. Olur ki, bazınız davasını daha güzel anlatır. Ben de onun lehine hüküm veririm. Kime bu şekilde kardeşinin hakkından verirsem, bilsin ki, ona</em> ateşten <em>bir parça vermiş olurum.&#8221;<strong><sup>[14]</sup></strong></em></p>
<p>Sahabiler, Hz. Peygamberin (a.s.m.) beşeriyet ve pey­gamberlik yönlerini ayırd edebiliyorlardı. Meselâ, Be­dir Savaşı öncesi Resulullah (a.s.m.) orduyu bir yere yerleştirdiğinde sahabilerden Hubab bin Münzir &#8220;Yâ Resullallah, eğer buraya yerleşmemiz Allah&#8217;dan sana gelen bir vahiyle değilse, suları tutup düşmana göre avantajlı bir durumda olmamız daha uygundur&#8221; der. Hz. Peygamber (a.s.m.) uygun görür. Hubab&#8217;ın görüşüne göre hareket edilir.<strong><sup>[15]</sup></strong></p>
<p>Görüldüğü üzere, hem Resulullah (a.s.m.), hem de as­habı onun beşeri yönüyle peygamberlik yönünü birbi­rinden ayırd etmektedir.<strong><sup> [16]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>3- Hz. Peygamberin (a.s.m.) Peygamberlik Yönü</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Resulullah (a.s.m.) peygamberlik yönüyle birtakım gaybî sırlara mazhardır. Bunun en büyük delili başta Kur&#8217;ân-ı Kerimde bunun çok örneklerine rastlamakta­yız. Meselâ, Hudeybiye Barışı dönüşünde nazil olan Fe­tih Sûresinde, sefere katılmayan münafıkların ne gibi mazeret uyduracakları Peygamberimize (a.s.m.)  haber verilmişti:</p>
<p><em>&#8220;Geride kalanlar sana &#8216;mallarımız ve çocuklarımız bizi alıkoydu. Bizim için istiğfar et&#8217; diyecekler. Onlar dilleriyle kalblerinde olmayan şeyi söylüyorlar</em>.&#8221;<strong><sup>[17]</sup></strong></p>
<p>Benzeri bir durum Tebük Seferine katılmayanlarla ilgili: <em>&#8220;(Seferden geri kalan münafıklar) onlara döndü­ğünüzde size özür beyan edecekler. De ki: Özür beyan etmeyin. Size inanmayacağız. Alah bize, durumlarınızı haber verdi.&#8221;<strong><sup>[18]</sup></strong></em></p>
<p>Keza, Hz. Peygambere {a.s.m.) münafıkların birtakım halleri vahiyle bildirilmektedir:</p>
<p><em>&#8220;Onlar &#8216;başüstüne&#8217; derler. Yanından ayrıldıktan sonra bir kısmı gece senin dediğinden başkası kurar.</em></p>
<p><em>&#8220;İnsanlardan bir kısmı vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri hoşuna gider. Kalbindekine Allah&#8217;ı şahit tutar. Halbuki o, hasımların en yamanı­dır. Dönüp gitti mi (sende ayrılıp bir iş başına geçti mi) yeryüzünde fesat çıkarmaya, harsı ve nesli helak et­meye çalışır</em>.&#8221;<strong><sup>[19]</sup></strong></p>
<p>Şu olay da, Hz. Peygambere (a.s.m.) gelen gaybî bil­giyi teyid etmektedir:</p>
<p>Ebu Âmir, Hz. Peygamber (a.s.m.) Medine&#8217;ye gelme­den Önce Hıristiyanlığı din olarak seçen ve ruhban ola­rak yaşayan birisidir. Resulullah (a.s.m.) Medine&#8217;ye geldiğinde kendisinin reislik ve saltanatı sona erdiğinden, Peygambere düşman kesilir. Müşriklerle beraber hareket eder. Huneyn mağlubiyetinden sonra Şam&#8217;a kaçar. Oradan Medine münafıklarına &#8220;Elinizden geldi­ğince silahlanın. Benim için de bir mabed yapın. Ben Rum Kayserine gidiyorum. Oradan büyük bir ordu ile gelip Muhammed ve arkadaşlarırını sürüp çıkaracağım&#8221; diye haber gönderir. Münafıklar da, böyle bir mescidi yapıp, açılışına Peygamberi (a.s.m.) davet ederler. Resulullah (a.s.m.) gelmeye hazırlanırken, gelen âyetler du­rumu Resulullaha (a.s.m.) haber verir:<strong><sup>[20]</sup></strong></p>
<p><em>&#8220;Onlar o kimselerdir ki, zarar vermek, küfrü yay­mak, mü&#8217;minler arasına ayrılık sokmak ve daha önce­den Allah ve Resulü aleyhinde savaşmış olana yataklık etmek için bir mescid edindiler İyilikten başka birşey murad etmedik&#8217; diye yemin de ederler. Fakat Allah şa­hittir ki, bunlar gerçekten yalancıdırlar. Orada asla namaz kılma</em>!&#8230;&#8221;<strong><sup>[21]</sup></strong></p>
<p>Şu âyet, Hz. Peygamberin (a.s.m.) vahiyle bir kısım gaybî bilgiye ulaştığının en açık delillerindendir:</p>
<p><em>&#8220;Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir sır söyle­mişti. Fakat eşi, bunu başkasına haber verdi. Allah bunu, peygamberine bildirdi. Peygamber, bir kısmını söyleyip bir kısmından vazgeçmişti. Peygamber bunu haber verince eşi &#8216;bunu sana kim haber verdi&#8217; dedi. Peygamber, &#8216;Alîm ve Habîr olan Allah haber verdi&#8217; dedi.&#8221;<strong><sup>[22]</sup></strong></em></p>
<p>Bahari&#8217;de zikredilen rivayetten Resulullahın (a.s.m.) bu iki zevcesinin Hz. Hafsa ve Hz. Aişe olduklarını öğ­renmekteyiz.<strong><sup>[23]</sup></strong></p>
<p>Mümtehine Sûresinin iniş sebebi de Resulullahın (a.s.m.) gaybdan talimat aldığının bir misalidir.</p>
<p>&#8220;<em>Ey iman edenler! Benim ve sizin düşmanınızı dost­lar edinmeyin</em>&#8221; diye başlayan sûre. Hâtib bin Ebi Beltea dolayısıyla inmiştir. Şöyle ki:</p>
<p><em>Bedir gazilerinden olan Hâtıb, Medine&#8217;den Mekke&#8217;ye gelen sâre ismindeki kadına bir mektub verir. Mektubda, Hz. Peygamberin (a.s.m.) Mekke&#8217;yi fethe hazır­landığını haber vermektedir. Kadın Mekke&#8217;ye doğru yol alırken, Hz. Cebrail durumu Resulullaha (a.s.m.) bildi­rir. Resulullah (a.s.m.), bir kısım ashabını çağırır. &#8220;Filan yerde Mekke&#8217;ye giden bir kadın bulacaksınız. Üzerinde Hâtıb&#8217;ın bir mektubu var. Mektubu getirin, kadını ise bırakın yoluna devam etsin&#8221; der. Giderler, kadını bulurlar. Kadın önce inkâr ederse de, sonunda saçında sakladığı</em> <em>mektubu vermek zorunda kalır!</em></p>
<p><em>Resulullah (a.s.m.), Hâtıb&#8217;ı çağırtıp &#8220;niye böyle yap­tığını&#8221; sorar. Hâtıb der: &#8220;Yâ Resulallah, İslama girdik­ten sonra küfre dönmüş değilim. Mekkeli muhacirlerin herbirinin Mekke&#8217;de aşiretini koruyacak kimsesi var. Benimse yok. Kimsesi olmayan birisiyim. Ailem de on­ların arasında. Onlara yardımcı olmak istedim. Bildim ki, Allah Mekkelilerin cezasını verecek. Mektubum ise, onlardan bu cezayı gidermeyecek.&#8221;<strong><sup>[24]</sup></strong> </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>4- Hz. Peygamberden (A.S.M.) Gayb Haberleri</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Resulullah (a.s.m.), Kur&#8217;ân vasıtasıyla &#8220;âlemin yara­tılışı, geçmiş ümmetlerin kıssaları, İslâmın ve Müslü­manların geleceği&#8221; gibi birtakım gaybî olayları haber vermiştir. Bunların izahını başka bir çalışmaya bıra­karak, şimdi hadislerde yer alan bazı gaybî durumları takdime çalışacağız. Şöyle ki: Resulullah (a.s.m.), hem kendi devrinde olan ve hem de ilerde olacak olaylardan haber vermiştir.</p>
<p><strong>I-</strong> Kendi devrinde olanlardan haber vermesi:</p>
<p>Birgün Resulullah (a.s.m.) mihraptayken der:</p>
<p>&#8220;<em>Safla­rınızı düzgün tutun. Ben sizi önümde iken gördüğüm gibi, sırtım dönük olduğunda da görürüm</em>.&#8221;<strong><sup>[25]</sup></strong></p>
<p>Bir savaş esnasında Müslüman saflarında yer alan Kuzman isimli biri, cesur bir şekilde savaşmaktadır. Resulullaha (a.s.m.) bu adamın cesaretinden bahsedil­diğinde &#8220;<em>bu adam cehennemliktir</em>&#8221; der. Ashab bu sözü hayretle karşılar. Savaşın sonunda Kuzman ağır yara­lıdır. Kendisine &#8220;Artık Allah&#8217;a kavuşma vaktidir&#8221; der­ler. Kuzman &#8220;ben Allah için savaşmadım ki&#8221; der. Ara­dan biraz geçince yaralarının acısına dayanamayıp in­tihar eder. Böylece Resulullahın (a.s.m.) &#8220;<em>o cehennem­liktir&#8221;</em> sözü anlaşılmış olur.<strong><sup>[26]</sup></strong></p>
<p>Huzeyfe&#8217;nin annesi. Peygamberi davet etmediği için oğlunu azarlar. Oğlu özür diler, &#8220;Resulullaha (a.s.m.) gi­dip af dileyeceğini&#8221; söyler. Huzeyfe, akşamdan yatsıya kadar peygamberin yanında kalır. Namazdan sonra mescidden çıkan Hz. Peygamberi (a.s.m.) takip eder. Resulullah (a.s.m.) onu görünce der:</p>
<p><em> &#8220;Ey Huzeyfe, Allah seni de, anneni de bağışlasın.&#8221;<strong><sup>[27]</sup></strong></em></p>
<p>Hz. Peygamber (a.s.m.). Bedir Savaşından bir gün önce küfrün liderlerinden kimin nerede öldürüleceğini teker teker haber verir.<strong><sup>[28]</sup></strong></p>
<p>Habeş Kralı Necaşi&#8217;nin öldüğü gün Hz. Peygamber (a.s.m.) ashabına:<em> &#8220;Bugün bir kardeşiniz vefat etti. haydi namazını kılalım&#8221; </em>der. Kalkarlar, onun cenaze namazını kılarlar.<strong><sup>[29]</sup></strong></p>
<p>Hz. Peygamber (a.s.m.), 629&#8217;da, ashabından 3.000 ki­şinin Bizansm yüzbini aşan ordusuyla yaptığı savaşı, aynı anda Medine&#8217;de etrafındakilere haber verir. Göz yaşları içerisinde, sırasıyla Hz; Zeyd, Hz. Cafer, Hz. Ab­dullah bin Revaha&#8217;mn şehit olduklarını, sonra Hz. Halid bin Velid&#8217;in sancağı aldığını anlatır.<strong><sup>[30]</sup></strong></p>
<p>Günümüz imkânlarıyla, Hz. Peygamberin (a.s.m.), başka bir yerde meydana gelmiş bir olayı haber verme­sini anlamak çok daha kolaydır. Dünyanın öbür ucunda meydana gelen bir olay, radyo ve televizyon­larla anında naklen yayınlanmaktadır. En büyük bir insanın kalbinde, Allah&#8217;ın izniyle bu olayların yansı­ması, hiç de garip bir şey değildir.</p>
<p>Resulullah (a.s.m.), kendisinin bu farklılığına şu sözleriyle dikkat çeker: &#8220;<em>Ben sizin görmediğinizi görür, duymadığınızı duyarım&#8221;<strong><sup>[31]</sup></strong></em></p>
<p><strong>2-</strong> Resulullahın (a.s.m.) ilerde olacaklardan haber vermesi:</p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) gelecekle  ilgili haber ver­diği olaylar hayli fazladır. Biz bunlardan, özellikle gü­nümüze bakanları bazı kısa yorumlarla nakledeceğiz:</p>
<p>Hz. Huzeyfe anlatıyor: &#8220;Resulullah birgün kalktı: bize kıyamete kadar olacak şeyleri anlattı. Bunları hıf­zeden hıfzetti, unutan unuttu. Bu arkadaşlarım bunu bi­lirler. Resulullahın (a.s.m.) haber verip de, benim za­manla unuttuğum şeyleri, o şey olduğunda hatırlıyo­rum. Tıpkı, kişi birisini yokluğunda hatırlamayıp onu gördüğünde tanıması gibi&#8230;&#8221;<strong><sup>[32]</sup></strong></p>
<p>Yine Hz. Huzeyfe&#8217;den: Resulullah (a.s.m.) şöyle bu­yurdu: <span style="text-decoration: underline;">&#8220;emaneti eda edecek kişi nerdeyse kalmayacak. Hatta denilecek ki; Talan kavimde emin birisi var. Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunmayan kişi için, ne kadar akıllı, ne kadar zarif birisi&#8217; denilecek.&#8221;</span></p>
<p>Bu rivayeti nakleden Hz. Huzeyfe diyor: <em>&#8220;Ben bir za­manlar kiminle alış-veriş ettiğime dikkat etmezdim. Çünkü alış-veriş ettiğim kimse eğer Müslümansa zaten güvenilirdi. Eğer bir Hıristiyansa, onun idarecisi hak­kımı bana verirdi. Ama bugün, falan falandan başka­sıyla alış-veriş yapamıyorum</em>.&#8221;<strong><sup>[33]</sup></strong></p>
<p>Bir hadisinde Hz. Peygamber (a.s.m.) şu beş şeye dik­kat çeker:</p>
<p><strong>1-</strong> Bir toplulukta açıktan fuhuş işlenir hale geldi­ğinde onlar için taun (salgın hastalık) ve daha önceki­lerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar.</p>
<p><strong>2-</strong> Ölçü  ve  tartıda  noksanlık yaptıklarında  kıtlığa maruz kalırlar, geçim sıkıntısı çekerler ve zalim idare­ciler başlarına geçer.</p>
<p><strong>3-</strong> Mallarının zekatını vermediklerinde semadan ge­len yağmurdan mahrum kalırlar.   Eğer hayvanlar ol­masa, hiç kendilerine yağmur gönderilmez.</p>
<p><strong>4-</strong> Allah ve Resulünün ahdini yerine getirmedikle­rinde, Allah onlara dışardan düşman musallat eder. O düşmanlar onların ellerindeki bir takını mallara sahip olurlar.</p>
<p><strong>5-</strong> Onların   idarecileri   Allah&#8217;ın   indirdiğiyle   hük­metmediği ve Allah&#8217;ın indirdiğini seçmediklerinde, Al­lah onlara kendi içlerinde dahili fitne verir. <strong><sup>[34]</sup></strong></p>
<p>Bu beş maddeden birinci maddede, her türlü fuhşiyatın açıktan işlendiği Batı toplumlarında görülen AİDS gibi hastalıkları görebileceğimiz gibi; beşinci maddeden de, yıllardır dahili fitnelerle çalkanan kendi toplumu­muza bakabiliriz.</p>
<p>&#8220;Kıyamet öncesi gecenin karanlığı gibi fitneler ola­cak. Kişi o fitnelerde mü&#8217;min sabahlayacak, kâfir ak­şamlayacak. Mü&#8217;min akşamlayacak, kâfir sabahlaya­cak&#8221; <strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>[35]</sup></span> </strong>ve dünyevi bir menfaat için dinini satacak.&#8221;<strong><sup>[36]</sup></strong></p>
<p>Bir gün Resulullah (a.s.m.) etrafındakilere der:</p>
<p><em>&#8220;Aç kimselerin yemek kaplarına üşüşmesi gibi diğer millet­lerin üzerinize gelmesi yakındır&#8221;</em> Biri de</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah, o gün az olacağımız için mi saldıracaklar?&#8221; Resu­lullah (a.s.m.) cevap verir:</p>
<p><em>&#8220;Hayır, bilakis çok olacak­sınız. Lakin, selin geride bıraktığı artıklar gibi kıymetsiz hale geleceksiniz. Allah düşmanlarınızın göğsünden sizin heybetinizi giderecek. Sizin kalplerinize de &#8216;Vehen&#8217; bırakacak.&#8221;</em> Biri sorar:</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah (a.s.m.), vehen nedir?&#8221; Resulullah (a.s.m.) der:</p>
<p><em>&#8220;Dünya sevgisi, ölüm korkusu.&#8221;</em><strong><sup>[37]</sup></strong></p>
<p>Bugün bir milyarı aşan İslâm âlemi, naklettiğimiz hadisedeki manzarayı yaşıyor. Dün. &#8220;Osmanlı geliyor&#8221; deyince ödü kopan Avrupalı, bugün bizi istediği gibi yönlendirebiliyor.</p>
<p>Şu hadis ise bu ümmet içinde gayr-i müslimlerin yo­luna gidenlerin olacağını haber veriyor:</p>
<p><em>&#8220;Sizden önce­kilerin yoluna adım adım, karış karış tabi olacaksınız. Hatta bir kertenkele deliğine girseler, siz de gireceksi­niz.&#8221;</em> Derler:</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah, Yahudi ve Hıristiyanlara mı uyacağız?&#8221; Hz. Peygamber (a.s.m.) der:</p>
<p><em>&#8220;Ya kime? (Tabi onlara uyacaksınız).&#8221;</em><strong><sup>[38]</sup></strong></p>
<p><em>&#8220;Kıyamet alâmetlerinden ilki, insanları Şarktan Garba sürükleyen bir ateştir</em>&#8221; <strong><sup>[39]</sup></strong> hadisi de, Batı taklit­çiliğine işaret eder görünmektedir. Bugün nasıl ki Batı dediğimizde Avrupa, Amerika anlaşılıyorsa, onlarda da Doğu denildiğinde İslâm âlemi anlaşılmaktadır. Os­manlının son devrinde, Tanzimat fermanıyla başlayan bu Batı hayranlığından milletimiz hâlâ kurtulabilmiş değildir.</p>
<p>Bediüzzamanm bu asrın başlarında söylediği &#8220;Biz müteharrik-i bizzat değiliz, bilvasıta müteharrikiz. Av­rupa üflüyor biz burada oynuyoruz&#8221;<strong><sup>[40]</sup></strong> hükmü hâlâ geçerliligini koruyor. Yani, biz kendi başımıza hareket etmiyoruz, başkası bizi harekete geçiriyor. Avrupa, bizi istediği gibi yönlendiriyor.<strong><sup> [41]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>5- 15 Kötü Özellik</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz. Peygamber (a.s.m.), bir hadislerinde 15 kötü Özel­liğe dikkat çekip der: &#8220;Ümmetim 15 özelliği kendinde gösterdiğinde belalar onları bulur:</p>
<p><strong>1-</strong> Devlet malı ganimet sayılıp, belli bir zümrede ol­duğunda,</p>
<p><strong>2-</strong> Emanete hıyanet edildiğinde,</p>
<p><strong>3-</strong> Zekât vermek zor geldiğinde,</p>
<p><strong>4-5-</strong> Kişi hanımına itaat edip, annesine karşı geldi­ğinde,</p>
<p><strong>6-7-</strong> Arkadaşlarına ikram edip, babasına kaba dav­randığında,</p>
<p><strong>8-</strong> Mescitlerde sesler yükseltildiğinde,</p>
<p><strong>9-</strong> Bir kavmin en rezili onlara önder olduğunda,</p>
<p><strong>10-</strong> Kişiye şerrinden dolayı ikram edildiğinde,</p>
<p><strong>11-</strong> İçki içildiğinde,</p>
<p><strong>12-</strong> İpek elbise giyildiğinde (Erkekler için),</p>
<p><strong>13-</strong> Şarkıcı ve şarkı aletleri yaygınlaştığında,</p>
<p><strong>14-</strong> Bu ümmetin sonra gelenleri önce gelenlere lanet ettiğinde,</p>
<p><strong>15-</strong> Dinsiz eğitim yapıldığında,</p>
<p>İşte o zaman, bir kızıl rüzgar veya bir hasf, veya bir mesh&#8217;i bekleyeniz.&#8221;<strong><sup>[42]</sup></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bunlardan bazılarını kısaca açıklamakta fayda gö­rüyoruz:</strong></p>
<p>4 ve 6. da, &#8220;kişinin hanımına itaat etmesi, arkada­şına ikramda bulunması&#8221;, kendisini adım adım fela­kete götürür.</p>
<p>8.de, mescidlerde seslerin yükselmesinin kötü bir özellik olarak sayılması &#8220;her kafadan bir ses çıkması, mescidlerdeki cemaatin, cemaat ruhundan uzaklaşıp, kuru bir kalabalık haline gelmesi&#8221; olabilir. Veya, hoca efendilerin mikrofonların da desteğiyle bağıra bağıra anlattığı halde, cemaate tesiri olmaması, anlaşılabilir.</p>
<p>9.da rezil kişilerin önderliğinden bahsediliyor. Bu­radaki  &#8220;önder&#8221;  kavramı, köydeki muhtardan, devlet başkanlığına kadar şümulü olan bir kavramdır. &#8220;Bir milletin efendisi onlara hizmet edendir&#8221; <strong><sup>[43]</sup></strong> hadisinden hareketle,  bulunduğu   makamın  hakkını  veren  ida­recilerimizi tenzih etmekle beraber, pekçok başsız baş­ların iş başında olduğu; pekçok hain insanın, hamiyet süsüyle bu aziz millete hıyanet ettiği de bir vakıadır.</p>
<p>14.de tarih düşmanlığı nazara veriliyor. Türkiye&#8217;­mizde geçmiş namına ne varsa kötülendiği, Batının her türlü rezaletinin medeniyet sayıldığı kara bir dönem yaşanmıştır. Köklerinden uzaklaştırılmış bir nesil, göklere yükselecek sanılmıştır. Halbuki, köksüz bir ağaç kurumaya mahkûm olduğu gibi, tarihine sırt çe­virmiş bir millet de çökmeye mahkûmdur. Nitekim bu hata son zamanlarda kısmen anlaşılmış, Osmanlıya &#8220;barbar&#8221; Abdülhamid&#8217;e &#8220;kızıl sultan&#8221; Vahdettin&#8217;e &#8220;Va­tan haini&#8221; denilmesi gibi tarih düşmanlığından bir derece vazgeçilmiştir.</p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) bir başka hadisi, bu mad­deyi biraz daha açmaktadır: &#8220;İnsanlara aldatıcı seneler gelecek. O senelerde, yalancı doğru kabul edilecek, doğru yalancı sayılacak. Haine emin denilecek, emin kişiye hain damgası basılacak. O yıllarda memleket meselelerinde değersiz kişiler konuşacak.&#8221;<strong><sup>[44]</sup></strong></p>
<p>Beyaza &#8220;beyaz&#8221; dediği için, &#8220;siyaha hakaret etti&#8221; diye ömrü mahkeme ve hapishanelerde geçen, çilekeş, aziz bir kahraman &#8220;Aman&#8221; diye feryad ettiği bir şiirinde, bu gerçeği şöyle dile getirir:</p>
<p>Aman efendim aman! Galiba ahir zaman!</p>
<p>Manzarası yurdumun, Tufan gölünden yaman!</p>
<p>Tam bir buçuk asırdır, Maymunlardan el aman. Bizdeki hale nisbet Maymun taklitten pişman.</p>
<p>Millete kastedenin Adı milli kahraman.<strong><sup>[45]</sup></strong></p>
<p>15.de nazara verilen &#8220;dinsiz eğitim&#8221;in acı tecrübe­sini de bu millet yaşamıştır. O sistemden geçen ve fakat her nasılsa &#8220;dindar&#8221; olarak yetişen sağduyulu profesör­lerimizden biri, bir defasında şunları itiraf eder: Genç­ler, sizler bize göre daha iyi bir dönemde geldiniz. Az çok dini öğrendiniz. Biz ise, öyle bir dönemde yaşadık ki, aslında benim &#8220;dinsiz&#8221; olmam lazımdı. Ben ve be­nim gibiler &#8220;imâlat hatasıyız.&#8221;</p>
<p><strong>Hadiste, bu onbeş menfi özellik görüldüğünde üç ne­ticesinden bahsediliyor:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Kızıl Bir Rüzgar, evet, böyle bir rüzgâr (komü­nizm) 70 yıl boyunca kuzeyden dünyanın her tarafına esti.   Avrupanın yarısını,   ülkemiz  halkının  epey bir kısmını, koca Çini ve daha pekçok ülkeyi etkisi altına aldı.</p>
<p><strong>2-</strong> Hasf, çöküntü demektir. Bu özellikleri gösteren bir toplulukta elbette bir çökme olacaktır. Ülkemizde de yaşanan maddi-manevi çöküntülere bir açıdan bakı­labilir. Toplumun  pekçok  kesiminde aile mefhumu çökmüştür,  ahlâki değerler çökmüştür,  namus mef­humu çökmüştür, millet için fedakarlık çökmüştür&#8230;</p>
<p><strong>3-</strong> Mesh, insanın hayvana çevrilmesidir. Kur&#8217;ân-ı Kerimde bazı toplulukların maymun ve domuz haline çevrildiği   anlatılır.  Bu   çevrilme,   maddeten  olması mümkün olduğu gibi, manen olması da mümkündür.</p>
<p>Malum, maymun taklitçi hayvandır. Domuz ise, hayvanlar içinde eşini kıskanmayan tek hayvan&#8230; Bu açıdan bakıldığında dinsiz eğitimin te&#8217;siriyle bu müba­rek vatanda pekçok maymun tabiatında Batı taklitçi­leri; pekçok domuz tabiatında namus mefhumunu yiti­ren insanlar görülecektir. Kıblemiz güneyde Kâbedir. Ama taklitçi ortamda yetişenlerin bir kısmının kıblesi Kuzeyde Moskova, bir kısmının Batıda Paris veya Washington&#8217;dur.</p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman, zamanın Fransa kralına yazdığı bir mektupla Fransa&#8217;da dansı yasaklatırken, şimdi bazı liselerimizin yıl sonu eğlencelerine kadar bu İslâm dışı adetin girmesi cidden üzücü ve ehl-i hamiyeti düşündürücüdür.<strong><sup> [46]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>6- Ahir Zaman Fitnesi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;<em>Fitneler olacak. O fitnelerde oturan ayakta olan­dan, ayakta olan yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlı olacak. Ona yaklaşan kendini kurtaramayacak. Kim o fitnelerde bir melce, bir sığmak bulursa, onunla kendini kurtarsın,&#8221;<strong><sup>[47]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;Zaman birbirine yaklaşacak. Amel azalacak. Cim­rilik artacak. Fitneler zuhur edecek. Here çoğalacak.</em>&#8221; Derler: &#8220;Here nedir?&#8221;</p>
<p>Resulullah (a.s.m.) cevap verir:</p>
<p><em>&#8220;Öldürmek, öldürmek.&#8221;<strong><sup>[48]</sup></strong></em></p>
<p>İbni Mâce&#8217;de yer alan rivayette, bu herc&#8217;in biraz daha izah edildiğini görüyoruz: Müslümanlardan biri der:</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah, şimdi de biz müşriklerden bir yılda şu kadar öldürüyoruz.&#8221; Resulullah (a.s.m.) der:</p>
<p><em>&#8220;(Benim bahsettiğim) müşriklerin katli değil. Birbirinizi katle­deceksiniz. Öyle ki, kişi komşusunu, amca oğlunu, ya­kınını öldürecek.</em>&#8221; Birisi der:</p>
<p><em> &#8220;Yâ Resulallah, o zaman aklımız başımızda olacak mı?&#8221;</em> Resulullah (a.s.m.) ce­vap verir:</p>
<p><em>&#8220;Hayır, o zamandakilerin çoğunun aklı ba­şından alınacak. Kıt akıllı insanlar onların aklını çelecek</em>.&#8221;<strong><sup>[49]</sup></strong></p>
<p><em>&#8220;İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, katil niye öl­dürdüğünü, maktul da niye öldürüldüğünü bilmeye­cek</em>.&#8221;<strong><sup>[50]</sup></strong></p>
<p>Bu son hadislerde çizilen tabloyu yakın geçmişi­mizde yaşadık ve yaşıyoruz. Aklı çelinen, beyni yıkanan insanlar, gözünü kırpmadan kendi milletine kur­şun sıkabiliyor:<strong><sup> [51]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>7- Üç İlginç Haber</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) istikbale yönelik haberle­rinden şu üçü hayli dikkat çekicidir:</p>
<p><strong><em>1-</em></strong><em> &#8220;Fıratın suyu çekilecek, altından, altın dolu bir hazine çıkacak. Buna yetişen ondan bir şey almasın</em>.<strong><sup>[52]</sup></strong></p>
<p>Müslim&#8217;de geçen rivayette ise &#8220;Onun yüzünden savaş  çıkacağı, % 99 kişinin öleceği&#8221; anlatılıyor.<strong><sup>[53]</sup></strong></p>
<p>Bazıları, bundan muradın &#8220;Fırat üzerinde yapılan barajlar sebebiyle suyun altın gibi kıymet kazanacağı, suyun çekildiği ülkelerin bu yüzden mesele çıkaracağı olabilir&#8221; demektedir. Doğrusunu Allah bilir. Fakat şu­rası bir gerçektir ki, Bugün Güneydoğu&#8217;da akan kanın bir ucu GAP projesine dayanmaktadır. Türkiye&#8217;nin güçlü bir ülke olmasını istemeyen sömürgeci güçler bu olayları destekleyerek ve körükleyerek kardeş kanı akmasına sebebiyet vermektedirler.</p>
<p><strong>2-</strong> &#8220;Irak halkına ölçeğin (gıdanın) ve dirhemin (paranın) yasaklanması yakındır.&#8221; Sahabi sorar:</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah, bu nasıl olacak?&#8221; Resulullah (a.s.m.) cevap verir:</p>
<p><em>&#8220;Acemler bunu yapacak, bunları Irak ehlinden menedecekler</em>.&#8221;<strong><sup>[54]</sup></strong></p>
<p>Hadis-i Şerif sanki Irak&#8217;a uygulanan ambargoyu ta­rif etmektedir. Acem, Arab olmayanlara verilen isim­dir.   Hadisin devamında &#8220;Suriye halkının da Rumlar tarafından böyle bir hale mâruz kalacağı&#8221; anlatılmak­tadır.</p>
<p><strong>3-</strong> <em>&#8220;İnsana vahşi hayvanlar, kamçısının ucu ve ayakkabısının bağı konuşmadıkça, uyluğu ailesinde kendisinden sonra ne olup bittiğini söylemedikçe kı­yamet kopmaz</em>.&#8221;<strong><sup>[55]</sup></strong></p>
<p>Kamçının ucunun konuşması, adeta telsizin bir tari­fidir. Diğer konuşmalar da nazara alınırsa, şu anda hayretle izlediğimiz iletişim imkânlarının, ileride çok daha hayret verici boyutlara ulaşacağı söylenebilir.<strong><sup> [56]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>8- Kıyamet Çeşitleri</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şu ana kadar zikrettiğimiz hadiselerden öyle anlaşı­lıyor ki, şu anda bizler âhir zaman fitnesinin tam içindeyiz. Belki pek çoğumuz, yavru balığın anne balığa &#8220;anne, deniz nerde?&#8221; demesi gibi &#8220;âhir zaman nerde, ne güzel yaşıyoruz&#8221; diyebilirler. Fakat şunu söyleyelim ki, Peygamberimizin (a.s.m.) gönderilmesi, zaten bir âhir zaman alametidir. Hz. Peygamberin (a.s.m.), işaret ve orta parmağını açarak <em>&#8220;Ben ve kıyamet bu ikisi gibi­yiz&#8221;<strong><sup>[57]</sup></strong></em> buyurması bunun bir delilidir. Ayrıca, Kur&#8217;ân-ı Kerimin &#8220;Kıyamet yaklaştı&#8221;<strong><sup>[58]</sup> </strong>diye haber vermesi de, son derece anlamlıdır.</p>
<p>Bir gün Hz. Peygamber (a.s.m.) ashabına olmuş-olacak şeylerden bahsederken ashab &#8220;Acaba güneş battı mı?&#8221; diye bakarlar. Resulullah (a.s.m.) der:</p>
<p><em>&#8220;Dikkât edin, dünyanın geçen ömrüne nisbetle  geriye  kalan</em> <em>ömrü. ancak bugünümüze nisbetle geriye kalan zaman gibidir.&#8221;<strong><sup>[59]</sup></strong></em></p>
<p>Fakat şu da unutulmamalı, dünyanın milyonlarca, hatta milyarlarca senelik ömrü içinde Peygamberimi­zin (a.s.m.) devrinden bugüne kadar geçen bin dört yüz küsur senelik zaman, az bir zamandır.</p>
<p>İnsan, kendi eceliyle alakadar olduğu gibi, dünyanın eceli demek olan kıyametle de alakadardır. Hz. Pey­gamber (a.s.m.), civardan kendisini ziyarete gelip de, &#8220;Kıyamet ne zaman kopacak?&#8221; diye sorduklarında, on­ların en gencini gösterip şunu söylerdi:</p>
<p><em>&#8220;Eğer bu ya­şarsa, yaşlanmadan kıyametiniz kopar.&#8221;<strong><sup>[60]</sup></strong></em></p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) bu cevabı latif bir nükteyi ihtiva etmektedir. &#8220;Bu yaşarsa, yaşlanmadan kıyamet kopar&#8221; demeyip &#8220;kıyametiniz kopar&#8221; demesi o neslin kıyametini ifade etmektedir. Çünkü, ölenin kıyameti kopmuş demektir. Nesillerin de kıyameti vardır. İlerde dünyanın da kıyameti olacaktır. Küçük bir âlem olan insan, ölümden kurtulamadığı gibi, büyük bir insan olan âlem de kıyametten kurtulamayacaktır.<strong><sup> [61]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>9- Toplum Gemisi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kıyametin çeşitli alametlerini haber veren Peygam­berimiz (a.s.m.), o fitneler hengâmında yapılması gere­kenleri, gösterilmesi gereken tavırları da bildirmiştir. Bunlardan bir kısmı şöyledir:</p>
<p>&#8220;<em>İnsanlara öyle bir zaman gelir ki, onlar içinde di­nine sabretmek kor ateşi avuçta tutmak gibidir.&#8221;<strong><sup>[62]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;Siz öyle bir zamandasınız ki, sizden her kim enırolunanın onda birini yapmazsa, helak olur. Sonra, in­sanlara öyle bir zaman gelecek ki, emrolunanın onda birini yapanınız kurtulacak.&#8221;<strong><sup>[63]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;Fitneler zamanında ibadet, bana hicret gibidir.&#8221;<strong><sup>[64]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;Ümmetimin bozulduğu zamanda kim benim sünne­time sarılsa (yolumdan gitse), ona yüz şehid sevabı var­dır.&#8221;<strong><sup>[65]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;O fitnelere yetişirseniz oklarınızı kırın, yaylarınızı parçalayın, kılıçlarınızı taşlara vurun. Âdem&#8217;in iki oğ­lundan hayırlı olan gibi olun.&#8221;<strong><sup>[66]</sup></strong></em></p>
<p>Yani, Müslümanlar içinde meydana gelen dahili fit­nelerde kan döken taraf olmayın.</p>
<p>&#8220;<em>Said, fitnelerden kaçınan kimsedir. Said, fitneler­den kaçınan kimsedir. Said, fitnelerden kaçınan kim­sedir. Belaya maruz kalıp sabredendir. Fakat böylesi ne kadar da azdır<strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>.[67]</sup></span></strong></em></p>
<p>Zikredilen bu hadislerde, fitneler zamanında ferdî ibadete dikkat edilmesi, aktif olarak fitnelere girilme­mesi nazara verilir. Şu hadislerde ise, şuurlu bir Müslümanın hareket tarzı çizilmiştir:</p>
<p><em>&#8220;Sizden her kim bir kötülük görürse, eğer gücü yeti­yorsa eliyle düzeltsin. Yetmezse diliyle düzeltsin. Onu</em> <em>da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle buğzetsin. Fakat bu, imanın en zayıf mertebesidir.&#8221;<strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>[68]</sup></span></strong></em></p>
<p>Demek, seyirci kalınmayacak. Müslüman, imkânı nisbetinde çevresindeki günahlara engel olmaya çalışa­cak. Bu meselede Hz. Peygamber (a.s.m.), aynı gemide yol alan iki grub insanın hallerini nazara verir. &#8220;Geminin alt kısmındaki yolcular üsttekilerden su is­terler. Üsttekiler ise, ne su verirler, ne de onların su almak için yukarı çıkmasına müsaade ederler. Bunun üzerine alttakiler su niyetiyle gemiyi delmeye başlar. Üsttekiler eğer onlara engel olurlarsa hepsi kurtulur. Fakat, onları kendi hallerine bırakırlarsa hep beraber boğulurlar.&#8221;<strong><sup>[69]</sup></strong></p>
<p>Aynı toplumda yaşayan fertler olarak, bazılarının bu toplum gemisini batırmasına seyirci kalırsak, he­pimiz beraber batarız. Resulullahın (a.s.m.) ifadesiyle: <em>&#8220;Nefsim elinde olan Allah&#8217;a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülüğe engel olursunuz. Ya da Allah yakında umumi bir bela verir. O zaman, dua edersiniz, fakat duanız kabul olunmaz.<strong><sup>[70]</sup></strong></em></p>
<p>Bu meselede, Hz. Peygamberin (a.s.m.) şu ikazı çok manidardır:</p>
<p><em>&#8220;Sizden birisi kendini küçük düşürmesin!&#8221;</em> Derler:</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah bizden biri kendini nasıl küçük düşürür?&#8221; Resulullah (a.s.m.) der:</p>
<p><em>&#8220;Kötü bir durum gö­rür. Orada, Allah için bir söz söylemesi lazımdır. Fakat birşey demez. Allah ona, kıyamet günü şöyle şöyle demene engel olan neydi&#8217; der. O kimse &#8216;İnsanlardan korktum&#8217; deyince, Cenab-ı Hak buyurur: Asıl benden korkman gerekirdi.&#8221;<strong><sup>[71]</sup></strong></em></p>
<p>Aynı konuda Hz. Ebu Bekir&#8217;in şu hatırlatması da mühim bir noktadır: &#8220;<em>Ey İnsanlar! sizler &#8216;Ey İman edenler! siz kendinize bakın. Siz hidayette olduktan sonra başkasının dalaleti size zarar vermez&#8217;</em> <strong><sup>[72]</sup></strong> âyetini okuyorsunuz. Biz Resulullahın (a.s.m.) şöyle dediğini duyduk:</p>
<p><em>“İnsanlar kötülüğü görüp de onu değiştirmeye çalışmazlarsa, Allah&#8217;ın onlara umumi bir bela vermesi yakındır.&#8217;</em> &#8220;<strong><sup>[73]</sup> </strong>Hz. Ebu Bekir&#8217;in bu ifadesi, ayetin &#8220;Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın. Gemisini kurtaran, kaptan&#8221; gibi yanlış anlaşılma endişesinden kay­naklanmaktadır.</p>
<p>Bediüzzaman, aynı âyetle ilgili şu noktaya dikkat çeker: &#8220;Sizler lüzumsuz onların dalaletleriyle meşgul olmayasınız.&#8221;<strong><sup>[74]</sup></strong> Evet, nice insan vardır ki, menfî şey­lerle zihnen meşguliyetten müsbet hareket edemez hale gelmiştir. Bir doktora düşen, hastanın içler acısı du­rumuna üzülmekle vakit geçirmek değil, ümidini kes­meden tedaviye devam etmektir.</p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) şu ifadesi ise, imandan ge­len cesaretin bir göstergesi gibidir: &#8220;<em>En efdal cihad, za­lim sultanın yanında hak sözü söylemektir.&#8221;<strong><sup>[75]</sup></strong> </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>10- Deccal-Mehdî Hadisleri</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) geleceğe yönelik hadisle­rinden bir kısmı deccal ve mehdi ile ilgilidir. Deccal, İslama zarar verecek dehşetli bir kişi, mehdi ise deccala karşı mücadele edecek büyük bir âlimdir.</p>
<p>Resulullahın (a.s.m.) deccalla ilgili haberlerinden bir kısmı şöyle:    .</p>
<p>&#8220;<em>Sizi ondan sakındırırım. Hiçbir peygamber yoktur ki, kavmini ondan sakındırmış olmasın. Ben size, hiç­bir peygamberin onun hakkında demediği bir şeyi söy­lüyorum: Onun bir gözü kördür.&#8221;<strong><sup>[76]</sup></strong></em></p>
<p><em>Yani, maddiyatı görür, maneviyatı görmez. Sistemi de sırf dünyaya yöneliktir.</em></p>
<p><em>&#8220;Alnının ortasında K-F-R &#8216;Kâfir&#8217; yazılıdır. Her ehl-i iman onu okur.&#8221;<strong><sup>[77]</sup></strong></em> İbn-i Mace&#8217;de geçen şekliyle <em>&#8220;Okuması olan ve olmayan herkes o yazıyı okur.&#8221; </em><strong><sup>[78]</sup></strong> Yani onun küfrü, iman nuruyla bilinir. Alnındaki &#8220;kâfir&#8221; yazışa bildiğimiz harflerle olmayıp, küfür ala­meti şeyleri taşımasından kinayedir.</p>
<p>&#8220;<em>Onun çocuğu olmayacak, Mekke ve Medine&#8217;ye gire­meyecek.&#8221;<strong><sup>[79]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;Onun bir suyu ve ateşi olacak. İnsanların su olarak gördükleri yakıcı bîr ateştir. Ateş olarak gördükleri ise, soğuk tatlı bir sudur. Sizden her kim ona yetişirse, ateş olarak gördüğüne talib olsun. Çünkü o, temiz-tatlı bir sudur.&#8221;<strong><sup>[80]</sup></strong></em></p>
<p>Şu hadis-i şerif ise, deccal fitnesinin büyüklüğünü göstermektedir: <em>&#8220;Hz. Âdem&#8217;in yaratılışından kıyamet kopuncaya kadar deccaldan daha büyük bir fitne yok­tur.&#8221;<strong><sup>[81]</sup></strong></em></p>
<p>&#8220;Resulullah (a.s.m.), deccaldan bahseder. Sorarlar:</p>
<p>&#8216;Yâ Resulallah, yeryüzünde ne kadar kalacak?&#8217; Der:</p>
<p><em>&#8216;Kırk gün. Bir günü bir sene gibidir. Bir günü bir ay gi­bidir. Bir günü bir hafta gibidir. Diğer günleri sizin günleriniz gibidir.&#8217;</em> Derler:</p>
<p>‘Yâ Resulallah, bir sene gibi olan günde bir günlük namaz yeterli midir?&#8217; Resulullah (a.s.m.) cevap verir:</p>
<p><em>&#8216;Hayır, takdir edersiniz.&#8217; &#8220;</em><strong><sup>[82]</sup></strong></p>
<p>Bediüzzaman, bu rivayetin iki te&#8217;vilini yapar:</p>
<p><strong>1-</strong> Büyük deccal, kuzey kutbu tarafında çıkacaktır. Çünkü burada bütün sene bir gece, bir gündüzdür. Daha sonra bir ay güneşin batmadığı, derken, bir hafta bat­madığı yerlere gelinir. Demek büyük deccal, kuzeyden çıkıp diğer yerlere yayılacağına bir işarettir.</p>
<p><strong>2-</strong> Hem büyük deccalın, hem İslâm deccalının üç istibdad dönemleri olacak. Bir dönemlerinde öyle büyük icraat yapacaklar ki,  üç yüz senede yapılmaz. İkinci devrede bir senede, otuz yılda yapılmayan işleri yaptı­rır. Üçüncü devresi, bir senede yaptığı değişiklikler on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi ise, normal hale gelir, birşey yapamaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır.<strong><sup>[83]</sup></strong></p>
<p>Şu hadis ise, deccalın münafıkane iş göreceğini bil­dirir: &#8220;<em>Kim deccalı duysa ondan yüz çevirsin. Vallahi, kişi onu mü&#8217;min zannederek ona tabi olur. Sevkettiği şüpheli şeylerin ardına düşer</em>.&#8221;<strong><sup>[84]</sup></strong></p>
<p><em>Deccala karşı Mehdi mücadele edecektir. Mehdi Al-i Beyt&#8217;ten olacak, Allah onu bir gecede ıslâh edecektir.<strong><sup>[85]</sup></strong> Zamanında ümmet bolluk içinde yaşayacaktır</em>.<strong><sup>[86]</sup></strong></p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) bu konuda talimatı şudur: &#8220;<em>Onu gördüğünüzde, buz üzerinde sürünerek de olsa, gi­dip ona biat edin. Çünkü o, Allah&#8217;ın halifesi olan Meh­didir<strong>[87]</strong></em></p>
<p>Mehdiyle ilgili olarak Bediüzzaman&#8217;ın şöyle bir ha­tırası nakledilir: Sürgün olarak gönderildiği Barla&#8217;da saf gönüllü bir zat &#8220;Hocam&#8221; der. Merak etmeyin, mehdi gelecek, herşeyi düzeltecek.&#8221; Bediüzzamanın cevabı an­lamlıdır: &#8220;Mehdi geldiğinde seni vazife başında bul­sun.&#8221;</p>
<p>Yani, mehdiyet meselesi Müslümanları tembelliğe itmemelidir. Mehdi geldiğinde elinde sihirli değnekle bir anda ortalığı süt limana çevirecek değildir. En bü­yük insan ve en büyük peygamber olan Hz. Muhammed&#8217;e (a.s.m.) verilmeyen bir imtiyaz, onun ümmetin­den olan bir zata verilecek değildir. Fakat, nasıl ki, Hz. Peygamber (a.s.m.) gelmiştir, ashabını yetiştirmiş, on­lar vasıtasıyla İslâmı dört bir tarafa yaymıştır, öyle de, mehdi dahi geldiğinde, yetiştirdiği cemaatle büyük İslâmi hizmetlere vesile olacaktır.</p>
<p>Hadislerde, deccal ve deccallardan bahsedilmesi, böyle münafık tiplerden ehl-i imanın sakınması için; mehdiden bahsedilmesi ise, ehli imanı ümitsizlikten kurtarmak içindir.<strong><sup> [88]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*****************************************************************************************************</p>
<p><sup>[1]</sup> Saff:61/ 6.</p>
<p><sup>[2]</sup> Al-i İmran:3/ 49.</p>
<p><sup>[3]</sup> Yusuf :12/37.</p>
<p><sup>[4]</sup> Yusuf:12/ 86.</p>
<p><sup>[5]</sup> Yusuf:12/ 94.</p>
<p><sup>[6]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 70-71.</p>
<p><sup>[7]</sup> Enbiya:21/ 107.</p>
<p><sup>[8]</sup> Aclûnî Keşfu’I-Hafa, Hadis no: 2123, II, 164.</p>
<p><sup>[9]</sup> En’am:6 50.</p>
<p><sup>[10]</sup> Beydâvi, Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Tevil, I, 380.</p>
<p><sup>[11]</sup> Tevbe:9/43.</p>
<p><sup>[12]</sup> En-Nesefî, Medarik, IV, 332.</p>
<p><sup>[13]</sup> Müslim, Fedail, 140-141.</p>
<p><sup>[14]</sup> Buhari, Şehadat, 27.</p>
<p><sup>[15]</sup> ibnu Hişam, Es-Sîre, II, 272.</p>
<p><sup>[16]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 71-74.</p>
<p><sup>[17]</sup> Fetih:48/ II.</p>
<p><sup>[18]</sup> Tevbe :9/94.</p>
<p><sup>[19]</sup> Nisa:4/ 81.</p>
<p><sup>[20]</sup> Bakara:2/ 204-205.</p>
<p><sup>[21]</sup> Vahidi, Esbabu’n-nüzuL. s. 264.</p>
<p><sup>[22]</sup> Tevbe:9/ 107-108.</p>
<p><sup>[23]</sup> Tahrîm,3.</p>
<p><sup>[24]</sup> Buharı, Tefsir, 66/3.</p>
<p><sup>[25]</sup> Vahidî, s. 441-442; Buhari, Tefsir, 60/1.</p>
<p>Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 74-77.</p>
<p><sup>[26]</sup> Buhari, Ezan, 72.</p>
<p><sup>[27]</sup> Buharı, Megazi, 38; İbnu Hişam, Es-sire, II, 171-172.</p>
<p><sup>[28]</sup> Tirmîzî, Menakıb, 31.</p>
<p><sup>[29]</sup> Müslim, Cennet, 76.</p>
<p><sup>[30]</sup> Buhârî, Cenaiz, 55.</p>
<p><sup>[31]</sup> Buhârî, Cenaiz, 4.</p>
<p><sup>[32]</sup> Tirmîzî, Zühd, 9; ibnu Mace, Zühd, 19.</p>
<p><sup>[33]</sup> Tirmîzi, Fiten, 23.</p>
<p><sup>[34]</sup> Buhârî, Fiten, 13; Tirmîzî, Fiten. 17.</p>
<p><sup>[35]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4259.</p>
<p><sup>[36]</sup> Ebu Davud, Melahim, Hadis No: 4297.</p>
<p><sup>[37]</sup> Tirmizi, Fiten, 23.</p>
<p><sup>[38]</sup> Ebu Davud, Melahim, Hadis No: 4297.</p>
<p><sup>[39]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 3994.</p>
<p><sup>[40]</sup> Buhârî. Sünuhat, s. 49.</p>
<p><sup>[41]</sup> Ebu Davud, melahim, hadis No: 4297.</p>
<p><sup>[42]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 78-83.</p>
<p><sup>[43]</sup> Ttrmizi, Fiten. 38.</p>
<p><sup>[44]</sup> Aclûnî, Hadis No: 1515,1, 462.</p>
<p><sup>[45]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4036.</p>
<p><sup>[46]</sup> Necip Fazıl. Çile. s: 426-428.</p>
<p><sup>[47]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 83-86.</p>
<p><sup>[48]</sup> Buhârî, Fiten. 9: Müslim. Fiten, 10: Tirmîzî, Fiten, 29.</p>
<p><sup>[49]</sup> Buhârî, Fiten. 5.</p>
<p><sup>[50]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 3959.</p>
<p><sup>[51]</sup> Müslim, Fiten. 55.</p>
<p><sup>[52]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 87-88.</p>
<p><sup>[53]</sup> Buhârî, Fiten, 24.</p>
<p><sup>[54]</sup> Müslim, Fiten, 29.</p>
<p><sup>[55]</sup> Müslim, Fiten, 67.</p>
<p><sup>[56]</sup> Tirmiz, Fiten, 19.</p>
<p><sup>[240]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 88-89.</p>
<p><sup>[57]</sup> Müslim, Fiten, 132; Tirmizi, Fiten, 139.</p>
<p><sup>[58]</sup> Kamer Süresi:54/ 1.</p>
<p><sup>[59]</sup> Tirmizi, Fiten. 26.</p>
<p><sup>[60]</sup> Müslim, Fiten, 136.</p>
<p><sup>[61]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 89-90.</p>
<p><sup>[62]</sup> Tirmizi, Fiten, 73.</p>
<p><sup>[63]</sup> Tirmizi, Fiten, 79.</p>
<p><sup>[64]</sup> Müslim, Fiten, 130; Tirmisi, Fiten, 31.</p>
<p><sup>[65]</sup> ibnu Mace, Fiten, Hadis No: 3986.</p>
<p><sup>[66]</sup> Ebu Davud, Fiten, hadis No: 4259; ibnu Mace, Fiten, Hadis No: 3961.</p>
<p><sup>[67]</sup> Ebu Davud, Fiten, Hadis Ho: 4263.</p>
<p><sup>[68]</sup> Tirmizi, Fiten, il; Ebu Davud, Melahim, Hadis No: 4340.</p>
<p><sup>[69]</sup> Tirmizi, Fiten. 12.</p>
<p><sup>[70]</sup> Tirmizi, Fiten 9.</p>
<p><sup>[71]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4008.</p>
<p><sup>[72]</sup> Maide :5/105.</p>
<p><sup>[73]</sup> ibnu Mace, Fiten, Hadis No: 4005.</p>
<p><sup>[74]</sup> Nursi, Emirdağ Lahikası. s.41.</p>
<p><sup>[75]</sup> Ebu Davud, Melahim, Hadis No: 4344; İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4011.</p>
<p>Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 90-93.</p>
<p><sup>[76]</sup> Müslim, Fiten, 95; Tirmizi. Fiten, 56.</p>
<p><sup>[77]</sup> Müslim, Fiten, 103; Tirmizi, Fiten, 62.</p>
<p><sup>[78]</sup> ibnu Mace, Fiten. Hadis No: 4077.</p>
<p><sup>[79]</sup> Müslim, Fiten, 91.</p>
<p><sup>[80]</sup> Müslim, Fiten, 107.</p>
<p><sup>[81]</sup> Müslim, Fiten 126.</p>
<p><sup>[82]</sup> Müslim, Fiten, 110; Tirmizi, Fiten, 59.</p>
<p><sup>[83]</sup> Bkz. Nursi, Şualar, s. 586-587.</p>
<p><sup>[84]</sup> Ebu Davud. Melahim, hadis No: 4319.</p>
<p><sup>[85]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4085.</p>
<p><sup>[86]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4083.</p>
<p><sup>[87]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4084.</p>
<p><sup>[88]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 93-96.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/peygamberler-ve-gayb/">Peygamberler Ve Gayb</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/peygamberler-ve-gayb/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
