<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeis | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/yeis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 May 2020 06:16:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Yeis | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kemal Sayar, Sadettin Ökten &#8211; Aşk İle Anı Seyretmek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-sadettin-okten-ask-ile-ani-seyretmek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-sadettin-okten-ask-ile-ani-seyretmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2020 06:16:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[çirkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İyi hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk İle Anı Seyretmek]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[güzelllik]]></category>
		<category><![CDATA[hâl ehli]]></category>
		<category><![CDATA[hümanite]]></category>
		<category><![CDATA[hilmiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Modern İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Sadettin Ökten]]></category>
		<category><![CDATA[Yeis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24470</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah ne istiyor kullarından? Çok açık: Hiçbir şey&#8217;ı Rab yerıne koyma. Bilim, akıl, imkân, sağlık, her ne varsa. Yanı onlara fazla güvenme, bunların hepsinin üzerinde senin Rabbin var. O yarattı seni ve sana doğru yolu O gösterdi. Yedirdi ve içirdi. Diğer her şey vesile veya vasıta olur. Ama esas başlangıçtaki sebep, her şey ondan geliyor. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-sadettin-okten-ask-ile-ani-seyretmek/">Kemal Sayar, Sadettin Ökten – Aşk İle Anı Seyretmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="icerik">
<div class="">
<div><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24471 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/EXqmd3oXkAEGX63-300x169.jpg" alt="" width="431" height="243" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/EXqmd3oXkAEGX63-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/EXqmd3oXkAEGX63-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/EXqmd3oXkAEGX63-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/EXqmd3oXkAEGX63-1024x576.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/EXqmd3oXkAEGX63.jpg 1200w" sizes="(max-width: 431px) 100vw, 431px" /></div>
<div></div>
<div>Allah ne istiyor kullarından? Çok açık: Hiçbir şey&#8217;ı Rab yerıne koyma. Bilim, akıl, imkân, sağlık, her ne varsa. Yanı onlara fazla güvenme, bunların hepsinin üzerinde senin Rabbin var. O yarattı seni ve sana doğru yolu O gösterdi. Yedirdi ve içirdi. Diğer her şey vesile veya vasıta olur. Ama esas başlangıçtaki sebep, her şey ondan geliyor. Esas kaynak veya esas fail Cenâb-ı Rabbu&#8217;lâlemîn&#8217;dir. Şifa da O&#8217;ndan, hekimler bir vesiledir, ilaç da vesiledir.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="govde"></div>
<div><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Ökten: İslam medeniyeti insanı semavata ve arza bakmaya, üzerine tefekkür etmeye davet ederler. Bu da insanın duygu ve ruh âlemini harekete geçirir. İslamî nokta-i nazardan ve insani nokta-i nazardan bakarsak eğer sanatın başlangıç noktası da işte bu ruhsal ve duygusal dünyamızdır. Şimdi “ruhu muazzeb oldu&#8221; diyoruz değil mi? Aslında ruh acı çekmiyor. Mesela bir tarafımıza fiziksel bir baskı gelse, tokat yesek, iş yaparken elimizi ayağımızı acıtsak, canım acıdı deriz. Esasında acıyan can değil, beden. Böyle bir etki yok. Ruh acı çekmez ama daralır. Neden? Çünkü onun da iyiliğe, güzelliğe ihtiyacı var. Ruhun ihtiyaç duyduğu şey, Hüsn-ü Mutlak&#8217;ın ona çizdiği çerçeve. Bazen Hüsn-ü Mutlak&#8217;ı bu âlemde göremeyebilir; işte o zamanlar bu görme ihtiyacını bi&#8217;l vesile temin etmek gerekiyor. Bunun yolu da yaratılıştan ilham almaktan, yaratılışın güzelliğini görmekten, hilkatin sihrine vâkıf olmaktan geçiyor. Sanat bence buradan başlıyor. Müslüman sanatkâr hiçbir zaman yaratılmışla yarışmaya kalkmaz. Müslüman sanatkârın özelliği odur. Hüsn-ü Mutlak&#8217;ın bu dünyadaki lütufları bazen açık bazen gizlidir. Açık olan lütufları her ruh görmüyor, sanatkâr o açık olanları göstermek noktasında insanlara işaret ediyor. Bazen de gizli olan güzelliği göstermek noktasında onlara rehberlik ediyor.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Sayar:..Aslında kâinata, insana, ibret nazarıyla baktığımızda Cenab-ı Hakk&#8217;ın o muhteşem kudretini görebiliyoruz.</p>
<p>Ökten: İşte bu bakışla birlikte duyulan şey; büyük hayranlık, hayret, teslimiyet ve büyük bir acz ifadesidir. Aynı tabiata biyolog da bakıyor. böcekleri inceliyor ama onun nazarında hikmet yok. 0 hadiseye mekanik olarak, sebep-sonuç ilişkisi açısından bakiyor. Hem Batı&#8217;da hem de Doğu&#8217;da mehtapla ilgili şiirler ve müzikler var ama bir astronom aya öyle bakmıyor; çapını, hareketini, hızını ölçüyor, kitabına yazıyor. Bir Müslüman ise aya farklı bir nazarla bakıyor. Tabii bir astronomun bakışını reddetmiyoruz ama biz ayla beraber yatıyoruz, ayla beraber kalkıyoruz. Ramazan hilali göründü ise o gece sahura kalkıyoruz. Hilal bize çok şey söylüyor. Hilalin hem bir romantizmi hem de realizmi var. Onlar iç içe geçmiş. Gece, Müslümanlar için tefekkür, ibadet ve dinlenmeye ayrılmıştır. Gece üzerine şiirler, şarkılar yazılmıştır.</p>
<p>Gece, her yerdeki efsunlu sükânundan iyi Avutur gamlıyı, teskin eder endîşeliyi;</p>
<p>Ne ledünni gecedir! Ta ağaran vakte kadar, Bir mücevher gibi Sünbül Sinan&#8217;ın ruhu yanar. Ne saadet! Bu taraflarda, her ülfetten uzak, Vatanın fatihi cedlerle beraber yaşamak!</p>
<p>Böyle diyor Yahya Kemal. Koca Mustâpaşa şiirinde. Gece üzerine Batı&#8217;da tam tersi bir anlayış da vardır. Memâtın remzidir gece, unutulmak, menhiyatla geçiştirilmek istenir çünkü insan geceyle baş başa kalamaz, korkar geceden.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Sayar: Bir insan sürekli çirkinliği görüyorsa, bakışı çirkinliğe ayarlıysa, onun iç dünyası bir süre sonra kararmaya başlıyor. Kendini ve dünyayı hep kötü kelimelerle tasvir ediyor. Kendisi de buna inanıyor ve ağır bir depresyonun koynuna giriyor. Sonra da bunu etrafına yayıyor. Bir hoca derdi ki, &#8220;Ben depresif danışanlarıma önce depresyondan evvelki zamanlarını anlattırırım. Birdenbire danışanlarımın gözleri ışıldar. 0 bitkin, hayattan bıkmış insanların neşeli ve güzel zamanlarını anlatırken gözünde hafif bir ışık yalımı olur, sanki hayata döner gibi olurlar. Şunu hatırlasinlar diye yaparım bunu: Geçmişte böyle bir zamanın var, bunu unutma. Bunu yeniden yakalayabilirsin.&#8221; Yani ruh en güzelden neşet ediyor zaten. Kal-u belada hepimiz güzel ruhlardık. İnsan güzel fıtrat üzere yaratılmış bir varlık. Aynı bu depresif hasta gibi, sadece hatırlaması lazım. Nereden geldim, hangi güzellikleri gördüm, hangi güzelliklere meftun idim. Şimdi bu çirkinliklerden nasıl çıkabilirim, ona bakması lazım. Platon, “Bütün mesele hatırlamaktır.&#8221; diyor.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Ökten: Türkiye ciddi bir medeniyet krizi yaşıyor; bir tarafta modernite var, bir tarafta İslam var. Biz Müslüman kalarak, İslamî değerleri muhafaza ederek yeni bir medeniyet yorumuna gitmek mecburiyetindeyiz ama bu çok kolay bir şey değil. Avrupa bunu yapamadı. Hıristiyan kalarak moderniteyi kuramadı çünkü Hıristiyanlığı çok tahrif ve suistimal etmişlerdi. Ama bizdeki ehlisünnet itikadı hâlâ çok sağlam bir şekilde devam ediyor.</p>
<p>Biraz evvel bahsettiğiniz nakîsalar hepimizde var. Duamız odur ki, Allah bizi hak sözü işitir hâle getirsin. Söz söyleyen kişinin kusurunu görmeyelim, sözü hak ise o sözün üzerimizde ıslah edici bir etkisi olsun. Her insanın bir boşluğu vardır, insan o boşluğu araştırır; hak sözü görmez de o boşluğu görür. Hâlbuki Allah, hak sözlü birisine söyletir. Hani hep deniyor ya:</p>
<p>Ehl-i irfânım diye kimseye ta&#8217;n eyleme sen Defter-i dîvâna sığmaz söz gelir dîvâneden</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Modern insanla ilgili şöyle bir problem var: Hatıra oluşturamıyoruz. Hayat o kadar hızlanmış durumda ki, olaylar o kadar peşi sıra depar atar gibi geliyor ki, hiçbir yaşantı kökleşip bizde hatıraya dönüşemiyor. Bir üstadın dizinin dibinde otururken oraya ruhumuzu veremiyoruz. Ilahiyat fakültesinde hoca olan bir arkadaşımız anlatıyordu. &#8220;Ben öğrencilerde şevk göremiyorum. Ders anlatıyorum ama herkesin gözünde donuk bakışlar var, cep telefonuyla meşgul oluyorlar ders sırasında, dinlemiyorlar,&#8221; diyor. Bir yazar, “Yaşayanlar mezarlığı” diyor günümüz toplumunu anlatırken. İnsan, hatırası varsa canlıdır. Hatıraya girebiliyorsa, hatıraların kutsi saatinde yaşayabiliyorsa, orada soluk alıp verebiliyorsa, ölmüşlerini şimdi yanındaymış gibi yâd edebiliyorsa canlıdır. Biz hatıra oluşturamıyoruz, deneyim oluşturamıyoruz, bir şeyi tam manasıyla, ruhumuzu onun içine gömerek tecrübe edemiyoruz. Bu da bizi köksüz ve öksüz, ve hayata karşı ümitsiz bırakıyor.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Sayar: Albert Camus&#8217;nün Düşüş diye bir kitabı vardır. Orada yıllar önce okuduğum bir cümle hiç aklımdan çıkmaz. &#8216;Geleceğin tarihçileri, modern insanı tarif etmek için iki kelime kullansalar kâfidir: Çiftleşirdi ve gazete okurdu.&#8221; Bir insiyakımız cinsi yönelimimizse diğer insiyakımız da enteresan bir şekilde içimizdeki enformasyon boşluğunu doldurmak. Onu da günümüz insanı gazeteden, internetten, televizyondan elde etmeye çalışıyor; fakat bu aldığımız bilgi aslında mahumat, yani bilgi bile değil. Hepimiz malumat obezi oluyoruz. Malumatla şişiyoruz ve çözüm üretemediğimiz bir sürü dertle karşı karşıya kalıyoruz. Bu da bizi hayata karşı yeis içinde, yılgın insanlar hâline getiriyor.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Ökten: Allah&#8217;ın halife olarak yarattığı ve dünyaya yolladığı bir &#8216;ınsana yeis yakışmaz. Zor sualler karşısında insanın yeise düşme ihtimali vardır. zaman zaman da düşebilir; ama Rabb&#8217;ı Teâlâ mutlaka ona çıkış yolu göstermiştir.</p>
<p>Sayar: Mutluluğun formülü olarak çok basit bir şey söylenir ruh biliminde: &#8220;Anları biriktirin, şeyleri değil. Yaşantıları biriktirin; çünkü yaşantılar size her zaman mihmandarlık eder. Fakat nesneler eskir, bozulur, çürür, demode olur.&#8221;</p>
<p>Ökten: Yine bir metaforik yaklaşım olarak söyleyeyim. Güneş semada neşe veriyor ama bazen bulutlarla da kaplanabilir. Fakat o zaman biz biliyoruz ki bulutların arkasında bir güneş var ve bulutlar rüzgârla süpürülecek. Bu metaforik bir yaklaşım, insan önce mecazlarla anlar hayatı, maddesel olarak anlar, sonra soyuta geçer. Bu bana çok büyük bir düstur olmuştur. Bulutlar var evet. şu anda hava kapalı sıkıntı var ama biliyorum ki güneş arkada.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Sayar: Hocam maarif sistemimizde şöyle bir eksiklik olduğunu gözlemliyorum: Mesela bir metni anlamak üzerine bir eğitim vermiyoruz. Çok sayıda öğrencimiz olduğu için maalesef bir eleme yapması gerekiyor devletin; bu elemeyi de test sınavlarıyla yapıyor. Test sınavı ise muhakemeyi öldüren bir şey. İnsanların okudukları metni anlamalarını, anlama kabiliyetlerini, oradan muhakeme yürütme kabiliyetlerini ölçmeyen bir sınavımız var. Hap şeklinde bilgi yahut matematikte işlem soruyoruz. Bu da gençlerin dille ünsiyetini biraz kırıyor gibi geliyor bana. Bir metnin labirentlerinde kaybolmayı, o metni müteradif manalarıyla anlamayı, dil lezzeti içinde kaybolmayı veya bedii sanatlarla uğraşmayı, bir resme bakarak o resimden ne anlamaları gerektiğini, bir hatta bakarak hat sanatından ne anlamaları gerektiğini unutuyorlar. Daha çok yarışmacı, herkesin birbirine dirsek attığı. öbürünü rakip olarak gördüğü bir sistem içinde büyüyorlar. Bu da gençliğin neşesini öldüren bir şey.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt  d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim "><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Sayar: Pek çok aile evlatlarına değer aktarımı konusunda problem yaşadıklarını ifade ediyorlar. Bizim kendimizi ait hissettiğimiz değerler sistemiyle çocukların içinde bulundukları, onların kafalarını karıştıran, onlarda bir yönelim kaybına yol açan sistem ve değerler dizisi farklı.</p>
<p>Ökten: Bu endişeyi hisseden insanlar önce kendilerine baksınlar. Siz söylediklerinizi kendiniz yapamıyorsanız kimseden bir şey beklememelisiniz. Önce kendinize bakmalısınız. Bir Allah dostu buyurmuş ki, “Evladım, sen ne kadar gayret etsen Hâdî-i hakiki Allah&#8217;tır. Eğer o kalplere bir nur, bir hidayet indirmezse senin gayretin nafiledir.&#8221; Benim gördüğüm, ebeveynler olarak bizler zaaflarımızı saklıyoruz, saklayacağız da. Hiçbir itirazım yok. Ama kendimizden saklamayacağız. Bu benim zaafımdır, ben bunu yapamıyorum diyeceğiz. Hayatımızda o noktaya gitmemeye çalışacağız. Dua ve iltica edeceğiz, “Aman Ya Rabbi beni bundan muhafaza buyur.&#8221;</p>
<p>Benim gördüğüm o. Yapabildim mi? Kendi şartlarımda yapabildim kanaatindeyim. Yapamadıklarım da şüphesiz var. Onları da insanlara söylemem. Çünkü zaaf bize ait. Çok yakınlarımla paylaşırım. Allah&#8217;a iltica ederim her zaman. İnsanlara da niyazım, ya söylemesinler ya söylediklerini yapsınlar. Çünkü ufacık çocuk bile akılsız değil, görüyor. Ve çok saf olduğu bir başka gözle görüyor, sizi pat diye bir yere yerleştiriyor. Dua ile ve iltica ile, gayretle birçok şey çözülür çünkü insanların hepsinin iyiliğe meyli var. Hele bu çağda merhameti, şefkati, rikkati, dikkati arıyor insanlar. Bu bir enerji. Bu gücü dilerse size Allah veriyor.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74040586">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Sayar:.. Zihnimizin prizmaları bize her şeyi kötü gösteriyorsa arıza bizdedir. İyi nazarla bakmayı bilmek gerek. Bir insanı hep iyilikle çağırırsanız. onun iyi taraflarıyla, iyi yönüyle yüceltip bunu kendisine hissettirirseniz o da iyileşmeye başlar.</p>
<p>Ökten: Telkin çok önemli bir şey bizde. Bu yüzden kötülüğü söylemezler, onu çağırmamak için; daima iyiyi dile getirirlerdi. Nefisleri okşamayacağız ama kötüyü de setredeceğiz. Çocuk büyütürken de yapmayacağımız şeyi söylemiyorduk, ama söylediğimiz şeyi de yapıyorduk. Burada anne babanın çok önemli bir rolü var, her ikisi de birbirine tutarlı davranış sergilemeliler. Babanın onaylamadığı bir duruma anne onay veriyorsa ya da annenin onaylamadığı bir şeyi baba onaylıyor ve anne yokken çocuğun o şeyi yapmasına izin veriyorsa bu, ciddi bir hasar bırakır çocuk üzerinde. Böyle şahsiyet yetişmez. En başta idare edilir ama çocuk 15-20 yaşına gelince artık idare edilemez bir hâl alır. Hele 40 yaşına gelince problemi hepten çözemez bir hâle gelirsiniz. O zaman çocuk, “Niye beni dünyaya getirdiniz?&#8221; diye isyan eder. Çünkü ona, sizi dünyaya biz getirdik diye anlatıldı. Takdir-i Hüda anlatılmadı. Ona çocukken, kader diye bir şeyin olduğu ve anne babanın, o çocuğun dünyaya gelmesinde sadece bir vesile olduğu anlatılsaydı, çocuk da bunu söylemeyecekti.</p>
<p>Sayar: Anne ve babanın aynı safta durabilmesi, aynı idealleri paylaşması lazım. Çocuğun radar sistemi o kadar hassastır ki, görüş ayrılıklarını hemen sezer ve oradan kendisine bir alan açar.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74039899">
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>’Sayar:..Aslında bir evi var kılan şey, orayı yuva hâline getirmek. Ev insanı, dış dünyanın tekinsizliğinden koruyor. Ev, sığındığımız. iltica ettiğimiz, yakınlık hissini alabildiğine yoğun yaşadığımız ve bizi dış dünyaya bırakmadan önce yeniden şarj eden, bizi onaran, tamir eden yer demek. Evde aynı sofranın nimetlerini paylaşıyorsunuz, duanızı yapıyorsunuz. Bütün bunlar apayrı, ruhani bir iklim yaratıyor bir evin içinde.</p>
<p>Ökten: Biz dini hayatın içinde öğrendik. Yemek yerken, sohbet ederken, büyüklere hizmet ederken&#8230; Bize din ayrıca öğretilmedi. Sohbet içinde çok yumuşak bir geçişle güncele bağlayarak Siyer-i Nebi anlatılır yemek esnasında ve bir anda kendimizi Medine-i Münevvere&#8217;de yahut Mekke-i Mükerreme&#8217;de bulurduk. Sofra adabı erkânı aslında Osmanlı&#8217;nın edebi; ama sonra gördük ki, bu ehl-i sünnet ve Cenab-ı Resulullah&#8217;ın edebi. Adım adım gelmiş, bir biçime bürünmüş burada. Bu hizmeti biz severek, isteyerek, benimseyerek yapıyorduk çünkü bizden hizmeti alan insanlar da bize merhamet ve şefkatle bakıyorlardı. Mesela eve bir misafir gelmiş abdest alacak ben ona havlu tutuyorum. 8-10 yaşında bir çocuğum o zamanlar ama o zat bana öyle bir iltifat ve dua ediyor ki, ben öyle bir iltifatı hayatım boyunca duymamışım.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74039537">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>&#8216; Sayar: Nurettin Topçu&#8217;nun bir sözüyle devam edelim, diyor ki: &#8220;Insanlığın imdadına koşmamdaki sebep zekâ ve mantık yollarıyla halledilemez. Bu, ilahi bir harekettir ve koşan insan bunu Allah&#8217;ın emriyle yaptığını hisseder gibidir. Böyle bir merhametin hamlesiyle koşmada ise Allah&#8217;a doğru koşmanın zevki duyulur.” Elimde Ayhan Yücel&#8217;in, Sevincini Bulmak adlı kitabı var oradan bir alıntı yapacağım, beni çok etkiledi: “Eğer bir insanın hayatından daha kıymetli bir şeyi yoksa, onun hayatının da bir kıymeti yoktur.&#8221; Bu da çok sert bir söz. Yani hayatın ışığı, sadece bu dünyada yapıp ettiklerimizden ibaret değil, ötelerden bir ışık düşmesi lazım ömrümüze, ruhumuza&#8230;</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74039345">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Ruhun ebediyete temas ettiği ve kendini sonsuzun bir parçası olarak algıladığı anlarda manevi bir haz yaşarız. Varlık insanla mukayyet değil, beden çürüyecek, ölecek ama ruh sonsuza kadar kalacak ve akıp daha büyük bir bütünün parçası olacak. Dolayısıyla ruh. ancak oraya akmakla anlam bulacak bir hayatı 0 vecd anında yeniden tecrübe ediyor. Manevi haz, ruhun ölümsüzlüğünü yeniden tattığı andır bir nevi.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74039136">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>&#8216;Ökten: Biliyorsunuz her varlık zıddıyla kaim. Kalbin zıttı akıldır. Aklı da iyi kötü konuşmaya çalıştık; onu bir de &#8220;kalp medeniyeti&#8221; bağlamında tekrar ele alalım. Akıl sadece egonun emrinde olmakla kalmaz. Akılla şöyle lojik bir dünya çizebilirsiniz: Bu dünyada birtakım kurallar var; mesela hukuk kuralları soyut kurallardır ve her kural bir bağlayıcılık ifade eder ama her hadise kendi başına somut bir hadisedir. Bağlayıcı olan o soyut kuralı, somut hadiseye akıl vasıtasıyla uyguladığınız zaman o somut hadisenin insani boyutunu göz ardı etmiş olursunuz. Hâlbuki kuralı koyan rasyodur. Kural sabittir, değişmez; somut hadise ise insani bir hadisedir.</p>
<p>Ben bunun da ötesine de geçmek istiyorum. Bir Müslüman olarak düşündüğümüz zaman insan ilişkilerinin dışındaki olaylar, mesela en basitinden tabiat hadiseleri, fiziki boyutla algıladığımız &#8216; zaman çok soğuktur ama manevi boyutuyla düşündüğünüz zaman çok güzel ve hoştur. Yağmur yağıyor bunun fiziksel bir izahı var; ama aynı yağmura bir Müslüman rahmet nazarıyla bakıyor. Neden? Çünkü dirilticidir, Allah&#8217;ın koyduğu kanunlar neticesinde yağmur, ölü bir toprağı diriltir. Dolayısıyla akıl, sadece egonun emrinde değil, egonun emrinin dışında, onun daha üstünde bir rasyonel, bir başka akıl bu. Akıl kendi dar bünyesine uygun davrandığı zaman, etrafımızdaki gerek insani gerek insan dışı tabiat hadiselerini yorumlarken, bir manada onların içindeki manevi ve duygusal boyutu göz ardı etmek mecburiyetindedir. Çünkü ona, manevi olana karşı kendi başına bir yeteneği yoktur. Bu noktadan baktığımızda insan dediğimiz varlığı, bir Müslüman olarak söylersek Allah&#8217;ın lütfu olarak; seküler olarak söylersek bir varoluşsal realite olarak görürüz.İnsanın bir başka niteliği de, kalbinin hükümran olduğu duygusal alan.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74038728">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>’Cenab-ı Rabbü’l âlemin&#8217;in var ettiği insan, O&#8217;nu kemaliyle bilmekle mükelleftir. Bildiği anda insan olarak varlık sahnesine çıkar. Elbette tam manasıyla O&#8217;nu bilmemiz mümkün değil çünkü O, bütün kemal sıfatlarıyla muttasıf ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74038533">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>’Sayar: İnsan için hep &#8220;homo religiosus&#8221; denir: Tapınan varlık. İnsan anlam arayan bir varlıktır ve o anlamı bulamadığında yeise düşer.</p>
<p>Ökten: İnsanların aklın çizdiğinin ötesinde bir şeye ihtiyacı var. Hayat bize bunu fısıldıyor zaten. Bu bir fantezi değil. Hayat rasyonalitenin sınırları içine girmeyecek kadar zengin ve güzel.Akla çok saygı duyuyorum, büyük nimet ama hayat çok daha başka bir şey.</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74038205">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Ökten:..<br />
Ne kâhrı dest-i a&#8217;dâdan&#8217;, ne lütfu âşinâdan bil.<br />
Umûrun Hakk &#8216;a tefvîz et,Cenab-ı Kibriyâ&#8217;dan bil.</p>
<p>Yani diyor ki: “Ne kötülüğü düşman elinden ne de iyiliği dosttan bil, işlerini Allah&#8221;a havale et, hepsini Cenab-ı Hakk&#8217;tan bil.&#8221; İşte bu beyitler iyi bir hayatın reçeteleri. Yüzyılların bilgeliği. Resul-i Kibriya Efendimize dayanıyor, hayat oradan aşağı doğru akıyor. Her toplum bu bilgeliği, bu irfanı kendi diline, kendi yaşadığı örfe göre biçimlendiriyor; ama hikmet aynı. Bilgelerimiz de gönül sultanlarımız da o menbadan besleniyorlar. Bu irfanın bizdeki karşılığı ise gönül ferahlığı. Ecnebiler bizdeki gönül ferahlığının nereden geldiğini merak ediyor, &#8220;Bu nasıl bir psikoloji? Bu adam fakir bir memleketin çocuğu ama nasıl mutlu olabiliyor?&#8221; diye soruyorlar. İşte bu mutluluk pınarı, o kutlu menbadan çağlıyor. Hayat bir savaşsa eğer, biz türkü söylemeliyiz. Esbabına tevessül edeceğiz. Veba&#8217;yı okumuştum ben, çok mühim bir romandır. Vebanın nasıl geldiğini ve nasıl gittiğini adam anlamıyor. Anlamaz tabii çünkü o bir kader. Büyük şair Necip Fazıl diyor ki:</p>
<p>Akıl, olmazların zoru içinde<br />
Üst üste sorular soru içinde.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74037224">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>’ Sayar: İyi hayat, yetinmeyi, iktifa etmeyi bilmektir diyebiliriz belki. Modern insan, kendini kamçılayan bir varlık, iyi hayatın başka yerde, kendisinin olmadığı yerlerde olduğuna inanıyor. Hep bir hâlden şikâyet durumu var. Geçtiğimiz günlerde, yaşı artık 70&#8217;e ulaşmış bir beyefendiyle konuşuyordum, bana bir Allah dostunu anlattı ve dedi ki: “Bir defa bile şikâyet ettiğini görmedim, hep kulluk hâli ve bilinci içinde yaşıyordu.&#8221; Bu hâl bana çok uzak bir hedef gibi geliyor fakat bunu ne kadar yakalayabilirsek galiba o kadar şâdî olacağız dünyada. Resulullah Efendimiz de hiç müşteki olmamış. İnsanın bulunduğu hâlden şikâyetçi olması aslında insanı zehirliyor.</p>
<p>Ökten: “Allah&#8217;ın kuldan razı olması kolaydır evladım, kulun Allah&#8217;tan razı olması daha zordur,&#8221; buyrulmuştu. Sana verilen şeyden razı olmayıp şu şöyle olsaydı dediğin zaman rıza maksudu kaybolur. Bazıları kendi için dua edemez, sadece ümmet için dua ederlerdi.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74036894">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>’Sayar: Hocam psikolojik sıkıntıların önemli bir kısmı insanın değiştiremeyeceği şeyi değiştirmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Karı koca kavgalarına bakıyorsunuz, kadın kocasının istedığı gıbi olmamasından, erkek de karısının kendi istediği gibi olmamasından şikâyetçi. Onu kendiliği içinde, kendi biricikliğiyle kabullenip sevemiyor. Eldekini sev, onun sevilecek taraflarını keşfet, kafanda bir hayal büyütme, şöyle olsaydı onu daha çok severdim deme.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74036021">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>’Sayar: Katı seküler hayatta gayb âlemi diye bir şey yok hocam.</p>
<p>Şafak vakti henüz sökmeden, bir insanın uykusunun en tatlı yerinden uyanıp soğuk suyla abdest alıp sabah namazına durması pek rasyonel bir edim gibi gözükmüyor. Yahut sıcak bir günün çoğunu ekmeksiz, susuz geçirmesi pek rasyonel bir edim değil; çünkü insanın zihnî ve fiziki verimliliğini düşürebilir. Cenab-ı Allah bir alışverişten bahsediyor, bir şeyleri vererek daha yüksek şeyleri aldığımız bir alışveriş bu. İnanmış bir insan, kısa vadeli çıkarlardan feragat ederek aslında daha büyük bir şeye talip oluyor. Uykusundan feragat ettiği zaman, Allah&#8217;ın rızasına talip oluyor. Modern insanın anlayamayacağı, daha büyük bir alışveriş yapmış oluyor sanki. Postmodernist Çağ&#8217;ın temel sloganı ise, “Anything goes.” Her şey mübah görülüyor, kimse kimseyi kınamıyor, hakikat diye bir şey yok. herkes kendi hakikatini üretmekle memur. Böyle korkunç bir görecelik buhranı içinde bırakıyor bizi.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74035004">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Ökten:..İnsan kötülüğe meyletmesin diye Cenab-ı Allah iyiliğin neşrini, kötülüğün de setredilmesini emreder çünkü insanın kötülüğe de meyli vardır. Dolayısıyla iyiliğe meyletmek için iyiliğin neşrolması, kötülüğe meyletmemek için de kötülüğün setredilmesi lazım.</p>
<p>Sayar: Hocam hep söylenir ya, insan etrafındaki beş kişinin ortalamasıdır diye. İnsan etrafında bulundurduğu, seçtiği dostlarının bir ortalamasıdır gibi bir varsayım var. Kendi etrafımıza iyi insanları seçmemiz lazım ki bizim ortalamamız iyi olsun. Zaten bizim geleneğimizde hep iyi dost üzerinde durulmuştur. İyilik yapmak, iyiliği görmek, başkasında iyilik yönünde hareketi görmek bızdeki iyiliği de kamçılıyor. Bununla ilgili psikoloji deneyleri var. Mesela bir insan bir başkasının merhametli, erdemli davranışını gördüğü ve duyduğu zaman hemen içinde erdemli davranma iştiyakı beliriyor. Bizse bugün hep kötü haberleri görüyoruz. Bunlar bazen de öyle arka arkaya veriliyor ki bütün ülkenin morali bozuluyor. Sanki her şey çok kötüye gidiyormuş, hiç iyilik kalmamış, bir barbarlar topluluğuna düşmüşüz gibi bir algı yaratılıyor. Benim naçizane fikrim hep iyilik haberlerini ön plana çıkarmamız gerektiği hususunda.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74028908">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Ökten:..İnsanın mutlaka bir kutsala ihtiyacı var. Hümaniteyi okuduğum zaman şunu gördüm; hümanite insan sevgisi falan değil, doğrudan doğruya insanın tanrılaştırılması. İnsan, Tanrı&#8217;yla eşdeğer, zaman zaman da deist anlayışa göre dünyada Tanrı&#8217;nın yerine geçiyor. Bir kitap çeviriyorum, filozofların kendi dillerinden alıntılar var. Şöyle diyor: “Tanrı mükemmel bir dünya yarattı, kuralları koydu ve bu dünya bir saat gibi işliyor. O zaman şu anda Tanrı&#8217;ya gerek yok. Yerine insanı bıraktı.&#8221; Hümanizm işte bu. Dolayısıyla bu resim üzerinden Batı&#8217;yı okuduğum zaman, bir sonraki aşamanın vahşi kapitalizm olduğunu öngörebiliyorum. Ben eski zamanda dostlarla konuşurken şunu söylerdim: Sanayi Devrimini biz yapamazdık, bunu Garaudy de söylüyor. Biz kalp devrimini yaptık. Kalp devrimi devam ediyor. Kalpleri dirilten, kalplere ruh üflenen zamanı hatırlatan o devrimi yaptık.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74027985">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Ökten:Bencillik artınca, egoizm artınca iyilik azaldı. Hodbin insanlar, kendilerini sevmeye başladılar. Bu en kolayıdır ve içgüdüseldir aslında; her insan kendisini beğenir ve sever ama herkes ben deyince ötekine olan yaklaşım azaldı. Hâlbuki kalbin kendisinden başkasını sevmeye ihtiyacı var. Oysa zenginlik kalp içindir. İnsanın sevilmeye ihtiyacı var. Hani şarkıda geçiyor ya, “Sevmek mi güzel sevilmek mi?” diye. Kendinizi severseniz o size sadece bir ihtiras olarak dönüyor. Etrafınızdaki dost halkası, size yakın insanlar, sizi düşünen insanlar, size hoş nazarla bakan insanlar azalıyor. sonra hiç kalmıyor.</p>
<p>Biz küçükken nazarın ehemmiyetini, hoş nazarla etrafa bakmamız gerektiğini bize söylemişlerdi. Belki başlangıçta kendinizi sevdiğiniz için birtakım maddi imkânlara kavuşuyorsunuz. bunu reddedemeyiz. Daha rahat yaşıyorsunuz, istediğiniz şeyleri yapabiliyorsunuz ama giderek içinizde manevi bir boşluk, sevgi boşluğu oluşuyor. Bunu, iyiliğin size karşı dönmemesinden anlıyorsunuz. Bencillik beşerin tabiatında var ve olması lazım ama bir yere kadar. Onun kontrol altında tutulması gerekiyor.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74027389">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Ökten: Ruh bir teselli arıyor ama dost bulamıyorlar. Oysa ne diyor Niyazi Mısrî:</p>
<p>Sağı solu gözler idim dost yüzünü görsem deyu<br />
Ben taşrada arar idim ol can içinde can imiş.</p>
<p>Huzur azalmaz çünkü huzurun kaynağı biz değiliz. İçimizdeki o dinginliği, o rahatlığı, o stabiliteyi, istikrarı Allah veriyor bize. 0 yine gelir, hiç endişe etmeyelim, yeter ki kendi içimizdekiyle dost olalım&#8230;</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74026348">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Ökten: Büyüklerimden şunu öğrendim: Her nesneye ve her insana ayrı bir hilmiyetle bakacaksın,talebeye bakarken hilmiyet içinde, ciddiyet yüzünde olacak. Talebe biraz sıkıştığı zaman o hilmiyeti fark edecek, bunu baştan gösterirsen talebe hocayı ciddiye almaz. Peder ciddi bir muallimdi ve bunun çok üzerinde dururdu, derdi ki: &#8220;Talebeye karşı ciddiyet ve vakar dışında ama hilmiyet içinde olacak.&#8221;</p>
<p>Bizim medeniyetimizde nezaketin temeli Peygamber Efendimizdir. Onun insanlara bakışını, insanlara yaklaşımını, çocuklarıyla, eşleriyle, ashabıyla olan münasebetini kendimize örnek alacağız. Biz, toplum olarak kapitalist şehir hayatını yeni deniyoruz, daha evvel biz kapitalist bir hayat yaşamıyorduk, devletçiydik. Şimdi Batı&#8217;nın ürettiği ve kurallarını koyduğu, o kuralları işler hâlde tuttuğu şehir hayatını biz yeni yeni deneyimliyoruz. Hayatta her şeyin bir faydası,bir de maliyeti var. Bu maliyet analizini ekonomistler çok iyi yapıyorlar. Bu hesap hep maddi fayda üzerinedir. peki bunun manevi faydası nedir? Bunu hiç düşünmezler çünkü onlar da kapitalist gözle bakarlar hayata.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74024972">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Ökten:Her insan fıtrat olarak, güzel bir çift söze, yumuşak baksa,tebessüme, tatlı bir ses tonuna muhtaçtır. Cenab-ı Allah, ilahlık iddiasında bulunan Firavun&#8217;u uyarmak için Hz. Musa&#8217;yı gönderdiğinde ona şöyle vahyediyor: Ona yumuşak söz so’yleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar. Dolayısıyla peygamberler ve velîler, tatlı dile ve güzel mekânlarda, güzel insanlarla olmaya çok ehemmiyet gösterirler.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74024482">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Ökten:Size bir ayna tutulduğunda, bilin ki sizin aynanız da karşı tarafa tutulmuş demektir. Ve iki paralel aynanın arasına bir ışık koyarsanız ışık sonsuz defa birbiri içinde aksedecektir. Dolayısıyla insan var olmak için mutlaka bir başka aynaya ihtiyaç duyar. 0 ayna da dosttur.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74024133">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Sayar: Bir başkasında kendimizi seyredeceğimiz, kâinata baktığımız zaman yaratılıştaki güzelliği seyredeceğimiz aynalar görmek yerine, sadece kendi suretimizi gösteren mücessem aynalara ihtiyaç duyuyoruz. Günümüzde her yere aynalar koyuyoruz. Böyle bir edep, erkân var mıydı hocam?</p>
<p>Ökten: Gece aynaya bakılmaz idi. Kendi hayalinizden korkarsınız diye. Tabii önceden ayna bu kadar yaygın değildi, esas hadise gönül aynasıydı. İnsanlar o aynayı bir başkasının yüzüne tuttukları zaman ondan bir akis, bir yansıma kendi gönlüne düşüyor mu düşmüyor mu ona bakıyorlardı. Çoğu kez de bir yansıma düşüyordu; çünkü insanlar karşısındaki insana kendisine verdiği değer nispetinde bakıyordu. Bu, o insanın dünya üzerinde sahip olduğu statüden bağımsız bir değerdir. Mademki bizi aynı Allah yarattı. aynı ruhtan ruh üfledi, her birimize ayrı bir kader çizdi. o hâlde ben bu insana bu nazarla bakmak mecburiyetindeyim.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74023473">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Ökten:..İnsana, zihinsel ve mantıksal birtakım kuralların verildiği gibi, hâlden anlama kabiliyeti de verilmiştir. Bu yeteneği geliştirebilirseniz yaşamdan zevk alırsınız; geliştirmezseniz çok müreffeh bir hayat yaşasam da ondan bir zevk almazsınız. Bunun için de biraz yavaşlamalı, daha dikkatli, rakik, yani duygusal düşünmeli, karşınızdaki her insanın, yaşadığınız her vaktin size bir emanet olduğunu unutmamalısınız. Mülaki olduğunuz her insan size bir emanet; babanız, anneniz, eşiniz, evlatlarınız, torunlarınız, dostunuz, mektep arkadaşlarınız, iş arkadaşlarınız, mahalledeki kişiler&#8230; Hepsi aynı Allah&#8217;ın kulu. Hepsine aynı ruh üflenmiş. Hepsinin kaderini Allah çizmiş. Öyle muhteşem bir resim ki bu&#8230; Her gün bugün ne olacak diye kalkıyorsunuz. Bu sabah kahvaltı yaparken bizim evden gökkuşağı göründü, bir anda bütün dünya değişti sanki. Semada muhteşem bir kemer; ama o da her şey gibi bitiyor. Bir nihayeti var&#8230;</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74022314">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Sayar: Ben Batı Ataşehir&#8217;den bir misal daha vereyim. Restoran işletmecisi bir danışanım vardı. Daha önce geleneksel semtlerde bulunmuş, sonra gelmiş orada dükkân açmış. Dedi ki: “Buradaki insan profili tamamen farklı, insanlar birbirlerine karşı daha sert, göz teması kurmuyorlar. Kolayca birbirlerini tehdit olarak algılıyorlar ve birbirlerine çok kaba davranıyorlar.&#8221;</p>
<p>Hocam işte mekân da insanı üretiyor. Desmond Morris, İnsanat Bahçesi diyor ya buna. İnsanları bir yere gereğinden fazla sıkıştırdığınızda, metrekare başına çok sayıda insan düştüğünde bir süre sonra yanımızdaki yöremizdeki insanı bir rahmet, bir esenlik vesilesi değil, bir tehdit olarak görmeye başlıyoruz. Sıkışma, insanın insanı yar ve yaren olarak değil, düşman olarak görmesini beraberinde getiriyor. Onunla beraber de saldırganlık, öfke, tecessüs duygusu, bir başkasının hayatını merak etme hissiyatı artıyor.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74021629">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Ökten:Sadece kitaba bakarak fikir ortaya çıkmaz. İslamî nokta-i nazardan söyleyeyim: Eğer sadece kitapla bir şey olsaydı. Cenab-ı Allah peygamberleri yollamazdı. Çok mantıksal bir hadise bu. Bizim cinsimizden, bizimle beraber oturan, kalkan, yiyen, içen, ticaret yapan, savaşa giden, ıstırap çeken insanlar yolluyor Cenab-ı Rabbü&#8217;l-Alemin. Ve bir de kitap yolluyor onlarla beraber. Uygulamayı bizim görmemiz lazım. Onun için bizim büyüklerimiz hâl ehli olmayı tercih ederlerdi, kâl [söz] ehli değil. Yani ailelerde, mahallelerde, şehirlerde, kıraathanelerde, camilerde, eski zaman tekkelerinde birtakım büyükler vardı; onlar, oturmasını, kalkmasını, selam alıp vermesini bilen hâl ehli insanlardı. Büyükle büyük, küçükte küçük olurlar, nerede nasıl davranması gerektiğini bilirlerdi.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74020203">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Ökten: Mahir İz Hoca&#8217;nın Selam makalesi vardır. Aman Ya Rabbi o kadar güzel ki, herkesin okuması lazım, özellikle de çağımızdaki insanların. Herkese üslubuna, usulüne göre selam veriliyor. &#8220;Selam bir emanettir, selamı ziyan etmeyin,&#8221; buyuruyor Hoca. İnsan da bir emanettir dolayısıyla emaneti ehline tevdi edeceğiz. &#8220;Pazarcı esnafına &#8216;Pazar ola&#8217;, eğer biri balık tutuyorsa &#8216;Rast gelsin” diyeceksiniz. Selamda iki tane mühim mesaj vardır, birinci mesaj şudur: Müslüman, diğer bir Müslümana selam verdiği zaman, &#8216;Benden yana sana bir zarar gelmez’ demek ister [başkalarından da sana zarar gelmesin]. İkinci mesaj ise şudur: Müslüman gayrimüslime selam verdiği zaman. &#8216;Ben senin için hayır niyazda, hayır dilekte bulunuyorum, senin için nötr değilim,’ demek ister; çünkü o da aynı Allah&#8217;ın kuludur. Seni yaratan Hâlık tektir. O&#8217;ndan gayrısı yok. Gün olur o gayrimüslim de bir kelime-i şahadet getirir, senin önüne geçiverir.&#8221; diyordu Hoca. Hiç büyütme diyordu kendini. İşte bunlarla büyüyen bir çocuk böyle oluyor.Saçı sakalı ağrıyor; ama hâlâ bunları söylüyor. Ne desin?</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74018219">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>S.Ökten:..Merhum Turgut Cansever bir şehirli, aynı zamanda bir kültür, medeniyet adamı, sanatkâr ve bilge bir düşünür idi. İnsanî bir şehirden bahsederken diyordu ki: “Bir şehir, yürüme mesafesi içerisinde olmalı ki bütün ihtiyaçlarınızı temin edebilesiniz.&#8221;</p>
<p>Kuzey Avrupa şehirlerinde gördüğüm için,yürüme mesafesine ben bisikleti de katıyorum. Bir baştan bir başa en çok iki kilometre olan bir kare düşünün. Bunun içerisinde bütün ihtiyaçlar mevcut; daha mübrem ihtiyaçlar için de tramvay veya tren var. Böyle yaptığınız zaman o şehirde yaşama imkânı kolaylaşıyor insanlar için.</p>
<p>Hep söylüyorum, hatırlatmak babında tekrar söyleyeyim: Bizler beşer olarak, Müslümanlar olarak; tabiatla, âlemle, özellikle de toprakla, semayla ve suyla teması kesmemeliyiz. Gökyüzüne, semaya, arza baktığınızda, o yüce sanatçının eşsiz eserini, hayatı ve mematı görebilirsiniz. Suya baktığınızda hayatın kaynağını görebilirsiniz. Batı şehirlerinde de su vardır; ama orada fonksiyoneldir, işlevseldir. Bizde su, işlevsel olmakla beraber simgeseldir; çünkü hayatın kaynağı sudur. Akan çeşme, o çeşmenin kitabesi bizde bir simgedir.</p>
<p>&#8220;Akan su ziyan oluyor,&#8221; derler. Hayır, 0 su ziyan olmaz. Siz o suyu kirletmezseniz o su deveran eder. İnsan suyu kullanır; ama kirletemez, kirletmemesi de lazım. Eskiler, “Su gibi aziz ol,&#8221; derlerdi. Bu çok mühim bir dua. Niye? Çünkü hayatın kaynağı sudur da ondan. Ve cealna mine&#8217;l mâ-i külle şey-in Hayy, yani &#8220;Her Şey sudan hayat buldu,&#8221; diye buyuruyor Cenab-ı Allah.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="74017005">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Sayar: Batı toplumları çok fazla eşitlikçi olma vurgusuyla büyüyor ve varlıklarını bu kavram üzerinden devam ettiriyorlar. Dolayısıyla kimse, bir diğerinden bir şeyler öğrenebileceği, manevi olarak karşısındakinin kendisine bir şeyler verebileceği düşüncesine sahip değil. Bu da toplumun manevi gelişimini çok etkiliyor. Kimse bir başkasının dizinin dibinde oturmaya gönüllü değil; yani bir başkası manevi olarak benden daha üstün olabilir ve bana bazı şeyler öğretebilir, ben ondan bir şeyler öğrenebilirim duygusuna sahip değil. Bizim geleneğimizde ise tam tersine, bir büyüğün dizinin dibinde oturmak. rahle-i tedrisinden geçmek çok mühim değerler olarak karşımıza çıkıyor. Tabii bu durum da manevi ve irfanî olarak yıllarca coğrafyamızı beslemiş.</div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-sadettin-okten-ask-ile-ani-seyretmek/">Kemal Sayar, Sadettin Ökten – Aşk İle Anı Seyretmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-sadettin-okten-ask-ile-ani-seyretmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeis Hakkındadır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yeis-hakkindadir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yeis-hakkindadir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Dec 2017 20:03:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit]]></category>
		<category><![CDATA[Atalet]]></category>
		<category><![CDATA[Karamsarlık]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[Umutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[Yeis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19422</guid>

					<description><![CDATA[<p>S- Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir? C&#8211; Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. İşte himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedid olan yeis rast gelir. Kuvve-i maneviyesini kırar. Siz o düşmana karşı ﻟﺎَ ﺗَﻘْﻨَﻄُﻮﺍ kılıncını istimal ediniz. Sonra müzahametsiz olan hakkın hizmetinin yerini zabteden meylü&#8217;t-tefevvuk istibdadı hücuma başlar. Himmetin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yeis-hakkindadir/">Yeis Hakkındadır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/yeis-hakkindadir/indir-167/" rel="attachment wp-att-19425"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19425" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/indir.jpeg" alt="" width="230" height="219" /></a></strong></p>
<p><strong>S- Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?</strong></p>
<p><strong>C</strong>&#8211; Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. İşte himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedid olan yeis rast gelir. Kuvve-i maneviyesini kırar. Siz o düşmana karşı ﻟﺎَ<strong> ﺗَﻘْﻨَﻄُﻮﺍ </strong>kılıncını istimal ediniz.</p>
<p>Sonra müzahametsiz olan hakkın hizmetinin yerini zabteden meylü&#8217;t-tefevvuk istibdadı hücuma başlar. Himmetin başına vurur, atından düşürttürür. Siz ﻛُﻮﻧُﻮﺍ ﻟِﻠَّﻪِhakikatını o düşmana gönderiniz.</p>
<p>Sonra da ilel-i müteselsiledeki terettübü atlamakla müşevveş eden acûliyet çıkar, himmetin ayağını kaydırır. Siz, ﻭَﺍﺻْﺒِﺮُﻭﺍ ﻭَ ﺻَﺎﺑِﺮُﻭﺍ ﻭَ ﺭَﺍﺑِﻄُﻮﺍyu siper ediniz.</p>
<p>Sonra da, medenî-i bittab&#8217; olduğundan ebna-yı cinsinin hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramağa mükellef olan insanın âmâlini dağıtan fikr-i infiradî ve tasavvur-u şahsî karşı çıkar. Siz de, ﺧَﻴْﺮُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﺍَﻧْﻔَﻌُﻬُﻢْ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِolan mücahid-i âlîhimmeti mübarezesine çıkarınız.</p>
<p>Sonra başkasının tekâsülünden görenek fırsat bulup, hücum edip belini kırar. Siz de</p>
<p>ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻟﺎَ ﻏَﻴْﺮِﻩِ ﻓَﻠْﻴَﺘَﻮَﻛَّﻞِ ﺍﻟْﻤُﺘَﻮَﻛِّﻠُﻮﻥَ</p>
<p>olan hısn-ı hasîni himmete melce ediniz.</p>
<p>Sonra da acz ve nefsin itimadsızlığından neş&#8217;et eden tefviz ve işi birbirine bırakmak olan düşman-ı gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur. Siz de</p>
<p>ﻟﺎَ ﻳَﻀُﺮُّﻛُﻢْ ﻣَﻦْ ﺿَﻞَّ ﺍِﺫَﺍ ﺍﻫْﺘَﺪَﻳْﺘُﻢْ</p>
<p>olan hakikat-i şâhika üzerine çıkarınız. Tâ o düşmanın eli o himmetin dâmenine yetişmesin.</p>
<p>Sonra Allah&#8217;ın vazifesine müdahale etmek olan dinsiz düşman gelir; himmetin yüzünü tokatlar, gözünü kör eder. Siz de</p>
<p>ﺍِﺳْﺘَﻘِﻢْ ﻛَﻤَٓﺎ ﺍُﻣِﺮْﺕَ ٭ ﻭَﻟﺎَ ﺗَﺘَﺎَﻣَّﺮْ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻙَ</p>
<p>olan kâr-aşina ve vazifeşinas olan hakikatı gönderiniz. Tâ onun haddini bildirsin.</p>
<p>Sonra umum meşakkatin anası ve umum rezaletin yuvası olan meylü&#8217;r-rahat geliyor. Himmeti kaydeder, zindan-ı sefalete atar. Siz de</p>
<p>ﻟَﻴْﺲَ ﻟِﻠْﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺍِﻟﺎَّ ﻣَﺎ ﺳَﻌَﻰ</p>
<p>olan mücahid-i âlîcenabı o cellad-ı sehhara gönderiniz.</p>
<p>Evet size meşakkatte büyük rahat var. Zira fıtratı müteheyyic olan insanın rahatı, yalnız sa&#8217;y ve cidaldedir.</p>
<p>ﺍِﻥَّ ﻟَﻜُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﺸَﻘَّﺔِ ﺍﻟﺮَّﺍﺣَﺔَ ﺍِﻥَّ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥَ ﺍﻟْﻤُﺘَﻬَﻴِّﺠَﺔَ ﻓِﻄْﺮَﺗُﻪُ ﺭَﺍﺣَﺘُﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻌْﻰِ ﻭَ ﺍﻟْﺠِﺪَﺍﻝِ</p>
<p>* * *<br />
Said Nursi r.h &#8211; İhlas Risalesi &#8211; 54</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Yeis en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslâmın kalbine girmiş.</p>
<p>İşte o yeistir ki bizi öldürmüş gibi, garpta bir-iki milyonluk küçük bir devlet, şarkta yirmi milyon Müslümanları kendine hizmetkâr ve vatanlarını müstemlekehükmüne getirmiş.</p>
<p>Hem o yeistir ki, yüksek ahlâkımızı öldürmüş, menfaat-i umumiyeyi bırakıp menfaat-ı şahsiyeye nazarımızı hasrettirmiş.</p>
<p>Hem o yeistir ki, kuvve-i mâneviyemizi kırmış. Az bir kuvvetle, imandan gelen kuvve-i mâneviye ile şarktan garba kadar istilâ ettiği halde, o kuvve-i mâneviye-i harikameyusiyetle kırıldığı için, zâlim ecnebîler dört yüz seneden beri üç yüz milyon Müslümanı kendilerine esir etmiş. Hatta bu yeisle, başkasının lâkaytlığını ve füturunu kendi tembelliğine özür zannedip neme lâzım der, “Herkes benim gibi berbattır” diye şehamet-i imaniyeyi terk edip hizmet-i İslâmiyeyi yapmıyor.</p>
<p>Madem bu derece bu hastalık bize bu zulmü etmiş, bizi öldürüyor.</p>
<p>Biz de o kàtilimizden kısasımızı alıp öldüreceğiz.  لاَ تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللهِ kılıcıyla o yeisin başını parçalayacağız. مَالاَ يُدْرَكُ كُلُّهُ لاَيُتْرَكُ كُلُّهُ hadisinin hakikatiyle belini kıracağız inşaallah.</p>
<p>Yeis, ümmetlerin, milletlerin “seretan” denilen en dehşetli bir hastalığıdır.</p>
<p>Ve kemâlâta mâni ve  اَناَ عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى hakikatine muhaliftir; korkak, aşağı ve âcizlerin şe’nidir, bahaneleridir. Şehamet-i İslâmiyenin şe’ni değildir.</p>
<p>Hususan Arap gibi nev-i beşerde medar-ı iftihar yüksek seciyelerle mümtâz bir kavmin şe’ni olamaz. Âlem-i İslâm milletleri Arabın metanetinden ders almışlar. İnşaallah, yine Araplar ye’si bırakıp, İslâmiyetin kahraman ordusu olan Türklerle hakikî bir tesânüd ve ittifak ile el ele verip Kur’ân’ın bayrağını dünyanın her tarafında ilân edeceklerdir.(Said Nursi &#8211; Hutbe-i Şamiye)</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p>Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak&#8230;</p>
<p>Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.</p>
<p>Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.</p>
<p>Imânı olan kimse gebermez bu ölümle:</p>
<p>Ey dipdiri meyyit, &#8216;İki el bir baş içindir.&#8217;</p>
<p>Davransana&#8230; Eller de senin, baş da senindir!</p>
<p>His yok, hareket yok, acı yok&#8230; Leş mi kesildin?</p>
<p>Hayret veriyorsun bana&#8230; Sen böyle değildin.</p>
<p>Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?</p>
<p>Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?</p>
<p>Atiyi karanlık görüvermekle apıştın?</p>
<p>Esbâbı elinden atarak ye&#8217;se yapıştın!</p>
<p>Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan</p>
<p>Tek bir ışık olsun buluver&#8230; Kalma yolundan.</p>
<p>Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!</p>
<p>Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!</p>
<p>Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın</p>
<p>Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?</p>
<p>Ye&#8217;s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.</p>
<p>Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!</p>
<p>Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;</p>
<p>Me&#8217;yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar</p>
<p>Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez&#8230;</p>
<p>En korkulu câni gibi ye&#8217;sin yüzü gülmez!</p>
<p>Mâdâm ki alçaklığı bir, ye&#8217;s ile sirkin;</p>
<p>Mâdâm ki ondan daha mel&#8217;un daha çirkin</p>
<p>Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,</p>
<p>Nevmid olarak rahmet-i mev&#8217;ûd-u Hudâ&#8217;dan,</p>
<p>Hüsrâna rıza verme&#8230; Çalış&#8230; Azmi bırakma;</p>
<p>Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!</p>
<p>Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş&#8230;</p>
<p>Sesler de: &#8216;Vatan tehlikedeymiş&#8230;</p>
<p>Batıyormuş! &#8216;</p>
<p>Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,</p>
<p>Tek kol da yapışsam demiyor bir tarafından!</p>
<p>Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;</p>
<p>Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.</p>
<p>Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar&#8230;</p>
<p>Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.</p>
<p>Feryâd ile kurtulması me&#8217;mûl ise haykır!</p>
<p>Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!</p>
<p>&#8216;İş bitti&#8230; Sebâtın sonu yoktur! &#8216; deme, yılma.</p>
<p>Ey millet-i merhûme, sakın ye&#8217;se kapılma.</p>
<p>14 Mart 1913</p>
<p>Mehmet Akif Ersoy</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yeis-hakkindadir/">Yeis Hakkındadır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yeis-hakkindadir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Benlik</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/benlik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/benlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2015 14:58:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[Beden Sporları]]></category>
		<category><![CDATA[Benlik]]></category>
		<category><![CDATA[Düşmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Emelsiz İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Var Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Yeis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5388</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bir ben vardır bende benden içeri” Yunus Emre Sırtımızda sanki ağır bir yükle dünyaya geliyoruz. Sanki adımlarımızı köstekleyen bir zincir var. Yolumuzun üstünde bir biri ardı sıra sıralanan hedeflere doğru içimizden itilirken belirsiz şüphelerimiz, korkularımız da var. İşte bu sırtımızdaki yük, ayaklarımızdaki zincir, bu şüpheler!. korkular, bizi dünyada karşılayan yaşamak korkusudur. Bütün bu engellere rağmen [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/benlik/">Benlik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/benlik_1.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5389" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/benlik_1.jpg" alt="Benlik" width="479" height="265" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/benlik_1.jpg 479w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/benlik_1-300x166.jpg 300w" sizes="(max-width: 479px) 100vw, 479px" /></a><br />
“Bir ben vardır bende benden içeri”<br />
Yunus Emre</p>
<p>Sırtımızda sanki ağır bir yükle dünyaya geliyoruz. Sanki adımlarımızı köstekleyen bir zincir var. Yolumuzun üstünde bir biri ardı sıra sıralanan hedeflere doğru içimizden itilirken belirsiz şüphelerimiz, korkularımız da var. İşte bu sırtımızdaki yük, ayaklarımızdaki zincir, bu şüpheler!. korkular, bizi dünyada karşılayan yaşamak korkusudur. Bütün bu engellere rağmen bunların hepsine göğüs veren “var olmak iradesi” hayata söz veriyor. Bütün tehlikeleri göze alarak “ben varım” diyor. Benliğin aleme kendini bu ihbarı bir ihtar gibidir. Bunda “işte ben geliyorum, sen benim istediğim gibi olacaksın” diyen bir şiddet şeklidir. İnsan, var olmak iradesini henüz hayatı hücrenin için de yaşarken, hürriyetini kazanmıştır. Benlik, kendi kendisini idrak ettiği anda bu idraki sade kendini bilmekten ibaret değildir. Onda hem bilmek hem de istediği gibi olabilmek kudreti vardır. Yani hem kendini bilir, hem de kendinin hür olduğunu bilir. Ancak bu hürriyet, var olmak iradesinin şuur halinde gözükmesidir. İşte bu var olmak iradesidir ki zaruri olarak içerisine atıldığı bir dünyada çeşit çeşit engelleri yenerek ilerler. Ve varlıkları kendine mâl etmek ister, yani o, her adımında daha fazla var olmak ister. Benliğimiz büyür, sessiz bir ırmakken bir çağlayan, bir şelâle, coşkun bir nehir olur. Önce sadece var olma isterken, sonunda her şeye sahip olmak ister.</p>
<p>Bizde ilk olan bu hayati benlik. Kendini başka benliklere karşı koyar, yaşamak için başkasını yaşatmamak hırsındadır. Sade eşyayı ve varlıkları değil, hatta kâinatı kendi benliğine katmak ister ve bu, kendisi için derece derece zaruret haline gelir. İnsanın içinde doymaz bir canavar peyda olur. Bu canavar, zekâyı peşine takınca zaptolunmaz bir kuvvettir. Harp ediyor, teknik yaratıyor, serveti kazanıyor, fetihler yapıyor, insanları esir ediyor.<br />
Benliğin en büyük zafer alâmeti ve bayrağı gururdur. İnsan gururu, sade büyük ve beyinsiz saadet sahiplerinde bulunan bir nesne değildir. Hepimizde bulunan, mesleğimizde, aile hayatımızda, otoritemizde, bilgimizde ve dehamızda bile dalgalanan, bu kubbenin altında tüten, neşeli tebessümlere kadar sinmiş bulunan zehirli bir iksirdir. O, var olmak iradesinin çocuğudur. insan onunla mesut yaşar ve onunla zehirlenir. Gençlik gururludur, benliği geçiş ümit ufuklarına yayıldığı için kavi olan, hakim olan gururudur. Benlikleri çiğnemeye muktedir bir benliğin sahibi olduğu için en büyük mağrurlar, hükümdarlar, hakimler, zalimler ve fahişeler değil midir? Bunların hepsinde benlik, başka benlikleri imha kudretini kendinde bulduğu için kendine inanıyor var olmak iradesi sonunda insanda başkalarına imha kuvveti oluyor. Böylelikle insan acayip bir dilem karşısında bulunuyor:</p>
<p>Yaşama için var olmak iradesini kullandı, var olunca da başkalarının varlığına musallat oluyor. Başka bir deyişle: Hakkımızdı, varlığı istedik, varlığı elde edince başka varlıkları yok etmek istiyoruz. İkisinden birini fedaya imkân yok. Ne yapacağız? Şüphe yok ki insanın saadet sandığı sarhoşluğu benliğindeki azametten taştığı gibi mezara kadar kendisi ile beraber götürdüğü bedbahtlığı da bu benlik yüzündendir. Her hadise de varlıkla yokluk arasındaki mesafenin hiçliği, bize sefaletimizin ihtarı oluyor. İnsan sefaleti ile çarpıştıracak yerde sefaletini yalnızca alarak onu terennüm etmesini bilmelidir. Böylelikle elde edilen sabır, en güzel ve kurtarıcı sanattır. Kuvvet olan, parti olan, kin ve hile olan, desise ve riya olan gururun hayranlığı ile mest olan insan, sefaletinin son basamağındadır. Artık ona saadet yoktur. Ve bu yüzden benliği canavarlaştırmıştır.</p>
<p>Düşmanlık iki canavar benliğinin çarpışmasıdır. Cinsi iştihaya bağlı kıskançlık, yine benliğin canavarlaşmasıdır. Servet hırsı da esasında aynı cinstendir. Muvaffakiyet müsabaka, harp hep saadet ümidini kaybeden benliklerin canavarlaşıp şahlanmasıdır.</p>
<p>İnsan olan benlik sayesinde, yani şuur ve hürriyetimizin birlikte çalışmaları ile bir büyük kapının ta eşiğine ulaşıyoruz. Bu kapıyı açabilen orada bir başka benlik buluyor. Sonsuzluktan bize sunulan bu ilahi emanet sayesinde azaptan kurtulmak, murada ermek, varlığı sevmek kabil oluyor. Sonu yolan varlıkların aleminde sonsuzluğun muradına erdiren bu ilahi emanet elde edildikten sonra, insanın sanatı eski hayati benliğini teşkil eden hırsların, tahakküm zevklerinin heveslerin ve iştihaların birer birer terk oluyor. Var olmak iradesi ile kucakladığı aleme ve bu alemin varlıklarını terk eden insanın bu sanatı, zamanla kedinde tabii hal oluyor. Bu oluğunluk halinde kıskançlıkları ve hevesleri tahakkümleri ve hasetleri terk ediyoruz. Lüksten ve iştihalardan uzaklaşıyoruz. Neşeyi ve kederi unutuyoruz. Yalnız ilahi neşeden haz duyuyoruz. Bize ben dedirten ne varsa, şehvet, şöhret diye ne varsa hepsini terk ediyoruz. Sade göğsümüzdeki kalbin çarpıntısına minnetle ve varlık karşısında duyduğumuz hayretle baş başa kalıyoruz. Benlik dediğimiz var olmayacak olan bir şeyin fazla varlığından minnettar ve bütün varlıklara hizmetkâr olarak yaşamak bizde şevk oluyor. Kalbimize sık sık soruyoruz: daha ben de ne varsa söyle terk edeyim?</p>
<p>Varlık canavar benlikten tamamen boşalınca her şeyi sevebiliyor. Kendinin olmayan bir şeyi kullanır gibi varlığa minnettar oluyor. Kendine bir fenalık yapanı affetmek, ona doyulmaz bir sevdanın tadını getiriyor. Bir musibete uğradığında sabretmek, onda hayati dalganın akışı kadar tabii oluyor. Gerçek saadet yolundaki insanın her adımı, yeni bir ülke kazanma hareketi değildir, belki kendi ülkelerinden bir kısmını daha terk edip çekilme hareketidir. Bunda zafer, elinde kendinin olan ne varsa terk edebilmektedir. Bir makaradan çekilen iplik gibi bütün dünya emellerini, aleme ait bütün istekleri kendinden ayırıp koşarak terk edebilen insan mesuttur. Varlığının son huzmesi olan hayatı bile sırası geldiği anda “al emanetini” diyerek sahibine neşe içinde teslim etmesini bilen, ancak yaşanmaya değer bir hayatın sahibi sayılır. Emelsiz insan zayıftır diyeceksiniz? Asla, bedbaht mıdır dersiniz? Hayır. Asıl o gönlünü ve bütün varlığını sonsuzluğa bağladığı, ilahi vaadin sonsuzluğunda mesut yaşadığı için hepimizden ziyade mesuttur ve sonu olan mahdut alemin kuvvetlerini bırakarak sonsuzluğun kuvvetine bağlandığı için hepimizden daha kuvvetlidir. Ondaki yeis ve hüsran bitmeyen kuvvetin adı imandır.</p>
<p>Bizden bir şey istemediği için kini ile hasedi yoktur. Bizim hırslarımızla iştihalarımızın bağlandığı fani ve sefil unsurlara, bizdeki aczin ifadesi olan huzur ile istirahata bile ihtiyacı olmadığından bizimle paylaşacak, onu bize rakip yapacak ortada hiçbir şey yoktur. Onun varlığı en büyük kuvvet, duası en büyük kuvvet, hareketi ise sonsuzluğa denk manevi bir tahakküm oluyor. Filozof Bergson, bu kuvvetin sahibi olan Velilerden bahsederken şöyle söylüyor: “Onlar, arkalarından gitmek için bizi zorlamıyorlar. Bizden bir şey istemiyorlar. Öyle iken halk onları takip ediyor. zira onların bizzat varlığı bir çağırıştır.”</p>
<p>İptidai insanlık beden sporları ile gençliğini yetiştiriyordu. Daha sonra sirklerle arenaların vahşi kahkahaları arasında gladyatörler veya vahşi kaplanlar alkışlandı. Hıristiyan ve İslam terbiyesi genç nesilleri, iptidai benlikten kurtarıp ilahi benliğe kavuşturduktan sonra yine benliğine irca etti. Tribünlerde kol ve bacak maharetleri alkışlamaktan kollar kopuyor. Her yerde benliklerden taşan naralar beyinleri ürpertiyor. Beden sporları ile beden zevkleri ruh sporları ile ruh hayatlarına sanki son vermek istiyor. İnsanlık sarhoştur. Kolay kolay kendine gelmeyecek kadar sarhoş. Onu kendine getirecek hareket, temenni edelim ki insanlığın tarihinde daima görüldüğü gibi, bir büyük bela, büyük bir musibet olmasın.</p>
<p>Var Olmak,Nurettin Topçu</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/benlik/">Benlik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/benlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
