<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yavuz Bülent Bakiler | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/yavuz-bulent-bakiler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Dec 2019 10:28:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Yavuz Bülent Bakiler | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Atatürk Yobazlığı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ataturk-yobazligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ataturk-yobazligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Dec 2019 10:17:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Yobazlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk’ü Koruma Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Dil Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kamalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bülent Bakiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23639</guid>

					<description><![CDATA[<p>YALNIZ YAŞAMAK DININI AŞILAYAN VE BÜTÜN PRENSIPLERINI EKONOMIK TEMELLER ÜZERINE KURAN BIR “DIN” OLARAK DAYATILMIŞTI KEMALIZM. ONDAN BAŞKA SIYASÎ DOKTRINE VE DINE IHTIYAÇ DUYULMADIĞINI DÜŞÜNEN UCUBE KAFALARIN KEMALIZMI ILAHLAŞTIRMA SERÜVENI&#8230; Yavuz Bülent Bakiler Aradan 72 yıl geçmesine rağmen hadise bütün özelliğiyle aklımdadır. Sivas’ta Ziya Gökalp ilkokulunun beşinci sınıfındaydım. Bir sabah öğretmenimiz derse girer girmez hepimize [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ataturk-yobazligi/">Atatürk Yobazlığı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-23640 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233405-300x176.jpg" alt="" width="343" height="201" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233405-300x176.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233405-600x353.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233405.jpg 720w" sizes="(max-width: 343px) 100vw, 343px" /></p>
<p style="text-align: center;">YALNIZ YAŞAMAK DININI AŞILAYAN VE BÜTÜN PRENSIPLERINI EKONOMIK TEMELLER ÜZERINE KURAN BIR “DIN” OLARAK DAYATILMIŞTI KEMALIZM. ONDAN BAŞKA SIYASÎ DOKTRINE VE DINE IHTIYAÇ DUYULMADIĞINI DÜŞÜNEN UCUBE KAFALARIN KEMALIZMI ILAHLAŞTIRMA SERÜVENI&#8230;</p>
<p><em>Yavuz Bülent Bakiler</em></p>
<p>Aradan 72 yıl geçmesine rağmen hadise bütün özelliğiyle aklımdadır. Sivas’ta Ziya Gökalp ilkokulunun beşinci sınıfındaydım. Bir sabah öğretmenimiz derse girer girmez hepimize birden sordu:</p>
<p>&#8211; Çocuklar, en büyük çizmeyi kim giyer? Hep bir ağızdan cevap verdik:</p>
<p>&#8211; Atatüüürk!</p>
<p>&#8211; Peki çocuklar, en büyük şapkayı kim takar? Tekrar hep bir ağızdan bağırdık:</p>
<p>&#8211; Atatüüürk! Öğretmenimiz kahkahalarla gülmeye başladı. İtirazını hiç unutmadım:</p>
<p>&#8211; Çocuklar! En büyük çizmeyi niçin Atatürk giyinsin? Kimin ayağı büyükse en büyük çizmeyi o giyer. Atatürk’e en büyük çizmeyi giyindirdiniz mi, Atatürk yürüyemez! Çocuklar! En büyük şapkayı niçin Atatürk taksın? Siz en büyük şapkayı Atatürk’ün başına koydunuz mu, Atatürk önünü göremez. Çünkü o şapkanın yanları Atatürk’ün omuzlarına kadar iner. Kimin başı büyükse, en büyük şapkayı o takar. Anladınız mı?</p>
<p>Doğrusu ben hiçbir şey anlamamıştım. İçimden kendi kendime sormuştum: Kimin ayağı Atatürk’ün ayağından büyük olabilir? Ve kimin başı Atatürk’ün başından daha büyüktür? Çünkü en büyük odur! En büyük adamın ayağı da başı da en büyüktür! diye düşündüm. Aradan çok uzun yıllar geçti. Ben Ankara Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Bir süre Ankara Radyosu’nda, bir süre Ankara Televizyonu’nda çalıştım. Sivas’ta dört yıl Adalet Partisi’nin il başkanı oldum. Dört defa milletvekili seçimlerine katıldım. Sonra bir süre Kültür Bakanlığı’nda müsteşar yardımcısı olarak bulundum. Devletin en üst kademelerinde bulunan kimseleri tanıdım. Milletvekillerimizi, bakanlarımızı, başbakanlarımızı, cumhurbaşkanlarımızı dinledim. Bir kısmı Atatürk’ü hiç okumamıştı, bilmiyordu. Bir kısmı da Atatürk’ü bizim o ilkokul yıllarımızdaki gibi düşünüyordu. Kırk örnekten sadece birini dikkatinize sunmak istiyorum. Mesela cumhurbaşkanlarımızdan Kenan Evren, Atatürk’ü misilsiz duygularla seviyordu. Samimiyetle inanıyorum ki insan vücudundaki ısıyı ölçen termometreler gibi, insan yüreğindeki sevgiyi de ölçen cihazlar yapılmış olsa idi Kenan Evren’in Atatürk sevgisi, bütün cihazları paramparça ederdi. Ama Paşa’nın Atatürk bilgisi sıfırla bir arasında idi. Bana bin defa sorsalar; Millî Mücadele tarihimizin bir numaralı ismi kimdir, deseler bin defa aynı cevabı veririm.</p>
<p>Millî Mücadelemizin bir numaralı ismi Mustafa Kemal Paşa’dır derim. Peki, Mustafa Kemal Paşa tenkit edilebilir mi? Mustafa Kemal Paşa’nın yanlışları, hataları, günahları oldu mu diye sorsalar; Mustafa Kemal Paşa elbette tenkit edilir. Çünkü tenkit medenî düşüncenin, ilmin, doğruyu bulmanın vazgeçilmez yoludur. Mustafa Kemal tenkit edilemez diyenler ya çok korkak adamlardır veya Mustafa Kemal hakkında hiçbir şey okumayan, bilmeyen zavallı kimselerdir, diye cevap veririm. Millî Mücadele yıllarında da, Cumhuriyet’in ilanından önce de, sonra da Atatürk’ün elbette büyük yanlışları, günahları oldu. İnkâr etmeye gerek yok; dün de, bugün de Türkiyemizde Atatürk’e karşı ciddi bir soğukluk, kırgınlık var. Bu soğukluğun, bu kırgınlığın hatta bu düşmanlığın sebebi kim, diye sorarsanız eğer dinlemeye ve öğrenmeye tahammülünüz varsa bu sorunun da cevabını veririm. Yalnız söze başlamadan önce tamamen tecrübelerime dayanarak söylüyorum: Türkiyemizde Atatürk’ü tenkit etmenin ismi Atatürk düşmanlığıdır.</p>
<p>Bizim, sözüm ona yüksek tahsilden geçmiş; doktora çalışmasını Avrupa’da yapmış birtakım anlı-şanlı kişilerimiz tenkitle hakareti birbirinden ayıramayacak kadar ahmak insanlardır. Ve tabiî bu hâl, içerisinde bulunduğumuz hazin durumu göstermesi bakımından çok mü himdir. Mesela ben Türk edebiyatında anneler üzerine en çok şiir yazan iki-üç şâirden biriyim. Annemi de dünyalar kadar seviyorum. Yaşadıkları müddetçe anneme de babama da ‘üf’ bile demedim. Ama yazılarımda, konuşmalarımda annemi de babamı da çok tenkit ettim. Böyle davrandığım için hangi gerizekâlı beni annemin ve babamın düşmanı olarak gösterebilir? Biz, dünyada en az okuyan milletlerden biriyiz. Atatürk de bizim en az okuduğumuz, en az bildiğimiz kahramanlarımızdan biridir. Bizim gençliğimiz ve halkımız Atatürk için meydan konuşmalarında ne söylenmişse işte o kadar biliyor. Bu bakımdan siz Atatürk hakkında yüzde yüz doğru bir şey söylerseniz Ata türk’ü hiç okumamış kişiler size Atatürk düşmanı gözüyle bakarlar.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal Paşa elbette tenkit edilir. Çünkü tenkit medenî düşüncenin, ilmin, doğruyu bulmanın vazgeçilmez yoludur. Mustafa Kemal tenkit edilemez diyenler ya çok korkak adamlardır veya Mustafa Kemal hakkında hiçbir şey okumayan, bilmeyen zavallı kimselerdir.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-23641 alignleft" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233703-300x237.jpg" alt="" width="300" height="237" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233703-300x237.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233703.jpg 390w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><br />
<strong>Atatürk’ü Koruma Kanunu</strong></p>
<p>Benim Arif Nihat Asya İhtişamı isimli bir kitabım var. Orada Arif Nihat’tan dinlediklerimi yazdım. Bir sohbetimizde dedi ki:</p>
<p>&#8211; 1950 yılında ben Demokrat Parti’den Seyhan milletvekili seçildim. Bir gün yine benim gibi DP Seyhan milletvekili olan Sinan Tekelioğlu ile birlikte İstanbul’a gittik. Kaldığımız yere Nihâl Atsız geldi. O günlerde de Atatürk’ü Koruma Kanunu meclis gündemine alınacaktı. Nihâl Atsız bize:</p>
<p>&#8211; Aman sakın bu kanuna destek vermeyin. Eğer böyle bir kanun çıkarsa yarın milletimize, devletimize, dilimize, dinimize düşman olanlar bu kanunun arkasına sığınarak ortalığa çıkarlar. Bu çok tehlikeli olur. Bu kanunla Atatürk bir tabu haline getirilir ve büyük acıların doğmasına yol açar. Bu kanun tasarısı mutlaka reddedilmelidir. Atsız’a dedim ki:</p>
<p>&#8211; Ben Atatürk için çok şiirler yazdım. Şimdi o kanunun aleyhinde konuşursam çıkmazlara girerim. Ben konuşamam.</p>
<p>Ama arkadaşım Sinan Tekelioğlu emekli jandarma binbaşısı idi. O, Atsız’ın tavsiyesine uyarak Meclis’te aleyhte konuştu.Ama kanun kabul edildi. Bugün tam Atsız’ın söylediği durumdayız. Atatürk maskesi arkasında büyük mel’anetler oynanıyor.Atatürk’ü Koruma Kanunu 1951 yılında Adnan Menderes’in gayretiyle meclisten geçti. Garip tecelliye bakınız ki DP iktidarını Atatürk düşmanığıyla suçladılar.Adnan Menderes’i ipe götüren subaylar hep Atatürkçü olduklarını söylüyorlardı.Atatürk Türkiyemizde beş bin voltluk bir cereyan hâline getirildi. Bu silah ilim adamlarımızı bile muma çevirdi.</p>
<p>Bir gün İlber Ortaylı’ya sordum:</p>
<p>&#8211; Hocam, dedim. Tek partili Cumhuriyet idaresi olur mu?</p>
<p>&#8211; Olmaz, dedi.</p>
<p>&#8211; Hiç olmaz mı, diye üsteledim.</p>
<p>&#8211; Bazı Arap devletlerinde olabilir, dedi.</p>
<p>&#8211; Ama Atatürk’ün ilân ettiği Cumhuriyet’te bizim de tek partimiz vardı.</p>
<p>&#8211; Bizi karıştırma! Bizi karıştırma! diyerek savuştu.</p>
<p>Eğer Ortaylı, “Bizde ilân edilen rejim Cumhuriyet değildir” derse birtakım Atatürkçüler onu derhâl “Atatürk düşmanı” olarak suçlarlar. Ben çeşitli vesilelerle yaptığım açıklamalarda diyorum ki, Atatürk’ün 29 Ekim 1923 tarihinde ilan ettiği rejim Cumhuriyet değildir. Tek partiyle Cumhuriyet idaresi olmaz. Atatürk’ün kafasında ikinci bir partiye yer yoktur. Netekim Kâzım Karabekir ve arkadaşlarının kurdukları Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na Atatürk sadece 5 ay ses çıkarmadı, sonra derhal kapattı. Sonra Atatürk’ün yakın arkadaşlarından, eski Başbakanlarımızdan Ali Fethi (Okyar) Bey’e zorla Serbest Fırka’yı kurdurttu. Ali Fethi Bey:</p>
<p>&#8211; Paşam! Ben size karşı muhalefet yapamam! diye direnmek istedi. Atatürk:</p>
<p>&#8211; Namusum ve şerefim üzerine söz veriyorum ki ben tarafsız olacağım, diye söyledi. Ali Fethi Bey ikinci bir parti kurdu. Bu sırada Türkiye’de belediye seçimleri yapıldı. Serbest Fırka 500 belediye başkanlığından sadece 41 kadarını kazandı. Kazandığı şehirler arasında Samsun da vardı. Atatürk Ankara’dan kalkıp Samsun’a gitti. Önce Samsun Valisi Kâzım Paşa’yı azarladı ve onu Bakanlık emrine aldı.</p>
<p>&#8211; Sen Samsun’da Serbest Fırka’nın kazanmasına neden göz yumdun? diyerek Samsun Valisi’ni azarladı. Sonra Serbest Fırka’dan seçim kazanan Avukat Ahmet Resaî’ye:</p>
<p>&#8211; Serbest Fırka’dan istifa ederek CHF’ye (Cumhuriyet Halk Fırkası, daha sonra “CHP” oldu) geç! diye tavsiyede bulundu. Ahmet Resaî bu teklifi kabul etmeyince Atatürk Serbest Fırka’nın kapatılmasını istedi. Fırka kapatıldı. Yeniden yapılan seçimde, Samsun Belediye Başkanlığını CHF kazandı.</p>
<p>Bunu şunun için anlatıyorum: Atatürk’ün hayatında ikinci bir partiye yer yoktur. Anlattığım konuyu merak edenler, Önder Duman’ın Canik Belediyesi Yayınları arasında çıkan Canik-Samsun’da Seçimler ve Siyaset isimli eserinin 376-377 sahifelerine bakabilirler. Serbest Fırka üç ay yaşatıldı. Tek partili Cumhuriyet olmaz. Aradan 96 yıl geçmiş olmasına rağmen ilim adamlarımız bile Atatürk düşmanlığıyla suçlanmamak için, korkularından ağızlarını açamıyorlar! Bir televizyon programında yüz binlerin karşısında Atatürk’ün üç ayrı dil anlayışı olduğunu, bunlardan ikisinin ummanları dolduracak kadar yanlış, birisinin de ufukları kucaklayacak kadar doğru olduğunu söyledim. Adeta küçük bir kıyamet koptu. Hiçbir ciddi araştırmada bulunmayan, Atatürk üzerine tek kitap olsun okumayan Atatürkçüler, beni “Atatürk düşmanı!” ilan ettiler.</p>
<p>&#8211; Atatürk yanlış yapar mı? Atatürk hata yapar mı? diye tepindiler.</p>
<p>-Elbette yapar. Çünkü Atatürk de bir insandır! diye cevap verdim. Adeta çıldırdılar. Türkiye iki ayrı yobazın kıskacı içindedir: Din yobazları ile Atatürkçülük yobazları! Atatürkçülük yobazları, din yobazlarından daha baskındırlar. Yobazlar, okumayan, araştırmayan, ama okuyanı, araştıranı, bileni en ağır kelimelerle susturmaya çalışan ahmak insanlardır. Türkçe bizim varlık sebebimizdir. Varlığımız, Türkçemizin yaşatılmasıyla mümkündür!</p>
<p>Şimdi ben burada bütün okuyan, araştıran, bilen kimseleri şahit göstererek açıklıyorum: Atatürk, Arapça ve Farsça kelimeleri sevmiyordu. Bu kelimeler dilimizden çıkarılıp atıldığı takdirde dilimizin daha da zenginleşeceğine inanıyordu. O bakımdan 1932 yılında Türk Dil Kurumu’nu kurdu.</p>
<p><strong>Kamalizm Türk’ün dinidir (!) </strong></p>
<p>Atatürk, Arapça olduğu için kendi ismini de beğenmiyordu. Yakınları ona dediler ki: “Milletimiz, İslamiyeti kabul etmeden önce yüksek duvarlı kalelere KAMAL diyordu!” Atatürk Arapça olan Kemal isminden kurtulmak için derhal adını KAMAL diye değiştirdi. Bilgisayarları olanlar bakmalıdırlar. Atatürk’ün nüfus cüzdanındaki ismi KAMAL’dır. Atatürk, 1934-35 yıllarında, ufukları kucaklayacak ölçüde dosdoğru bir dil anlayışı içinde yaşadı ve yazdı. O yeni dil anlayışını “Türkçeleşen Türkçedir” diye ifade edebiliriz. Bu görüşü 1912 yılında Selanik’te çıkardıkları Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfeddin, Ziya Gökalp, Ali Canip (Yöntem) ileri sürmüşlerdi. Atatürk’ün benimsediği çok yanlış üçüncü dil anlayışının ismi Güneş Dil Teorisi’dir. Bu görüşe göre “İlk insan Türk’tür, ilk lisan Türkçedir, bütün dünya dilleri Türkçeden doğmuşlardır!”</p>
<p>Yakup Kadri, bu görüşün: “Gayrı ciddî, gayrı aklî, gayrı mantıkî, gayrı ilmî” olduğunu söylemişti. Falih Rıfkı Atay da Çankaya kitabının 554. sahifesinde “Bu Güneş Dil Teorisi’ne hiç inanmadığını” yazmaktadır. Karaosmanoğlu, bu teoriyi ileri süren Avusturyalı Kıvergiç’i kendisinin Atatürk’e götürdüğünü söylemişti: İlk insan, Güneş’i gördüğünde ilk defa Türkçedeki ilk sesli harfi telaffuz etti ve uzatarak: “Aaa!” dedi. Sonra bu -a seslisinin yanına yumuşak (g) harfini koyarak “ağğğ” dedi. Ağ hem beyaz hem de insan demektir. Zamanla bu ağ hecesine başka heceler de ekledi: ağ+an demeye başladı. Sonra ilk insan bu hecelerden bazılarını atarak “Anğara! Angara! Angara!” diye haykırdı. Yakup Kadri der ki: “Atatürk bu açıklamaya bayıldı, bayıldı, bayıldı. Halbuki ben sanıyordum ki Kıvergiç’e diyecekti ki: “Efendi, ilk insan ile günümüz arasında elli milyon yıllık bir zaman var. Sen ne biliyorsun ilk insanın “aaa” dediğini, “ağ” dediğini? Sen o ilk insanın yanında mıydın? Elinde bir kâğıt kalem mi vardı? Söylediklerinin hiç birisi ilmî değildir. Kabul edilemez!” diyecektir. Fakat demedi. Etrafındakilere emir verdi: “İlk insanın Türk, ilk lisanın Türkçe olduğuna dair eserler yazacaksınız” dedi. Herkes Atatürk’ün gözüne girmek için uydurmaya başladı.</p>
<p>Batılıların şiddetli hücumlarına uğradık. İsmet İnönü’nün emri üzerine Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nden bu nazariye kaldırıldı. Şimdi ben, bu nazariyeyi, bizzat o fakültede okutulan ders kitabında bularak inceledim ve öğrendim. Ayrıca Yakup Kadri’yi dinledim. Okuduklarımı ve dinlediklerimi olduğu gibi anlatınca Atatürkçülük yobazları bana “Atatürk düşmanı” dediler. Türkiye’de Atatürk’e gerçekten düşman olan, heykellerine sadıran, kırıp döken insanlar vardır. Bunları katiyyen inkâr etmiyorum. 1950 yılında Demokrat Parti iktidar olunca da birtakım kimseler, Atatürk’ün heykellerine saldırdılar. 1960 yılında bomboş kafalar Menderes ve DP’yi “Atatürk düşmanlığı” ile suçlayarak iktidardan düşürdüler. O Atatürkçü kafalar Türkiye’de birtakım kimselerin, niçin Atatürk heykellerine saldırdıklarını araştırmadılar. Sadece Atatürk’e hayran olduklarını, DP’yi Atatürk sevgisiyle yıktıklarını söylediler. Bu darbecilerin, “en büyük çizmeyi Atatürk’ün giydiğine, en büyük şapkayı Atatürk’ün taktığına” inanan çocuklardan farkları yoktu.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-23642 alignleft" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233827-300x202.jpg" alt="" width="300" height="202" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233827-300x202.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233827-575x388.jpg 575w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233827-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/12/20191202_233827.jpg 578w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong><em>“Şey”i Yasaklamıştı </em></strong></p>
<p><em>Atatürk 1932-34 yılları arasında dilimizde tasfiyeci oldu. 950 yılında Müslüman olmuştuk. Bin yıldan beri İslam inancı içinde yaşıyorduk. Dolayısıyla dilimizde Arapçadan ve Farsçadan geçen çok sayıda kelime vardı. Atatürk o kelimelerin dilimizden atılmasını emretti. Hatta “şey” kelimesini bile yasakladı. O yıllar müthiş bir tasfiyecilikle geçti. Yayımlanan bazı dergilerde “Törütgen, İrde, Ertik, Kınav, Yoğal, Asığ, Aıkat, Tecim, Yeğritim, Yasav, Taplamak, Yüret, Tutaklar, Kapsıklar, İzdiş, Erge” gibi hiç kimsenin manasını bilmediği, anlamadığı, sevmediği kelimeler vardı. Falih Rıfkı Atay’ın Hürriyet Yayınları arasında çıkan Çankaya isimli eserinin 550-552. sayfalarında belirtildiği gibi Atatürk, Falıh Rıfkı Atay’a dedi ki: “Dili, bir çıkmaza saplamışızdır. Bırakırlar mı dili bu çıkmazda. Hayır! Ama ben bu işi başkalarına bırakmam. Çıkmazdan biz kurtaracağız!” Atatürk bu çok yanlı dil anlayışından vazgeçtiği için Nutuk isimli eserini de Gençliğe Hitabe’sini de yaşayan Türkçeyle yazdı.</em></p>
<p>Şimdi ben burada kendi kanaatimi açıklıyorum: Türkiye’de birtakım insanların Atatürk’e şiddetle muhalif olmalarının en büyük sebebi bizzat Atatürk’tür. Atilla Oral’ın Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu isimli çalışmasında Atatürk’ün el yazısıyla yazdığı mektuptan anlıyoruz ki Türk Tarih Kurumu Başkanlığı, okullarımızda okutulacak olan İslam tarihiyle ilgili bölümü Camiul-Ezher mezunu Zâkir Kadirî isimli birisine yazdırmış. Atatürk Zâkir Kadirî’nin Hz. Muhammed (sas) üzerine yazdıklarını okuyunca çok öfkelenmiş. Oturup Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu’na çok sert bir mektup yazmış. Zâkir Kadirî’den “cahil ve sersem Camii Ezher kaçkını” diye bahsetmiş. Atatürk mektubunda “önüme koyduğunuz örümcek Arap yazılı paçavralar üzerinde yeniden çalışmaya mecbur oldum” diyerek düşüncelerini açıkla mış.</p>
<p>Atatürk’ün öfkeli mektubundan sonra Türk Tarih Kurumu yetkilileri Hz. Muhammed’le, Kur’an’la, cinlerle ilgili açıklamaları yeniden yazmışlar. 1931 yılından 1950 yılına kadar liselerimizde okutulan Orta Zamanlar Tarihi’nin sahifelerinde Kur’an, Hz. Muhammed’in bir uydurması olarak gösterilmiş. İşte anılan tarih kitabında alelade bir insandan bahseder gibi Hz. Muhammed üzerine yapılan açıklamalardan kısa örnekler: “Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir.” (s. 90) “O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena pek iptidâi ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisine vahiy ve ilham fikri doğmuştur.” (s. 90) “Muhammed uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulu olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu.” (s. 91)</p>
<p>Nedir bu inkârlar? Bu safsatalar? Atatürk’ün ikazından sonra, Hz. Muhammed ve Kur’an üzerine böyle açıklamalar yapılınca birtakım kimseler Allah ve Peygamber yerine Atatürk’ü, Kur’an yerine Atatürk’ün eseri olan Nutuk’u koymaya çalıştılar. “Atatürk yarım ilahtır” diyenler 1926 yılında İstanbul’da Muallim Ahmet Halit Kitabevi’nde, Edirne Saylavı (milletvekili) Şeref Aykut tarafından yazılan Kamalizm (CHP Programının İzahı) adlı kitap basıldı. Aykut Kamalizm’i yeni bir din olarak gösterdi. Şu cümleler ona aittir: “Kamalizm, bunların üstünde, yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensiplerini, ekonomik temeller üzerine kuran bir dindir.” (s. 3) “Kamalizm bir dindir ki onun en büyük ve ana sıfatlarından birisi de devrimci olmasıdır.” (s. 15) “Kamalizm dininin devletçiliği şu cümlede toplanıyor.” (s. 32) Atatürk, bu kitabı yazan Şeref Aykut’u Edirne Milletvekili olarak TBMM’ye aldı. Kamalizm bir din olarak gösterilince ve Şeref Aykut milletvekili olunca, diğer dalkavuklar da sıraya girdiler.</p>
<p>Bazıları Atatürk’ü Kamalizm dininin peygamberi, bazıları (haşa) Allah’ı olarak gösterdiler. Çankaya’yı Kâbe olarak gördüler: Ne örümcek ne yosun Ne mucize ne füsun Kâbe Arab’ın olsun Çankaya bize yeter. Bu mahzumeyi yazan Kemalettin Kamu da milletvekili oldu. Sonra tarihimiz boyunca görülmeyen bir dalkavukluk yarışı başladı. İşte Aka Gündüz’ün mısraları: Atatürk’ün tapkınıyız! Her şeyde Atatürk! Yerde o! Gökte o! Denizde o! Varda o! Yokta o! Herşeyde o: Atatürk. Görünmezi görür, bilinmezi bilir, duyulmazı duyar, sezilmezi sezer. Elimizi yüzümüze, gönlümüzü özümüze kapıyoruz. Biz sana tapıyoruz, biz sana tapıyoruz! Varsın! Teksin! Yaratansın! Sana bağlanmayanlar utansın! Aka Gündüz de milletvekili yapıldı. İslamın tekbiri Allahu Ekber midir? Namaza Allahu Ekber diyerek mi başlıyoruz? Yusuf Ziya Ortaç da yeni tekbirimizi yazmakta gecikmedi: Allahu Ekber! Allahu Ekber! Ancak o var! Atatürk ekber! Ancak o var: Atatürk! Evliya O’dur, Peygamber O’dur, sanatkâr Atatürk! Tarihe hâkim, zekaya önder! Atatürk ekber! Yusuf Ziya Ortaç da milletvekili oldu. Derken Behçet Kemal Çağlar, Süleyman Çelebi’nin Hz. Muhammed (sas) için yazdığı mevlidi baştan sona kadar Atatürk için değiştirerek okumaya başladı:</p>
<p>Ol Zübeyde Mustafa’nın ânesi Ol sedeften doğdu ol dürdânesi Gün gelip oldu Rıza’dan hâmile Vakt erişti bin sekiz yüz seksene Ger dilersiz, bulasız Od’dan necât Mustafa-i bâ Kemâl’e esselât! Çağlar da milletvekili yapıldı. En Atatürkçü şairlerimizden Edip Ayel aynı şiir içinde Atatürk’ü hem Peygamber, hem de (haşa) Allah olarak gösterdi: Cennetse bu yurt, sen onu buldundu harâbe Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kabe. Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doğdun Türk ırkının en son ulu Peygamberi oldun. Ölmez bize Cennetlerin ufkundan inen ses İnsanlar ölür, Türklüğe Allah olan ölmez! Atatürk devrinde, Atatürkçüler arasında, sevgili Peygamberimizden hep: “Baldırı çıplak Arap!” diye bahsedildi. Osman Nuri Çerman isimli bir adam diyordu ki: “Takılıp gittin peşine, baldırı çıplak Arabın Sonra girdin kanına sevginin, aşkın , şarabın!” Cumhuriyet gazetesi 5 Ağustos 1935 tarihli sayısında birinci sayfasının sağ köşesinde haykırmıştı: “Atatürk yarım bir ilahtır! Türklerin babasıdır!”</p>
<p>Uğur Mumcu’nun Kazım Karabekir Açıklıyor isimli kitabında var. Ayrıca Kâzım Karabekir de açıklıyor. Atatürk, Karabekir Paşa’ya demiş ki:</p>
<p>&#8211; Karabekir, Kur’an’ı Türkçeye çevirttiriyorum. Millet okusun, o Arabın oğlunun yavelerini anlasın. Bu açıklamaları şunun için dikkatinize sunuyorum: Bugün Türkiye’de Atatürk’e muhalif bir grup varsa bunun müsebbibi bizzat Atatürk’tür. İddia ediyorum: Atatürk kendi etrafında dalkavukluk çırpınışları içinde olan o kişilere: “Kesin bu zırıltıları!” demiş olsaydı hiç kimse Atatürk’e: “Sen bizim Allahımızsın! Peygamberimizsin!” diyerek yaltaklanmayacak ve bazı kişiler Atatürk’e karşı derin kırgınlık duymayacaktı. Atatürkçülük anlatılmaz bir yobazlıkla devam ediyor. Bu dehşetli taassup herhalde 100 sene sonra ortadan kalkacaktır.</p>
<p>Derin tarih,Ekim 2019,syf.40-45</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ataturk-yobazligi/">Atatürk Yobazlığı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ataturk-yobazligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serdengeçti Osman Yüksel Neden Atatürkçü Değildi ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/serdengecti-osman-yuksel-neden-ataturkcu-degildi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/serdengecti-osman-yuksel-neden-ataturkcu-degildi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Nov 2015 17:59:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Bazı Özellikleri: İnönü Başbakanlıktan Neden Atıldı ?]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Yüksel Serdengeçti]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal ın Uğradığı Büyük Haksızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Resmî Tarih Kitabında İslâm Düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Serdengeçti Osman Yüksel Neden Atatürkçü Değildi ?]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bülent Bakiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9754</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osman Yüksel&#8217;i, 1950 yılında, Serdengeçti dergisindeki &#8220;Yıkıl­dılar&#8221; başlıklı yazısıyla tanıdım. 27 yıllık CHP iktidarının devrilme­sini, yıkılıp gitmesini müthiş bir sevinçle, aynı zamanda anlatılmaz bir öfkeyle açıklıyordu. &#8220;Yıkıldılar&#8221; yazısını okuya okuya ezberle­dim. Sonra onun yazılarının tiryakisi oldum. 1950-1956 yılları arasında Serdengeçti dergisi 11 sayı çıkabil­di. O dergileri de su içer gibi gözden geçirdim. Yüksek tahsil için [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/serdengecti-osman-yuksel-neden-ataturkcu-degildi/">Serdengeçti Osman Yüksel Neden Atatürkçü Değildi ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/11/indir2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-9757" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/11/indir2.jpg" alt="Serdengeçti Osman Yüksel Neden Atatürkçü Değildi ?" width="432" height="242" /></a></p>
<p>Osman Yüksel&#8217;i, 1950 yılında, Serdengeçti dergisindeki &#8220;Yıkıl­dılar&#8221; başlıklı yazısıyla tanıdım. 27 yıllık CHP iktidarının devrilme­sini, yıkılıp gitmesini müthiş bir sevinçle, aynı zamanda anlatılmaz bir öfkeyle açıklıyordu. &#8220;Yıkıldılar&#8221; yazısını okuya okuya ezberle­dim. Sonra onun yazılarının tiryakisi oldum.</p>
<p>1950-1956 yılları arasında Serdengeçti dergisi 11 sayı çıkabil­di. O dergileri de su içer gibi gözden geçirdim.</p>
<p>Yüksek tahsil için Ankara&#8217;ya yol hazırlığı yaparken babam beni karşısına oturttu:</p>
<p>Fakülteye kaydını yaptırdıktan sonra gidip Serdengeçti&#8217;yi gö­receksin. Selâmlarımı söyleyeceksin. Seni, Türk Ocağına götürme­sini isteyeceksin. Yeni arkadaşlarını, oradaki yaşıtların arasından seçmeni, Osman Yüksel&#8217;in çevresinden ayrılmamanı istiyorum. An­ladın mı beni, dedi.</p>
<p>Babam çok otoriter bir adamdı. Emirlerinden kıl kadar ayrıl­mamı istemezdi. Söylediklerini yerine getirdim.</p>
<p>Üniversite öğrencisiydim ama yeteri kadar okumamıştım. Anka­ra&#8217;da dinlediklerim, okuduklarım, zaman zaman beni çok şaşırtıyor­du. Meselâ Osman Yüksel, coşkun duygularla bir Türk milliyetçisi idi. Vatansever adamdı. Tarihimize ve bütün mukaddesatımıza çok bağlı  kalemdi. Ama Atatürkçü değildi. Serdengeçti&#8217;de zaman zaman</p>
<p>Atatürk&#8217;ü ve Atatürkçüleri iğneleyen, onları hafife alan yazıları çıkı yordu. Bunu anlayamıyordum. Çünkü bana göre onun da Atatürkçü olması gerekiyordu. Bir gün merakımı gidermek için sordum:</p>
<p>-Osman Ağabey, neden Atatürkçü değilsiniz?</p>
<p>-Değilim!</p>
<p>-Ama niçin? Bunu sizden öğrenmek istiyorum!</p>
<p>-Öğrenemezsin! Çünkü ilkokulda, ortaokulda, lisede sana ve arkadaşlarına hep iki kere ikinin 22 ettiğini öğrettiler. Şimdi ben sana &#8220;İki kere iki 4 eder.” deyince öğrendiklerin üzerine yıkılacak. Belki de bana inanmayacaksın. O bakımdan konuyu karıştırma. Sen Atatürkçü müsün?</p>
<p>-Elbette!</p>
<p>-Peki, sen Atatürk&#8217;ün Nutuk isimli eserini okudun mu? Kâzım Karabekir Paşa’yı, Rauf Orbay&#8217;ı, Fahrettin Altay Paşa&#8217;yı, Hüsrev Ge­rede&#8217;yi, Falih Rıfkı Atay&#8217;ı okudun mu?</p>
<p>-Okumadım.</p>
<p>-Oldu mu şimdi? Okumadan Atatürkçülük olur mu Bülent? Senin Atatürkçülüğün fasa fiso Atatürkçülüğüdür, önce, bu kişile­ri okumadan, araştırmadan Atatürk&#8217;ü anlaman, Atatürkçü olman mümkün değildir. Sonra sen, bir zamanlar okullarımızda okutulan Vatandaş İçin Medenî Bilgiler kitabını gördün mü? 1931 tarihli Ta­rih Kitabı&#8217;mızın ikinci cildini inceledin mi?</p>
<p>-Görmedim, incelemedim Osman Ağabey! Bunları ilk defa siz­den duyuyorum. Ama size söz veriyorum. Bu kitapları ilk imkânda bulup okuyacağım.</p>
<p>-Bu kitaplar okunmadan, görülmeden senin soruna cevap ve­rilemez. Önce git, bul bu kitapları. Al, getir bana. Sonra oturup ko­nuşalım seninle!</p>
<p>-Bu kitapları nereden bulabilirim?</p>
<p>-Sahaflara bakacaksın. 25 yıl önce basılan kitapları başka yer­de bulamazsın.</p>
<p>-O gün Serdengeçti bürosundan ayrılır ayrılmaz istediği iki ki­tabı bulabilmek için Adliye binası karşısındaki sahafa gittim. Ara­dığım kitapları bulamadım. Tam üç ay gidip geldim. Sonra ilk defa Medenî Bilgiler kitabını, arkasından 1931 baskılı Tarih Kitabı&#8217;nın ikinci cildini bulabildim. 0 iki kitabı Serdengeçti&#8217;nin küçücük masa­sı üzerine koyduktan sonra dedim ki:</p>
<p>-İstediğiniz kitapları bulup getirdim Osman Ağabey! Konuyu artık konuşabiliriz. Kendisi de raflardan birkaç başka kitap çıkar­dı. Aradan 60 yıl geçmesine rağmen söylediklerini hiç unutma­dım-</p>
<p>-Önce söz ver bana. Burada benden dinlediklerini şurada bu­rada katiyen söylemeyeceksin. En az 50 yıl ağzına kilit vuracaksın. Çünkü Atatürk, Türkiye&#8217;de 20.000 wolt gücünde bir cereyandır. Türkiye&#8217;de kimse Atatürk&#8217;ü yeteri kadar okumuş değil. Ama herkes Atatürkçü. Herkes ağzını Atatürk diye açıyor. Bir kısım insanlar dal­kavukluktan, bir kısım insanlar da korkularından böyle davranıyor­lar. Benden sana ağabey nasihati: Eğer bulunduğun bir toplantıda, birisi şehadet parmağını sana uzatarak dese ki: &#8220;Atatürk diyor ki: İki kere iki 179 eder!&#8221; Sakın, sakın, sakın itiraz etme. Eğer cevap vermek mecburiyetinde kalırsan de ki:</p>
<p>Ben bugüne kadar, iki kere ikinin dört ettiğini sanıyordum. Madem ki Atatürk iki kere iki 179 eder diyor. Ben de bundan sonra böyle bilir, öyle söylerim!</p>
<p>Böyle söyle ve münakaşaya girme. Yoksa adam gider seni &#8220;Ata­türk düşmanı!&#8221; diye gammazlar. Bu suçlama da senin felaketin olur. Bitirirler seni!</p>
<p>Şimdi dikkat et: Tenkitsiz siyaset, tenkitsiz ilim, tenkitsiz fikir, tenkitsiz kişi&#8230; olmaz. Tenkit, medenî düşüncenin temel aşıdır. Ama bunun tek istisnası Türkiye ve Atatürk&#8217;tür. Türkiye&#8217;de, Atatürk&#8217;ü tenkit etmenin boğaları bile böğürtecek ismi Atatürk düşmanlığı­dır. Çok dikkatli ol. Kendine sakın kıyma. Atatürk&#8217;ü tenkide kalkış­ma. O işi bizim gibi kişilere bırak!</p>
<p>&#8211; Anladım Osman Ağabey!</p>
<p>-Önce şunu özellikle belirtmek istiyorum. Millî Mücadele&#8217;mizin lideri Atatürk&#8217;tür, Kahramanlığından, vatanseverliğinden, deha de­recesindeki zekâsından hiç şüphem yok. Rauf Orbay&#8217;ı okudum. Di­yor ki: &#8220;O olmasaydı biz bu işi başaramazdık. Ama biz olmasaydık o, bu mücadeleyi yine zafere ulaştırırdı.&#8221; Benim bu değerlendirmeye hiçbir itirazım yok. Ama benim Atatürk’ün cumhuriyet anlayışıyla, dil, din, tarih&#8230; anlayışıyla bir beraberliğim de yok. Atatürk’ün kur­duğu rejime cumhuriyet diyenler var. Bunlar galiba cumhuriyetin ne demek olduğunu bilmeyenlerdir. Atatürk&#8217;ün kurduğu rejime, mutlakıyet, haydi bilemedin meşrutiyet diyebiliriz. Ama cumhuri­yet diyemeyiz. Çünkü bana göre muhalefetsiz cumhuriyet olmaz. Atatürk&#8217;ün de muhalefete katiyen tahammülü yoktu. Olur mu hiç, muhalefetsiz cumhuriyet olur mu?</p>
<p>Bak şimdi, Cumhuriyet&#8217;imiz ne zaman ilân edildi? 29 Ekim 1923&#8217;te. Pekâlâ! O Meclisteki milletvekillerini kim seçmişti? Halk mı? Hayır! Halk Partisinin büyük öncülerinden biri olan Falih Rıfkı Atay diyor kİ: &#8220;Adayları tespit eden heyet üç kişi idi: Cumhurbaşka­nı Atatürk, Başbakan İnönü ve Parti Umumi Kâtibi Recep Peker!&#8221; Başka? Başka kimse yok. Cumhuriyet rejiminde, halkımız, halk ta­rafından, halk için seçilen milletvekilleriyle idare edilecektir değil mi? Halk diyor ki ben: A/B/C isimli kişileri milletvekili seçmek is­tiyorum. Yetkili o üç kişi itiraz ediyor: &#8220;Hayır!&#8221; diyor, &#8220;Sen V/Y/Z isimli kişileri seçeceksin.&#8221; Halkın başka tercihi yok. Sandığa gidip oy kullanıyor. Oyunu nasıl veriyor biliyor musun? &#8220;Açık oy, gizli tas- nif usulüyle!&#8221; Yani halkımız, oyunu herkesin gözü önünde açık açık kullanıyor, sıra oyların sayılmasına gelince oylar gizli gizli sayılıyor. Bu nasıl cumhuriyettir?</p>
<p>Atatürk, Meclis çatısı altında da, Meclisin dışında da bir mu­halefet grubunun faaliyetine katiyen izin vermedi. Birinci TBMM, Falih Rıfkı Atay&#8217;ın gösterdiği gibi seçildi. Zamanla Mecliste iki ayrı grup teşekkül etti. Birinci gruba mensup milletvekilleri 160 kişi kadardı. Bunlar doğrudan doğruya CHP fikriyatlı kişilerdi. Bir de ikinci grup milletvekilleri vardı. Sayıları 35-40 civarınday­dı. Bunlar muhalif milletvekilleriydi. Muhalif milletvekillerinin başında Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey bulunuyordu. Müthiş bir adamdı. Denizci kurmay subaylardandı. TBMM açıldıktan bir gün sonra, arkadaşı Mehmet Akif Ersoy&#8217;la birlikte İstanbul’dan gelerek Atatürk&#8217;e katılmışlardı. Atatürk onu Trabzon, Mehmet Akif&#8217;i de Burdur milletvekili olarak Meclise almıştı. Sonra ne oldu biliyor musun? Bu Ali Şükrü Bey muhalif milletvekillerinden biri oldu. Olsun, ne var?” diyeceksin. Atatürk’ün muhalefete taham­mülü yoktu. O bakımdan Ali Şükrü Bey, Atatürk&#8217;ün Muhafız Alay Komutanı Topal Osman tarafından öldürüldü. Mecliste küçük kı­yamet koptu. Bu defa, silahlı kuvvetlerimiz Topal Osman&#8217;ı yakala­mak için harekete geçti. Topal Osman sandı ki Atatürk kendisine sahip çıkacaktır. Çıkmadı. Öfkeyle Köşk&#8217;ü basmak istedi. Başba­kan Rauf Orbay devreye girdi. Topal Osman&#8217;a dedi ki: “Bak Osman Ağa, Köşk&#8217;te kadınlar var. Bırak kadınlar çıksınlar. Sonra sen git, Gazi&#8217;yle ne işin varsa hallet. Kadınların bulunduğu yeri basmak sana yakışır mı?”</p>
<p>Topal Osman bu oyuna geldi. Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın kız kardeşinin çarşafını Atatürk&#8217;e giyindirdiler. Onu diğer kadın­larla birlikte Köşk&#8217;ten kaçırdılar. Topal Osman Köşk&#8217;e girdiği za­man Atatürk&#8217;ü bulamadı. Öfkesinden onun elbiselerini ve eşyala­rını kurşunladı. Silahlı kuvvetlerimiz, Topal Osman&#8217;ı yaralayarak teslim aldı. Sonra konuşmasın diyerek başına bir kurşun sıkarak onu öldürdüler. Eski TBMM önünde, Topal Osman&#8217;ı ayaklarından darağacına astılar da Meclis öyle sükûnet buldu. Şimdi sen, sözüm [ona bir cumhuriyet rejiminde, Atatürk’e veya onun partisine mu­halefette bulunmanın meydana getirdiği dehşetli neticeleri görü­yor musun? Bu arada, bir büyük, bir anlatılmaz, bir dehşetli facia­yı da sana hatırlatmak istiyorum. Benim Mehmet Akif Ersoy&#8217;u ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun. O bir destan adamdır. Bir karakter abidesidir. Mehmet Akif İstanbul’dan Ankara’ya Ali Şükrü Bey’le birlikte gelmişti. Ali Şükrü Bey muhalif olduğu için öldürülmüştü. Mehmet Akif&#8217;i de Atatürk, muhalif milletvekillerinden biri olarak düşündü ve Meclisi feshedince onu yeniden milletvekili yapmadı. Bir milletin İstiklâl Marşı&#8217;nı yazan, Çanakkale Zaferi&#8217;ni destanlaş­an Akif gibi bir adam sokağa atılır mı? Attılar. Sonra ona hiçbir ev et dairesinde vazife vermediler. Emekli maaşı da bağlamadılar. Peki, yedi nüfuslu Akif ne yapacaktı? Mendil açıp dilenecek miydi? Bir de tutup arkasına iki polis taktılar. Onu bir vatan haini gibi gördüler. &#8220;Sen git de biraz kumda oyna!&#8221; diyerek alaya aldılar. Mehmet Âkif de bin parçaya bölünerek Mısır&#8217;a gitmek mecburiye­tinde kaldı. Edebiyatımızın, tarihimizin yüz karası hadiselerinden biridir bu. Unutma!</p>
<p>Şimdi gelelim Cumhuriyet’imizin muhalif partilerine:</p>
<p>İlk muhalefet partisini Cunıhuriyet’in ilânından bir yıl sonra Kâzım Karabekir Paşa ve arkadaşları kurdu. Nasıl adam bu Kâzım Karabekir Paşa? Bana göre büyük vatansever. Büyük kahraman! Ve yine samimi kanaatime göre, Karabekir Paşa olmasaydı Mustafa Kemal de Atatürk olmazdı. Karabekir ve arkadaşları 1925 yılın­da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurdular. Atatürk onu ve arkadaşlarını analarından doğduklarına pişman etti. Hiçbir ilgisi olmadığı hâlde İzmir Suikastı dolayısıyla Karabekir Paşa az kalsın idam ediliyordu. Kurduğu partiye devrin iktidarı en çok beş buçuk ay tahammül edebildi. Sonra Vekiller Heyeti kararıyla Karabekir’in partisi kapatıldı. Neden? Muhalefet partisi olduğu için!</p>
<p>1925-1930 yılları arasında çok yanlışlar oldu. Yakamız bece­riksiz idarecilerin elinde kaldı. Kimse, yapılan yanlışların, görülen hırsızlıkların hesabını soramıyordu. Hadiseler yeni bir muhalefet partisinin kurulmasını zorluyordu. Atatürk de bunu gördü ve çok yakın arkadaşlarından Ali Fethi Bey’e Serbest Cumhuriyet Fırkası adıyla yeni bir parti kurdurdu. Ali Fethi Bey, Atatürk’ün özellikle­rini bildiği için önce bu işe yanaşmadı. Ama Atatürk çok ısrar etti. Böylece 1930 yılının ortalarında Serbest Fırka kuruldu. Atatürk sanıyordu ki Serbest Cumhuriyet Fırkasına rağmen halk kendisi­ne yani Cumhuriyet Halk Fırkasına oy verecektir. Düşündüğü gibi olmayınca, kuruluşundan 3,5 ay sonra Serbest Cumhuriyet Fırkası da kapatıldı. Düşün, şimdi tam 16 yıl yeniden tek parti dönemi ve bu rejimin adı da Cumhuriyet veya Atatürkçülük! Ben aklımı peynir ekmekle mi yedim? Yapılan baskılara, zulümlere, yanlışlıklara&#8230; ne­den arka çıkayım Bülent? Benim Atatürkçü olmamamın şahsî men­faatlerle hiçbir ilgisi yoktur.</p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ün Bazı Özellikleri: İnönü Başbakanlıktan Neden Atıldı ?</strong></p>
<p>Falih Rıfkı Atay diyor ki: &#8220;Ben ömrümde Atatürk kadar tartış­maya katlanan adam görmedim!&#8221;</p>
<p>Adam milyon kere yalan yazıyor. Çünkü Atatürk tartışmaya açık bir devlet adamı değildi. İşte sana Falih Rıfkı&#8217;nın Çankaya isim­li kitabından müthiş bir bölüm. Çankaya&#8217;nın 575-576. sayfalarında şöyle bir açıklama var:</p>
<p>&#8220;Atatürk bir gün Tarım Bakanı Şakir Kesebir&#8217;e soruyor:</p>
<p>Orman Çiftliği’ndeki ağaçlar neden bakımsız?</p>
<p>Kesebir’den önce araya İnönü girip cevap veriyor:</p>
<p>Sebebini adamlarınıza sorun Paşa’m!</p>
<p>Atatürk&#8217;e hiç böyle cevap verilir mi? Atatürk, Kâzım Özalp&#8217;e dö­nerek soruyor:</p>
<p>Ne olmuş buna? Yoksa içmiş mi?</p>
<p>İnönü tekrar söze karışıyor ve diyor ki:</p>
<p>Ne oldu size Paşa’m? Eskiden böyle değildiniz. Artık emirleri­nizi hep sofradan mı alacağız?&#8221;</p>
<p>İnönü&#8217;nün &#8220;sofra&#8221; dediği Çankaya’da her akşam kurulan içki sofrası. Atatürk’ün 12 yıl hizmetinde bulunan Cemal Granda isimli biri şurada, karşımda oturup bana anlattı, dedi ki:</p>
<p>&#8220;&#8230;Atatürk, her akşam ama her akşam, tek başına yarım litre Bulgar rakısı içiyordu.&#8221;</p>
<p>Yani İnönü demek istiyor ki: &#8220;Paşa&#8217;m, Meclisi açtık. Kararların orada alınması lâzım. Ama siz, Türkiye&#8217;yi bu içki masasının başın­dan idare etmek istiyorsunuz, yapmayın!&#8221;</p>
<p>Haksız mı İnönü? Çok haklı. Ama Atatürk&#8217;e böyle cevap verilir mi? Falih Rıfkı Çankaya’nın 575. sayfasında diyor ki:</p>
<p>-Ertesi gün Atatürk İstanbul’a hareket etti. Ben de yanında idim. Önce İnönü’yü çağırdı kompartımana. Kendisine:</p>
<p>Görev arkadaşlığımız bitmiştir, dedi.</p>
<p>İnönü iki eliyle yüzünü kapadı. Atatürk:</p>
<p>Dinlenmelisiniz, dedi.&#8221;</p>
<p>Ne olmuş? Ne var bunda? İnönü, Atatürk&#8217;e:</p>
<p>Eskiden böyle değildiniz! Artık emirlerinizi hep bu sofradan mı alacağız, demiş. Bu soru, bir başbakanı makamından silip sü­pürecek bir gerekçe midir? Hani Atatürk kadar tartışmaya açık bir devlet adamı yoktu?</p>
<p><strong>Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal ın Uğradığı Büyük Haksızlık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal Ankara Üniversitesinin kurulma­sında devletimize çok yardımcı oldu. Arsal, Kazan Türklerindendir biliyorsun. Atatürk de Sadri Maksudi’nin çalışmaları dolayısıyla onu Şebinkarahisar milletvekili olarak TBMM&#8217;ye aldı. Arsal’ın önüne bir gün bir kanun tasarısı geldi. Hükümet, denizcilik hizmetlerimizin gelişmesi için &#8220;Denizbank&#8221; diye bir banka kurmak istiyordu. Sadri Maksudi söz alarak dedi ki:</p>
<p>“Bu terkip, Türkçe bakımından yanlıştır. Türkçede Deniz­bank denilmez. Denizcilik Bankası veya Deniz Bankası dememiz lâzım.&#8221;</p>
<p>Teklif Atatürk&#8217;ten geliyodu. Atatürk&#8217;ün dalkavukları durumu akşam sofrasında Atatürk&#8217;e bildirdiler. Atatürk çok öfkelendi. Etra­fındakilere emir verdi:</p>
<p>&#8220;Şimdi kalkıp Ankara Radyosu’na gideceksiniz. Yayım kestire­rek mikrofonu elinize alacaksınız. Bu Sadri Maksudi Arsal&#8217;ın ne ka­dar cahil bir adam olduğunu millete anlatacaksınız.&#8221; dedi.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün emri derhâl yerine getirildi. Üstelik Sadri Maksudi milletvekilliğinden de kovuldu. Hani hayatta en hakiki mürşit ilim­di? Bir ilim adamına böyle davranılır mı?</p>
<p>(Sadri Maksudi&#8217;nin Hariciyeci kızı Adile Ayda’nın hem İş Ban­kası Yayınları arasında çıkan Bir Demet Edebiyat kitabında hem de Kültür Bakanlığı Yayınları arasında yer alan Sadri Maksudi Arsal kitabında konu aynen böyle açıklanıyor.Meraklıları bakabilirler.(Y.B.B)</p>
<p><strong>Atatürk Profesörü</strong></p>
<p>Bir insan üniversite tahsili yapmadan, asistan olmadan, doktora alışmasına başlamadan, doktorasını belirli bir ilim kurulu önünde vermeden, belirli bir süre doçent olarak çalışmadan profesör olabilir mi? Olamaz. Bunun tek istisnası Türkiye&#8217;dir. Atatürk bu çalışmaların hiçbirinden geçmeyen Abdülkadir Inan&#8217;a &#8220;Seni Dil ve Tarih Coğraf­ya Fakültesine profesör yaptım. Git, orada ders ver.&#8221; dedi. Abdülkadir İnan da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde yıllarca profesör etiketiyle ders verdi. Sağlığında hiç kimse ama hiç kimse Atatürk&#8217;ün bu tasar­rufuna itiraz edemedi. Edemezdi. Kim &#8220;Atatürk düşmanı&#8221; olarak suç­lanmak ister? Yalnız herkes kendi arasında kısık bir sesle Abdülkadirİnan’dan &#8220;Atatürk Profesörü&#8221;diye bahsetmekle yetindi.</p>
<p>Atatürk, 1938 yılında ölünce kahramanlarımız ortaya çıktılar ve Abdülkadir İnan’ın sırtındaki profesörlük cübbesini çekip aldı­lar. Hani Atatürk bize demokrasiyi getirmişti. Hani saltanattan ve sultandan kurtularak Cumhuriyet&#8217;i kurmuştuk? Bir cumhurbaşkanı ulufe dağıtır gibi şuna buna profesörlük unvanını nasıl dağıtır?</p>
<p><strong>Çankaya Köşkü&#8217;nün İkinci Katında Bir Kısrak İle Tay&#8230;</strong></p>
<p>Cemal Granda burada bana anlatmıştı. Bir gün Atatürk&#8217;e de­mişler ki:</p>
<p>Paşa&#8217;m, kısrağınız bir tay kunladı (doğurdu),</p>
<p>Atatürk içki masasının başında emretmiş:</p>
<p>Kısrağı da, tayını da alın, getirin buraya, sevelim onları!</p>
<p>Cemal Granda dedi ki tayı bir iki asker kucakladı. Merdivenlere halılar serdik. 8-10 asker de kısrağı arkadan iteklediler. Hayvanı ve tayını kan ter içinde merdivenlerden çeke çeke Atatürk&#8217;ün huzuruna çıkardık. Köşk&#8217;ün şeref salonuna getirdik. Misafirler dağıldılar. Atatürk sabaha kadar o iki atın başında kaldı.</p>
<p>(Osman Yüksel’den bu hadiseyi dinledikten 28 yıl sonra, Cemal Granda’nın Hürriyet Yayınları arasında çıkan Atatürk&#8217;ün Uşağı İdim isimli kitabını bularak okudum. Kitabın 224-225. sayfalarında hadi­se, olduğu gibi anlatılıyordu. Y.B.B.)</p>
<p>-Osman Yüksel neden Atatürkçü olmadığının başka sebeplerini de açıkladı:</p>
<p>&#8220;Atatürk, musikimizde de, dinimizde de inkılap yapmak istedi. Onun bu tavrını çok garip buluyorum. Çünkü bu özel toplantıları­mızda bizim türkülerimizi, şarkılarımızı çaldırıp söyletiyordu. Za­man zaman coşuyor, ortaya çıkarak bizim oyunlarımızı oynuyordu. Ama beri yanda &#8220;Bu bizim tek sesli musikimiz can çekişmektedir. Bu musiki mutlaka ölecek, yerine Batı’nın çok sesli musikisi gele­cektir.” diyordu. Radyolarımızda bizim musikimizi yasaklamıştı. Birtakım yetkili kişiler, Ankara’daki yabancı büyükelçiliklerin kapı­larına dayanıyor, bizim radyolarımızda çalınmak üzere adamlardan plak dileniyorlardı. Biliyor musun dünyanın hiçbir yerinde böyle yanlış, böyle faydasız, böyle imkânsız bir yol için cumhurbaşkanları önayak olmamışlardır. Her milletin kendine has, farklı bir musikisi vardır. Bir ülke, tek sesli bir musiki dünyası içinde diye geri sayıl­maz. Geri kalmaz. Bir ülkenin yükselmesi de musikisinin çok sesli olmasından ileri gelmez.</p>
<p>Atatürk bir askerdir. Musikişinas değildir. Musikiden tabii ola­rak anlamaz. Ama sandı ki Batı musikisine döndük mü kalkınacağız. Israrı yani bizim musikimizi uzun yıllar reddetmesi, yasaklaması&#8230; hiçbir fayda sağlamadı. Sonunda şöyle bir kanaate vardı: &#8220;Musikide devrim olmaz!&#8221; Olmadı. Ama o yanlış görüşün ağırlığı hâlâ üzeri­mizde. Birtakım adamlar &#8220;Atatürk, dedi ki&#8230;&#8221; diye söze başlayarak bizim musikimizi kötülemeye çalışıyorlar.</p>
<p>Şimdi gelelim dananın kuyruğunun koptuğu noktaya. Yani &#8220;Ben niçin Atatürkçü değilim?&#8221; sorusunun cevabına. Atatürkçü olmak, Atatürk gibi düşünmek, Atatürk gibi yaşamak, Atatürk gibi inan­maktır. O zaman ortaya şöyle bir soru çıkıyor, çıkmalı: Herkes mecbur mu Atatürk gibi düşünmeye, inanmaya? Ve çok önemli bir soru daha: Acaba Atatürk, her konuda doğru düşünmüş müydü? Doğru kararlar almış mıydı? Sonra bırak bunları. Hani insanların çeşitli konulardaki hürriyetleri, din ve vicdan hürriyetleri? Birtakım ham kafalarda yok böyle bir şey. Adamlara göre Atatürk ne söylemişse ölçü olarak onu dikkate alacaksın. Atatürk&#8217;ün söylediklerine kayıt­sız şartsız uydun mu Atatürkçüsün, uymadın mı Atatürk düşmanı­sın. Olur mu böyle softalık, yobazlık?</p>
<p>İşte senin alıp getirdiğin Vatandaşlar İçin Medenî Bilgiler isim­li bu kitabı, Afet İnan&#8217;a bizzat Atatürk yazdırdı. Afet İnan önceleri bir lisemizde musiki öğretmeniydi. Atatürk&#8217;ün çok yakınında oldu. Kendisinin çok güzel bir kadın olduğu doğrudur. Ama onun çok güzel bir kadın olması, bu çok önemli eseri yazmasına yol açmadı. Bu kitaptaki bilgileri bizzat Atatürk söyledi, o da kaleme aldı. Bunu kendisi de itiraf ediyor. Şimdi bu kitabın 3. sayfasında Atatürk diyor ki: &#8220;Kuvvetler ayrılığı bizim için esas değildir. Türk milletinin idare şekli kuvvetler birliği esasına dayanmaktadır.&#8221;</p>
<p>Atatürk görüldüğü gibi kesinlikle kuvvetler birliği görüşüne taraftardır. Yani istiyordu ki yasama-yargı-yürütme aynı elde top­lansın. Atatürkçü görüş bu. Ben de bu görüşün yanlış olduğuna ina­nıyorum. Çünkü bu üç kuvvetin bir elde toplanması, bizi hep büyük haksızlıklara, keyfî idarelere alıp götürür. Nitekim bütün demokra­tik ülkeler, hep kuvvetler ayrılığı esasına göre kurulmuşlardır. Şim­di kuvvetler birliği esasına evet dedin mi Atatürkçüsün! Hayır dedin mi Atatürk düşmanısın! Olur mu bu? Sonra ben kuvvetler ayrılığını şahsî çıkarlarım için mi istiyorum. Milletin huzuru, güveni, geleceği için savunuyorum. Kimsenin bunu düşündüğü yok.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün yazdırdığı bu Medenî Bilgiler kitabının 12. sayfasın­da, bizi dehşete düşüren bir büyük yanlış daha var. İşte açıklama burada. Atatürk diyor ki:</p>
<p>Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyle- yenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tab­losunda bunun aksini görmekteyiz. İslâmiyet, Türk milletinin millî hislerini, millî heyecanını uyuşturdu &#8221;</p>
<p>Atatürk katiyen doğru bir tespit içinde değil. İslâmiyet konu­sunda ben katiyen Atatürk gibi düşünmüyorum. Bizi millet hâline getiren temeller arasında İslâmiyet&#8217;in çok büyük yeri var. Atatürk daha önce İslâmiyet üzerine söylediği güzel sözlerin hepsini, bu 1931 yılı beyanıyla reddediyor.</p>
<p>Bizim milletimiz, Söğüt çevresinde kendisine verilen 1000 km<sup>2</sup>lik bir yurttan 23 milyon km<sup>2</sup>lik bir coğrafyaya yayıldığı za­man Müslüman&#8217;dı. 624 yıl hükümran olduğu zamanlarda da Müs­lüman&#8217;dı. Müslümanlık milletimizi uyuştursa idi Viyana önlerine kadar gidemezdik. Atatürk Müslümanlıkla Müslümanları birbirine karıştırıyor. Bizi uyuşturan Müslümanlık değil, bazı Müslümanlar- dır. Kemalist anlayışta İslâmiyet’in yeri yoktur. Çünkü Atatürk de tamamen pozitivist düşünceli bir kimsedir. Yani Atatürk naklî ilim­lere inanmaz, aklî ilimlere inanır. Onun için &#8220;Hayatta en hakiki mür­şit ilimdir’’diyor. Aklı başında bir Müslüman hem aklî ilimlere hem de naklî ilimlere inanır. Akıl elbette çok çok önemli. Ama akıl her meseleyi çözmeye muktedir mi? Meselâ sadece aklımıza dayana­rak; deneyleri, tecrübeleri, ilmî araştırmaları dikkate alarak hangi ilim adamı cenneti, cehennemi, öldükten sonra dirilmeyi, şeytanı ve meleği&#8230; ispat edebilir? Hz. Mevlana diyor ki: &#8220;Her konuyu, her  meseleyi sadece akılla çözmeye çalışanlar, dört ayaklarıyla bataklığa gömülen bir mandaya benzerler.’’</p>
<p><strong>Resmî Tarih Kitabında İslâm Düşmanlığı</strong></p>
<p><strong>Kur&#8217;an&#8217;a ve Peygambere Bakış</strong></p>
<p>Şimdi sırada, senin alıp getirdiğin, bizim 1931-1950 yılları ara­sında liselerimizde okuttuğumuz resmî tarih kitabımız var. Gel bu­rada bana bu tarih kitabının 89-90-91. sayfalarında işaretlediğim bölümleri oku bakalım yüksek sesle:</p>
<p><strong>Muhammed&#8217;in Dâveti:</strong></p>
<p>Muhammed 40 yaşına geldiği zaman, vatandaşlarını kendinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı bir dine davete başladı. Muham­med&#8217;in dâvet ettiği bu dine Islâm denilmiştir.&#8221;</p>
<p>-Dikkat et! Kur’an, vahiy yoluyla gelmemiş de Hz. Peygamber İslâmiyet&#8217;i kendisi uydurmuştur, deniliyor. İnkârdır bu! Küfürdür. İslâmiyet’i hafife almaktır. &#8220;Kur&#8217;an ve Vahiy” başlığı altında ne var:</p>
<p>&#8220;Kur&#8217;an, Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaptır.O, Arapların ahlâk ve âdetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tehna yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur.&#8221; İslâm Tarihi, s.90</p>
<p>-Dikkat et! Resmî tarihimiz Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i doğrudan doğruya Hz. Peygamber&#8217;in bir uydurması olarak kabul ediyor. Hâlbuki bizim inancımıza göre, Kur’an baştan sona Allah kelamıdır. İçinde Pey- gamber&#8217;imize ait tek bir kelime yoktur. Şimdi bir de bana &#8220;İlk Vahiy&#8221; bölümünü oku bakayım! Kitabın 91. sayfasında neler yazıyor?</p>
<p>&#8220;Muhammed, uzun devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetle­ri, lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu. Bununla beraber, ken­disini tahrik eden kuvvetin, tabiat fevkinde bir mevcudiyet olduğuna samimi surette kani idi.&#8221;</p>
<p>-Şimdi Yavuz Bülent, git İslâmiyet&#8217;i bir parçacık bilen kırk kişiy­le konuş. Bu bizim resmî tarihimizdeki yazılanlara inananlara kâfir denilir. Ben, şunun bunun inanmamasına katiyen karışmam. Benim inanmak hakkım kadar, başkalarının da inanmama hakkı vardır. Ve dinimizde katiyen zorlama yoktur. Ama şimdi ben mecbur muyum bu saçmalıklara inanarak gâvur olmaya?</p>
<p>-Kim yazdı Osman Ağabey bu Orta Zamanlar Tarihi&#8217;ni?</p>
<p>-İsimleri kitabın baş tarafında var. Bunlar Atatürk&#8217;ün en yakın arkadaşları. Oku oradan o isimleri birer birer. Bunların hepsi hem cHP milletvekili hem de Türk Tarih Kurumu üyesi.</p>
<p>Tevfik Bey Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri, Samih Rıfat Bey,Prof. Akçuraoğlu Yusuf Bey, Dr. Reşid Galip Bey, Hasan Cemil Bey, Afet Hanımefendi, İsmail Hakkı Bey, Reşid Saffet Bey, Prof. Sad­ri Maksudi Bey, Prof. Şemsettin Günaltay, Prof. Yusuf Ziya Bey.</p>
<p>Atatürkçü olmak, Atatürk gibi düşünmek, Atatürk gibi inanmak demektir. Ben Atatürk gibi değil, bir Müslüman gibi düşünmek istiyorum.</p>
<p>Şimdi ben niçin bütün ahiretini inkâr ederek, küfre saplanarak Atatürkçülük ismi altında ileri sürülen bu küfür batağına düşeyim Bülent?</p>
<p>-Doğrusu bunların hiçbirini bilmiyordum Osman Ağabey. Bun­ları ilk defa bugün burada sizden dinliyor, öğreniyorum.</p>
<p>-Kemalist geçinenlerimizin en az %95&#8217;i bu gerçekleri bilmiyor­lar. Herkes uydum kalabalığa havasında.</p>
<p>Şimdi sana bir de Türk&#8217;ün Amentü&#8217;sünü okumak istiyorum. İs­lâm&#8217;ın Amentü&#8217;sünde imanın altı şartı sıralanmıştır. Bir Müslüman İslâm&#8217;ın Amentü&#8217;süyle bildiğin gibi &#8220;Allah&#8217;ın meleklerine, kitapları­na, peygamberlerine, ahiret gününe, hayrın ve şerrin Allah&#8217;tan gel­diğine ve Hz. Peygamber&#8217;in Allah&#8217;ın kulu ve elçisi olduğuna iman ettiğini&#8221; söyler. Bunları diliyle söyler, kalbiyle tasdik eder. Bu altı esastan bir tekini bile inkâr etmek, insanı küfre götürür. Bak şimdi, İslâm&#8217;ın Amentü&#8217;süne karşı 1928 yılında Hâkimiyet-i Millîye Mat­baasında bir de Türk’ün yeni Amentü&#8217;sü basıldı ve satıldı. Geliri Tayyare Cemiyetine bırakıldı. Türk&#8217;ün yeni Amentü&#8217;sü ise kelimesi kelimesine şöyle:</p>
<p>&#8220;Kahramanlığın örneği olan, vatanın istiklâlini yoktan var eden Mustafa Kemal&#8217;e / Onun cengâver ordusuna / Yüce kanunlarına / Mücahit analarına / Ve Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim! / İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine / Büyük milletimin medenî cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset dasitanla­rıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordularının birliğine / Ve Gazi&#8217;nin Allah&#8217;ın en sevgili kulu olduğuna, bütün hulus-i kalbimleşehadet ede­rim, eylerim!&#8221;</p>
<p>“Nedir bunlar? Laiklik mi bu? Modern düşünce mi? İnsan uta­nır be böyle saçmalıklarla milletin kafasını bulandırmaya! Bu saç­malıklara inanmak Atatürkçülük ise ben milyon kere, milyar kere Atatürkçü değilim.</p>
<p>Görüyorsun Yavuz Bülent, Cumhuriyet&#8217;imizin ilânından sonra bazı imansız ve idraksiz kişiler Allah&#8217;ı inkâr ettiler. Peygamber&#8217;imizi uydurmacılıkla suçladılar. Kur&#8217;an&#8217;ı onun hayal dünyasından kopup gelen saçma sapan bir kitap olarak gösterdiler. Bazı kişiler Atatürk&#8217;ü Allah gibi, peygamber gibi gösterdiler. Bazı kişiler Atatürk’e hem Al­lah hem peygamber dediler. Kemalizmi İslâmiyet&#8217;in yerine koymaya çalıştılar. Bazı dalkavuklar, yeni Kâbe&#8217;mizin artık Çankaya olduğunu ileri sürdüler. O kadar ileri gittiler ki Sevgili Peygamber&#8217;imiz İçin Sü­leyman Çelebi&#8217;nin yazığı Mevlüd&#8217;ü Atatürk üzerine çevirdiler.</p>
<p>Bizim 624 yıllık bir Osmanlı İmparatorluğu devrimiz var. O süre içinde 36 padişah geldi, geçti. Aç, oku, araştır&#8230; göreceksin. Bazı şairlerimiz, o padişahlarımız için methiyeler yazdılar. Fakat o 624 yıllık dönemde, ilaç için bir tek şairimiz, edibimiz şu veya bu pa­dişahımız için &#8220;Sen bizim peygamberimizsin! Sen bizim Tanrı&#8217;mız- sın! Allah&#8217;ımızsın!&#8221; diyerek dalkavukluk yapmadı. Ama tarihimizin en utandırıcı dalkavukluk şairleri Cumhuriyet devrimizde yetişti. O dalkavuk ve küfür edebiyatı, bir koca cilt olacak kadar çeşitlidir. Şu herzeler onların kalemlerindendir:</p>
<p><strong>İşte Kemalettin Kamu&#8217;nun şiiri:</strong></p>
<p>&#8220;Ne örümcek ne yosun Ne mucize ne füsun Kabe Arab’ın olsun Çankaya bize yeter.”</p>
<p><strong>İşte Behçet Kemal Çağlar ın çığlıkları.</strong></p>
<p>“Atatürk dendi mi dolar gözümüz Atatürk&#8230; Atatürk bu baş sözümüz Yola düşer birden açtığın izde Adın besmeledir her işimizde Açar al gülümüz her son baharda Yarın bir iskelet olsak mezarda Atatürk çağrışır kemiklerimiz Nimetinle dolu iliklerimiz&#8230;”</p>
<p><em><br />
</em><strong>İşte İlhami Bekir&#8217;in çığlığı:</strong></p>
<p>&#8220;İlk adam Mavi gözlerle Baktı toprağa</p>
<p>Toprağın haritasını çizdi bayrağa Allah değil, o yazdı Alın yazımızı&#8221;</p>
<p>***</p>
<p>İşte Faruk Nafiz Çamlıbel’den şaşırtan bir iddia:</p>
<p>“On milyon bel iki kat olmuşken eğilmeden Onda on beş milyonun boyu birden uzadı. Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden Taptığımız ne varsa, hepsi onda şekil aldı.&#8221;</p>
<p>Yusuf Ziya Ortaç da olaylardan geri kalmadı:</p>
<p>“Topladı avucunda yıldırımı, şimşeği Yoktan var ediyordu, Tanrı gibi her şeyi&#8221;</p>
<p>Nurettin Artam kendisine yeni bir Tanrı buldu:</p>
<p>&#8220;Her zaman ırkıma büyük başAta&#8217;m Tanrılaş gönlümde, Tanrılaş Ata&#8217;m&#8221;</p>
<p>Ömer Medrettin Uşaklı diyor ki:</p>
<p>&#8220;Bir güneş gibi yalnız Sensiz ülkü Tanrımız</p>
<p><em><br />
</em></p>
<p>Vasfı Mahir Kocatürk’e bak şimdi:</p>
<p>&#8220;Peygamber tanrısına duymadı bu hasreti Vermedi bu kudreti Tanrı peygamberine.</p>
<p>Benzedi ıstırabım Allah&#8217;ın kederine&#8221;</p>
<p>***</p>
<p>Edip Ayel, Ataütrk&#8217;e hem Allah hem de peygamber dedi:</p>
<p>&#8220;Cennetse bu yurt sen onu buldundu harabe Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kâbe.</p>
<p>Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun.</p>
<p>Türk ırkının en son ulu peygamberi oldun.</p>
<p>Tutsak seni lâyık yüce Tanrı&#8217;yla müsavi Toprak olamaz kalp doğabilmişse semavi ölmez bize cennetlerin ufkundan inen ses İnsanlar ölür, Türklüğe Allah olan ölmez&#8221;</p>
<p>Bir ara Behçet Kemal Çağlar, katıldığı her toplantıda kürsüye çıkıyor, mahalle tellallarının rahatlığı içinde, Süleyman Çelebi’nin ruhunu tepeleyerek Atatürk için yazdığı yeni Mevlüd&#8217;ü okuyordu:</p>
<p>&#8220;0l Zübeyde Mustafa&#8217;nın ânesi Ol sedeften doğdu ol dür dânesi.</p>
<p>Gün gelip oldu Rıza&#8217;dan hâmile Vakt erişte hafta vü eyyam ile.</p>
<p>Ger dilersiz bulasız od&#8217;dan necat Mustafa&#8217;yı bâ Kemal&#8217;e esselât&#8221;</p>
<p>Behçet Kemal Çağlar’m bu yeni Mevlüd’ü tam beş yüz mısra ile kamburlaşıyordu. Dinleyenler, içlerinden ona da, Atatürk’e de bırak saiavat getirmeyi, sövüyorlardı.</p>
<p>&#8211; Çok şaşırdım Osman Ağabey. Atatürk kendisi için böyle şiirler yazan o dalkavuklar sınıfına kızmıyor muydu?</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Ne kızması yahu? Aksine çok memnun oluyordu. Bu adamlar el üstünde tutuluyordu. Kemalettin Kamu da, Behçet Kemal Çağlar da onun partisinin milletvekilleriydi. Atatürk, o dalkavuklar sınıfı­na kaşlarını çatarak &#8220;Kesin ulan bu zırıltıyı dırıltıyı!&#8221; deseydi bir tek kişi bile bu saçmalıklarla onun karşısında secdeye kapanamazdı. Aksine Atatürk böylesi şiirlerden çok memnun oluyordu. Çünkü o İslâmiyet&#8217;i kaldırmak, Kamalizmi yeni bir din olarak yerleştirmek istiyordu. Sen, Edirne Milletvekili Şeref Aykut&#8217;un 1936 yılında yazıp bastırdığı Kamalizm isimli kitabı okumadın mı?</p>
<p>Okumadım Osman Ağabey!</p>
<p>Şimdi sana kızmaya başlıyorum ha! Neyi sorsam okumadım diyorsun. Okumadım! Okumadım! Okumadım! Sen ne biçim Ata­türkçüsün? CHP Milletvekili Şeref Aykut o kitabında &#8220;Kamalizm bütün dinlerin üstünde bir yaşamak dinidir.&#8221; diyor ve partinin altı okunu, Kamalizm dininin altı temeli olarak gösteriyor. Ve Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan yeni lügatlerde, Kamalizm, Türk ulu­sunun yeni dini olarak açıklanıyordu. Okumadın mı?</p>
<p>Yavuz Bülent Bakiler, Hatıralar Işığında Cumhuriyet Tarihi Okumaları 3</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/serdengecti-osman-yuksel-neden-ataturkcu-degildi/">Serdengeçti Osman Yüksel Neden Atatürkçü Değildi ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/serdengecti-osman-yuksel-neden-ataturkcu-degildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>64.000 Kişinin Kafatasını Kim Ölçtü?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/64-000-kisinin-kafatasini-kim-olctu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/64-000-kisinin-kafatasini-kim-olctu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jan 2013 21:51:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[64.000 Kişinin Kafatasını Kim Ölçtü?]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ırkı]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bülent Bakiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=373</guid>

					<description><![CDATA[<p>Süleyman Yeşilyurt, yeni bir kitap yazmış: “Dersim Ermenisi Yemuş Hanımın Oğlu Çarkçı Kemal” Kitapta, Çarkçı Kemal diye bahsedilen kişi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu imiş. 100 bin adet basılan o kitabı daha görmedim. Yalnız, Adem Demir’in, Süleyman Yeşilyurt’la yaptığı röportajı, evvelki günkü Türkiye’de okudum. Yeşilyurt diyor ki: “1936 senesinde, İsmet İnönü’nün talimatıyla, Türkiye 10 bölgeye [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/64-000-kisinin-kafatasini-kim-olctu/">64.000 Kişinin Kafatasını Kim Ölçtü?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-374" src="http://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/01/267228_183343371721249_8205145_n.jpg" alt="64.000 Kişinin Kafatasını Kim Ölçtü?" width="317" height="255" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/01/267228_183343371721249_8205145_n.jpg 560w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/01/267228_183343371721249_8205145_n-300x241.jpg 300w" sizes="(max-width: 317px) 100vw, 317px" /><br />
Süleyman Yeşilyurt, yeni bir kitap yazmış: “Dersim Ermenisi Yemuş Hanımın Oğlu Çarkçı Kemal” Kitapta, Çarkçı Kemal diye bahsedilen kişi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu imiş.</p>
<p>100 bin adet basılan o kitabı daha görmedim. Yalnız, Adem Demir’in, Süleyman Yeşilyurt’la yaptığı röportajı, evvelki günkü Türkiye’de okudum. Yeşilyurt diyor ki:</p>
<p>“1936 senesinde, İsmet İnönü’nün talimatıyla, Türkiye 10 bölgeye ayrılıyor ve 64 bin kişinin kafatası ölçülüyor. Bunlara, Mimar Sinan’ın kafatasının mezardan çıkarılıp ölçülmesi de dahildir. Türkiye’de soy-soptan bahseden ilk parti CHP’dir. Bu rezalet, ilk ve son defa onların döneminde yapılmıştır.”</p>
<p>Bu iddianın doğru tarafları da var; yanlış tarafları da. 1931 yılında Devlet Matbaasında 30.000 adet bastırılan ve 1950 yılına kadar liselerimizde okutulan 4 ciltlik tarih kitabının ilk cildinin sonunda, bir insan ve bir goril iskeletinin resimleri yan yana duruyor. O tarih kitabının 5. sayfasında, insanlarla maymunların müşterek bir soydan geldikleri yazılı. Tarih kitabının 15. sahifesinden itibaren ırk konusu işlenmektedir. 5. ve 6. resimlerde Brakisefal ve Dolikosefal kafatasları gösterilmektedir.</p>
<p>Resmî tarihimizin 20. sayfasında denilmektedir ki:</p>
<p>“Tarihin en büyük cereyanlarını yaratmış olan Türk ırkı, benliğini en çok muhafaza etmiş bir ırktır. Bütün tarihte, böyle büyük bir ırkı, bir millet halinde görmek, bilhassa zamanımızdaki insan heyetlerinin pek çoğuna nasip olmayan büyük bir kuvvet ve büyük bir şereftir.”</p>
<p>Ben, o tarih kitabındaki: “İnsanlarla maymunların müşterek bir soydan geldiklerine dair” iddiaya kat’iyyen ama kat’iyyen katılmıyorum. Ama Türk ırkına dair yazılan cümlelere, bütün varlığımla selâm duruyorum. Dünyada, kendi soyunu-sopunu sevmeyen, acaba kaç kişi vardır? Bizim bir atasözümüzde belirtildiği gibi: “Aslını inkâr eden haramzadedir!”</p>
<p>1936 yılında, 64 bin kişinin kafataslarının ölçüldüğü doğrudur. Ama böyle bir çalışmayı İsmet İnönü’nün başlattığı tamamen yanlıştır. Böyle bir teklif, Âfet İnan‘a, bizzat Atatürk tarafından yapılmıştır. Âfet İnan da bu büyük işe, Prof. Dr. Eugene Pittard ile birlikte başlamıştır. Nitekim hem Âfet İnan, hem de Prof. Pittard, 1947 yılında, Türk Tarih Kurumunun 15 numaralı yayını olarak çıkan malum eserde, bu hususu açıkça ve iftiharla belirtmişlerdir.</p>
<p>Ama Süleyman Yeşilyurt, herhalde “Atatürk’ü Koruma Kanunu”na çarpmamak için, bu işi tamamen İnönü’nün üstüne yıkmak istemiştir. Yeşilyurt, 1936 yılında, soyumuzun bazı özelliklerinin araştırılmasını rezalet sayıyor. Bu iddiayı da anlayabilmiş değilim. Milletimizin çeşitli özelliklerini araştırmak, bilmek neden rezalet olsun? Dünyada bir Montofon ineğinin, bir legorn tavuğunun bile ırkî özellikleri ilim adamlarıyla birer birer tespit edilmedi mi? Yani Türk ırkı, bir Montofon ineğinden, bir legorn tavuğundan daha mı önemsizdir?</p>
<p>Ben doğrusu bilmiyorum; Süleyman Yeşilyurt’tan şunu öğrenmek istiyorum: Bu 64.000 kişinin kafatasları ölçüldükten sonra, Türkiye’de kime: “Senin kafatasın Türk’ün Brakisefal kafatasına benzemiyor” denilerek ayırımcılık yapılmış, vatandaş sayılmamıştır?</p>
<p>Ben, ömrümün hiçbir devresinde CHP’ye yakın olmadım. Soyla-sopla ilgilenmek rezalet ise, Süleyman Yeşilyurt, neden Kemal Kılıçdaroğlu’nun soyuyla-sopuyla uğraşıyor? Dünyada kim annesini babasını ve ırkını seçerek doğmuştur Yeşilyurt birilerinin ekmeğine yağ sürdüğünün farkında değil midir?</p>
<p>Yavuz Bülent Bakiler</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/64-000-kisinin-kafatasini-kim-olctu/">64.000 Kişinin Kafatasını Kim Ölçtü?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/64-000-kisinin-kafatasini-kim-olctu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
