<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Vehhabiler | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/vehhabiler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Oct 2017 11:10:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Vehhabiler | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Muhammed B. Abdilvehhâb ve Tekfir</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/muhammed-b-abdilvehhab-ve-tekfir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/muhammed-b-abdilvehhab-ve-tekfir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2015 17:25:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebubekir Sifil]]></category>
		<category><![CDATA[Tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed B. Abdilvehhâb ve Tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[Tekfircilik]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdet Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Vehhabi İdeolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Vehhabiler]]></category>
		<category><![CDATA[Vehhabilerin Tekfirciliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3213</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanımızın kendine yabancılaştırıldığı modern dönemde, kendi değerlerinin uzağına savrulmuş genç neslin bir kesimi can simidi olarak Vehhâbî akidesine sığınıyor. Kendisine okunan bir-iki ayet, bir-iki hadis ve sözüm ona Selef&#8217;ten nakledilen bir-iki anekdot, asırlar boyu en temel varlık alanını oluşturmuş bulunan Ehl-i Sünnet akidesini terk edip Vehhâbî ideolojisine kayması için fazlasıyla yeterli oluyor. Oysa kendisine okunan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muhammed-b-abdilvehhab-ve-tekfir/">Muhammed B. Abdilvehhâb ve Tekfir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/muhammed-b-abdilvehhab-ve-tekfir/ebubekir-sifil-250x250/" rel="attachment wp-att-17852"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17852" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ebubekir-sifil-250x250-1.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ebubekir-sifil-250x250-1.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ebubekir-sifil-250x250-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a></p>
<p>İnsanımızın kendine yabancılaştırıldığı modern dönemde, kendi değerlerinin uzağına savrulmuş genç neslin bir kesimi can simidi olarak Vehhâbî akidesine sığınıyor. Kendisine okunan bir-iki ayet, bir-iki hadis ve sözüm ona Selef&#8217;ten nakledilen bir-iki anekdot, asırlar boyu en temel varlık alanını oluşturmuş bulunan Ehl-i Sünnet akidesini terk edip Vehhâbî ideolojisine kayması için fazlasıyla yeterli oluyor.</p>
<p>Oysa kendisine okunan ayetlerin delalet, hadislerinse hem sübut hem delalet yönünden arz ettiği durum kendisine belletildiğinin aksini ifade ediyor. Meselenin bu boyutu uzun izahat istediği ve bu yazıda bir başka noktayı ele almak niyetinde olduğum için oraya girmeyeceğim.</p>
<p>Bu ülkeye tekfirci zihniyet Suud ideolojisi üzerinden girdi. Oraya &#8220;ilim öğrenmek&#8221; için giden/gönderilen gençler, oradan &#8220;akide&#8221; öğrenip döndüler. Biz medreselerin köküne kibrit suyu döktüğümüz için &#8220;dini başka ülkelerden öğrenme&#8221; gibi bir garabet çıkmıştı ortaya çünkü.</p>
<p>Gençlerimiz oralara gittiler. Aldıkları eğitimle kafaları yeniden formatlandı; memleketlerine döndüklerinde artık onlar birer &#8220;davetçi&#8221; idi! Asırların birikimi üzerinde oturduğu halde bilinçli olarak cahil bırakılmış insanımıza yönelik &#8220;davet&#8221;lerinin ilk adımı şu oluyordu genellikle: &#8220;Siz aslında müşriksiniz. Tevhid&#8217;i bilmiyorsunuz. Biz şimdi size nasıl mü&#8217;min olacağınızı öğreteceğiz.&#8221;</p>
<p>Mekke müşrikleriyle kurulan paralellikler, onlar hakkında inmiş ayetlerin Müslümanlara yönelik birer silah olarak devreye sokulmasını da beraberinde getirdi. &#8220;Tevhid&#8217;i anlamak için önce müşrik olduğunuzu kabul etmelisiniz&#8221; demeye getiriyorlardı.</p>
<p>İşin enteresan kısmı: Bunu yaparken, kendilerine öğretilen ideolojinin müessisi Muhammed B. Abdilvehhâb&#8217;ın gerçek yüzü, fikirlerinin hakikati konusunda genellikle dürüst davranmadılar. Onun aslında &#8220;tekfirci&#8221; olmadığını ispat sadedinde bilerek ya da bilmeyerek yapmadıkları tevil kalmadı.</p>
<p>Oysa gerek kendi eserleri, gerek ed-Düreru&#8217;s-Seniyye isimli derleme, gerekse İbn Beşîr ve İbn Ğannâm gibi o ideolojiye mensup tarihçilerin yazdıkları elimizde. Bütün bu eserler gerçeği bütün çıplaklığıyla haykırıyorken Muhammed B. Abdilvehhâb&#8217;ın Ümmet&#8217;i tekfir etmediğini nasıl söyleyebiliyorlar, hayret etmemek elde değil.</p>
<p>Şu ifadeler bizzat Muhammed B. Abdilvehhâb&#8217;ın kaleminden: &#8220;Size kendimden haber veriyorum.</p>
<p>Kendisinden başka ilah olmayan Allah adına yemin ederek diyorum ki, ilim öğrenmek için yola çıktım; beni tanıyanlar bilgili olduğumu sanıyorlardı. Oysa Allah&#8217;ın lütfettiği bu hayırdan1 önce ben Lâ ilâhe illallâh&#8217;ın manasını da bilmiyordum; İslam Dini&#8217;ni de. Hocalarım da aynı şekilde. Onlar arasında bunu bilen hiç kimse yoktu. Dünyadaki alimlerden, bu vakitten önce Lâ ilâhe illallâh&#8217;ın manasını ve İslam Dini&#8217;ni bildiğini iddia eden kimse yalan söylemiş, iiftira etmiştir! İnsanları aldatmıştır…&#8221;2</p>
<p>&#8220;Bilgi sahibi olan herkesin şu ikrarından haberdar oldunuz: İnsanlara beyan ettiğimiz Tevhid, Allah&#8217;ın, peygamberlerini tebliği için gönderdiği dindir. İnsanların çoğunluğunun inandığı itikatlar, Allah Teala&#8217;nın, &#8220;Kim Allah&#8217;a şirk koşarsa (bilsin ki) Allah cenneti ona haram kılmıştır. Onun varacağı yer ateştir&#8221;(5/el-Mâide, 72) ayetinde zikrettiği şirktir.</p>
<p>&#8220;Mekke&#8217;de, Medine&#8217;de, Mısır&#8217;da, Şam&#8217;da ve diğer yerlerde şu ana kadar işlendiğini bu kitapta zikrettiğimiz şeyler, kişinin kanını mübah kılan ve cehennemde ebedî olarak kalmayı gerektiren şirktir. Her kim bu dine girmez, onunla amel etmez, bu dinin dostlarına dostluk, düşmanlarına düşmanlık göstermezse, o kimse Allah&#8217;ı ve ahiret gününü inkâr eden kâfirdir. Müslümanların imamına ve Müslümanlara, böyle kimselerle cihad etmek ve onları öldürmek vaciptir. Ta ki tevbe edene kadar.&#8221;3</p>
<p>Bu sarih ifadeler Muhammed B. Abdilvehhâb ideolojisinin &#8220;tekfirci&#8221; olup olmadığını açık bir şekilde ortaya koyuyor. Verilebilecek yüzlerce örnekten sadece birkaçı bunlar. Arzu edenler için daha fazlasını da ortaya koyabilirim.esini göstererek.</p>
<p><strong>Ebubekir Sifil, Vahdet Gazetesi</strong></p>
<p>1 &#8220;Tevhid inancı&#8221; adına binlerce insanı tekfir edip kanını akıttığı  ideolojiyi kast ediyor.</p>
<p>2 ed-Düreru&#8217;s-Seniyye, XIII, 48.</p>
<p>3 ed-Düreru&#8217;s-Seniyye, I, 65-6.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muhammed-b-abdilvehhab-ve-tekfir/">Muhammed B. Abdilvehhâb ve Tekfir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/muhammed-b-abdilvehhab-ve-tekfir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vehhabilerin Tevhide Bakışı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/vehhabilerin-tevhide-bakisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/vehhabilerin-tevhide-bakisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2014 10:28:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Kırkıncı Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Vehhabiler]]></category>
		<category><![CDATA[Vehhabilerin Tevhide Bakışı]]></category>
		<category><![CDATA[Vehhabiliğin Dine Bakışı]]></category>
		<category><![CDATA[vehhabilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1650</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vehhabilerin temeli, üç meseledir. 1&#8211; Amel, imanın parçasıdır, azalır çoğalır. Bir farzı yapmayan, mesela farz olduğuna inandığı halde, tembellikle namaz kılmayan kimse kâfir olur. Bu kişi öldürülür, malları da vehhabilere taksim edilir. 2&#8211; Peygamberlerin ve evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, onların kabirlerini ziyaret edip, onları vesile ederek dua eden kâfir olur.  Zira kabirde olandan ve işitmeyen [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/vehhabilerin-tevhide-bakisi/">Vehhabilerin Tevhide Bakışı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="color: #402000;"><b><a href="http://ilimcephesi.com/vehhabilerin-tevhide-bakisi/787220_6c817025d730b5844d5598977c7d320b/" rel="attachment wp-att-16650"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16650" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/787220_6c817025d730b5844d5598977c7d320b.jpg" alt="" width="413" height="267" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/787220_6c817025d730b5844d5598977c7d320b.jpg 502w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/787220_6c817025d730b5844d5598977c7d320b-300x194.jpg 300w" sizes="(max-width: 413px) 100vw, 413px" /></a></b></p>
<p style="color: #402000;"><b>Vehhabilerin temeli, üç meseledir.</b></p>
<p style="color: #402000;"><strong>1</strong>&#8211; Amel, imanın parçasıdır, azalır çoğalır. Bir farzı yapmayan, mesela farz olduğuna inandığı halde, tembellikle namaz kılmayan kimse kâfir olur. Bu kişi öldürülür, malları da vehhabilere taksim edilir.</p>
<p style="color: #402000;"><strong>2</strong>&#8211; Peygamberlerin ve evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, onların kabirlerini ziyaret edip, onları vesile ederek dua eden kâfir olur.  Zira kabirde olandan ve işitmeyen kimseden yardım istemek şirktir. Ölen kimse ile uzakta olan biri, işitmez ve cevap vermez. Bunların hiç kimseye faydası veya zararı olmaz. Ölmüş peygamberden de bir şey istemek şirktir.</p>
<p style="color: #402000;"><strong>3</strong>&#8211; Mezarlar üzerine türbe yapmak, oralarda namaz kılmak ve ölülerin ruhlarına sadaka adamak caiz değildir. Haremeyn halkı şimdiye kadar kubbelere, duvarlara tapındı. Bunların kestikleri yenmez. Onları öldürmek ve mallarını yağma etmek helaldir.</p>
<p style="color: #402000;"> Vehhabiler şefaat, tevessül ve keramet gibi meseleleri tevhid inancına muhalif olduğu gerekçesiyle kabul etmemekte ve bunları kabul eden Müslümanları tekfirle itham etmektedirler. Bu ise <strong>tehlikelerin en büyüğü ve en şen’îdir. Vehhabiler bu görüşleriyle de Ehl-i Sünnet’ten ayrılmaktadırlar. Eğer bir Müslüman’ın bunlardan dolayı şirke girmesi lazım geliyorsa, namazını kılan ve her tahiyyatta Resul-i Ekreme, “Esselamü aleyke eyyühennebiyyü.” diye hitap eden bütün Müslümanların da şirke girmesi iktiza eder ki, o zaman vehhabîler de bu hükmün şümulünden hariç kalamazlar. Bu durum onların itikat ve iddiaları çürütmektedir.</strong></p>
<p style="color: #402000;">Ehl-i Sünnet kelamcılarının büyük çoğunluğuna göre “tevhîd”, Cenab-ı Hakk’ın zatının, sıfatlarının ve fiillerinin bir olması; eşinin, benzerinin ve ortağının bulunmaması demektir. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyurur: <i>“Allah, kendisine şirk koşmayı asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediğine bağışlar.</i>”[1]</p>
<p style="color: #402000;"><i>“(Ey Muhammed!) Yüzünü Hanife (Allah’ın birliğini tanıyana) yöneltmiş olarak dîne çevir, sakın puta tapanlardan olma; Allah’tan başkasına fayda da zarar da veremeyecek olan şeylere yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz zalimlerden olursun, denildi, Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O’ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse, O’nun nimetini engelleyecek yoktur&#8230;</i>”[2]</p>
<p style="color: #402000;"> Bu ayetler,  Cenab-ı Hakk’ın varlığını ve birliğini ifade etmektedir. Abdülvehhap’a göre; “Tevhit, kalple, lisanla ve amelle olmalıdır. Bunlardan birisi eksik olursa, insan Müslüman sayılmaz.”[3]</p>
<p style="color: #402000;">O, bu sert ve katı tutumuyla Haricîleri taklit etmektedir. Bilindiği gibi Haricîler de, Vehhabiler gibi, amel etmeyi imana dâhil saymış; namaz, oruç, hac ve zekât gibi emirleri yeri­ne getirmeyenleri küfürle itham etmişlerdir. Nitekim, 20 Mayıs 1802 tarihli Hatt-ı Hümâyunda özetlendiğine göre Vehhabiler amelin imanın bir parçası olduğu hususunda İbn Teymiye’ye uyarlar ve onlara göre farz olanları tembellikle veya inkâr için terk eden kimse kâfirdir, mal ve kanla­rı helâldir.” derler. Vehhabiler, amelin imanın bir parçası olduğuna inandıkları için, farzlardan birini terk eden kimseyi dinden çıkmış olarak kabul etmiş, kendileri gibi düşünmeyen Müslümanları tekfir ederek,  onların mallarının ve canlarının kendilere helal olduğunu ilan etmişlerdir ki, bu da azim bir hatadır.</p>
<p style="color: #402000;"> Onlar Hanbeli Mezhebi’nin görüşünü kabul ettiklerini ifade etmelerine rağmen, bu konuda da ifrat etmişlerdir. Hâlbuki Ahmed İbn Hanbel&#8217;e göre; “İman, hem söz hem de ameldir, iman iyi amellerle artar, kötü amellerle eksilir. İnsan, kötü amellerle imandan çıkar; ama tövbe edince yine imana döner, Allah’a şirk koşan, farzlardan birini inkâr eden kimse İslam&#8217;dan çıkar. Tembellik sebebiyle, farzlardan birini terk eden kimse ile ihmal eden kimsenin durumu, Allah’a kalmıştır; O, dilerse bağışlar, dilerse azap eder.”</p>
<p style="color: #402000;"> “İman, kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve diğer azalarla ameldir. İslam ise, tasdik ve ikrardan ibarettir. Bu sebepten Allah’a şirk koşmamak, Kur’an ve Sünnet&#8217;te sabit bir emri inkâr etmemek şartıyla, amelde bir ihmal olursa İslam&#8217;dan çıkılmış olmaz. Küfür ise şirk ve in­kârdır.”[4]</p>
<p style="color: #402000;"> Vehhabiler, Cenab-ı Hakk’ın emirlerini yerine getirmeyen Müslümanları imansızlıkla itham etmekte ve böylece ehl-i sünnetin görüşünden ayrılmaktadırlar.</p>
<p style="color: #402000;"><strong>Vehhabilerin imamlarından olan İbni Teymiye ve İbni Kayyıme&#8217;l-Cevzi gibi zatlar, Muhyiddin-i Arabi gibi büyük evliyaya hücum etmektedirler.  Bediüzzaman Hazretleri de bu hakikati şöyle ifade eder:</strong></p>
<p style="color: #402000;"><i>  “Vehhâbilerin azîm imamlarından ve acîp dehâları taşıyan meşhur İbni Teymiye ve İbni Kayyıme&#8217;l-Cevzî gibi zatlar Muhyiddin-i Arabî (k.s.) gibi azîm evliyâya karşı fazla hücum ettikleri ve güya mezheb-i Ehl-i Sünneti Şîalara karşı Hazret-i Ebû Bekir&#8217;in (ra.) Hazret-i Ali&#8217;den (ra.) efdâliyetini müdafaa ediyorum diyerek, Hazret-i Ali&#8217;nin (ra.) kıymetini çok düşürüyorlar. Hârika faziletlerini âdileştiriyorlar. Muhyiddin-i Arabî (k.s.) gibi çok evliyayı inkâr ve tekfir ediyorlar.”<b>[5]</b></i></p>
<p style="color: #402000;"> Bunun içindir ki, Bediüzzaman Hazretleri Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin mesleğinin sahabe mesleğine göre “<i>nakıs bir meşreb”</i> olduğunu ifade etmekle beraber o büyük zatı;  “<i>Ulum-u İslamiyenin bir mucizesi</i>”  olarak görmekte, talebelerini de o büyük zata ve mesleğine su-i zan etmekten hassasiyetle sakındırmaktadır.</p>
<p style="color: #402000;">Üstad Hazretleri;</p>
<p style="color: #402000;"><i>“Ve başkaların bazı harekâtını, hikmetini bilmediğinden, takbih etmesin. Binaenaleyh eslaf-ı izamın hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek, sû&#8217;-i zandır. Sû&#8217;-i zan ise, maddî ve manevî içtimaiyatı zedeler.”<b>[6]</b></i></p>
<p style="color: #402000;">buyurmakla; bazı büyük zatların hikmetini bilmediğimiz hâllerinden dolayı onlara su-i zan etmekten, tenkit etmekten, çirkin görmekten ve gıybetlerini etmekten son derece sakınmamızı istemektedir. Zira onlara yapılan su-i zan sadece onların şahsına mahsus kalmayıp, onları mürşit olarak kabul eden ve izinden giden binlerce insana da zarar verir ve büyük yaralar açar.</p>
<p style="color: #402000;">Evet geçmişte İslam dinine büyük hizmetlerde bulunan o müstesna âlim ve mürşitlere hürmet ve muhabbet akıl ve vicdanın gereğidir. Onların, hikmetini bilmediğimiz bir- iki sözünü ele alıp da onların bütün güzel vasıflarını ve yapmış oldukları ulvi hizmetlerini görmemek, hatta inkâr etmek İslam’ın ruhuna zıttır ve İslam’ dinine yapılacak en büyük bir hiyanettir. Bediüzzaman Hazretleri “<i>eslaf-ı izam” </i>derken başta Muhyiddin-i Arabi Hazretlerini kastetmektedir.</p>
<p style="color: #402000;">O Muhyiddin-i Arabi Hazretleri ki (k.s), İslam âlimleri arasında en çok eser telif eylemiştir. Onun  “<i>İza dehale sinu fişşin, iza zeheret kabri Muhyiddin</i>” yani “Sin, Şın’a dâhil olduğunda Muhyiddin’in kabri meydana çıkar.” buyurduğu sözü, kendisine son derece hürmetkâr olan Mısır fatihi Yavuz Sultan Selim Han’ın zihnini meşgul eder. Şam’a vardığı zaman orada bulunan âlim ve veli zatlar ile görüşür. Bir gün sohbet sırasında konu Muhyiddin-i Arabi Hazretlerine gelince, o zatlar Hazret’in kabrinin bulunduğu yerinin çöplük olduğunu ve ona o güne kadar iyi gözle bakılmadığını anlatırlar. Bunun üzerine Yavuz Selim Han, hemen harekete geçer ve kabrin yerini tespit ettirir. Böylece “Sin” den maksadın Selim, “Şın” dan maksadın da Şam olduğunu anlaşılmış olur. Ayrıca, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’nin yaklaşık üç yüz yıl önceden haber verdiği  Mısır’ın fethi Yavuz Sultan Selim’in eliyle tahakkuk eder. Yavuz, kabrin bulunduğu yere bir türbe,  büyük bir cami ve  külliye yaptırır. Külliyenin açılışı da bir Cuma günü yapılır. Bu külliye günümüze devam ettiği gibi, biiznillah kıyamete kadar da devam edecektir.</p>
<p style="color: #402000;">Ayrıca, Yavuz Selim, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’nin[7]  ayağını yere vurarak söylediği ve onun  idamına sebep olan: “Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır.” buyurduğu yeri tespit ettirip kazdırınca, oradan bir küp içinde altın çıkar.  Muhyiddin-i Arabî Hazretleri’nin “Siz Allahu Teala’ya değil de paraya tapıyorsunuz<i>”</i> demek istediği  anlaşılmış olur.  Selim Han, buradan çıkan altınları Şam’daki fakirlere dağıtır.</p>
<p style="color: #402000;">Evet evliyaların bütün hayatları âdeta ılık gölgeli bir yaz hükmünde­dir. Bunun içindir ki; kendilerine evliyaullah denilen bu muhte­rem zatlar, Allah dostları ve ehlullah olarak sevilirler; bozulma­mış gönüllerin sevgilisi olurlar. Bunları sevenler de sevilir ve Allah’ın rızasına ererler. Sevmeyip dil uzatanlar sevilmezler ve bu mübarek zâtların feyizlerinden mahrum kalırlar. Allah dost­larını istismara kalkışanlar, onları gözden düşürmeye çalışanlar, ya da düşmanlık edenler, mutlaka cezalarını bulurlar.</p>
<p style="color: #402000;"><strong>Abdülvehhap; kitap, haşir ve nübüvvet gibi iman hakikatlerini inkâr eden müşriklerle, Kur’an’ın bildirdiği ve sünnetin tesis ettiği tevhit akidesini kabul eden, onu yaşayan ve yaşatan Müslümanları aynı  kefeye koymaktadır. Ehl-i sünnet âlimleri,  akıl ve hikmetin iktiza ettiği vahdaniyyet hakikatini, akli ve nakli delil­lerle beyan etmiş ve bu hususta ciltlerle kitap yazmışlardır.<br />
</strong></p>
<p style="color: #402000;"><strong> Evet Cenab-ı Hakk’ın vahid ve ehad olduğunu bilen, kıldıkları namazlarla ve yaptıkları dualarla O’nun hakiki mabut olduğunu lisanları ile ikrar, fiilleriyle tasdik eden ehl-i tevhidi, sanemlerini Allah’a ortak koşan ve onlara ibadet eden yahut onları Allah katında şefaatçi telakki eden müşriklerle aynı kefeye koymak azim bir hatadır.</strong><strong><br />
</strong></p>
<p style="color: #402000;"><strong>Bir Müslüman, beşeriyet muktezası olarak yapmış olduğu bir günahının affı için kullara değil, yalnız Cenab- Hakk’a yalvarır ve yalnız O’ndan af diler.</strong> Zira mağfiret edici ve günahları örtücü yalnız O’dur. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur:<i>“Ve onlar çirkin bir günah işledikleri yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah&#8217;ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allah&#8217;tan başka günahları kim bağışlayabilir? Bir de onlar, bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler.”<b>[8]</b></i></p>
<p style="color: #402000;"> Evet her Müslüman Cenab-ı Hakk’ı bütün kemal sıfatlarla muttasıf, yani kudreti nihayetsiz, ilmi her şeye muhit ve iradesi mutlak olarak bilir. O’nun ne zatında ne de fiillerinde ve icraatında, tasarruf ve tedbirinde, terbiye ve idaresinde şeriki olmadığını ve  <i>&#8220;Ma’bûdün bilhak” </i>yani, ibadete layık ve müstahak olduğuna iman ederler.<strong> Her mümin zarar ve faydanın, hidayet ve dalalatin ancak Cenab-ı Hakk’ın elinde olduğunu, O’nun uluhiyetinde ve saltanatında şeriki olmadığı gibi rububiyetinde, efal ve tasarrufunda dahi şeriki olmadığını bilir.</strong></p>
<p style="color: #402000;"><strong>Bu bakımdan, şuurlu bir mümin, herhangi bir işi için ne türbelere, ne kabir­lere ne de kendisi gibi aciz olan insanlara değil, yalnız Cenab-ı Hakk’ın rahmetine yönelir ve O’nun kudretine güvenir. Kendi ile Halık&#8217;ı arasına putperestler veya Hıristiyanlar gibi bir vasıta koymayı, şirk ve küfür telakki eder. Hristiyan olan biri ise, Kilise’ye gider ve günâhlarını Hz. İsa&#8217;nın mutlak vekili olan Papaz’ın affedeceğine inanır. Cenab-ı Hak’ka değil, ona yalvarır ve ondan medet diler. Bir kişinin dinde kalmasını veya dinden çıkmasını papazların selahiyetindedir diye itikat eder.                 </strong></p>
<p style="color: #402000;"><strong>Kur’an’da, sünnette ve ehl-i sünnet ulemasının eserlerinde, şefaat, tevessül ve kerametin hak olduğuna dair pek çok delillerler vardır.  Vehahabilerin, bu gibi meselelerde Ehl-i Sünnet’ten farklı bir anlayışa sahip oldukları ve onlardan ayrıldıkları açıktır. Müslümanların, Cenab-ı Hakk’ın en mükerrem ve en sevgili kulları ve seçkin elçileri olan başta Hz. Peygamber (sav.) olmak üzere diğer peygamberlerden, mürşit ve mücedditlerden ve bazı salih kullardan şefaat istemeleri; “Ya Rabbi! Sen bu zatların hürmetine ve bereketine dualarımı kabul et.” manasınadır. Böyle bir niyazda bulunmanın itikat noktasında hiçbir sakıncası yoktur.</strong></p>
<p style="color: #402000;"><strong>Mehmet Kırkıncı Hocaefendi</strong></p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p style="color: #402000;">[1]  Nisa Suresi 4/48</p>
<p style="color: #402000;">[2]  Yunus Suresi 10/105-107</p>
<p style="color: #402000;">[3]  Muhammed b. Abdülvehhâb Keşfu’ş-Şububât, 43.</p>
<p style="color: #402000;">[4]  Muhammed Ebû Zehra, İslam&#8217;da Fıkbi Mezhepler Tarihi, çev. Doç. Dr. Abdülkadir<br />
Şener (Ankara 1968), 3/221.</p>
<p style="color: #402000;">[5] Nursî, B. S Mektubat (28. Mektup, 6. Mesele)</p>
<p style="color: #402000;">[6] Nursî, B.S Mesnevi-i Nuriye</p>
<p style="color: #402000;">[7] Muhyiddin-i Arabî Hazretleri: Asıl adı Ebû Bekr Muhammed bin Ali’dir. 1165 (H.560) Endülüs’ün Mürsiye kasabasında dünyaya geldi. 1239  (H.638) yılında Şam’da vefat etti. Yeni Ansiklopedi, C. III, s. 1245, 1246.</p>
<p style="color: #402000;">[8] Ali İmran Suresi 3/135</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/vehhabilerin-tevhide-bakisi/">Vehhabilerin Tevhide Bakışı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/vehhabilerin-tevhide-bakisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vehhabilerin Dini Anlayışı  </title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/vehhabilerin-dini-anlayisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/vehhabilerin-dini-anlayisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2014 10:23:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Kırkıncı Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Vehhabiler]]></category>
		<category><![CDATA[Vehhabilerin Dini Anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[vehhabilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vehhabiler, diğer bütün İslam mezhepleri gibi Kur’an ve hadisleri temel kaynak olarak kabul etmekle beraber, onları anlayıp tatbik etme hususunda sadece Abdülvehhap ve kendilerince muteber sayılan bazı kimselerin görüşlerine bağlı kalmışlardır. Buna rağmen kendilerinin itimat ettiği kimselere de  tam bir bağlılıkları söz konusu değildir. Onlara göre; “Dinde onların sözleri de görüşleri de kesin bir delil [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/vehhabilerin-dini-anlayisi/">Vehhabilerin Dini Anlayışı  </a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="color: #402000;"><a href="http://ilimcephesi.com/vehhabilerin-dini-anlayisi/787220_6c817025d730b5844d5598977c7d320b-2/" rel="attachment wp-att-16654"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16654" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/787220_6c817025d730b5844d5598977c7d320b-1.jpg" alt="" width="404" height="261" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/787220_6c817025d730b5844d5598977c7d320b-1.jpg 502w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/787220_6c817025d730b5844d5598977c7d320b-1-300x194.jpg 300w" sizes="(max-width: 404px) 100vw, 404px" /></a></p>
<p style="color: #402000;">Vehhabiler, diğer bütün İslam mezhepleri gibi Kur’an ve hadisleri temel kaynak olarak kabul etmekle beraber, onları anlayıp tatbik etme hususunda sadece Abdülvehhap ve kendilerince muteber sayılan bazı kimselerin görüşlerine bağlı kalmışlardır. Buna rağmen kendilerinin itimat ettiği kimselere de  tam bir bağlılıkları söz konusu değildir. Onlara göre; “Dinde onların sözleri de görüşleri de kesin bir delil ola­maz. Kesin delil, ancak Kur’an ve hadisin, tevilden uzak zahiri hükümle­ridir. Bu bakımdan, Allah ve Resülü’nden başka, haramı haram, helali helal kılacak yoktur. Zira Kur’an ve sünnet, uyulması gerekli bütün kanunları koymuştur. Kanun koyma ve ahkâm çıkarmada akla ve tevîle yer yoktur.</p>
<p style="color: #402000;">Kur’an ve sünnette belirtilen hususların zahirine sımsıkı yapışılır ve hiçbir mezhebe bağlanmadan her şey Kur’an’ın zahirinden çıkarılır. Kur’an-ı Kerim kesin delildir. Rivayet ve dirayet yönünden sabit olan hadisler de delil olur. Müteşabih âyetler de delildir; ancak bun­lar te&#8217;vîl edilmeksizin zahirlerine göre hükmolunur. Bunları tevil ederek tefsirde bulunmak küfürdür. Bu yüzden Allah’ın sıfatları hakiki sıfatlardır. Gerek zat, gerek sıfatlar hakkındaki ayetler, olduğu gibi kabul edilir. Bunlardan teşbih manaları çıkacak diye zahiriyle anlam vermekten kaçınmak doğru değildir. Eğer böyle olsaydı Allah’ın Resulü bildirirdi.”</p>
<p style="color: #402000;">Evet Vehhabiler ve bazı kimseler Kur’an ve hadislerin teviline ve tefsirine gerek olmadığını ifade etmektedirler. Hâlbuki Kur’an’ın her bir ayetinin sarahat, işaret, remz, ibham, ihtar gibi birçok manaları vardır. Kur’an’ın her bir suresi, her bir ayeti ve hatta her bir harfi hakikat ve feyiz hazinesidir. Bazen bir tek harf,  <i>(“besmele” deki be harfi gibi)</i>   bir sahife kadar hakikatleri ders verir. Onun her bir harfi,  bir havz-ı ekberdir; feyiz ve bereket suyu oradan gelip, kalplere ve ruhlara akar. O leziz bir kevserdir; suyundan içmekle doyulmaz. Kur’an, uçsuz bucaksız bir okyanustur; her âlim istidat ve kabiliyeti nispetinde onun derinliklerine dalar ve oradan dünyevi ve uhrevi saadete vesile olacak nice  zümrütler, mercanlar ve yakutlar çıkararak insanlığın istifadesine sunar. Yazılan bütün tefsirler o okyanustan ancak bir damladır.</p>
<p style="color: #402000;">Peygamber Efendimiz (sav.) bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: <i>“Her ayetin bir zâhiri bir batını bir  matlâı ve bir de haddi vardır; bu hâl yediye, hatta yetmişe kadar gider.”</i></p>
<p style="color: #402000;">Zâhir: Akıl ve mantığın kabul ettiği makul ve faydalı ilimler.</p>
<p style="color: #402000;"> Bâtın: Eşyanın mahiyetine vakıf olma ve bu sahada terakki etmek.</p>
<p style="color: #402000;"> Matla: Zahir ve batın manalarının birleştiği nokta.</p>
<p style="color: #402000;">Hadd: Külli varlığın müşahedesine erdiren yoldur. Kâinat ve kâinatta olan varlıklarda tecelli eden sıfat ve isimleri müşahede etmek.</p>
<p style="color: #402000;">Evet Kur’anın sarahat manası olduğu gibi, işari manaları da vardır. Onun sarahatı bir manaya açıkça delalet etmesidir. İşâretinin de remz, ima, telvih, telmîh gibi dereceleri vardır. Mesela; İhlâs Suresi’nde ifade buyrulan; <i>“O doğurmadı ve doğurulmadı.”</i> Bediüzzaman Hazretleri Lemaat adlı eserinde; <i>“tagayyür, tenasül, tecezzi edenlerin, Hz. İsa (as.) ve Hz. Üzeyr’in (as.), keza melaikelerin, sebeplerin, tabiatın ve ukul-u aşere safsatasında dile getirilin on aklın”</i> ilahlıklarının da bu ayetin işarî ve remzî manalarıyla reddedildiğini ifade eder. Demek ki, “Dağuranlar ve doğanlar ilah olamazlar” sarahat manasıdır. Hazret-i İsa ve Hz. Üzeyir’in (as.) ilah olamayacağı işari, meleklerin Allah’ın kızları oldukları vehmini reddetmek  remiz,  hiçbir sebebin tesirinin olmadığı da ima gibi manaları ihtiva eder.</p>
<p style="color: #402000;">Mesela bir ayette mealen şöyle buyrulur: <i>“Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir.”<b><b>[1]</b></b> </i>Cenab-ı Hak, cisimden münezzeh olduğundan O’na el isnat edildiğinde akıl ile nakil arasında muhalefet görünür. Bu durumda akıl esas alınarak nakil tevil</p>
<p>edilir.  Bu kaideye binaen tefsir âlimleri ayette geçen “el” kelimesini “Allah’ın kudretinin ve gücünün her şeye yettiği” şeklinde tevil etmişlerdir.<b>             </b></p>
<p style="color: #402000;">Bediüzzaman Hazretleri de şöyle buyurur:  “<i>Akıl ve nakil teâruz ettikleri vakitte, akıl asıl itibar ve nakil te’vil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.”</i>[2] Burada “<i>Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.”</i>  ifadesi çok dikkat çekicidir.  Demek ki her akıl sahibi bunu yapamaz.  Tirmizi&#8217;nin &#8220;Nevadir&#8221;inde rivâyet edildiği gibi Cenab-ı Hak, her insanın aklını farklı yaratmıştır. Bunu ancak, Kur’annın nuru ve feyzi ile nurlanmış, Hz. Peygamber (sav.)’in sünneti ile ziyalanmış, ilim ve fazilet ile bezenmiş olan Abdülkadir Geylani, Ahmed-i Rufai, Şah-ı Nakşibend, Bayezid-i Bistami, İmam-ı Gazali, İmam-ı Şarani, İmam-ı Şazeli, İmam-ı Rabbani, İmam-ı Azam, İmam-ı Şafii ve Bediüzzaman gibi münevver akıl sahipleri yapabilirler. Yoksa her insanın aklı her meselede kaynak olamaz. İlahî kitaplara, Rabbani düsturlara,  Kur&#8217;an ve sünnete  müracaat etmeyen akıl yanılır, yanıltır, aldanır ve aldatır.</p>
<p style="color: #402000;">Evet, zahir ve batın ilimlerle tekâmül etmiş mülk ve melekût âleminin sırlarına ve nurlarına mazhar olmuş âlimlerin büyük çoğunluğu müçtehit mesabesindedir. Onlar keskin anlayış, mevzulara derin vukuf ve engin görüşleri ile asırlarının güneşi olmuşlardır.  Onlar Kur’an-ı Kerim’in derin manalarına vâkıf olmuş, bir dalgıç gibi o hakikat ve marifet denizinin en derinliklerine dalarak oradan nice marifet cevherlerini ve hakikat zümrütlerini çıkarıp âlem-i insaniyetin istifadesine sunmuşlardır.</p>
<p style="color: #402000;">Hz. Peygamber (sav.); <i>“Benim sahabelerim yıldızlar gibidir. Hangisine iktida etseniz hidayete erersiniz.”<b>[3]</b></i> buyururak saha­be efendilerimizin, kendisinin birer vârisi olduğunu, hakiki âlim, mürşit ve mücedditlerin de bir nevi manevi vârisleri ve vekil­leri olduğunu ifade etmişlerdir. Nitekim Hz. Peygamber (sav.) başka bir hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurur: <i>“Benim ümmetimin evliyaları, ben-i İsrail’in peygamberleri gibidir.”</i></p>
<p style="color: #402000;"><strong>Mehmet Kırkıncı Hocaefendi</strong></p>
<p>[1]  Fetih Suresi 48/10</p>
<p>[2] Nursî, B. S. Muhâkemat</p>
<p>[3] Aclûni, İsmail b. Muhammed, Keşfu’l- Hafa, Daru İhyai’tiTürâsi’l- Arabî, 2. Baskı, Beyrut,1351,c.I,s.132</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/vehhabilerin-dini-anlayisi/">Vehhabilerin Dini Anlayışı  </a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/vehhabilerin-dini-anlayisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
