<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Unutmak | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/unutmak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 17 Aug 2024 17:00:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Unutmak | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Acıyı Karşılamak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/aciyi-karsilamak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/aciyi-karsilamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Aug 2024 16:55:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Acı]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice Ebrar Akbulut]]></category>
		<category><![CDATA[Sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[Unutmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=27056</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Sevdiği bir şeyi kaybedenin ümidi ve kendine gü­veni azalır, dünyanın hâllerine tahammül eşiği düşer. Yitirmenin acısı, insanın omuzlarına, kalbine, adımla­tma ağır bir taş gibi oturur ve hareket etmesine mâni olur. Acılı insan kendini umutsuz, ürkek, çaresiz his­seder. Dış dünyaya ilgisi zayıflar. Dünyanın sonuymuş hissine kapılır. Konuşmak da susmak da onun en bü­yük ihtiyacıdır. Acılar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/aciyi-karsilamak/">Acıyı Karşılamak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir-1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-23571 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir-1.jpg" alt="" width="310" height="208" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir-1.jpg 274w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir-1-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir-1-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 310px) 100vw, 310px" /></a></p>
<p>Sevdiği bir şeyi kaybedenin ümidi ve kendine gü­veni azalır, dünyanın hâllerine tahammül eşiği düşer. Yitirmenin acısı, insanın omuzlarına, kalbine, adımla­tma ağır bir taş gibi oturur ve hareket etmesine mâni olur. Acılı insan kendini umutsuz, ürkek, çaresiz his­seder. Dış dünyaya ilgisi zayıflar. Dünyanın sonuymuş hissine kapılır. Konuşmak da susmak da onun en bü­yük ihtiyacıdır. Acılar ve derder ancak doğru kişilerle paylaşılırsa azalır.</p>
<p>Konuşmak, bağ kurmanın ve hüznü hafifletmenin bir yoludur. Zor zamanında insan, acıyan bakışlara de­ğil, anlayan gözlere ihtiyaç duyar. Acılı bir kalp “geçe­cek değil mi” diyen gözlerle bakar. Gayretini, umudunu ve direncini artıran bir teselli cümlesine sarılmak ister.</p>
<p>“Hikâye gibi anlatıldığında ya da yazıldığında bü­tün dertler kadanılabilir olur.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[1]</sup></a> Yaşadıklarımızı birine anlatmak isteyişimiz ve başkasının hikâyesinde kendi­mizden izler arayışımız o müşterek derdi birlikte his­sederek azaltmak ve dayanılır kılmak içindir. Ruhu­muza iyi gelen bir insanın muhabbeti veya iyileştiren bir meşgale fiziken de iyi hissettirir. En zor, en daral­mış vakiderde gelen zindelik duygusu bazı şeylerin dü­zeleceğine, yoluna gireceğine dair umudumuzu artı­rır. insan arada dönüp kendine şunu sormalıdır: Dağ kalpli miyim veya yaslanılacak bir omuz mu, yoksa birinin acısmı da sevincini de açmaktan imtina ede­ceği biri miyim?</p>
<p>Her insanın acıyı karşılaması, yitirilenin ve gidenin yasım tutma biçimi farklıdır. Her insanın acısı kendine ağırdır. Hiç kimse başkasmm çektiği acıyı aynı mih­nette çekmez. Herkesin acısı biriciktir, aynı kefeye ko­namaz. Bazı insanlar cam yandığında sükutu seçer, ko­nuşmak, onlara daha çok ıstırap verir.</p>
<p>Kelimeler, öteki ile aramızda hem bir köprü kurar hem de onunla aramızın açılmasına sebep olur. Çünkü her insan, kelimelere kendi duygusunu yükler. Bu an­lam yüklemeleri, başkasında aynı karşılığa denk gelme­yebilir. Acısını anlatmak istemeyen insanı, onun iyilxği adına konuşturmaya çalışmak ona yalnızca üzüntü ve­rir. İhsanı içine gömen dert, dışma karşı da zayıf hâle getirir. İçine atma da bir ağlama biçimidir. İçerisi dağ gibi olunca çok basit bir mevzu karşısında gelir gö z­yaşı. Herkes aşırı hassas olduğunu sanır, oysa o âna dek neleri tek başına çözmüş, neleri atlatmış, hangi yokuş­ları çıkmışsındır, kimsenin haberi olmaz.</p>
<p>Gidenin ardından yaşamak kalana zordur. Yasın ilerleyen süreçlerinde bu duygu, gidenin hatırasını en güzel şekilde yaşatmaya, kendi hayatını daha anlamlı kılmaya dönüşür. Hatıralar acı verse de gidenle kuru­lan tek bağdır. Onunla geçen günlerin anısı, birlikte geçirilen vakitler, birbirine harcanan emekler, bunlar hafızayı ne kadar doldurursa acı o nispette keskin, ma­tem de o derecede zor ve yakıcı geçer. Yasın olgunlaş­tığı evredeyse bu hatıralar insanı olgunlaştıran, iyilik duygularını artıran büyük bir teselli olur, insan şurada hatırası, burada sözleri, orada yokluğu var diyerek ya­şayan birinin de yasını tutabilir. Yasm şiddeti zamanla az<u>alır</u> ama insanın içine sevilenin kaybından doğan ve kolayca geçmeyen bir sızı bırakır.</p>
<p>Gönlünü anlamlı bir şeye veren insanın acıya di­renci artar. İnsanın acı bir olay yaşaması daima acı çe­keceği anlamına gelmez. Acıyı kaderin bir parçası bi­lerek kendini anlamlı işlere vermek insanı metanetli kılar. Acı ilk anda insanın içine oturur ve bütün za­manını esir alır. İnsan, bu acının hiç geçmeyeceğini, artık ara sıra kendini hatırlatır ve insanın ‘bunu da atlatmışım çok şükür’ dediği bir direnç vesilesi olur. Metin Altıok’tan mülhem bu dünyada vicdanı, insanlığı olan herkes bir acıya kiracıdır. Acıdan kaçı; yoktur ama acıyı dindirecek kuvvetli bir müsekkin mutlaka vardır.</p>
<p>İnsan iyileştiğini kendine acı veren şeyi unutunca değil, her hatırlayışında ondan bir şeyler öğrendiğinde anlar. Yarasını hatırlayan neleri atlattığını, hangi eşik­lerden geçip bugünlere geldiğini görür ve gelecek yeni zorluklara kadanabilme gücünü kendinde bulur. Bil­mek acıyı artırır, yaşamaksa acıyı daha çok artırır. Bi­lince tecrübe etmez insan ama yaşayınca acının izlerini yüzünde, sözünde ve kalbinde bir kor gibi taşır. Acının tazeliğini koruduğu süre zarfında duygu yoğunluğu çok fazladır, ilk andaki etkisi dağılmaya başladığındaysa in­san zihnen bir aydınlanma yaşar, muhakemesi güçle­nir. Acı tecrübeler yaşayan insanların anlama yetisi ge­nellikle yüksektir. Acı, insanın gözünü açar.</p>
<p>Yastaki insan inanç konusunda gelgitler yaşar, gi­denin geri döneceği hissine kapılır, anlamsızlık duy­gusuyla baş etmeye çalışır. Yas tutan insan hem yara­sını sarmak için aranır hem de ne yana dönse yarasını kanatır. Dünyaya, zamana ve çevresine uyum sağla­makta zorlanır, tâ ki yitiğini kabullenene kadar. Bazı şeyler olur, yaşanır, sonra üzerinden biraz geçince on­lara nasıl dayandığımıza, sabrettiğimize şaşırırız. Ge­çerken bize de bir hâller olur, artık hayata bakışımız eskisinden ya daha anlamlı ya da daha anlamsızdır. Hayatta her şeyin üstesinden geleceğimize inanırız fa­kat bazı şeylerin üstesinden gelemeyiz. Biz kendimizi sağlam tutmak isterken bir yanımız dağılır, tarumar olur ve bazı şeylere karşı elimizden hiçbir şey gelmez.</p>
<p>İnsan acıya karşı kürek çekmek yerine onunla nasıl baş edeceğinin yollarını arar. Sanatsal yaratı acıyla başa çıkmanın, kendine bir kapı açmanın yoludur. Edebiyat tarihi, acıyı manzumeye ve nesre dönüştüren eserlerle doludur. Sagular, ağıtlar, mersiyeler, kitabe-i seng-i me­zarlar&#8230; insanı kozasından çıkaran, ona bir keşif yol­culuğu yaptıran, ve farklı bakışlar kazandıran her tec­rübe, acı vermiş de olsa çok kıymetli ve çok öğreticidir, insana sağlam bir karakter ve metin bir kişilik bahşe­der. Acı, harekete geçen inşam güçlendirir ve insan o güçle matemini dindirir.</p>
<p>İnsan yürümezse acı üzerinde birikir. Kalp de yü­rümez, yola koyulmazsa taşlaşır. Kalbin kendine acı veren duygunun üzerine gitmesi, onun aksi istikame­tine doğru hareket etmeye ve kendine iyi gelecek bir rota bulmaya çalışması acıdan kaçmak değil, onunla baş etmenin bir yolunu bulma çabasıdır. Birini güç­lendiren acı, diğerini yıkabilir. Biri kısa sürede topar­lanırken başkası uzun bir müddet kendine gelemeyebilir. Her insanın acıyı karşılama şekli, yaşadıklarını sindirme süresi ve kendini güvenli bir iklimde hisset­mesi farklı kademede ilerler.</p>
<p>Acı bir anda olup bitmez, çabucak yaşanıp geç­mez. İnsan acısını yıllara, günlere, saatlere, anlara bö­lerek çoğaltır. Her hatırlayış yeni bir eşiktir. Acıdan kaçan başka şeylere sığınarak kendini oyalar ve iyileş­tiğini sanır. Şifa, acıyı yaşayana lütfedilir.</p>
<p>Acıya karşı tavrımız kişiliğimizi, mizacımızı ve na­sıl bir toplumda yaşadığımızı ortaya çıkarır. Acıya se­yirci olanlar, acı konusunda birbirini suçlayıcı çıka­rımlarda bulunurken acıyı yaşayanlarda genel olarak bir sükunet olur, ki onların bu hâlinden insanın kal­bine dokunan bir başkalık yansır. Acıyı yaşayanların acılı hâllerini fütursuzca paylaşmak, acıyı seyirlik bir malzemeye dönüştürür. Susan Sontag’ın “Başkaları­nın Acısına Bakmak” olarak nitelediğidir bu.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[2]</sup></a> Baş­kasının acısını duyabildiğimiz kadar insanız, birbi­rimizden bu ince çizgiyle ayrılırız. Ateş düştüğü yeri yakar ama içinde merhamet pınarı kurumayanın kalbi oralı olur, ateşin düştüğü yeri dert edinir. Dert edinenler, ellerinden gelenin en iyisini yapan has in­sanlardır. Acı paylaşılmaz, belki hissedilir. Yalnızca kalbi güzel olan, anlamanın derdini çeken, ruhu derin duygu ve düşüncelere müptela olan insanlar acıyı hissedebilir. Yas ve matem bazılarını daha vicdanlı, merhametli yapar, iyi anlamda değiştirir. Bazılarına da asla dokunmaz, tesir etmez. Tesire açık kalpler nasipdar olur. “Nasibi müyesser olasın” denir, müyesser bir şeyin kolay kılınmasıdır. Nasibi olana yol da yü­rümek de kolaylaşır.</p>
<p>“Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dur­sun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun”<sup>3</sup> der Birhan Keskin. Acı tek kişiliktir ama emin ellerle, selim kalplerle, kendisine güvenilen bir dosda paylaşılınca insanın ağrısını ve yükünü alır.</p>
<p>Hiçbir hâl sürekli ve kalıcı değil, her şey geçer, unutmak gibi bir lütuf bahşedilmiş insana ama geç­meyen şeyler de var, insanın kalbine bir kıymık olup batar, ara sıra yutkunamayışına sebep olur, insan tam da o anlarda yaslanacak bir şey arar, sükut da yaslanı­lası bir yoldaştır.</p>
<p>Nihayetinde kış gelir ve geçer, giderken gelecek baharın tohumlarını da toprağın bağnna saçar gider.</p>
<p>Hatice Ebrar Akbulut &#8211; İncelmiş Vakitler,syf:</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[1]</sup></a> Isak Dinesen’den aktaran Hannah Arendt, <strong><em>İnsanlık Durumu&gt;</em></strong>Çev.: Bahadır Sina Şener, İletişim Yay., 2021, İst., s. 239.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[2]</sup></a> Susan Sontag, <em>Başkalarının Acısına Bakmak,</em> Çev.: Osm-n Akınhay, Agora Kitaplığı, 2004.</p>
<p>3.Birhan Keskin,Fakir Kene,Metis yay..2019,ist. s.9</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/aciyi-karsilamak/">Acıyı Karşılamak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/aciyi-karsilamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğrendiklerimizi Zihinde Tutma ve Unutmaya Tesir Eden Faktörler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Sep 2017 13:04:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrendiklerimizi Zihinde Tutma ve Unutmaya Tesir Eden Faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[Hafıza Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Hatırlamak]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Unutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Unutmanın Sebepleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=17198</guid>

					<description><![CDATA[<p>Öğrendiklerimizi zihnimizde uzun süre saklamanın yolu ne­dir? Unutmaya tesir eden faktörler nelerdir? Biraz da bunlar üze­rinde duralım: 1- Öğrendiklerimizin zihinde tutulması için iyi tesbit edilmesi gerekir. Bu ise iyi bir öğrenmeyi gerekli kılar. Unutmayı önleme­nin en iyi yollarından biri öğrendiğimiz şeyi iyi öğrenmemizdir.(554) Yüzeysel öğrenmelerde unutma miktarı fazla ve süratlidir.(555) Aşırı Öğrenme ise unutmayı en [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/">Öğrendiklerimizi Zihinde Tutma ve Unutmaya Tesir Eden Faktörler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/indir-1-96/" rel="attachment wp-att-17200"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17200" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/indir-1-1.jpg" alt="" width="303" height="167" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/indir-1-1.jpg 303w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/indir-1-1-300x165.jpg 300w" sizes="(max-width: 303px) 100vw, 303px" /></a></strong></p>
<p><strong>Öğrendiklerimizi zihnimizde uzun süre saklamanın yolu ne­dir? Unutmaya tesir eden faktörler nelerdir? Biraz da bunlar üze­rinde duralım:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Öğrendiklerimizin zihinde tutulması için iyi tesbit edilmesi gerekir. Bu ise iyi bir öğrenmeyi gerekli kılar. Unutmayı önleme­nin en iyi yollarından biri öğrendiğimiz şeyi iyi öğrenmemizdir.(554)</p>
<p>Yüzeysel öğrenmelerde unutma miktarı fazla ve süratlidir.(555) Aşırı Öğrenme ise unutmayı en aza indiren ideal bir öğrenmedir.(556) Bura­da kastedilen öğretimin canlı olması da önemlidir. Çünkü canlı bir öğrenme saklamanın en iyi şartıdır. Dikkat pasif, tekrarlar gevşek ve gelişigüzelse kuvvetli bir hatırlama niyeti de yoksa az öğrenilir ve kısa zamanda unutulur.(557)</p>
<p><strong>2- </strong>   İyi düşünülmüş şeyler kolay unutulmazlar.(558) Bu itibarla hâfizaya yapılacak en büyük hizmet düşünmek ve düşündürmeye alıştırmaktır.</p>
<p><strong>3-  </strong>  Aralarında bağlantı kurulamamış parça bilgiler organize bilgilere oranla daha çabuk unutulurlar.(559) Yeni kazandığımız bil­gilerimiz eski bilgilerimize öyle bağlanmak ki yeni edinilen bilgi zihinde bekleyenlerle buluşsun ve birleşsin. O zaman saklama uzun ömürlü olacaktır.</p>
<p><strong>4-   </strong> Öğrenme sürecinin arkasından gelen başka bir faaliyet öğ­rendiğimiz şeylerin daha çabuk unutulmasına yol açmaktadır. Bu olaya “geriye ket vurma” denmektedir.(560) Bir öğrenme olayının he­men arkasından uyku gelirse unutmanın en az olacağı belirtilmiştir.</p>
<p><strong>5-   </strong> Hatırlama olayında kişiliğin ve zihin seviyesinin etkisi vardır. Hatıralar bunların kudret ve seviyelerine göre gün ışığına çıkarlar.(561)</p>
<p><strong>6- </strong>   Öğrenilen materyalin manîdâr yani anlamlı olması hem öğ­renmeyi kolaylaştırır hem de öğrenilen şeyin uzun süre hâfızada kalmasını sağlar. Hiçbir anlam taşımayan materyaller daha kolay unutulurlar. Çünkü bunlar sadece hâfızaya dayanmaktadırlar.Halbuki manîdâr olan materyaller hem hâfızaya dayanmakta hem çağrışımla desteklenmektedirler.(562)</p>
<p><strong>7-  </strong> Yapılan çalışmalar “kullanma ve uygulama yeteneğinin te­rim bilgisinden daha yavaş unutulduğunu” göstermiştir. Bu itibarla öğretmen, öğrettiği bilgilerle yaşanan hayat arasında canlı bağlar kurmalıdır.(563)</p>
<p><strong>8- </strong>  Unutmayı azaltmada tekrarın da önemli katkısı vardır. Her» hangi bir konuyu Öğrenip anladıktan sonra unutmayı en aza indir­mek için öğrenilenler belli aralıklarla yeniden gözden geçirilmeli­dir. Önemli olan bir husus da şudur: Bu tazeleme ve uygulamalar kısa bir zaman sonra yapılmalıdır.(564)</p>
<p><strong>9- </strong>  Bir bünyeyi hâiz materyaller daha az unutulur. Eski bilgi­lerle ilişki kurularak öğrendiğimiz yeni bilgiler, manzûme hâlindeki kelimeler, başka fikirlerin ortaya çıkardığı fikirler, kelime, yalın fikir ve yalın bilgileriden daha uzun zaman hâfızada yaşarlar.(565)</p>
<p><strong>10-</strong> Harekî mahâretler en iyi muhâfaza edilen mahâretlerdir. Bisiklete binme, yüzme ve benzeri itiyatlar kolay unutulmazlar.(566)</p>
<p>Yukarıdakiler dışında hâfizayı etkileyen başka faktörler de vardır. Meselâ öğrenilecek şeyin kolay veya zor oluşu, öğrenme metodunun iyi veya kötü oluşu, öğrenenin yaşı, zekâ derecesi, öğrenilen materyale karşı takındığı tavır ve ilgi saklamayı ve hatırlamayı etkiler.(567)</p>
<p>Fikir bağlantılarımız mizacımıza ve genel ruh hâletimize uy­gundur. Bu itibarla bir kısmımız neşe verici şeyleri, bir kısmımız da ıstırap yaratıcı şeyleri daha rahat hatırlarız.(568)</p>
<p>Zayıf olan hafızalar için yapılacak şey, türlü tedai ağları örmek, tekrarlara başvurmak, öğrenilen şeyleri mantıkî bir sisteme bağla­maktır.(569)</p>
<p>Beyinde bulunan bazı sinir hücreleri bazı uyarımlarla birçok defa aktif hâle geçirildiği takdirde farklı bir yapı kazanmakta ve uzun vadeli hâfıza doğmaktadır. Geçici aktiflikler ise kısa vadeli hâfızayı doğurmaktadır.(570)</p>
<p>Çocuklarda anî hâfıza çok kuvvetlidir. Bu hâl, okulda onun çabuk öğrenmesini sağlar. Yaşlılarda durum farklıdır. Onlarda anî hâfıza çökmüş durumdadır. Onlarda eski şeyleri hatırlama hâfızası uzun süre cardı kalır. En yeni öğrenilenlerin en çabuk, en eski öğre­nilenlerin ise en geç unutulması olayına “hafızanın Ribot kanunu” denmektedir.(571)</p>
<p>Unutulmuş bir şeyi tekrar ezberlemeye kalktığımızda birinciye nisbetle daha kolay ve çabuk ezberlediğimizi göreceğiz.(572) Bu da “Tam unutma yoktur.” tezini doğrulamaktadır.</p>
<p>Alfred Adler&#8217;e göre “Hatırlamaları belli ruhî bir yönün devamı için yararlı verileri hatırlarız. Unutulmaları yararlı verileri unutu­ruz. Bu durum, hâfızanın tamamıyla izlenen amaca uyan bir intiba­kın hizmetinde olduğunu göstermektedir.(573)</p>
<p><strong>Morgan&#8217;a göre nazarî olarak unutmanın iki sebebi vardır:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Bozucu etki, <strong>2-</strong> Bellekteki çözülme.(574) O, hatırda tutulan mik­tarı pek çok şeye bağlarken üç önemli faktöre dikkat çekmektedir: “Malzemenin anlamlılığı, malzemenin başlangıçta ne kadar iyi öğ­renildiği ve diğer öğrenmelerden gelen bozucu etkiler.”(575)</p>
<p>Unutma; yüksek öğrenim çağında en hızlı, lise çağında daha yavaş seyrederken daha önceki sınıflarda ise en yavaş biçimde seyretmektedir.576</p>
<p>Yapılan araştırmalara göre unutma başlangıçta hızlı giderken bilâhere yavaşlamaktadır.(577)</p>
<p>Hâfiza bozukluklarının da hatırlamaya etkisi vardır. “Şu veya bu şeyi veya gördüğü ve işittiği olayı tesbit edememek, onu uzun bir süre saklayamamak, gerektiği zaman yerini ve zamanını belirtememek ve canlandıramamak gibi hâller hâfızanın unutkanlık (amne- sique) denilen bozukluklarını teşkil eder.”(578)</p>
<p><strong>Hâfiza bozuklukları birkaç bölümde incelenir. Bunları şu şe­kilde sıralayabiliriz:</strong></p>
<p><strong>1-   </strong> <strong>Amnesia (amnezi):</strong> Hâfizanın kaybolması veya unutma, şek­linde tarif olunabilir. Kısmî veya tam olabilir. Bazı hâllerde devamlı, bazı hâllerde geçicidir. Fasılalı veya mahdut mâhiyette olabilir. İn­sanın geçmişi ile ilgili hatıraları tamamen unutması anlamına gelen “tam unutma” nâdiren vukû bulur.(579)</p>
<p><strong>2-    Paramnesia (paramnezi):</strong> Bir nevi hatırlama hatasıdır. Bu durumdaki hasta, geçmiş olayları ya yanlış olarak hatırlar veya ol­mamış, yaşanmamış olayları olmuş zanneder.(580)</p>
<p><strong>3-    Hyperamnesia (hiperamnezi):</strong> Belli olaylarla ilgili belleğin aşırı derecede canlı oluşuna bu ad verilir. Bu tabir hâfizanın aşırı derecede artışını ifâde eder.(581)</p>
<p><strong>4-    Hypoamnesia (hipoamnezi):</strong> Bu durumdaki kimsenin belleği yavaşlar, azalır.(582)</p>
<p>Duyumları mânâlandıran, idrâkleri zenginleştiren., öğrendiklerimizi saklayan, gerektiği zaman hatırlatan hâfiza müstakil meleke (faculte) değildir. Tedailer (çağrışım) ile çalışır. “Bilgi ve tecrübelerimizin hâzinesidir.” Hafıza olmasa düşünce, dolayısıyla dilde olmayacaktı. Olayları önceden kestirmede hafızanın büyük payı vardır. Havanın kararmasıyla yağmurun beklenmesi onun sayesindedir.(583)</p>
<p>Adasal, hâfiza bozukluklarını özelliklerine göre “saptama <u>unut­</u>kanlığı”, “hatırlama unutkanlığı”, “bütünlüğüne unutkanlık” ve “tam olmayan amnezi” gibi kısımlara ayırmaktadır.(584)</p>
<p>Herbert Sorenson hafızadan bahisle şunları söylüyor: “Hâfiza zekânın temel unsurudur. Onsuz zekânın var olabileceği pek dü­şünülemez. işittiğimiz kelimeleri, gördüğümüz yüzleri, edindiğimiz genel bilgileri, gittiğimiz yerleri ve daha birçok şeyleri hatırlayama- saydık birer zavallı aptaldan başka bir şey olamazdık.”(585)</p>
<p>Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu &#8211; Kur&#8217;an&#8217;da Zihin Eğitimi,Çamlıca Yayınları,syf:138-143</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>554 Sorenson, Eğitim Psikolojisi, s. 412; Mart, a.g.e., s. 257.</p>
<p>555 Mart, a.g.e., s. 257.</p>
<p>556 Sorenson, a.g.e., s. 413. Aşırı öğrenme, öğrenmenin, materyalin artık öğrenilmiş olduğu söylenilebilecek safhadan daha ileriye götürülmesini ifade eder. Bk. A.y.</p>
<p>557 Sorenson, a.g.e., s. 412.</p>
<p>558 Tunç, a.g.e., s. 73.</p>
<p>559 Mart, a.g.e., s. 263.</p>
<p>560 Sorenson, a.g.e., s. 416.</p>
<p>561 Tunç, a.g.e., s. 73.</p>
<p>562 Mart, a.g.e., s. 259; Sorenson, a.g.e., s. 411.</p>
<p>563 Mart, a.g.e., s. 255; Sorenson, a.g.e., s. 410.</p>
<p>564 Sorenson, a.g.e., s. 413.</p>
<p>565 Mart, a.g.e., s. 253; Sorenson, a.g.e., s. 412.</p>
<p>566 Mart, a.g.e., s. 261; Sorenson, a.g.e., s. 402.</p>
<p>567 Garrett, Psikolojiye Giriş, s. 151.</p>
<p>568 Adasal, a.g.e., s. 747.</p>
<p>569 Tunç, a.g.e., s. 70.</p>
<p>570 Özbaydar, a.g.e., s. 77.</p>
<p>571 Adasal, a.g.e., s. 763.</p>
<p>572 Tunç, a.g.e., s. 71.</p>
<p>573 Adler, İnsanı Tanıma Sanatı, s. 45.</p>
<p>574 Morgan, Psikolojiye Giriş, s. 140.</p>
<p>575 Morgan, a.g.e., s. 137.</p>
<p>576 Sorenson, a.g.e., s. 415.</p>
<p>577 Mart, a.g.e., s. 256.</p>
<p>578 Adasal, a.g.e., s. 766,768.</p>
<p>579  Mitat Enç, Ruh Sağlığı Bilgisi, s. 82; Dinçmen, a.g.e., s. 4,5.</p>
<p>580 Enç, a.g.e., s. 83; Dinçmen, a.g.e., s. 4,5.</p>
<p>581 Enç, a.g.e., s. 83; Dinçmen, a.g.e., s. 4,5.</p>
<p>582  Dinçmen, a.g.e., s. 4,5.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/">Öğrendiklerimizi Zihinde Tutma ve Unutmaya Tesir Eden Faktörler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
