<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tanrı parçacığı | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/tanri-parcacigi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Aug 2020 14:11:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>tanrı parçacığı | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nuraniyet ve Kuantum Alemi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/nuraniyet-ve-kuantum-alemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/nuraniyet-ve-kuantum-alemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2020 13:59:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[atom]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Kuantum Mekaniği]]></category>
		<category><![CDATA[Letafet ve Kesafet]]></category>
		<category><![CDATA[Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Nuraniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Nuraniyet ve Kuantum Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı parçacığı]]></category>
		<category><![CDATA[Teoloji ve Nuraniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Çengel]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24640</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Yunus Çengel Adnan Menderes Üniversitesi Nevada Üniversitesi, ABD Derya benim katremdir, Zerreler umman bana. Yunus Emre Giriş Nur kelimesinin karşılığı lugatlarda &#8216;aydınlık, parıltı, parlaklık, ışık, ziya&#8217; olarak verilir ve nur her çeşit karanlığın zıddı olarak ifade edilir. Nur, aynı zamanda Allah&#8217;ın doksan dokuz isminden biridir ve bu isim, bütün nurların kaynağı, yaratıcısı ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nuraniyet-ve-kuantum-alemi/">Nuraniyet ve Kuantum Alemi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24641 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-300x200.jpg" alt="" width="422" height="281" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-600x400.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-768x512.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-1024x683.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum-1536x1024.jpg 1536w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/kuantum.jpg 1600w" sizes="(max-width: 422px) 100vw, 422px" /></p>
<p>Prof. Dr. <em>Yunus Çengel<br />
</em>Adnan Menderes Üniversitesi<br />
Nevada Üniversitesi, ABD</p>
<p><em>Derya benim katremdir,<br />
Zerreler umman bana.</em></p>
<p><strong>Yunus Emre</strong></p>
<p>Giriş</p>
<p>Nur kelimesinin karşılığı lugatlarda &#8216;aydınlık, parıltı, parlaklık, ışık, ziya&#8217; olarak verilir ve nur her çeşit karanlığın zıddı olarak ifade edilir. Nur, aynı zamanda Allah&#8217;ın doksan dokuz isminden biridir ve bu isim, bütün nurların kaynağı, yaratıcısı ve vericisi anlamında kullanılır. Yani Allah Nur&#8217;dur ve bütün âlem­leri ve dilediğini nuruyla nurlandırır. Nur kelimesi ayrıca manevi aydınlığa sebep olan Kur&#8217;an, iman ve peygamber için de kullanılır; iman nuru, nübüvvet nuru gibi. Nurlu olan veya melekler gibi nurdan yaratılan şeylere nuranî ve nurlu olma haline de nuraniyet denir. Nur&#8217;un zıddı, daha doğrusu yokluğu, zulmettir; aynen ilmin yokluğu cehalet, ışığın yokluğu karanlık ve ısının yokluğu soğukluk olduğu gibi.</p>
<p>Kur an-ı Kerim in 24. sûresinin ismi Nur&#8217;dur ve Nur sûresinin 35. ayetinde nur bir örnekle şöyle izah edilir: <em>&#8220;Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde.</em> Fânûs <em>sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak kadar berraktır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah İnsanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup><strong>[40]</strong></sup></a>.&#8221;</em></p>
<p>&#8216;Nur&#8217; kelimesi Kur&#8217;an&#8217;da 43 yerde geçmektedir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[41]</sup></a>. Binbir ismiyle Allah&#8217;a bir yakarış olan Cevşen-ûl Kebir duasının 46. cüzünde Allah&#8217;ın Nur ismi şu ibarelerle vasıflan­dırılır: <em>&#8220;Ey nurların nuru, ey nurları nurlandıran nur, ey nurlara şekil veren nur, ey nurları yaratan nur, ey nurları takdir edip belirleyen nur, ey bütün nurların kendi tasar­rufu altında olan nur, ey bütün nurların evveli olan nur, ey bütün nurların ahiri</em> olan <em>nur, ey bütün nurların fevkinde olan nur, ey benzeri olmayan eşsiz nur!&#8221;</em></p>
<p>Nur ile ilgili diğer bazı ayetler ise şöyledir:</p>
<p><em>&#8220;Yahut (inkarcıların küfür içindeki halleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup><strong>[42]</strong></sup></a>.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Allah&#8217;ın, göğsünü İslâm&#8217;a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah&#8217;ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay haline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup><strong>[43]</strong></sup></a>.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır. Kitap (Amel defterleri) ortaya konur. Peygam­berler ve şahitler getirilir ve haksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hüküm ve­rilir<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup><strong>[44]</strong></sup></a>.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Ey iman edenler; Allah&#8217;a karşı gelmekten sakının ve peygamberine iman edin ki, size rahmetinden iki kat pay versin, size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup><strong>[45]</strong></sup></a>.&#8221;</em></p>
<p>Nur, fiziki bir karşılığı olmamasına ve ne olduğu tam olarak anlaşılmamasına rağmen, güzel çağrışımları olan ve ifade ettiği mânâ sevilip kalbe ferahlık veren la­tif bir kelimedir. O yüzden Nur ve nur kelimesinden türetilen birçok isim bilhassa letafetleriyle melekleri andıran kız çocukları için yaygın olarak kullanılır:</p>
<p><em>Nur, Nuran, Nuray, Nurbanu, Nurcan, Nurcihan, Nurdoğan, Nurdan, Nurfidan, Nurgül, Nurhayat, Nuriye, Nurnigar, Nursel, Nursema, Nursena, Nurselin, Nurseven, Nurşen, Nurtane, Nurten; Ayşenur, Binnur, Fatmanur, Halenur, İlknur, Öznur, Şennur, Tubanur.</em> Erkekler için yaygın olarak kullanılan birkaç isim; <em>Nureddin, Nuri ve Nuru İlah</em> &#8216;dır.</p>
<p>Zamanımızın büyük müfessiri Bediüzzaman Said Nursi de telif ettiği külliyatına <strong>&#8216;Risale-i Nur&#8217; </strong>adını vermiş ve ilim şahikası olan eserlerini nur ile ilişkilendirmiştir.</p>
<p><strong>Işık, Ziya ve Nur</strong></p>
<p>Işık, ziya ve nur kelimeleri, aralarındaki nüanslara ve değişik çağrışımlarına rağmen çok defa eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Bazen da bu kelimelere mes­netsiz olarak özel manalar yüklenmekte ve mecaz manalar gerçekleriyle karıştırıl­maktadır. Esas olarak ışık, ziya kelimesinin Türkçe karşılığıdır. Dolayısıyla ışık ve ziya, güneş ve lambalardan gelen gözle görülüp aletlerle ölçülebilen ve kendini aydınlık olarak gösteren maddî veya fizikî varlığı temsil ederler.</p>
<p>Nur ise ilim ve iman gibi gözle görülmesi veya aletlerle ölçülmesi söz konusu ol­mayan ancak akıl ve kalpte (ki madde-dışıdır) aydınlık olarak varlığı hissedilen madde-dışı veya fizik ötesi varlığı temsil eder. Yani ışık ve ziya maddî aydınlanma, nur ise manevî aydınlanma ile alakalıdır. Ancak aydınlanma ile olan bu ortak bağdan dolayı nur da metaforik manada ışık ve ziya olarak tarif edilir ve bir bakıma cisimleştirilir.</p>
<p><strong>İlim Işığı</strong></p>
<p>Nur kavramını anlamak için basit bir örnek, ilimdir. Bildiğimiz ışık, biyolojik göz ile varlıklann ve olayların dış yüzünü görmemizi sağlar. İlim, varlıkların ve olayların içyüzünü aydınlatıp mahiyetini akıl gözüne gösteren madde-dışı bir ışık yani nurdur. Bildiğimiz ışık varlıkların dış yüzünü ve dışa dönük fiziksel özelliklerini, bilgi ışığı ise varlıkların iç yüzünü ve mahiyetini gösterir.</p>
<p>İnsanlık için aydınlanma, ilim ışığı ile olur. Biyolojik göz, bildiğimiz ışık ile hali görür. Akıl gözü ise nurani ilim ışığı ile hal ile beraber geçmiş ve geleceği görür ve insanı &#8220;zaman üstü&#8221; bir varlık yapar.</p>
<p><strong>İlim Işığı, Gökteki Güneşin Verdiği Işıktan Önemsiz Değildir</strong></p>
<p>Biyolojik göz ışıksız ortamda yani karanlıkta göremez ve ışık olmasaydı gözün varlığı anlamsız olurdu. Akıl gözü de cehalet ortamında göremez ve ilim olmasaydı aklın varlığı abes olurdu. İlim kâinatta ezelden beri var olan manevî bir katman ve­ya ışıktır ve zaman-mekân üstüdür. Toplumları aydınlatmada, ilim güneşi münevver­lerin yaydığı ilim ışığı, gökteki güneşin verdiği ışıktan önemsiz değildir. İlim tahsilinin temel gayesi ve neticesi, kişinin akıl ve fikir âleminin inşâsı, imarı ve aydınlatılması­dır. Tabi bu fiziki değil nuranî bir aydınlanmadır.</p>
<p>Pozitif bilimlerin kaynağı gözlemdir ve bilimsel araştırmalar, varlıklar ve olaylar gözlenerek yapılır. Çünkü atomdan galaksilere her şeyin madde-dışı sağlam bir İlmî yapısı vardır ve her şey âdeta bir ilim ağı ile örülmüştür. Bilimsel çalışma denen şey varlıkların bu İlmî vücudunu tam ve doğru olarak ortaya çıkarma gayretlerinden ibarettir. Bu da varlıkların yapısındaki ilim pırıltılarını gözlemleyerek, pırıltıların kay­nağı olan evrensel ilim güneşini akıl gözü ile görmek ve göstermekle yapılır. İnsan olmadan evvel de ilim vardı, çünkü fenlerin de dikkatli araştırmalar sonunda keş­fettiği gibi evrende her şey ilim ile yapılmıştır.</p>
<p>Evrende her şeyin ilim ile yapılıyor olması ve adeta varlıklardan ilim ışıldaması evrende her şeye nüfuz eden yaygın bir nurani ilim ışığının varlığını gösterir; aynen elmastaki ışık pırıltılarının çevrede yaygın bir ışık âleminin varlığını göstermesi gibi Ancak varlıkların temel yapıtaşlarında &#8220;ilim&#8221; diye maddî bir unsur yoktur ve dola, yısıyla varlığı konusunda hiçbir şüphe bulunmayan ilim, madde değil madde-dışıdır yani manadır. Ve evrende yerçekimi kuvveti gibi her şeye nüfuz eden ve zaman ve zemin üstü yaygın bir ilim katmanı vardır. Bu madde-dışı (mânâ) ilim katmanından gelen ilim ışığı, bildiğimiz ışıktan farklı olarak maddî beden gözü ile değil, manevî akıl gözü ile algılanabilir.</p>
<p><strong>Güzellik ve Sanat Işığı</strong></p>
<p>Benzer şeyler güzellik ışığı (nuru) ve sanat ışığı için de söylenebilir. Hayatta ne olduğu bilinmeyen, ancak görüldüğü zaman tanınan şeyler vardır ve herhalde gü­zellik, estetik ve sanat bunların önde gelenlerindendir. Güzellik, Ölçülülük ve uyum­luluktan doğan bir manevi ışık veya nur olarak tanımlanabilir. Yani madde veya hareket öyle bir hale getirilebilir ki, güzellik ışığını alıp yansıtabilir. Aynen karbon atomlarının bir kristal halinde dizildiklerinde bildiğimiz fizikî ışığı alıp pırıl pırıl yan­sıtabildiği gibi. Çirkinlik de güzelliğin yokluğu olarak tanımlanabilir. Estetik de gü­zelliği tanımlama bilimi veya sanatıdır.</p>
<p>Gülü görmek başka, güldeki güzelliği görmek başkadır. Birinciyi biyolojik göz görür, İkinciyi ise güzellik anlayışına sahip şuurlu varlıklar manevi kalp gözleriyle görürler. Gülü güzel yapan herhalde atomlarındaki güzellik değildir. Zira canlı bir güldeki bir hidrojen veya azot atomu ile ezilip çamur haline getirilmiş bir güldeki hidrojen veya azot atomu tamamen aynıdır; elmas ile grafitteki karbon atomlarının aynı olması gibi. Parçalarında olmayan bir şey bütününde olamayacağına göre, gülün güzelliği kendisinden yani maddesinden değil, dışarıdan gelir; aynen elmasın göz kamaştıran pırıltılarının dışarıdaki bir ışık kaynağından geldiği gibi. Gül ve diğer güzel şeylerin özelliği, bu güzelliği alıp yansıtabilmeleridir.</p>
<p>San&#8217;at ise madde, renk, şekil, ses, hareket veya kelimelerle yapılan ve şuurlu var­lıklarda hayret, hayranlık, takdir, merak, beğeni, efsun ve nihayet yüksek haz gibi hisleri uyandıran yaratıcı iş ve hareketlerdir.</p>
<p>Sanatkâr, ham maddelerini öyle bir şekilde bir araya getirip bir manzume oluşturur ki, manevi sanat ışığı (nuru) eserinde parlamaya başlar. Benzer şekilde, hayat, şefkat, adalet, irade, akıl, fikir, şuur, güzel koku, temizlik ve sevgi için de manevi ışık (nur) tanımlamaları yapılabilir.</p>
<p><strong>Madde, Enerji ve Nuraniyet</strong></p>
<p>Bildiğimiz fizik âlemi enerjiden oluşur. Fiziğin başlangıcı olan ve 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği hesaplanan büyük patlamanın ilk safhalarında sadece enerji vardı. O safhada her şey her şeyin içindeydi ve bir hacim kaplamaktan bahsetmek söz konusu değildi. Patlamanın ilk saniyesinin kesirlerinde sıcaklığın hızla düşmesi ve enerjinin yoğuşmasıyla önce quark ve gluon gibi temel parçacıklar ve akabinde onların da birleşmesiyle proton ve nötronlar oluştu. Elektronların oluşması ve madde-karşı madde etkileşimleriyle parçacıkların büyük bir kısmının tekrar enerjiye dönüşmesi ilk saniye içinde yer aldı. Sıcaklık ilk dakikalarda bir milyar dereceye düştü ve bir kısım protonlarla nötronlar birleşip helyumun çekirdeğini oluşturdu. Ancak protonların büyük kısmı hidrojen çekirdekleri olarak varlıklarını sürdürdü. Hesaplamalara göre, büyük patlamadan 379 bin yıl sonra çekirdeklerle elektronlar birleşip atomları (çoğunlukla hidrojen) oluşturdu ve madde ile enerji ayrışmaya başladı. Maddeye dönüşmeyen enerji de kozmik geri plan radyasyonu olarak varlı­ğını sürdürdü<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[46]</sup></a>.</p>
<p>Madde moleküllerden, moleküller atomlardan ve atomlar da elektron, proton ve nötron gibi atom altı parçacıklardan oluşurlar. Madde enerjinin yoğuşmuş bir şek­lidir ve madde ve enerji Einstein&#8217;in meşhur E = mc<sup>2</sup> formülüne göre birbirine dönü­şebilir. Hatta denebilir ki madde, enerjinin letafetini kaybedip kesifleşmiş bir halidir. Maddenin iki temel özelliği kütlesinin olması ve yer kaplamasıdır. Dolayısıyla mad­de, &#8216;kütlesi olan ve hacim kaplayan şey&#8217; olarak tanımlanır. Madde ve enerji fizikî varlıklardır, her ikisi de fizik kanunlarına tabidirler ve gözlenip ölçülebilirler. Ancak maddeden farklı olarak enerji (güneşten gelen ışık gibi) bir hacim kaplamaz ve du­rağan kütlesi yoktur (enerjinin E = mc<sup>2</sup> formülünden hesaplanan eşdeğer kütle kar­şılığı vardır). Yani enerji, kesif olan maddeden farklı olarak, kütlesi olmayan ve tek başına bir hacim kaplamayan latif bir varlıktır. Ancak fiziki bir varlık olarak belli kı­sıtlamalara tabidir; örneğin elektromanyetik radyasyonun hızı, ışık hızını geçemez.</p>
<p>Madde ve enerji aynı bütünün iki parçası ve adeta birbirinin kaynağıdır. Güneşte madde daimi olarak enerjiye dönüşmekte ve güneş enerjisi dünyaya ısı ve ışık olarak saniyede 300 bin kilometre hızla gelmektedir. Yani madde, kütlesiz ve yer kaplamayan bir şeye (madde-dışına) dönüşmekte ve maddenin hiç bir zaman ulaşamayacağı bir hızda hareket etmektedir. O zaman denebilir ki, görünen fizik âlemini teşkil eden ve varlıkları gözlemlerle sabit olan madde ve enerji aynı tür varlıklar değildir. Biri kesif, diğeri latiftir. Latif olan şeylerde bir derece zaman ve ze­min üstülük vardır ve latif şeylere yarı nurani de denir. Kısmî kayıtlılık hali olan le­tafet veya yarı nuranilik varsa, bunun uzantısı olan zaman ve zemin kayıtlarından tam sıynlmışlık hali olan tam nuranilik ve nur da vardır.</p>
<p>O zaman varlıkları tam nuraniyetten tam kesafete kadar uzanan bir letafet-ke- safet cetvelinde sıralamak ve varlıklara nur-madde karışımı olarak bakmak gerekir. Gözlemlerle sabittir ki, varlıklarda atom altı seviyede nuraniyet, atom üstü seviyede ise kesafet hâkimdir. Örneğin atom-üstü kesif bir varlık olan tenis topunun hem yeri, hem de hızı ölçümlerle tam bir kesinlikle belirlenebilir. Ancak atomaltı latif bir varlık olan elektronun hem hızı hem de yeri belirlenemez. Hızı belli ise, yeri belli değildir. Yani hiçbir yerde değildir veya her yerde olabilir. Hatta aynı anda iki farklı yerde olabilir. Ancak elektronun bazı yerlerde olma ihtimali daha yüksektir ve bu ihtimal dağılımı bir dalga fonksiyonu olarak ifade edilir. Bu fenomen fizikte &#8216;Heisen- berg&#8217;in belirsizlik prensibi&#8217; olarak bilinir. Zaten bu yüzden atom altı dünyada kuan- tum teorisi, atom üstü dünyada ise Einstein&#8217;in izafiyet teorisi hâkimdir ve bu iki teorıyı birleştirecek bir&#8217; birleşik teori&#8217; tüm gayretlere rağmen henüz ortaya konama- mıştır. Fizikdışı paralel evren veya çoklu evren türü yaklaşımlarla bazı fenomen izah edilmeye çalışılmış, ancak nuraniyet kavramı açıkça ortaya konmadığı için bir yere varılamamıştır.</p>
<p>Biz elektronu parçacık olarak hayal ederiz, ama elektron aynı zamanda dalgadır. Aynen elektromanyetik dalgalar gibi. Elektronun dalga özelliği, girişim deneylerinde net olarak görülmektedir. Zaten o yüzden atomaltı dünyada parçacık-dalga ikilemi özelliği kuantum mekaniğinin temel taşlarından biridir. Yani elektron ve diğer atom altı parçacıklar bazen parçacık gibi davranırlar, bazen da dalga olarak. O zaman denebilir ki, atom altı parçacıklar ne parçacıktır, ne de dalga. Çünkü bunlar çok farklı özelliklerdir. Örneğin ses havada dalga olarak yayılır ve tabancadan çıkan kurşun bir kütle parçası olarak gider. Bunların zıddı olamaz. Keza, bir meyve hem elma hem de aynı anda armut olamaz. Eğer oluyorsa o meyve ne elmadır ne de armut. O zaman atomaltı parçacıklar öyle bir şey olmalıdır ki, iki zıt karakterde &#8211; hem dalga hem de parçacık &#8211; tezahür edebilsin. Bu da ancak kesafetten uzaklık yani nuraniyete yakınlık ile olabilir. Benzer bir argüman genelde elektromanyetik dalga olan ancak parçacık özelliği (foton) da gösteren ışık için de verilebilir. Elek­trondan çok daha küçük olan ve elektrik yükü olmayan atom altı parçacık nötrino ise, kesafetten o kadar uzaktır ki, adeta varlık yokluk arasındadır ve ölçülmesi son derece zordur.</p>
<p>CERN&#8217;deki deneylerde varlığı teyid edilmeye çalışılan ve &#8216;Tanrı parçacığı&#8217; olarak bilinen Higgs parçacığının küçüklüğünden dolayı nuraniyete daha da yakın olduğu görülecektir; tabi eğer ölçülmesi mümkün olabilirse.</p>
<p>Masa ve sandalye gibi maddeden yapılan kesif varlıklardan farklı olarak, enerji­den (örneğin ışık) yapılan latif varlıkların kütlesi yoktur ve yer de işgal etmezler. Başkalarının olduğu yere yerleşiverirler. Nitekim havada aynı noktada elektroman­yetik enerji formunda yüzlerce yayın vardır, ancak bir izdiham söz konusu değildir. Hepsi birbiri içinden saniyede 300 bin km hızla geçer. Yani bir saniyede dünyanın etrafını birkaç kez dolaşabilir ve ade-ta bir anda her yerde bulunur. Keza, lamba, kütlesi olan ve hacim işgal eden bir şeydir ve dolayısıyla kesiftir. Ancak lambadan çıkan ışık kütlesizdir, hacim işgal etmez ve belli bir yeri yoktur; adeta her yerdedir. Sadece, ışığın şiddeti lambadan uzaklaş-tıkça azalır.</p>
<p>Nuraniyete en yakın madde şekli muhtemelen karanlık madde ve nuraniyete en yakın enerji türü de karanlık enerjidir. Çünkü karanlık madde ve karanlık enerji ilmen vardır, ama deneysel olarak gözlemlenememiştir. Hesaplamalar gösteriyor ki, galaksilerdeki yıldızları bir arada tutan çekim kuvvetinin görünen kütle ile sağlan­ması mümkün değildir. O halde &#8220;karanlık madde&#8221; denen görünmeyen bir tür mad­de ilave çekim kuvvetini sağlıyor olmalıdır. Karanlık madde ışığı vermez, soğurmaz ve yansıtmaz. Elektron, proton ve nötronlardan oluşmaz.</p>
<p>Ayrıca, 1998&#8217;de Hubble Uzay teleskobu gözlemleri gösterdi ki, uzayın genişleme­si çekim kuvvetinden dolayı yavaşlamıyor; zannedilenin aksine hızlanıyor. Ast­rofizikçiler, bunun ancak hiç kimsenin bilmediği &#8220;karanlık enerji&#8221; denen esrarengiz bir enerji türünün sebep olabileceği sonucuna vardılar. Çünkü bu ivmelenme et­kisinin mevcut evrende hali hazırda var olan bir şeyce sebep olunması mümkün değildir.</p>
<p>Neticede ortaya çıkan manzara, evrenin yaklaşık % 70&#8217;inin karanlık enerji, % 25&#8217;inin karanlık madde ve geri kalan % 5&#8217;inin de aletlerle gözlemlenebilmiş nötrino dâhil her şeyi içeren normal evrenden teşekkül ettiğidir. Bu demektir ki, içinde yaşadığımız evrenin büyük çoğunluğu &#8220;fiziksel&#8221; bir halde değil, &#8220;ilmen&#8221; vardır ve ancak akıl gözü ile görülmektedir<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[47]</sup></a>.</p>
<p>Kur&#8217;anda <em>&#8216;Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık. Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık&#8217;<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup><strong>[48]</strong></sup></a> ve &#8216;Çin&#8217;i de yalın bir ateşten yarattı&#8217;<a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><sup><strong>[49]</strong></sup></a></em> ayetlerinde bahsedilen yalın veya dumansız ateş, yani varlığına dair hiç bir fiziki emare olmayan madde/enerji türü, muhtemelen karanlık madde /karanlık enerjidir. İleride bilimin gelişmesiyle karanlık madde ve karanlık enerjiye hükmedip munipule edebilenler, cinlere de hâkim olup onları şu an hayal bile ede­meyeceğimiz değişik işlerde kullanabileceklerdir.</p>
<p>Nitekim Kur&#8217;an&#8217;da Belkıs&#8217;ın tahtının biranda nakledilmesi hakkındaki; <em>&#8220;Cinlerden bir ifrit,&#8217;Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim&#8217;</em> dedi. Semâvî kitapların esrarına vakıf bir âlim, &#8216;Sen daha gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm&#8217;<a href="#_ftn11" name="_ftnref11"><sup>[50]</sup></a> dedi ve Hazret-i Süleyman&#8217;ın (A.S.) cin ve şeytanları idaresi altına alıp faydalı işlerde istihdam ettiğini ifade eden; <em>&#8220;Denize dalarak onun için cevherler çıkaran ve başka işler de gören şeytanları yine onun emrine verdik<a href="#_ftn12" name="_ftnref12"><sup><strong>[51]</strong></sup></a>&#8220;</em> gibi ayetler buna işaret etmektedir.</p>
<p>Bediüzzaman, bu ayetlerden şu dersleri çıkarır:</p>
<p><em>&#8220;Yerin, insandan sonra zîşuur olarak en mühim sekenesi olan cin, insana hizmet­kâr olabilir. Onlarla temas edilebilir. Şeytanlar da düşmanlığı bırakmaya mecbur olup ister istemez hizmet edebilirler ki, Cenâb-ı Hakkın</em> evâ<em>mirine musahhar olan bir ah­dine onları musahhar etmiştir. Cenâb-ı Hak, manen şu âyetin lisan-ı remziyle der ki: &#8216;Ey insan! Bana itaat eden bir abdime cin ve şeytanları ve şerirlerini itaat ettiriyorum. Sen de Benim emrime musahhar olsan, çok mevcudat, hattâ cin ve şeytan dahi sana musahhar olabilirler.&#8217; İşte, beşerin, san&#8217;at</em> ve <em>fennin imtizacından süzülen, maddî ve mânevî fevkalâde hassasiyetinden tezahür eden ispritizma gibi celb-i ervah ve cinlerle muhabereyi, şu âyet en nihayet hududunu çiziyor ve en faideli suretlerini tayin ediyor ve ona yolu dahi</em> açıyor<a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[52]</sup></a>.</p>
<p><strong>Kuantum Mekaniği ve Nuraniyet</strong></p>
<p>Kuantum dünyasında parçacıkların acaip davranışını karekterize eden ve bir anda birden fazla yerde olmayı gösteren en meşhur deney, çift-yarık deneyidir. Birbirine paralel iki duvardan öndekine ince bir yarık açılsa ve tenis topu makinesi gibi bir makineden öndeki duvara arda arda kurşun yağmuru gibi toplar atılsa, yarığa denk gelen toplar arka duvara geçecek ve yarıktan geçen topların izleri arka duvarda bir bant oluşturacaktır. Eğer öndeki duvara yan yana iki yarık açılsa, topların bir kısmı birinci yarıktan bir kısmı da ikinci yarıktan geçecek ve çarpan topların izleri arka duvarda birbirine paralel iki bant oluşturacaktır. Eğer duvarlar çizgi hizasına kadar su içinde olsaydı ve su yüzeyinde ard arda dalgalar oluşturulsaydı, ön duvardaki deliklere ulaşan dalgalar yollarına devam edecek ve arka duvara çarpacaklardı. Tek yarık durumunda beklenmedik bir şey olmayacaktı, ancak iki yarık durumunda her iki delikten geçen dalgalar girişime uğrayacak ve iki dalga tepesinin çakıştığı yer­lerde dalga yüksekliği ikiye katlanırken dalga çukuru ile dalga tepesinin çakıştığı yerlerde iki dalga birbirini yok edecekti. Neticede kuvvetlenmiş dalga tepelerinin çarptığı yerlerde arka duvarda, koyuluğu duvar ortasından kenarlara gittikçe azalan bir dizi girişim bandı oluşacaktı. Yani dalga geçişi durumunda arka duvarda iki bant yerine bir dizi bant oluşacaktı. Deney bir elektron tabancasıyla tekrarlandığında, tek yarık durumunda arka duvara çarpan elektron izleri aynen top durumundaki gibi arka duvarda yarığın tam arkasına gelen kısımda tek bir bant oluşturur. Yani elektronlar minik toplar gibi davranır. Ancak ön duvardaki iki yarık da açıldığında, arka duvarda iki bant değil, aynen su dalgalarıyla yapılan deneydeki gibi, şiddeti merkezden kenara gittikçe azalan bir dizi girişim bandı oluşur. Yani elektronlar, aynen dalga gibi, aynı anda her iki delikten de geçmektedirler. Deneyi tek bir elek­tron ile tekrarlayınca dahi arka duvarda bir dizi girişim bandı oluşmakta ve bu da elektronun bir dalga olarak her iki yarıktan aynı anda geçtiğini şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte göstermektedir. Yani elektronlar hareketlerine bir parçacık olarak başlamakta ve adeta duvarda iki yarığı görünce dalgaya dönüşmektedirler.</p>
<p>İşin daha da ilginç yanı, belli bir yarıktan elektronların hangilerinin geçtiğini gö­zlemlemek için yarıkların birinin arkasına bir ölçme aleti konunca, elektronlar sanki gözlemlendiklerini biliyorlarmış gibi yarıkların birinden veya diğerinden parçacık olarak geçmekte ve arka duvarda iki çarpma izi bandı oluşturmaktadır. Gözlem­leme, elektronun istatistik! dalga fonksiyonunu adeta çökertmekte ve onu bir parçacığa indirgemektedir. Elektronlar sanki kendilerini belli bir konumda tutma yani kesifleştirme niyet ve iradesini hissetmekte ve nazar değmiş ve büyülenmiş gibi bu iradeye tabi olmaktadırlar.</p>
<p>Elektron yerine ışık (kütlesiz foton parçacıkları) kullanılınca da aynı şeyler gözlen­mektedir. Yani ışık bazı durumlarda parçacık bazı durumlarda da dalga olarak davranmaktadır. Deneyler kütlesi elektrona göre oldukça büyük olan atomlarla do yapılmış ve aynı sonuç bulunmuştur. Yani bir anda çok yerde olmayı gerektiren nu-raniyet özelliği atom boyutunda bile etkisini gösterebilmektedir. Ancak otomatik bir tüfekten çıkan mermilerle deney tekrarlandığında mermilerin, ne kadar küçük olurlarsa olsunlar, sadece parçacık olarak davrandıkları görülür. Yani madde atom boyutunu aştığında nuraniyet vasfını hızla keybetmektedir.</p>
<p>Atomaltı parçacıkların bir anda çok yerde olmalarını izah etmek için ortaya atılan ve ciddi rağbet gören teorilerden biri &#8216;paralel evrenler&#8217; teorisidir. Bu teoriye göre  parçacıklar sadece bildiğimiz evrende değil, aynı zamanda evrenimizle iç içe olan sonsuz sayıda hayaletvari evrenlerde de vardırlar ve bu evrenler arasında gidip gelmektedirler. Yani birinde yok olurken diğerlerinde var olmaktadırlar. Öyle görülüyor ki, nuraniyet fikri kabul edilmezse, adını vermeden nuraniyet özelliğini izah etmek hiç de kolay olmayacaktır. Hâlbuki kolay yolu zor olana tercih etmek aklın gereğidir</p>
<p><strong>Tanrı Parçacığı</strong></p>
<p>Maddenin yapıtaşları olan elektron ve nötrino gibi atom altı parçacıklar isimleri &#8216;parçacık&#8217; olmasına rağmen daha ziyade dalga özelliği gösterirler ve onlara bir yer isnat edilemez. Adeta bir anda belli bir dağılım prensibine göre çok yerdedir. O yüz­den atom altı dünyada kesafetten ziyade letafet yani nuraniyet hâkimdir. Zaten maddenin varlığının kaynağının Bediüzzaman&#8217;a göre nurani bir Yed-i Kudret&#8217;in İhtizazatı olduğu dikkate alınırsa o mikro-evrende nuraniyetin esas olması hiç de şaşırtıcı değildir. Problem, parçacıkların açıkça gözlenen letafetinde değil, akılların kesafetindedir. Evrenin en temel yapıtaşı olduğu öne sürülen ve CERN&#8217;deki ışık hızına yakın hızlarda çarpıştırılan parçacıklarla yapılan deneylerde gözlemlenmesi ümid edilen Higgs parçacığına bilim dünyasında vicdanlara yansıyan bir mana olarak &#8216;Tana parçacığı&#8217; isminin verilmesi de manidardır. Nuraniyetten gelerek ke­safete yönelmiş böyle nim-nurani bir parçacığı gözlemlemek ve hele onu idrak etmek oldukça nurlanmış bir aklı gerektirmektedir. Henüz aynı anda iki delikten bir­den geçen elekronun sebep olduğu kafa karışıklığını giderememiş parçacık fizikçi­lerinin işi gerçekten zordur. Belki nuraniyetten gelen bu parçacık birçok aklın nurlanmasına sebep olacaktır. Parçacıkların tarlası olan nurani kaynaktan uzaklaştıkça ve parçacıklar birleşip daha büyük parçacıklar ve demir gibi ağır atom­lar oluştukça kesafet peyda olmakta ve zaman ve mekân sınırlamalarının söz konusu olduğu şahadet âleminin kuralları hükmetmeye başlamaktadır.</p>
<p><strong>Zaman Kavramının Çöküşü</strong></p>
<p>Yukarıda anlatılan çift-yarık (double-slit) deneyi, atom altı kuantum dünyasında mekân kavramının çöktüğünü göstermektedir. Kuantum mekaniğinin diğer bir meşhur deneyi de zaman kavramının çöktüğünü gösteren dolanıklık (entanglement) deneyidir. Aynı anda üretilen atom altı parçacıklar, birbirlerinden ne mesafede ayrılırlarsa ayrılsınlar, daimi iletişim halindedirler. Buna kuantum mekaniğinde dolanıklık denir. Örneğin, birbirinden ışık yılları mesafesinde ayrılmış olsa bile dolanıklık halindeki iki elektrondan birine yapılan bir etkiye onun ikizi anında tepki göstermektedir. Yani zaman adeta durmakta ve zamansız bir iletişim olmaktadır.</p>
<p>Einstein ışık hızının aşılmasının imkânsız olduğu gerekçesiyle (ki atom üstü kesif varlıklar için doğrudur) dolanıklık fikrine şiddetle karşı çıkmış, ancak kuantum mekaniğinin temel kavramlarından biri olan dolanıklık fenomeni 10 kilometreyi aşan mesafelerde denenmiş ve doğruluğu teyid edilmiştir. Yani atom altı dünyada mekân kavramı ile beraber zaman kavramı da anlamını yitirmekte ve zaman-mekân üstülük yani nuraniyet özelliği ön plana çıkmaktadır.</p>
<p>Kuantum mekaniğinin temel kavramları ve atom altı parçacıklarla yapılan çok sayıda bağımsız deneyler ışığında, atom altı dünyası için nuraniyetin fiziksel bir fenomen (vakıa) olduğu teslim ve ilan edilmelidir. Aynı evrenin atom altı dünyası ile atom üstü dünyasında geçerli olan ama birbirine zıt kuantum ve izafiyet teori­lerini birleştirecek temel unsur, nuraniyet yani zaman-mekân üstülüktür. Bu iki teorinin birleştirilmesi, &#8216;birleşik teori&#8217; arayışlarına da son verecek, aynı evren için iki farklı teori olması garabetini ortadan kaldıracaktır.</p>
<p>Öyle görülüyor ki, kesif fizikî varlıklar atom boyutuna indikçe nuranileşmekte,en temel atom altı parçacıklarına inildikçe kesafet kayıtları ortadan kalkıp nuraniyef asıl karekter olmaktadır. Eşyanın hakikatini anlamanın yolu, nuraniyet kavramım anlamaktan ve onu yerli yerinde kullanmaktan geçer. Aksi halde &#8216;paralel evrenler&#8217; teorisi gibi her birinde fizik kanunlarının farklı olduğu iç içe sonsuz sayıda hayalet, vari evrenlerin kabulüne mecbur kalınacaktır ki, bu hem çok meşakkatli olacak ve hem de bizi gerçeğe yaklaştırmak yerine kafamızı karıştıracaktır.</p>
<p><strong>Letafet ve Kesafet: Bir Anda Çok Yerde Olmak</strong></p>
<p>İnsanlar düşüncelerini genellikle geçmiş bilgileri ve tecrübeleri ile sınırlarlar ve beş duyuları ile bizzat tecrübe etmedikleri şeyleri kabul etmekte zorlanırlar. İnsanlığın çok sayıda gözlem ve deneylere dayalı olan ve test ve teyid edilerek süzüle süzüle gelen genel birikimleri de &#8216;kanun&#8217; olarak ifade edilir. Örneğin devri daim makinelerinin daha baştan önünü kesen ve onlara hayat hakkı tanımayan enerjinin korunumu kanunu, bu tür fizik kanunlarından biridir. Ancak, bu evrensel kanunlar ve prensipler, bazı incelikleri örtebilir ve gözden kaçan o inceliklerin derinliklerinde çok daha muhkem kanunlar gizlenmiş olabilir. Örneğin klasik fiziğin temelini oluşturan Newton kanunlarına göre zaman ve mekân bağımsızdır ve yerdeki bir kişinin saati ile 1000 kilometre/saat hızla giden bir uçaktaki saat aynı zamanı gös­terir. Yani makro evrendeki gözlemler Newton kanunlarını doğrular. Ancak ışık hızına yaklaşılınca zaman yavaşlamaya başlar. Saatte 30 bin kilometre hızla dünya etrafında dönen bir uyduda bile hızdan kaynaklanan zaman farkı dikkate alınmak zorundadır. Yani çok yüksek hızların söz konusu olduğu durumlarda olaylara klasik Newton fiziği kurallarıyla değil, Einstein&#8217;in modern izafiyet teorisi prensipleriyle bakmamız gerekir &#8211; bunun nasıl böyle olduğunu pek anlamasak da. Einstein&#8217;ı mod­em fiziğin babası yapan zamanın mekâna bağlılığı olayı, çağımızda artık sıradan bir bilimsel gerçek olmuştur.</p>
<p>Keza, yine tecrübelerimizle sabittir ki, bir elma aynı anda ancak bir yerde olabilir. Buzdolabındaysa masada olamaz, eğer masada ise demek ki, artık buzdolabında değil (keşke olsaydı; o zaman ailelerin bütçeleri baya rahatlardı). Fakat yukarıda izah edildiği gibi, atom altı parçacık seviyesine inince bu en temel gerçeklik de çözülmeye başlar. Örneğin parçacık fiziğinde en klasik deneylerden biri, elektronun üzerinde iki delik bulunan bir kâğıdın bir tarafından diğer tarafına her iki delikten aynı anda geçerek gitmesidir; bir kişinin içeriye bir evin iki kapısından aynı anda girmesi gibi. Yani bir şey aynı anda birden fazla yerde olabilmektedir. Aklımızın al­makta zorlandığı &#8216;aynı anda birden çok yerde olma&#8217; olgusu modern fizikte kuantum mekaniğinin en temel kavramlarından birisidir. Varlığa sırf madde gözüyle bakınca ve maddedeki zaman ve mekân sınırlamalarını dikkate alınca bunu anlamak ger­çekten zordur ve Einstein gibi dahiler bile bunu kabullenememişlerdir. Bir anda çok yerde olma realitesini anlamanın yolu, nuraniyeti ve onun maddede bir yansıması olan letafet kavramını anlamaktan geçer.</p>
<p>Varlığı ancak laboratuvara sokarak deneylere tabi tutup ölçümler alabildiği şey­lerle sınırlayan aklı gözüne inmiş maddeci yaklaşım, eski önyargılarını kırıp yeni bir açılım yapmayı reddetmekte ve tezatlar içinde bocalamakta ısrar etmektedir. Hâl­buki fizik kanunlarına tabi olmamayı ve dolayısıyla zaman ve zemin üstündeliği tem­sil eden nuraniyetin bir varlık boyutu olarak kabulü (daha doğrusu kabulünün ce­saretle ve dürüstçe itirafı) fizik biliminin de önünü açacaktır. Enteresandır ki, varlığından hiç kimsenin şüphesi olmadığı yerçekimi gibi fizik kanunları bile nurani- dir ve hiç bir yerde olmadıkları halde her yerdedir. Katı maddeci yaklaşım, fizik kanunlarının varlığını kabul ettiği sürece &#8211; ki aksi düşünülemez &#8211; nuraniyet kavramı­nı zımnen de olsa kabul etmiş olmaktadır. Aksini iddia ikiyüzlülüktür ve objektif olması gereken bilimsel yaklaşımla bağdaşmaz.</p>
<p>Fizik bilimi, varlığı madde ile sınırlayan materyalizm ideolojisinin kıskacından kurtulup bağımsızlığına kavuşmayı başarabilirse, tüm tecrübelerle varlığı sabit olan iradeyi de inkâr etme garabetinden kurtulup, gerçeğe bir adım daha yaklaşmış olacaktır. Nehre atılan biri ölü diğeri canlı iki insanın nehirdeki hareketleri ara­sındaki her fark, fizik üstüdür. Çünkü ölü cesedin hareketini bir şablon tarzında ta­mamen fizik kanunları belirlerken canlı insanın hareketini fizik kanunlarıyla beraber fizik üstü irade boyutunun bileşkesi belirlemektedir.</p>
<p>Bu örneğin doğruluğunu kabul edip (ki aksini iddia söz konusu değildir) fizik üstü­lüğü inkâr etmek bilimsellik değil, bilimsel körlük ve hatta bilimsel bağnazlıktır.</p>
<p>Varlıklardaki birçok sırrı ve bazen aklın almakta zorlandığı garip halleri anlamak için letafet (latiflik, nuranilik, incelik, hafiflik, ışıklılık, havailik) ve kesafet (katılık, madde-yoğunluk, ağırlık, sertlik, kütlük, zulmettik, karanlıklılık) kavramlarını iyi an­lamak gerekir. Zira materyalist felsefenin rağmına, bildiğimiz tüm fiziki varlıklar aslında letafet-kesafet karışımıdır ve dolayısıyla değişen oranlarda latif ve kesif yön­leri vardır. İnsanlarda bile kadın ve erkekler madde, yani kesif malzeme olarak aynı olmalarına rağmen kadınlara letafet, zerafet, nezafet ve nezaketlerinin ön plana çıkmasından dolayı cins-i latif denmiştir. O yüzden cins-i kesif olan erkeklerde pek de göze batmayan kaba saba hareketler kadınlarda melekliğe has letafetle bağ­daşmadığı için çirkin düşmektedir.</p>
<p>İnsan dâhil tüm varlıklara <em>&#8216;kesif birer madde külçesi&#8217; veya &#8216;bir torba atom yığını&#8217; </em>olarak bakan karanlıklı felsefenin kulakları çınlasın.</p>
<p>Ve <em>&#8216;Bir ben vardır bende benden içeri&#8217;</em> diyen Yunus Emre&#8217;nin ruhu şad olsun.</p>
<p>Taş ve demir gibi cansız maddelerde kesafet esastır. Ancak onların bile dikkatli bakışlara görülen çok latif yönleri vardır. Canlılarda ise kesif bir tül gibi olan madde, arkasındaki latif manaların üzerinde yansıdığı bir perde görevini görmektedir.</p>
<p>Örneğin bir kiraza veya kelebeğe bakan herhalde önce onlarda yansıyan ince sanatları ve latif manaları görür ve letafetleri mana merkezi olan kalp ile hisseder. İnsan ise kesif bir beden ve latif bir ruh ile acaip bir letafet-kesafet karışımıdır ve hâkim olan unsura göre hüküm alır. Fizikî bir varlık olarak insan bedeni fizik kanun­larına tabidir ve bir anda birden fazla yerde olamaz. Nurani bir varlık olan ruh ise, zaman ve mekân üstüdür ve hiçbir fizik kanunu onu hükmü altına alamaz. Dolayı­sıyla bir anda çok yerde ve hatta her yerde olabilir; aynen yer çekimi kanunu gibi. Ancak insan ruh ve bedeniyle bir bütün olduğu için, ruh ve beden birlikte hareket etmek durumundadır. Bu durumda baskın olan unsurun hükmü geçecektir.</p>
<p>Kişi eğer bedenen semiz ruhen cılız ise, o ruh o bedende adeta hapis olacak ve ruhun adeta kesifleştiği o kişide kesafet esas olacaktır. Hatta kişi sadece bedenden ibaret olduğunu bile iddia edecektir. Ancak kişi ruhen gelişkin bedenen cılız ise, tam tersi olacak ve kişinin bedeni de letafet kesbedip kişide fizik kanunlarından ziyade nuraniyet kaideleri hâkim olacaktır. O zaman da bu kişi letafet kesbetmiş bedeniyle beraber ruhun kanunlarına tabi olup aynı anda çok yerde bulunabilecektir. Ancak birçok sırlar bunu yaygın değil, istisnai bir durum yapacaktır.</p>
<p>Bu mesele, bedeni bir balona ruhu da havadan 7 kat daha hafif olan ve serbest bırakıldığında hızla yükselen helyum gazına benzeterek şöyle açıklanabilir: İçinde çok az helyum gazı bulunan bir balonu elimizden bırakırsak, balon yerçekiminin etkisiyle yere düşecektir. Yani latif helyum gazı birlikte olduğu kesif balon malzeme­sine hükmeden kanuna boyun edecektir. Böylelikle az şişmiş helyum balonu kesif bir madde gibi davranacaktır. Ancak balon helyum gazı ile iyice şişirilip bırakılırsa, görülecektir ki, helyum gazındaki yükselme kuvveti balona hükmeden düşme kuvve­tine galip gelecek ve helyum dolu kesif balon semalara doğru yükselecektir. Yani beden ruha ve ruhaniyetin kanunlarına tabi olacaktır.</p>
<p>İnsan helyum balonu gibi uçamasa da kendini her zaman vicdan terazisinde tartabilir ve kendi letafet ve kesafet durumunu muhakeme edebilir. &#8216;Kendimi bir ton yükün altından kalkmış gibi hissediyorum&#8217; sözünde ifadesini bulduğu gibi, insan bir iyilik yapınca kendini hafiflemiş hissetmesi ve bir kötülük yapınca da onun ağırlı­ğından adeta omuzlarının çökmesi bu mananın bir yansımasıdır; yeter ki vicdan te­razisi bozulmuş olmasın. İnsan ilim, iman ve fazilet gibi nurani şeylerle meşgul olup letafet kesbettikçe, ayakları yerden kesilmese bile insaniyeten yükselir.</p>
<p>O kadar ki, cesedinin ağırlığını hissetmez bile. Bedeni burada olmasına rağmen rüyada olduğu gibi aklen, kalben ve hissen çok değişik âlemlerde gezer. Herhalde gerçek yoksulluk, varlığın bu boyutundan habersizlik olmaktır.</p>
<p>Maddi kesif bir bedene ve ona letafet veren nurani bir ruha sahip olan insanın manevi kalbi, nuraniyetin en donanımlı bir merkezidir ve tüm nurani şeylerin alıcısı ve vericisidir.</p>
<p>Aslında &#8216;pozitif enerji&#8217; denen şey, iradenin taallukuyla söz gibi taşıyıcılarla veya vasıtasız olarak kalpten kalbe iletilen nurani manalardır. İletilen mana ilim nuru olursa, buna telepati denir.</p>
<p>Bu mana iyi dilek olursa, yine bir nur olan şifa olur. Muhabbet nuru olursa, saadet olur. Kur&#8217;an nuru olursa, gıda ve şifa olur.</p>
<p>Eğer tasavvuftaki tabiriyle Şems-i Cazibedarın nuru olursa, cezbe ve istiğrak olur ve fizik kanunlarının bağları çözülmeye başlar.</p>
<p>Acaba, insandan, varlığının farkında bile olmadığımız ve hatta inkâr ettiğimiz nuraniyeti kaldırsak, geriye bir torba karanlık atomdan başka ne kalır?</p>
<p><strong>Teoloji ve Nuraniyet</strong></p>
<p>Kuantum mekaniğinde atom-altı parçacıkların bir anda birden fazla yerde olması ve birbirine zıt karakterlere bürünmesi nasıl kafa karışıklığına ve başlangıçta fizikçi­lerin ciddi itirazına sebep olmuşsa, teslimiyetin yerini kritik muhakemenin aldığı modern çağ teolojisinde de Allah&#8217;ın hiçbir yerde olmadığı halde, her yerde olması ve bir anda çok yerde pek çok farklı şey yapıyor olması gibi klasik fiziğe aykırı kavramlar da, ciddi şekilde sorgulanmış ve hatta bir kesim tarafından akla ve bilime aykırılık gerekçesiyle inkâr edilmiştir.</p>
<p>Bir modern çağ teoloğu olan Bediüzzaman Said Nursi, aklın kabulde zorlandığı bu tür karmaşık meseleleri <strong>Risale-i Nur </strong>ismini verdiği eserlerinde <strong>nur </strong>ve <strong>nu- raniyet </strong>kavramlarıyla ve yarı-nurani olarak nitelendirdiği güneş analojini etkin bir şekilde kullanarak ve bunu akla merdiven yaparak kolaylıkla halletmiştir.</p>
<p>Bediüzzaman, varlıkları, aynadaki akislerine göre üç gruba ayırır: Kesif, maddi nurani (veya yarı nurani) ve nurani. Masa, sandalye ve hatta insan gibi kesif maddî şeylerin aynadaki akisleri o şeylerin dışındadır ve ölüdür. Örneğin bir insanın kendisi canlıdır, nefes alır, görür, konuşur, sevinir ve korkar. Ancak aynadaki görüntüsü dış görünüşten başka hiç bir özelliğe sahip değildir. Parfümün kendisi güzel kokar, ancak aynadaki görüntüsü kokmaz. Bir kişi bir aynalar galerisine girse bin kişi olur, ancak canlı olan kişinin sadece kendisidir, diğerleri ölüdürler.</p>
<p>Maddeden yapılmış yarı-nuranilerin akisleri yani görüntüleri, asıllarının aynı ol­mamakla beraber gayrı da değildir. Asıl ile görüntünün mahiyetleri farklı kalmakla birlikte görüntü, aslın birçok özelliğine sahiptir.</p>
<p>Bediüzzaman, maddî nuranilere örnek olarak güneşi verir: <em>&#8220;Meselâ, şems dün­yaya girdi, herbir âyinede aksini gösterdi. O akislerin herbirinde, güneşin hassaları hükmünde olan hararet, ziya ve ziyadaki elvân-ı seb&#8217;a bulunuyor. Eğer, faraza, güneş zîşuur olsaydı harareti ayn-ı kudreti, ziyası ayn-ı ilmi, elvân-ı seb&#8217;ası sıfât-ı seb&#8217;ası olsaydı o vakit, o tek ve yekta bir güneş, bir anda herbir âyinede bulunur, herbirisini kendine bir nevi arş ve bir çeşit telefon yapabilirdi. Birbirine mâni olmazdı. Her biri­mizle, âyine m iz vasıtasıyla görüşebilirdi. Biz ondan uzak iken, o bize bizden daha ya­kın olurdu<sup>53</sup>.&#8221;</em></p>
<p>Yani, dışarıya direk güneş almayan bir evi ve güneşi görecek şekilde konan ko­caman bir aynada akseden güneş, aynen güneşin kendisi gibi, eve ısı ve ışık ile be­raber güneşin yedi rengini de verir. Yani aynadaki güneş, semadaki güneşin timsaliyle beraber birçok özelliğine de sahiptir.</p>
<p>O yüzden, küçük bir cam parçasından koca denizlere kadar aynı anda binlerle yerlerde olan yarınurani güneş, nuraniyeti ve vahidiyet ile ehadiyeti anlamak için mükemmel bir örnektir. Tüm parlak şeylerdeki akisler her yeri ihata eden aynı güneşe aittir (Vahidiyet) ve her bir akis aksettiği yerin özelliklerine göre farklılıklar gösterir (Ehadiyet).</p>
<p>Nurani varlıklar için zaman ve mekân söz konusu değildir ve onların akis veya görüntüleri asıllarıyla aynıdır. Ancak, aksin asılla aynılık derecesi, aynanın kabiliyeti ile sınırlıdır.</p>
<p>Örneğin nurani ve hayattar varlıklar olan meleklerin timsalleri hem canlıdır hem de meleklerle aynıdır. Dolayısıyla, Azrail tek bir melek olmasına rağ-men, aynı anda binlerle yerde bulunabilir ve her bir yerde değişik bir çehre ile deği-şik işler yapabilir. Hatta çok nuraniyet kesbetmiş mübarek zatların bir anda çok yerde bulunmaları veya bir anda uzak bir yere gidip gelmeleri meşhurdur. <em>&#8220;Kendisine âyetlerimizde bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed&#8217;i) bir gece Mescid-i Haram&#8217;dan</em> çevre, sini <em>bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa&#8217;ya götüren Allah&#8217;ın şanı</em> yücedir<a href="#_ftn14" name="_ftnref14"><sup>[54]</sup></a>.&#8221;Ayetind<sub>e </sub>ifadesini bulan Mi&#8217;rac hadisesi, özü nur olup nuraniyetin bir timsali olan bir Zat için<sub> </sub>hiç de şaşılacak bir olay değildir.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de;</p>
<p><em>&#8220;Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir. Gök­lerin ve yerin tedbir ve tasarrufu Ona aittir<a href="#_ftn15" name="_ftnref15"><sup><strong>[55]</strong></sup></a>.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, O&#8217;nun işi sadece &#8216;Ol&#8217; demektir; o da</em> olu­verir. Şanı ne <em>yücedir Onun ki, her şeyin hüküm ve tasarrufu elindedir<sup><strong><a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[56]</a>.</strong></sup></em></p>
<p><em>&#8220;De ki: Her şeyin yaratıcısı Allah&#8217;tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir5<sup>7</sup>.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin<a href="#_ftn18" name="_ftnref18"><sup><strong>[58]</strong></sup></a>.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;De ki: &#8216;O, Allah&#8217;tır, bir tektir. O, Samed&#8217;dir<a href="#_ftn19" name="_ftnref19"><sup><strong>[59]</strong></sup></a>&#8220;</em> gibi yaratılışla ilgili birçok ayet ancak nuraniyet kavramıyla ve Allah&#8217;ın Nur olması ve hatta tüm nurların kaynağı olmasıyla izah edilebilir.</p>
<p>Nitekim şu tür sorular çoklukla sorulmaktadır: <em>&#8220;Ey ehl-i tevhidi Siz diyorsunuz ki: &#8216;Hâlık-ı Alem birdir, Ehaddir, Sameddir. Hem her şeyin Hâlıkı O&#8217;dur. Ehadiyet-i Zâtiye- siyle beraber, doğrudan doğruya her şeyin dizgini O&#8217;nun elinde, her şeyin anahtarı kabzasında, her şeyin nâsiyesini tutuyor, bir iş bir işe mâni olmuyor, bütün eşyada bütün ahvâliyle bir anda tasarruf edebilir.&#8217; Böyle acip bir hakikate nasıl inanılabilir? Müşahhas bir tek zât nihayetsiz yerlerde nihayetsiz işleri külfetsiz yapabilir mi?<a href="#_ftn20" name="_ftnref20"><sup><strong>[60]</strong></sup></a>&#8220;</em></p>
<p>Bu ve benzeri sorulara tatmin edici cevap, Allah&#8217;ın nuraniyetidir ve o da güneş- akla yaklaştırılabilir: &#8220;Meselâ güneş, <em>müşahhas bir cüz&#8217;î olduğu halde, parlak eşya vasıtasıyla bir küllî hükmüne geçer. Zemin yüzündeki bütün parlak şeylere, hattâ her- bir katre suya ve cam zerreciklerine birer aksini, bir misâlî güneşi, onların kabi-liyetlne göre verir. Güneşin hararet ve ziyası ve ziyasındaki yedi rengi ve zâtının bir nevi misâli, herbir parlak cisimde bulunur. Faraza, güneşin ilmi, şuuru bulunsaydı, her âyine onun bir nevi menzili ve tahtı ve iskemlesi hükmünde olup, herşeyle bizzat temas eder, her zîşuurla âyineleri vasıtasıyla, hattâ gözbebeğiyle birer telefon hükmünde muhabere edebilirdi.</em></p>
<p><em>Birşey, birşeye mâni olmazdı. Bir muhabere, bir muhabereye sed çekmezdi. Her yerde bulunmakla beraber, hiçbir yerde bulunmazdı. Acaba, bir Zâtın bin bir isminden yalnız Nur isminin maddî ve cüz&#8217;î ve câmid bir âyinesi hükmünde olan güneş, böyle teşahhusuyla beraber, küllî yerlerde küllî işlere mazhar olsa, o Zât-ı Zülcelâl, ehadiyet- i zâtiyesiyle beraber nihayetsiz işleri bir anda yapamaz mı?<a href="#_ftn21" name="_ftnref21"><sup><strong>[61]</strong></sup></a>&#8220;</em></p>
<p>Nuraniyet sırrını ve Allah&#8217;ın nuraniyetini anlamayanlar, iyilik ve kötülük tanrıları icad etmek ve semayı tanrıların savaş alanı olarak tahayyül etmek zorunda kal­mışlardır Fen bilimleri tahsil edenlerin de, hiçbir yerde olmadığı halde her zaman her yerde tüm vasıflarıyla hazır ve nazır bulunan bir ilahı akıllarına sığıştıramama- larının sebebi, yine nuraniyetten habersiz olmaktır. Aynı fenciler, yedikleri abur cubur şeylerden karanlık bir ortamda elsiz ve gözsüz olarak biyoteknoloji harikası gayet hijyen bir yumurtanın yapımını, ne yaptığından haberi olmayan bir tavuğa vermek ve de yumurtadaki malzemenin 21 günde hiç bir el değmeden ve alet karışmadan gözümüz önünde kendi kendine bir sanat şahikası ve yaratılış Mu&#8217;cizesi bir civcive dönüvermesini alelade tabii bir olay olarak görmezden gelmek zorunda kalmışlar­dır. Akla uygun ve mantıken tutarlı bir izah vermekten aciz kaldıkları zaman da her şeyi evrim kara kutusuna havale edip işin içinden çıkmışlardır. Aslında dikkatlice irdelense görülecektir ki, her yerde her şeyi yaptığı iddia edilen &#8216;evrim&#8217;in kendisine atfedilen şeylerin faili olabilmesi için ilim, irade, kudret ve hikmetle mücehhez ulûhi- yeti ile beraber nuraniyet vasfı da olması gerekir. Hıristiyan âleminde de nuraniyet kavramı iyi anlaşılmadığı için Halık-ı Kâinatın herşeyi görür bir gözü ve her şeye yeter bir gücü olduğu anlayışında gedikler oluşmuş ve şirke çok dehlizler açılmıştır.</p>
<p>Bediüzzaman, 32. Söz&#8217;de, yaradılışta cereyan eden nuraniyeti bir ağaç ve meyve örneğiyle müşahhas hale getirir. Sonra da bu gözlemden hareketle tümevarım (in- duction) ile olayı geneller: &#8220;Şu <em>ağacın lâakal on bin meyvesi var. Her bir meyvesinin lâakal yüzer kanatlı çekirdeği var. Bütün on bin meyve ve bir milyon çekirdek, bir an­da, beraber bir san&#8217;at ve icada mazhardırlar. Halbuki şu ağacın çekirdek-i aslîsinde ve kökünde ve gövdesinde, cüz&#8217;î ve müşahhas ve ukde-i hayatiye tabir edilen bir cilve &#8211; i irade-i İlâhiye ve bir nüve-i emr-i Rabbani ile, şu ağacın kavânîn-i teşkiliyesinin merkeziyeti, her dalın başında, her bir meyvenin içinde, her bir çekirdeğin yanında bulunur ki hiçbirinin bir şeyini noksan bırakmayarak, birbirine mâni olmayarak onunla yapılır. Ve o bir tek cilve-i irade ve o kanun-u emri, ziya, hararet, hava gibi dağılıp her yere gitmiyor. Çünkü gittiği yerlerin ortalarındaki uzun mesafelerde ve muhtelif masnularda hiçbir iz bırakmıyor, hiçbir eseri görülmüyor. Eğer intişar ile olsaydı, izi ve eseri görülecekti. Belki, bizzat tecezzi ve intişar etmeden her birisinin yanında bulunuyor. Ehadiyetine ve şahsiyetine, o külli işler münâfi olmuyor. Hattâ de­nilebilir ki, o cilve-i irade, o kanun-u emri, o ukde-i hayatiye her birinin yanında bu­lunur, hiçbir yerde de bulunmaz. Güya şu muhteşem ağaçta meyveler, çekirdekler adedince</em> o <em>kanun-u emrinin birer gözü, birer kulağı var.</em></p>
<p><em>Belki ağacın her bir cüz&#8217;ü, o kanun-u emrinin duygularının birer merkezi hükmün­dedir ki, uzun vasıtaları, perde olup bir mâni teşkil etmek değil, belki telefon telleri gibi birer vesile-i teshil ve takrib olur. En uzak, en yakın gibidir.</em></p>
<p><em>Madem, bilmüşahede, Zât-ı Ehad-i Samedin irade gibi bir sıfatının bir tek cilve-i cüz&#8217;îsi bilmüşahede milyon yerde, milyonlar işe vasıtasız medar olur. Elbette, Zât-ı Zûlcelâlin tecellî-i kudret ve iradesiyle, şecere-i hilkati bütün ecza ve zerratıyla beraber tasarruf edebilmesine şuhud derecesinde yakîn etmek lâzım gelir<sup>62</sup>.&#8221;</em></p>
<p>Bediüzzaman, devamla, güneş, ağaç ve ruhlu varlıklarda görülen nuraniyet cilve­lerini merdiven yaparak nazarları yukarıya çevirir ve ilahi nurani güneşi mantık sil­silesi içinde veciz bir tarzda gözleri kamaştıracak şiddette akıl gözünün önüne serer:</p>
<p><span style="font-size: 13.3333px;">Madem Gün</span>eş <em>gibi âciz ve musahhar mahlûklar ve ruhanî gibi maddeyle mukay</em>yed <em>nım-nuranî masnular ve şu çınar ağacının mânevi nuru, ruhu hükmünde olor. ukde-i hayatı ve merkez-i tasarrufu olan emri kanunlar ve iradî cilveler, nuraniyet sırrıyla, bir yerde iken ve bir tek müşahhas cûz&#8217;î oldukları halde pek çok yerlerde </em>pek çok <em>işlerde bilmüşahede bulunabilirler. Ve madde ile mukayyed bir cûz&#8217;î oldukları halde, mutlak bir külli hükmünü alırlar. Ve bir anda, bir cüz-ü ihtiyarî ile pek çok muhtelif işleri bilmüşahede kesb ederler. Sen de görüyorsun ve inkâr edemezsin.</em></p>
<p><em>Acaba, maddeden mücerred ve muallâ, hem kaydın tahdidinden ve kesafetin zul­metinden münezzeh ve müberrâ; hem şu umum envar ve şu bütün nuraniyat,</em> onun envâr-ı <em>kudsiye-i esmâiyesinin kesif bir gölgesi ve zılâli; hem umum vücut ve bütün hayat ve âlem-i ervah ve âlem-i berzah ve âlem-i misal, nim-şeffaf bir âyıne-i</em> cemâli, hem <em>sıfâtı muhîta ve şuûnâtı külliye olan bir tek Zât-ı Akdesin irade-i külliye ve kud- ret-i mutlaka ve ilm-i muhit ile zâhir olan tecellî-i sıfâtı ve cilve-i ef&#8217;âli içindeki</em> tevec- cüh-ü <em>ebediyetinden hangi şey saklanabilir? Hangi iş Ona ağır gelebilir? Hangi</em> yer Ondan <em>gizlenebilir? Hangi fert Ondan uzak kalabilir? Hangi şahıs külliyet kes- betmeden Ona yanaşabilir? Hiç eşya Ondan gizlenebilir mi? Hiç bir iş bir işe mâni olur mu? Hiç bir yer Onun huzurundan hâli kalır mı?&#8221;</em></p>
<p>İbn-i Abbas Radıyallahu Anhın dediği gibi; <em>&#8220;Herbir mevcuda bakar birer mânevi basan ve işitir birer mânevî sem&#8217;i bulunmaz mı? Silsile-i eşya, Onun evâmir ve ka­nunlarının sür&#8217;atle cereyanlarına birer tel, birer damar hükmüne geçmez mi? Mevâni ve avâik Onun tasarrufuna vesâil ve vesait olamaz mı? Esbab ve vesait sırf zâhiri bir perde olamaz mı? Hiçbir yerde bulunmadığı halde her yerde bulunmaz mı? Hiç tahayyüz ve temekküne muhtaç olur mu? Hiç uzaklık ve küçüklük ve tabakat-ı vü­cudun perdeleri Onun kurbiyetine ve tasarrufuna ve şuhuduna mâni olabilir mi?</em></p>
<p><em>Hem, hiç maddîlerin, mümkünlerin, kesiflerin, kesirlerin, mukayyetlerin, mahdutla­rın hassaları ve maddenin ve imkânın ve kesafetin ve kesretin ve takayyüdün ve mah- dudiyetin mahsus ve münhasır lâzımları olan tagayyür, tebeddül, tahayyüz</em> ve tecezzi <em>gibi emirler, maddeden mücerred ve Vâcibü&#8217;l-Vücud ve Nuru&#8217;l-Envar ve Vâhid-i Ehad ve kuyuddan münezzeh ve huduttan müberrâ ve kusurdan mukaddes ve noksandan muallâ bir Zât-ı Akdese lâhik olabilir mi? Acz hiç Ona yakışır mı? Kusur hiç Onun dâmen-i izzetine yanaşır mı<sup>63</sup>?&#8221;</em></p>
<p>Bediüzzzaman, mahir bir fen bilimcisi gibi dikkatli gözlemlerle varlıklarda yansı­yan gerçeklikleri önce teşhis eder ve onu adeta bir cımbızla ayrıştırır, sonra da ucunu keşfettiği bu kanunun kaynağına intikal eder.</p>
<p>Çünkü gerçek, ancak kaynağına ulaşılabilirse mükemmelleşir ve genelleşir. Örneğin yarınurani güneşin, ışığıyla bize adeta gözbebeğimizden yakın olduğu ve bizi ısı, ışık ve renkleriyle kuşattığı halde, bizim fizik kanunlarıyla kayıtlanmış kesil bedenimiz yüzünden güneşten uzak olmamız gözlemi, <em>&#8216;iki şey birbirinden son derece uzak iken birinin diğerine son derece yakın olabileceği gerçeğini&#8217;</em> görmemizi sağ­lamakta ve bu iki şey arasındaki farkları irdelememize imkân vermektedir. Bu do nura niyeti anlamanın yolunu açmaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Avrupa&#8217;da 1920&#8217;lerde tesis edilmeye başlayan ve atom altı dünyada Newton mekaniğinin saltanatını yıkıp kendi hâkimiyetini tartışılmaz netlikte kuran kauntum mekaniği veya teorisi, madde ile ilgili birçok ezberleri bozmuş ve varlık anlayışımızı derinden etkilemiştir. Kuantum mekaniğinin ilk kurbanı, her şeyin maddeden ibaret olduğu ve her şeyin deterministik fizik kanunlarıyla açıklanabileceği anlayışı olmuş­tur.</p>
<p>Kauntum realitesinin su yüzüne çıkmasıyla ve bilimin en sağlam zemini olarak bilinen zaman-mekân anlayışının, atomaltı parçacıkların bir anda çok yerde olması ve aşılamaz olarak bilinen ışık hızından çok daha büyük bir hızla (daha doğrusu zamansız olarak) haberleşmelerinin dikkatli ölçümler ve gözlemlerle teyid edilmesi sonucu çökmesiyle, büyük bir boşluk oluşmuş ve bu boşluk hala doldurulamamıştır.</p>
<p>Bir zamanlar her şeyi anladıkları zannedilen önde gelen fizikçiler birden bire hiçbir şeyi anlamaz duruma düşmüşlerdir. Ortaya çıkan yeni fenomeni, paralel evrenler gibi kimseyi tatmin etmeyen ütopik teorilerle izah etme gayretleri de fikir jimnastiğinden ileri gidememiştir.</p>
<p>Kuantum mekaniği aslında zaman ve mekân üstülüğün, yani bir anda çok yerde olmanın ve her yere biranda gidebilmenin, yani nuraniyetin, inkârı mümkün olma­yan bir realite olduğunu kör gözlere bile göstermektedir. Atom üstü dünyada nura- niyeti boğan deterministik Nevvton kanunları ve dolayısıyla kesafet hâkim iken, atom altı dünyada madde latifleşmekte ve nuraniyet bariz bir tarzda hükmetmeye başla­maktadır.</p>
<p>Bu gözlemler ışığında takınılması gereken en objektif yaklaşım, bilim kurumu tarafından nuraniyetin bir fenomen (vakıa) olduğunun itiraf ve ilan edilmesi ve var­lıklara sadece maddî objeler olarak değil, maddî ve nuranî objeler olarak bakılması­dır.</p>
<p>Nuraniyet vasfı; atom altı dünyada her seviyede, atom üstü dünyada ise canlılar­da ve bilhassa insanlarda hâkim olan özelliktir.</p>
<p>Nuraniyet kavramı ve yarı-nurani bir varlık olan güneş analojisi ile, teolojide de aklı zorlayan ve deterministik felsefe ile şartlanmış aklın kabul edemeyeceği birçok mesele kolayca hal (edilebilmektedir.</p>
<p>O yüzden nuraniyet kavramı, hem fen bilimlerinde hem de sosyal bilimlerde ol­mazsa olmaz bir kavram olarak yerini almalıdır. Bu yola girilirse din ve bilimin bir­birine yaklaşacağı ve bu olursa çok kötü şeyler olacağı, yersiz korkuları ve asılsız telaşları da artık terk edilmelidir.</p>
<p>İnsanlığın saadeti, insanların hayatında büyük rol oynayan bu iki büyük kurumun eski kırgınlıkları ve birbirini inkârı bırakıp barış yapmalarını ve birbirlerine destek olmalarını gerektirmektedir. Teşekkül edecek olumlu hava, her iki kurumun da gelişimine katkı yapacaktır.</p>
<p>Bilimlerin Işığında Yaratılış (Haz.Adem Tatlı)s,yf:73-91</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>40.Nur Suresi, 35.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[41]</sup></a> Ömer Çelik, <em>&#8216;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Nur Kavramı&#8217;,</em> MÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 16-17, 1998-1999.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[42]</sup></a> Nur Suresi, 40.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[43]</sup></a> Zümer Suresi, 22.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[44]</sup></a> Zümer Suresi, 69.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6"><sup>[45]</sup></a> Hadîd Suresi, 28.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7"><strong><sup>[46]</sup></strong></a><strong> http7/en </strong><strong>wikipedia.org/wiki/Big_Bang</strong></p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8"><sup>[47]</sup></a> <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Big_Bang">http://en.wikipedia.org/wiki/Big_Bang</a></p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9"><sup>[48]</sup></a> Hicr sûresi, 26-27.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10"><sup>[49]</sup></a> Rahman Suresi, 15.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11"><sup>[50]</sup></a> Nemi Sûresi, 39-40.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12"><sup>[51]</sup></a> Enbiyâ Sûresi, 82.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13"><sup>[52]</sup></a> a) <strong>Bediüzzaman Said Nursi, </strong><em>Sözler, 20.</em> Söz, İkinci Makam, s. 347-349.</p>
<ol>
<li>b) <a href="http://www.sorularlarisale.com">http://www.sorularlarisale.com</a></li>
</ol>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14"><sup>[54]</sup></a> a) Bediüzzaman Said Nursl, <em>Sözler,</em> 16. Söz, s. 272-273. b) <a href="http://www.sorularlorisale.com">http://www.sorularlorisale.com</a></p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15"><sup>[55]</sup></a> Zümer Sûresi, 62-63.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16"><sup>[56]</sup></a> Yâsin Sûresi, 82-83.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17"><sup>[57]</sup></a> Ra&#8217;d Sûresi,! 6.</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18"><sup>[58]</sup></a> En&#8217;am Sûresi,59.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19"><sup>[59]</sup></a> İhlas Suresi,!-2.</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20"><sup>[60]</sup></a> İsra Sûresi, 1.</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21"><sup>[61]</sup></a> a) Bediüzzaman Said Nursi, <em>Sözler,</em> 32. Söz, İkinci Mevkıf, s. 829. b) <a href="http://www.sorularlarisale.com">http://www.sorularlarisale.com</a></p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22"></a><sup>96</sup> Nursi, B. S. <em>Sözler.</em> Envar Neşriyat, İstanbul, 1996. s. 698.</p>
<p><strong>KAYNAKLAR</strong></p>
<p><strong>Çelik, Ö </strong>&#8216;Kur&#8217;an-ı <em>Kerim&#8217;de Nur Kavramı&#8217;,</em> MÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 16-17,1990</p>
<p>En&#8217;am Sûresi, 59.</p>
<p>Enbiyâ Sûresi, 82</p>
<p>Hadîd Suresi,28.</p>
<p>Hicr sûresi, 26-27.</p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Big_Bang">http://en.wikipedia.org/wiki/Big_Bang</a></p>
<p><a href="http://www.sorularlarisale.com">http://www.sorularlarisale.com</a></p>
<p>İhlas Suresi, 1-2.</p>
<p>Isra Sûresi, 1.</p>
<p>Nemi Sûresi, 39-40.</p>
<p>Nur Suresi, 35, 40.</p>
<p><strong>Nursi, B. S. </strong><em>Sözler.</em> 16. 20. Söz, İkinci Makam, 32. Söz İkinci Mevkıf.</p>
<p>Ra d Sûresi, 16.</p>
<p>Rahman Suresi, 15.</p>
<p>Yâsin Sûresi, 82-83.</p>
<p>Zümer Suresi, 22, 62-63, 69.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nuraniyet-ve-kuantum-alemi/">Nuraniyet ve Kuantum Alemi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/nuraniyet-ve-kuantum-alemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Higgs Bozonu&#8221; hakkında bilgi verir misiniz? Neden tanrı parçacığı deniliyor?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/higgs-bozonu-hakkinda-bilgi-verir-misiniz-neden-tanri-parcacigi-deniliyor/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/higgs-bozonu-hakkinda-bilgi-verir-misiniz-neden-tanri-parcacigi-deniliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Mar 2013 20:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Higgs Bozonu]]></category>
		<category><![CDATA[Higgs Bozonu nedir]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı parçacığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=643</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Son günlerde bilim dünyasındaki bir gelişme dikkatleri üzerinde topluyor. Higgs Bozonu&#8217;nun keşfi neden bu kadar önemli? Neden Avrupa Nükleer Araştırma Merkezinde (CERN’de), binlerce bilim adamı ve araştırmacı 4-5 yıldır, bu deneye odaklanmış durumda? Niçin bu çalışmalar, asrın en büyük deneyi olarak nitelendiriliyor? Öncelikle şunu anlatalım ki, Hadron, Proton çarpıştırıcı, Higgs alanı ve parçacıkları, temel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/higgs-bozonu-hakkinda-bilgi-verir-misiniz-neden-tanri-parcacigi-deniliyor/">“Higgs Bozonu” hakkında bilgi verir misiniz? Neden tanrı parçacığı deniliyor?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/higgs-bozonu-hakkinda-bilgi-verir-misiniz-neden-tanri-parcacigi-deniliyor/cern-higgs-bozonu-300x223/" rel="attachment wp-att-16405"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16405" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/03/cern-higgs-bozonu-300x223-1.jpg" alt="" width="300" height="223" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="govde">
<p>Son günlerde bilim dünyasındaki bir gelişme dikkatleri üzerinde topluyor. Higgs Bozonu&#8217;nun keşfi neden bu kadar önemli? Neden Avrupa Nükleer Araştırma Merkezinde (CERN’de), binlerce bilim adamı ve araştırmacı 4-5 yıldır, bu deneye odaklanmış durumda? Niçin bu çalışmalar, asrın en büyük deneyi olarak nitelendiriliyor?</p>
<div>Öncelikle şunu anlatalım ki, Hadron, Proton çarpıştırıcı, Higgs alanı ve parçacıkları, temel kuvvetler, standart model, birleşik alanlar teoremi kavramlarını anlamadan deneyi ihata etmek gerçekten zor. Biz yine de konuyu anlaşılır kılmaya konuyu değişik veçheleri ile anlatmaya çalışacağız.</div>
<div></div>
<div>Milyarlarca yıl önceydi, henüz Güneş yok, Dünya ve gezegenler ortalıkta gözükmüyordu. Galaksiler ve galaksiler arasındaki &#8220;uzay&#8221; birbirine yakın hatta bitişik haldeydi. Daha da önceki dönemlere gidildiğinde hiçbir genişlemenin olmadığı bir &#8220;zaman aralığı&#8221; çıkıyordu karşımıza. İşte bu kâinatın ilk doğduğu an olmalıydı. Bir noktadan sonra daha da öteye gidildi. Öyle ki &#8220;yaratılıştan&#8221; önceki zamana varıldı. Yaratılış çekirdeği, madde ve fizikî kanunlarla açıklanamaz haldeydi. CERN&#8217;deki deneyler, her şeyin tek bir şey halini aldığı o &#8220;belirsiz ve tarifsiz&#8221; yaratılış çekirdeğinin neden ibaret olduğunu açıklayabilecek ipuçlarına ulaşmaya çalışyor aslında. Gündemi meşgul eden asrın deneyi denilen çalışmalarda bir bakıma kâinatın ilk günlerine gidildi, küçük yaratılış patlamaları tekrarlandı. Amaç, bu patlamalarla tüm olayların tek bir denklemle ifade edileceği sonuçlara ulaşmak. Bilim camiasında, bütün formüllerin temelinde yatan ana formüle ulaşmanın heyecanlı bekleyişi var. Varlık, metafizik eksenli yeni bir tanıma daha kavuşabilir üstelik. Atom teorileri ile ilgili bir çok konu açıklanamaz durumda çünkü. Bilimde dönüşüm yapacak, bilimin önünü açacak ve 21. yüzyılın bilimini yapacak yeni dehalar bekleniyor.</div>
<div></div>
<div>Maddenin çekirdeğini, temelini bulmak için yüzyıllardır süren arayışların içine girdik. Maddenin derinliklerine daldık. Önce atomları, sonra yüz bin kat daha küçük olan atom çekirdeğini, ardından da atom çekirdeğindeki alt yapılar olan protonları, nötronları ve diğer yüzlerce &#8220;temel parçacıklar&#8221;ı keşfettik.. Hayvanat bahçesini andıran bir parçacık dünyası bulduk karşımızda. Yani parçacık dünyasında tesadüf ve karmaşa değil bir hiyerarşi ve düzen karşımıza çıktı. Özellikle atom altı dünyada ve kuvvetler dünyasında “birlik” en açık bir fizik gerçeği olarak karşımıza çıktı. “Birleşik alanlar teorisi “ ve “Büyük birleştirme teorisi”, aslında her şeyin temelde tek şeyden oluştuğunu söyler. Higgs bozonunu bulmak aslında tüm parçacıklara kütle kazandıran asıl ana parçacığa ulaşmak demektir. Tüm parçacıkların ondan çıkan parçacığa yani. Bu parçacık Bigbang denen kainatın ilk yaratılığında o yüksek sıcaklıklarda o kozmik ortamda o yaratılış silsilesi içinde oluşmuş ve sonra da diğer parçacıklara dönüşmüş olmalı. Onun için kainatın ilk yaratılış anındaki o müthiş şartları hazırlamak gerekiyordu. O şartlarda belki de saniyenin milyarda biri gibi bir zaman aralığında onu gözlemleyebilecektik..</div>
<div></div>
<div>Onun için CERN&#8217;deki o &#8220;süper mikroskop&#8221; sisteminin tamamlanması için bilim adamları ondört yıldır canla başla çalışıyorlardı. Deney 2008&#8217;lerde başladı. Deneyin temelini kısaca anlatmaya çalışırsak; atom altı dünyayı gözlemlemek için bir tür dev “parçacık hızlandırıcısında” önce parçacık demetleri oluşturuluyor. Proton gibi atom parçacıkları önce tek yönde hızlandırılıyor. Daha sonra ters yönlerde hızlandırma ve sonunda çarpıştırma duraklarından geçiliyor. Önce düşük enerji düzeyleri, sonra tera ölçeği.. Nisbi zayıf deney yoğunluklarından kontrolü daha zor olan yüksek yoğunluklara geçiliyor. Sonra?.. Yol üzerindeki her adımda, görev alan binlerce bilim insanı, mühendis ve öğrenci sonuçları yorumluyor.</div>
<div></div>
<div>Bu deneylerle dünyada erişilmiş en yüksek çarpışma enerjilerine ulaşıldı. Bilim tarihinin bu en güçlü &#8220;parçacık hızlandırıcısında&#8221; trilyon elektronvolt (kısaca TeV) düzeyinde enerji üretecek bir sistemi tasarlıyorsunuz. TeV (trilyon elektron volt) ölçeğini keşiflere açmak, yepyeni bir deneysel fizik dünyasına girmek anlamına geliyor. Niçin böylesine yüksek enerji? “Elektrozayıf simetri kırılması,” “hiyerarşi problemi “ve “karanlık maddenin”sırrı gibi konular, ancak TeV ölçeğinde çözülebilir.. Şimdiye kadar bir türlü bulunamayan Higgs parçacıklarına ancak bu enerjilerde ulaşılabileceğine inanılıyor. Evrendeki maddenin çok büyük bölümünü oluşturan &#8220;karanlık madde&#8221;nin sırlarına da Higgs bozonlarını keşfederek ulaşabileceğiz belki de. Belki de hatta 19. yüzyılın sonlarında (ve 20. yüzyılın başlarında) bilim dünyasının yoğun bir şekilde tartıştığı &#8220;esir maddesi&#8221;nin &#8220;karanlık madde&#8221; ile ilişkisi ortaya çıkarılacak.</div>
<div></div>
<div></div>
<div> 13.7 milyar yıl önce olmazlar oldu ve Kudreti Sonsuzun emri ve iradesi tecelli etti. Varlık yokluğa tercih edildi. Hiç yoktan kainatın çekirdeği olan “enerji” halkedildi. Peki ama o enerji boşluğa ısı ve ışık olarak dağılacağına nasıl oldu da “kütle” kazandı yani maddeye, galaksilere, yıldızlara dönüştü? Bunu sağlayan atom-altı bir parçacık nedir acaba? Evet binlerce bilim adamları CERN’de bu parçacığı araştırıyorlardı. CERN’de “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” adlı bir ünite var. Burada kainatın ilk yaratılış yani ‘big bang’ ortamı oluşturuyorsunuz. Burada “Güneş merkezindeki enerjiden yaklaşık 100 bin kat daha fazla” enerji yoğunlaşmasına çıkılabiliyor.</div>
<div></div>
<div>Nükleer kuvvetle etkileşen parçacıklara hadronlar, elektron türü hafiflere leptonlar, protonların içyapısını oluşturan kuarklara da baryonlar denir. Bu ince yapıları deneyle müşahade için her basamakta enerjiyi artırmak gerekir. Yani atomlardaki elektronu etkilemek için eV (elektron Volt, bir enerji türü) mertebesinde enerji gerekirken, atomun kendi bölgesini keV (kilo bin eV) mertebesindeki X-ışınlarıyla çözülebiliyor, çekirdeği incelemek için MeV (milyon eV) lazımdır. Daha ince detaylar için GeV (Giga, milyar eV) lazım.</div>
<div></div>
<div>CERN 1984 yılında bu enerji seviyesine çıkabildi ve Nobel ödülü alan Abdüsselam’ın teorisini doğrulayan (W, Z bozonları) parçacıklarını bulundu Meselenin en az duyulan ve can alıcı kısmı aslında “simetri kırılması” ve yukarıda ifade ettiğimiz gibi kuvvetlerin vahdeti-birliği (birleşik alan nazariyesi, standart model). Fizik olabildiğince hâdiseleri tek bir prensip ile açıklamak ister. Birbiriyle ilgisi olmayan birçok olayın tek bir mekanizmayla açıklamaya çalışır. CERN’de süre giden son çalışmaları, kâinatta var olan kuvvetlerin aslında tek bir kuvvet olduğunu göstermeyi hedeflediğini söyleyebiliriz. Böylece deneyin “tevhide” hizmet eden açık bir yönü var.</div>
<div></div>
<div>Bu son deney neyi gösterdiğine bir kere daha vurgu yapalım. Çekirdek kuvveti diğer elektrik ve zayıf kuvvetle birleştirilmesi esnasında ortaya çıkması beklenen parçacıkların teşhis edilmesi.. Bu deneyle artık çekirdeğin zerreleri olan proton/nötronları oluşturan ‘kuark’ denen parçacıklara ve onların derinliklerine nüfuz etmek.. “Standart Modele göre parçacıklarla etkileşime girerek, onlara kütle kazandıran Higgs bozonlarıdır; bunlar maddenin en küçük birimini veren parçacık olabilir. Belki de bazıların<strong> “esir”</strong> dediği madde. Yoğun aramalara rağmen, bu parçacık şimdiye dek müşahede edilememişti. Atom ve tanecikler dünyasını anlatmaya çalışan “Standart modelin” tahmin ettiği zerreler halkasının en temel gözlenmeyen son üyesini teşkil ediyor.</div>
<div></div>
<div><strong>Çalışmanın Sonuçları</strong></div>
<div></div>
<div>4 Temmuz 2012 günü yapılan açıklamalara göre CERN’deki çalışmalar bir aşamaya geldi ve bir parçacık bulundu. Acaba bu aranan Higgs miydi? CERN çeşitli ünitelerden oluşuyor. Onlardan birisi de ATLAS. ATLAS sözcüsü Fabiola Gianotti şu açıklamaları yaptı:</div>
<div></div>
<div><strong>“Elimizdeki veride, 126 GeV kütle bölgesinde yeni bir parçacığın belirgin izlerini 5 sigma seviyesinde gözlemliyoruz. LHC’nin ve ATLAS’ın mükemmel verimi ve bir çok insanın olağanüstü çabası bizi bu heyecan verici duruma getirdi.”</strong></div>
<div></div>
<div><strong>“Yeni bir parçacığın izlerini 5 sigma seviyesinde gözlemlemek” </strong>çok teknik bir tabir.. O yüzden bunu anlaşılır şekilde anlatalım. <strong>“3.500.000 gözlemde 3.499.999 kez bu izi gözlemledik” </strong>Bilimde bir şeyin olmama ihtimali 3,5 milyonda bir ise, bu gerçeği buldunuz demek anlamına geliyor. Ama bilimadamları o kadar işini sağlama alıyor ki, bu 3,5 milyonda 1 ihtimali dahi kaldırmak için yıl sonuna kadar çalışmalarını arttırarak devam edecekler.</div>
<div></div>
<div><strong>CERN&#8217;de çalışan Türk bilim adamları da var: </strong>İşte onlardan birisi olan prof. Mustafa Ünel şunları söylüyor:<strong> “Bu yeni parçacık, aradığımız parçacık mıydı? Yoksa bir algıç hatası ya da üst üste 10 defa tura gelmesi gibi tabiatın bize yaptığı bir istatistik şakası mıydı? Böyle olması ihtimalinin 3 milyonda bir olduğu hesaplandı! Yani kesinlikle yeni bir parçacık bulduk, ama bu nedir henüz tam bilmiyoruz. Higgs parçacığı olabilir&#8230;”</strong></div>
<div>(…&#8230;)</div>
<div></div>
<div><strong>“Ancak elimizdeki veri ile olası her özelliğe bakamadık. Yapılacak ilk iş daha çok veri toplayıp bu görülen parçacığın gerçekten Higgs olduğundan emin olmak&#8230; Higgs parçacığı ise, artık protonu oluşturan temel parçacıklara (kuarklar, elektronlar vb.) kütle kazandıran mekanizmayı anlıyor olacağız&#8230;” </strong>(internet haber).</div>
<div></div>
<div>Bu açıklamalara göre daha işin başında olduğumuzu anlayabiliriz.. Bir parçacık keşfedilmiş durumda. Ama parçacığı keşfetmekle iş bitmiyor..</div>
<div></div>
<div><strong>Higgs’in Hikayesi</strong></div>
<div></div>
<div>HİGGS’in hikayesine göz atarak konuya neden bu kadar önem atfedildiğini anlamaya çalışalım. Teorik olarak Higgs parçacığının her şeyin başlangıcı olduğu ve her şeyin atası olduğu iddiası var. Bu iddiayı 50 yıl önce Peter Higgs ortaya atıyor. Bir kuantum mekaniği fizikçisi olan Higgs 13,7 milyar yıl önceki Big Bang (Büyük Patlama) dan sonra parçacıklara kütle kazandıran özel bir atomaltı parçacık olduğunu söylüyor. Teoriye göre “Higgs Alanı” ndan geçen kütlesiz tüm parçacıklar bu özel parçacık ile temasa geçtikten sonra kütle kazanıyor. Neredeyse aynı dönemde benzer sonuçlara ulaşan Robert Brout, Francois Englert, Gerald Guralnik, C. R. Hagen, ve Tom Kibble gibi fizikçiler de var. Fakat kısmete bakın ki, bugün bu parçacık bugün hiçbirinin adıyla anılmıyor.</div>
<div></div>
<div>Şimdi tabi bozon nedir onu açıklayalım. Kuantum mekaniğinde tüm atom parçacıkları iki gruba ayrılabilir: Fermiyonlar ve Bozonlar.. Fermiyon ailesinin üyeleri kimler bakalım: Elektronlar, protonlar, nötronlar, kuarklar, nötrinoler vs..). Peki Bozon ailesinin fertleri ..? Fotonlar, alfa tanecikleri, gluonlar vs. Görüldüğü gibi şu ünlü parçacık Bozon grubuna giriyor. Bu yüzden onu o şekilde anıyoruz.</div>
<div></div>
<div>Parçacıklar da aile ailedir. Parçacıklar ailesinde fertler benzer davranış gösterirler. Parçacık ailelerinin bireylerinin niçin benzer davranışlar gösterirler? Bu sorunun cevabı, o parçacıkların içlerindeki hangi parçacığı gizlediği ile ilgili. Çünkü içlerinde onlara nasıl davranacaklarını söyleyen, daha da küçük parçacıklar yer alır. Örneğin, aynı aileden olan protonun da nötronun da içinde kuark adını verdiğimiz minik parçacıklar var. Dolayısıyla kuarklar atom çekirdeğini oluştururlar. Atom çekirdekleri elektronlarla birlikte atomları oluştururlar.</div>
<div></div>
<div>Standart modele göre, madde yani evren daha küçük parçalara bölünemeyen 12 fermion ve 6 bozondan oluşan toplamı 18 temel parçacıktan meydana gelir. Fermion ve bozon sözcüklerini yukarıda açıkladık. Bunlar maddeyi meydana getiren temel parçacıklara verilen ortak isimler&#8230; Standart modeli oluşturan parçacıklar var. Hepsi de bulundu. Higgs bozonu hariç tümü deneysel olarak var oldukları ispatlandı.</div>
<div></div>
<div>Şimdi diyeceksiniz ki 10 milyar dolarlık koskoca deney, Higgs’in varlığını göstermek için mi yapılıyor? Evet. Söylediğimiz gibi bu parçacık ispatlanırsa maddenin oluşum mekanizması anlaşılacak. Yani bir noktada yaratılış sırrı; Allah’ın kainatı nasıl bir mekanizma ile yaratmış olduğu bir nebze daha aydınlatılmış olacak</div>
<div></div>
<div>Konuyu biraz daha aralayalım ve konuyu anlaşılır kılmaya çalışalım isterseniz. Bigbang’a göre, ilk başta sonsuz yoğunluktaydı. Böyle çekirdek bir evren daha sonra nasıl oldu da çok geniş bir evrene dönüştü ve maddeyle doldu? Teori şöyle diyor:. Genişleyen evrende eşit miktarda madde ve antimadde yaratıldı. Birbirleriyle etkileşime giren madde ve antimadde birbirini yok etti ve saf enerjiye dönüştü. Yani kağıt üzerinde, evren boş olmalıydı. Halbuki öyle olmadı. Bir “irade” yokluğu varlığa tercih etti. Henüz sırrını anlamadığımız bir “mekanizma” devreye girdi ve evren var oldu. İnce ve hassas hesaplarla hareket eden milyarlarca yıldız ve gök sistemleri ile dolu galaksiler halkedildi.. Sonra dünyamız&#8230; Hayatın bütün güzelliklerinin yer aldığı Dünyamız yaratıldı. Teori diyorki; “Büyük patlamanın” ardından çok çok kısa bir süre sonra Higgs alanı denen bir alan yaratıldı ve buradan geçen parçacıklar kütlelerine kavuştu.</div>
<div></div>
<div>Eğer teoriler gerçekleşir ve Higgs parçacığı bulunursa o zaman şöyle diyeceğiz: Evren, büyük patlama oluşmuş bir enerji sistemidir. Tekil noktadan enerji, Higgs olarak fışkırmış ve aynı anda uzay-zaman yaratılmıştır. CERN’de yapılan deneyler sonucunda evrenin yaratılış anı bir anlamda laboratuar ortamında tekrarlanmış olmaktadır. Bu parçacığın ispatlanması kainat yap bozunun kayıp parçasının bulunmuş olmasıdır.</div>
<div></div>
<div><strong>Tanrı parçacığı (God Particle) adı nereden geliyor diye merak edilebilir.</strong> Bu konuda şöyle bir hikaye anlatılır: Fizikçiler her türlü atom altı parçacığı bulmalarına rağmen, bir türlü her şeyi açıklayacak Higgs Bozonu parçacığını bulamadı ama hep aramaya hep devam etti. Leon Lederman adındaki bir deneysel fizikçi bir türlü bulunmayan bu parçacık üzerine yazdığı kitabına “Goddamn Particle” (Tanrının Belası Parçacık) adını vermeye karar veriyor. Editörü ise kitabın daha çok satabilmesi için ismini “God Particle” (Tanrı Parçacığı) olarak değiştirip piyasaya öyle sürüyor.</div>
<div></div>
<div>Kitaba bu ismin verilmesini Peter Higgs’i kızdırdığına-üzdüğüne dair notlar da var.. Kızmasının sebebi böyle bir tabirin inançlı kesimi rahatsız edeceği hususu&#8230; Bu kadar da düşünceli ve etik değerleri olan bir adam olduğunu anlaşılıyor Higgs’in.</div>
<div></div>
<div><strong>Higgs bozonunun varlığına inanmayanlar da yok değil. Ünlü fizikçi Stephan Hawking bunlardan biri. Hatta Hawking bu parçacığın var olmadığına dair bahse bile girmişti.</strong></div>
<div></div>
<div><strong>Yeni Buluşlar Hayatımızı Nasıl Etkileyecek?</strong></div>
<div></div>
<div>Bu buluş teknolojide nasıl bir değişim getirercek? Şimdi merakla beklenen konu bu. Bilim ve teknolojide yeni çığırlar açılacak mı? Bilim adamlarının cevabı şöyle:</div>
<div></div>
<div>“Pratikte bu ne işe yarar sorusu için çok erken. Biz bugün bir çocuğun doğumunu müjdeledik.’</div>
<div></div>
<div>4 Temmuz 2012 günü Higgs Bozonu ile ilgili sunumun yapan CERN’den Gianotti’ye kulak verelim:</div>
<div></div>
<div><strong>“Bundan sonraki aşama, keşfedilen yeni parçacığın doğasını ortaya çıkarmak ve evreni anlamamızda bize nasıl bir katkı yapacağını anlamak. Analizler yaparak, bu parçacığın uzun yıllardır peşinde olduğumuz Higgs Bozonu olup olmadığını anlayacağız. Standart Model, evreni anlamamızı sağlayan temel parçacıkları tanımlıyor. Ancak evrendeki maddeler, bizim tespit ettiğimiz yüzde 4′lük madde miktarından daha fazla olmalı. Higgs Bozonu’nu ortaya çıkarmamız, evrenin yüzde 99′unu anlamamız için bize yardımcı olacak.” </strong></div>
<div></div>
<div>CERN deneyinde ‘Higgs Bozonu’ denilen atomaltı parçacığın bulunması bilim tarihinin en önemli olaylarından birisi olması şu bakımdan önemli: Bizim bildiğimiz madde ile evrenin sadece yüzde 4’ünü izah edebiliyoruz. Galaksilerden, güneşlerden, yıldızlardan oluşan bildiğimiz maddi evren, bütün evrenin sadece yüzde 4’üne karşılık geliyor. Düşünebiliyor musunuz evrenin % 96&#8217;sının ne olduğunu bilmiyoruz. Bilimin önünde daha keşfedilmeyi bekleyen çok sır olduğunu buradan tahmin edebiliriz. Örneğin esir maddesi konusu bunlardan birisi. Anlaşılıyor ki perdenin arkasında daha nice alemler var !.. Gördüğümüz alem, sanki ceviz kabuğunun sadece dış kısmı. CERN’de Higgs Bozonu’nun bulunmasıyla doğrulanan ‘Standart Model’ teorisi işte bu yüzde 4’lük evren bölümünü izah etmiş olacak ancak. Bununla birlikte, buradan yola çıkarak karanlık maddenin neden ibaret olduğuna dair ipuçları elde edebiliriz. Belki de esir maddesinin..</div>
<div></div>
<div>Tabi ki sorumuz şu bildik yüzde 4’ün dışında evrende neler var? Evrenin neredeyse dörtte üçü, %74’ü “kara” ya da “karanlık enerji” denen “tamamen belirsiz bir şey.” Geri kalan, %22 ise “karanlık madde”dir. Bir tür madde ama kütlesi yok. Karanlık madde ve enerjinin varlığı, sahip olduğu çekim gücüne dayanarak belirlenebiliyor. Karanlık madde ve enerji, uzaydaki görülebilir maddeden yapılmış galaksilerin pozisyonlarını kontrol eden dev bir kafes oluşturuyor, böylece galaksilerin dönerken parçalamalarını önlüyor!</div>
<div></div>
<div>Öncelikle şu yanlış anlamanın önünü keselim. Bazıları şöyle düşünüyor; Higgs parçacığını keşfetmek demek bilinmeyen karanlık maddeyi keşfetmek yada Esir maddesini keşfetmektir. Hayır, Higgs’i gerçekten keşfetmekle bilinen % 4 lük maddenin kütlesinin kaynağını keşfetmiş olacağız. Ama bu keşif karanlık maddeye de uzayı ve her tarafı dolduran tüm parçacıkların ondan yapıldığı “esir” maddesinin de keşfine kapı açabilir ve evrenin yüzde 96’ını oluşturan “karanlık”lara ışık tutabilir.</div>
<div></div>
<div>Açığa çıkarılan sırlar evrende hakim olan muazzam ilahi gücün varlığını daha belirgin hale getiriyor. Elbette sayısız gök cisimlerini düzen içerisinde ayakta tutan bir güç var. Elbette tanımlanabilen belli bir amaca yönelik böyle büyük bir gücün sahipsiz olduğunu iddia edecek kimse bulunmuyor. Tüm evrene hakim olan bu kuvvet beraberinde yıldızları ve galaksileri de bir düzen içinde tutuyor, dengeyi sağlamada “aracı” ve “vasıta” bir madde ve enerji olmalıdır. Adına ister “kara enerji” diyelim isterse “esir enerjisi” diyelim açık olan şu ki böyle olağanüstü bir kuvvetin kontrolü, herşeye hakim, sınırsız güce sahip Yüce bir Varlık sayesinde mümkün olabilir. Elbette ki, bu gücün sahibi dünyayı ve tüm evreni yaratan, gücü sonsuz ve her şeye içine alan Allah’tan başkası olmayacaktır.</div>
<div></div>
<div>Fizik, gözlemlenebilir ve ölçülebilir varlıkların bilimidir. Fakat atomaltına indiğimizde ölçmenin hayli zorlaştığı bir “belirsizlik” âlemine geliyoruz. Fiziğin dar kalıplarına sığmadığı için bu aleme kuantum adını vedik. James Jean, Sir Edington, Emile Boutroux gibi bilginler burada metafiziğe kapı açıldığını yazdılar. Karl Popper, metafiziğin bilimin gelişmesi için ufuk açıcı olabileceğini belirtti.</div>
<div></div>
<div>Elbetteki meraklarımızı fizik âlemle sınırlamak mümkün değildir. Neden Big Bang? Niye enerjiyi maddeye çeviren Higgs Bozunu var?.. Evrenin temelindeki matematik, şuur ve ilme işaret ediyor. Kâinatın bütünlüğü ve hiyerarşisine olan inanç, ilim adamlarını kâinatı izah edecek daha temel ve basit bir teoriyi bulmaya doğru koşturuyor. Evrendeki tüm sistemlerin ahenkle işlemesinde rol alan kuvvetlerin ve topyekûn maddî unsurların, sonuçta tek hakikatin değişik yansımalarından ve tecellilerinden başka bir şey olmadığı gün geçtikçe bilim aynasında daha iyi ortaya çıkmaktadır. Yeni buluşlar evrenin tek bir noktadan ve tek bir özden çıktığına destek verirken, ortaya çıkan gerçeklikler, tek bir Yaratan&#8217;ın varlığına açık deliller ortaya koymaktadır. Öyle görünüyor ki elde ettiğimiz sonuçlar, evrene ve varlığa yüklediğimiz manayı değiştirecek. Hatta öyle beklentiler var ki, ortaya çıkacak buluşlar nereden gelip nereye gittiğimiz ve ne amaçla yaratıldığımız gibi yaratılış sırlarına açıklık getirebilir; din ile bilimi buluşturacak sonuçlara götürebilir.</div>
</div>
<div></div>
<div>
<p><strong>Yazar</strong></p>
<div>
<div>
<div>
<div>Osman Çakmak (Prof.Dr.)</div>
</div>
<div></div>
<div>sorularlaislamiyet</div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/higgs-bozonu-hakkinda-bilgi-verir-misiniz-neden-tanri-parcacigi-deniliyor/">“Higgs Bozonu” hakkında bilgi verir misiniz? Neden tanrı parçacığı deniliyor?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/higgs-bozonu-hakkinda-bilgi-verir-misiniz-neden-tanri-parcacigi-deniliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
