<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Talha Uğurluel | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/talha-ugurluel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 Dec 2017 12:31:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Talha Uğurluel | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mescid-i Aksa &#8216;da Göze Takılanlar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mescid-i-aksa-da-goze-takilanlar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mescid-i-aksa-da-goze-takilanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Dec 2017 12:31:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer Mescidi:]]></category>
		<category><![CDATA[Kırk Şehitler Mescidi]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Abdullah Suikastı]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa 'da Göze Takılanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa Mihrabı]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Peygamberin Medresesi:]]></category>
		<category><![CDATA[Talha Uğurluel]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Mescidi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19451</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mescid-i Aksa Mihrabı: Üzeri muhteşem mozaiklerle süslü olan Mescid-i Aksa Ulu camii&#8217;nin mihrabının, caminin hanileri Emevilerden mi kaldığı, yoksa Haçlıların elinden kurtardıktan sonra Selahaddin Eyyubi&#8217;nin emriyle mi yaptırıldığı net değildir. Kudüs&#8217;ün Selahaddin tarafından kurtarılmasından 14 sene önce Kudüs&#8217;ü ziyaret eden Al-Harawi, Haçlıların Aksa&#8217;nın mihrabına zarar vermediğinden bahseder. İmadeddin ise Haçlıların mihrabın üzerini bir duvar örerek [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mescid-i-aksa-da-goze-takilanlar/">Mescid-i Aksa ‘da Göze Takılanlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/mescid-i-aksa-da-goze-takilanlar/mescid-i_aksa/" rel="attachment wp-att-19453"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-19453" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/mescid-i_aksa.jpg" alt="" width="533" height="382" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/mescid-i_aksa.jpg 1600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/mescid-i_aksa-600x429.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/mescid-i_aksa-300x215.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/mescid-i_aksa-768x550.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/mescid-i_aksa-1024x733.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/mescid-i_aksa-1536x1099.jpg 1536w" sizes="(max-width: 533px) 100vw, 533px" /></a></p>
<p><strong>Mescid-i Aksa Mihrabı:</strong> Üzeri muhteşem mozaiklerle süslü olan Mescid-i Aksa Ulu camii&#8217;nin mihrabının, caminin hanileri Emevilerden mi kaldığı, yoksa Haçlıların elinden kurtardıktan sonra Selahaddin Eyyubi&#8217;nin emriyle mi yaptırıldığı net değildir.<br />
Kudüs&#8217;ün Selahaddin tarafından kurtarılmasından 14 sene önce Kudüs&#8217;ü ziyaret eden Al-Harawi, Haçlıların Aksa&#8217;nın mihrabına zarar vermediğinden bahseder. İmadeddin ise Haçlıların mihrabın üzerini bir duvar örerek kapattığını, Selahaddin Eyyubi&#8217;nin burayı açarak mihrabı yeniden ortaya çıkardığını söyler.</p>
<p>Selahaddin Eyyubi, her şeyi ile yeni bir mihrap inşa etmese de önceki mihrabı yenilediği anlaşılmaktadır. Dört satırlık kİtabesinde şunlar yazmaktadır:</p>
<p>&#8220;Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;ın adıyla. Bu kutlu mihrabın yenilenmesini ve dindarlık üzerine kurulmuş Aksa Camii&#8217;nin tamirini Allah&#8217;ın kulu ve O&#8217;nun yolunda giden, Eyyub Ebu&#8217;I-Muzaffer el-Malik en-Nasir Salah ed-Dünya ve&#8217;d-Din&#8217;in oğlu Yusuf tarafından Allah onun eliyle burayı 583&#8217;ün ( 1187-88) aylarında fethettiğinde emredilmiştir. Ve o Allah&#8217;tan bu nimeti için ona şükür ilham etmesini ve rahmetini ve mağfıretini ona vermesini ister.&#8221;</p>
<p><strong>İbadet ve Derslik Cepleri:</strong> Mescid-i Aksa içinde özellikle yan duvarlar üzerinde öğrencilerin gündüz ve akşam ders gördüğü birtakım cep daireler bulunmaktadır. Bunlar farklı isimlerle adlandırılsa da kullanım amaçları genelde ortaktır.</p>
<p><strong>Hz. Ömer Mescidi:</strong> Kudüs&#8217;ün Müslümanlar tarafından fethi Hz. Ömer eliyle olduğu için Mescid-i Aksa&#8217;nın bu bölümüne Ömer Mescidi adı verilmiştir. Kudüs&#8217;te yaşamış ve buraya defnolunmuş büyük alim Mucireddin&#8217;e göre ise Hz. Ömer Kudüs&#8217;ü fethenikten sonra bu kutsal alan üzerinde namaz kılma yeri olarak ilk burayı belirlemiş ve namazlarını burada eda etmiştir.</p>
<p>30 m&#8217;ye 8 m boyutlarında küçük bir yapı olan bu yer Haçlılar tarafından da kullanılmıştır. Bugün Ömer Mescidi içinde yer alan göz kamaştırıcı mihrabın iki kenarındaki burgulu mermer sütunlar ve bu sütunların başındaki kartal ve aslan grifıtileri Haçlılardan kalmadır.</p>
<p><strong>Kırk Şehitler Mescidi:</strong> Ömer Camii&#8217;nin bitişiğinde ikinci bir cep halinde Aksaya açılmaktadır. Ömer Mescidi&#8217;nden çok daha küçük olan bu mekan 9 m&#8217;ye 8 m&#8217;dir. Duvarında İsra Suresi&#8217;nin ayetleri dolanır. Camiye bakan süslü ve renkli taşlarla bezeli cephe Memlüklüler dönemine aittir.</p>
<p><strong>Zekeriya Mihrabı:</strong> Aksa&#8217;nın kıblesinden geriye doğru gittiğimizde Hz. Ömer Mescidi ve Kırk Şehitler Mescidi&#8217;ni gördükten sonra hemen bitişiğindeki Zekeriya Mihrabı&#8217;nın bulunduğu cebi görürüz.&#8221;Buraya neden bir Zekeriya(a.s)Mihrabı yapılmıştır?&#8221; sorusu hemen aklımıza yüzyıllar önce burada meydana gelen bir hadiseyi çağrıştırır.Herkes Mesih&#8217;i beklemektedir.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in en uzun ikinci suresine isim veren Hz. Meryem&#8217;in ailesi olan Al-i İmran bir bebek beklemektedir. Herkes doğacak bebeğin beklenen Mesih olduğuna inanmaktadır. İmran&#8217;ın eşi, bebeğini daha karnında iken mabede adamıştır.Ancak bebek kız doğar. Herkes hayal kırıklığı içindedir. Çünkü Mesih erkek olacaktır. Ancak anne,bebeğini mabede adayacağına dair söz verdiği için orada kalması yönünde ısrar eder. Yahudilikte bir kız mabede kabul edilmezken Hz. Zekeriya&#8217;nın Zekeriya Mihrabı zorlamasıyla küçük Meryem mabede kabul edilir.</p>
<p>Hz. Meryem&#8217;in kabul edildiği bu ibadethane, halihazırda üzerinde namaz kılınan Mescid-i Aksa&#8217;nın bulunduğu yerde daha önce var olan İkinci Mabed&#8217;dir. Hz. Zekeriya&#8217;nın himayesinde mabedde küçük bir odaya yerleştirilen bu son derece abid kız oradaki hahamları bile şaşkına çevirecek kadar Allah&#8217;a bağlı ve ibadet ehlidir. Hz. Zekeriya ne zaman Hz. Meryem&#8217;i ziyarete odasına girse, odanın duvar nişinde (mihrap) tabak tabak turfanda meyveler görür. Bu ola­ğan dışı durum karşısında Hz. Zekeriya, Hz. Meryem&#8217;e bu meyvelerin nereden geldiğini sorar, Hz. Meryem de, &#8220;Bunlar Allah katındandır,&#8221; cevabını verir.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de aynen bu şekilde anlatılan söz konusu hadisenin geçtiği ayette, &#8220;Zekeriya(as) mihraba döndüğünde&#8221; şeklinde geçtiği için bugün camilerimizin mihrap alınlıklarına genelde bu ayet-i kerime yazılmaktadır. (Küllü ma dahale aleyke&#8217;z-Zekeriyya&#8217;l-mihrab) ·</p>
<p>Hadisenin cereyan yeri bugün Aksa Camii&#8217;nin bulunduğu yer olduğu için o hatıraya binaen Zekeriya(asJ Mihrabı adıyla bir mihrap buraya konulmuştur. Burada başımızı kaldırır ve içinde bulunduğumuz cebin üstüne bakarsak bir gül pencereyle kar şılaşırız. Gotik Katedrallerde görmeye alışık olduğumuz bu gül pencere, Haçlılar döneminden intikal eden, zamanında buraya Zekeriya(as)adına yapılan kiliseden kalmadır.</p>
<p>Mihrap Hz. Zekeriya ile bağlantılı olsa da eski kaynaklarda bugün Mescid-i Aksanın olduğu yerde şehit edilmiş başka bir Zekeriya&#8217;dan daha bahsedilmektedir. Eski Ahit&#8217;te Romalılara karşı yapılan ayaklanmada Zealorlar tarafından öldürülen ikinci bir Zekeriya&#8217;dan bahsedilir. Makabi isyanında Yahudilerce taşlanarak öldürülen bu Zekeriya&#8217;ya ait kanların kayaların üzerinde kaldığı bilinmektedir. MS III. yy&#8217;da Kudüs&#8217;ü ziyaret eden bir gezgin,hatıralarında bu kanlı taşlardan bahsetmektedir.</p>
<p><strong>Yakın Sütunlar</strong>: Bir mekan kutsal ise insanlar oranın kursiyerini artırmak için ortaya türlü efsaneler, hikayeler atfederler.Anlattığımız bu alan ve mekan da kutsaldır, dolayısıyla aslı astarı olmayan hikayesi de çoktur. Mescid-i Aksa Camii&#8217;nde kubbe&#8217;nin sağ tarafında birbirine çok yakın iki sütun, cami içindeki diğer sütunlardan farklılık arz ettiği için bir inanışın kurbanı oluvermiştir. İnanılınası güç ama bu aradan geçmek için canından olan kilolu insanların hikayeleri de cabasıdır. Nihayet bu mekanın önüne konulan bir kitaplıkla sütun mücadelesi veren insanların bu ilginç girişimlerine şimdilik son verilmiştir. ilerleyen  sayfalarda bu uydurma hikayelerden birkaçına daha değineceğiz.</p>
<p>Üstelik bu hikayeler kulağınıza epeyce aşina: Günah Keçisi ve Dünyanın Çivisi . ..</p>
<p><strong>Süleyman Peygamberin Medresesi:</strong> Mescid-i Aksa alanı öyle ilginç bir yerdir ki Yahudiler için başka, Hristiyanlar için başka, Müslümanlar için başka anlamlar taşır, birbirinden farklı hatıralar çağrıştırır. Bir Müslüman buraya, ilk kıblem derken, bir Hristiyan Hz. Zekeriya&#8217;nın şehit edildiği, Hz. Meryem&#8217;in ikamet edip yetiştiği yer gözüyle bakar. Yahudiler için ise bu mukaddes alan Hz. Davud ve Hz. Süleyman ile başlayan bir dizi hadisenin cereyan ettiği yer olması bakımından önemlidir. Özellikle Mescid-i Aksa Ulucamii&#8217;nin bulunduğu yerin Hz. Süleyman&#8217;ın ilim tedris mekanı olduğuna inanırlar. Tevrat&#8217;ı burada okuduğunu,Eski Ahir&#8217;teki Süleyman&#8217;ın mesellerini, vaazlarını ve Neşideler Neşidesi kitaplarını burada yazdığım vurgularlar.</p>
<p><strong>Kral Abdullah Suikastı:</strong> İngilizler uzun süredir Osmanlı&#8217;nın uzak eyaletlerini koparmak amacıyla buradaki yerel yöneticileri kışkırtmaya çalışıyordu. Bu konuda bel bağladıkları isimlerden biri de Mekke Şerifı Hüseyin idi. II. Abdülhamid, Şerif Hüse-yin&#8217;in bu kaypak duruşunu sezdiği için kendisini uzun yıllar İstanbul&#8217;da tuttu. Ancak İttihatçıların başa geçmesiyle birlikte Hüseyin&#8217; i Mekke&#8217;ye gönderdiler. İşte bu tarihten (1910) itibaren Hüseyin&#8217;in İngilizlerle ittifakı başladı.</p>
<p>Bu görüşmelerde oğlu Abdullah da aktif rol oynuyor, babasını, Osmanlı&#8217;ya ihanet konusunda cesaretlendiriyordu. 1916 yılına kadar son derece gizli olarak sürdürdükleri faaliyetlerini bu tarihten sonra açıkça ortaya koymaya başlamışlardı. Çünkü patlak veren I. Dünya Savaşı&#8217;nda Osmanlı Devleti birçok cephede savaşmak zorunda kalıyordu.Osmanlı&#8217;ya karşı başlattıkları bu isyanda Abdullah, Güney Cephesi Arap Kumandanlığına atandı, Taif ve Medine kuşatmasını yönetti. Aynı yıl Taif&#8217;i düşürmesine rağmen Fahreddin Paşa&#8217;nın yönettiği Medine Savunması&#8217;nı 1919&#8217;a kadar yaramadı.</p>
<p>Lawrence ve Gertrude Beli gibi İngiliz casuslarıyla sıkı ilişkiler kurdu. Kardeşi Faysal, Şam merkezli bir devlet kurmak peşindeydi. Fransızların Şam&#8217;ı ele geçirmesi ve kardeşini kovmasına askeri tepki vermek istediyse de İngilizlerin ikazı üzerine vazgeçti. Bu sadakati bir süre sonra meyvelerini verecekti.</p>
<p>1946 yılında kurulan Ürdün Devleti&#8217;nin kralı oldu. İngilizler,Osmanlı&#8217;ya ihanette kardeşi Abdullah&#8217;tan geri kalmayan Faysal&#8217;ı da Irak kralı ilan ederek ödüllendirdi. Avrupalı Büyük Devletler, Ortadoğu&#8217;da bir İsrail Devleti&#8217;nin kurulmasını planlıyordu.Diğer Arap liderlerinin karşı çıkmalarına rağmen Abdullah bu konuya sıcak bakıyordu. Filistin toprakları o günlerde İngiliz yönetimindeydi. Abdullah, Avrupalıların arzu ettiği bir Yahudi Devleti&#8217;ne göz yumarsa Filistin topraklarının büyük bir kısmı­nın kendisine verileceğini düşünüyordu. Peel Komisyonu içerik olarak tam da böyleydi. Abdullah bu kararları desteklese de hem Filistin halkının hem de diğer Arap liderlerinin karşı çıkması üzerine bu plan hayata geçemedi.</p>
<p>İsrail yöneticileri ve istihbaratıyla defalarca görüşen Abdullah sonunda Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kararına onay verdi. 1947 yılındaki bu uzlaşmanın ardından İngiltere,Filistin topraklarının yönetimini Bir­leşmiş Milletlere devretme kararı aldı.</p>
<p>Tam bir yıl sonra ( 1948) İsrail Devleti&#8217;nin Arap dünyasını parmaklarında ti&#8217;nin kuruluş ilanı yapıldı. Önceden oynayan iki İngiliz Ajanı Lawrence ve Gerırude Bel!,<br />
yapılan anlaşmaya göre Kral Abdullah payını almış ve bu yeni devlete sesini çıkarmamıştı. Tarihler 20 Temmuz 1951&#8217;i gösteriyordu. Kral Abdullah Kudüs&#8217;teydi ve Cuma namazını kılmak için Mescid-i Aksa&#8217;ya gelmişti.Namaz sonunda Mescid-i Aksa&#8217;dan çı­karken Hüseyni Aşireti&#8217;nden Filistinli bir genç, tabancasını ona doğrulttu ve şu cümleleri haykırarak tetiğe art arda dokundu:</p>
<p>&#8220;Sen velinimetine (Osmanlı) ihanet ettin. Hainliğin bedeli ölümdür! !!&#8221;</p>
<p>Bu hayli vahim hadiseler zincirinin akabinde Abdullah Aksa içinde öldürüldü, oğlu Tallal ve torunu Hüseyin ise kıl payı kurtuldu. Kral Abdullah ilgili bölümde de zikrettiğimiz gibi Mescid-i Aksa içinde medfundur.</p>
<p>Talha Uğurluel &#8211; Arzın Kapısı Kudüs,syf.218-224</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mescid-i-aksa-da-goze-takilanlar/">Mescid-i Aksa ‘da Göze Takılanlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mescid-i-aksa-da-goze-takilanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bosna Dağlarından Sadarete Bir Lider Portresi:Sokullu Mehmed Paşa</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2017 09:56:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Devşirme]]></category>
		<category><![CDATA[Enderun]]></category>
		<category><![CDATA[Sokullu Mehmed Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Sokullu Mehmed Paşanın Vefatı]]></category>
		<category><![CDATA[Talha Uğurluel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18856</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çorba ile Açılan İkbal Kapısı Bosna&#8217; nın Vişegrad şehrinin Sokoloviç kasabasının o gün ağır misafirleri vardı. Is­tanbul&#8217;dan gelen bir ilim heyeti evleri tek tek dolaşıyor, Sokoloviç&#8217;in çocuklarını tetkik ediyordu. Onlara en zeki, en çalışkan, boyu posu en yerinde olan gençler lazımdı. Bu dağ başlarında ancak çoban olabilecek çocukların önünde her an ikbal kapıları açılabilirdi. Bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/">Bosna Dağlarından Sadarete Bir Lider Portresi:Sokullu Mehmed Paşa</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/images-23-4/" rel="attachment wp-att-18862"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18862" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-23-1.jpg" alt="" width="189" height="266" /></a></strong></p>
<p><strong> Çorba ile Açılan İkbal Kapısı</strong></p>
<p>Bosna&#8217; nın Vişegrad şehrinin Sokoloviç kasabasının o gün ağır misafirleri vardı. Is­tanbul&#8217;dan gelen bir ilim heyeti evleri tek tek dolaşıyor, Sokoloviç&#8217;in çocuklarını tetkik ediyordu. Onlara en zeki, en çalışkan, boyu posu en yerinde olan gençler lazımdı. Bu dağ başlarında ancak çoban olabilecek çocukların önünde her an ikbal kapıları açılabilirdi. Bu öyle bir kapı idi ki dünyanın en gösterişli ordusu Osmanlı&#8217;nın yeniçeriliğinden en yüksek makamı olan sadarete kadar yolu vardı.</p>
<p>Devşirmenin de usulleri vardı. Her kapı çalınmaz, zeki bulunsa da her çocuk alınmazdı. Halbuki halk, yürekleri burkulsada çocuklarını İstanbul&#8217;a göndermeyi isterdi.Koca Devlet-i Aliyye&#8217;de Enderun&#8217;a giren çocuk sayısı 400&#8217;den Onlardan biri olabilmek hiç de kolay değildi. Bir asır önce Fatih Sultan Mehmed&#8217;in huzurunda Bosna dağlarında 30.000 Bogomil Hristiyan toplu halde Müslüman olurken Fatih&#8217;ten üç konuda söz istemişlerdi. Bunlardan biri de çocuklarının İstanbul&#8217;da okutulması idi. Bu nedenledir ki Osmanlı sadaretinde en çok Boşnaklar vardı.</p>
<p>Mesela, bir evde birden çok çocuk yoksa o eve girilmezdi.Hane halkını evlat hasretiyle yakmamak da lazımdı. O gün uğranılan evlerden beğenilen çocuklar Cuma günü köy meydanında yapılacak asıl imtihana davet edilmişlerdi. Cuma, Osmanlı&#8217;nın tatil günü idi. Ve o gün sabah erken saatlerde köy meydanı, evlatları yanında anne babalarla doluydu. Bu nasıl bir imtihan olacaktı? Bosna&#8217;nın yalçın dağlarının zirvelerindeki Sokoloviç köyünde düz bir yer bulmak zordu. Avuç kadar köy meydanında herkes az sonra yapılacak seçimi merakla bekliyordu.</p>
<p>Uzun tahta masalar hazırlanmıştı. Az sonra meydana teşrif eden ulemanın işaretiyle seçilen çocuklar bu masalara karşılıklı oturtuldular. Önlerine birer tas çorba kondu.Osmanlı&#8217;da kahvaltı genelde bir tas çorbaydı. Herhalde çocuklara bir sabah ikramı yapılıyordu. Ancak içmeleri için ellerine tutuşturulan ka­şıklar herkesi şaşkına çevirmişti. Sapları o kadar uzundu ki bu kaşıkların, ne tutmak ne de çevirmek mümkündü. Bu kaşıkları çorba kasesine daldırmak için sapın dibinden tutsalar ucuyla yanlarındaki çocuğa zarar verme durumu söz konusu iken sapın ortasından ya da ucundan tutsalar kaseye de ağızlarına da kaşığı yaklaştırabilmeleri mümkün olmuyordu.</p>
<p>Şaşkına dönen çocuklar çorbalarını nasıl içeceklerini düşüne dursunlar, uzak masalardan birinde iki çocuk gayet rahat çorbalarını içebiliyorlardı. İstanbul&#8217;dan gelen ilim heyeti meraklı gözlerle çocukları süzerken aradıklarını bulmuşçasına o masaya doğru yöneldiler. Çocuklar ellerindeki uzun saplı kaşıklarla birbirlerine çorba içiriyorlardı.</p>
<p>Ulema, çorbayı neden bu şekilde farklı içtiklerini sordu. Bir tanesi, &#8220;Karşımdaki arkadaşım böyle içelim,&#8221; dedi deyince bütün gözler bu gence çevrildi. İşte sınavı kazanan genç tam karşılarında duruyordu. En zeki gençleri seçmekle yükümlü olan bu ilim heyeti çocuklara bilgi sormuyorlardı. Yapılan bu sınav bilgiyi de­ğil dehayı ölçmeye yönelikti. Yani bu gençlerin arasında bir deha pırıltısı arıyordu ilim adamları. Herhangi bir zorluk karşısında anlık çözüm yolu bulabilme kabiliyeti çok önemliydi.</p>
<p>Bosna dağlarından sadarete ikbal kapıları bu uzun boylu gencin önünde sonuna kadar açılmıştı. Önce bir ailenin yanına verilecek, İslam ahlakını Türk örf ve adetlerini öğrenecek sonra Edirne Enderun Mektebi&#8217;nde yoluna devam edecekti. Edirne&#8217;den sonra liyakatli diğer gençlerle birlikte İstanbul Enderun Mektebi&#8217; ne alınacaktı.</p>
<p><strong>Kardeşimi Karanlıklarda Bıraktınız</strong></p>
<p>Enderun, liyakati (kabiliyet) ölçü alan bir kurumdu. Ancak söz sahibi ailelerin çocukları da anlaşmalı bir şekilde alınıyor ve burada şekillendirilmeye çalışılıyordu. Böylece o aileler de kazanılmış oluyordu.</p>
<p>Genç Sokullu, Enderun&#8217;da hızla ilerliyordu.Küçük Oda, Büyük Oda, Seferliler ve Kuşhane, Hazine ve Kiler derken artık son hasarnağa gelmişti. Hasodalılardan biri de artık odur. Hem de Hasoda&#8217;nın en kıdemlisi olmuştur. Bu kişiye silahtarağa denirdi. Padişahın arkasında durur, onun adına kılıcını omzunda taşırdı. Uzun zülüfleri göğüslerine kadar iner ve Enderun&#8217;un bu en yüksek rütbesindeki kişi için artık devlet kademeleri sonuna kadar açıktı. Ancak bu ikbal sahibi gencin kafasını kurcalayan bir mesele vardı: Devşirildiğinde kundakta bulunan erkek kardeşi &#8230;</p>
<p>Acaba o ne haldeydi? Artık genç bir delikanlı olmuş olmalıydı. O dağ köyünde çobanlık mı yapıyordu yoksa köy şapelinde babasının yanında mı duruyordu? Bosna&#8217;ya gidecek heyetin başındaki kişiye tembih etti. Vişegrad&#8217;a uğran-dığında Sokoloviç köyüne gidilecek ve aileden alınan izinle bu küçük çocuk İstanbul&#8217; a abisinin yanına getirilecekti.</p>
<p>Istanbul&#8217;dan yola çıkan heyet Bosna&#8217;ya varmıştı. Yollarını Vişegrad&#8217;a düşürüp dağların ucundaki bu köye de uğradılar.Tembih mucibince ev bulundu ve durum anlatıldı. Hane sahiplerinin çocukları, Osmanlı&#8217;nın en önemli devlet adamlarından biri olmuştu.</p>
<p>O artık Osmanlı sarayında sözü geçen en kıdemli kişilerindendi. Kısa selam ve kelamdan sonra konu Sokullu&#8217;nun küçük kardeşine geldi. Abisi onu yanında görmek, elinden tutup yetiştirmek istiyordu. Aile düşünmek için müsaade istedi.</p>
<p>Gece boyunca yapılan aile içi görüşmede anne, diğer aile büyüklerine rızası olmadığını bildirecekti. Birini gönderdiğini, diğer oğlunu yanında görmek istediğini söyleyecekti. Ancak yarın gelecek heyete bunu nasıl izah edeceklerdi? Sonra büyük oğullarına ayıp olmaz mıydı?</p>
<p>Nihayet bir karara vardılar.Sülale içinden aynı yaşlarda bir başka delikanlıyı, &#8220;Bu kardeşindir,&#8221; diye gönderme kararı aldılar. Öyle de oldu.Ertesi gün gelen heyete aileden bir başka genç teslim edildi.</p>
<p>Heyet, Sokullu&#8217;nun erkek kardeşi diye yanlarına verilen bu gençle İstanbul&#8217;a döndü.Aradan birkaç yıl geçmişti. Sokullu Mehmed Paşa artık kaptan-ı deryalık makamındaydı. Osmanlı kaptan paşalığı rütbesiyle bü­tün denizler avucunun içindeydi. Artık ailesini payitahta getirme zamanının geldiğini düşünüyordu. Ayarladığı bir gemiyle onları Bosna&#8217;dan İstanbul&#8217;a getirtecek; görüp hasret giderecekti.</p>
<p>Dediği gibi de oldu. Vişegrad dağlarının zirvesindeki avuç içi büyüklüğündeki köyden İstanbul&#8217;a gelen ailesi şaşkındı. Hele oğullarının ikbal ve itibarı karşısında daha da şaşırmışlardı. Bu manzarayı gören anne içten içe mahcubiyet duyuyordu. Oğlunun birkaç sene önce kardeşini talep etmesinin altında yatan sebepleri görmeye başlamıştı. Yaptığı hatanın farkında olarak bu durumu büyük oğluyla paylaşmak istedi. Yalnız kaldıkları bir akşam meseleyi Sokullu&#8217;ya açtı. Kendisinin yanına gönderdikleri gencin kardeşi olmadığını, akrabadan bir başka genç olduğunu söyleyiverdi. Büyük Kaptan&#8217;ın merak dolu sorusu gecikmedi. Peki ya kardeşi, o neredeydi? Niye getirmemişlerdi?</p>
<p>Bu soru karşısında annenin gözleri yaşla doldu. Osmanlı deniz kuvvetlerinin başındaki paşanın erkek kardeşi geçen sene hayata gözlerini yummuştu. Anne, oğlunun nasıl bir tepki vereceğinin tedirginliği içindeydi. Büyük kavuğun altındaki baş neredeyse alnı yere değecek kadar eğildi tekrar kalktığında bu başın üzerindeki gözler yaş içerisindeydi. Karşısındaki annesiydi, ne söyleyebilirdi. Kardeşinin İslamiyet&#8217;i tanıyamadan Hristiyan olarak ölmesi, onu çok sarsmıştı. Osmanlı tarihinin gelmiş geçmiş bu en önemli devlet adamlarından Sokullu Mehmed Paşa&#8217;nın ağzından sadece şu cümleler dökülebildi, &#8220;Ne yaptın.</p>
<p><strong>Allah Bize de Böyle Güzel Bir Ölüm Nasip Etsin</strong></p>
<p>Sokullu Mehmed Paşa, Osmanlı tarihinin sadarette en uzun kalan devlet adamlarından biriydi. Tam üç padişah döneminde bu vazifesini kesintisiz yerine getirmişti. Ama artık yaşlanmış­tı. Devir III. Murad dönemiydi. Sokullu, adet olduğu üzere At Meydanı&#8217;na bakan konakta oturmaktaydı. Konağının bulundu­ğu yer küçük bir tepenin üzerinde bulunuyordu. Tepe ise zamanında Roma imparatorlarının saraylarının bulunduğu önemli bir mevkideydi. Sonradan bu tepe düzlenecek ve yerine Sultan Ahmed Camii yapılacaktı.</p>
<p>Sokullu&#8217;nun hiç bırakmadığı bir adeti vardı. Her gece teheccüt namazına kalkar, sabah namazının vakti girene kadar yatmazdı. Bu arada yardımcısı gelir önce birlikte Kur&#8217;an okurlardı.</p>
<p>Ardından yardımcısı, Osmanlı tarihinden bir bölüm okurdu.Ardından sabah namazı için en yakın camiye gidilirdi. Sokullu&#8217;nun konağına en yakın cami Ayasofya&#8217;ydı. Namazlar genellikle Ayasofya Camii&#8217;nde kılınırdı.</p>
<p>O gece de öyle geçti. Teheccüt sonrası Kur&#8217;an okundu. Ardından yardımcısının okuduğu tarihi kıssaya kulak verdi. Konu,1. Murad&#8217;ın Kosova Savaşı sonundaki şehadetiydi. Sokullu Mehmed Paşa bölüm bittiğinde gözyaşları içinde kalmıştı. Zaferin sonundaki bu şehadet onu çok duygulandırmıştı. Yürekten gelen bir duayla doğruldu yerinden ve, &#8221;Allah bize de böyle güzel bir ölüm nasip etsin,&#8221; deyiverdi.</p>
<p>Ertesi gün sadrazam divanı zamanıydı. Haftanın belli günlerinde sadrazamın konağında bu divan toplanır ve devlet işleri görüşülürdü. Toplantıya ara verildiği bir sırada kapıya gelen bir meczup içeri alındı. Nöbetçiler normalde her önüne geleni içeriye bırakmazdı. Ancak bu meczup konusunda tembihliydiler.</p>
<p>Sokullu bu zavallıya arada bir sadaka veriyordu. Kapıya gelirse,&#8221;İlişmeyin, içeriye bırakın,&#8221; diyordu. O gün de öyle oldu. içeriye alınan meczup Sokullu&#8217;nun bulunduğu odanın kapısına kadar gelmişti. Büyük sadrazam kapıda gördüğü bu acuzeyi yanına çağırdı, &#8220;Gel bakalım koca deli, nerelerdeydin kaç zamandır?&#8221;dedi. Bu arada elini kuşağına atarak para kesesine uzandı. Birkaç akçe verip gönderecekti divaneyi. Osmanlı&#8217;da aklı noksanları sevindirmek büyük sevaptan sayılıyordu.</p>
<p>Ancak o gün farklı bir durum vardı. Bu meczup beline bir hançer saklayarak gelmişti huzura. Ve hiç beklenmeyen bir şey oldu. Sokullu&#8217;nun boş bulunduğu o anda belindeki hançeri çıkaran meczup Sokullu&#8217;nun göğsüne saplayıverdi. Oradakiler her ne kadar yetiştilerse de artık iş işten geçmişti. Sokullu can çekişmeye başlamış ve az sonrada ruhunu dün gece yaptığı dua mucibince Rahman&#8217;a teslim etmişti. Artık Osmanlı tarihleri onu Şehit Mehmed Paşa olarak anacaktı.</p>
<p>Talha Uğurluel &#8211; Osmanlı&#8217;nın Kalbini Bekleyenler,syf.93-107</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/">Bosna Dağlarından Sadarete Bir Lider Portresi:Sokullu Mehmed Paşa</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Iskender&#8217;in Ölümünün Altında Yatan Gerçekler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-iskenderin-olumunun-altinda-yatan-gercekler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-iskenderin-olumunun-altinda-yatan-gercekler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Nov 2017 18:43:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Iskender]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Iskender'in Ölümünün Altında Yatan Gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Iskenderin Ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Talha Uğurluel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyaya Boyun Eğdiren Büyük Iskender&#8217;in Ölümünün Altında Yatan Gerçekler Büyük İskender dünya tarihinin gördüğü ender liderlerden biri idi. Çok kısa bir süre içinde Balkanlardan Hindistan&#8217;a devasa bir toprak parçasını hızlı bir şekilde ele geçirmiş, nice ülkenin güçlü ordularını yenmiş, aşılmaz kalelerini fethetmişti. Bu kadar kısa bir sürede bu büyük başarıları kazanan iskender dünyayı dize getirmişti [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buyuk-iskenderin-olumunun-altinda-yatan-gercekler/">Büyük Iskender’in Ölümünün Altında Yatan Gerçekler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/buyuk-iskenderin-olumunun-altinda-yatan-gercekler/images-9-8/" rel="attachment wp-att-18355"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18355" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-9.jpg" alt="" width="429" height="343" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-9.jpg 429w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-9-300x240.jpg 300w" sizes="(max-width: 429px) 100vw, 429px" /></a></p>
<p><strong>Dünyaya Boyun Eğdiren Büyük Iskender&#8217;in Ölümünün Altında Yatan Gerçekler</strong></p>
<p>Büyük İskender dünya tarihinin gördüğü ender liderlerden biri idi. Çok kısa bir süre içinde Balkanlardan Hindistan&#8217;a devasa bir toprak parçasını hızlı bir şekilde ele geçirmiş, nice ülkenin güçlü ordularını yenmiş, aşılmaz kalelerini fethetmişti. Bu kadar kısa bir sürede bu büyük başarıları kazanan iskender dünyayı dize getirmişti ama, acaba bu ye-nilmez adama kim ne zaman hangi şekilde diz çöktürebilecekti? Babası Makedonya Kralı H. Philip, annesi Epir kralının kızı Olimpias idi. Delphi&#8217;de tam üç sene Aristo&#8217;dan ders aldı.</p>
<p>Babasının seferleri sırasında devleti idare etmeye başladı. Babasının bir suikast neticesinde öldürülmesinden sonra kral ilan edildi. Meşhur Doğu seferine çıkmazdan önce bölge hakimiyetini sağlamayı hedefliyordu. Balkanlarda, çevrelerinde bulunan ve bu uzun sefer sırasında kendilerine sıkıntı çıkarabilecek bütün güçleri sindirmesini bildi.</p>
<p>Spanalılar dışında Yunan devletlerinin tamamını itaat altına aldı. Aslında bu büyük Doğu seferi İskender&#8217;den önce babasının fikri idi. Bu amaçla büyük bir Helen ordusu hazırlanmıştı. Babanın hayal ettiği ve hazırlıklarına başladığı bu seferi oğlu gerçekleştirecekli. Çanakkale Bağazı&#8217;nı geçen İskender, Truva ziyareti sonrasında bugün Biga civarında bulunan bölgede ( Granikos) Pers Kralı Darius&#8217;un ordularını mağlup etti. Buradan güneye inerek Ege kıyıları boyunca ilerledi. Buradaki İyon şehir devletlerine uğrayarak Bodrum&#8217;a (Halikamassos) kadar geldi.</p>
<p>Buradan yine kıyı boyunca ilerleyerek Perge&#8217;ye ulaştı. Artık Anadolu&#8217;nun içlerine geçebilirdi. Yönünü kuzeye çevirerek Friglerin başkenti Gordion&#8217;a girdi. Burada efsanevi Gordion düğümünü kesecek, Ankara üzerinden yüzünü yeniden güneye çevirerek Kapadokya üzerinden Kilikya&#8217;ya geçecektir. Artık daha temkinlidir çünkü gelen haberlere göre Pers Kralı Darius büyük bir ordu toplayarak bu bölgede konuşlanmıştır. Anadolu&#8217;nun Ortadoğu&#8217;ya bağlandığı ve bugün Payas Hattı&#8217;nda bulunan boğaz hayati önem taşımaktadır. Darius, İskender&#8217;i bu boğazdan geçirmemeye kararlıdır. Antik İsos kenti civarında meydana gelen savaşta Pers ordusu büyük bir hezimete uğrar. Elbette İskender, her gittiği yerde hemen başarı kazanamamıştı. Bazı bölgeler onu ciddi şekilde uğraştırıyordu.</p>
<p>Mesela Anadolu&#8217;nun güney sahillerinde ilerlerken Toroslar&#8217;ın eteklerinde kurulan Termessos kentini uzun kuşatmalara rağmen bir türlü alamayacaktır. Tiros (Sur) şehri on ay, Gazze ise iki ay dayanabilmiştir. İskender, buradan Mısır&#8217;a girecek ve burada tanrısal bir kişilik olarak karşılanacaktı. Mısır&#8217;ın çifte tacını giymiş ve Eski Mısır tanrılarına kurbanlar kesmişti. Neticede Amon ile görüştüğüne inanılan bir Mısır tanrısı ilan edilmişti.</p>
<p>Yeniden Mezopotamya&#8217;ya dönen İskender, burada Darius ile üçüncü savaşını yapacak ve onu bir kez daha yenerek Babil&#8217;e girecektir. Ardından Pers Kralı I. Kserkses&#8217;in sarayını yaktırır. Bu Pers kralı daha önce orduları ile Makedonya&#8217;ya kadar birçok şehri yaktırmıştı. Yola çıkış amaçlarına ulaşmışlardı.</p>
<p>Ezeli düşmanları Perslerden intikamlarını almışlar bütün bir İran coğrafyasını ellerine geçirmişlerdi. Ayrıca Mısır da yönetimlerine tabi olmuştu. Ancak Büyük İskender bunlarla yetinmeyerek, yürüyüşünü sürdürmüştü. Hemedan üzerinden Hindistan&#8217;a doğru Pers Kralı ı. Kserkses ilerleyerek Hindikuş Dağları&#8217;nı aşmış ve Sirderya&#8217;ya gelmişti.</p>
<p>Asya içlerine ilerlerken ele geçirdiği yerlere başta kendi insanlarını tayin eden İskender, sonraları bölge insanlarını da yönetime getirmeye başladı. Ordusuna dışarıdan insan katmamaya dikkat eden büyük kumandan, sonraları kendi birliklerinin yanında ele geçirdiği topraklardan da kişileri yönetime ve orduya almaya başlamıştı. Bu durum yola birlikte çıktığı kendi kumandanları ile arasının açılmasına sebep olmuştu. Hatta bu kumandanlardan bazılarını ihanetle suçlayarak, idam ettirmişti.</p>
<p>Hint Okyanusu&#8217;na kadar inen iskendex&#8217;in ordusunda çalkantılar dinmirordu. Makedonya&#8217;ya gönderdiği yüzlerce Persli genç, eğitimden dönmüş ve orduda üst kademelerde vazife almaya başlamıştı. İskender&#8217;in ordusu ayaklandı. Bunun üzerine eski askerlerini törenle Makedonya&#8217;ya uğudayan İskender, tamamen Doğulu askerlerden oluşan yeni bir ordu kurdu. Babil&#8217;e döndükten kısa bir süre sonra içkili bir gecenin sonunda rahatsızlanarak yatağa düştü.</p>
<p>Bir daha ayağa kalkamayacağı bu istirahati, tam on iki gün sürdü. Bu sürenin sonunda 32 yaşında iken hayata gözlerini kapadı. Cenazesi kendi kurduğu şehir İskenderiye&#8217;ye götürülerek orada defnedildi. Ölürken başında bekleyenler, vefatı sonrası bu büyük mirası kime bırakacağını sormuşlardı. İskender&#8217;in cevabı kısa ve netti:</p>
<p>&#8220;En Güçlünüze&#8221;.</p>
<p><strong> Soru</strong>: Dünya tarihinin en büyük imparatorluklarından birini kurmuş olan Büyük iskender, şaşılacak bir sürede büyük bir mirasın sahibi olmuştu. Hükümranlığı ve gücü büyüdükçe buna paralel olarak enaniyeti ve benliği de büyümekteydi. Gücüne hayran olanlardan oluşan dostları çoğalırken, yola beraber çıktığı, ona hiçbir şey iken güvenenler de dahil düşmanları da artmaktaydı.</p>
<p>Balkanlardan Hint Okyanusu&#8217;na kadar neredeyse bütün düşmanlarını sindirmesine rağmen gizli düşmanları da artmıştı. Babil&#8217;e dönüşünde, hem de otuz iki gibi genç bir yaşta beklenmedik ölümü akıllara hep sinsi bir suikast ihtimalini getirmiştir.</p>
<p>Iskender gerçekten bir suikastla mı yoksa bölgeye has başka bir rahatsızlıktan dolayı mı vefat etmiştir?</p>
<p><strong>Cevap</strong>: Büyük iskender MÖ. 323&#8217;te 32 yaşındayken ölmüştür.</p>
<p>Tarih boyunca Büyük iskender (Alexander the Great)&#8217;in hastalığı ve ölümü ile ilgili çeşitli tıbbi hipotezler ileri sürülmüştür. Bu konuya 2014 yılı Ocak ayında Clinical Toxicologydergisinde yayınlanan Yeni Zelanda Otoga Üniversitesi&#8217;nden ve ingiltere Birmingham Üniversitesi&#8217;nden araştırmacıların ortak çalışması yeni bir bakış açışı getirmiştir.</p>
<p>Büyük iskender&#8217;in hastalığı ile ilgili söylemler, hastalığının bir davette alkol alımı sonrası karnının sağ üst bölgesinde keskin ağrı ile başladığı, ateşi olduğu, ilerleyen bir güçsüzlük ve konuşma bozukluğu olduğu şeklindedir. Ve hastalık bulgularının ölümüne kadar yani toplamda on iki gün sürdüğüdür.</p>
<p>Büyük iskender&#8217;in hastalığı ile ilgili yukarıdaki yayında yer alan olasılıklar şunlardır:</p>
<p>Alkol alımının neden olduğu akut pankreatit (Ani gelişen pankreas iltihabı)</p>
<p>Alkol alımının neden olduğu perfare mide ülseri (Mide ülser alanında delinme)</p>
<p>Alkole bağlı hepatit (Karaciğer iltihabı)</p>
<p>Sıtma Tifo (Kara hummal</p>
<p>Batı Nil Humması Kalıtımsal bir hastalık</p>
<p>Eski bir yaralanmanın neden olduğu hastalık</p>
<p>Şimdi bu olasılıkları gözden geçirelim:</p>
<p>Aşırı alkol alımı akut pankreatite neden olabilir. Akut paMreatit, pankreasın ani gelişen iltihabi hastalığıdır. Akut pankreatitte karnın üst bölgesinden kuşak tarzında yaniara ve sırta doğru yayılan ağrı vardır. Buna ek olarak bulantı, kusma, ateş, halsizlik, kalp çarpıntısı, terleme, hipotansiyon (tansiyon düşmesi) görülebilir. Yüksek ateş ve sepsis* gelişir, akabinde organların işlevlerini göremez hale gelmesi ile ölüm gerçekleşebilir.</p>
<p>Perfare mide ülseri, karnın üst bölgesinde ani ve şiddetli ağrı ile başlar. Karında yaygın duyarlılık ve sertlik vardır. Tıpta bu bulguya tahta karın adı verilir. Karın zarı iltihaplanır, sepsis, yüksek ateş, şok gelişimi ve sonuçta organ yetmezlikleri ile ölüm gelişir. Yukarıda açıklanan öldürücü düzey gelişmiş olan her iki tablo da çok şiddetlidir, Büyük iskender&#8217;in karın ağrısı ise yatışabilmektedir.</p>
<p>Alkale bağlı hepatit ise bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, sindirim sistemi, kanaması, karında sıvı toplanması (tıpta bu bulguya asit adı verilfr). sarılık ve ansefalit (beyin iltihaplanması) yapabilir. Hastalık alkale bağlı hepatit olsaydı sarılık ve karında sıvı toplanması da beklerdik. Bu bulgulara ait kayıt yok. Ayrıca yemek sonrası görülen karnın sağ tarafında şiddetli ağrı, safra yolları hastalıklarından da kaynaklanabilir ve ciddi sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Safra yollarının ciddi bir hastalığı olan kolanjiti olasılıklar arasına alırsak, karın ağrısı, ateş, titreme, şuur bulanıklığı bulgularıyla birlikte sarılık beklenirdi. Babil&#8217;deki sağlıksız çevre şartları nedeniyle sıtma, tifo (kara hummal ve Batı Nil Ateşi hastalıkları daha şiddetli görülmüş olabilir.</p>
<p>Bu hastalıkları kısaca özetlersek: Sıtma, anofel cinsi sivrisineklerin ısırması ile bulaşan bir enfeksiyondur. Ateş, titreme, baş ağrısı, karın ağrısı, bulantı, kusma, anemi (kansızlık), halsizlik ve şuur bulanıklığına neden olabilir. En önemli bulgusu nöbetler şeklinde gelen ateştir. Sıtma da bir ölüm nedeni olabilirdi ama askerreri arasında sıtma olduğuna dair bir bilgi yok. Sıtmanın önemli özelliği olan titremeyle yükselen ateş sonrası terleme ataklarına ilişkin bilgi yok.  Tifo (Kara hummal da olasılıklardan biridir.</p>
<p>Bu hastalığı Salmonella typhi adlı mikrop yapar. insan dışkısıyla bulaşmış su ve gıdalarla yayılır. Kanalizasyonların olmadığı ve kişisel hijyenin önemsenmediği yerlerde hızla yayılır. Ateş, karın ağrısı, baş ağrısı, deri döküntüsü ve bilinç bulanıklığı yapar. Sindirim sisteminde kanamaya ve bağırsak delinmesine yol açabilir. Büyük iskender&#8217;in ve askerlerinin bu hastalığa yakalandığına ait bir bilgi yoktur. Ayrıca bu hastalıkta sindirim sistemi kanaması görülebilirdi. Büyük iskender&#8217;de ise ani başlayan karın ağrısı vardı ama sindirim sistemi kanaması yoktu. Batı Nil Humması&#8217;nın etkeni bir virüstür. Sivrisinek ısırıklarıyla bulaşır.</p>
<p>Geçmişte uzun yıllar Afrika&#8217;da ve Ortadoğu&#8217;da özellikle israil ve Mısır&#8217;ın yer aldığı bölgelerde hastalık yapmıştır. Hastalık ateş, baş ağrısı, eklem ağrıları, kas ağrıları ve deri döküntüleri yapar. Yaşlı, diyabetli ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde daha ağır seyreder. Özellikle yaşlılarda beyin iltihabına neden olabilir. Felce, hareket bozukluklarına ve solunum kaslarını etkileyerek solunum bozukluklarına yol açarak ölümcül olabilir. Büyük iskender ise genç, sportmen yapıda bir kişidir ve diyabetli değildir. Bu nedenle bu hastalık sebebiyle ölümü güçlü bir ihtimal değildir.</p>
<p>Büyük iskender&#8217;in ölüm nedeni eskiden olmuş olan internal Karotid Arter (şah damarının dalı) yaralanmasının bir sonucu olarak da düşünülmüştür. Bu tip bir yaralanmada ise boyun ve baş ağrısı ile birlikte körlük beklenmesinden dolayı bu hipotez de zayıftır. Ölüm sebebi olarak kalıtsal bir hastalık olabileceği düşünülürse de, bu tip hastalıkların nadir görülüyor olması bu olasılığı da zayıflatmaktadır. Hastalıklara ait ihtimalleri gördük ve büyük iskender&#8217;in bir hastalık sonucu öldüğü ne dair güçlü bir kanıt bulamadık.</p>
<p>Peki Büyük iskender zehirlenmiş olabilir mi? Eğer zehirlendiyse bu zehir ne olabilir?</p>
<p>Büyük iskender&#8217;in katıldığı bir davette şarap içtiği ve hastalığının alkol alımı sonrası karnın sağ üst bölümünde keskin bir ağrı ile başladığı, bunu müteakiben ilerleyen bir güçsüzlük ve konuşma bozukluğu meydana geldiği söylenmektedir. Ölümünden önce on iki gün büyük ızdırap çekmiştir. Ve ölümüne kadar şuuru açıktır. Bu bilgiler bize zehirlenme ihtimalinin daha olası olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Şimdi olası zehirlere bir göz atalım: Striknin, Hindistan&#8217;da yetişen Strychnos nus-vomica adlı ağacın tohumlarından elde edilir. O dönemde hazır bulunan bir zehirdi. Tadı acıdır. Şarabı n içine karıştırılıp verilmesi mümkündür. Genellikle verildikten 3-5 saat içinde öldürür. Dozu azaltılarak verilerek belki de uzun sürede Büyük iskender&#8217;in ölmesinin sağlanmış olduğu düşünülebilir. Striknin alan kişinin kaslarında, seğirmeler görülür, kasları sertleşir, yürüme zorlaşır, tıpta opistotonus hali denilen bir kasılma şekli görülür.</p>
<p>Bu tip kasılmada sırt geriye doğru bir yay gibi kasılır ve bilinç açıktır. Solunum kasları felce uğrar, solunum ve kalp durması ile ölüm gerçekleşebilir. Bu zehrin oluşturduğu bulgular Büyük iskender&#8217;in bulgularıyla tam olarak örtüşmemektedir. Büyük iskender&#8217;in ölümüne sebep olabilecek bir diğer zehir arseniktir. Arsenik bir maden olup, hem böcek öldürücü olarak hem de endüstride (cam, seramik vb.) kullanılabilmektedir. Arsenik, solunum, sindirim ve deri yoluyla alınabilir. içki içine katıldığında, tadı, kokusu ve rengi anlaşılmaz. Alındığında etkisi dakikalar içinde ortaya çıkabilir.</p>
<p>Ilk önce yemek borusu ve mide bölgesinde yanma, aşırı susama hissi olur. Sonra bunlara bulantı, kusma, karın ağrısı, şiddetli ishal ve bazen kanlı ishal eklenir. Sağırsak delinmesi oluşabilir. Ciddi sıvı kaybı, ansefalopati, koma, kalp ve solunum durması ile zehir birkaç saatle birkaç gün arasındaki bir sürede öldürür.</p>
<p>Halbuki Büyük iskender hastalığına on iki gün dayanmıştır. Bir başka zehir ise Veratrum Album&#8217;dur (beyaz çöpleme). Avrupa&#8217;nın ve Batı Asya&#8217;nın nemli yüksek dağlarında bulunan bir bitkidir. Alındıktan sonra 30 dakika ila 4 saat arasındaki sürede zehir-lenmenin etkisi başlar. Etkilerinin on beş güne kadar uzadığı görülmüştür. Veratrum Album alınmasından sonra ani başlayan karın ağrısı, ağızda yanma hissi, bulantı, kusmaya neden olur. Baş dönmesi ve bulanık görmenin ardından, kalp atışlarında yavaşlama (tıpta bu bulguya bradikardi denir), hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü) ve şiddetli kas güçsüzlüğü gelişir.</p>
<p>Daha sonra bu bulgulara terleme, uyuşukluk, solunum güçlüğü, kalpte ritim bozukluğu eklenir. Kişi hareket edemez ve iletişim kuramaz hale gelir. En sonunda Koma hali gelişebilir. iddialara göre Büyük iskender bir davette şarap içtikten sonra şikayetleri başlamıştır. ilk önce ani ve keskin bir karın ağrısı olmuştur. Çektiği ızdıraba dayanamayarak dördüncü gün intihar etmek niyetiyle Fırat nehrine doğru sürünerek ileriediği söylenmektedir.</p>
<p>Di-ğer günler daha da kötüleşmiş, hipotansiyon ve bradikardi ile birlikte kas güçsüzlüğü artmış ve hareket edemez duruma gelmiştir. On birinci güne gelindiğinde halen şuuru yerindedir fakat uzun ve yeterli bir iletişim kuramamaktadır. Veratrum Album zehirlenmelerinde de bulgular benzer bir iskender lahidi seyir gösterir ve ölüme yakın son saatiere kadar kişinin şuuru açıktır. Büyük iskender zehirlendiyse zehrin tanıdık bir suikastçı tarafından şüphe uyandırmadan verilmiş olması mantıklı görülmektedir.</p>
<p>Büyük iskender&#8217;in hastalığının Arabistan&#8217;ı işgal etmeyi planlamasının hemen arefesinde, o dönemin tanınmış bir kişisi tarafından verilen davette başladığı söylenmektedir. Büyük iskender&#8217;e bu davette şarap ikram edilmiştir. Veratrum Album&#8217;un tadı acıdır fakat şarapla tatlanmaktadır. Bu bilgiler Büyük iskender&#8217;in zehirlenmiş olabileceği ve bu zehrin Veratrum Album olabileceğini kuvvetlendirmektedir. Bizler üzerinden 2000 yıldan fazla geçmiş olan bu olaydaki kesin gerçeği herhalde hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.</p>
<p>Talha Uğurluel &#8211; Tarih Tıbbı Konuşturdu,syf.34-48</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buyuk-iskenderin-olumunun-altinda-yatan-gercekler/">Büyük Iskender’in Ölümünün Altında Yatan Gerçekler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-iskenderin-olumunun-altinda-yatan-gercekler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mısır Piramitleri Insan Gücüyle mi Inşa Edildi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/misir-piramitleri-insan-gucuyle-mi-insa-edildi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/misir-piramitleri-insan-gucuyle-mi-insa-edildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Nov 2017 18:14:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Mısır Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Piramitleri Insan Gücüyle mi Inşa Edildi?]]></category>
		<category><![CDATA[Pirametlerin Gizemi]]></category>
		<category><![CDATA[Piramit]]></category>
		<category><![CDATA[Piramitlerin Yapımı]]></category>
		<category><![CDATA[Talha Uğurluel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18349</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eski Mısır Medeniyeti hala gizemini sürdürmeye devam ediyor. M.Ö. 3000’lere kadar uzanan bu son derece medeni toplum, ulaştıkları yüksek medeniyet unsurları ile bizleri şaşırtmayı sürdürüyor. Mısırlılar, günü­müzden 5000 sene öncesine dayanan yapıları, sanat anlayışları, inançları adına ortaya koydukları gelenek ve törenleri ile çağdaşı olan İlkçağ medeniyetle­rinden son derece ileri bir toplumdu. Tıpta, geo­metride, astronomi ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/misir-piramitleri-insan-gucuyle-mi-insa-edildi/">Mısır Piramitleri Insan Gücüyle mi Inşa Edildi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/misir-piramitleri-insan-gucuyle-mi-insa-edildi/images-8-8/" rel="attachment wp-att-18350"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18350" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-8.jpg" alt="" width="485" height="303" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-8.jpg 485w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-8-300x187.jpg 300w" sizes="(max-width: 485px) 100vw, 485px" /></a></p>
<p>Eski Mısır Medeniyeti hala gizemini sürdürmeye devam ediyor. M.Ö. 3000’lere kadar uzanan bu son derece medeni toplum, ulaştıkları yüksek medeniyet unsurları ile bizleri şaşırtmayı sürdürüyor. Mısırlılar, günü­müzden 5000 sene öncesine dayanan yapıları, sanat anlayışları, inançları adına ortaya koydukları gelenek ve törenleri ile çağdaşı olan İlkçağ medeniyetle­rinden son derece ileri bir toplumdu.</p>
<p>Tıpta, geo­metride, astronomi ve din biliminde o günler için ulaşılması güç deneyimlere imza atıyorlardı. Bütün bunların ya­nında mimaride de büyük ilerleme kat ediyorlardı. Diğer İlkçağ medeniyetlerindeki mimari unsurlar ile kıyaslandığında Mısır Medeniyeti’nin tapınak ve piramitleri çok daha ileri bir teknoloji ve bilimin varlığını göstermektedir.</p>
<p>Yeryüzünde insanlığın ilk yerleşim yerlerinden biri olan Mı­sır, iki taraftan çöl, iki taraftan da deniz ile çevrili olup bu kapalı havza içinde hem dış güçlerden korunmasını bilmiş, hem de ken­di içinde farklı bir sanat ve bilgi birikimi oluşturmuştur. Elbette ki bu birikimde, bu topraklara uğrayan peygamberlerin ve bilim adamlarının da etkisi büyük olmuştur. İlahi kitapların bizlere anlattığı 7 yıl kıtlık ve 7 yıl bolluk dönemini çoğumuz biliriz. Kuyuya atılan, sonrasında bir kervan tarafından kurtarılarak Mı­sır’a getirilen, burada köleleştirilen ve hapis yıllarından sonra Firavun’un çetrefilli rüyasını yorarak tutukluluktan kurtulan Yusuf Peygamber, devletin mali işlerinin başına getirilecektir. Kendileri­ni bekleyen 7 yıllık bir bolluk dönemi ve ardından gelecek 7 yıl­lık bir kıtlık dönemi olacaktır. Firavun’un emri ile bu iki dönemi yönetme vazifesi Yusuf (a.s)’a verilmiştir.</p>
<p>Hz. Yusufun bolluk döneminde devasa boyutlarda ambarlar inşa ettirdiği, hu­bubatı buralarda depoladığı, kıtlık döneminde de bu ürünleri hem Mısır halkının kullanımına sundu­ğu hem de uzak coğrafyalardan gelenlere da­ğıttığı bilinmektedir. Hatta Kenan illerin­den (Suriye civarı) gelen kardeşlerine bile buğday takdim etmiştir. Bu kadar geniş bir coğrafyaya 7 sene boyunca dağıtılabi­lecek kadar çok olan hububat acaba ne kadar büyük ambarlarda muhafaza edilmişti? Ya da so­ruyu şöyle soralım. Mısır’da insan eli ile inşa edilmiş devasa yapılar denilince aklınıza ne geliyor? Piramitler dediğinizi duyar gibi oluyorum. Peki eski Osmanlı kaynaklarında piramitler hangi isimle adlandırılıyordu?</p>
<p><strong>Cevap: Yusuf Ambarları.</strong></p>
<p>Biz bugün tarih ve arkeolojik bulguların çoğunu ya­bancıların literatüründen öğrenmeye çalışıyoruz. Hâl­buki o topraklarda bir İngiliz bir asır kaldı ise Osmanlı tam dört asır kalmıştı. Yani, Piramit, Sfenks, Obelisk vb. birçok tabir sonradan sömürgeci yabancılar tara­fından verilmiş ve sanki tarihte de bu isimle adlandırılıyormuş gibi kabul edilmiştir.</p>
<p>Yine bu topraklara ve bu topraklarda yükselen yapılara, Avru­pai bir gözle değil de bu kültürün ve inancın gözü ile bakarsak Yusuf Peygamber’in yüzyıllar boyunca saatçilerin piri sayıldığını hatırlayabiliriz. Ama kastedilen saat, bugün kolumuza taktığımız saat değildir. O zaman diliminde Mısır’da keşfedilen, güneş sa­atidir.</p>
<p>Piramitlerin yapılarına baktığımızda güneşin hareketleri ile son derece alakalı olduğu görülmektedir. Dünyanın Güneş etrafındaki dönüşünde güneşin ışınlarının düşme açıları ile pi­ramitlerin yönlerindeki paralellik insanı şaşırtmaktadır. Ayrıca pi sayısını bilen Mısırlılar bu yapıları öyle bir inşa etmişlerdir ki bir mühendislik harikası ortaya koymuşlardır. Mesela Gize piramitle­rinin, (Keops, Kefren, Mikerinos) her birinin köşesi bir cetvel ile bir diğerine tutturularak bir çizgi üzerinde birleştirilse, ortaya pü­rüzsüz bir çizgi çıkacaktır.</p>
<p>Dünyanın yedi harikasından biri olan ve bugün hâlâ ayakta duran devasa yapısı ile Keops başta olmak üzere bu eserlerin ince matematik hesaplamalar ile inşası kolay bir iş olmasa gerek. Güneş ışınlarının farklı yansımaları piramidal bu yapıların içinde öyle farklı bir atmosfer oluşturmaktaydı ki bir kedi yanlışlıkla piramitlere girse ve çıkamayarak burada ölse bo­zulup kokuşmuyor, içeride sadece cesedi kuruyup kalıyordu. Pi­ramit içine yerleştirilen hububat kesinlikle güvelenmiyor, ekmek bile küflenmiyordu. Bütün bu harikulade keşifler o günün ilkel insanlarının altından kalkabileceği şeyler miydi? Dünyanın diğer coğrafyalarında insanlar daha demir, bakır çağlarını yaşarken, hatta Kuzey Avrupa kavimleri Neolitik Dönemin ilkelliklerinde savrulurken Mısır bu seviyeye nasıl ulaşmıştı?</p>
<p>İşte bu sorular karşısında işin içinden çıkamayan birçok insan, işin kolayına kaçarak hemen uzaylılar cevabını vermiştir. Piramit­leri uzaylılar mı, yoksa o günün insanları mı inşa etmişti? Elektri­ğin olmadığı, akaryakıt ile çalışan motorların bulunmadığı, yağ ile çalışan vinç sistemlerinin keşfedilmediği günlerde bu taşlar nasıl kesilecek, taşınacak ve yerleştirilecekti?</p>
<p>Sadece Keops Piramidinde her biri 2 ilâ 15 ton ağırlığında 2 milyon taş bulunmaktaydı. Hem sanat, hem güç, hem teknoloji, hem de bilim gerektiren bu yapıların tamamı o günün insanları tarafından mı inşa edilmişti?</p>
<p>İşte sonu gelmez bu tartışmalar 20. yy.’m ilk yarısına kadar böylece sürüp gitti. O günlerde Gize Bölgesi’nde ilginç bir arkeolojik keşif yaşandı. Bu keşif, 1926’da, arkeologlar tarafından mezarı bulunmuş tek firavun olan Tutankamon kadar heyecan verici idi ama ne hikmetse bu kadar ses getirmedi. Çünkü bu keşif insanların çok hoşuna giden ünlü bir komp­lo teorisini yerle bir ediyordu. Gize Piramitleri yakınlarındaki bir bölgede Eski Mısır toplumuna ait işçiler nekropolü bulundu, yani işçiler mezarlığı. Eski Mısır’da da insanlar bugün Hindistan’da ol­duğu gibi kesin hatları olan bir kast sistemine sahiptiler. Krallar tanrısaldı ve ancak kendi seviyelerindeki diğer krallar ile birlikte gömülebilirlerdi. Eşleri olan kraliçeler bile kralların yanına gömülemezdi. Bu nedenle gömü yerleri bile ayrı vadilerdedir (Krallar Vadisi-Kraliçeler Vadisi).</p>
<p>Tabi ki o gün için son derece sefil olan halk da soylularla bir arada defnedilemeyecekti. Peki ya köleler? Onların yeri statü ola­rak en aşağısı olduğu gibi mezarları da öyle olmalı idi. Gerçekten de bu statüdeki insanlar için de bir mezarlık düşünülmüştü. Ve bu işçiler nekropolü o yıllarda bulundu. Dev bir kazı alanı oluştu­ruldu. Mezarlardan çıkarılan kemik ve kalıntılar tek tek incelendi. Neticede acı gerçek ortaya çıktı. Mezarlıklarda tespit edilen işçile­re ait vücutların bütün iskelet sistemleri bozuktu.</p>
<p>Yapılan incelemelerde, buradaki insanların zaten çok da uzun bir ömür süremedikleri ortaya çıkmıştı. Hemen hiçbiri 40 yaşma ulaşamamıştı. Kölelerin durumları da ortada idi. Genelde 15 yaş­larında taş altına sokulup, mercimek lapasına talim ettirilerek hiç durmadan çalıştırılırlardı. Olgunluk yaşlarında ise bu ağır çalışma şartları altında can verirlerdi.</p>
<p>İlkçağ toplumlarında en kıymetsiz şey insandı. Köle çoktu ve diğer canlılar kadar kıymeti yoktu. Eğer bu söylediklerimin bir sağlamasını yapmak isterseniz Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesindeki Antik Roma kentine bir uğrayın. Şehrin ortasındaki borsa alanlarının merkezine diktikleri fiyatlandırma taşında, üç insanın bir merkeple aynı değerde olduğunu vurgula­yan yazıyı göreceksiniz. Emin olun kölelerin Mısır’da o kadar bile kıymetleri yoktu.</p>
<p>* * *</p>
<p>Talha Uğurluel-  Tarih Tıbbı Konuşturdu,syf.24-33</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/misir-piramitleri-insan-gucuyle-mi-insa-edildi/">Mısır Piramitleri Insan Gücüyle mi Inşa Edildi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/misir-piramitleri-insan-gucuyle-mi-insa-edildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
