<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sultan Alp Arslan | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/sultan-alp-arslan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Jun 2017 10:45:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Sultan Alp Arslan | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sultan Alp Arslan Hakkında Genel Bir Değerlendirme</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sultan-alp-arslan-hakkinda-genel-bir-degerlendirme/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sultan-alp-arslan-hakkinda-genel-bir-degerlendirme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jun 2017 10:45:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Piyadeoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Alp Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Alp Arslan Hakkında Genel Bir Değerlendirme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sultan Alp Arslan’ın Türk Tarihi’nin en önemli şahsiyetlerinden biri olduğu herkesin kabulüdür. Kaynakların ifadesiyle ahlâk sa­hibi, mert, mütedeyyin, adil, merhametli, yoksulları koruyan, azametli, insaf sahibi, güçlü, heybetli, siyaset bilir, uyanık, hasım yıkan, düşman yenen, ülkeler fetheden iyi bir asker olduğu kay­dedilen Sultan Alp Arslan&#8217;ın bu özelliklerine ek olarak dindar ve eğitim sever özelliklerini de eklemek [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sultan-alp-arslan-hakkinda-genel-bir-degerlendirme/">Sultan Alp Arslan Hakkında Genel Bir Değerlendirme</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/sultan-alp-arslan-hakkinda-genel-bir-degerlendirme/alparslan3d/" rel="attachment wp-att-15852"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-15852" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/alparslan3d.png" alt="" width="364" height="364" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/alparslan3d.png 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/alparslan3d-300x300.png 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/alparslan3d-100x100.png 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/alparslan3d-360x360.png 360w" sizes="(max-width: 364px) 100vw, 364px" /></a></p>
<p>Sultan Alp Arslan’ın Türk Tarihi’nin en önemli şahsiyetlerinden biri olduğu herkesin kabulüdür. Kaynakların ifadesiyle ahlâk sa­hibi, mert, mütedeyyin, adil, merhametli, yoksulları koruyan, azametli, insaf sahibi, güçlü, heybetli, siyaset bilir, uyanık, hasım yıkan, düşman yenen, ülkeler fetheden iyi bir asker olduğu kay­dedilen Sultan Alp Arslan&#8217;ın bu özelliklerine ek olarak dindar ve eğitim sever özelliklerini de eklemek gerekir. Fizikî özellikleri hakkında da iri yarı (uzun boylu), uzun sakallı, kabul günlerinde taht üzerinde çok heybetli ve azametli, tahtının önüne gelen her elçiyi korkuya sürükleyen biri şeklinde bilgiler mevcuttur. Ba­şına uzun külah giyen Sultan Alp Arslanın külahı ile sakalının ucu arasındaki mesafe iki gez(1) olarak kaydededilir. Ok atarken sakalını düğümler, onu gören herkes heybetinden ürkerdi. Bu özellikleri unvan ve lakaplarına da yansımıştı.(2)</p>
<p>Sultan Alp Arslanın başarısı henüz çocuk sayılabileceği bir dönemden itibaren babası Çağrı Bey gibi iyi bir asker, Nizâmül- mülk gibi önemli bir idareci ve devlet adamının elinde yetişmiş olmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla yaşadıklarının ve aldığı eğitimin şahsiyeti üzerindeki etkisi bütün hayatına yansı­mıştır. Sultan Tuğrul Bey in çocuğunun olmaması, Çağrı Bey in, oğlu Alp Arslanı Selçuklu tahtının en büyük adayı olarak ye­tiştirmesini sağlamıştır. Çocuk sayılabilecek yaştan itibaren ordu yönetmeye başlaması, kazanmış olduğu başarılar, ayrıca ok ve yayı elinden düşürmeyerek onlarsız hiçbir yere gitmediği şeklin­deki bilgi de iyi bir asker olarak yetişmiş olduğunun kanıtı gibidir.</p>
<p>Bununla birlikte henüz melikliği döneminde gerçekleştirdiği ba­ğımsız askerî faaliyetler ve 1062 yılında Tuğrul Bey in öldüğü haberleri ile Reye doğru harekete geçmesi, kendisini Selçuklu tahtı için hazırlamakta olduğunu gösteren delillerdir. Ayrıca Çağrı Bey’in ölümünden sonra hiçbir muhalefetle karşılaşmadan Horasan a hâkim olması da sahip olduğu gücü göstermektedir.</p>
<p>Sultan Alp Arslanın iyi asker olduğu tartışılmaz bir konu ol­makla birlikte vermiş olduğu bazı kararları da tartışmakta fayda vardır. Özellikle Berîd (istihbarat) teşkilâtının kurulmasına karşı takındığı muhalif tavır, neredeyse ağabeyi Kavurd’un isyanının başarıya ulaşarak hükümdarlığını kaybetmesine neden olabile­cek türden bir gelişmeye sebebiyet vermiştir. Yine de meliklik dönemindeki başarıları, hatta Kutalmış’ı bertaraf etmesi bir yana Malazgirt Savaşı başlı başına önemli bir askerî başarı ola­rak değerlendirilmelidir. Savaştan önce komutanlarını toplayarak onlara hitabı ve askerlerine yaptığı konuşma ordudaki herkesin savaşma isteğini üst dereceye çıkaran bir husustur.</p>
<p>Ayrıca savaş sırasında hükümdar gibi değil sıradan bir asker gibi savaşması da zaferin kazanılmasında büyük rol oynamıştır. Nitekim Bizanslı müellif Mikhail Psellos(3) bunu destekler mahiyette, “Sultanın zaferlerinden çoğu onun liderlik vasıflarından kaynaklanıyordu. Romanos bu başarılarda Sultanın etkili olduğunu söyleyen kişilere inanmak istemiyordu. Gerçekte barış yapmak istemiyordu.” diye­rek Alp Arslan ın liderlik vasıflarını över. Ayrıca Haleb’i kısa sü­rede alabilecek durumdayken bunu geciktirmesi onun taktiksel düşünce dünyasına iyi bir örnek mahiyetindedir. Nitekim o, Ha­leb’in kısa sürede alınabileceğini Bizans’a göstermek istememiş, savaşarak zarar vermek suretiyle zayıflattığı şehri Bizans’ın hedefi haline getirmekten endişe etmiştir.(4)</p>
<p>Sultan Alp Arslan’ın adil ve iyiliksever bir hükümdar görüntü­sü çizdiği görülmektedir. O, her Ramazan ayında Merv, Herat, Belh ve Nîşâbûr’da 1000 altın sadaka dağıtır, bu miktar kendisinin Ramazan ayını geçirdiği şehirde 10 bin dinara çıkardı. Sultan Alp Arslan, Merv şehrinde el-Harrâîn (*) olarak adlandırılan fakirleri gördüğünde hallerine acıyarak ağlayabilecek yapıda bi­ridir. Günde elli koyun kestirerek fakirlere dağıtmış olduğuna dair kayıt da bulunmaktadır. Bundan dolayıdır ki, İbnul-Adîm(5) onun lakabını “Adilun-nûr&#8221; olarak kaydeder. Bununla birlikte yine İbnul-Adîm,(6) bu lakaba ters düşer mahiyette Alp Arslanın gençlik döneminde yaşadığı bir olayı nakleder.</p>
<p>Ibnul-Adîm, bir taraftan Ramazan ayında 15 bin dinar sadaka dağıtan, ülkede kayıt altına aldırdığı fakir fukaraya maaş ve tahsisat bağlayan, onun za­manında devlet eliyle hiçbir şekilde cinayet ve müsadere gerçekleş­tirilmeyen, halkın ödemesi gereken haraç dışında başka bir ödeme yapılmasına izin vermeyen, üstelik bu haracı da iki taksitle alan bir hükümdar görüntüsü çizerken, diğer taraftan bu yapıdaki Sultan Alp Arslan’ı savunma ihtiyacı hissederek gerçekleştirmiş olduğunu kaydettiği fiili “delikanlılık heyecanıyla” yaptığını kaydeder. Sultan Alp Arslanın ölümünden yaklaşık iki yüz yıl sonra kaleme alınan bir eserde onun adil ve iyiliksever tavırlarının övülmesi, yanlış ol­duğu belirtilen bir yanlışından dolayı savunuluyor olması, ne ka­dar önemli bir hükümdar olduğunu da kanıtlar mahiyettedir.(7)</p>
<p>Bununla birlikte eğitim seferberliği olarak başlatılan Nizâmiye Medreseleri’nin inşa süreci de onun iyiliksever kişiliğini gösteren diğer bir örnektir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere Sultan Alp Arslan, Nîşâbur da bulunduğu sırada üstü başı perişan halde bir mescidin önünde bekleşen fukara grubunun kim olduğunu sormuş, Nizâmülmülk de, Onlar ilim arayanlardır.” cevabını vermişti. Sultan Alp Arslan, onların barınmaları için bir yer inşa edilmesi hususunda talep edilen izne olumlu cevap verdiği gibi bu tarz mekânların bütün ülkeye yaygınlaştırılmasını emretmişti. Bu sebeple Sultan Alp Arslanın halkından uzak bir yönetim sergilemediğini, açlara, fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine destek verdiğini söylemek yerinde bir tespit olacaktır.(8)</p>
<p>Selçuklu Tarihi ile ilgilenen herkes, Vezir Nizâmülmülk’ün devlet yönetimindeki etkisinin farkındadır. Ancak onun kazan­mış olduğu büyük gücün Sultan Alp Arslan döneminde az bile olsa gerçekleşmiş olduğunu söylemek zor görünmektedir. İkili arasındaki münasebeti klasik hükümdar-vezir münasebeti olarak görmek gerekir. Kısaca Nizâmülmülk, Sultan Alp Arslanın ver­diği kadar yetkilidir ve yetkilerini bu ölçüde kullanır. Hatta Alp Arslan’dan korktuğunu kendisi de ifade eder.</p>
<p>Nizâmülmülk aley­hine yazılmış olan bir notu namaz kıldığı yerde bulan Sultan Alp Arslan, vezirini çağırarak ona, “Bu kâğıdı al, oku. Eğer yazdıkları doğru ise halini, ahlakını ıslah et. Eğer yalan söylüyorlarsa onları affet, kendilerini divan işlerinden bir iş vermekle meşgul et, ta ki onlar da böyle iftira ve bühtan (kara çalma) ile uğraşmaktan el çek­sinler.” demişti.(9) Bu sayede iyi bir yöneticilik örneği sergileyerek bir taraftan vezirine olan güvenini beyan etmiş diğer taraftan da onu kontrol altında tuttuğunu göstermiştir.</p>
<p>Sultan Alp Arslan aynı zamanda hoşgörü sahibi bir hüküm­dardır. Nitekim Selçuklu hanedanı Hanefî Mezhebi’ne mensup­ken, veziri Nizâmülmülk taassup derecesinde Şafiî’dir. Hatta Nizâmülmülk, Siyâsetnâme(10) adlı eserinde Sultan Alp Arslanın mezhebine olan bağlılığını, “.. .Sultan-ı Şehit kendi mezhebinde o kadar katı ve dürüst idi ki, &#8216;Eğer vezirim Şâfiî mezhebinden olmasaydı daha kuvvetli siyasetçi ve daha heybetli olurdu dediğini defalarca duydum. Kendi mezhebinde pek ciddi olması, Şâfiî mezhebinde olmayı bir ayıp sayması sebebiyle ben ondan daima endişeli idim ve korkardım.” şeklinde nakleder.</p>
<p>Buna rağmen Sultan Alp Arslan, medreselerin kuruluş amaçlarından biri olan Fâtımîler ile olan fikrî mücadeleyi de düşünerek Nizâmiye Med- reseleri’nin Şâfiî kaidelerine uygun şekilde eğitim vermesine izin vermiş ve Nizâmülmülk’ü görevinde tutmakta bir sakınca görmemiştir. Bununla birlikte Tuğrul Bey tarafından Sultani­ye Medresesinin inşasıyla birlikte başlanan Hanefî kaidelerine uygun eğitim veren medrese düşüncesi Sultan Alp Arslan dö­neminde de devam ettirilmiş, hilafet merkezi olan Bağdad’da Nizâmiye Medresesi açılmadan önce Azamiye Medresesi inşa ettirilerek eğitim hayatına başlamıştır. Bu durum sanılanın ak­sine Selçuklu hanedan mensuplarının Şâfiî Mezhebi’ne sınırsız bir hareket sahası tanımadığı, hatta iki mezhep arasında denge politikası güttüğünü gösteren en önemli delil durumundadır.</p>
<p>Sultan Alp Arslanın esir ettiği Romanos Diogenes’e davranı­şının da ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Hem Islâm hem de Bi­zans kaynakları sultanın tavrını güzel ifadelerle naklederler. Sul­tan Alp Arslan, Romanos Diogenes’i hükümdarlara yaraşır bir şekilde ağırlamıştır. Onu kucaklamış, fiziksel bir eziyete uğrama­yacağını beyan etmiş, senin başına gelen bir gün benim başıma da gelebilir diyerek kedere kapılmamasını öğütlemiştir. Hatta esir imparatorun huzuruna getirilmesi sırasında haciplerin ta­kındığı sert tutumu, “Bırakın, bugünü görmesi ona kâfidir.” diye­rek engellemesi Sultan Alp Arslan m kişiliğini anlama hususunda hayli önem taşır. Nitekim yine imparatora söylediği, “İyi bahtım birgün tersine döner mi, diye kaygılanmayan kişi, basiretsizdir.”sözü mevcut durumu ne kadar iyi tahlil ettiğini göstermektedir.</p>
<p>Nitekim Sultan Alp Arslanın imparatora bir esir gibi davran­ması zaferinin büyüklüğüne katkı yapmayacağı gibi, aksi du­rum da zaferi gölgelemez. Bu nedenledir ki, Sultan Alp Arslan Romanos Diogenes’e misafir bir hükümdar gibi davranmış,(11) içinde bulunduğu durumda zaten kötü bir ruh halinde olan onu daha fazla üzmeyerek insanca bir tavır takınmıştır.(12) Za­ten bu sebepledir ki, sadece Islâm kaynaklarının değil Ioannes Zonaras’ın(13) da kabul ettiği gibi, “Sultan, imparatorun tutsak edildiğini öğrendiğinde doğal olduğu üzere sevindi, ama kibirle­necek kadar şiçinmedi. Adı Aksan (Alp Arslan) idi. Adil olması ve alçakgönüllülüğü üzerine pek çok söz dillerde geziyordu.” denil­mek suretiyle büyük bir hükümdar olarak anılmayı başarmıştır.</p>
<p>Sultan Alp Arslan döneminde Tuğrul Bey in tam manasıyla gerçekleştiremediği bazı düzenlemeler de tamamlanmış, devlet yönetim organizasyonu anlamında büyük ilerleme kaydedil­miştir. Nizâmiye Medreseleri’nin kurulması bu organizasyonun önemli bir dönüm noktasıdır. Bununla birlikte yolların güvenli­ğinin sağlanması sayesinde ticaretin artması sağlanmış ve devle­tin gelirlerinde büyük artış olmuştur. Bu durum basılan dinarla­rın ayarı ve fazlalılığında kendini göstermiş, kaydedilen zenginlik şehirlerin genişlemesi ve güzelleştirilmesine de yansımıştır, öyle ki, Sultan Alp Arslan bir bina yapılmasını emrettiğinde o binanın görkemli ve yüksek olmasını, ayrıca mevki olarak da şehrin en değerli ve ışık gören bölgesine inşa edilmesini istiyordu. Bunun sebebini de, “Bu eserlerimiz himmetimizin yüksekliğine ve serve­timizin çokluğuna delâlet eder.” diyerek izah etmişti.</p>
<p>Halka karşı kendisinin gösterdiği olumlu tavrı, askerlerinin de göstermesini istemiş, onların da halka zulmetmesine izin vermemiştir. Adil, güçlü, iyi bir asker ve yönetici olması itaati de beraberinde ge­tirmişti. Nitekim İbnul-Adîm,(14) Alp Arslanın henüz tahta çık­madan önce hâkim bulunduğu Horasan’a huzur getirdiğini ve fitne kılıçlarının kınına girdiğini kaydeder. Bu sayede de azameti artmış, memleket düzene girerek adaleti dört bir yana yayılmış­tı. Bu özellikleri yanında güzel ahlâkı, anlaşmalara olan sadakati diğer hükümdarlar tarafından duyulunca başlangıçta ona karşı çıkan pek çok hükümdar daha sonra kendisine boyun eğmekten başka çare bulamamıştır. Sultan Alp Arslan, başardıkları ve ger­çekleştirdikleri sebebiyle “Sultanu-l-âlem” unvanıyla anılmıştır.(15)</p>
<p><strong>Kaynak:</strong>Cihan Piyadeoğlu – Sultan Alp Arslan,Kronik yay.syf:230-236</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>(1)-İran’da kullanılan ve ilk zamanlarda 46,2 santimetreye karşılık gelen uzunluk birimi, bkz. Mehmet Erkal, “Arşın”, DİA, III, 412.</p>
<p>(2)- Zahîrüddîn Nîşâbûrî, s. 21; Sadreddîn el-Hüseynî, s. 38; Râvendî, I, 115, 120; Ibnul-Esîr, X, 79; Îbnul-Adîm, Bugyetut-taleby s. 11; Reşîdüddîn, s. 110; İbn Kesîr, XII, 228; Şebânkâreî, s. 100; Mîrhând, s. 88. Sultan Alp Arslan, Adudu’d-devle, Ebuş-şüca ve Ani’in fethinden sonra Abbasî Halifesi Kaim Biemrilâh tarafından kendisine verilmiş olan Ebu’l-Feth lakaplarını kul­lanmıştır. bkz. Merçil, Hükümdarlık Alâmetleri, s. 38-39.</p>
<p>(3) Mikhail Psellos, s. 229.</p>
<p>(4)-İbnül Esir,X,79;İbnü&#8217;l Adim,s.11-12-15;Ahmed b.Mahmud,s.116.</p>
<p>(5)-Bugyetü’t-taleb, s. 5.</p>
<p>(6)- Bugyetü’t-taleb, s. 22. İbnul-Adîm’in naklettiği bilgi şu şekildedir: “&#8230;Alp Arslan b. Davud çocuk iken ava çıkmıştı. O, yolda zayıf bir ihtiyar gördü. İhtiyar (topladığı) dikenleri başının üstüne yüklemiş, onları taşımaktan bir hayli acı ve ıstırap çekmiş ve iyice yorulmuştu. Alp Arslan ona: ‘Ey ihtiyar, onun da ‘Buyur demesi üzerine Alp Arslan, ‘Bu düşkün ve yaşlı halinde çekti­ğin bu sıkıntı ve yorgunluktan seni kurtarmamı ister misinV dedi. Alp Arslanın kendisini bu sıkıntıdan kurtaracak bir şey yapacağını ya da yardım edeceğini sanan diken taşıyan ihtiyar: ‘Peki, isterim Efendimizi dedi. Bunun üzerine Alp Arslan, ihtiyara bir ok atıp onu olduğu yerde öldürdü.”</p>
<p>(7)- Hüseynî, s. 21, 38; İbnu 1-Adîm, Bugyetut-taleb, s. 22; Bundârî, s. 48; İb­nul-Esîr, X, 79; İbn Kesîr, XII, 228. Ayrıca bkz. Piyadeoğlu, Horasan, s. 112.</p>
<p>(8)- Kazvînî, Âsârü&#8217;l-bilâd, II, 186; Kisâî, Medâris-i Nizâmiye, s. 69; Gerâylî, Nîşâbur, s. 112; Lockhart, Persian Cities, s. 83; Piyadeoğlu, Horasan, s. 221-222.</p>
<p>(9)- İbnu 1-Esîr, X, 79-80; Ibnu 1-Adîm, Bugyetut-taleb, s. 22; İbn Kesir, XII, 228.</p>
<p>(10)- Siyâsetnâme, s. 69. Sultan Alp Arslan vezirinden farklı olarak çevresinde Ha­nefi mezhebine mensup âlimleri bulundurduğu, hatta bunlardan biri olan Ebû Nasr Muhammed b. Abdülmelik el-Buhârî’nin arkasında namaz kıldığı bilin­mektedir, bkz. Turan, Türkiye, s. 22; Ocak, Dini Siyaset, s. 63; Seyfullah Kara, Büyük Selçuklular ve Mezhep Kavgaları, İstanbul 2007, s. 171.</p>
<p>(11)- Ioannes Zonaras (s. 137), Sultan Alp Arslan’ın esir düşen Romanos Dioge­nes’e davranışlarını şu şekilde nakleder: “&#8230;Onu kucakladı ve ona şöyle dedi:</p>
<p>\Kedere kapılma imparator. Çünkü insanlığın halleri böyledir. Bana gelince; ben sana bir tutsağa davranıldığı gibi değil, bir hükümdara davranıldığı gibi davranacağım.’ Hemen ona bir çadır hükümdara özgü maiyet (muhafız ve hizmetkarlar) verilsin diye buyurdu. Onu sofrada kendi yanı başına oturttu ve imparator tutsaklardan kimi istiyorsa onları serbest bıraktu</p>
<p>(12)- Sultan Alp Arslan’ın Romanos Diogenes’e olan davranışı pek çok kaynakta geniş şekliyle nakledilmiştir. Bu hususta bkz. Mikhael Attaleiates, s. 167 vd.; Ioannes Zonaras, s. 137-138; Nikephoros Bryennios, s. 56-37. İslâm kaynak­larının verdiği bilgiler için ayrıca bkz. Sümer-Sevim, Islâm Kaynaklarına Göre, s. 1-73. Reşîdüddîn Fazlullah (s. 119), birkaç gün Alp Arslan’ın meclisinde kalan Romanos Diogenes’in sarhoşken üzgün ve yorgun olarak sultana, uEğer padişah isen bağışla, kasap isen öldür, tüccar isen sat.” dediğini kaydeder.</p>
<p>(13)- Tarihlerin özeti, s. 137.</p>
<p>(14)- Bugyetü’t-taleb, s. 13</p>
<p>(15)- Süryani Mihail, Vakainame, çev. H. D. Andreasyan, TTK&#8217;da Basılmamış çe­viri, 1944, s. 27; Ibnul-Esîr, X, 79-80; Bundârî, s. 48; Sıbt Îbnul-Cevzî, s, 140; Ahmed b. Mahmûd, s, 117-118. Sıbt îbnu l-Cevzî (aynı yer), Sultan Alp Arslanın Şıra/ ile Isfahan arasında attan düştüğünü, bu olayı Hemedâtülaki kötü davranışlarına yorarak halka yüklenen vergileri kaldırdığını nakleder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sultan-alp-arslan-hakkinda-genel-bir-degerlendirme/">Sultan Alp Arslan Hakkında Genel Bir Değerlendirme</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sultan-alp-arslan-hakkinda-genel-bir-degerlendirme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Alp Arslan, Nizâmülmülk ve Nizâmiye Medreseleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sultan-alp-arslan-nizamulmulk-ve-nizamiye-medreseleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sultan-alp-arslan-nizamulmulk-ve-nizamiye-medreseleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Feb 2017 16:27:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Slide]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Nizâmülmülk ve Nizâmiye Medreseleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nizâmiye Medreseleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nizâmiye Medreseleri Ne Zaman Kuruldu?]]></category>
		<category><![CDATA[Nizamulmülk]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklularda İlim Kurumları]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Alp Arslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=14048</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dipnotlar eklenmemiş olup, sadede ana metin ekledi. Dipnotlarda da ayrıca faydalı bilgiler var. Detayları için kitaba bakabilirsiniz. Selçuklu tarihine dair özellikle Alp Arslan&#8217;a dair yapılmış çok güzel bir çalışmadır.  Sultan Alp Arslan, Nizâmülmülk ve Nizâmiye Medreseleri Büyük Selçuklular Devleti’nde bir sultan kadar etkin olmuş kişilerden biri Vezir Nizâmülmülk’tür. Büyük Selçukluların en meşhur ve önemli veziri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sultan-alp-arslan-nizamulmulk-ve-nizamiye-medreseleri/">Sultan Alp Arslan, Nizâmülmülk ve Nizâmiye Medreseleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>Dipnotlar eklenmemiş olup, sadede ana metin ekledi. Dipnotlarda da ayrıca faydalı bilgiler var. Detayları için kitaba bakabilirsiniz. Selçuklu tarihine dair özellikle Alp Arslan&#8217;a dair yapılmış çok güzel bir çalışmadır. </em></p></blockquote>
<p><strong>Sultan Alp Arslan, Nizâmülmülk ve Nizâmiye Medreseleri</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-14049 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/cihan-piyadeoglu-sultan-alparslan.jpg" alt="" width="309" height="481" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/cihan-piyadeoglu-sultan-alparslan.jpg 640w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/cihan-piyadeoglu-sultan-alparslan-600x935.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/cihan-piyadeoglu-sultan-alparslan-193x300.jpg 193w" sizes="(max-width: 309px) 100vw, 309px" /></p>
<p>Büyük Selçuklular Devleti’nde bir sultan kadar etkin olmuş kişilerden biri Vezir Nizâmülmülk’tür. Büyük Selçukluların en meşhur ve önemli veziri olan Nizâmülmülk, ilk olarak Horasan bölgesini yönetmekte olan Çağrı Bey’in hizmetine girmiş, Çağrı Bey daha sonra onu küçük yaştaki oğlu Alp Arslan’ın eğitimi için görevlendirmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere Çağrı Bey, Alp Arslan’ın Gazneliler’e karşı almış olduğu galibiyetten sonra oğlu­na Belh, Toharistân, Vahş, Velvalic ve Kubâdyân’ın idaresini ver­mişti (435/1043). Muhtemelen bu süreçte Nizâmülmülk de Alp Arslan’ın yanında görevlendirilen kişilerden biri oldu. Bununla birlikte Nizâmülmülk’ün 408/1018 tarihinde doğması ve Me­lik Alp Arslan’ın veziri Ebû Ali Ahmed b. Şâdân’ın emrinde bulunması bu olayın gerçekleşme tarihinin daha sonraki dönemde olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Ebû Ali Şâdân ile anlaşamayan Nizâ­mülmülk daha sonra Çağrı Bey’in hizmetine girmiş, ardından da onun tarafından Alp Arslan’ın veziri olarak tayin edilmişti. Bu tayin Büyük Selçuklularda atabeglig müessesesinin kuruluşu olarak da kabul edilmektedir. Nitekim İbnü’l-Esîr, Çağrı Bey’in oğlu Alp Arslan’ın daha iyi yetişmesini sağlamak üzere Nizâmül-mülk’ü ona yardımcı olarak atadığını belirterek, “<em>Nizâmülmülk daha sonra Merv’e gitti ve Çağrı Beyin huzuruna girdi. Çağrı Bey, onu görünce elinden tutup oğlu Alp Arslan’a teslim etti ve onay ‘Bu, Hasan-ı Tûsî’dir. Onu teslim al ve bir baba kabul et. Sakın muha­lefet etme dedi.” </em>şeklinde bilgi vermektedir. Nizâmülmülk, daha sonraları Melik Alp Arslan’ın en önemli destekçisi olmuştur.</p>
<p>Yu­karıda da bahsetmiş olduğumuz üzere Amîdülmülk Kündürî’nin vezirliği sırasında başlayan Rafızî aleyhtarı politika, daha sonra Şâfîî-Eşarîler de dâhil edilerek genişletilmişti. Hatta Selçuklu hanedanının mezhebi olmasına rağmen bazı Hanefî ilim adam­ları da takibata uğratılarak Hanefîler’in bazı önemli şehirlerdeki etkisi iyice azalmıştı. Bu da halkın sosyal yaşantısında büyük sorunlara neden olan bir gelişmeydi. Ama asıl büyük sorun Şiî-Fâtımî düşüncesine karşı mücadele edemeyen ilim adamlarının neden olduğu boşluktu. Nizâmülmülk, gelinen bu sıkıntılı or­tamda Büyük Selçuklu Devleti veziri olmuştu.</p>
<p>Bu boşluğu gören kişilerden biri kendisi de Şâfıî-Eşarî olan Vezir Nizâmülmülk olacaktı. Onun göreve gelmesiyle birlikte her şey bir anda değişti. İyi bir medrese eğitimi almış olan Nizâ­mülmülk, ayrıca ulemâ ile yakın bir münasebet içerisindeydi. Bu özellikleri kullanarak mevcut düzenin değiştirilmesi için hemen harekete geçti. İlk olarak Amîdülmülk döneminde Hanefîler’in atanmış olduğu görevlerin Şâfıîler’e geçmesini sağladı. Sultan Alp Arslan da Şâfıîlerin Nîşâbûr’da ikinci bir cami inşa etmele­rine izin vermişti. Ama asıl yapılması gereken şey başta Horasan olmak üzere Selçuklu coğrafyasını terk etmiş olan âlimlerin geri getirilmesiydi.</p>
<p>Zaten Selçuklu coğrafyasındaki politika değişiklerini gören âlimler de yavaş yavaş geri dönmeye başlamıştı. Ulemâya karşı hürmetkâr bir tavır sergileye Nizâmülmülk’ün düşüncesi onları tekrar ilim yapan kişiler haline getirmek, hatta bunu sistemli bir hâle getirmekti. Bu sebepledir ki, başta İmamü’l-Haremeyn el-Cüveynî olmak üzere pek çok âlime yakın ilgi gösteren Nizâmülmülk, onlara rahat çalışma imkânları sunmuştu. Ama kafasında var olan asıl şey medrese inşa edip, önemli âlimlerin eğitim vermesini sağlamaktı. Medrese inşa etmek Büyük Selçuklular için sorun teşkil etmezdi. Ancak bunun için bir kişinin iznine ihtiyaç duyuluyordu: Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alp Arslan.</p>
<p>Nizâmülmülk’ün gerekli izni alması, sultan ile birlikte Nîşâbûr’da bulundukları sırada yaşanan bir olay neticesinde gerçekleşti. Sultan Alp Arslan, büyük ihtimalle Ramazan 457/ Ağustos 1065 tarihinde Nîşâbûr’da bulunduğu sıralarda perişan kıyafetleriyle bir mescidin önünde bekleşen fakirler grubunu görüp kim olduklarını sorduğunda Nizâmülmülk, “<em>Onlar ilim arayanlardır</em>.” cevabını verdi. Bu durum Nizâmülmülk için iste­diği şeyi elde etmek için bir fırsat oldu. Nitekim o, ilk Nizâmiye Medresesi’nin inşa edilebilmesi için Sultan Alp Arslan’dan “ilim arayanlar” için kalacak yer inşa etmek ve onlara rızık verme husu­sunda izin talep etmişti. Beklediği cevap umduğunun çok ötesin­de oldu. Her Ramazanda Belh, Merv, Herat ve Nîşâbûr da 1000 altın sadaka dağıtan Sultan Alp Arslan, medresenin inşa edilmesi için gerekli izni vermiş, ancak bu fâaliyetin sadece Nîşâbur ile sı­nırlı kalmamasını istemişti.</p>
<p>Aldığı izinle birlikte Melik Alp Arslan’ın Horasan’ı yönettiği dönemlerden itibaren başlatmış olduğu çalışmaları bütün ülkeye yayma fırsatı yakalanınca kısa süre içinde Nîşâbûr Nizâmiye, ardından Zilhicce 457/Kasım 1065 tarihinde de Bağdad Nizâmiye Medresesi’nin inşasına başlanmıştı. Bağdad’ın iki mahallesindeki bazı evlerin yıkılması suretiyle inşasına başlanan medrese iki yılda tamamlanarak 10 Zilkade 459/22 Eylül 1067 tarihinde hizmete girdi. Büyük ihtimam gösterilerek tamam­lanan medresenin müderris seçiminde de aynı endişe gözetilmiş ve Bağdad’ın önemli âlimlerinden biri olan Ebû İshâk eş-Şîrâzî, Nizâmülmülk tarafından müderris tayin edilmişti.</p>
<p>Burada Nizâmiye Medreseleri’ni kimin kurmuş olduğu soru­sunu tartışmakta fayda vardır. Nitekim medreseleri Nizâmülmülk kurduğu için Nizâmiye olarak anılmış oldukları herkesin malu­mudur. Yukarıda naklettiğimiz bilgi çerçevesinde Nîşâbûr Nizâ­miye Medresesi’nin Sultan Alp Arslan’ın izniyle kurulmuş olduğu, hatta bu faaliyetin sadece Nîşâbûr ile sınırlı kalmamasını istediği açıkça görülmektedir. Diğer bir ifadeyle medreselerib inşa edilmesi hususunda Sultan Alp Arslan’ın katkısı inkâr edilemez bir gerçek olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Bununla birlikte Bağdat Nizâmiye Medresesi’nin kurulması hususunda mevcut olan diğer bir bilgi ise Nizâmülmülk’ü doğrudan merkeze almaktadır. Nitekim Tıırtûşi’nin naklettiğine göre, Ebû Said es-Sûfî adında bir kişi Nizâmülmülk e gelerek, “<em>Ey hâce! Ben sana Medinetü’s-selâm’da (Bağdad) büyük bir medrese bina edeyim. Memleketin hiçbir ya­nında onun bir benzeri olmasın. Senin adın kıyamete kadar dil­lerde dolaşsın</em>.” dediğinde vezir, &#8220;<em>Yap bakalım</em>” şeklinde cevap vermişti. Nizâmülmülk bu sözü söyledikten sonra Bağdad’daki Selçuklu görevlilerine ilgi şahsa yardımcı olmaları ve ne gerekiyorsa yapmaları hususunda emirler vermişti.</p>
<p>Ebû Said es-Sûfi, Dicle kenarında bir arazi alarak işe başladı. Medresenin planını çizdi ve en iyi şekilde inşa edilmesini sağladıktan sonra kapısına Nizâmülmülk’ün adını yazdırdı. Çevresindeki bütün sokaklar da medreseye dâhil edildi. Ayrıca birçok han, hamam ve dük­kân satın alınarak medresenin vakfına bağışlandı. Böylece Nizâmülmülk’ün öncülüğünde bir medrese kurulmuştu. Ebû Said es-Sûfi, daha sonra harcamış olduğu parayı Nizâmülmülk’e 60 bin dinar olarak bildirdi. Ancak Bağdad’da bulunan bazı görev­liler, harcanan paranın aslında 19 bin dinar olduğunu, geriye kalan paranın ise Ebû Said es-Sûfî tarafından zimmete geçiril­diği bilgisini vermişlerdi.</p>
<p>Bunun üzerine Nizâmülmülk, hesap sormak amacıyla Ebû Said es-Sûfı’yi başkent Isfahân’a çağırdı. Durumun karıştığını gören Ebû Said es-Sûfî, Abbâsî halifesine bir mektup yazarak şöyle demişti: “<em>Zamanın silemeyecegi bir azameti ve övgüyü sana kazandıracak ve seni şanı yeryüzünü kaplayan biri haline getirecek bir şey yapmamı ister misin? Oradaki medresenin kapısından Nizâmülmülk adını silecek, yerine kendi adını yazarak buna karşılık 60 bin dinarı Nizâmülmülk’e ödeyeceksin. Tamam mı?</em>” Halife bu teklifi kabul etti. Kendisini güvence altı­na alan Ebû Said es-Sûfi ise İsfahan’a giderek Nizâmülmülk’ün huzuruna çıktı. Vezirin sorgusu başladığında Ebû Said’in vermiş olduğu cevap şu şekildeydi: “<em>Lafı uzatma! Razıysan ne iyi, eğer razı değilsen medrese üzerinde yazılı ismini silerim, yerine başka birinin adını yazdırırım. Harcadığın parayı teslim edeceğim bi­rini benimle birlikte gönder ki, ona vereyim, o da sana getirsin”</em> Beklemediği bir cevapla karşılaşan Nizâmülmülk ise, “<em>Ey şeyh! Sana verdiğimiz her şeyi biz hibe olarak verdik. Nasıl istersen öyle yap, ama adımızı silme!</em>” demişti.</p>
<p>Ebû Said es-Sûfî, almış olduğu parayla sufıler için ribât inşa ettirmiş, bağlar, bahçeler, araziler satın alarak hepsini vakfetmişti. Bu hikâyede görüldüğü üzere Bağdad Nizâmiye Medresesi’ni Vezir Nizâmülmülk inşa ettir­mişti. Ancak o dönemde, hatta daha sonraları inşa edilen pek çok medresenin Nizâmiye adıyla anıldığını unutmamakta fayda vardır. Zira Nizâmülmülk’ün medrese ve ribâtlar için harcadığı miktarın 600 bin dinar olduğu kaydedilmektedir ki, bu miktarı karşılayabilmesi Büyük Selçuklular Devleti sayesinde mümkün olabilmiştir. Ayrıca vezirin medreselerin ihtiyaçlarının karşıla­nabilmesi için vakıf kurabilmesi zaten Sultan Alp Arslan’ın izni­ne tâbidir.</p>
<p>Nizâmiye Medreseleri’nin giderlerini karşılamak üzere devlet vakıf kuramayacağı için bu görevi şahıslar üzerine almak durumundadır. Bunun için de en uygun aday Nizâmülmülk’ten başkası değildir.</p>
<p>Nizâmülmülk’ün medreselerin inşası, müderrislerinin tayini ve vakıflarının kurulması noktasında önemli vazifeler üstlendiği inkâr edilemez bir gerçektir. Bununla birlikte vezirin hükümda­rın vekili durumunda olduğu gerçeğini de unutmamakta fayda vardır. Diğer bir ifadeyle vezir yürütmüş olduğu her işi hüküm­dar adına yapar. Nizâmiyeler’in medrese eğitimine bir düzen getirdiği bu düzenin de “devletin nizâm,” (Nizâmülmülk) eliyle gerçekleştirildiği düşünüldüğünde, Nizâmiye Medreseleri’nin bu şekilde isimlendirilmemesi veya başardığı büyük iş sebebiyle Nizamülmülk’ün taltif edilmemesi için hiçbir sebep yoktur.</p>
<p>Nitekim İbnü’l-Cevzî, Selçuklular’ın Bağdad Amîdi Ebû Nasr’ın şehir ileri gelenlerini Nizâmiye Medresesine çağırarak bir tören düzenlediğini nakleder. Bu toplantı sırasında bağışlanan kitapların isimleri tek tek okunmuş, ayrıca bizzat amîd kitaplar araziler mülkler ve yeni yapılmış olan bir çarşıyı medreseye vakfetmiştir. Daha sonra da vakfın şartları belirlenmiş, çarşının kapısına asıldıktan sonra mevcut durum Nizâmülmülk’ün çocuklarına ve diğer ilgililere bildirilmişti.</p>
<p>Görüldüğü üzere Nizâmiye Med­reseleri sadece Nizâmülmülk ve ailesinin kontrolüne bırakılmış kurumlar değildir. Dolayısıyla Nizâmiye Medreselerini, herhan­gi bir şahsa bağlamaktan ziyade Büyük Selçuklular Devleti bün­yesinde kurulmuş müesseseler olarak kabul etmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p>Nizâmiye Medreseleri’nin kurulması için tek sebep göster­mek neredeyse mümkün değildir. Her şeyden önce ilk amaç daha önceki klasik medreselerin de gerçekleştirmiş olduğu İs­lâmî ilimlerin öğretilmesidir. Nitekim genç bir devlet olarak geniş kabul edilebilecek bir coğrafyada hâkimiyet kurmayı başaran Selçukluların her şeyden önce yetişmiş insan gücüne ihtiyacı olduğu açıktır. Tuğrul Beyden itibaren Sünnî İslâm’ın en önemli temsilcisi durumuna gelmiş olmak da Selçuklular için büyük önem arz etmektedir. Ayrıca hâkim olunan geniş coğrafyada adaletin sağlanabilmesi için iyi yetişmiş adlî görevlilere ihtiyaç duyulduğu da diğer bir gerçektir.</p>
<p>Bununla birlikte Nizâmiye Medreseleri’nin kurulmasındaki en önemli amaç, Şiî-Bâtınî düşüncesine karşı Sünnîliği güçlendirmektir. X. yüzyılın sonundan itibaren Fergana, Horasan, Taberistân, Maverâünnehir, Gazne ve Hindistan’da kurulmuş olan Kerrâmî medreseleri Sünnî dünya için büyük sorun teşkil etmiş, Karahanlılar ve Gazneliler medrese inşa ettirmişlerdir. Özellikle Amîdülmülk un uygulamış olduğu politikalar saye­sinde iyice zayıflayan Sünnî düşüncenin güçlendirilmesi için Nizâmiye Medreseleri’nin kurulması, bu mücadeleye son hal­kayı eklemiştir.</p>
<p>Bu süreçte ülkeyi terk etmiş bulunan âlimler de geri getirtilerek medreselerde görevlendirilmiştir. Örneğin İmâmü’l-Haremeyn Ebu’1-Meâlî el-Cüveynî, dört yıl Hicaz’da kalıp dersler verdikten sonra geri çağrılmış ve Nîşâbûr Nizâmi­ye Medresesi’ne müderris olarak tayin edilmiştir. Medreseler­de ders veren müderrisler maaşlı olarak çalışmakta, giderler ise genelde sultan ve diğer ileri gelen devlet adamlarının kurduğu vakıflardan karşılanmaktadır.</p>
<p>Sultan Alp Arslan’ın da isteği doğrultusunda inşasına başla­nan Nizâmiye Medreseleri, Nîşâbûr ve Bağdad ile sınırlı kalma­mıştır. Bu şehirlere ek olarak Belh, Herat, Merv, Isfahân, Amül, Rey, Hargerd (Hâf) ve Bûşenc’te de Nizâmiye Medresesi bulun­duğuna dair bilgiler mevcuttur. Bununla birlikte Nîşâbûr ve Bağdad haricindeki medreselerin Sultan Melikşah döneminde inşa edilmiş olma ihtimali daha yüksektir. Sadece Belh Nizamiye Medresesinin de Sultan Alp Arslan döneminde inşa edilmiş olması mümkün görünmektedir.</p>
<p>Nizâmiye Medreseleri özellikleri bakımından klasik eğitim ve­ren medreselerden ayrılmıştır. Her şeyden önce bu yapılar, mer­kezinde medresenin yer aldığı külliye biçiminde tasarlanmıştır. Nîşâbûr Nizamiye Medresesi, bu yapılanmanın en önemli tem­silcisi durumundadır. Medreseye ek olarak kütüphane, hastane, mescid ve hânkâh da yapı grubuna dâhil edilmiştir. Farklılıklar bunlarla sınırlı kalmamış, ders programları, öğrencilerinin tüm yemek, yatak ve ders araçlarının karşılanması hususunda da ken­dilerinden öncekilerden ayrılmışlardır.</p>
<p>Özellikle Nîşâbûr Nizâmiye Medresesi’nin plânı, Sâsânîler döneminden beri Horasan bölge­sinde inşa edilmekte olan ev modellerinin genişletilmiş şeklidir.</p>
<p>Bu planın Rey Nizâmiye Medresesinde de uygulandığı görülmektedir. Medreselere, öğrencilerin ihtiyacına göre dersaneler, geniş bir toplantı salonu, depo, kiler, hamam, mutfak, ayrıca ibadet ve aynı zamanda Cuma günleri namaz kılınıp halka vaaz verilen mescit de dâhil edilmiştir. Medreselerin, personel ve öğ­renci giderleri, tahsis edilen zengin gelirli vakıflar üzerinden ger­çekleştirilmiş, harcanan para, senede 600 bin dinarı bulabilmiştir.</p>
<p>Günümüzdeki Hukuk, İlâhiyat, Edebiyat, Siyasal Bilgiler ve belli oranda da Fen Fakültesi müfredatını birleştiren Nizâmiye Medre­selerinde, başta Kurân olmak üzere hadis, fıkıh, usûl, Eşarî kelâmı, hilâf, cedel, ferâiz, Arapça, edebiyat, sarf, nahiv, lugat, şiir, hitabet, tarih, coğrafya, musikî, hat, felsefe, mantık, riyâziye, hendese, he­sap, nücûm ve hukuk konularında dersler verilmekteydi.</p>
<p>Bütün bu bilgilerden sonra Hanefî Mezhebi’ne mensup olan Alp Arslan&#8217;ın, Şâfiî kaidelere göre eğitim veren Nizâmiye Medreseleri’ne neden bu kadar geniş bir hareket sahası bıraktığı tar­tışma konusu olabilmektedir. Nitekim ilk bakıldığında Bağdad ve Nîşâbûr’da Şâfiî Mezhebi’ne geniş bir hareket sahası vermiş olduğu söylenebilir. Ancak durumun hiç de böyle olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Şâfiîler’in daha ziyade etkin olduğu Nîşâbûr’da 437/1046 tarihinde Tuğrul Bey’in verdiği emir doğ­rultusunda Hanefîler’e hizmet vermek üzere Büyük Selçuklular dönemindeki ilk medrese olan Sultaniye inşa edilmiştir. Nizâmi­ye Medresesi’nin inşa edilmesine izin verilen ilk şehrin Nîşâbûr olması da bu anlamda tesadüf değildir.</p>
<p>Kısaca mezhepler arasında denge politikası takip edildiği söylenebilir. Nizâmiye Medresesi inşa edilen ikinci şehir olan Bağdad’da da aynı hassasiyetin gö­zetildiği görülmektedir. Nitekim Sultan Alp Arslan tarafından halife elçi olarak gönderilen Şerefülmülk Ebû Sad el-Hârizmî el-Müstevfî şehre ulaştığında Nizâmiye Medresesinin inşasına başlandığım görmüş, Hanefîler için de bir medrese yapılması için hemen harekete geçmişti. Şerefülmülk el-Hârizmî, medrese için İmâm Âzam Ebû Hanîfe nin Türbesi’nin yanını uygun bulmuş, türbenin etrafında, bulunan bazı evler ve mescit yıkıldıktan sonra geniş bir arazi elde edilmiş ve çalışmalar hemen başlatılmıştı. İlk olarak türbenin üzerine bir bir kubbe yapılmıştı.</p>
<p>Ardından da mescit ve Âzamiye (Ebû Hanîfe) olarak bilinen medrese inşa edildi. Medresede ders verecek müderrisler tayin edilerek, medresenin, müderrislerin, öğrencilerin ve kü­tüphanenin ihtiyaçlarına cevap verecek vakıflar da kurulmuş­tu. Hanefî Mezhebi kaideleriyle eğitim verecek olan Âzamiye Medresesi’nin Nizâmiye’den önce bitirilip eğitime başlaması için hiçbir masraftan kaçınılmadı. Âzamiye Medresesi, nihayetin­de Nizâmiye Medresesi’nden dört ay on üç gün önce (1 Recep 459/18 Mayıs 1067 Cuma) tamamlanmış ve ilk müderris olarak Ebû Tâhir İlyas ed-Deylemî görevlendirilerek eğitime başlan­mıştı. Böylece Selçuklular, Nizâmiyeler’in açılması ile birlikte iyice güçlenecek olan Şâfiîler’i dengelemek maksadıyla Âzamiye Medresesi’ni devreye sokmuşlardı. Aynı politika muhtemelen Nizâmiye Medresesi açılan diğer şehirlerde de uygulanmıştı.</p>
<p><strong><em>Cihan Piyadeoğlu, Sultan Alp Arslan, Kronik yay, s. 219-229</em></strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sultan-alp-arslan-nizamulmulk-ve-nizamiye-medreseleri/">Sultan Alp Arslan, Nizâmülmülk ve Nizâmiye Medreseleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sultan-alp-arslan-nizamulmulk-ve-nizamiye-medreseleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
