<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sosyal Medya Bağımlılığı | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/sosyal-medya-bagimliligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 25 Nov 2019 06:16:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Sosyal Medya Bağımlılığı | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kemal Sayar-Berna Yalaz &#8211; Ağ:Sanal Dünyada Gerçek Kalmak &#8221;Alıntılar&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-berna-yalaz-agsanal-dunyada-gercek-kalmak-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-berna-yalaz-agsanal-dunyada-gercek-kalmak-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Nov 2019 18:58:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[Ağ:Sanal Dünyada Gerçek Kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı telefon]]></category>
		<category><![CDATA[Alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[bencillik]]></category>
		<category><![CDATA[bigisayar oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Hedonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Instagram]]></category>
		<category><![CDATA[internet ve narsisizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Like]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Narsisizm]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sanal âlem]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[selfie]]></category>
		<category><![CDATA[siber alem]]></category>
		<category><![CDATA[snapchat]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal ağ]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23532</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde yalnızlık,artık “yeni yoksulluk&#8221;tur. İyi beslenmiş insanların açlığı. Çağımızın ruhsal sorunlarını geriye doğru sardığımızda, yeme bozukluklarından alkolizme, depresyondan intihara dek yalnızlığın ayak izlerini buluruz. Modern insanın refah ve yaşama standardı yükseliyor olsa da içinde iyileşmeyen bir boşluk var. Dışarıdaki hayat o kadar büyük bir hızla akıyor ki insanlar kendilerini tuhaf ve tanımadıkları bir dünyada buluyor. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-berna-yalaz-agsanal-dunyada-gercek-kalmak-alintilar/">Kemal Sayar-Berna Yalaz – Ağ:Sanal Dünyada Gerçek Kalmak ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/EG_OofiWwAEt_oG.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-23540 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/EG_OofiWwAEt_oG-300x205.jpg" alt="" width="394" height="269" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/EG_OofiWwAEt_oG-300x205.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/EG_OofiWwAEt_oG-600x411.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/EG_OofiWwAEt_oG-768x526.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/EG_OofiWwAEt_oG.jpg 1024w" sizes="(max-width: 394px) 100vw, 394px" /></a></p>
<p>Günümüzde yalnızlık,artık “yeni yoksulluk&#8221;tur. İyi beslenmiş insanların açlığı. Çağımızın ruhsal sorunlarını geriye doğru sardığımızda, yeme bozukluklarından alkolizme, depresyondan intihara dek yalnızlığın ayak izlerini buluruz. Modern insanın refah ve yaşama standardı yükseliyor olsa da içinde iyileşmeyen bir boşluk var. Dışarıdaki hayat o kadar büyük bir hızla akıyor ki insanlar kendilerini tuhaf ve tanımadıkları bir dünyada buluyor. Sadece dünün ülkesinde yaşayan ve karşılaştığı yeni manzaradan şaşkına dönmüş yabancılar haline geliyoruz.(s.34</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Uzaklığın şifası yakınlık; yalnızlığın şifası ise birbirimize yurt ve sığınak alabilmemiz. Ama önce aşina olmak gerek.</p>
<p>Aşinalık, gerçeklik duygumuza istikrar kazandırır. Aşinalığı yitirmek dünyadan varoluşsal anlamda kovulmaktır. İçinde yaşadığımız çevreye aşinalığımız azaldığında, varoluşsal endişe sökün eder. Dünya artık evimiz değildir. Bugün insanlarda gördüğümüz o umutsuzca arayış, bir psikolojik ev arayışından başka bir şey değil. İçsel vatansızlık hissini iyileştirmek istiyoruz.</p>
<p>Ruhumuzu demirleyecek bir liman, orada olmakla varoluşun ağır yükünden bizi azat edecek bir emniyet hissi arıyoruz. Sosyal alanın zayıflaması, varoluşsal yalnızlığı insani ilişkilerle gidermeyi zorlaştırıyor. Sosyal yabancılaşmadan kaynaklanan güvensizlik, yalnızlığı katmerlendiriyor. Yalnızlık, varlığın tam kalbinde ağrıyan bir boşluk. Sevginin ilk vazifesi ise dinlemektir. Sevgi, muhatabına dünyada yer açmaktır.(s.35</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Bencilleştikçe Yalnızlaşıyoruz</p>
<p>Yalnızlık, bizi bilen veya bize ihtimam gösteren birinin olmadığı dehşetidir. Modern dünyada pek çok insan sosyal medya aracılığıyla bu tanınma ve bilinme arzularını doyurmak istiyor. Teşhircilik boyutuna varan bir gösteri marifetiyle hayatlarımızı kamusal alana açıyor ve acılarımızı, hastalıklarımızı, yediklerimizi, giydiklerimizi paylaşmak istiyoruz.Yaptığımız ve yapmayı ümit ettiğimiz eylemlerde bir değer ve gerçeklik bulamadığımızda anlamsızlık ve can sıkıntısı sökün ediyor. Yoğun bir can sıkıntısı halinde ruhun ölümü gerçekleşiyor. Etrafınıza bir bakın, yaşayan ölüler her yerde.</p>
<p>Neyi feda ettik? Yolda neyi düşürdük, neyi kaybettik? Kimimiz kaybettiğini hatırlıyor ve ruha dikkat kesilen, manevi olanı merkeze alan daha zengin bir yaşam tarzının peşine düşüyor. Hayat nadir bir şey ve onu nadide bir gül gibi koklamak, içimize çekmek gerek. Onun kıymetini bilmediğimizde dünya giderek bir “yaşayanlar mezarlığına dönüşüyor.(s.37</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hatırlatma</p>
<p>Görmek için önce bakmak gerekir. Bakışınızı koruyun.</p>
<p>”Ben&#8221;den ”biz”e ricat edin. Kayıp bağı onarın. Hayatın ve sevdiklerinizin elinden tutun.</p>
<p>Sorumluluklarınızı kabullenin, nazik ve işbirliğine açık olun.</p>
<p>Sosyal bağlarınızı güçlendirin, daha çok eş dost ziyaretleri yapın, mahallenizdeki insanlarla tanışın, sohbet edin.</p>
<p>Tabiat ile hemahenk olun, baharın kokularını içinize çekin.</p>
<p>Güzel anılar biriktirin. Güzel görüntüleri telefonda değil, zihninizde saklayın.</p>
<p>Aile büyüklerinizin anılarına sahip çıkın. Deneyimlerini dinleyin. Nesilden nesile aktaracağınız hikâyeleriniz olsun.</p>
<p>&#8216; Duygusal açlığınızı daha çok tüketerek veya daha fazla eşyaya sahip olarak bastıramazsınız. Bu kısır döngüden çıkın.</p>
<p>Kendinize anlamlı hedefler koyun. Bu hedefler için mücadele edin. Başardığınızda kendinizi ödüllendirin. Başaramadığınızda yeniden deneyin.</p>
<p>Zihinsel özerkliğinizi koruyun. Sahici benliğinin“ keşfedin, ona sahip çıkın. Bukalemun benlikler kapitalist pazar ıçin iyidir ama sizi mutlu etmez.</p>
<p>En formasyon obezi olmayın. Bilinçli seçimler yapın.(s.38</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Byung-Chul Han, özgün bir düşünür. Psikopolitika adlı kitabında bakın yaşadığımız bu dönüşümü nasıl tasvir ediyor: “Akıllı telefon, dijital bir kutsal nesne, hatta dijital kutsal nesnenin ta kendisidir. Tabi kılma aracı olarak tıpkı elde taşınma kolaylığıyla bir tür cep telefonunu (Handy) andıran tespih gibidir. Her ikisi de insanın kendini sınamasına, kendini kontrol etmesine hizmet eder. İktidar, gözetleme işini bireylere devrederek verimliliğini artırmış olur. Like/Beğendim dijital &#8216;Amin&#8217;dir. Like&#8217;ı tıklarken iktidar düzenine tabi kılarız kendimizi. Akıllı telefon sadece etkili bir gözetleme aracı değil, aynı zamanda taşınabilir bir günah çıkarma sandalyesidir. Facebook, dijitalin kilisesi, sinagogudur&#8230; Bu tahakküm büyük bir çabaya, zor kullanmaya gerek duymaz, öylece gerçekleşiverir. Hoşa gitmeye çalışarak ve bağımlılık yaratarak hükmetmeyi amaçlar.&#8221;(s.52</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Aslında internetin yaşamlarımızda yarattığı en büyük değişim, bizzat kendisinin günlük rutinlerimizin bir parçası haline gelmesi. Çoğu insan ağa bir kez tutulduğunda, saatlerce anlamsız sayfalarda gezinmekten kendisini alıkoyamıyor. Anlık değişen sayfalar, hızlı görüntüler bize çabuk tatmin sağlıyor ve can sıkıntısını o an bizden alıp götürüyor. Her an ayartılmaya, baştan çıkarılmaya hazır durumdayız.</p>
<p>Byung-Chul Han, bu durumu beğendim kapitalizmi olarak adlandırıyor. Zorlama ve yasaklardan farklı olarak, bu yeni kapitalizm bizi baştan çıkararak hükmünü yürütür. &#8220;Bizi teşvik eden ve ayartan, özgürlükçü, dost çehreli iktidar; talimat ve emir veren, tehdit eden iktidardan daha etkilidir.&#8221;</p>
<p>Edindiğimiz malumatın içinde işe yarar bilgiyi bulmak giderek zorlaşıyor. Bir çöplükte eşeleniyor gibiyiz. Malumat obezliğinden bilginin sunduğu bilgeliğe geçebilmek için arada durmaya, düşünmeye ve çevrimdışı olmaya ihtiyacımız var. Namevcut olmayı başarabilmeye.(s.53</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Bu toprağın bilgeleri aşk ile ”ân”ı seyrediyordu, bugün aşk ile ”ben”i&#8217; seyrediyoruz. Kendimizi seyretmelere doyamıyoruz.</p>
<p>Selfîe Sendromu ifadesi, -eski zamanlarda ayıplanacak kadar- kendi içine gömülme ve kendisiyle aşın meşgul olma durumunu anlatıyor. Bugün kendimizle o kadar sarhoşuz ki başka insanların, yiyip içtiklerimizle, gittiğimiz tatille, çocuğumuzun doğum günüyle ilgileneceklerini sanıyoruz. Kendimize aşın odaklanmak, hem çevremizdeki insanları sarih bir biçimde görmemizi engelliyor, hem de kendimizin gerçekte ne olduğunu fark edebilmemizin önünü tıkıyor.</p>
<p>Kendimizi özel hissettiğimizde, kendimize dair farkındalığımız azalıyor. Çok da uzağa gitmemize gerek yok. Yiyip içtiklerini sosyal medyada paylaşanlar, başka insanları kızdırabileceklerini çoğu zaman fark etmiyorlar bile. Sosyal paylaşım siteleri kıskançlık ve özenme için elverişli bir platform oluşturuyor. 2013&#8217;te Amerika&#8217;da yapılan bir çalışmaya göre, kişinin son zamanlarda kıskançlık hissettiği durumların yüzde 20’sinin Facebook yüzünden olduğu ortaya çıkmış. Bu kıskançlıkların çoğu diğer kişinin görüntüsü, yaptığı tatiller ve sahip olduğu sosyal hayattan kaynaklanıyor&#8230; Nihayetinde kıskançlık. hayattan alınan keyif ve tatmin duygusunu azaltıyor.(s.68</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Snapchat ve Instagram gençler tarafından sıkça kullanılan uygulamalar ve buralarda paylaştıkları fotoğraflarını önemsiyorlar. Kendilerine başkalarının gözüyle bakıp, görüntülerini eleştiriyorlar. Bu tuhaf, çünkü gerçek hayatta insanların görüntülerine bu denli takılmazsınız. Yani duygusal yakınlık kurduğunuz herkes fiziksel olarak mükemmel değildir, olamaz da. Fakat görünen o ki siber âlemde herkes kusursuz olmak istiyor. Günümüz ebeveynlerinin çocuklarıyla çatışma yaşadığı mevzulardan biri de estetik operasyonlar. Lise ya da üniversite çağında birçok genç, kusursuz görünüme kavuşmak için ailesini ikna etmeye çalışıyor. Aile içi gerilim artarken, bütçeye eklenen maddi yük de cabası. Oysa gerçek güzellik, bir özgünlük gerektirir. İfadede, bakışta, mimiklerde bir özgünlük. İçten gelen bir duygunun dışa yansımasıdır bu. Kozmetik değişiklikler bizi pek de özgün kılmaz.</p>
<p>Birçok şeyin doğrusunu biliriz ama bilişteki bu kesinlik davranışlarımıza aynı oranda yansımaz. Bazen arzularımızın bazen de içinde bulunduğumuz kültürün rüzgârına kapılır gideriz. Kabul edelim ki internet, toplumsal işleyişi ve yerleşik kültürü etkisi altında bırakan en önemli güç olarak karşımızda duruyor.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnterneti kullanırken, onun medya, reklam, pazarlama sektörü, kültür endüstrisi, sermaye ve iktidar ile olan ilişkilerini çoğu kez görmezden gelir, sunduğu fırsatlar tarafından cezbediliriz. Hatta internetin araç olduğunu bile unuturuz. Aslında atfedilen değer, bağlantı kurulan &#8220;insan&#8221;a, erişilen ”bilgi&#8221;ye olmalıdır. Yine de bu gerçekleri unutur ve popüler olmak için var gücümüzle uğraşırız. Popüler olmak çoğu insan için cezbedicidir. İnternetin kolektif kültüründe ise Öncelikli amaçtır, sözgelimi sosyal medyada aldığınız fav sayısı başınızı göğe erdirir. İnternette popüler olmak için farklı bir benlik sergilemek ya da popüler olanı taklit etmek, bir kurgudur. Gerçek değil sahtedir.</p>
<p>Gerçek bir emeğe, alın terine yaslanmaz. İçten gelen, samimi bir çabaya denk gelmez. Herkes orada diye sosyal medya kanallarına gideriz, herkes paylaşıyor diye selfie çekeriz. Üstelik bunu çoğu kez hiç sorgulamadan, sırf o anda popüler olduğu için yaparız. Özellikle çocuklar ve internetle geç tanışan daha yaşlı nesil, internette gördüğü her şeye inanma ve okuduklarını tatbik etme eğiliminde. Bu gidişle birkaç yıl içerisinde, hayranlık duyduğumuz kişileri, nesneleri ya da durumları “herkesin ortak tercihi&#8221; belirleyecek.(s.77</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Bazı kampanyaların internet üzerinden ne denli hızlı yayıldığını hatırlayın. Çeşitli konularda farkındalık yaratmak için sosyal medyada başlatılan meydan okumalar nasıl da çığ gibi yayılır. Kafanızdan bir kova dolusu buzlu suyu boşaltmak ve bunu Videoya çekerek sergilemek, birdenbire dünya ölçeğinde yaygınlık kazanır. Bazen de çok üretken içerik ve sunumlara tanık oluruz. Pazarlama sektörü, internetin bu kolektif kültürünü kullanmakta hiç vakit kaybetmedi. Viral reklam denilen ve ışık hızıyla yayılan kimi kısa filmler, bize tabiri caizse “çaktırmadan&#8221; bir ürünü empoze eder.</p>
<p>Çoğu kez eğlenceli ve doğal bulup izlediğimiz ve arkadaşlarımızla paylaştığımız bir videoya biraz dikkatli bakarsak, bir yerlerde Öne çıkan marka logosunu ya da ticari ürünü görebiliriz. Mesela bir çocuk ve annesinin çok eğlenceli bir diyaloğunu izliyoruzdur ama çocuğun elinde markası görünen bir içecek vardır. Çoğu kez bunun bir viral reklam olduğunu fark etmeden, bir sürü insana göndeririz. Bilinen sözdür, internette size bir şey bedava sunuluyorsa, satılan şey sizsiniz, sizin dikkatinizdir.(s.79</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Bir de sanal âlemde üç beş bilgi kırıntısını yutup, allame-i cihan kesilenler var. Tuhaf bir yanılsama bu, zira kitap okumak insana bilgisini tartma imkânı verir. Bizi ne kadar az şey bildiğimiz gerçeğiyle yüzleştirir. Ama “ağ&#8221;da durum farklı: Orada nefsimizi malumatla şişirir, sıhhatini sorgulayamadığınız bilgi üzerinden bir çırpıda âlim kesilebilirsiniz!</p>
<p>Bilgelik, bilginin toplanması değildir. Bilginin sentezidir ve sentez zaman alır.(s.81</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnternetin kolektif kültürü denizdeki güçlü bir akıntı gibidir. Bir kez kendinizi suya bıraktınız mı, akıntının tersine yüzmek için çok çabalamanız gerekir.</p>
<p>Ayağınızı suya sokmadan önce iyi düşünün, sizin değerleriniz ya da yaşam tercihleriniz bu akıntının ters istikametinde olabilir. Ayrıca unutmayın,internette her söylenen ”anlamlı ve değerli” değildir. İnsanların çoğu,pek de müşkülpesentlik yapmadan hemen hemen her şeyi beğenirler. İnternetin katılımcı kültüründe önemli olan da haberin içeriğinden ziyade popülaritesidir. Bu yüzden, akıntıya dikkat!(s.81</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>&#8216;Gençlerin ekran karşısındaki davranışlarına dikkat ettiniz mi? Ekrana yoğunlaşır ve çok hızlı klavye kullanırlar. Bir telaş içinde hızlıca basarlar tuşlara, duraksamış gibi göründüklerinde yeni bilgilerin ekrana gelmesini bekliyorlardır. Çocukların ve gençlerin ekran karşısında fazla vakit geçirmeleri, öğrenme alışkanlıklarından sosyalleşme biçimlerine kadar birçok şeyi etkiler.</p>
<p>Günümüz çocukları, yirmili yaşlara gelene kadar otuz bin saatlik bir sanal bilgi akımına maruz kalır. Bilgisayar oyunlarına ayırdığımız zaman ise haftada üç milyar saatten fazla. .. İddialı rakamlar değil mi? Bu sektöre yapılan yatırımlar, karşılığını fazlasıyla veriyor. İnternetin sunduğu fırsatlar ile bireyselleşme ve postmodern kültürün itici güçlerinin çakışması, bir kusursuz fırtına etkisi yarattı. Bizler de bu fırtınanın tam göbeğine düştük.</p>
<p>Bir yanda benim yaşamım, benim isteklerim, benim gerçekliğim diyerek inşa edilmiş bir kültür; diğer yandan her türlü esneklik ve kişiselleştirmeyi sunan internet dünyası.(s.112)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sinirbilimci A. Gazzaley ve psikolog L.D. Rosen’in Dağınık Zihin adlı kitabında bize sunduğu araştırmalara göre hedefe ulaşmak için ihtiyaç duyduğumuz bilişsel kontrol becerilerimiz, hedef belirlemek için gereken yürütücü işlevlerle aynı ölçüde evrilmemiş. Bilişsel kontrol becerilerimiz dikkati, çalışma belleğini ve hedef yönetimini kapsar. Hedef koymamıza yarayan yürütücü işlevler ise değerlendirme, karar verme, organize etme ve planlama becerilerini içerir. Kendimiz için akıllıca hedefler belirleme; bu hedefe ulaşmak için gereken plan ve hesaplamaları yapma konusunda çok iyi olabiliriz ama eğer bilişsel kontrol becerilerimizde aynı performansı gösteremezsek hedeflerimizden kolayca saparız.</p>
<p>Ulaşmak istediğimiz yer ile vardığımız yer arasındaki mesafe arttıkça da gerilim ortaya çıkar. Bugün, teknolojinin günlük yaşamımızdaki tahakküInü ile geldiğimiz noktada ise hedeflerimizle aramızı açan temel unsurların başında akıllı telefonlar, internet ve sosyal medya geliyor. Peki, bu nasıl oluyor&#8217;? Bizi hedefimizden saptırdığını bildiğimiz halde neden hâlâ ısrarla bir uygulamadan diğerine, bir sosyal medya kanalından ötekine seğirtiyoruz?.. Gazzaley ve Rosen kitabında yeni bir hipotez üzerinde duruyor: ”Dikkatimizi dağıtan davranışlarda bulunuyoruz çünkü bizler sadece doğuştan gelen bilgi arama dürtümüzü tatmin etmek için en uygun ya da optimal davranışları sergiliyoruz.</p>
<p>Kritik bir etken, yüksek teknolojiye dayalı modern dünyamızın mevcut koşulları, bu içgüdüsel dürtüyü beslememiz için bize daha fazla erişim fırsatı sunarak bu davranış tarzını sürekli kılıyor; ayrıca can sıkıntısı ve kaygı gibi dahili faktörler de buna yardımcı oluyor.”Yazarlar, bu hipotezi evrim biyoloğu Eric Charnov&#8217;un Marjinal Değerler Teoremi (MDT) olarak bilinen optimal arama teorisi ile açıklıyor.(s.119)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hedeflerimize ulaşma performansımızı etkileyen sınırlılıklarımız arasında iki temel şey ön plana çıkar: Çoklu görev becerimizin kısıtı ve görev geçişlerinin hız ve maliyeti. Hepimiz, birçok şeyi aynı anda yapabilecek potansiyele sahip olduğumuzu düşünürüz, oysa bu bir yanılsamadır. Birden çok görevi aynı anda yapmaya çalışmak ya da görevler arasında sürekli geçiş yapmak bize hem zaman kaybettirir hem de verim. Üstelik sadece gençler değil, yetişkinler de sürekli görev geçişi konusunda oldukça zorlayıcı bir performans gösteriyorlar.</p>
<p>Gazzaley ve Rosen&#8217;in paylaştığı verilere göre bir genç yetişkin saatte yirmi yedi görev geçişi yaparken bu rakam daha yaşlılarda on yedi. İnternet söz konusu ise aynı kaynakta kalma süremiz dört saniyeden iki saniyeye hatta yarım saniyeye düşüyor. Teknoloji, dikkatimizi bizden alma konusunda sürekli el artırıyor.</p>
<p>Önce akıllı telefonlar, sonra geliştirilen binlerce uygulama bizde hem aynı anda birçok şey yapabileceğimiz yanılsaması yaratıyor hem de tüm dikkatimizi bizden talep ediyor. Bir dostum, telefonundan sosyal medya uygulamalarına erişemediği birkaç hafta için duygularını ifade ederken, “Kafamı topladım, huzur buldum,&#8221; sözcüklerini kullanmıştı.(s.123)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Görselliğe dayalı düşünme, dijital hedonizmi (hazcılığı) besleyen ve onun işareti olan bir şeydir ve okumaya dayalı düşünmeden farklıdır.</p>
<p>Hatta ekrandan okumak ile kitaba dokunarak oku. mak da birbirinden tamamen farklı iki deneyimdir.Katı ve dokusu olan bir şeylere temas etmek, onun yüzeyini okşamak insana bir zemin duygusu kazandırır. Bir kitaba dokunmak, sakinleşmemize ve durup düşünmemize sebep olur. Ayrıca düşüncemizin şekillenmesine ve farklı dünyalara yönelmesine de. Oysa ekrandan okuduğumuzda böyle bir derinleşme yaşamayız. Bilgisayardan ya da telefon ekranından bir şey okurken sanki ”Okuduklarım bende kalmayacak, ekranı kapatınca uçup gidecek&#8230;” huzursuzluğu yaşayan tek dijital göçmen ben değilimdir herhalde. Oysa bir kitabı elimizde tutarken, Okuduklarımızın ruhumuza nüfuz edeceğinden şüphe duymayız.</p>
<p>Nielsen&#8217;in bir araştırmasında, 232 kişiden, ekranda akan yazıyı okumaları istenmiş. Bunların içinden sadece altı kişi sayfaları satırlara bağlı kalarak okumuş, geri kalan herkes atlayarak ilerlemiş. Kimmiş bu atlayarak okuyanlar acaba? Günde ortalama beş saat internet kullanan katılımcılar. Nielsen&#8217;in bir diğer araştırması ise gençlerin çok daha hızlı ama dikkatleri dağınık olarak okuduklarım ortaya çıkarmış. Şaşırdık mı? Hayır&#8230;(s.142)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Her gün arabanızla gittiğiniz bir yere yürüyerek ya da toplu taşıma araçlarıyla gitmeyi deneyin, size kattığı deneyimin zenginliğine şaşıracaksınız. Yürümek zaten başlı başına zenginleştirici bir deneyim sunar. David le Breton&#8217;un Yürümeye Övgü kitabında söylediği gibi ”Yürümek, ruh yetmezliği yaşamaktır, daha doğrusu ruh yetmezliği yaşayıp kendini kendinden dışarı atmaktır. Kendine katlanamadığın noktada kendinle barışmak için kendini yollara vurmaktır.&#8221;</p>
<p>Vakit buldukça uzun yürüyüşler yaparım, yolla birlikte düşüncelerim de benimle akar gider. Her yürüyüş kendi içimize doğrudur. İnsan kendi içinde veya zihninde o zamana kadar düşünmediği bir şey bulur. Seyahatlerde de benzer şeyler olur. Hiç dikkat ettiniz mi? Çocuğunuzla seyahat ettiğiniz zamanlar, özellikle yeni yerler gördüğünüz uzun yolculuklar, ilişkinize ne kadar iyi gelir. 0 uzun yollarda belki daha Önce hiç konuşmadığınız, paylaşmadığınız hikâyeleri paylaşırsınız çocuğunuzla; gülecek ve onu güldürecek hikâyeler uydurursunuz, olaylara onun gözünden bakmayı öğrenirsiniz. Birlikte hayal kurar, yeni planlar yaparsınız.(s.157)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Dijital medya, kapitalizm için de mükemmel bir ortaktır. Terry Eagleton, kapitalizm için şöyle der: &#8220;Etrafına cömertlik saçan hümanist ruhlu antik bir şair gibi, bu sistem insani olan hiçbir şeyi kendine yabancı saymaz. Kâr için çıktığı avda her mesafeyi kat edebilir, en aşağılık yol arkadaşlarıyla düşüp kalkabilir. İçinde tatminsiz bir arzu ve uçsuz bucaksız bir boşluk vardır&#8221; . Kapitalist sistem, ”tüketici&#8221;ye evrilen bireyi daha fazla tüketim için nasıl yönlendireceği konusunda yeterince bilimsel araştırma yaptırmış, formül geliştirmiş ve yol haritaları hazırlamıştır.(s.176)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Duygusal ihtiyaçlarımız, kişisel tercihlerimiz, sosyal medya platformlarında ticari bir değere dönüşür.</p>
<p>Kaygı, mutsuzluk, boşluk hissi gibi duygu durumlarımız sosyal medya şirketleri ve reklam-pazarlama sektörlerince kolayca istismar edilir. Duygusal dinamikler, sosyal medyanın bu denli yaygın kullanımını açıklayan önemli etmenlerden biridir. Psikolojiyi rakamlara çevirmek sosyal medyanın en iyi yaptığı şey. Sosyal medyadaki varlığımız, bir çeşit olasılık hesabına çevriliyor: Reklam linkine tıklama olasılığımız. Evet, kullanıcı olarak değerimiz böyle ölçülüyor. Aslında herhangi bir sosyal medya sitesi, henüz kayıt aşamasında hedef kitle tayinine başlıyor.(s.177)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Black Mirror dizisinin bir bölümünde bir yazılım şirketi, sevdikleri vefat etmiş insanlar için hayali hesaplar yaratıyordu. Ölen kişinin yaşam tarzı, kişisel tercihleri, anıları, konuşma tarzı, espri anlayışı kısaca ona ait ne varsa yazılıma yükleniyordu. Sevdiklerinin ölümü ile baş etmekte zorlanan insanlar da aylık bir hizmet bedeli ödeyerek, bu hesaplarla telefonla konuşuyor, mesajlaşıyorlardı. Hatta biraz daha fazla para öderlerse, o kişiyle aynı fiziksel özellikleri gösteren robotlara sahip olabiliyorlardı. Şükredelim ki henüz teknolojinin hayatımızdaki yeri bu noktaya gelmedi. Bir gün gelir mi? Neden olmasın? Peki sistem bunu da pazarlar mı? Şüphesiz, evet!(s.178)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kapitalizmin doymak bilmez iştahı 21. yüzyılda duygularımıza da el atmıştır. Zorlaşan iş yaşamı, artan gelecek kaygısı, geçim derdi, güvenlik sorunları derken bireylerin üzerindeki psikolojik baskı, bununla birlikte de duygusal tahribat artar. Mutsuzluk ve boşluk hisleri bireyleri aşırı tüketim odaklı davranışlara yöneltir. Aynı hisler, sürekli uyarılma arayan, tüketimden alacağı geçici hazzın peşindeki bireyin sosyal medya kullanma eğilimlerini de yönetir. Duygusal boşluğunu alışveriş ya da sosyal medyaya hicret ederek dolduran milyonlar&#8230; Bu işten en kârlı çıkanlar kimler sizce? Telefonundan ayrılamayan ya da kazandığı üç beş kuruşu alışveriş sitelerinin cirolarına katan bireyler mi yoksa her geçen gün daha fazla kişiye ulaşıp, daha fazla ciro elde etme peşinde olan kurumlar mı?(s.179)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Şirketlerin ticari kazanç için farklı kanalları kullanmalarında yanlış olan bir şey yoktur ama baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojinin sunduğu bu yeni platformlar “sınırsız&#8221; ve ”engel tanımayan&#8221; yöntemlerle sürdürülür hale gelmiştir. Artık ticaret her yerdedir. Üstelik bu ticareti hızlandıran ve hacmini büyüten şey, duygularımız üzerinden yapılan tasarım mühendisliğidir.</p>
<p>Mesela Facebook&#8217;un z&#8217;aman tüneli yeni içerik keşfetmek için mükemmel bir şekilde tasarlanmıştır. Facebook, 2011 yılında meşhur ”duvar”ın “zaman tüneli&#8221; ile değiştirdi. Eklenen beğenme, yorum yapma gibi fonksiyonlar, zaman tünelinde dolaşmayı bizim için etkileşimli bir hale getiriyor ve kontrolün bizde olduğu hissini yaratıyor. 2013 yılında otomatik Video oynatma özelliğinin eklenmesiyle birlikte, biz zaman tüneline bakarken tüm videolar -izlemek istesek de istemesek de- oynatılıyordu.</p>
<p>Bu özelliğin kontrolünün kullanıcıdan alınması kendiliğinden medya tüketimini artırdı. Bir anda kendimizi normalde izlemeyeceğimiz bir videoyu, sadece ilk yarım saniyesi ilginç olduğu için izlerken bulduk. Diğer sosyal medya platformları da benzer otomatik oynatma özellikleri ekledi. Böylece her zaman iki seçenek arasında bırakılıyoruz: Şimdi tüket ya da aşağı doğru kaydırmaya devam et.(s.181)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Dr. Ciarân Mc Mahon sosyal medyayı psikolojik bir perspektiften şöyle tanımlar: Kullanıcıları geçmiş özel bilgilerini dijitalleştirip kamusal olarak paylaşmaları için cesaretlendiren çevrimiçi hizmetler. Örneğin, bir sosyal medya sitesinde bir hesap açıp, oraya hiç kişisel bilgi koymazsanız eğlenemezsiniz. İsterseniz deneyin&#8230; Facebook ya da Instagram&#8217;da bir hesap açıp, hiçbir özel bilgi paylaşmadan ya da hiçbir şeyi “beğen&#8221;meden bakalım ne kadar dayanacaksımz? Tüm bu siteler, kullanıcıları sürekli kişisel paylaşımlar yapmaları konusunda cesaretlendirir. Sosyal medya servislerinin popülerliği ve paylaşımların çokluğunu göz önüne alırsak, bizim de bu durumdan pek hoşnut olduğumuz aşikâr.(s.186)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>New York Times’ın 7.000 makalesi incelenerek yapılmış bir araştırmaya göre insanlar, kendilerini duygusal olarak uyaran yazıları başkalarıyla paylaşıyorlar. Doğru ya da yanlış bulduğumuz, gurur ya da öfke duyduğumuz haberleri sosyal ağımızda daha çok paylaşıyoruz. Politik konulardaki tweet&#8217;ler ise utanç, inanç, ceza, şeytani, savaş gibi ahlaki ve duygusal sözcükler içerdiğinde daha çok paylaşılıyor.</p>
<p>Bu araştırma aynı zamanda politik tweet’lerin daha çok benzer ideolojiyi taşıyanlar arasında paylaşıldığını göstererek yankı odalarında yaşadığımızı da doğruluyor. Fakat sosyal medyadaki provokatif içeriklere sürekli tepki göstermek bir süre sonra bize iki şey yapabilir: Öfke yorgunu olabiliriz ya da tepki vermeyi bir çeşit rutin alışkanlığa dönüştürebiliriz. Sinirlenmeyiz ya da öfkelenmeyiz bile ama öyleymiş gibi paylaşımlar yaparız. Mahalle baskısının tabiri caizse “kralı&#8221; sosyal medyadadır. Herkes kendi sığınaklarına çekilir ve kendisi gibi düşünenlerin fikirleriyle giderek daha da keskinleşir. Karşı mahallenin veya farklı olanın sesi işitilmez olur.</p>
<p>Sığınak (bunker) zihniyetinin ele geçirdiği insanlar şöyle düşünür: Bizim dışımızdaki herkes kötü, onlar çok güçlü ve bize zarar vermek istiyorlar. Sadece biz hakikatin tarafındayız. Kaybetsek de haklı olan biziz. Biz masum kurbanlarız&#8230; Dünyaya karşı biz. Bir sosyal kimlik, kuvvetli bir grup aidiyeti sağlar bu zihniyet. Olan biteni bize açıklayacak basit ama işe yarar bir formül, kendi kabahatlerimizi görmezden gelmek için bir bahane sağlar.Bu zihniyete teslim olduğumuzda, işimize gelmeyen gerçekleri hasıraltı etmeye başlarız.(s.199)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sosyal medya bağımlılığı üzerine yapılan pek çok çalışma beyindeki ödül devrelerimizle sosyal medya etkileşimlerimiz arasındaki ilişkilere işaret ediyor. Peki ne yapabiliriz? Zamanın akışını geriye döndürmek yahut gerçekleşmiş bir teknolojik devrimi yok saymak olası değil; öte yandan bir bağımlılıkla yaşamak da anlamlı değil. Bu durumda yapmamız gereken ilk şey teknolojiyle olan ilişkimizin boyutu konusunda kendimize karşı dürüst olmamız. Akıllı telefonlarımıza ne sıklıkla bakıyoruz, günde kaç saatimizi internette harcıyoruz, çocuğumuzla yüz yüze oyun oynamak yerine bilgisayar oyunlarını mı tercih ediyoruz? Davranış ve tutumlarımızı tartmalı, dürüstlükle ölçüp biçmeliyiz. Eğer bulduğumuz sonuçtan memnun değilsek ve davranışlarımızın bağımlılık boyutuna ulaştığını düşünüyorsak, bu konuda bir şeyler yapmalıyız.</p>
<p>İnsan bilinçli kararlar alabilmesi ve irade sahibi olması nedeniyle diğer birçok canlıdan ayrışır. Bize zor geleni “önce” yapmak, nefis terbiyesi için elzemdir. Kendinizi değiştirme gücünüz olduğunun farkına varmak sanal dünyada bulamayacağınız bir hazinedir. Bunu ancak kendi içinize bakıp, sebat ederek yaparsınız. ”İrade bedeni tuttuğunda, ruh özgürleşir,&#8221; derler. İradenizi hâkim kılın, özgürleşin. Özgürlüğün ilk eylemi özgür olmayı seçmektir. Hadi deneyin, yapabilirsiniz.(s.217)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnsanları sanal ortama iten ve sosyal medyayı çekici kılan başka bir unsur da gerçek dünyanın problemlerinden kaçmak. Çöpleri halının altına süpürmek evi temiz kılmadığı gibi, bu kaçış da problemleri yok etmekten ziyade pekiştirir.(s.222)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sanal yakınlık, insani teması sık kılarken sığlaştırır; bağlantılar yoğunlaşıp bağ haline gelemeyecek kadar sığ ve fragmanlar halindedir.</p>
<p>Bağ mı Bağlantı mı?</p>
<p>İnternet arkadaşlıkları ve sanal ilişkiler üzerine yapılan çalışmaların hemen hemen tamamı ortak bir noktaya işaret eder. Sosyal medyada kurulan arkadaşlıkların bir kişiye olumlu şeyler katabilmesi için mutlaka gerçek hayatta yüz yüze sosyal iletişimle tamamlanması gerekir. Kişi yalnızca sanal iletişim sürdürmekteyse, sanal ilişkiden deva bulamaz. Sosyal medya ve internet iletişiminden faydalanmanın yegâne yolu, bu etkileşimleri yüz yüze iletişimin dolgu malzemesi olarak kullanmak.</p>
<p>Eğer internette yeni biriyle tanışırsanız, şartlar uygunsa ve güven duygusu oluşmuşsa yüz yüze tanışıp arkadaş olabilirsiniz veya eski arkadaşlarınızla bağı koparmamak için interneti kullanabilirsiniz. Ancak yeni biriyle internette tanışıp yüz yüze görüşmeden iletişimi devam ettirmek, gerçekle bağı koparmaktır ve bir yapay zekâ ile kurulan ilişkiden farksızdır. Hatta belki ondan bile düşük derecede bir ilişki şekli sayılabilir.(s.233)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>-Sosyal medya ve sosyal ağ kavramlarını doğru kullanın. Sosyal ağa muhtaçsınız, sosyal medyaya değil.</p>
<p>-Sosyal medyayı verimli kullanın. Dürtüsellik ve agresyondan uzak durun. Kullanım ilkelerimiz olsun.</p>
<p>-Sosyal medya uygulamalarını bu denli popüler kılan temel kaynak: İnsan psikolojisi. Duygusal uyaranlara karşı bilinçli olun.</p>
<p>-Sosyal medyanın, özellikle de imgelerin paylaşıldığı Facebook ve Instagram gibi uygulamalarının kuşatıcılığından kurtulun. Herkes gibi olmak zorunda değilsiniz. Buralarda bir hesabınız olmak zorunda değil. Kolayca açılan bu ücretsiz hesaplar için pahalı psikolojik ve sosyal bedeller ödeyebilirsiniz.</p>
<p>-Sosyal medya bağımlılığınız ardındaki mekanizmayı anlamaya çalışın. Dikkatinizin nasıl ve neden çelindiğini, arkasındaki sosyal mühendisliği ve tasarımı anlamaya çalışın. Ne kadar iyi bilirseniz, o kadar az manipüle edilirsiniz.</p>
<p>-Çekingenliğinizin ya da yalnızlığınızın ilacını sosyal medyada aramayın. Sosyal medya,beklentinizin aksine, sosyal hayattan kopuşunuzu hızlandırabilir.</p>
<p>-Mahremiyetinizi ve dikkatinizi elinizde tutun. Özellikle çocuklarınızı bu konuda eğitin.</p>
<p>-Sosyal medya şirketlerinin en büyük gelir kaynağı, sizin verilerinizdir. Çevrimiçi hareketlerinizle bıraktığınız binlerce veri noktasının kontrolü ve mülkiyeti sizde olmayacak. İzlerinizi olabildiğince temizleyin. Veri hakları konusunda uyanık olun.(s.236)</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>İletişim devrimi ile medya içerikleri ve yayıncılığı küresel sınırlara ulaşmış, bu da beraberinde medya ve kültür emperyalizmini getirmiştir. Medya içeriğinin büyük kısmı, sermaye ve teknolojiyi elinde tutan gelişmiş ülkeler tarafından üretilir ve küresel dolaşıma sokulur. Bizler de medya ve kültür endüstrisinin yarattığı imajların takipçisi, kolektif bilincin gönüllü itaatkârları oluruz.</p>
<p>Ruhumuzu anlamlı bağlarla, muhabbetle ve içsel yolculuklarla beslemek yerine medya ve kültür endüstrisinin önümüze koyduğu renkli hapları yutarız. “Bütün dünya kültür endüstrisi süzgecinden geçirilir,” demişti Adorno. Küresel iletişim ağları, bu emperyalizmi, standartlaşmayı ve metalaşmayı fazlasıyla hızlandırdı. Üstelik ağ öylesine iyi örülmüş ki iplerinden kurtulup kendi evimize dönmemiz neredeyse imkânsız.(s.244)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Yüz yüze iletişim, özsaygımızı ve başkalarıyla daha çok ilgilenebilme kapasitemizi artırır. Empati geliştiririz, daha çok işitilip anlaşıldığımızı hissederiz. İnsan, insanın aynasıdır. Kendimi bir başkasıyla kurduğum ilişkide görürüm. Hayatın ”kökten yalnızlığı&#8221;na karşı durmak için ötekiyle aramda manalı bir ilişki kurmak isterim. Ona ruhumu açmak, onun tarafından anlaşılmak hatta özümsenmek isterim.</p>
<p>Sohbet ancak diğerkâmlığı yücelten, özseverliği (narsisizmi) kınayan bir kültürde zemin bulabilir. Konuşmak hem bana hem de karşımdakine bir “evindelik duygusu&#8221; verir. Ötekini kendi kalbime buyur etmek beni rahatlatır. Konuşmak bizi iyileştirir, öğrenmenin merkezinde yer alır. Okulda, işte, hayatın her alanında, sıkıldığımızda telefona bakmak yerine etrafımıza bakıp ilişki kurabileceğimiz yahut konuşabileceğimiz birilerini bulmak, yeni bir bağlantının ve yeni bir öğrenmenin kapısını açar. Beyinlerimiz her daim yeni, taze, uyarıcı ve sosyal girdiler arar. Başka insanlarla konuşmak bunu sağlar.(s.248)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnsanın kendine ait bir alanı olması ve bu alanda dış etkilerden uzak olması, üretkenliğini geliştirir.</p>
<p>Oyun tasarımcıları üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, en üstün performanslı şirketlerdeki tasarımcıların ortak yönü, bu kişilere kişisel mekân, mekân üzerinde kontrol, bölünmeden çalışabilme fırsatları verilmesi. Aslında bu bilgi, araştırmalarla teyit edilmesi gereken bir durum değil. Geçmişe bir dönüp bakalım. Kafka, Mozart ve birçok diğer sanatçı ya da yazar, en üretken fikirlerin tek başına kaldıklarında geldiğini söylemişler. Parlak fikirler, uzun ve bilinçsiz bir ön çalışmanın ardından gelir. İnternette saatlerce boş boş gezinmeyi tek başına kalmak olarak yorumlama hatasına düşmeyin çünkü internette amaçsız gezinmek diye bir şey aslında yok.</p>
<p>Bilgisayar ekranına mutlaka bir kelime girmelisiniz ki dolaşmaya başlayasınız; yani yine bilinçli bir seçim yaparsınız. Karşımızdakinin söyleyeceği bir şeyle kontrolsüzce karşılaşmak, sokakta bir olaya tanık olmadaki rastlantısallık ve bilinçdışı durum, ekran karşısında deneyimlenmez. Yazı yazmak bile öyle değil midir? Hangi konu üzerine yazacağınızı seçtiğiniz anda zaten bilinçli bir seçim yaparsınız.(s.252)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>-Kısa süreli inzivaya çekilin. Kendinizi dinleyin. Hayallerinizi, ne yapmak istediğinizi; hayatınızda neleri çoğaltıp, neleri azaltmak istediğinizi düşünün.</p>
<p>Dinlenmek, aylaklık etmek değildir. Biraz aylaklık etmekte bir sakınca da yok aslında. -Çalışmalar gösteriyor ki günde sadece yirmi dakika bile dışarıdan gelen etkilerle bölünmeden, sevdiğiniz bir şeyle uğraşsanız ya da hiçbir şey yapmadan dursanız, kan basıncınızdan kalp atımınız ve kaslarınıza kadar her şeyinizle rahatlıyorsunuz.</p>
<p>-Kendinize güvenin, konfor alanınızın dışına adım atın. Unutmayın, açılmamış kanatların büyüklüğünü kimse bilemez.(s.254)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kimliğimiz çok yönlüdür; bulunduğumuz şartlara göre farklı yüzlerimizi ortaya koyarız. Çok yönlü ve bütünlük arz eden bir kimlik, yetişkin olabilmenin önemli bir yapıtaşıdır.</p>
<p>Sanal benliğimizle sosyal medyada boy göstermeyi, kimlik oyunları oynamayı seviyoruz. Oysa oyuncu benliğimizi kontrol etmezsek kolay savruluruz. Bazı kişiler, internette kimlik oyunları oynamaya çok meraklıdırlar; sanal ortamın anonimliğinden faydalanarak kendilerine yepyeni kimlikler yaratırlar. Sanal kimlik, gerçek kimlikten ne kadar farklıysa o kadar büyük strese neden olur. Kişinin, gerçek hayattaki kimliğine sadık kalıp, kimliğine uyumlu eklemeler yapması daha az çelişki yaratır.(s.259)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Birçok genç sanal âlemde kendisini başka kimliklerle tanıtıyor. Bunları yapma nedenleri ise eğlenmek, diğer insanların tepkilerini görmek, sınırlı sosyal hayatlarını telafi etmek ve değişik yöntemlerle ilişki kurmayı denemek. Peki kendisini farklı kimlikle tanıtan gençler ne tür kimliklere bürünmeyi tercih eder? Elbette çoğu kendisini olduğundan büyük yaşta tanıtır, bazıları kendilerini olduğundan güzel/yakışıklı yansıtır.</p>
<p>“İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları &#8216;kişi&#8217;yi anlatırlar,&#8221; ifadesi, farklı kimlik oluşturmanın altında yatan niyetlerden belki de en naif olanını ne güzel açıklar. İçinde yaşadığımız teknik distopyayı acımasızca hicveden Black Mirror’ın bir bölümünde insanların toplumsal statüleri, sosyal medya üzerinden aldıkları puanlara göre belirleniyordu. Kiralayacağınız araba, satın alacağınız ev, çalışabileceğiniz iş, şehrin girebileceğiniz bölgeleri yani her şey puanınıza göreydi.</p>
<p>Belirli bir puanın altındakiler kendi başlarına ev bile kiralayabiliyor, bir aile üyesiyle birlikte oturmaya zorlanıyorlardı. Neyi mi izliyorduk dizide? Sahiciliğin ve insanlığın yok oluşunu! İnsanlar puanları düşmesin diye sahte bir nezaket maskesi takmış, düşük puanlılarla ilişkilerini kesmiş, ortada tek bir gerçek duygu işareti kalmamıştı. Düşüncesi bile korkutucu değil mi?(s.260)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Bir insan karşısındaki kişi hakkında ne kadar az şey bilirse, o kişiye karşı düşmanca davranışları da bir o kadar artabilir. Muhatabını kendinden ne kadar uzağa konumlandırırsa o kadar kötü davranabilir. İnternette görünen muhatap sadece bir hesaptır, bize bakan bir yüz değil. Bu durum davranışlarımıza ket vurmamızı zorlaştırır. Toplum içinde çoğu kez seçilmiş davranış sergilerken, internette bu toplumsal kaygıyı hissetmez ve olumsuz davranışları daha rahat ortaya koyarız.</p>
<p>Sanal ortam, karşımızdaki İle yüzleşme ve başkaları tarafından yargılanma endişelerimizi azaltarak, davranışlarımızda değişikliğe sebep olur.</p>
<p>Sokak ortasında tartışan iki kişi gördüğünüzde, olayın geri planını bilmediğiniz için, çok gerekli olmadıkça müdahale etmez, yürür geçersiniz. Oysa sanal ortamdaki bir tartışmaya herkes dahil olur. Bilen, bilmeyen, anlayan, anlamayan&#8230; İnternetin sanal sokağında taraf tutmak ve büyük laflar etmek görece olarak “güvenlidir&#8221;. Bu da bizi daha tepkisel ve saldırgan davranmaya iter. Klavye pehlivanlığı gibisi yoktur. Bir takma adın ardına gizlenir ve dünyaya kolayca nizamat verirsiniz.(s.271)</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Kimileri çevrimiçi hayatlarında en galiz küfürleri savurup sonra bir kenara çekilebileceklerini düşünür. Bir bilinmezlik zırhının ardına saklanmak, kişiye daha sapkın ve saldırgan davranma imtiyazı verir gibidir. Yaptığı bir yorumun gerçek hayatta karşılaştığı kişilere ulaşmadığını düşünen insanlar, daha hakaretamiz ifadeler kullanabilir. Kendilerini bir çoğunluğa ait hissedenler, azınlıktakilere göre daha mütecaviz davranabilir.</p>
<p>Çevrimiçinde sosyal kimliklerimiz bireysel kimliklerimizin önüne geçebilir. Mehmet Bey çok efendi bir insandır, ama söz konusu tuttuğu takım olunca. taraftar kimliği öne çıkar ve sağa sola sert mesajlar yazabilir. Artık bir birey değil, mensup olduğu grubun bir parçasıdır. Gruplar ateşli tartışmalarda hep en uçlara savrulma istidadındadır. Herkesin birbirine had bildirdiği, lincin gırla gittiği sosyal medya mecralarında bir süre sonra hakaret ve küfür kanıksanır.(s.273)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Uzakta olanın yakınlığı, yakında olanın uzaklığına tercih edilir.Çünkü her yakınlaşma zamanla uzaklaşmaya dönüşür.</p>
<p>Franz Kafka</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sanal âlemin tarafgirlik ve önyargıları pekiştiren bir dinamiği var. Farklı görüşlerin paylaşıldığı demokratik bir ortamdan ziyade bir kabile narsisizmi hüküm sürüyor.</p>
<p>Internette yalan çok kolay söyleniyor. Hilebazlık gırla gidiyor. Su götürmez gerçekler bile internete “düştüğünde” sorgulanır hale geliyor. Kendimizi karşımızdaki insanın beğenilerine uygun bir kalıba kolaylıkla sokuyoruz. Daha da vahimi psikopatlar kurbanlarını türlü zehirli yalanlarla sanal âlemden devşirebiliyor. Kendi rızamızla ifşa ettiğimiz onca bilgi, kişisel verilerimizi korumamızı zorlaştırıyor; bizi tehlikelere karşı daha korumasız bırakıyor. Siz siz olun, temkini elden bırakmayın!(s.279)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Son olarak, Ralph Keyes&#8217;e kulak verelim: &#8216;&#8230;yalanlar genellikle tereddüt ederek, bol miktarda kaygıyla, bir parça suçlulukla, biraz utançla, en azından az biraz mahcubiyetle söylenirdi. Şimdiyse, zeki insanlar olarak, suçluluk duymadan paçayı kurtarabilmek için gerçeği örtbas etmeye gerekçeler buluyoruz. Ben buna hakikat sonrası diyorum. Bırakın diğerlerine karşı kabul etmeyi, çok azımız kendinin etik dışı olduğunu düşünmek ister; bu nedenle alternatif ahlak yaklaşımları oluştururuz.</p>
<p>Artık yalan söylemiyoruz. Bunun yerine, &#8216;yanlış konuşuyoruz&#8217;, &#8216;abartıyoruz&#8217;, &#8216;yanlış yargılarda bulunuyoruz&#8217;. &#8216;Hatalar yapıldı&#8217; diyoruz ‘aldatma’ tabiri, lafı daha kolay çevirmemizi sağlıyan en kötü ihtimalle &#8216;dürüst değildim&#8217; demek, &#8216;yalan söyledim&#8217; demekten daha hoş geliyor kulağa. Aynı şekilde başkalarını da yalan söylemekle itham etmek istemiyoruz; &#8216;inkâr ediyorlar&#8217; diyoruz. Gerçeği &#8216;esnetiriz&#8217;, &#8216;süsleriz&#8217;, onun &#8216;geliştirilmiş bir halini&#8217; söyleriz. Benim favori tarifime göre ise yalancı, &#8216;hakikati geçici olarak servis dışı gören kişidir’&#8230;</p>
<p>Hakikat sonrası çağda gerçek ve yalanlardan başka, tam olarak gerçeği yansıtmamakla birlikte yalan da denemeyecek muğlak ifadelerden oluşan üçüncü bir kategori vardır. Zenginleştirilmiş gerçek denilebilir buna. Neo-gerçek. Yumuşak gerçek. Suni gerçek&#8230; Artık bizatihi dürüstlük ya da yalancılıktan değil, her ikisinin de derecelerinden bahsediyoruz. Etik, değişken bir ölçekle ölçülüyor. Eğer niyetimiz iyiyse ve yalandan ziyade doğru söylüyorsak, sağlam bir ahlaki zeminde durduğumuzu düşünüyoruz.</p>
<p>Söylediğimiz doğrular, yalanlardan daha fazla çıkıyorsa, kendimizi dürüst kategorisine sokuyoruz. Bu, bakkal defteri ahlakıdır. Bu kaymanın başka bir ifadesi, etikte fiks mönüden alakarta geçiştir; nelere uyulacağını seçmektir. Sorulması gereken asıl soru ise şudur: Hangi koşullar altında söylenen yalanlara herhangi bir bedel ödenmemektedir? Daha fazla yalan söylüyorsak, ki ben öyle olduğuna inanıyorum, bunun sebebi çağdaş yaşamın bağlamının yalancılığı yeteri derecede cezalandırmamasıdır. Hatta kültürümüz zaman zaman bunun tam tersinş yapıyomuş gibi görünüyor.(s.300)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sanal ilişkiler, İlişkinin bir tarafında ideal benlik maskesi taşıyan kişi ve diğer tarafta karşısındakini görmek istediği gibi hayal eden kişi üzerinden bir kurgu-masal âleminde ilerler. İlişki gerçek hayata taşındığında hayal kırıklığı yaşama ihtimali bu nedenle hayli yüksektir.(s.320)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Duygularımızın büyüteç etkisi var, duygusallaştığımızda her şey olduğundan daha büyük veya daha küçük gözükür. İnternet aşklarında ise algımızın odak noktası daha da daralır, algımız sadece karşımızdaki kişinin yazdıkları ile sınırlanır. Bu da bizi zorunlu olarak, karşı tarafın yarattığı ”fazla mükemmel&#8221; tablo ıçinde kalmaya iter. İnternet aşklarının bizi içine hapsettiği büyülü rüya bulutları gerçeklikle yüzleştiğinde dağılma riski taşır. Sanal yakınlığın muhayyel unsurları, gerçeklikle ilk çeliştiği anda hem geçmişi hem de muğlak hale gelmiş kendi geleceğini zehirler.</p>
<p>İnternet aşklarında bir yarım kalmışlık, tamamlanmamışlık hissi var; çünkü bir ilişkide olması gereken fiziksel yakınlaşma, birlikte vakit geçirme gibi birçok özellikten mahrumlar. Yarım kalmışlık hissi pek hazzetmediğimiz ve bizi kışkırtan bir duygu.Tamamlanabilmek adına daha çok çaba harcatan ve bizi kısır döngüye sokan bir duygu. İnternet aşkı yaşayan kişilerin ilişkilerinde ”çok yoğun, çok derin&#8221; olarak tanımladıkları duygu işte tam da bu tamamlanma isteği. Bu kısır döngü ve yoğunluk çoğu zaman ilişkinin bitimi ile sonlanır. Haddini aşan her şeyin zıddına dönmesi gereğince, aşkın doğasına meydan okumak cüreti, aşkın kendi yokluğuna inkılabı şeklindeki intikamıyla nihayetlenir. Kalbi kırık âşıklar kalır geriye..(s.321)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Yalnızlık, stres altında verdiğimiz negatif tepkileri çoğaltarak çözüm üretme yeteneğimizi köreltiyor.</p>
<p>Yalnızlığımızı gidermek için sanal âlemde iletişim kurmak ise yüz yüze görüşmenin yerini asla tutamıyor. İnsanlar arası iletişim şekillerinin hepsi aynı kalitede değil. Sosyal çevre ve göğüs kanseri arasındaki ilişkiyi inceleyen bir araştırmada, kendisini yalnız hisseden hastaların ölüm riskinin dört kat fazla olduğu sonucuna varılmış. Yaşama şansı daha fazla olan kadınların ise, yüz yüze görüştüğü arkadaşlarının sayısının çok daha fazla olduğu görülüyor. Araştırma sonucunda, yüz yüze iletişimle desteklenmezse, sanal ortamdaki iletişimin sağlıkla ilgili hiçbir faydası olmadığı sonucuna da varıyorlar. &#8216;</p>
<p>İnternette günde beş saatten fazla zaman harcayan insanlar en yakınlarıyla daha az yüz yüze görüşüyorlar. Rakamlara göre, gönderilen her bir e-posta, aile ve arkadaşlarla bir dakika daha az yüz yüze görüşmeye denk geliyor. Bir toplumun sosyal bağlarının sağlamlığı, o toplumun ölüm oranını etkiliyor. Yedi bin katılımcı ile yapılan bir araştırmaya göre uzun yaşayanların hepsinin, yüz yüze görüştüğü insan sayısı daha fazla: Uzun yaşayanların hepsi evli, aile ve arkadaşlarıyla bir araya gelen, bir gruba sosyal bağlılığı olan insanlar. Amerika’da 90 bin kadın üzerinde yapılan yedi senelik bir araştırmada, toplu dinî ibadetlere katılan kadınların ölüm riskinin yüzde 20 daha az olduğu görülüyor. Çoğu araştırmacıya göre dinin koruyucu bir faktör olmasının ana nedeni beraberinde getirdiği sosyallik. Dinler insanları bir araya getirmeye yardımcı oluyor.(s.334)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>-Internet kullanımınızda rasyonel ve seçici davranın. Aklınızla hareket edin, duygularınızla yahut dürtülerinizle değil.</p>
<p>-Gözden uzak olan, gönülden de silinir. .. Sevdiklerinizle teması koparmayın. İnsan insana şifadır.</p>
<p>-Dijital medyadaki iletişim kolaylığının mahremiyetinizi ve sosyal ilişkilerinizi ele geçirmesine izin vermeyin. Unutmayın, haddini aşan her şey zıddına döner.</p>
<p>-Yüz yüze iletişim becerilerinizi her daim geliştirin; çocuklarınızı da bu yönde teşvik edin. Semt pazarına, bakkalına gidin; komşularınızla muhabbet edin.</p>
<p>-İletişimlerinizin doğası üzerine kafa yorun. Şu an ben ne yapıyorum, nasıl bir iletişim kuruyorum diye kendinize sorun. Teknoloji aracılığı ile kurduğunuz iletişimin yoğunluğu; yüz yüze iletişimden fazlaysa bir durup düşünün.(s.339)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnternet ve özseverlik (narsisizm) arasındaki ilişki o denli belirgin ki ”Narcissurfing” terimi icat oldu. Narcissurjîng “kişinin kendisini sürekli olarak Google&#8217;da aratarak, internette ne sıklıkta görünür olduğunu görmek istemesi&#8221; anlamına gelen, dijital dünyaya ait bir terim. Sosyal medyada sürekli paylaşım yapan insanlar var. Sabah içtiği kahveden, pencereden ne gördüğüne varıncaya kadar bütün gün sanal âleme kendini gösterme çabası içindeler. Onlar için görünür olmak, var olmakla aynı şey artık. İnsan kendi içine bakamayınca, hakikate uzak düşüp, hep imgeler üzerinden kendini göstermeye çalışır.</p>
<p>Oysa güzel bir duyguya sahip olunca onu muhafaza etmek, o hissi sımsıkı içimize hapsetmek, o ortamı derin derin içimize çekmek isteriz. Çok mutlu ya da huzurlu hissettiğimiz anlarda etrafımız ne denli coşkulu olsa da ruhumuz dinginleşir, tatmin duygusu hissederiz. Böyle anlarda da fotoğraf çekip, yayınlamak pek aklımıza gelmez. Tabii fotoğraflarla bir sanal kimlik inşa etmeye çalışıyorsak durum değişir.(s.349)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnternet sadece sunduğu sanal kimlikle değil, sağladığı imkânlarla da özseverliği besliyor. İnternet birçok alanda, sadece istediğimizi almamıza imkân tanıyor. Dinlemek istediğimiz şarkı, okumak istediğimiz haber, aradığımız özel bilgi, hepsi bizim sınırlandırdığımız çerçeve içinde bize sunuluyor. İlgi alanlarımıza ait abonelikler yaparak, tamamen kişiselleştirilmiş ve sevdiğimiz bir yaşam alam oluşturabiliyoruz kendimize.</p>
<p>Kulağa hoş geliyor olsa da bu durumun ister istemez yarattığı bazı sonuçlar var. Öncelikli olarak, insanların sadece kendilerine cazip gelen haberleri, bilgileri okuması, eğlenceye bu şekilde ulaşması yahut sadece kendilerine cazip gelen kişilerle iletişime geçmesi, toplum bilincinden uzaklaşılmasına ve kendilik ihtiyaçlarının sınirlandırılmasına neden olur.</p>
<p>Bir diğer deyişle, kişi kendi ihtiyaçları dışında var olan her şeye karşı yabancılaşır ve toplumsal bilincini yitirir. Bireysel olan toplumsal olana bir kez daha üstün gelir. Oysa işbirliği ve yardımlaşma, insanın bilişsel evriminin ve hayatta kalmasının temel koşullarındandır. Bizi ötekinin ihtiyacına ya da sesine sağır eden bir teknoloji, bugün değil ama belki gelecekte, toplumsal yaşamımızı ve bu dünyadaki varlığımızı telafisi mümkün olmayan bir yıkıma uğratabilir.(s.352)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnternetten alışveriş yapmayı tercih ederiz çünkü hem ürünlere daha kolay ulaşırız hem daha az vakit harcarız. Dürtüsellik doğrultusunda zorlantılı (kompulsif) bir şekilde yapılan sanal alışverişin temelinde ise psikolojik etmenler ve kimlik kazanımları yatar. Bir diğer deyişle, zorlantılı bir şekilde alışveriş yapan kişi, kendini daha iyi hissetmek için alışverişte sanal ortamı tercih eder. Sanal dünyada alışveriş yaparak, hayal ettiği, düşlediği ideal imaja yakınlaştığını hisseder. Bu durumun problem yaratan kısmı ise bağımlılık yapması. Birçok alışveriş bağımlısı, alışveriş yapmadığı günler kendisini huzursuz hisseder.</p>
<p>Başkalarını korkutacak derecede aşırı olduğunu bildikleri bu alışkanlıklarını çevrelerinden gizlemeye çalışır, çoğu kez de finansal sıkıntılar yaşarlar. Bu kişiler için internetten alışveriş, kolaylık veya ekonomik fayda sağladığı için değil, iyi hissettirdiği için tercih edilir. Aslında yapmak istedikleri şey kendileri için daha iyi bir benlik inşa etmektir. Geçen aylarda konuştuğum bir arkadaşım, internetten alışveriş alışkanlığını şu sözlerle ifade etmişti: ”İnternet üzerinden yapılması masum ve eğlenceli olduğu algısı yaratıyor. Oysa bu işe bulaşmadan önce maaşımdan para biriktirebiliyordum. Şimdi ise her aya borçlu başlıyorum. Hiç masum değilmiş.&#8221;(s.355)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Daha büyük bir evde oturmanın, en pahalı markalardan alışveriş etmenin, son moda telefona sahip olmanın sosyal üstünlük sağladığını düşünüp, bunun için büyük paralar harcarlar. Oysa sahip olarak daha fazla insan olmayız. Bir sanat eserini mükemmel kılan, onun üzerine eklenenler değil, mevcut halinden daha fazla şey eksiltmeye müsaade etmeyen doygunluk halidir. İnsan da böyledir aslında. Sadelikten ne kadar uzaklaşırsa, hayatı o denli yozlaşır.(s.356)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Önce biz ekranlarımızı kapatalım, sonra çocuklarımızın elinden şefkatle tutup onları ekran başından kaldıralım.</p>
<p>Konuşalım, gülüşelim, gözlerinin içine bakalım. Sevgi beş duyuya ihtiyaç duyar. Dijital dünya, görsel olanı yeğliyor. Biz bununla yetinmeyelim. Koklayalım, dokunalım, işitelim ve görelim.Yeri geldiğinde tadalım. Bir kucaklaşmayı e-posta ile gönderemeyiz. Gözyaşını Facebook mesajıyla silemeyiz. Sevdiğimizin omzuna Twitter ile yaslanamayız. Bize gerçek lazım. Elimizi uzattığımızda dokunan bir el, yüzümüzü döndüğümüzde sevgiyle süzen gözler lazım. Omzumuza sahte zafer madalyaları takmasa bile, gerçek daha güzel. Yürüyen ölüleri diriltecek şey, dikkat ve sevgidir. Dikkat, bir kez verdiğimizde geri alamayacağımıza göre, onlara sunacağımız en büyük hediyedir.(s.368)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Los Angeles Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, gençlerin gün içinde zinde ve dikkatli olabilmesi için ortalama dokuz saat uykuya ihtiyaçları var. Çoğu gencin ortalama uyku süresi ise dokuz saatin yanından bile geçmez. Günümüzde daha da artan dikkat problemleri, obezite, kronik yorgunluk gibi sorunların uykuyla bağlantısı var. Mesela teşhis olarak, dikkat bozukluğu, yetersiz uyku ile karıştırılabilir. Çok az uyuyan bir gencin gün içinde gösterdiği davranışlar, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu sonucu ortaya çıkan davranışlar ile benzeşebilir. Öğretmenlerin genel olarak verdiği bilgiye göre, ders sırasında dikkati çabuk dağılan çocukların ortak özelliklerinden biri az uyumaları. Bu da bize gösteriyor ki, özellikle gece oyun oynamak için ayakta kalan gençlerde dikkat bozukluğunun daha fazla görülmesinin sebebi -oyun oynama aktivitesinin dikkat bozukluğuna olan potansiyel katkısı dışında- gencin uykusuz kalması olabilir.(s.374)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Bilgisayar oyunlarıyla ilgili Amerika&#8217;da hazırlanan bir belgeselde (Free to Play) yer alan oyun bağımlısı üç çocuk, babaları olmadan büyüyen çocuklardır ve bu bir tesadüf değildir. Çocuklardan biri babasının ölümünden sonra kendini oyunlara verdiğini belirtir. Belgeseldeki başka bir çocuk ise babasının ailesini terk etmesinden sonra yaşadığı her streste oyun oynamayı artırdığını, basketbol takımına seçilememesi sonrasında kendini iyice bilgisayar oyunlarına verdiğini söyler. Üçüncü genç ise babasının kendisi küçükken günde 15-16 saat çalıştığını ve hayatında başka hiçbir şeyle ilgilenmediğini ifade eder. Bu üç çocuğun farklı hikâyelerindeki ortak nokta fiziksel ya da manevi olarak &#8220;eksik&#8221; olan babadır.</p>
<p>Babasız büyüyen erkeklerde duygularını ifade edememe ve içe kapanma gibi davranışlar da görülür. Çocuk kendini iyi ifade edemedikçe dış dünyadan çekilir, sosyal hayattan kopar ve sarılacağı ilk şeyler uyuşturucu veya bilgisayar oyunları gibi çeşitli bağımlılıklar olabilir. Bir erkek çocuğu büyürken ona erkekliği anlatacak ve yetişkin bir erkek olmanın nasıl bir şey olduğunu gösterecek bir rehbere ihtiyaç duyar.</p>
<p>Koşulsuz sevgi daha çok annenin işiyken, babanın da koşulsuz sevgi dışında özellikle çocuğun potansiyeline erişebilmesi ve hayatta hedeflerini belirleyip onlara ulaşabilmesi konusunda yönlendirme yapabilmesi gerekir. Böyle bir rehber veya baba yoksa, erkek bir rol model de çocuğun hayatında eksikse; iletişim ve problem çözme gibi alanlarda çocuk eksik kalabilir. Annenin önemi tartışılamaz ama insanın doğası budur; erkeklerin erkeklere ve bir baba modeline ihtiyacı vardır.(s.377)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Şiddet İçerikli video oyunları oynayan insanların beyinlerinin bir kısmının büyüdüğü görülmüştür ki aynı büyüme kumar bağımlısı insanlarda da gözlemlenir.</p>
<p>Beynin bu bölümü dopamin salgılar. Dopamin aynı zamanda zevk ve haz sağlayarak bağımlılığı kolaylaştıran bir sinirsel ileticidir (nörotransmitter). Alışkanlık ve bağımlılık yapan maddeler beynimizin ilgili bölgelerini uyararak daha fazla dopamin salgılanmasını tetikler ve bunun sonunda haz devreleri uyarılır. Hazza bağımlılık geliştiren kişi hep daha fazlasını ister. Hazzın olmadığı zamanlarda duygusal çöküş yaşar. Şiddet içerikli oyunların da beynimizin haz devrelerini uyardığı ve daha fazla dopamin salınımına yol açarak bir tür bağımlılık yarattığı düşünülmektedir.(s.388)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Bilgisayar oyunu meraklıları arasındaki yaygın anlayışa göre en fazla şiddet içeren oyun, en başarılı oyundur. Çok şiddet içeren oyunlar, oyuncu daha fazla agresif davranış gösterdikçe oyuncuyu ödüllendirir ve bir sonraki seviyeye geçmesine izin verir. Çalışmalara göre, gerçek hayatta da şiddetin mümkün olduğu bir ortam veya seçenek varsa, şiddet içerikli oyun oynayan ergenler ve yetişkinler bu fırsatı kullanmaya ve şiddete başvurmaya daha eğilimli olurlar.</p>
<p>Şiddet uygulayan karakterle kendini özdeşleştiren gençler ve yetişkinler, agresif hareketleri daha çok benimser ve özümser. Beyin, insanın kendini özdeşleştirdiği karakterlerin hareketlerini aynalama ve taklit etme üstüne kuruludur. Çocuk nasıl aile ile kendini özdeşleştirip onların hareketlerini taklit ederse, bilgisayar oyunu karakteri ile de vakit geçirdikçe onu taklit eder. Hissizleşme ve aynalama etkileri, oyunun bağımlı kılma özelliğiyle birleşince, ortaya şiddet açısından bir felaket senaryosu çıkar.(s.402)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Ölüm bizim başımıza gelmez sanıyoruz, o kadar özeliz ki bize uğramaz, kalabalıkta durursak bizi seçemez, bizden sonrası için bir eser bırakırsak hükmü bize işlemez, ona meydan okursak borusu bize ötmez.</p>
<p>Bizim trajik iyimserliğimiz. Halbuki sahicilik, insanın kendi kısıtlamalarıyla da yüzleşebilmesi demek. Böyle bir yüzleşme acı verici de olsa bir uyandırma çağrısı işlevi görebilir, ölüme gözlerimizi açmak ve ne kadar az zamanımız kaldığını idrak edebilmek, bize artık hayatı erteleyemeyeceğimizi de öğretir. Böylece hayatımızın dümenine geçer, yaşamak yükünü üzerimize alır ve bizim için gerçekten önemli olan şeylere odaklanırız.</p>
<p>İnsan ölüm farkındalığıyla büyür, olgunlaşır.(s.466)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hiçbir canlı yok ki zeval bulmasın. Hayat, müziğin sesini birlikte dinlemektir. Kimse başkasının ölümünü ölemez, kabul. Ama o son nefese kadar kâinatı saran o eşsiz müziği birlikte işitebiliriz, değil mi?</p>
<p>Şimdi o tedirgin bakışlarını yerden kaldır da kendi ölümüne bak. Hayatı genişlet.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-berna-yalaz-agsanal-dunyada-gercek-kalmak-alintilar/">Kemal Sayar-Berna Yalaz – Ağ:Sanal Dünyada Gerçek Kalmak ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-berna-yalaz-agsanal-dunyada-gercek-kalmak-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medya Bağımlılığı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sosyal-medya-bagimliligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sosyal-medya-bagimliligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 May 2017 19:49:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Kınık]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılık Nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Dünyaya Karşı Oluşan Yoğun İlginin Nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Bağımlılığına Genel Bakış]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Bağımlılığının Tedavisine Yönelik Tek­nikler]]></category>
		<category><![CDATA[Twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15658</guid>

					<description><![CDATA[<p>Internet teknolojisi her türlü bilginin, verinin, sayısal içeriğin paylaşılmasına imkân veren kapsamlı bir iletişim ortamdır. Bireyler internet üzerinden haberleşebildikleri gibi sosyal pay­laşım ağları aracılığıyla taleplerini, duygu ve düşüncelerini akta­rabilmekte; çeşitli gruplara üye olarak karşılıklı bir şekilde oyun oynayabilmektedirler. Ancak sürekli olarak sosyal ağlarda yer almak isteyen ve zamanının çoğunu sanal ortamda geçiren bireyleri bekleyen en [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sosyal-medya-bagimliligi/">Sosyal Medya Bağımlılığı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/sosyal-medya-bagimliligi/sosyal-medya-940x470/" rel="attachment wp-att-15661"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-15661" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/sosyal-medya-940x470.jpg" alt="" width="417" height="209" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/sosyal-medya-940x470.jpg 940w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/sosyal-medya-940x470-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/sosyal-medya-940x470-770x385.jpg 770w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/sosyal-medya-940x470-300x150.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/sosyal-medya-940x470-768x384.jpg 768w" sizes="(max-width: 417px) 100vw, 417px" /></a></p>
<p>Internet teknolojisi her türlü bilginin, verinin, sayısal içeriğin paylaşılmasına imkân veren kapsamlı bir iletişim ortamdır. Bireyler internet üzerinden haberleşebildikleri gibi sosyal pay­laşım ağları aracılığıyla taleplerini, duygu ve düşüncelerini akta­rabilmekte; çeşitli gruplara üye olarak karşılıklı bir şekilde oyun oynayabilmektedirler. Ancak sürekli olarak sosyal ağlarda yer almak isteyen ve zamanının çoğunu sanal ortamda geçiren bireyleri bekleyen en büyük tehlike ise sosyal medya bağımlılı­ğıdır. Sosyal medya bağımlılığına değinmeden önce &#8220;bağımlılık&#8221; konusuna açıklık getirmek gerekmektedir.</p>
<p><strong>5.1. Bağımlılık Nedir?</strong></p>
<p>Bağımlılık üzerine farklı tanımlamalar yapabilmek mümkün­dür. Türk Dil Kurumu&#8217;na göre &#8220;bağımlı&#8221;; &#8220;başka bir şeyin iste­mine, gücüne veya yardımına bağlı olan, özgürlüğü, özerkliği olmayan, tabi&#8221; ve &#8220;bir kimseye veya şeye maddi veya manevi yönden aşırı bağlı olan&#8221; gibi anlamlara gelmektedir. Bağımlılık ise; &#8220;bağımlı olma durumu, tabiiyet&#8221; durumunu ifade etmek­tedir. (http://www.tdk.gov.tr, 2013) &#8220;Bir madde ya da davranı­şı kullanmayı bırakamama veya kontrol edememe&#8221; şeklinde de tanımlanan bağımlılık kavramı uluslararası literatürde &#8220;depen­dence&#8221; ve &#8220;addiction&#8221; kelimelerine karşılık gelmektedir. (Günüç, Kayri, 2010: 220) Bağımlılık kavramı genellikle alkol, uyuş­turucu, sigara gibi maddelere yönelik aşırı istek olarak düşü­nülmektedir. Fakat bu kavram aşırı bir biçimde sergilenen dav­ranışlar için de kullanılmaktadır.</p>
<p>Bağımlılığın temel olarak iki kolu bulunmaktadır. Bu kollar­dan ilki madde bağımlılığı, diğeri ise davranışsal bağımlılıktır. Kullanıldığında bireylerin fiziksel, zihinsel, biyolojik yapısına zarar veren, değişik yollarla alınan ve beyinsel işlevlerde deği­şim yaratan alkol, esrar, eroin, kokain gibi reçete ile verilmeyen maddeleri sürekli olarak alma arzusu madde bağımlılığı olarak ifade edilmektedir. (Ceyhun v.d., 2001:87) Davranışsal bağımlı­lık ise belirli bir davranışın düzenli bir şekilde sürekli sergilen­mesi neticesinde bireyin psikolojik, bedensel ve toplumsal yapı dahilinde dengesini kaybetmesi, düzeninin bozulması ve çev­reden giderek kopmasına neden olan durumdur. Davranışsal bağımlılık sonucunda birey çevresi ve toplumla düzenli bir şe­kilde iletişim kuramamaktadır. (Karaman, Kurtoğlu, 2009: 641) Davranışsal bağımlılıklar kesinlikle kimyasal bir özelliğe sahip değildir. Olumsuz sonuçlarına rağmen birey kendisini çoğu zaman kontrol edememekte ve sürekli olarak yoğun bir şekilde arzuladığı eylemi gerçekleştirmek istemektedir. Bağımlılıklar bireyin hayatına müdahale edebilmektedir.</p>
<p><strong>5.2. Sanal Dünyaya Karşı Oluşan Yoğun İlginin Nedenleri ve İnternet Bağımlılığı</strong></p>
<p>Sanal ortam, her türlü bilgiye kısa sürede ulaşmayı sağlayan yepyeni bir dünya oluşturmuştur. İletişim çağının olmazsa ol­mazı durumuna gelen internet, kitle iletişim araçlarının çehre­sini hızlı bir şekilde değiştirmiştir. Bugün internet, her türlü iletişim teknolojisinin temelinde yer almaktadır. Sanal dünya çeşitli faydalar sağladığı gibi birçok olumsuzluğu da beraberin­de getirmektedir. Bireyler sağlıksız ve kontrolsüz bir şekilde sanal ortamda vakit geçirdiklerinden dolayı sosyal ve psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedirler. (Ceyhan, 2008:109) Bu sorunlara zamanında müdahale edilmediği takdirde önüne geçilmeyecek durumlar meydana gelebilmektedir.</p>
<p>Özellikle gençler sanal dünyaya yoğun ilgi göstermektedir. İnternetin yeni bir teknoloji olması ve gençlerin bilgisayarlarla sürekli etkileşim içerisinde bulunması bu ilginin en temel se­bepleri arasında yer almaktadır. Dursun&#8217;un (2004: 5) üniversite gençliğinin internet kullanımına yönelik yaptığı araştırma bu ilginin nedenini açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Yapı­lan bu araştırma neticesinde elde edilen bulgular Tablo 4&#8217;te görülmektedir.</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/sosyal-medya-bagimliligi/2017-05-28-15-58-33/" rel="attachment wp-att-15659"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-15659" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.33.jpg" alt="" width="402" height="258" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.33.jpg 1600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.33-600x385.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.33-300x192.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.33-768x492.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.33-1024x657.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.33-1536x985.jpg 1536w" sizes="(max-width: 402px) 100vw, 402px" /></a></p>
<p>Çalışma neticesinde katılımcıların daha çok elektronik posta atmak, haber okumak- medyayı izlemek, eğlenmek, müzik dinlemek-resim yapmak ve oyun oynamak gibi nedenlerle in­terneti kullandığı ortaya çıkmıştır. Yine Okay tarafından benzer bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma neticesinde elde edilen bulgular Dursun&#8217;un yapmış olduğu araştırmayla benzer­lik göstermektedir. Okay&#8217;ın yaptığı araştırmada genel bilgi arama, oyun oynama, sohbet etme, yazılım (program) indirme, gazete / dergi okuma, televizyon, video izleme, müzik dinleme, yarışmalara katılma, bahis oyunlarına iştirak&#8230; v.b. gibi neden­lerle bireylerin interneti kullandığı görülmektedir. Çalışmada internet üzerinden kurs alma, e-posta gruplarına ve forumları­na katılma oranlarının düşük olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. (Okay, 2010: 102) Bu noktadan hareketle internetin genel ola­rak iletişim amaçlı kullanıldığını söylemek doğru olacaktır.</p>
<p>İnternetin gelişi güzel bir şekilde kullanılması ve internet karşısında kontrolsüz bir şekilde vakit geçirilmesi internet ba­ğımlılığına neden olmaktadır. İlk kez 1996 yılında Dr. Ivan Goldberg tarafından kullanılan bu kavram 2000Tı yıllara gelin­diğinde patolojik incelemeler neticesinde ruhsal bir sorun ola­rak nitelendirilmiştir. Uluslararası literatürde &#8220;internet addic­tion&#8221; şeklinde yer alan internet bağımlılığı; aşırı ve problemli internet kullanımını ifade eden bir kavramdır. Sanal dünya üzerine incelemeler yapan araştırmacılar internet bağımlılığını tanımlamak için Amerikan Psikiyatri Birliğinin sınıflandırma sistemi olan DSM (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) kriterlerini kullanmışlardır, internet bağımlı­lığını tanımlamaya çalışan araştırmacılar seks, kumar, alkol bağımlılıklarını da inceleyerek çalışma sahalarını genişletmiş­lerdir. (Günüç, Kayri, 2010: 221) İnternet bağımlılığı; genel olarak internet ortamında sürekli var olmak isteme arzusu ve interneti karşısında kontrolsüz bir şekilde vakit geçirme şeklin­de ifade edilebilmektedir. Kısacası zamanın büyük çoğunluğu­nun internet başında geçirilmesi internet bağımlılığının hem belirtisi hem de nedenidir.</p>
<p>Araştırmacıların bir kısmı internet bağımlılığı kavramını ter­cih etmemekte, bunun yerine problemli internet kullanımı ifadesini kullanmaktadırlar. Dolayısıyla bilimsel çalışmaların bir kısmında internet bağımlılığı; problemli internet kullanımı ola­rak nitelendirilebilmektedir. Davis&#8217;e göre internet bağımlılığı (problemli internet kullanımı); uyumsuz düşünce ve patolojik davranışları içeren psikolojik bir durumdur. Kandell da internet bağımlılığına psikolojik bir bakış açısıyla yaklaşarak gençlerin en riskli grupta yer aldığını belirtmiştir. Beard ve Wolf internet bağımlılığını sosyolojik bir olgu olarak nitelendirmiştir. Onlara göre internet bağımlılığı bireyleri gündelik hayattan koparmak­ta ve yaşamayı zorlaştırmaktadır. (Özcan, Buzlu, 2005: 20) Gö­rüldüğü gibi internet bağımlılığı bireyin gerek iç, gerekse de dış dünyasını derinden etkilemekte ve tedavi edilmediği takdirde psikolojik açıdan çeşitli sorunlar yaşanmasına neden olabilmek­tedir.</p>
<p><strong>5.3. Sosyal Medya Bağımlılığına Genel Bakış</strong></p>
<p>Sayısal çağa geçişle birlikte teknolojik olarak çok önemli ge­lişmeler yaşanmaya başlamıştır. Global ağ adı verilen internet insanların birbirleriyle iletişim kurmasını kolaylaştırmış ve sos­yal paylaşım ağlarının oluşmasını sağlamıştır. Teknolojinin bu denli ön planda yer aldığı günümüzde internetin psikolojik etki­leri bireylerin tutum ve davranışlarını değişikliğe uğratmıştır. İnternet bağımlılığı olarak bilinen problemli internet kullanımı sosyal paylaşım ağlarının popüler bir hal almasıyla birlikte sos­yal medya bağımlılığına dönmeye başlamıştır. Bireylerin sosyal paylaşım ağlarında yer alma ve sürekli çevrimiçi olma arzuları­nın altında yatan temel nedenler arasında gündelik hayattan kaçma, arkadaş edinme, sohbet, kimlik gizleme ve oyun- eğlence&#8230; v.s. yer almaktadır. (Cabral, 2011: 6)</p>
<p>Sosyal medya insani ilişkilerin değişmesine neden olmuştur. Sanal hediyeler, mesajlar ve oyunlar yüz yüze (sıcak) iletişimin tabiri caizse sonunu getirmiştir. Bulunulan noktadan herhangi bir engelle karşılaşmadan iletişim kurmak bireyleri sosyal med­yaya yöneltmeye başlamıştır. Sosyal paylaşım ağlarına yönelik ilginin üst düzeye ulaşması ise sosyal medya bağımlılığına ne­den olmaktadır. Sosyal medya bağımlılığı; Facebook, Twitter, MySpace&#8230;v.b. ağlarda sıkça vakit geçirme ve sürekli çevrimiçi kalarak dünyada olan bitenden haberdar olma durumunu ifa­de eden bir kavramdır. Bir hastalık ya da psikolojik bir sorun olarak da nitelendirilen sosyal medya bağımlılığı, sosyal ağların aşırı derecede kullanımı şeklinde de tanımlanabilmektedir. Sosyal medya bağımlılığı bireyleri giderek hayattan soğutmakla birlikte özgüven kaybına neden olmaktadır. (Walker, 2013)</p>
<p>Günümüzde internet kullanıcıları Facebook, Twitter, MyS- pace, Google+&#8230;v.b. gibi sosyal paylaşım ağlarına yoğun ilgi göstermekte ve bu ağlar aracılığıyla kendilerine özgü profiller oluşturmaktadır. Böylelikle internet ortamından uzaklaşmak daha da zorlaşmaktadır. Mobil araçların internet ve sosyal pay­laşım ağlarına yönelik uygulamaları desteklemesi sosyal medya bağımlılığını tetiklemektedir. Teknoloji üzerine çalışmalarını yürüten Kimberly S. Young bireylerin internete yönelik bağımlı­lıklarını uzun yıllar araştırmış ve bu incelemeler neticesinde çeşitli tanı ölçütleri ortaya koymuştur. Young&#8217;un internet ba­ğımlılığı için önerdiği tanı ölçütlerini sosyal medya bağımlılığı için de kullanabilmek mümkündür. Bu ölçütler 8 maddeyle aşağıdaki gibi sıralanmıştır: (Şenormancı v.d., 2010: 261)</p>
<ul>
<li>Sosyal medyada yapılacak olan aktivitelerin planlanması, tasarlanması ve sürekli olarak çevrimiçi olma arzusu,</li>
<li>Keyif almak, eğlenmek ve sıkıntıları gidermek için sosyal paylaşım ağlarında bulunma isteği,</li>
<li>Sosyal paylaşım ağlarında vakit geçirme ve bulunma süre­lerini istem dışı bir şekilde kontrol edememe,</li>
<li>Sosyal paylaşım ağlarında bulunmama, uzak kalma duru­munda bireyin huzursuzluk ve mutsuzluk hissetmesi,</li>
<li>Başlangıçta planlanandan daha uzun süre sosyal paylaşım ağlarında vakit geçirme,</li>
<li>Gereğinden fazla sosyal paylaşım ağlarında zaman geçirme nedeniyle ailesel, çevresel sorunların yaşanması ve kariyer-eğitim fırsatlarının kaybedilmesi,</li>
<li>Sosyal ağlarda bulunabilme adına başkalarına (aile, arka­daş, psikolog&#8230;vb.) yalan söylenmesi,</li>
<li>Sosyal medyayı huzursuzluklardan kaçma ve olumsuz duygulardan kurtulma amacıyla kullanma.</li>
</ul>
<p>Sosyal medya bağımlılığının temelinde yalnızlık olgusu yat­maktadır. Peplau ve Perlman; yalnızlığın tek başına olmak an­lamına gelmediğini ifade etmektedir. Onların deyişiyle yalnız­lık; bireyin sahip olduğu sosyal ilişkiler ve ile olmasını arzuladığı sosyal ilişkiler arasındaki farkı algılaması sonucu meydana ge­len ruhsal bir durumdur. Birey bu durumdan hoşnutsuzluk duymaktadır. Aynı zamanda sosyal ilişkiler açısından eksiklik duyan bireylerin en büyük problemi yalnızlıktır. Yalnız olan birey iletişime ihtiyaç duymakta ve sosyal dünyayla iç içe olmak istemektedir. (Batıgün, Hasta, 2010: 214) Yüz yüze ilişkilerde başarılı olamayan, doyumsuzluk, huzursuzluk, stres gibi birçok yaşamsal duyguyu bünyesinde barındıran bireyler için sosyal medya bir kaçış noktasıdır. Yapılan çalışmaların bir kısmında internet ve sosyal medya bağımlısı olan bireylerin aile, arkadaş ve yakın çevreleriyle daha az zaman geçirdikleri ve onlarla kimi zaman önemli iletişim sorunları yaşadıkları görülmektedir.</p>
<p>Toplumsal hayattan sıkılma ve kaçış sosyal medya bağımlılı­ğının bir diğer nedeni olarak görülmektedir. Nitekim bireyler reel hayatlarında tanımadıkları insanlarla iletişim kurabilmekte ve kendilerini farklı kimliklerle ön plana çıkarabilmektedirler. Farklı kimliklere bürünme sosyal medyada görülen en büyük problemler arasında yer almaktadır. İnsanlarla yüz yüze ilişki kuramayan, başkaları tarafından beğenilmeyeceğini düşünen bireyler sosyal medyanın gizleyici dünyasında kendilerini mutlu ve huzurlu hissetmektedirler. Bununla birlikte sosyal medyanın rahat ve özensiz ortamı gösterilen yoğun ilginin bir diğer nede­nidir. (Hazar, 2011: 162) Sosyal medyanın sağlamış olduğu bu rahat ortam bağımlılığı pekiştirmekte ve reel hayatın gidişatına etki etmektedir.</p>
<p>Sosyal medya bağımlılığı bireylerin yaşamış olduğu psikolo­jik sorunları derinleştirebilmektedir. Whang ve arkadaşları yalnızlık ve depresyon gibi bireylerin psikolojisine etki edecek sorunların internet kullanıcılarını sanal dünyaya bağımlı bir hale getirdiğine vurgu yapmaktadır. Yapılan araştırmaların birçoğunda ergenlik çağında olan bireylerin sanal dünyaya da­ha bağımlı olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Eğlence ve iletişim amaçlı internet kullanımı sosyal medya aracılığıyla yaygınlaş­maktadır. (Ceyhan, 2008: 112-113) Facebook çeşitli oyunları bünyesinde barındıran kapsamlı bir sosyal paylaşım ağıdır. Kullanıcıların sosyal paylaşım ağlarında bağımlı olmalarının bir diğer nedeni de çevrimiçi oynanan oyunlardır. Facebook üze­rinden oynanan popüler oyunlar arasında Candy Crush Saga, Farm Ville 2, Texas HoldEm Poker, Diamond Dash ve Coaster- Ville gibi oyunlar yer almaktadır. Bu oyunların varlığı kullanıcı­ları sosyal paylaşım ağlarına bağımlı bir hale getirebilmektedir. Hayattan uzaklaşma, eğlenme ve kafa dinleme gerekçesiyle oynanan bu oyunlarda aynı zamanda rekabet duygusu aşılan­maktadır. Bireylerde aşama kaydederek arkadaşlarını geçme hırsı oluşabilmektedir.</p>
<p>Sosyal paylaşım ağları kullanıcıları uzun süre çevrimiçi tuta­bilmek için farklı hizmet ve uygulamaları kullanıma sunmakta­dır. Böylelikle herhangi bir nedenle sosyal paylaşım ağlarına giriş yapan kişi uygulamaların etkisinde kalarak gereğinden fazla zaman geçirebilmektedir. Sosyal medyanın sunmuş olduğu oyunlar ticari bir meta haline gelmeye başlamıştır. Bu oyun­larda öne geçmek isteyen kullanıcılar kredi kartlarını kullanarak malzeme ya kredi alabilmektedirler. Böylelikle modern birey sanal dünyanın bir parçası haline gelmekte ve bu dünyadan kopamamaktadır. Sosyal medya aynı zamanda tüketim toplumuna da hizmet etmektedir. Tüketimin gösteri amaçlı bir şekil­de gerçekleştirilmesi ise sosyal medya bağımlılığını arttırmak­tadır.<br />
<a href="http://ilimcephesi.com/sosyal-medya-bagimliligi/2017-05-28-15-58-11/" rel="attachment wp-att-15660"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-15660" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.11.jpg" alt="" width="320" height="272" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.11.jpg 1247w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.11-600x511.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.11-300x255.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.11-768x654.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/2017-05-28-15.58.11-1024x872.jpg 1024w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></a></p>
<p>İnternet kullanımı üzerine yapılan araştırmaların büyük ço­ğunluğunda sosyal medyanın popülaritesi ön plana çıkmakta­dır. 2013 yılında Ingiltere&#8217;de yapılan bir araştırma neticesinde kullanıcıların %21&#8217;i interneti doğrudan sosyal medyaya erişim amaçlı kullandığını ifade etmiştir. İnterneti gezini amaçlı kul­landığını belirten katılımcıların oranı ise %18&#8217;dir. Kullanıcıların %14&#8217;ü ise interneti temel olarak mesajlaşma, okuma-yazma amaçlı kullandığını beyan etmiştir. (Sakki, 2013) Araştırma sos­yal medyanın günümüzdeki etkisini açık bir şekilde gözler önü­ne sermektedir. Sosyal medya, internetin diğer kullanım amaç­larını bünyesinde barındırmaktadır. Çünkü sosyal medya üze­rinden oyun oynamak, video izlemek, müzik dinlemek ve mesajlaşmak mümkündür. Bu ve buna benzer aktiviteler sosyal medyaya bağımlılığı tetikleyen temel etmenler arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>5.4. Sosyal Medya Bağımlılığının Tedavisine Yönelik Tek­nikler</strong></p>
<p>Sorunlu internet kullanımının bir uzantısı olarak meydana gelen sosyal medya bağımlılığının tedavi edilmesi şarttır. Kaygı bozuklukları, depresyon ve psikolojik sorunları beraberinde getiren sosyal medya bağımlılığının tedavisi esnasında farklı yöntemler kullanılabilmektedir. Bu yöntemler aracılığıyla ba­ğımlılık düzeyini alt seviyelere çekebilmek mümkündür: (Arı- soy, 2009: 61)</p>
<ul>
<li>İnternet kullanımını ters saatlere kaydırmak: Sosyal medya bağımlısı düzenli bir şekilde erişim sağladığı za­man dilimleri dışında sosyal ağlarda vakit geçirirse inter­netin etki düzeyi minimum düzeye indirgenebilmektedir.</li>
<li>Sosyal paylaşım ağlarına erişimle ilgili hedefler belirle­mek: Bağımlıların bir anda sosyal paylaşım ağlarından uzak kalması mümkün değildir. Bu nedenle zaman dilim­lerinin planlı bir şekilde azaltılması sosyal medya bağımlısının tedavisinde kullanılacak bir başka önemli yöntem­dir.</li>
<li>Dış durdurucular kullanmak: Birey saat ya da herhangi bir alarm kullanarak internette geçirdiği zaman dilimini kontrol altına alabilmektedir. Alarm erişim süresinin dol­duğunu bireye hatırlatacaktır.</li>
<li>Hatırlatıcı kartlar kullanmak: Bağımlı internette geçirdiği uzun zaman diliminin doğurabileceği zararlı sonuçları sü­rekli yanında taşıyabileceği küçük kartlara yazdığı takdir­de sosyal ağlara erişim süresi kontrol altında tutulabil­mektedir.</li>
<li>İnternet kullanım amaçlarını sınırlandırmak: Bağımlı hemen hemen her işini (fatura ödeme, mal-hizmet satın alma, film izleme, müzik dinleme) internet üzerinden gerçekleştirmek istiyorsa bu durumun mutlaka sınırlandı­rılması gerekmektedir.</li>
<li>Kişisel ajanda ya da not defteri sahibi olmak: İnternette işi olan bağımlı işi bittikten sonra doğrudan sosyal payla­şım ağlarına erişim sağlayabilmektedir. Bu durumun ol­maması adına kişisel ajanda ya da not defterine yapılacak işlemler eklenerek planlanan zaman diliminde bu işlem­ler sırasıyla gerçekleştirilebilmektedir.</li>
<li>Destek / terapi gruplarına katılmak: İleri düzeyde sosyal medya bağımlısı olan ve kendini yalnız hisseden bireyler destek / terapi gruplarına katılarak hem yalnızlıktan hem de bağımlılık sorunlarından kurtulabilmektedir.</li>
<li>Aile desteği: Sosyal medya bağımlısı bireyin ailesi bu ko­nu hakkında bilgi sahibi olmalı ve bireyi internet orta­mından uzak tutabilmek adına çaba sarf etmelidir.</li>
</ul>
<p>Türkiye&#8217;de de sorunlu internet kullanımının önlenebilmesi adına önemli adımlar atılmaktadır. Bu adımlardan en önemlisi Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalık­ları E.A. Hastanesi (BRSHH) bünyesinde faaliyet gösteren İnternet Bağımlığı Polikliniğindir. Bağımlılığın üst düzeylere ulaştığı durumlarda başvurulan sosyal medya ve çevrimiçi sohbet ba­ğımlılarından, internet üzerinden alışveriş meraklılarına, cinsel içerikli site tutkunlarından, saatlerce bilgisayar oyunu oynayan­lara, kadar yetişkin, kadın / erkek, ergen, çocuk birçok kişiye uzmanlar tarafından farklı tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.</p>
<p>Bu sayede bağımlıların sosyal medyadan uzak kalması ve psiko­lojik açıdan rahatlatılması hedeflenmektedir. (http://www. ntvmsnbc.com /id/25301927/, 04.09.2013)</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Yeni medya çağına girişle birlikte etkileşimli web teknoloji­leri önem kazanmaya başlamış ve global ağ olarak bilinen in­ternet hayatın her alanına girmiştir. Birçok çevrimiçi işlemin yapılmasına imkân veren internet sosyal paylaşım ağlarının gelişim göstermesiyle birlikte daha popüler bir hale gelmiştir. İletişim, veri ve bilgi paylaşımına imkân veren sosyal paylaşım ağları sunduğu cazip imkânlar nedeniyle her yaştan her kesimi etkilemekte; bireyleri sanal dünyaya bağımlı bir hale getirmek­tedir. Bireylerin sürekli Facebook, Twitter, MySpace, Google+, Pinterest&#8230; v.b. gibi sosyal paylaşım ağlarında bulunmak iste­meleri ve bu ağlara yoğun ilgi göstermeleri sosyal medya ba­ğımlılığı olarak ifade edilmektedir.</p>
<p>Sosyal medya bağımlılığı daha çok gençleri etkisi altına al­maktadır. Ekonomik problemler, psikolojik sorunlar ve fiziksel eksiklikler bireylerin reel dünyadan kaçarak sanal dünyaya sığınmalarına neden olmaktadır. Ancak bu durum sosyal ilişki­lerin bozulmasına neden olmakta ve bireyleri pasifize etmek­tedir. Ailelerin sosyal medya konusunda bilgi sahibi olmaması ve çocuklarını bilinçli bir şekilde yönlendirememesi sosyal medya bağımlılığını tetlkleyen başlıca nedenler arasında yer almaktadır. Sosyal medya bağımlılığı, sosyal paylaşım ağlarında kontrolsüz bir şekilde vakit geçirme ve erişimi önleyememe olarak ifade edilse de bu soruna yönelik kesin bir tanı konul­mamıştır. Dolayısıyla bir kişiyi sosyal medya bağımlısı olarak nitelendirmek oldukça güçtür. Sosyal medya bağımlısı olan birey gerçek ve sanal ayrımını kaybederek toplumsal hayattan kopuş noktasına gelmektedir.</p>
<p>Görüldüğü gibi keskin hatlarla sınırları çizilmeyen sosyal medya bağımlılığı günümüzde sıkça karşılaşılan psikolojik bir sorun olarak nitelendirilmektedir. Dünya genelinde yapılan çalışmalar bu tezi destekler niteliktedir. Sosyal medya bağımlı­lığının önüne geçilmesine yönelik farklı tedavi yöntemleri geliş­tirilmiştir. Ancak sosyal medyaya yönelik bilincin baştan kazan­dırılması şarttır. Bu noktada medya, eğitim ve sağlık kurumlan bir arada hareket etmeli ve halk bilinçlendirilmelidir. Yerel yö­netimler tarafından düzenlenecek eğitici seminer ve program­ların da sosyal medya bağımlığının önlemesine yönelik önemli katkı sağlayacağını söylemek mümkündür.</p>
<p><strong>Yazan</strong>:Yrd.Doç.Dr.Ali Murat Kınık</p>
<p><strong>Kaynak:</strong>Sosyal Medya Araştırmaları 1,Çizgi Yayınları(2013),syf:86-98</p>
<p>Editörler:Doç.Dr.Ali Büyükaslan &#8211; Yrd.Doç.Dr.Ali Murat Kınık</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sosyal-medya-bagimliligi/">Sosyal Medya Bağımlılığı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sosyal-medya-bagimliligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
