<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sırat | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/sirat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 02 May 2020 17:02:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Sırat | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kitabu Kavaid’il-Akaid</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 12:08:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akaid/Kelami Bahisler]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmam el-Gazzâlî]]></category>
		<category><![CDATA[İrade]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Kelamı]]></category>
		<category><![CDATA[Şefaat]]></category>
		<category><![CDATA[Şehadet]]></category>
		<category><![CDATA[Fiiller]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat ve Kudret]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Azabı]]></category>
		<category><![CDATA[Kevser Havuzu]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Nekir ve Münker’in Sualleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe-i Kiram]]></category>
		<category><![CDATA[Sem’ ve Basar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24318</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ebû Hamid Muhammed el-Gazzâlî  BİRİNCİ BOLUM Ehli Sünnet’in İslâm’ın Şartlarından Olan Kelime-i Şehâdet Hakkındaki İnancı Yıratan, ölümden sonra tekrar hayat veren, dilediğini en güzel şekilde yapan, övülen, Arş’ıon sahibi olan, şiddetli gazabı bulunan, kullarının en seçkinlerini doğru yola ileten ve onlara bu yolda sebat veren; kendilerine Tevhid inancını nasip ettiği bu kullarına, inançlarını şüphe [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/">Kitabu Kavaid’il-Akaid</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 40px;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24328 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/4-2833-300x168.jpg" alt="" width="380" height="213" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/4-2833-300x168.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/4-2833.jpg 500w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Ebû Hamid Muhammed el-Gazzâlî </em></p>
<p><strong>BİRİNCİ BOLUM</strong></p>
<p><strong>Ehli Sünnet’in İslâm’ın Şartlarından Olan </strong><strong>Kelime-i Şehâdet </strong><strong>Hakkındaki İnancı</strong></p>
<p>Yıratan, ölümden sonra tekrar hayat veren, dilediğini en güzel şekilde yapan, övülen, Arş’ıon sahibi olan, şiddetli gazabı bulunan, kullarının en seçkinlerini doğru yola ileten ve onlara bu yolda sebat veren; kendilerine <em>Tevhid</em> inancını nasip ettiği bu kullarına, inançlarını şüphe ve tereddütlerden korumak suretiyle nimet ihsan eden, onları seçkin kulu ve rasûlü Muhammed i Mustafa’nın (sav) yolunda yürümeye muvaffak kılıp kendilerine onun şerefli  ashabının izinden gitmeyi lütfeden, zâtında ve fiillerinde kullarına sıfatların, ancak can kulağıyla dinleyenlerin anlayabileceği en iyileriyle tecelli eden; zâtında bir, ortaksız ve benzersiz olup, bütün mahlûkâtın her çeşit ihtiyaçlarını verdiğini, zıddı olmayan biricik zat ve eşi bulunmayan bir varlık, evveli olmayan bir Vâhid, sonu bulunmayan ve varlığı, ebediyyen devam eden nihayetsiz t bir Kayyûm, kesintisiz bir varlık, ezel ve ebedde celâl sıfatlarıyla mut-tasıf ve zamanın aşımıyla sonuçlanmayan bir zat olduğunu kullarına bildiren Allah(cc)’a hamd ü senâlar olsun!</p>
<p>Zamanın akıp gitmesiyle Allah (cc) zeval bulmaz!</p>
<p><em>O, (herşeyden önce mevcut olan) Evveldir, (herşey helâk olduktan sonra ge­riye kalacak) Âhir’dir. (O’nun varlığı sayısız delillerle) Zâhir’dir. (Akılların idrâk edemeyeceği zâtı ise) Bâtındır. O herşeyi bilendir. (Hadîd/3)</em></p>
<p><strong>Tenzih</strong></p>
<p>Allah (cc) suretlenmiş bir cisim olmadığı gibi takdir ve tahdid edilmiş bir cevher de değildir. O ne takdirde ve ne de taksimde hiçbir cisme benzemez. Cevher olmadığı gibi, cevherlerin merkezi de değildir. Âraz olmadığı gibi arazların bulunacağı yer de değildir. O hiçbir mevcuda, hiçbir mevcud da Ona benzemez.</p>
<p>O, <em>göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi cinsinizden eşler kılmıştır. Davarlardan da çiftler&#8230; Sizi bu tarzda yaratıp üretiyor. Onun benzeri yoktur.</em></p>
<p>O, <em>Semidir (bütün söylenenleri işitir), Basîr’dir (bütün yapılanları görür). </em><em>(Şûrâ/11)</em></p>
<p>Hiçbir şey O’nun benzeri olamaz. O da hiçbir şeyin benzeri değildir. Hiç­bir şey O’nu sınırlandırmaz ve kıt’alar kapsamaz. Cihetleri yoktur. Yer ve gök­ler O’nu istiab etmez. O, söylediği veçhile ‘istiva etmek’ten hangi mânâyı kas­tetmişse o mânâ ile arş’ın üzerine istivâ etmiştir. O, arş ile temas etmek, onun üzerine yerleşmek, oraya vâkî olmak ve başka yere intikal etmek gibi sonradan yaratılanların vasıflarından münezzeh ve uzaktır. Zira arş, yaratılmış olmak hasebiyle O’nun azametini taşıyamaz. Aksine arşı da, arşı taşıyan melekleri de kudretinin lûtfuyla O taşımaktadır. Bütün bunlar O’nun kudret elinde bulun­maktadır, O, arşın, göğün en üst noktasından tâ yerin en alt tabakasına kadar herşeyin üstündedir. Fakat bu durum onu yerden ve yerin en alt tabakasından uzaklaştırmadığı gibi, arşa ve göklere de yaklaştırmaz. Bu üstünlüğün yakınlık ve uzaklık açısından her hangi bir tesiri yoktur. O’nun derecesi hem arştan ve göklerin en üst noktasından ve hem de yerden ve yerin en alt tabakasından daha yücedir. Buna rağmen O, her varlığın yakınındadır; kullarına da şah da­marından daha yakındır.</p>
<p><em>O, herşeye (bütün yaptıklarınıza) sahicidir. (Sebe/47)</em></p>
<p>Onun yakınlığı cisimlerin yakınlığına benzemez. Nitekim zâtı da cisimle­rin kendilerine benzemez. O, hiçbir zarfa girmediği gibi hiçbir şeye de zarf olamaz. O, zaman hududlarının dışında olduğu gibi mekân kapsamının da dı­şındadır. O, zaman ve mekânı yaratmazdan evvel ne idiyse, şimdi de aynı şey­dir. O, sıfatlarıyla da yarattıklarından ayrılır. Zâtı, kendisinden başkası olmadı­ğı gibi, başkasında da olamaz. O, tağyir ve tebdilden münezzehtir-. Sonradan meydana gelenler O’nda yer alamazlar. O’nda arız şeyler de yoktur. O, celâl sı­fatlarıyla daimî bir şekilde zeval, ve yokluktan münezzehtir. O, kâmil sıfat­larında daha gelişip kemâle ermekten müstağnidir. (O’nun sıfatları zâtına ya­raşacak derecede kemâlin zirvesindedir. Eksiklik yoktur ki sonradan gideril­sin&#8230;) O’nun varlığı akılla bilindiği gibi, zâtı da lûtfu gereği ve nimetini ta­mamlamak üzere <em>Dâr’ul Karar</em> olan cennette ebrâra (iyilere) görünecektir.</p>
<p><strong>Hayat ve Kudret</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc) diridir, <em>Kadir&#8217;</em>dir, <em>Cebbar&#8217;</em>dır, <em>Kahhâr&#8217;</em>dır. O’nun hiçbir ku­suru, aczi olamaz. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Fânilik ve ölüm O’nun hakkında mevzu bahis değildir. O, mülkün, melekûtun, izzet ve ceberûtun sâbibidir. Hâkimiyet, güç, yaratmak ve emretmek yalnızca O’na aittir. Kıyâmet- te gökler, O’nun sağında, dürülü olarak duracaktır. Bütün yaratıklar O’nun emri altında ve kudret elinde bulunmaktadır. Bütün varlıkları O var etmiştir ve onların yaptıklarını da kendisi yaratmıştır. Rızık ve ecelleri takdir eden O’dur. Takdir olunanlar ve emirlerin evrilip çevrilmesi kudreti dahilindedir. Takdir buyurdukları saymakla bitmez ve malûmatının (ilminin) de nihayet ve sınırı yoktur.</p>
<p><strong>İlim</strong></p>
<p>O, herşeyi bilen; ilmi, yerlerin en alt kısmıyla göklerin en üst noktası ara­sında cereyan eden hâdiseleri kapsayan, zerreciklerin dahi ilmi hâricinde kala­madığı bir âlimdir. O, zifiri karanlıkta kapkara bir taş üzerinde yürüyen sim­siyah bir karıncayı ve onun ayak izlerini dahi bilir. Atmosferdeki zerreciklerin hareketlerim, tüm sırları ve en gizli şeyleri bilir. Kalplerin düşüncelerine, ha­tıraların kıpırdanışına, sırların gizliliğine vakıftır. Bütün bunları kadîm ve eze­lî ilmiyle bilmektedir. Bu ilini asla değişmeyecek, hiçbir zaman kaybolmaya­cak bir ilimledir. Zâtında sonradan var olup da bir zamânâ kadar devam ede­cek bir ilim değildir.</p>
<p><strong>İrade</strong></p>
<p>Allah.Teâlâ (cc) bütün kâinatın varlığını irade ve bütün hâdiseleri düzen­leyen ve idare eden bir zattır. Kâinatta az veya çok, küçük veya büyük, hayır veya şer, menfaat veya zarar, iman veya küfür, irfan veya cehalet, zafer veya ye­nilgi, fazlalık veya noksanlık, itaat veya isyan, görünür-görünmez her ne cere­yan ediyorsa mutlaka O’nun kaza, kader, hikmet ve isteğinin hududları dâhi- lindedir. Bu bakımdan O’nun diledikleri olur; dilemedikleri olmaz. Hiçbir bakış ya da hiçbir düşünüş O’nun dilemesinin dışında değildir. O yoktan var edici, yok olduktan sonra tekrar iade edici ve isteğini en kuvvetli bir şekilde de emrinin önünde hiçbir engelin duramadığı ve hiçbir kuvvetin, kaza ve kade­rini reddetmediği Allah (cc)’tır.</p>
<p>Eğer O’nun tevfık ve rahmeti olmasa, hiçbir kul isyandan kaçamaz. Yine O’nun dileme ve iradesi olmasa hiçbir kul itaata güç yetiremez. Eğer tüm in­sanlar, cinler, melek ve şeytanlar bir araya gelip de kâinattaki bir zerreciği ye­rinden oynatmak veya hareketine mâni olmak isteseler, O’nun irade ve dile­mesi olmadan bu hususta kesinlikle âciz kalacaklardır.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc)’nın iradesi, diğer sıfatları gibi zâtı ile kaimdir. O, daima bu sıfatlarla muttasıfdır. Olacak olan herşeyin kendisi için belirlenen zamanda ol­masını ezelde irâde buyurmuştur. Böylece herşey bu ezelî irâde doğrultusun­da ne bir saniye önce ve ne de bir saniye sonra olmamak şartıyla kendileri için belirlenmiş zamanlarda gerçekleşir. Varlığında irade dışı bir değişme, bir bo­zulma olamaz. Bütün bunları yaparken de Allah Teâlâ (cc) için düşünme ve zaman harcama sözkonusu değildir. İşte bu sırra binaen hiçbir durum Allah (cc)’ı meşgul edip başka şeylerden gafil kılamaz.</p>
<p><strong>Sem’ ve Basar (Duyma ve Görme)</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc), <em>Semt</em> ve <em>Basîr</em> dir (işitir ve görür). İşitilmek durumunda olan nesneler, ne kadar gizli olursa olsunlar O’nun işitme sıfatından hariç ka­lamaz. Aynı şekilde, görülmek durumunda olan şeyler de ne kadar ince olur­larsa olsunlar, görme sıfatından hariç olamaz. Uzaklık, işitmesini engelleyemediği gibi, karanlık da görmesine mâni olamaz. O, göz bebeği ve göz kapak­lan olmaksızın gördüğü gibi, kulak kepçesi ve kulak zarı olmaksızın da işitir. Nitekim kalp ve dimağsız bilir, âzasız çalışır ve aletsiz yaratır. Çünkü O’nun ne zâtı ve ne de sıfatları yarattıklarının zât ve sıfatlarına benzemez.</p>
<p><strong>Kelâm</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc) konuşur ve bununla emreder, nehyeder, vaat ve tehditler­de bulunur. Ancak O’nun konuşması zâtı ile kaim, kadîm ve ezelî olup yara­tıkların konuşmasına benzemez. Bu bakımdan O’nun konuşması hava titreşimlerinden veya cisimlerin çarpışmasından meydana gelen ses ile ol­madığı gibi dudakların kapanmasıyla veya dilin hareket etmesiyle meydana ge­len harflerle de değildir. <em>Kur’an, Tevrat, İncil</em> ve <em>Zebur,</em> Peygamberlerine gön­derdiği semavî kitaplardır.<sup>1</sup></p>
<p>Kur’an, dille okunur, mushaflarda yazılır ve kalplerde korunur. Fakat bu­nunla beRaber kadîmdir; Allah (cc)’ın zâtıyla kaimdir. Kalplere ve sayfalara nakledilmesi onu Allah (cc)’ın zâtından ayırmaz ve böyle bir ayırımı da kabul etmez.</p>
<p>Hz. Musa (as), Allah (cc)’ın kelâmını sessiz ve harfsiz olarak dinledi. Ni­tekim, iyiler (ebrâr) de O’nun zâtını âhirette cevhersiz ve araçsız olarak göre­cektir. İşte bütün bu sıfatlarda muttasıf olan Allah (cc) diridir, âlimdir, kudret ve irâde sahibidir O işitir, görür ve konuşur. Fakat diriliği, kudreti, ilmi, irade-</p>
<p><strong>Fiiller</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc)’dan başka ne varsa, cümlesi O’nun fiiliyle meydana gel­miştir ve adâletinden feyizlenmiştir, O varlıkları en güzel ve en gelişmiş şekil­de var etmiştir. Allah Teâlâ (cc) fiillerinde hikmet sahibidir. Kaza ve kaderle­rinde âdildir. O’nun adâleti, kullarının adâletiyle kıyas edilemez.’. Çünkü kul, başkasının mülkünde tasarruf ettiği zaman, kendisinden zulüm sâdır olur. Bu­na göre Allah (cc)’tan zulmün sudûru tasavvur olunamaz. Çünkü Allah Teâlâ (cc) başkasının mülkünde tasarruf etmez ki, bu zulüm olsun. Allah (cc)’tan başka, insan, cin, melek, şeytan, gök, arz, hayvan, bitki, cansız şeyler, cevher, âraz, bilinen ve görünen her ne varsa hepsi, sonradan, Allah (cc)’ın kudretiy­le yaratılmıştır. Bütün bunlar yoktan var edilmiştir.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) ezel’de tek başına idi ve kendisinden başka hiçbir varlık yoktu. Bundan sonra kudretini göstermek ve geçmiş iradesini uygulama saha­sına çıkarmak için mahlûkatı yarattı. Bunları muhtaç olduğu için değil, ezelî iradesinin tahakkuku için yaratmıştı. Yaratmak ve icad etmekle mükellef ol­mak, O’nun için vâcib ve zarurî bir vazife telâkki edilemez. O bunları ancak fazilet ve insanıyla yapmıştır. Nimet vermek ve ıslah etmek de onun için za­ruri ve yapılması gereken bir vazife değildir. Bu bir lûlf-u İlâhîdir. Bu bakım­dan fazilet, ihsan, nimet ve minnet O’na aittir. Çünkü O, kullarının üzerine çeşit çeşit azaplar göndermeye ve onları birçok elemlere ve hastalıklara müp­telâ etmeye kadirdir. Eğer böyle yapacak olsa bu çirkin bir fiil ve zulüm değil, aksine adâletin tâ kendisi olurdu.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) mü’min kullarının ibâdet ve tâatlarını lütuf ve keremiyle mükafatlandırır. Yoksa bu, Allah (cc) için zorunlu ve zaruri bir vazife değildir. Çünkü hiçbir kimsenin ve hiçbir varlığın Allah (cc)’a herhangi bir ödevi yük­letmesi düşünülemez. Allah (cc)’tan herhangi bir zulmün sudûr etmesi tasav­vur olunamadığı gibi, herhangi bir varlığın Allah (cc) üzerinde bir hakkının bulunması da vacip olamaz. Tâat ve ibâdetlerde kulları üzerindeki hakkı sade­ce akıl yoluyla değil Peygamberlerinin bildirmesiyle de vacip olmuştur. Allah Teâlâ (cc) Peygamberler gönderdi ve onların doğruluklarını apaçık mucizeler­le tey’id ve takviye etti. Onlar da Allah (cc)’ın emrini, yasağını, va’dini ve vaî- dini halka tebliğ buyurdular. Böylece halka da getirmiş oldukları İlâhî hüküm­lerde Peygamberleri doğrulamak ve tasdik etmek vazifesi düştü.</p>
<p><strong>Şehâdet’in İkinci Kelimesinin Anlamı</strong></p>
<p>Peygamberin Peygamberliğini tasdik edip buna şahidlik etmektir. Allah Teâlâ (cc) mektep ve medrese görmeyen Peygamberi Hz. Muhammed’i (sav), Kureyş kabilesinde görevlendirdi. Onu Arap, Acem, cin ve insanların tamamı­na gönderdi. Onun şeriatıyla -bu şeriat tarafından kabul olunan kısımları hâ­riç- daha önceki tüm şeriatları yürürlükten kaldırdı. Onu, bütün Peygamber­lerden üstün kılarak insanlığın efendisi yaptı.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) kendisinden başka mâbud olmadığına inanmaktan ibaret bulunan imanın ancak ‘Muhammed, Allah’ın Rasûlu’dür’ şehâdetiyle kemâle erebileceğine hükmetmiştir. O bütün insanları, Peygamberleri Hz. Muham­med (sav)’in gerek dünya ve gerekse de âhiret konusunda getirmiş olduğu şey­lerin hepsini tasdikle mecbur tutmuştur. Diğer taraftan Hz. Muhammed (sav)’in ölümden sonraki hayata dair söylediklerini kabul etmeyen hiçbir ku­lun imanının kabul olunmayacağını da ilân etmiştir.</p>
<p><strong>Nekir ve Münker’in Sualleri</strong></p>
<p>Ölümden sonraki hâdiselerin birincisi <em>Nekir ve Münker’in</em> kabirdeki sual­leridir. <em>Nekir</em> ve <em>Münker,</em> korkutucu ve heybetli iki melektir. Bu iki melek; ku­lu, ruh ve cesetle birlikte kabirde oturturlar. Sonrada ona <em>Tevhid</em> ve <em>Risalet’i</em> sorarak ‘Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir?’ derler.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[2]</sup></a></p>
<p>Bu iki melek, kabrin mihenk taşıdır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[3]</sup></a> Onların sualleri ölümden sonraki, ilk fitne ve denemedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[4]</sup></a></p>
<p><strong>Kabir Azâbı</strong></p>
<p>İmanın kabul olunması için kabir azâbına da inanmak gerekir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[5]</sup></a> Kabir azâbı haktır. Hem cisme ve hem de ruha uygulanacak ve Allah (cc)’ın dilediği bir zamana kadar sürecek olan bu azap adâletin tâ kendisidir.</p>
<p><strong>Mizan</strong></p>
<p>Bu terazi, büyüklük bakımından göklerin ve yer küresinin büyüklüğüne eşittir. Onunla (Allah (cc)’ın kudretiyle) ameller tartılır. Bu terazinin gramla­rı, zerreler ve hardal taneleridir. Gramların bu kadar küçük olması, adâletin tam tecelli etmesi içindir. İyilik sayfaları bir hasene şeklinde nûr kefesine ko­nur ve mizan Allah (cc)’m faziletiyle ve O’nun nezdindeki derecelerine göre ağırlaşır. Günah sayfaları ise bir günah suretinde zulmet (karanlıklar) kefesine konur ve böylece mizan Allah (cc)’ın adâleti hükmünce bunlarla hafifleşir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[6]</sup></a></p>
<p><strong>Sırat</strong></p>
<p>Sırat, cehennem üzerine kurulmuş, kılıçtan keskin ve kıldan ince bir köp­rüdür. Allah (cc)’ın hükmüyle, kâfirler, bu köprü üzerinden kayarak cehenne­min dibini boylayacaklardır. Yme Allah (cc)’m fazlıyla mü’minlerin ayaklan bu köprü üzerinde sabitleşir ve böylece karar evi (Dâr’ul-Karâr) olan cennete varılır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[7]</sup></a></p>
<p><strong>Kevser Havuzu</strong></p>
<p>Sıratı geçen mü’minler cennete girmezden önce Hz. Muhammed’in (sav) kevser havuzundan kana kana su içerler, Bu öyle bir içiştir ki, artık bir daha su­samazlar. Bu havuzun eni, bir aylık mesafedir. Suyu, sütten daha beyaz, bal­dan da daha tatlıdır. Kenarında, gökteki yıldızlar adedince bardak vardır. Ha­vuza açılan iki oluktan devamlı olarak kevser suyu akmaktadır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[8]</sup></a></p>
<p><strong>Hesap</strong></p>
<p>Mahlûkâtın hesabı çeşitli durumlar arzetmektedir: Kiminin hesabı şiddet­li ve münakaşalıdır. Kimilerine de hesapta müsamaha gösterilir. Bazılan ise hesaba çekilmeksizin cennete girer ki, bunlar mukarrebîndir. Bu bakımdan Allah Teâlâ (cc), dilediği Peygambere ‘Peygamberlik vazifeni yerine getirdin mi?’ ve dilediği kafire de ‘Sen Peygamberleri yalanladın mı?’ diye sual sorabilir. Fakat herkesi sorguya çekmeye mecbur değildir. Sualsiz cennete ya da ce­henneme gönderebilir. Sünnet’ten ayrılan bid’atçılardan bu konuda sual sor­duğu gibi, Müslümanları da amellerinden dolayı sorguya tâbi tutar.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[9]</sup></a></p>
<p><strong>Tevhid Ehli’nin Cehennemden Çıkması</strong></p>
<p>Tevhid ehlinin ceza gördükten sonra ateşten çıkacağına iman etmek gere­kir. Allah (cc)’m fazlı ile hiçbir muvahhit (Allah (cc)’m birliğine inanan hiçbir kimse) cehennemde ebedî kalmayacaktır. Müslümanm bu inanca sahip olma­sı gerekir.’<sup>0</sup></p>
<p><strong>Şefaat</strong></p>
<p>Peygamberlerin, sonra âlimlerin, onlardan sonra da şehidlerin ve Allah (cc) nezdindeki derecelerime göre sair müzminlerin şefaatına inanmak gere- kir. Şefaatçisi bulunmayan mü’minler de, Allah (cc)’ın fazlıyla ateşte ebedî olarak kalmayacak, sonunda çıkartılacaklardır. Kalbinde zerre miktarı iman bulunan herkes, cehennemden mutlaka çıkartılacaktır.”</p>
<p>Sahabe-ı kiramın faziletine inanmak, tertiplerini bilmek, yani Peygamber­lerden sonra insanların en faziletlisinin Hz. Ebubekir (ra), ondan sonra Hz Ömer (ra), sonra Hz. Osman (ra) ve ondan sonra da Hz. Ali (ra) olduğuna inanmak gerekir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[10]</sup></a><sup> <a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[11]</a> <a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[12]</a></sup></p>
<p><strong>Sahabe-i Kiram Hakkında Hüsn-û Zan Gerekir</strong></p>
<p>Bu inançların hepsi hakkında hadisler vardır. Bütün bunlara inanıp bağla­nan bir kimse, hak ehlinden ve sünnet cemaatinden olur; dalâlet ve bid’at fır­kalarından ayrılır. Îlahî rahmetine sığınarak Allah Teâlâ (cc)’dan bizlere ve bü­tün Müslümanlara yakînin kemâlini ve elinde güzel sebat vermesini isteriz. Çünkü O merhametlilerin en merhametlisidir.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) İlâhî rahmetini sevgili Peygamberi Muhammed Mustafa (sav) ya ve her seçtiği kuluna inzal buyursun. Amin!</p>
<p>İmam el-Gazzali &#8211; İhyau Ulumuddin,c.1,syf.301,308</p>
<p>Terc:Ali Arslan</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1.Burada tahrif edilmezden önceki <em>Tevrat, İncil</em> ve <em>Zebur</em> Sözkonusu olan, günümüzdeki muharref <em>Tevrat, İncil</em> ve <em>Zebur</em> değildir. si, işitmesi, görmesi ve konuşması sadece (Mu’tezile’nin inandığı gibi) zâtı ile değildir. (Aksine bu sıfatlar zâtın gayrisi ve ondan ayrılmaz birer hakikattir.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[2]</a>   Tîrmizî, İbn Hibban, (Ebu Hüreyre’den); Tirmizî sahih olduğunu söylemiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[3]</a>   Ahmed b. Hanbel, İbn Hibban, (Abdullah b. Amr’dan)</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[4]</a>   Irakî bu hadîse rastlamadığını söylemiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[5]</a>   Buhârî, Müslim, (Hz. Âişe’den)</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[6]</a>  Beyhakî, (Hz. Ömer’den)</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[7]</a>  Buharî ve Müslim, (Ebu Hüreyre’den)</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[8]</a>  Müslim, (Enes’ten)</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[9]</a>  Beyhakî, el-Ba’s, (Hz. Ömer’den)</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[10]</a>  Buharî ve Müslim, (Ebu Hüreyre’den)</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[11]</a>  İbn Mâce, (Hz. Osman (ra)’dan)</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[12]</a>  İbn Mâce, (Hz. Ömer’den); Ebu Dâvud ve Taberânî</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/">Kitabu Kavaid’il-Akaid</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 May 2016 20:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kabir/Ahiret/Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[Havuz ve Organların Şahitliği]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap]]></category>
		<category><![CDATA[Kitapların Okunması]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf Şerhi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Şerîf Cürcânî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11091</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dinin bildirdiği sırat, mizan, hesap, kitapların okunması, havuz ve organların şahitliği, bütün bunlar, ümmetin çoğunluğuna göre tevilsiz gerçektir. Bunları ispat ederken dayanağımız kendiliklerinde mümkün olmala­rıdır. Çünkü bunların gerçekleştiğini varsaymak, zâtı gereği herhangi bir imkânsızlığı gerektirmez. Yanı sıra doğru sözlü Peygamber (s.a.) bunları haber vermiştir. Muhalifler çıkmadan önce Müslümanlar bu hususta icma etmişti. Kur’ân da bunları [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/">Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/indir-8-11/" rel="attachment wp-att-11095"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-11095" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/indir-8.jpg" alt="Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği" width="263" height="337" /></a></p>
<p>Dinin bildirdiği sırat, mizan, hesap, kitapların okunması, havuz ve organların şahitliği, bütün bunlar, ümmetin çoğunluğuna göre tevilsiz gerçektir. Bunları ispat ederken dayanağımız kendiliklerinde mümkün olmala­rıdır. Çünkü bunların gerçekleştiğini varsaymak, zâtı gereği herhangi bir imkânsızlığı gerektirmez. Yanı sıra doğru sözlü Peygamber (s.a.) bunları haber vermiştir. Muhalifler çıkmadan önce Müslümanlar bu hususta icma etmişti. Kur’ân da bunları dile getirmiştir. Mesela şu âyetler: “Onları cehennem yoluna götürün ve durdurun; sorguya çekileceklerdir”(Saffat,24), “O gün tartı haktır”(Araf,8), &#8220;Kıyamet günü adalet terazilerini kurarız”(Enbiya,47) âyetleriy­le sırat ve mizan sabit olmuştur. Hatta hesaba yakın sorgu da sabit olmuştur. &#8220;Kolay bir hesaba çekilecek”(İnşikak,48) Ayrıca kıyamet gününe hesap günü adı verildiğinde icma vardır. Bu icma, hesabın varlığına delalet eden âyeti destek­ler. &#8220;Kitabı sağından verilenlere gelince”(Vakıa,8), &#8220;Kitabını oku”(İsra,14) âyetleriyle kitapların okunması sübut bulmuştur. &#8220;O gün onların dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına şahitlik eder”(Nur,24) âyetiyle organların şahitliği tahakkuk etmiştir. &#8220;Sana kevseri verdik”(Kevser,1) âyeti havuza delalet etmektedir.</p>
<p>Ayrıca Kur’ân’da dile getirilen hususlar Hz. Peygamber (s.a.) tarafından da ashaba söylenmiştir. Ashap &#8220;Seni mahşer günü nerede arayacağız&#8217; dediğinde Hz. Peygamber (s.a.) &#8220;sıratta” veya &#8220;mizanda” yahut “havuzda” demiştir. Hadis kitapları gerçekliğini iddia ettiğimiz bu hadislerle doludur, öyle ki ortak payda tevatür yoluyla gelmiştir ve insaflı bir kimsenin bu hususta şüphesi kalmaz.</p>
<p>Bil ki sırat cehennemin üstüne uzanmış bir köprüdür; mümin oku olmasın bütün insanlar bu köprüden geçecektir. Mu&#8217;tezile’nin çoğu sıratı inkar etmiştir. Ebû Ali el-Cübbai bu hususta mütereddit bir görüşe sahiptir, bazıları kabul etmiş ve bazen de reddetmiştir. Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf ve Bişr Mutemir sıratın varlığını kesinlemeden onu mümkün görmüştür. Sırat inkar edenler demiştir ki sözü edilen anlamda sıratı kabul edenler onu kıldan ince kılıçtan keskin şeklinde nitelemektedir. Nitekim hadiste de böyle denilmek­tedir. Böyle olduğu takdirde onun üstünden geçmek aklen mümkün değildir Üstünden geçmek mümkün olsa bile büyük bir zahmetle olur. Bunda ise müminlere azap söz konusudur. Oysa onlara kıyamet günü azap yoktur. Bu takdirde “Onları cehennem köprüsüne götürün”285 âyeti cehenneme giden yola götürün demektir.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Kâdir-i Muhtâr olan Allah müminlere geçişi mümkün ve kolay hale getirir. Öyle ki müminlere herhangi bir yorgunluluk ve bitkinlik ilişmez. Nitekim hadiste köprüden geçenlerin sıfatları hakkında şöyle denir: Onların kimisi bir anda yanıp sönen şimşek gibidir, kimisi esen rüzgar gibidir, kimisi koşu atları gibidir, kimisinin ayaklan geçer ama elleri asılı kalır, kimisi yüzüstü sürünür.</p>
<p><strong>Mizana gelince</strong> bütün Mu‘tezile bunu inkar etmiştir. Fakat kimile­ri mizanı aklen imkânsız görmüştür. Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf ve Bişr b. Mu‘temir gibi kimisi aklen mümkün görmüş ama sübutuna hükmetmemiştir. Bunlar şöyle demiştir: Kur’ân’da geçen tartı ve terazi gibi kelimeleri, gerçek tartı aracı olarak değil, adalet ve insafı gözetmek ve bunlarda hiçbir şekilde farklılık bulunmaması olarak yorumlamak gerekir. Çünkü ameller yok olmuş ve de tekrar var olması mümkün olmayan arazlardır. Tekrar var edilmeleri mümkün olsa tartılmaları mümkün değildir. Zira arazlar, hafiflik ve ağırlıkla nitelenmez aksine hafiflik ve ağırlık cevherlere özgüdür. Yine tartı, amellerin miktarını bilmek içindir. Ameller ise yüce Allah tarafından tartısız bilinmektedir. Dolayısıyla tartının herhangi bir faydası yoktur. Bu sebeple de çirkindir ve yüce Rab ondan münezzehtir.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Hadiste Hz. Peygamber’e (s.a.) ameller nasıl tartılacak di­ye sorulduğunda “amellerin yazıldığı şeyler ve sayfalar tartılacaktır&#8221; buyrulmuştur. Tartının gayesinden ve fayda bulunmayan şeydeki aklî çirkinlikten daha önce defalarca bahsetmiştik.</p>
<p><strong>Şöyle denemez:</strong> “Müminlerin çocuklarının tasdiki yoktur, dola­yısıyla onların mümin değil kafir olması gerekir. Oysa bu yanlıştır.” Çünkü biz şöyle diyoruz: Onlar hükmen tasdik etmektedirler. Zira dinden zorunlu olarak bilindiği üzere Hz. Peygamber (s.a.) ebeveynden birinin imanını ço­cukların imanı sayıyordu.</p>
<p>Küfür, her taifeye göre iman açıklamasının mukâbilidir. Nitekim bize göre de böyle olup yaptığımız iman açıklamasının mukâbilidir. iman Allah’ı bilmektir diyen, küfrün Allah’ı bilmemek olduğunu söyledi. Bunun<br />
yanlışlığı açıktır. Hâricîler ve bir kısım Mu‘tezile gibi iman taatlerdir diyen­ler küfrün masiyet olduğunu söyledi fakat bunlar ihtilaf ettiler. Hâricîler her masiyet küfürdür dedi. Biz bunu çürütmüştük. Mu‘tezile ise şöyle dedi: Masiyet- ler üç kısımdır. Bir kısmı, Allah’ı, O’nun birliğini, O’na mümkün olan ve olma­yan durumları bilmemek ile O’nun peygamberinin peygamberliğini bilmemektir. Buna örnek, mushafı pislik içine atmak, söz konusu cehalete delalet eden sözler söylemek, peygambere sövmek ve onu hafife almaktır. Bu küfürdür.</p>
<p>Bir kısmı da söz konusu cehalete delalet etmez ve iki kısma ayrılır. Birincisi, yapa­nın iki menzil arasındaki bir menzile yani küfür ve iman arasına çıktığı kısım­dır. Şöyle ki bu kimsenin nitelendiği diğer sâlih ameller nedeniyle küfrüne hükmedilmediği gibi tasdik etmediği vehmini uyandırdığı için imanına da hük­medilmez. Aksine onun fâsık olduğuna hükmedilir. Bu menzile çıkaran masiyetlere büyük günahlar adı verilir. Bunlar, kasten ve düşmanlıkla öldürmek, zina, şarap içmek vb.dir. Bu görüşü ileri süren ilk kimse Vasıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd’dir. İkincisi ise kişiyi söz konusu menzile çıkarmayan masi- yetlerdir. Buna örnek, avret mahallinin açılması ve sefihlik yapmaktır. Bunla­ra küçük günahlar adı verilir. Bunları işleyen kimse ne küfürle ne de fasıklıkla nitelenir, tersine imanla nitelenir. Bu maksatta söylediğimiz Haricîler ve Mutezile’nin görüşünü bir sonraki maksatta daha fazla açıklayacağız.</p>
<p>Mevâkıf Şerhi (3)<br />
Müellif:Seyyid Şerîf Cürcânî (Eş&#8217;ari)<br />
Çeviren:Ömer Türker<br />
Türkiye Yazma Eserler.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/">Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
