<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Şimdiki Zaman | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/simdiki-zaman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 18 Nov 2017 12:45:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Şimdiki Zaman | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İnsan&#8217;ın Bilmeye Muhtaç Olduğu Şeyler..</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insanin-bilmeye-muhtac-oldugu-seyler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insanin-bilmeye-muhtac-oldugu-seyler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 18:27:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Fahruddin Er-Râzi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan'ın Bilmeye Muhtaç Olduğu Şeyler..]]></category>
		<category><![CDATA[Şimdiki Zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Mazi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=14624</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bil ki insanın, bilmeye muhtaç olduğu şeyler üçtür, &#8216;in&#8217;sanlar da mazi (geçmiş), hal (şimdiki zaman) ve istikbâl (gelecek)tir. Birincisi: Mazi, insanın daha evvel mevcut olan varlığı bilip tanımasıdır. Daha evvel mevcut olan varlık, insanı yokluktan varlığa çıkaran Allah Teâlâ&#8217;dır. Bil ki Allah&#8217;ın zâtının hakikati, künhü, insan tarafından kesinlikle bilinemez, İnsan tayfından bilinebilecek olan ancak O&#8217;nun [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insanin-bilmeye-muhtac-oldugu-seyler/">İnsan’ın Bilmeye Muhtaç Olduğu Şeyler..</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/insanin-bilmeye-muhtac-oldugu-seyler/indir-1-92/" rel="attachment wp-att-14638"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-14638" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/indir-1.jpg" alt="" width="206" height="284" /></a></p>
<p>Bil ki insanın, bilmeye muhtaç olduğu şeyler üçtür, &#8216;in&#8217;sanlar da mazi (geçmiş), hal (şimdiki zaman) ve istikbâl (gelecek)tir.</p>
<p><strong>Birincisi: Mazi,</strong> insanın daha evvel mevcut olan varlığı bilip tanımasıdır. Daha evvel mevcut olan varlık, insanı yokluktan varlığa çıkaran Allah Teâlâ&#8217;dır. Bil ki Allah&#8217;ın zâtının hakikati, künhü, insan tarafından kesinlikle bilinemez, İnsan tayfından bilinebilecek olan ancak O&#8217;nun sıfatlarıdır. O&#8217;nun sıfatları da, celâl ve ikram sıfatları olarak ikiye ayrılır. Celâl sıfatları, selbî (olumsuz) sıfatlardır. Bunlar, &#8220;O cevher değildir, cisim değildir, şöyle değildir, böyle değildir&#8221; şeklindeki (olumsuz) sözlerimizdir. Selbî sıfatlar gerçekte kemâl sıfatı değildir. Çünkü bunlar, sırf yokluğu ifâde eder. Sırf yoklukta ise kemâl aranamaz.</p>
<p>O halde, &#8220;O&#8217;nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku&#8221; (Bakara, 255) ayeti, herşeyi kuşatan, devamlı olan ve değişmeden uzak olan bir ilme delâlet ettiği için, kemâli ifâde eder. Eğer bu olmasaydı, uyku tutmama işi asla bir kemâle delâlet etmiş olmazdı. Baksana ölüleri ve cansızları da ne uyku, ne uyuklama tutar. Hak Teâlâ&#8217;nın, &#8216;O doyuruyor, kendisi doyurulmuyor&#8221; {Enam, 14) ayeti Allah&#8217;ın celâlini, kemâlini ve kibriyasını ifâde eder. Çünkü &#8220;Kendisi doyurulmuyor&#8221; hükmü, zâtı gereği va&#8217;cibu&#8217;lvücûd olanın, yemeden, içmeden ve kendisi dışındaki herşeyden müstağni olduğunu ifâde eder.</p>
<p>Böylece kemâl, izzet ve yücelik sıfatlarının s&#8217;übûtî sıfatlar olduğu sabit olmuş olur. Kemal ve celâle delâlet eden sübûtî sıfatların en kıymetlileri, ilim ve kudret sıfatlarıdır. İşte Hak Teâlâ bu ayette, ta&#8217;zim ve medh-ü sena sadedinde kendisini bu iki sıfatla tavsif etmiştir. İlim sıfatı, ayetteki, &#8220;Göklerin ve yerin gaybı Allah&#8217;ındır&#8221; beyanından anlaşılmaktadır ki bu, &#8220;O&#8217;nun ilmi, külliyyâtın, cüz&#8217;iyyâtın, yok olanların, var olanların, hazırların ve gâiblerin hepsi hakkında geçerlidir &#8221; demektir. Bu lafzın, sonsuz kemâle delâlet ettiği hususundaki uzun izah, &#8220;Gaybın anahtarları O&#8217;nun yanındadır.,.&#8221;(En&#8217;am,59} ayetinin tefsirinde geçmişti. Kudret sıfatı da ayetteki, &#8220;Her iş, O&#8217;na döndürülür&#8221; buyruğundan anlaşılmıştır ki bu, &#8220;Herşeyin dönüp varacağı merci O&#8217;dur&#8221; demektir.</p>
<p>Herşeyin kaynağı ve başlangıcı O olduğu takdirde, ancak böyle olabilir. Bütün mümkinâtın başlangıcı ve bütün sonradan olma varlıkların, kâinatın ve kâinattaki herşeyin, kendisine varıp dayandığı zatın, varlık ile yokluğu, bilfiil, bilkuvve ve bittekmil erebilmesi,hakim olabilmesi için, kudretinin büyük, meşîetinin geçerli olması gerekir. Bu iki vasıf, mebde&#8217;in celâlini ve kibriyasını açıklamak için zikredilmiştir.</p>
<p><strong>İkincisi:</strong> İnsanın dünyada yaşadığı zaman içinde, kendisi için önemli olan şeyi bilip tanımasıdır. Bu da, nefsi, ruhanî bilgiler ve kutsî yüceliklerle kemâle erdirmektir ki, bu mertebenin bir başlangıcı ve bir neticesi vardır. Bu ikinci mertebenin başlangıcı, insanın maddî-manevî ibadetlerle meşgul olmasıdır.</p>
<p><em>Bedenî (maddî) ibâdetlere gelince:</em> Hareketle yapılanların en üstünü namazdır. Sükûnet haliyle ifâ edilenlerin en mükemmeli oruç ve iyilik şeklindeki ibadetlerin en faydalısı da sadakadır.</p>
<p><em>Manevî ibadetler,</em> Allah&#8217;ın gökler ve yer melekûtundaki sanat harikaları hususunda inceden inceye düşünmektir. Nitekim Cenâb-ı Allah, &#8220;Onlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünürler&#8221; (am imr«n, 191) buyurmuştur. Bu mertebenin neticesi, sebepler zincirinden geçip, müsebbibe (sebepleri yaratana) varıp dayanmak, bütün mümkin ve muhdes varlıklardan sarf-ı nazar edip, akıl gözünü celâl âleminin nuruna yöneltmek ve ruhu, kibriya âleminin ışıklarına garketmektir.</p>
<p>Bu dereceye ulaşan herkes, O&#8217;nun dışındaki herşeyin, O&#8217;nun kibriya sahasında, şaşkın olarak koştuğunu, O&#8217;nun isimlerinin yüceliğinin boşluğunda fânî ve helak olucu olduğunu görür. Velhasıl, Allah&#8217;a doğru yolculuğun derecelerinin ilki, Allah&#8217;a ibadettir, sonuncusu da Allah&#8217;a tevekküldür. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, &#8220;Öyle ise O&#8217;na ibadet et, O&#8217;na tevekkül et&#8221; buyurmuştur.</p>
<p><strong>Üçüncüsü:</strong> İnsanın bu maddî (dünyevî) hayatın sona ermesinden sonra halinin asıl olacağını ve yaptığı amellerin sa&#8217;îd veya şaki olmasında bir tesirinin bulunup olunmadığını bilmesidir. Cenâb-ı Hak, buna da,&#8221;Senin Rabbin yapmakta olduğunuz şeylerden gafil değildir&#8221; buyurarak işaret etmiştir ki, bundan murad şudur: &#8220;Allah, itaat edenlerin taatlarını boşa çıkarmaz, isyancı ve inkârcı kimselerin hallerini de ihmal etmez.&#8221;</p>
<p>Bu şöyle olur: Onlar mahşerde bir araya getirilir, çok önemsiz ve cüz&#8217;î şeylerden dolayı bile hesaba çekilirler, küçük büyük kusur hususunda kınanır, azarlanırlar. İşin sonunda bir kısmın cennete, bir kısmın cehenneme gitmesi neticesi hasıl olur.. Böylece bu ayetin, bütün ulivî ve kudsî gaye ve maksatlara, bunların ötesinde gideceği, hatıranın (zihnin) ulaşabileceği başka bir yer olmadığına tastamam şaret ettiği sabit olur. İnsanı, doğruya ileten Allah&#8217;tır.</p>
<p>Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/149-150-151</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insanin-bilmeye-muhtac-oldugu-seyler/">İnsan’ın Bilmeye Muhtaç Olduğu Şeyler..</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insanin-bilmeye-muhtac-oldugu-seyler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aptal Kutusu:Televizyon</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/aptal-kutusutelevizyon/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/aptal-kutusutelevizyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2015 23:42:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Aptal Kutusu:Televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[Şahin Uçar]]></category>
		<category><![CDATA[Şimdiki Zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Tv'nin Zararları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6105</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikalılar TV’ye ‘Aptal Kutusu’ derler: ne isabetli bir tesmiye! Hiç ihtiyacımız olmayan nesnelerin seyretmek zorunda kaldığımız reklamlarını, bitip tükenmek bilmeyenler spor yayınlarını, budalaca yarışma programlarını, ka­litesiz olduğu kadar da muzır filmleri, haber teşkil etmeyen haberleri düşününce hak vermemek mümkün değil! TV hal­ka hitap ediyor ve ekseriyetin arzusu böyle programlar’ ge­rekçesiyle, durmadan zırva neşreden bir alet&#8230; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/aptal-kutusutelevizyon/">Aptal Kutusu:Televizyon</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-11.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-6106" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-11.jpg" alt="Aptal Kutusu:Televizyon" width="299" height="314" /></a></p>
<p>Amerikalılar TV’ye ‘Aptal Kutusu’ derler: ne isabetli bir tesmiye! Hiç ihtiyacımız olmayan nesnelerin seyretmek zorunda kaldığımız reklamlarını, bitip tükenmek bilmeyenler spor yayınlarını, budalaca yarışma programlarını, ka­litesiz olduğu kadar da muzır filmleri, haber teşkil etmeyen haberleri düşününce hak vermemek mümkün değil! TV hal­ka hitap ediyor ve ekseriyetin arzusu böyle programlar’ ge­rekçesiyle, durmadan zırva neşreden bir alet&#8230; Fakat ‘Aptal Kutusu’ ismiyle müsemmâ olmasının asıl sebebi başkadır.</p>
<p>TV’nin başına geçip ömrünün büyükçe bir kısmını vakit öldürmekle israf eden milyonlarca insan var. Bu insanlar, pek sevmeyenler bile TV’deki her şeyi seyretmeye şartlandırılmış; birbirini takip edip duran resimleri seyredip oturuyorlar. Kitleleri hipnotize eden (ve Amerikalıların ‘mass-media’ de­dikleri aşağılık bir kitle kültürü imal eden) bu alet, insanları yaşadıkları “ân”a hapsolmaya şartlandırıyor. Böylece, çocuk­ gibi, sırf TV karşısında oturup hayatin mesuliyetlerinden kaçmaya, gördüğü her şeye inanmaya programlanan, robotlaşmış -bütün mesuliyet ve inisiyatifini budala kitleleri idare edenlere terk etmiş- iradesiz bir halk yığını için “kitle kültürü imal etmeye çalışıyoruz.</p>
<p>TV karşısında oturup, geçmiş ve geleceği unutup, “zur­nada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına kabilinden, sırf şimdi­ki zamanı yaşama temayülü, sadece bir kaçış değil; aynı zamanda, bir aptallaştırma prosesidir. Bu hususu izah edebilmek için beşeri idrakin üç nevine kısaca işaret etmek isterim.</p>
<p>Çocuklar ve iptidailer sırf “şimdiki zaman”da yaşarlar; halbuki idrakin üç nevi vardır: Tarihi, yani “geçmişe doğru bakış” (retrospection); ilmi, yani kanuniyetler ve sebep-netice rnünasebetlerini kavramak suretiyle hadiseleri önceden tah­min edebilme ve tasarruf edebilme imkanı vermesi hasebiyle, “geleceğe bakış (prospection); ve nihayet, şiiri (ruhi veya hadsi denilebilir) idrak ki sanatın usulüdür ve yaşadığımız hissi tecrübeye kıyasen hadisatı anlama gayreti olup, buna da “içebakış (introspection) diyoruz. Belki bu bakış tarzlarının hiçbiri tek başına hayatın gerçeklerini kavrayacak ölçüde tatminkâr değil; yerine göre hepsini kullanmak lâzım. Amma bizi, karşısında dünyayı unutarak israf ettiğimiz birçok saatlerin uçup giden anlarına bağlayan TV, insanları idrakin bu üç nevine de yabancılaştırır.</p>
<p>Her gün bir sürü saçmalığı seyrederek ve ertesi gün değilse bile ertesi hafta seyrettiklerini tamamen unutarak (hatırlanmaya değecek kadar değerli çok az şey seyrettiğimiz in­kar edilebilir mi?) Ömürlerini tüketen, ne kalbinin sesine ku­lak vermeye, ne ilmi tefekküre, ne de beşeriyetin tarihi tecrü­besini değerlendirmeye fırsat bulamayan kitleler elbette aptallaşır. Amerikalıların bu “aptal kutusu” tavsifi gayet yerin­de görünüyor; çünkü kitleler her şeyi seyretmeye ve unutma­ya ve yıllarca devam eden bu pratik sayesinde “Mangurt” gibi hafızasını kaybedip düşünememeye programlanıyor. İnsanların beyni yıkanarak (ve bir hayli de sulandırılmak suretiyle!) düşünme kabiliyeti yok edilmek mi isteniyor? TV gibi tek­nolojik bir mucizenin bu kadar menfi bir tesiri olması doğrusu çok gariptir.</p>
<p>Geçmişi hatırlayamayan, geleceği düşünemeyen, yaşadığı ân’a da tesahüb edemediği için kalbinin sesine dahi kulak ye­remeyen bir kitle olusturulmustur.Böyle bir kitlenin mass-media’nın oyuncağı olmasından daha tabii ne olabilir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şahin Uçar,Kültür ve Sanat Yazıları</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/aptal-kutusutelevizyon/">Aptal Kutusu:Televizyon</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/aptal-kutusutelevizyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
