<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sıdk | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/sidk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Jan 2020 13:11:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Sıdk | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ariflerin Lügatçesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ariflerin-lugatcesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ariflerin-lugatcesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 13:11:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[İçtihat]]></category>
		<category><![CDATA[İhlas]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İntibah]]></category>
		<category><![CDATA[İrade]]></category>
		<category><![CDATA[İstiğase]]></category>
		<category><![CDATA[İstiaze]]></category>
		<category><![CDATA[İstikamet]]></category>
		<category><![CDATA[İtaat]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Ahde Vefa]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Ariflerin Lügatçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Şükür]]></category>
		<category><![CDATA[bükâ]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Said Harraz]]></category>
		<category><![CDATA[Emanet]]></category>
		<category><![CDATA[Fıtnat]]></category>
		<category><![CDATA[farz]]></category>
		<category><![CDATA[feraset]]></category>
		<category><![CDATA[fikret]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[hıfz-ı hürmet]]></category>
		<category><![CDATA[hüsn-ü zan]]></category>
		<category><![CDATA[haşyet]]></category>
		<category><![CDATA[halvet]]></category>
		<category><![CDATA[Havf]]></category>
		<category><![CDATA[Haya]]></category>
		<category><![CDATA[Hidayet]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[huşu]]></category>
		<category><![CDATA[iş­tiyak]]></category>
		<category><![CDATA[iftikar]]></category>
		<category><![CDATA[ihtimal]]></category>
		<category><![CDATA[ihtimam]]></category>
		<category><![CDATA[inâbe]]></category>
		<category><![CDATA[ismet]]></category>
		<category><![CDATA[istidâd]]></category>
		<category><![CDATA[Kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[kasr-ı emel]]></category>
		<category><![CDATA[Marifet]]></category>
		<category><![CDATA[muhâsebe]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Reca]]></category>
		<category><![CDATA[riayet]]></category>
		<category><![CDATA[Riyazet]]></category>
		<category><![CDATA[Sıdk]]></category>
		<category><![CDATA[sıdk-ı rağbet]]></category>
		<category><![CDATA[sıdk-ı rah- bet]]></category>
		<category><![CDATA[Sükut]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[sa­dır genişliği]]></category>
		<category><![CDATA[Sabır]]></category>
		<category><![CDATA[salâbet]]></category>
		<category><![CDATA[sehâ]]></category>
		<category><![CDATA[sekînet]]></category>
		<category><![CDATA[Takva]]></category>
		<category><![CDATA[tazim]]></category>
		<category><![CDATA[teslim]]></category>
		<category><![CDATA[Tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[Tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[tevfik]]></category>
		<category><![CDATA[vecel]]></category>
		<category><![CDATA[vicdânu halâveti muhabbeti’s-sahâbe]]></category>
		<category><![CDATA[vicdânu halâveti’l-minnet]]></category>
		<category><![CDATA[Yakîn]]></category>
		<category><![CDATA[zehâdet]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23841</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ebu Said Harraz(ö.899) (Kitâbü ’l-hakâik)  Ebû Saîd (rh) şöyle demiştir: Kalpleri minnet bahçelerine dönüştürülmüş, kerem ağaçlarının gölgesinde hoşça vakit geçiren, nimet semere­leri arasında cemâl ile nimetlendirilmiş kişinin övgüsüyle Allah’a hamd olsun. O’nun dostları (evliya), nimetinin serbest bırakılmayan tut­sakları, seçkin kulları (asfiya) cömertliğinin ay­rılmaz rehinleri, sevdikleri (ehibbâ) ise kudreti tahtında nimetlerden azat olmayan köleleridir. Kulluk edenler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ariflerin-lugatcesi/">Ariflerin Lügatçesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-23849 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/01/indir-1.jpg" alt="" width="387" height="217" /></p>
<p><em>Ebu Said Harraz(ö.899)</em></p>
<p><em>(Kitâbü ’l-hakâik) </em></p>
<p>Ebû Saîd (rh) şöyle demiştir: Kalpleri minnet bahçelerine dönüştürülmüş, kerem ağaçlarının gölgesinde hoşça vakit geçiren, nimet semere­leri arasında cemâl ile nimetlendirilmiş kişinin övgüsüyle Allah’a hamd olsun. O’nun dostları <em>(evliya),</em> nimetinin serbest bırakılmayan tut­sakları, seçkin kulları <em>(asfiya)</em> cömertliğinin ay­rılmaz rehinleri, sevdikleri <em>(ehibbâ)</em> ise kudreti tahtında nimetlerden azat olmayan köleleridir. Kulluk edenler O’nun nimetine kulluk eder, se­venler O’nun keremini severler, arifler ise güç ve kudretini kavrayarak O’nu bilirler. Peygamberi Muhammed’e, onun aile ve seçkin dostları üze­rine sayısız salât ve selâm olsun.</p>
<p>Bu kitabımda şeriatta beyan edilen hususların hikmet yöntemiyle marifet ehli tarafından nasıl ifade edildiğini uzatma ve çoğaltmadan kaçına­rak kısa ve öz bir şekilde derledim ve akıl konu­suyla kitaba başladım.</p>
<p><strong>Akıl:</strong> Akıl, kişiyi amelin dayanaklarına ulaştıran kalpteki bir nurdur. Buna göre Allah’ı tanıma­nın nuru vasıtasıyla O’ndan başka hiçbir şeye yönelmeksizin davranış sergileyen kişi akıllıdır.</p>
<p><strong>İman: </strong>Cennet mükâfatı ve cehennem azabı tü­ründen gaybî neticelerin kişiye ayan olmasıdır. Başka bir deyişle cennet ve cehennemde [şu an için] bilinmeyen karşılıkların varlığına kesin bir şekilde inanıp cennete girme düşüncesi kalbini tatmin eden kişi mümindir.</p>
<p><strong>Marifet: </strong>Güç, kuvvet ve kudreti bulunmayan her şeyi yok saymaktır. Yani Allah’ı, gücünün yetkinliğiyle tanıyıp hiçbir güce sahip olmayan varlıklara artık değer vermeyen kişi âriftir.</p>
<p><strong>İlim: </strong><em>Hain bakışları bilen</em> [Allah’tan] korkmak­tır. Bu nedenle günah ve kötülük yapmaya takat bırakmayan bir korkuyla her zaman ve her yer­de Allâm’dan korkan kişi âlimdir. &#8211;</p>
<p><strong>Hikmet: </strong>Sözün doğru olması, mekânın ve za­manın gözetilerek kulluk gereklerinin yerine getirilmesidir. O hâlde doğruyu söyleyen ve Allâm [olan Allah] ’a kulluğu yerli yerince ve gü­zelce gerçekleştiren kişi hikmet sahibi demektir.</p>
<p><strong>Fitnat: </strong>Kavuşma ve şükran nurlarıyla görülen bir nurdur. Bu durumda kıyamet günü Allah’ın ken­disi için belirlediği ölçüdeki zekâ nuruyla O’nun (cc) nimetlerinin nurlarını gören kişi zekidir.</p>
<p><strong>Yakin: </strong>Dinde istikâmet üzere olup apaçık ger­çekle mutmain olmaktır. Yani kim Rabbin (cc) rablığının güzelliği ile kalbini yatıştırır; bedeni ve ruhuyla kulluğun gereklerini sabırla yerine getirirse o yakîn sahibidir.</p>
<p><strong>Tevfik:</strong> Hükümran sahibi ve Müşfik olan Refik’in, kurtuluş yolculuğunda kula refakat et­mesidir. Bu durumda Rahmanın nimet ve üs­tünlük vermek suretiyle itaat ve ihsan yoluna ulaştırdığı kişi muvaffaktır.</p>
<p><strong>İsmet:</strong> Kulun günahla kendisi arasına Allah’ı koymasıdır. Buna göre masum [korunmuş], haksızlık, bozuluş ve eziyet yollarıyla arasına Hükümran sahibi ve Cömert olan Allah’ı koya­rak [günahtan] korunan kişidir.</p>
<p><strong>Havf: </strong>Korkunun yerini tayin eden [Allah’tan] emin olmaktır, öyleyse kendisini pişmanlık ve itirafa yöneltmeyen bir korkuya sahip olan kişi hâiftir.</p>
<p><strong>Recâ: </strong>Allah’ın dışında zenginlik kaynağı olan şeylerden ümidi kesmektir. Yani kendisini ‘dün­yanın çocukları’ ile meşgul olmaktan alıkoyabi­lecek bir ümitle Allah’a ümit besleyen kişi reca sahibidir.</p>
<p><strong>Sıdk-ı rağbet: </strong>Kendisinde [dünyaya yönelik] <u>hır</u>s ve istek olanlardan uzaklaşmaktır. Başka bir ifadeyle Allah dışındakilerden müstağni kalarak sadece O’nun katında olanı isteyen kişi gerçek rağbet sahibidir.</p>
<p><strong>Sıdk-ı rahbet: </strong>Korku barındıran her şeyden uzak durmaktır. Yani dünya nimetlerine sahip olmaktan alıkoyacak biçimde Allah’tan korkan ve O’nun dışındaki hiçbir şeyden korkmayan kişi rahiptir.</p>
<p><strong>Sıdk: </strong>Doğru sözlülüğü, kalbin doğruluğuyla süslemektir. O hâlde marifet ve iman nuruna tâbi olarak kalbinin ameli ile dilinin ameli bir­birine uygun olan kişi sadıktır.</p>
<p><strong>İhlâs:</strong> Samimi olduğuna değer vermeksizin kul­lukta istikamet üzere olmaktır. Buna göre yaptığı ibadetlerle kurtuluşa ulaşacağını düşünmeksizin yine de yolda olup kulluğa sarılan kişi muhlistir.</p>
<p><strong>Sabır:</strong> Karşılık ve dereceleri gördükten sonra nimetlerin tasasından kurtulan kişi sabırlıdır. Buna mukabil Hakk’ın bütün cömertliğiyle ih­san ettiği nimetleri gördükten sonra sabrm ta­sasından kurtulan kişi ise daha sabırlıdır.</p>
<p><strong>Şükür:</strong> Sadece nimetlere şükürden uzak dur­maktır. O hâlde nimetlere dalıp da kendisini Nimet Veren’den alıkoymayan kişi şükredendir.</p>
<p><strong>Tazim:</strong> Azlinin dışında hiçbir şeyi görmemek­tir. Yani minnet ve kudretin hâkimiyeti netice­sinde Azîm olanın (cc) yakınlığı gözlerini ka­rartan ve bu sayede O nun önünde varlığı tama­men silinen kişi tâzim sahibidir.</p>
<p><strong>Muhabbet:</strong> Muhabbeti sevmenin dışındaki bü­tün sevgi türlerini kalpten çıkarmaktır. O hâlde gerçekten sevilmeye layık olan Mahbub’un sev­gisini tadabilmek için aciz ve kusurlu her türlü varlığa yönelik sevgiyi kalbinden çıkaran kişi sevendir.</p>
<p><strong>İştiyak:</strong> Geçmişe dönmek için sürekli yanıp tutuşmaktır. Başka bir deyişle, ezeldeki hâline dönebilmek adına ayrılık korkusu ve buluşma <u>iîmidi</u> besleyerek Hükümran sahibi Yaratıcı’ya kavuşma arzusu duyan kişi müştaktır.</p>
<p><strong>Haşyet:</strong> Halvet sayesinde şehvetin sindirilmesi ve ihanetin azaltılmasıdır. Yani yalnız kalarak arzularını öldüren ve günahları terk eden kişi haşyet ehlindendir.</p>
<p><strong>İntibah:</strong> Başlangıç ve sonu hatırlamak suretiy­le uyanmaktır. Buna göre başlangıçta özlem ve utanma duygusuyla uyanıp daha sonra hüzün ve ağlamayla uyanışını sürdüren kişi müntebih yani uyanandır.</p>
<p><strong>Tevbe:</strong> Günahtan kaçındığını düşünmek sure­tiyle [kendini beğenerek] yapılan tevbeden vaz­geçmektir. Şu hâlde günahtan kaçınma esnasın­daki kendini beğenme duygusundan korunmak amacıyla tevbedeki eksikliğini görerek günah­tan dönen kişi tevbe eden kişidir.</p>
<p><strong>İstidâd:</strong> İyi ve doğru yolda çaba göstermeyi sü­rekli hale getirmektir. Yani iyilik ve ibadet yolla­rına girip, kulluğunu devamlı surette afetlerden temizleyen kişi müstaid (hazırlanan) kişidir.</p>
<p><strong>Emânet:</strong> Korumada dürüst davranıp ihaneti terk etmektir. Yani Âlemlerin Rabbi’nin emanet ettiği şeyleri muhafaza edip din ve dünya ehli insanla­rın emanetlerine hıyaneti terk ederek kendisini muhafaza eden kişi emin olarak adlandırılır.</p>
<p><strong>Takva:</strong> Nefsi arzulara uyarak işleri düzenleyip tasarlamaya karşı kalbin; günah ve hatalara kar­şı da bedenin <em>(nefs)</em> uyanık ve tetikte olmasıdır. Yani kalbiyle nefsi arzularına tâbi olmaktan sa­kınan; bedeniyle de günah vadilerinde bulun­maktan çekinen bir kimse muttakidir.</p>
<p><strong>Haya:</strong> Kulun, kendisini Allah’ın gördüğünü bilme­sidir. Buna göre kendisini Allah’tan başka bir şey­le ilgilenmekten alıkoyacak biçimde Mevla’sının kendini gördüğünü bilen kimse hayâ sahibidir.</p>
<p><strong>Tevâzu‘:</strong> Yapmacıklıktan uzak bir şekilde Rahmanın kim olduğunu hatırlamaktır. Buna göre din ve imana halel getirmeden her yer­de, her zamanda ve her anda Rahman’a karşı tevâzu göstererek iman ehlini kucaklayan kişi mütevazıdır.</p>
<p><strong>Nasihat: </strong>Ehl-i Sünnet ve’ş-Şeriat ile uyumlu; bidat ve rezalet ehline ise aykırı davranmaktır. O zaman din ve dünya işlerinde Ehl-i İslâm’la uyumlu olup Allah’ın zatı konusunda bidat türü şeyleri savunanlara muhalefet eden kişi güveni­lir bir nasihatçidir.</p>
<p><strong>Huşû: </strong>Bütün idrak güçleriyle kalbin Hakkın hu­zurunda durmasıdır. Buna göre nimet talebi ve korkusu engel olmaksızın her türlü meşguliyet, sevgi ve iradeyi Allahın kudreti huzurunda terk ederek himmetini toplayan kişi huşu sahibidir.</p>
<p><strong>Zehâdet: </strong>Sahih bir niyet ve iradeye sahip olarak tekellüfü [iyilik yapmaya ya da kötülükten uzak durmaya yönelik taahhüdü] terk etmektir. Yani dünya nimetlerinden uzaklaşıp onları elde et­mekten hoşlanmayan; iyilikler yapacağım diye kendisine taahhüt etmekten de vazgeçerek ahi- ret nimetlerini talep eden kimse zahittir.</p>
<p><strong>Kasr-ı emel: </strong>Ansızın gelecek olan eceli bekleye­rek [geçimi temin eden sebepler anlamındaki] illetleri terk etmektir. Buna göre hayatta kısa vadeli plan ve düşüncelerle yetinip, güzel dav­ranan ve her anında ecelini bekleyen kişi kasr-ı emel sahibidir.</p>
<p><strong>Kanaat: </strong>Kalpten her türlü ihtiyacın kaygısını çı­karmaktır. Yani kim kalbini Allah dışındaki bü­tün meşguliyetlerden temizler de bütün varlık arasından Allah’ın kendini seçmesiyle yetinirse o Allah ile kanaat eden kişidir.</p>
<p><strong>Tevekkül: </strong>Kalbin sürekli uyanık ve tetikte olup güvenle Vekile dayanmasıdır. Buna göre kim Celil’i (cc) vekil edinip O’ndan razı olmayı kal­bine delil kılar da çok az bir dünyalıkla iktifa ederse işte o mütevekkildir.</p>
<p><strong>Rıza: </strong>Kaza olarak Allah’ın katından gelen şeye kalbin razı olmasıdır. O zaman Allah’ın hük­mettiği şeylere kalbiyle, nimet ve imtihan anın­da ise ahitleri yerine getirerek nefsiyle boyun eğen kişi razı olarak adlandırılır.</p>
<p><strong>Ahde vefa: </strong>En gizli duygu ve düşünceleri tashih edip çabayı çoğaltmaktır. Bu durumda hizmet ve ibadetle yaklaşıp çabası niyet ve iradesine göre değerlendirilen ve böylece ahdi cehdi mik- tarınca olan kişi ahde vefa gösteren kişidir.</p>
<p><strong>Bükâ </strong>(Ağlamak): Hayâ ve utanma ölçüşünce üzüntü ve kederin [gözyaşı olup] akmasıdır. O halde ağlayan diye, pişmanlığın dönüştürücü etkisi görülene kadar üzüntü ve kederden kay­naklanan gözyaşlarını serbest bırakana derler.</p>
<p><strong>Sadır genişliği: </strong>Nimet ve ihsan içindeyken de­nizin dibi gibi sakin olmaktır. Buna göre ikiyüz­lü ve hilekâr olmadan, yaralamadan, yakıp yık­madan tüm yaratıkların eziyetlerine karşı geniş davranan kişi sadrı geniş olandır.</p>
<p><strong>Feraset: </strong>Murâkabe ve hiraset [kalbi koruma] yoluyla kulun, en gizli duygu ve düşüncelere vakıf olmasıdır. Başka bir deyişle, saf ve doğru fikirlere sahip olup gizli duygu ve düşünceleri gözeterek kul, kınamanın kötü yönlerini görüp onu &#8216;azarlama ve ‘ikaz’ olarak değiştirir. Bundan sonra Cebbâr’ın nuruyla bakar ve kınanması gerekenlerin gizli niyet ve düşünceleri (azar­lanmalarına ya da ikaz edilmelerine karar ve­rilmesi için) onlara aşikâr olur. İşte bu kişi Hz. Peygamber’in (sav) <em>‘Müminin ferasetinden sakı­nın</em> hadisinde bahsettiği feraset sahibi kimsedir.</p>
<p><strong>Güzel ahlâk: </strong>İster insanlardan gelen eziyet ol­sun isterse Hakkın kazası olsun İlâhî isteğin gereği olarak gelen her şeyi kızıp öfkelenmeden kabullenmektir. Şu durumda dik durup şikâyet etmeden Hakk’ın kazası olarak yaşanan şeyleri karşılayan kişi güzel ahlâk sahibi demektir.</p>
<p><strong>Adalet: </strong>Bilgisizlerden hmç çıkarmayı bırakıp üstünlük sahiplerine bol bol vermektir. Buna göre bilgisizleri hor görmeden onlardan öç al­mayı terk eden ve üstünlük sahiplerine de on­ların arasında olmak düşüncesinden sıyrılarak bolca ikram eden kişi adaletlilerdendir.</p>
<p><strong>Rahmet: </strong>Kişinin, kötülüklerden uzak durup <u>kulluğun</u> sağlam kalesinde korunarak kendisine merhamet etmesidir. Merhamete öncelikle layık olan kişinin kendisidir. Çünkü kendisine mer­hamet etmeyen başkasına da merhamet göste­remez. Buna göre arzuların sürükleyiciliğine ve isteklerin coşkusuna kapılmayıp nefsine göz yummadan günah vadilerinden uzaklaşan kişi rahmet sahiplerinden biri haline gelir.</p>
<p><strong>İrade: </strong>Aleyhteki yaratılış ve alışkanlık ateşinin söndürülmesidir. Buna göre kim tembelliği ve ahmaklığı gidermek ve kullukta dinçlik kazan­mak amacıyla sağlam irade ateşini kullanarak arzu ve alışkanlıkların ateşini söndürürse irade ehlinden olmuş demektir. Aksi takdirde kişi an­cak aldanma ve kovulma hâlindedir.</p>
<p><strong>Salâbet: </strong>Yüksünme ve eziklik hissetmeden Hakk için gerçeği konuşmaktır. O hâlde baş­kalarının ya da kişinin kendisini kınamasından çekinmeden doğru yerde Hakk için gerçekler­den bahseden kimse gerçeklerden taviz verme­yen salâbet ehlindendir.</p>
<p><strong>İçtihat: </strong>Bozguncularla beraber olma zorunlu­luğunun yol açtığı vicdan azabından kurtularak maksada devamlı suretle bağlanmaktır. O hâlde beden tembelliği ve gönül meşguliyeti olmadan, felakete götüren bozuk düşüncelerden kalbi te­mizleyerek korku ve bağlılık duygusuyla Hü­kümran sahibi Cömert Allah’a kulluk eden kişi içtihat ehlindendir.</p>
<p><strong>İstikamet: </strong>Kıyametin ortasında kalmış olmak hissiyle Allah’a kulluk etmektir. Buna göre kul­luğun gereklerini yerine getirirken kendisini kı­yamet günü Hakk’m huzurundaymış gibi gören kişi istikamet sahiplerindendir.</p>
<p><strong>İnâbe: </strong>Kalpteki karanlık bulutların giderilme­sidir. O zaman, iyilik ve fazilet güneşinin ışık­larının kendine görünmesi için günah ve isyan şüphelerinin karanlığından kalbini temizleyip hizmet ve ihsan alanına iyiliği görme nuruyla dönen kişi inâbe ehlindendir.</p>
<p><strong>Riayet: </strong>Başarı ve doğru yola ulaşmayı Allah’tan bekleyip [yapılan işe] özen ve itina gösterilmesi­dir. Buna göre kendi iyiliği için kendisine güzel davranan ve Rabbinin hoşnutluğu için başına gelen eziyetlere tahammül gösteren kişi riayet ehlindendir.</p>
<p><strong>Tevfik: </strong>Kulun üstesinden gelemeyeceği şeylerle kendini mükellef tutmamasıdır. Çünkü bu du­rum onu yoldan kesebilir. Öyleyse kendini kul­luğa adayıp itaatten düşmeyecek kadar riyazete giren kişi rıfk ve tevfik ehlindendir.</p>
<p><strong>Sekînet: </strong>Kalbe atılan bir nurdur. Bu nur sayesin­de kin ve haset kalpten ayrılır ve oraya şefkat ve nasihat yerleşir. O hâlde kin, yalan ve hasetten temizlenmiş bir şekilde kalbinde şefkat ve nasi­hat bulan kişi, kalbine sekînetin indiğini bilsin.</p>
<p><strong>Sükût: </strong>Kuvveti ölçüsünde konuşmaktır. Yani boş şeylerden bahsetmeye son veren; Allah ve Rasûlü’nün serbest bıraktığı alanlarda da sözü­nü kısa kesen kişi sükût ehlindendir.</p>
<p><strong>Fikret: </strong>Kalbin, kudretin yüceliğine ve iyiliğin güzelliğine ibret nazarıyla bakmasıdır. Bu du­rumda düşüncesini, kudretin hayret verici işa­retlerini tanıma nuruyla besleyen ve böylece kalbindeki arzu ateşini söndürüp orada ibret ve fayda nurlarının parlamasını sağlayan kişi fıkret ehlindendir.</p>
<p><strong>Vecel: </strong>Ecelin ansızın gelebileceği korkusuyla kalbin tedirgin olup sarsılmasıdır. Buna göre üzüntü, utanç ve mahcubiyet gibi başına gele­cek durumları hatırlayarak ölümün yakınlığı sebebiyle kalbinde korku ve ürkme hâli mey­dana gelen ve böylece amelini güzelleştiren kişi vecel ehlindendir.</p>
<p><strong>Halvet: </strong>Bütün idrak güçlerinin tek bir amaca yö­nelerek bir araya toplanmasıyla <em>(cem-i himmet) </em>kalbin özlem evinde yalnız kalmasıdır. O hâlde cem-i himmet edip kalbini arzuların felaketinden temizleyen ve düşüncelerini [Allahın] büyüklük ve yüceliğine yönelten kişi halvet ehlindendir.</p>
<p><strong>İhtimam: </strong>Hüzün ve kaygının azaldığı anlarda [davranışlara] özen göstermeye devam etmek­tir. Yani kaygıların baş gösterdiği yerde sevin­meye özen gösteren; hüzünlerin ağırlık kazan­dığı anlarda da hüzünlenmekle sevinen kişi ih­timam sahibidir.</p>
<p><strong>İhtimal: </strong>Bilgisizlerden gelen sıkıntılara herhangi bir müdahalede bulunmadan katlanıp hoşgörü göstermektir. Buna göre şikâyet ve sızlanma ol­madan insanlardan gelen eziyetlere ve imtihan­lara tahammül ve sabır gösteren kişi halimdir.</p>
<p><strong>İtaat: </strong>Ara vermeksizin itaat edilenin hüküm­lerine boyun eğmektir. Bu durumda hizmet ve ibadet anında, tembellik etmek için kusur bul­madan Allaha itaat eden kişi itaatkârdır.</p>
<p><strong>İftikar:</strong> Sürekli muhtaçlık ve bu muhtaçlıkla övünme hâline sahip olarak Bâb-ı selâmda dur­maktır. Bu durumda sıkıntılı da olsa güzel bir bekleyişle tedbir, takdir ve ihtiyarı terk ederek Hakk’ın kapısında daima muhtaçlık ve övünç içinde bulunan kişi iftikar ehlindendir.</p>
<p><strong>Muhâsebe:</strong> Tam bir nefis eğitimi <em>(siyaset)</em> yapıp duygu ve düşünceleri gözetmede <em>(murâkabe)</em> de­vamlılık göstermektir. O zaman kalp <em>(lübb)</em> nuru ite kötü eylemlerin sonuçlarını dikkate alan ve kalbe gelen düşüncelerin <em>(havâtır)</em> iyisiyle kötü­sünü ayırt edebilen kişi muhasebe ehlindendir.</p>
<p><strong>Riyazet: </strong>[Hakk’ın emirlerine] riayet meydanın­da nefsi cezalandırmaktır. O hâlde az yemek ve dilsiz olmak suretiyle her hareketinde ve her anında nefsini eğiten kişi riyazet ehlindendir.</p>
<p><strong>İstiâze: </strong>Endişe ve kaygılar baş gösterdiğinde yardım ve sığınma diliyle haykırmaktır. Buna göre vesvese ve endişe karanlığından kurtulmak için korunma talebinin nuruyla sığınma ve yar­dım isteğini haykıran kişi istiâze ehlindendir.</p>
<p><strong>Sehâ:</strong> Haya sahibi olabilmek için cam ve malı yağmaya vermektir. Buna göre arzu ve istek­lerini öldürüp şükür ve rıza göstererek kendi istekleri yerine Hakk’ın isteğini tercih eden ve canıyla ve malıyla Allah için bolca veren kişi cö­mertlik <em>(sehâ)</em> ehlindendir.</p>
<p><strong>Zikir: </strong>Hatırlayış denizlerinde zikrin/zikredenin boğulmasıdır. Buna göre zorlama ve tembel­lik göstermeksizin Allah’ı&#8217;zikreden ve zikrini Allah’ın ezelde kendisini zikretmesini daha üs­tün görerek yok sayan kişi zikirdir.</p>
<p><strong>Teslim: </strong>Hakîm’in hükmüne teslim olmaktır. Yani kulluk eylemleriyle Kulluk Edilen’e teslim olan; sevinçte ve sıkıntıda Rablığın yüce hüküm­lerine göre davranan kişi teslimiyet ehlindendir.</p>
<p><strong>Hidâyet: </strong>Değeri sonsuz olan başlangıç nurunu elden kaçırmaya son vermektir. Yani Allah’ın kendisini doğru yolda olmakla nimetlendirdi- ğini bilip dirayet nuruyla güzel davranış ve iba­detlere devam eden kişi hidâyet ehlindendir.</p>
<p><strong>İstigâse: </strong>Doğru yolda olmakla birlikte yardım talebinde devamlı olmaktır. Yani kulluğunda özenli ve sağlam olsa bile devamlı surette [bu­nun sürmesi için Hakk’tan] yardım talep eden kişi istigâse ehlindendir.</p>
<p><strong>Hüsn-ü zan: </strong>Güzel düşüncelere sahip olarak iyi davranışların artırılıp devamlı dua hâlinde bulunmaktır. O hâlde güzel bir ümit besleyerek celâl sahibinin rahmeti hakkında doğru düşün­celere sahip olmanın yanında davranışları gü­zelleştirip dua ve yakarışı <em>(tazarru)</em> artıran kişi Cebbâr [olan Allah] hakkında güzel düşünce <em>(hüsn-ü zan)</em> sahibidir.</p>
<p><strong>Dua: </strong>Ahde vefa yolunda ruhu <em>(kalp)</em> ve bede­ni <em>(nefis)</em> beslemektir. O hâlde doğruluk, saflık, korku ve ümit üzere [Allah’a] verdiği sözde du­ran kişiye duanın kabul edildiği şu üç kapıdan biri açılır: Ya istediği şey vaktinde ona verilir, ya duası sebebiyle günahları gizlenir ya da dua vesilesiyle derecesi yükseltilir. Allah katında, hiç kimsenin kulluğa yönelik herhangi bir fiili boşa gitmez. Çünkü Allah Melik ve Kerîmdir.</p>
<p><strong>Farz:</strong> Kulun Misak Günü Rabbine verdiği sözü sünnetteki ve şeriattaki delillere göre yerine getirmesidir. Buna göre kul, Allah&#8217;ın Kitap ve sünnette emrederek kanun <em>(şeriat)</em> olarak be­lirlediği şeyleri yerine getirendir. Bunlar O’nun (cc) <em>“Allah’tan başka ilah yoktur”</em> ve kulun <em>“Evet, buna şahidiz!”</em> sözlerinde mücmel ola­rak bulunur. Doğrusu bu hususta izah etmek­le tüketilemeyecek ince işaretler vardır. Şöyle ki: Kul, Hakk’a ‘Belâ’ yani ‘Evet’ diyerek verdiği sözü ancak hem dille hem de kalple [zahirde ve bâtında] tuttuğu zaman farzları yerine getirmiş olur. Üstelik ‘Belâ’ kelimesindeki her bir harfin ne anlama geldiğini bilirse gayreti daha da artar. <em>‘Belâ’ (*)</em> üç harften müteşekkildir: bâ, lam, yâ. <em>Bâ:</em> “Ben inkâr ve azgınlıktan <em>beriyim</em> [uzağım]; bu, açıkladıklarımda ve gizlediklerimde <em>bariz­dir,</em> kalbimle ve dilimle [bâtmda ve zâhirde] her türlü isyandan <em>bâidim</em> [uzağım]” anlamına gelir. <em>Lâm:</em> Hizmete, ibadete, sünnete ve ihsana uy­gun işler yaptığında kulun kendisini <em>levm</em> etme­si yani kınamasıdır. Çünkü kendini kınama hâli, Rahmana kulluk edip istikamet üzere olma ko­nusunda kulu korur. Bu nedenle kul, kendisini, davranışlarını ve eylemlerini her an kınamalıdır. <em>Yâ:</em> Gönül nuruyla Rabbinden kendisine gelen fazilet ve nimetleri görür <em>(yerâ).</em> Böylece kalbiy­le ve diliyle her hâlinde külli rızaya erişmek için Küll [olan Allaha] yönelir. Bütün vakit ve hare­ketlerde Yardımcı olan Allah’ın kapısına yardım ve güven talep ederek sığınır.</p>
<p>İşte bunlar <em>&#8216;Belâ&#8217;</em> kelimesini oluşturan harflerin işaret ettiği anlamlardır. Bu harflerde Allah’tan başka kimsenin bilmediği daha nice hikmetler vardır. Şu hâlde daha önce zikrettiğimiz şe­kilde [Allah’a verdiği] ahde vefa gösteren kişi Mevlâ’nın emrettiklerini eda etmiştir. Aksi tak­dirde bu kula gereken, kusurlu olduğunu itiraf ve ikrar edip istiğfara devam etmesidir. Kuşku­suz kusurlarını ikrar eden kişi hep övülmüştür. Kusuru ikrar etmek [istiğfarın] kabul edildiği­ne; kullukta/istiğfarda kendini başarılı görmek ise onun eksik kaldığına ve kabul edilmediğine işarettir.</p>
<p>Kardeşim! Allah’ın koruması ve başarı ihsan et­mesi söz konusu olmadan, zayıf bir kul, Allah’ın ona emrettiklerini tam olarak yerine getirip ge­tirmediğini nasıl belirleyebilir? Öte yandan ac- ziyet, zayıflık ve muhtaçlığı ikrar etmek de yine Onun desteğiyle doğru bir şekilde yapılabilir. O hâlde zayıf kullarına, bilgisizliklerini ve zayıf­lıklarını dikkate alarak ancak taşıyabilecekleri­ni emreden yüce kudret sahibi Allah ne kadar münezzehtir! Nitekim O şöyle buyurur: <em>“Rab- binizden gücünüz yettiği kadar sakının’.’</em> Bir baş­ka yerde ise <em>“Rabbinizden korkabildiğiniz kadar korkun”</em> buyurmaktadır.</p>
<p><strong>Sünnet: </strong>Dünyadan soğumak ve sahabeyi sev­mektir. Başka bir deyişle kendisini dünyadan soğutan, Rabbi için ondan ancak yetecek mik­tarda nasiplenen, ruh ve beden temizliğiyle sa­habeyi sevip yarını için onların ahlâk ve eylem­leriyle donanan kişi sünnîdir.</p>
<p><strong>Hıfz-ı hürmet: </strong>Kulluğu ihsan üzere yerine ge­tirerek Rablığm yücelik ateşinin nuruyla beşerî nitelikleri silmektir <em>(ifna).</em> Bu şekilde davranan kişi Allah’ın dokunulmazlık ve saygınlığını mu­hafaza edenlerden biridir.</p>
<p><strong>Vicdânu halâveti’l-münnet </strong>(Gücün tadına varmak): Bütün arzu ve günahları acı bulmak­tır. Bu durumda, [şehevî] arzuları acı bulan ve kendisinden [bu arzulara yönelik] güç ve kuv­vetin kesilerek günah kirlerinden temizlenen kişi [hakiki anlamda] güç sahibi olmanın tadına varmış demektir.</p>
<p><strong>Vicdânu halâveti hubbi’s-sahâbe </strong>(Sahabeyi sevmenin tadına varmak): Bidat sahibinin gö­rüşünü geçersizleştirmektir. öyleyse Allah ve Rasûlu nün sevdiğini seven ve onların uzak ol­duğunu terk eden kişi sahabeyi sevmenin tadı­na erişmiş demektir.</p>
<p><strong>Vicdânu halâveti’l-mahabbe </strong>(Sevmenin tadına varmak): Her türlü kusurdan temiz, bilinmezlik perdesinin arkasında olduğu halde irade ettiği ve istediği her şeyi yapan Mahbûb’u [Allah’ı] sevmenin dışındaki bütün sevgi türlerini acı bulmaktır. Buna göre insanların muhabbetin­deki acılığı tadıp gönlünden ayıplananların sev­gisini silen ve âlemlerin Rabbi ile olan muhab­beti tatlı bulan kişi muhibbândandır.</p>
<p>Bu kişinin belirtileri şunlardır: Allah’ın emrini tutup yasaklarından kaçınması; O’nun azabın­dan korkup affını ümit etmesi; O’nun düşman­larına uymayıp Rasûlü’nü takip etmesi; Allah korkusu sebebiyle sükûnet bulmaması ama O’nu istemeyi de terk etmemesidir. Bundan başka sürekli korku sahibi olup O’nun rahme­tinden de ümidi kesmemesi; Allah’a olan sevgi­sini ve gözyaşlarını açığa vurmaması, O’nun tu­zakları ve gücü karşısında kendini güvende his­setmemesidir. Allah’ın nimetlerini unutmayıp onları anarak şükrü terk etmemesi; O’nun için hizmetten ve yakınlıktan usanmamasıdır. Böyle bir kişi başkasını O’na tercih etmez ve kendisini özellikle de iyiliklerini önemseyip hatırlamaz. İşte bunlar, Allah’a muhabbet besleyenin temel nitelikleridir.</p>
<p>O hâlde kendisinde bu niteliklerden birini bulan kişi onu gizlesin ve bunun için şükretsin. Bula­mazsa özlem ve pişmanlığa bürünerek O’nun kapısında devamlı hizmet, yardım talebi ve ya­karış hâlinde bulunsun. İste ki sana versin, yar­dım talep et ki sana yardım etsin. Muhakkak O, yardım isteyenlerin Yardımcısı ve günahkârların Bağışlayıcısıdır. Allah susuzluktan kavrulanlara merhamet edendir. Her türlü noksanlıktan mü­nezzeh olan O’ndan başka ilah yoktur. işte bunlar iyilik yolundaki yetmiş iki hasletin açıklanmasıydı. Bu kitapta anlatılanlara göre davranıp onları korumaya çalışandan bu has­letler adeta fışkırır. Bunu yapamayana gelince, anlayabilen için bunlar da yeterlidir.</p>
<p>Başarı ancak Allah’tandır. Allah’ın salât ve sela­mı gelenlerin en şereflisi ve göçenlerin en üstü­nü Muhammed’e (sav) olsun.</p>
<p>Akıl, iman, marifet, ilim, hikmet, fitnat, yakîn, tevfik, ismet, havf, recâ, sıdk-ı rağbet, sıdk-ı rah- bet, sıdk, ihlâs, sabır, şükür, tazim, muhabbet, iş­tiyak, haşyet, intibah, tevbe, istidâd, emanet, tak­va, haya, tevâzu‘, nasihat, huşu, zehâdet, kasr-ı emel, kanaat, tevekkül, rıza, ahde vefa, bükâ, sa­dır genişliği, feraset, güzel ahlâk, adalet, rahmet, irade, salâbet, içtihat, istikamet, inâbe, riayet, tev­fik, sekînet, sükût, fikret, vecel, halvet, ihtimam, ihtimal, itaat, iftikar, muhâsebe, riyazet, istiâze, sehâ, zikir, teslim, hidâyet, istiğâse, hüsn-ü zan, dua, farz, sünnet, hıfz-ı hürmet, vicdânu halâveti muhabbeti’s-sahâbe, vicdânu halâveti’l-minnet, vicdânu halâveti’l-mahabbe. Vicdânu halâvet-i hubbi’s-sahâbe ve vicdânu hubbi’l-mahabbe, bu yetmiş iki haslete sonradan eklenmiştir.</p>
<p>Kalplerin Makamları (Büyük Sufilerden Seçme Metinler), hayykitap,syf.100-117</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ariflerin-lugatcesi/">Ariflerin Lügatçesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ariflerin-lugatcesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıdk (Doğruluk)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sidk-dogruluk/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sidk-dogruluk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2015 13:41:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Furek]]></category>
		<category><![CDATA[Doğruluk]]></category>
		<category><![CDATA[Sıdk]]></category>
		<category><![CDATA[Sıdk Manaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sıdk Nedir ?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sıdkın mânasına gelince, bir tâife şöyle demiştir “Sıdk, maksada ulaş­mada gayreti sonuna kadar sarf etmektir.” Diğerleri ise şöyle demişlerdir: &#160; “Sıdk, varılmak istenen maksada ulaşmak için mevcut olan (her şeyi) sarf etmektir.&#8221; &#160; “Sıdk, Hakk’ı tanımak ve halktan uzaklaşmaktır.&#8221; &#160; “Sıdk, zorluk ve ihtiyaç esnasında bütün gücü itaate sarf etmektir.&#8221; &#160; “Sıdk, Allah sözünü, ruh [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sidk-dogruluk/">Sıdk (Doğruluk)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sendeonuanlat_1368274921100.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8047" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sendeonuanlat_1368274921100.jpg" alt="Sıdk (Doğruluk)" width="400" height="224" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sendeonuanlat_1368274921100.jpg 400w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sendeonuanlat_1368274921100-300x168.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sendeonuanlat_1368274921100.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8047" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sendeonuanlat_1368274921100.jpg" alt="Sıdk (Doğruluk)" width="400" height="224" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sendeonuanlat_1368274921100.jpg 400w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/sendeonuanlat_1368274921100-300x168.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></p>
<p>Sıdkın mânasına gelince, bir tâife şöyle demiştir “Sıdk, maksada ulaş­mada gayreti sonuna kadar sarf etmektir.”</p>
<p>Diğerleri ise şöyle demişlerdir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Sıdk, varılmak istenen maksada ulaşmak için mevcut olan (her şeyi) sarf etmektir.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Sıdk, Hakk’ı tanımak ve halktan uzaklaşmaktır.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Sıdk, zorluk ve ihtiyaç esnasında bütün gücü itaate sarf etmektir.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Sıdk, Allah sözünü, ruh ve nefsin murâkabesine uğramaksızın, Allah  ile söylemektir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Sıdk; sırrı fâş edecek bir şeye karışmaksızın söz ve fiilin bir olmasıdır.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Sâdık bir kimse sıdkın hakikatlerini nefsi için istemesi gerekir.&#8221; diyen birisine: “Nefsin maruz kaldığı fetret nedir?” diye sorulduğunda şöyle ce­vap vermiştir “Nefislerin icabet ettiği hevânın isteklerine maruz kalmasıdır. Böylece nefisler gayret ve zorluk ruhunu terk ederek fetrete düşerler.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Haris el&#8217;Muhâsibî’ye fetretin artmasının nereden kaynaklandığı sorul­duğunda: “Allah’dan olan lütufların ve nimetlerin azalmasından&#8221; diye cevap vermiştir. İnsanın bu duruma nereden düştüğü sorulduğunda “İnayetin azlığı ve gevşekliğin çokluğundan” demiştir, insanın bu duruma nereden  maruz kaldığı sorulduğunda ise: “Kalbi düşüncelerin dünyevi meşgaleler ile meşgul olması ve ruhsatlara sarılma neticesinde insan fetrete meyleder ve bu durumu da gaflet hâli takip eder&#8221;, diye cevap vermiştir. Ardından bu hâli kalbin bileceği alâmetlerin olup olmadığı sorulduğunda: “Evet” ceva­bını vererek şöyle devam, etmiştir: “Bunun ilk aşaması tembelliktir. Eğer  insanı riâyet hâli hâkim olursa tembelliği zail olur, bu hâl (riâyet) onda hâkim olmazsa tembelliği artar ve nihayetinde onda itaatten uzaklaşma meydana gelir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bazı kimseler sıdkın sözlerde, amellerde (fiilde) ve hâllerde olduğunu söylemişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ameldeki sıdk; amellerin sözlere uygun olmasıdır, sözdeki sıdk, söz­lerin hâllere uygun olmasıdır. Ahvâldeki sıdk ise, bunun (İlâhî) sırlardaki s sıdka uygun olmasıdır, İlâhî sırlardaki sıdk da, her şeyin sahibi olan Allah Teâlâ’nın muradına muvafık olmaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hâris el-Muhâsibî de şöyle der: “Sıdk, ilk olarak niyette, sonra dilde, daha sonra da amelde olur. Niyetteki sıdk, sadece Allah’ı murâd ederek cezalandırma korkusu ve sevap alma ümidinin kalpte zuhur etmesidir. Dildeki sıdk ise, ifade etmede zayıf kalarak geri kalsa bile bir şey söylemek için niyetlendiğinde, Hak tarafından bir şâhidin onunla birlikte olduğunu bilmesidir. Ameldeki sıdk ise, amel yapmak için azmedilen şeye hücum edilmesi ve böylece amelin hırs ve hevesle tamamlanması, engellerin aşıl­masıdır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hâris el&#8217;Muhâsibiye, sıdkın nereden kaynaklandığı sorulmuş? : “Al­lah’ın işiten ve gören olduğunu ve ancak Allah’ın kendisini görüp işitti­ği bilincinde olan kişiye inanılabileceğini bilmekten; cezalandırmaya da mükâfatlandırmaya da ancak O’nun kâdir olduğunu ve kişiyi [cezadan] ancak sıdkın kurtaracağını bilmekten. Kul da böylece sâlih amellerini artı­rır. Çünkü Allah Teâlâ kitabında buyuruyor ki: “Allah&#8217;ın hükmüne sadakat gösterselerdi elbette kendileri için daha hayırlı olurdu’’Sıdk, kalpte müşahâde yakınlıgi ve murâkabe hürmetiyle Allah’ı bilmeye (mârdet) muvâfik olduğunda, bundan dolayı kalpten vücudun diğer;uzuvlarına nur yayılır ve her bir uzuv <strong>bu </strong>nurdânpâyını eşit miktarda alır” ,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Haris el-Muhâsibîye, sıdkın alâmeti sorulduğunda şöyle cevap vermiş­tir; “Sıdk, kişinin kalbinin salâhı için halk nezdindeki tüm itibarını kay­betse dahî aldırış etmemesi, azıcık da olsa iyi amelini kimsenin görmesini istememesi, kötü amelinin halk tarafından bilinmesinden de hoşnutsuzluk  duymamasıdır. Zira bundan hoşnutsuzluk duyması halk arasında itibarının artmasını arzuladığının delili olur. Bu ise sâdıkların ahlâkından değildir.0</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sehl: “Kul sâdık olduğunda kalbi Allah’ın arşı, sadrı da kürsisi olur Sâdık olmadığında ise, kalbi Iblis’in arşı, sadrı da onun kürsüsü olur.” demiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu konuda söz söyleyenlerden İbrahim b.Şeybân şöyle demiştir: “Kulun sırrı ile aleni (zahirî) olan şeyleri eşit olduğunda adalet, sırrı alenî olan şeylerden fazla olduğunda sıdk, zahirî olan şeyler sırrı olan şeylerden fazla olduğunda nifak olur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yûsuf b. Esbât: “Allah Teâlâya karşı sıdk üzere bulunarak bir gece amel etmem, Allah yolunda iki kılıçla vuruşmadan bana daha sevimlidir.’’ dem iştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birisi: “Daimî olan farzı eda etmeyen kimsenin muvakkat farzları da ka­bul edilmez.” dediğinde, daimî farzın ne olduğu sorulmuş; o da; “Sıdk” ce­vabını vermiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bazı kimselere sıdkdan sorulduğunda: “(Allah Teâlâ nın ahdine) vefa etmektir.” Demişlerdi.Nitekim“O şahıslar ki Allah ile yaptıkları muahedeye sâdık kalırlar.’’âyeti bunu ifâde etmektedir. .</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Furek &#8211; Tasavvuf Istılahları</p>
<p>(Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sidk-dogruluk/">Sıdk (Doğruluk)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sidk-dogruluk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haris el Muhasibi &#8211; Ahlak ve Arınma</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/haris-el-muhasibi-ahlak-ve-arinma/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/haris-el-muhasibi-ahlak-ve-arinma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2015 23:11:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[E-Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[İhlas]]></category>
		<category><![CDATA[İsraf]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak ve Arınma]]></category>
		<category><![CDATA[Üns]]></category>
		<category><![CDATA[Şükür]]></category>
		<category><![CDATA[Burnun Vazifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Dilin Vazifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Eller ve Ayakların Vazifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözün Vazifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Günah]]></category>
		<category><![CDATA[Gaflet]]></category>
		<category><![CDATA[Haris el Muhasibi]]></category>
		<category><![CDATA[Haris el Muhasibi - Ahlak ve Arınma]]></category>
		<category><![CDATA[Havf]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbin Manası]]></category>
		<category><![CDATA[Kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[Kulağın Vazifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Marifetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Musibet]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza]]></category>
		<category><![CDATA[Reca]]></category>
		<category><![CDATA[Sıdk]]></category>
		<category><![CDATA[Sabır]]></category>
		<category><![CDATA[Taat]]></category>
		<category><![CDATA[Takva]]></category>
		<category><![CDATA[Tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[Yakîn]]></category>
		<category><![CDATA[Zühd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bil ki, mü&#8217;minin sadâkati her hâlde denenmektedir. Nefsi belâlarla incelenmektedir. (Onun) üzerinde Allah&#8217;ın murakıbı (denetleyicisi) vardır. O hâlde,Hakk&#8217;a götüren yolda sâbit ol; çünkü sen, yardımı murâd edilensin. Talebinde sâdık ol ki basiret ilminin vârisi olasın. (O  zaman) sana marifet pınarları açılır.Allah&#8217;ın hâlis tevfîki ile senin için seçtiği ilmi kendine ayır. Muhakkak çalışan öne geçecektir. Haşyet, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haris-el-muhasibi-ahlak-ve-arinma/">Haris el Muhasibi – Ahlak ve Arınma</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-20318 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-300x199.jpg" alt="" width="332" height="220" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-300x199.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500.jpg 500w" sizes="(max-width: 332px) 100vw, 332px" /></a></p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>mü&#8217;minin sadâkati her hâlde denenmektedir. Nefsi belâlarla incelenmektedir. (Onun) üzerinde Allah&#8217;ın murakıbı (denetleyicisi) vardır. O hâlde,Hakk&#8217;a götüren yolda sâbit ol; çünkü sen, yardımı murâd edilensin.</p>
<p>Talebinde sâdık ol ki basiret ilminin vârisi olasın. (O  zaman) sana marifet pınarları açılır.Allah&#8217;ın hâlis tevfîki ile senin için seçtiği ilmi kendine ayır. Muhakkak çalışan öne geçecektir.</p>
<p>Haşyet, bilen kimsede,</p>
<p>tevekkül, güvenende,</p>
<p>havf ise yakın sâhibinde bulunur.</p>
<p>Şükredenin (nimeti) artırılır.</p>
<p><strong>Bil ki</strong>,</p>
<p>kulun ulaşabildiği anlayış (fehm) derecesi,aklını (hevâsına) tercih etmesi, mevcût ilmi,Allah&#8217;a karşı takvâsı ve tâati ölçüsündedir.</p>
<p>Allah her kime akıl ihsân eder,onu îmândan sonra ilimle ihyâ eder ve kusurlarını yakin ilmiyle gösterirse,onun için artık iyilik/hayır hasletleri sıraya dizilir.</p>
<p>O halde;</p>
<p>birr&#8217;i takvâda ara,</p>
<p>ilmi haşyet ehlinden al,</p>
<p>sıdk&#8217;ı, tefekkür diyârında onu araştırarak celbet.</p>
<p>Allah (cc) şöyle buyuruyor: &#8220;Biz İbrahim&#8217;e, yakîne erenlerden olması için göklerin ve yerin melekûtunu gös­teriyorduk.(En&#8217;âm 75)</p>
<p>Resûlullah da (sa): &#8220;Yakîni öğren(meye çalış)ın. (Çünkü onu) ben de öğrenmekteyim.&#8221; buyurmaktadır.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>kendisiyle birlikte şu üç şey bulunmayan akıl, hilekâr bir akıldır.</p>
<p>Tâati mâsiyete tercih etmek,</p>
<p>ilmi cehâlete tercih etmek,</p>
<p>Dîni dünyâya tercih etmek.</p>
<p>Kendisiyle birlikte şu üç şey bulunmayan ilim, insanın aleyhindeki delilleri artırır:</p>
<p>(Mâsiyete, mâlâyanîye olan) rağbeti kesip, kendine ezâ vermekten alıkoymak,</p>
<p>Haşyetle ameller işlemek,</p>
<p>Cömertlik ve rahmetle herkese insâflı davranıp elinden geleni esirgememek.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>hiç kimse akıl gibi bir zînetle süslenmedi ve ilimden daha güzel bir elbise giymedi. Çünkü Allah ancak akılla bi­linir ve O&#8217;na ancak ilimle itâat edilir.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>mârifetullah ehli, hâl(ve hareketlerinin temellerini ilmi gerçeklikler üzerine binâ etmiş ve fürû&#8217;u iyice anlamış/kavramıştır.</p>
<p>Görmedin mi Resûlullah (sa) ne buyuruyor: &#8220;Kim bildiği ile amel ederse, Allah ona bilmediklerinin ilmini de verir.&#8221;Bunun alâmeti, ilim ile birlikte endîşenin ve (yapabilme) kudretinin de artmasıdır. İlmi artıran her şey havfı da artırır. Ameli artıran şey de tevâzuu artırır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(Büyüklerimizin) yolunda, üzerine başka şeyler binâ edile(bile)n temeller şunlardır:</p>
<p>Emri bi&#8217;l-ma&#8217;rûf ve neyhi ani&#8217;l-münkere sıdk ile sarılmak,</p>
<p>ilmi nefsin hazlarından üstün tutmak,</p>
<p>bütün yarattıklarına karşı, Allah ile müstağni olmak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendisinde,</p>
<p>ilmin haşyeti,</p>
<p>amelin basireti,</p>
<p>aklın mârifeti artırdığı kişilerin eserlerini tercih et.Ede­binin yokluğu seni onların yolundan engelliyorsa, nefsini zemmetmeye dön. Muhlis kulların vasfı ilim ehline gizli kalmaz.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>her fikirde/düşüncede bir edeb vardır. Her işârette de bir ilim vardır. Bunu da yalnız Allah&#8217;ın (cc) murâdını anla­yanlar ve hitâbından yakînin ürünlerini toplayanlar ayırd edebilir.</p>
<p>Bunun &#8220;sâdık (insan)&#8221;daki alâmeti şudur:</p>
<p>Baktığı zaman ibret alır,sustuğunda tefekkür eder,konuştuğunda zikreder,verilmeyip men edildiğinde/engellendiğinde sabreder, verilince şükreder,belâya uğrayınca istircâ eder (&#8220;innâ lillah ve innâ iley- hi râciûn&#8221; âyetini okur; Allah&#8217;a sığınır),biri ona câhilce davranırsa hilmle karşılık verir,bil(gilen)diğinde tevâzu gösterir,öğrettiğinde rıfk ile,(bir şey) sorulduğu (veya istendiğinde de cömertçe davranır.</p>
<p>Yolda bulunan/kendisine başvuran için şifâ,(doğru) yolun gösterilmesini isteyene yardıma olur.(O,) sâdık bir müttefik ve hayırlı bir sığmaktır.Kendi hakkı söz konusuysa kolayca râzı olur;Allah Teâlâ&#8217;nın hakkı husûsunda ise endişelidir.Onun niyeti amelinden efdal, ameli ise sözünden daha beliğdir.Hak üzeredir.Sığındığı/bağlandığı hayâ,bildiği verâ&#8217;,Delili/şâhidi ise güven(ilirlik)dir.</p>
<p>Onun nûrdan basireti vardır, onunla görür,ilimden hakikatleri vardır,onunla konuşur ve yakînden delilleri vardır,onunla (mes&#8217;eleleri) yo­rumlar.</p>
<p>Bu mertebeye ancak Allah Teâlâ için nefsiyle cihâd eden,tâat ederken niyeti istikamet üzere olan,gizli ve açık işlerinde Allah&#8217;tan korkan, emelini kısaltan,tehlikeden sakınmak için tetikte olan,niyaz denizinde yelken açıp,necât rüzgarını ardına alan kişi ulaşabilir.</p>
<p>Artık onun vakitleri ganimet, ahvâliyse emniyettir. Gurûr diyârının gösterişine kapılmaz. Onun [gurûr diyârının]  sîmâsının serâbının parıltısı, mahşer gününün hâllerini  unutturmaz.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>akıl sâhibinin ilmi sahih, yakîni de sâbit olduğu zaman, kendisini Rabbin(in gazâbın)dan ancak sıdk&#8217;ın kurtaracağı­nı anlar; onu elde etmek için çaba sarf eder. Ölmeden önce ihyâ olmak isteğiyle sıdk ehlinin ahlâkım araştırır ki, vefâtından sonraki ebediyet yurdu için hazırlansın ve Rabbinin: &#8220;Hiç şüphesiz Allah, mü&#8217;minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını sa­tın almıştır.&#8221; (9/Tevbe 111) kavlini duyduğu zaman nefsini ve malım O&#8217;na satsın.</p>
<p>Bundan sonra da câhilken ilim öğrenir,fakirlikten sonra zenginleşir,vahşetten ünsiyyete geçer,uzaklıktan sonra yakınlık olur,yorgunken istirâhata geçer,işleri düzelir,kaygıları cem olur/birleşir.</p>
<p>Artık (bu kişinin) şiârı güvenilirlik,hâli murâkabe olur.</p>
<p>Görmedin mi Resûlullah (sa) ne buyuruyor: &#8220;Allah&#8217;a, (sanki) O&#8217;nu (gözlerinle) görüyormuşsun gibi kulluk et. Sen O&#8217;nu görmesen de O seni görüyor&#8221;</p>
<p>(Gerçek akıl ve yakîn sâhibi) sustuğu zaman, câhil onu konuşmayı beceremiyor, merâmını anlatamıyor zanneder Oysa onu susturan hikmettir.</p>
<p>(Konuştuğu zaman,) ahmak onu saçmalıyor sanır; hâlbuki onu Allah için nasihat etme isteği konuşturmaktadır.</p>
<p>(Câhil,) onu zengin zanneder; ama onun zenginliği iffetli olmak&#8217;tır.</p>
<p>(Bâzen de) fakir zannedilir; ancak tevâzuundan dolayı öyle görünmektedir.</p>
<p>Üzerine vazife olmayan şeye kalkışmaz; gerektiğinden fazla, tâkatinin üstündeki bir yükün altına girmez.Muhtâc olmadığı şeyi almaz;korumaya vekil olduğu şeyi de bırakmaz.</p>
<p>İnsanlar ondan yana râhattadırlar;fakat o ise nefsinden bıkmıştır.Hırsını verâ ile öldürmüştür.Takvâsı ile tamahkârlığına son vermiştir.ilim nûruyla, (nefsi) arzu ve ihtiraslarım tüketir, yok eder.</p>
<p>İşte sen de böyle ol!</p>
<p>Onlar gibilerle arkadaşlık et,</p>
<p>onların izlerine tâbi ol,</p>
<p>onların ahlâkıyla edeblen.</p>
<p>İşte bunlar güvenilir hazînelerdir; onları verip de dün­yâyı satın alan aklanmıştır.</p>
<p>Onlar, belâlara karşı hazırlıklıdır.Güvenilir dostlardır onlar.Fakir düşersen yardımcı olurlar.Rablerine duâ edince seni unutmazlar.</p>
<p>&#8220;İşte onlar Allah&#8217;ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah&#8217;ın fırkası olanlar umduklarına erenlerin ta kendileridir.&#8221; (58/Mücâdele 22)</p>
<p>Allah kalbini anlayış (fehm) ile genişletsin, göğsünü ilimle aydınlatsın ve niyetini/himmetini yakîn ile cem et­sin&#8230; Bil ki, ben, kalbe giren her belânın kesinlikle fuzûlî iş­lerin sonuçlarından olduğunu gördüm.</p>
<p>Bunun temelinde de</p>
<p>cehâlet ile dünyâya dalmak,</p>
<p>öğrendikten sonra varış yerini (meâd&#8217;ı) unutmak yatar.</p>
<p>Bundan kurtuluşun yolu ise,</p>
<p>verâ (makamın)da her şüpheliyi/bilinmeyeni terk etmek,</p>
<p>yakînde de her malûmu (bilineni) almak, kabul etmektir.</p>
<p>Ben şunu tesbît ettim ki, kalbin fesâdı dînin fesâdıdır. Resûlullah&#8217;ın (sa) şu sözünü görmez misin: &#8220;Dikkat edin! Be­dende bir et parçası var ki, eğer o doğru/sağlıklı olursa bedenin ta­mamı doğru/sağlıklı olur; eğer o bozulursa bedenin tamamı bozu­lur. Dikkat edin! Bu et parçası kalptir.&#8221; buyurmuştur. &#8220;Be­den&#8221; in burada kastedilen mânâsı &#8220;dîn&#8221;dir. Çünkü organla­rın salâhı ve fesâdı dîn iledir.</p>
<p>Kalbin fesâdının kaynağı, nefs muhâsebesini terk et­mek ve tûl-i emel ile aldanmaktır. Eğer kalbinin salâhını is­tersen,havâtır ânında irâdenle (karşı) dur.</p>
<p>Allah için olan işi yap, başkasını bırak.Emelini kısaltmak ve ölümü devâmlı hatırlamak için (Allah&#8217;tan) yardım iste.</p>
<p>Tesbît ettim ki,</p>
<p>temeli ve sâiki kalp olan fuzûlî işler kulakta, gözde, li­sânda ve gıdâda tezâhür etmektedir.</p>
<p><strong>Kulağın fuzûlîliği,</strong> sehve ve gaflete yol açar.</p>
<p><strong>Gözün fuzûlîliği,</strong> gaflete ve kafa karışıklığına/şaşkına dönmeye yol açar.</p>
<p><strong>Dilin fuzûlîliği</strong>, sözü çoğaltmaya/mübâlâğa etmeye ve bid&#8217;ate yol açar.</p>
<p><strong>Gıdânın fuzûlîliği,</strong> oburluğa ve (aşırı) isteklere yol açar.</p>
<p><strong>Elbisenin fuzûlîliği</strong> ise övünmeye ve kendini beğenme­ye sebep olur.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>âzâları korumak farzdır. Fuzûlî işleri terk etmekse fazi­lettir.</p>
<p>Bundan önce ise &#8220;tevbe etmek&#8221; farzdır. Onu Allah ve Resûlü farz kılmıştır. Celîl (olan Allah) şöyle buyuruyor. &#8220;Ey îmân edenler, Allah&#8217;a nasûh bir tevbe ile tevbe edin.&#8221; (66/Tahrîm 8) &#8220;Nasûh&#8221;un mânâsı, kulun Rabbine tevbe et­tiği şeyi artık dönmemecesine terk etmesidir. Resûlullah da (sa) şöyle buyuruyor: &#8220;Ey insanlar! Ölmeden önce Rabbinize</p>
<p>tevbe edin. Meşgûl edilmeden önce sâlih amel ile Allah&#8217;a yaklaşın.’’</p>
<p><strong>Tevbe ise ancak şu dört şeyle sahih olur:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Kalbin (işlemeyi âdet edindiği günâha) dönmekte­ki ısrârını çözmek,</p>
<p><strong>2-</strong> Pişmanlık duyarak istiğfâr etmek,</p>
<p><strong>3-</strong> Kul haklarını ve zulmettiklerinin hakkını iâde etmek,</p>
<p><strong>4-</strong> Yedi duyudan oluşan organları korumak: (Yani) kulağı, gözü, dili, burnu, iki eli, iki ayağı ve onla­rın emîri olan kalbi ki, bedenin salâhı ve fesâdı kal­be bağlıdır.</p>
<p>Allah (c.c) her âzâya fariza olarak bir emir ve nehiy  yüklemiştir. İkisinin arasında (ise) bir genişlik ve mübâhlık  vardır; bunun terki dahi kul için fazilettir.</p>
<p>İmân ve tevbeden sonra kalbin vazifesi (farz’ı) Allah için amellerinde ihlâslı olmak,şüphe ânında hüsn-i zan beslemek,Allah&#8217;a güvenmek,azâbından korkmak ve fazlını ümit etmektir.</p>
<p>&#8220;Kalb&#8221;in mânâsı hakkında birçok haber rivâyet edilmiştir. Bunlardan birinde Resûlullah (sa) şöyle buyuruyor:</p>
<p>&#8220;Mü&#8217;minler içerisinde öyle kimseler vardır ki, kalbim kendileri  için yumuşar’’’</p>
<p>Yine Resûlullah (sa): &#8220;Hak, nûr üzerinde olduğu hâlde ge­lir. Öyleyse kalplerin sırlarına dikkat ediniz.&#8221; buyuruyor.</p>
<p>İbn Mes&#8217;ûd (ra) şöyle demektedir: &#8220;Kalplerin bir &#8216;arzulu/istekli&#8217; ve &#8216;bahtlı&#8217; (ikbâl) hâlleri; bir de &#8216;bezgin/gevşek&#8217; (fetret) ve &#8216;bahtsız&#8217; (idbâr) hâlleri vardır. Arzulu ve bahtlı ânında ondan yararlanın; bezgin ve bahtsız ânında ise onu bırakın.&#8221;</p>
<p>[Abdullah] İbnu&#8217;l-Mübârek (rh) diyor ki: &#8220;Kalp ayna gibidir; uzun süre elde durursa paslanır. Hayvan gibidir; ondan gâfil olursan sapıtır.&#8221;</p>
<p>Hükemâdan biri de şöyle söylemiştir: &#8220;Kalp, altı kapik bir ev gibidir. (Sâhibine) denir ki, &#8216;Sakın bu kapılardan bir şey girip de evini senin ifsâdına sebep kılmasın.’ Kalp, işte o evdir. Kapılan da gözler, dil, kulaklar, zihin (basar), eller ve ayaklardır. Ne zaman bu kapılardan biri bilgisizce açılır­sa, ev zâyi olur.&#8221;</p>
<p><strong>Dilin vazifesi;</strong></p>
<p>rızâda da gazapta da doğru olmak (sıdk), gizlide ve açıkta ezâdan sakınmak, hayırda da şerde de sözü uzatmamak/abartıya kaçma­maktır.</p>
<p>Resûlullah (sa) şöyle buyurur: &#8220;Kim bana çeneleri ile ba­cakları arasındakiler husûsunda garanti verirse, ben de ona cennet husûsunda garanti veririm.&#8221;</p>
<p>Resûlullah (sa), Muâz b. Cebel&#8217;e de (ra) şöyle demiştir: &#8220;İnsanları yüzlerinin üstüne ateşe atan, dilleriyle kazandıkların­dan başka bir şey midir?&#8221;</p>
<p>Yine Resûlullah (sa) şöyle buyurmuştur: &#8220;Sizi fuzûlî ko­nuşma husûsunda uyarırım. Her birinize ihtiyâcını karşıladığı kadarıyla söz yeter. Çünkü kişiye fuzûlî maldan (hesap) sorulaca­ğı gibi, fuzûlî konuşmalardan da (hesâp) sorulur.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah, her konuşan kişinin konuşmasında hazırdır. (Öyley­se) kişi, söylediği şeyi bilmesinden dolayı Allah&#8217;tan sakınsın.&#8221;</p>
<p><strong>Gözün vazifesi;</strong></p>
<p>harâm(a bakmak)dan korunmak, örtülü ve perdeli şeyleri araştırmayı terk etmektir. Huzeyfe (ra), Resûlullah&#8217;ın (sa) şöyle söylediğini haber verir: &#8220;(Harâma) nazar, İblîs&#8217;in oklarından bir oktur. Kim onu Allah korkusundan dolayı terk ederse, Allah ona, halâvetini kal- binde bulacağı bir îmân verir.’’</p>
<p>Ebû&#8217;d-Derdâ (ra) ise şöyle der: &#8220;Kim gözünü harâma bakmaktan korursa, çok sevip isteyeceği hûrilerle evlendiri­lir. Ve kim insanların evlerini, bacalarından (ve pencere gi­bi yerlerinden) gözetlerse, Allah onu kıyâmet gününde âmâ olarak haşreder.&#8221;</p>
<p>Dâvud et-Tâî, baktığında çokça [uzun süre] bakan bir adama şöyle demiştir: &#8220;Ey kişi! Gözünü kendine çevir. Çün­kü bana ulaşan bir bilgiye göre, insan fuzûlî amelinden so­rulduğu gibi fuzûlî bakışından da sorulup hesâba çekilecek­tir.&#8221;</p>
<p>Denilir ki, &#8220;Birinci bakış şenindir; fakat diğeri senin değil­dir.&#8221;</p>
<p>Yâni farkında olmadan (göze çarpma şeklindeki) ilk bakış kuldan affedilir; ancak (nesneyi) algılamaya/fark et­meye (fehm&#8217;e) yol açan bir akledişle yapılan bakıştan kul muâheze edilir.</p>
<p><strong>Kulağın vazîfesine</strong> gelince; kulak), konuşmaya ve ba­kışa tâbi olduğundan, bakılması yâhut konuşulması helâl olmayan her şeyi dinlemek ve bundan tad almak/hoşlanmak da harâmdır. Senden gizlenen bir şeyi araştırman ise tecessüsdür (ki harâmdır). Lehv, şarkı ve Müslümanlara ezi­yet veren şeyleri dinlemek, lâşe ve kan (yemek) gibi harâmdır.</p>
<p>Abdullah b. Ömer (ra) şöyle demiştir: &#8220;Gıybetten ve onu dinlemekten de, nemime ve onu dinlemekten de nehye- dildik.&#8221;</p>
<p>Kasım b. Muhammed [b. Ebî Bekr es-Sıddîkl&#8217;a şarkı dinlemenin hükmünü sordular; şöyle dedi: &#8220;Allah kıyâmet günü hak ile bâtılın arasım ayırdığı zaman şarkı nerede olur?&#8221; Denildi ki: &#8220;Bâtıl tarafında.&#8221; O da, &#8220;Fetvâyı nefsiniz­den isteyin.&#8221; dedi.</p>
<p>Kul için -dilden sonra- kulağından daha zararlı bir or­gan yoktur. Çünkü o kalbe giden en süratli elçidir. Fitne oluşumuna da yatkındır.</p>
<p>Veki&#8217; b. el-Cerrâh diyor ki: &#8220;Bir bid&#8217;atçıdan bir söz duydum, yirmi seneden beri onu kulaklarımdan atama­dım.&#8217;</p>
<p>Tâvûs [b. Keysân] da, yanma bir bid&#8217;atçı gelince onun sözünü duymamak için kulaklarını kapatırdı.</p>
<p><strong>Burnun vazîfesi</strong>(ne gelince; burun), kulağa ve göze tâ­bidir. Bakmanın ve dinlemenin helâl olduğu şeyi koklaman da câizdir.</p>
<p>Ömer b. Abdülaziz&#8217;den (ra) rivâyet edildiğine göre, kendisine bir misk getirilmiş. Onu burnundan uzakta tut­muş. Bu husûs kendisine sorulduğunda şöyle demiş: &#8220;Bu­nun ancak kokusundan faydalandır, değil mi?</p>
<p><strong>Ellerin ve ayakların vazifesi</strong>; onları &#8216;mahzûrlu olana&#8217; uzatmamak ve haktan alıkoymamaktır. Mesrûk [b. Ecdâdl der ki: &#8220;Kul hiçbir adım atmaz ki, kendisine bir sevâb ya da günâh yazılmış olmasın.&#8221;</p>
<p>Süleymân&#8217;ın kızı, Hâlid b. Ma&#8217;dân&#8217;ın kızı Abde&#8217;ye: &#8220;Beni ziyâret et&#8221; diye yazmıştı. Abde ise ona şöyle cevap yazdı: &#8220;İmdi, merhûm babam Allah&#8217;ın kefil olmadığı bir yü­rüyüşle yürümekten ve kıyâmet günü sorulduğunda bir çı­kış yolu bulamayacağı yemeği yemekten hoşlanmazdı. Bundan dolayı ben de babamın hoşlanmadığı şeyden hoş­lanmıyorum. Selâm üzerine olsun.&#8221;</p>
<p>Birisi de, &#8220;Peki, (kurtuluşa götüren) ameller işlemenin yolu nedir?&#8221; diye sorarsa, deriz ki:</p>
<p>Muttaki imâmların yolundan ayrılmamak,gidişâtını bilmek için müsterşidînin âdâbına bakmak,muhasebe ile teyakkuz halinde olmak,hakkı gözeterek/adâlet ile amel etmek, eziyetten korunmak,başa kakmadan, minnet altında bırakmadan &#8216;fazla ola­nı&#8217; vermek,hasetten uzak güzel tavır takınmak,kamufle etmekten hoşlanarak kanâat etmek,selâmet için uzunca susmak,yabancılaşmadan/ilişkilerde soğukluk oluşturmadan halka tevâzu göstermek,halvette zikir ile ünsiyyet kurmak,hizmet etmek (iştiyâkıyla dolması) için kalbini boşaltmak,niyeti/endîşeyi murâkabe ile cem etmek ve kurtuluşu istikamet yolunda aramak.</p>
<p>Allah (cc) şöyle buyurur: &#8220;Şüphesiz, &#8220;Rabbimiz Allah&#8217;tır&#8221; deyip de sonra istikamet üzere olanlara, (evet) on­lara hiçbir korku yoktur. Onlar mahzûn da olmayacaklar­dır&#8221; (46/Ahkâf 13)</p>
<p>Süfyân b. Abdullah es-Sakafî (ra): &#8220;Yâ Resûlallah! Ba­na, kendisine tutunacağım bir iş söyle.&#8221; deyince, (Resûlul-lah (sa) şöyle) buyurdu: &#8220;Allah&#8217;a inandım de, sonra da dosdoğ­ru ol.’’</p>
<p>Ömer b. el-Hattâb (ra) diyor ki: &#8221; &#8220;İstikamet üzere (dos­doğru) oldular&#8221; demek, &#8220;Allah&#8217;a itâat edip, tilkinin (avcıdan) kaçması gibi (sağa sola saparak) kaçmadılar&#8221;, demektir.&#8217; Ebû&#8217;l-Âliye er-Riyâhîy de şöyle diyor: &#8221; &#8216;Dosdoğru oldu­lar&#8217;; (yâni) dinde, dâvette ve amelde Allah için ihlâslı oldu­lar&#8221;</p>
<p>İstikametin aslı üç şeydedir.</p>
<p>Kitâb&#8217;a tâbi olmak,</p>
<p>Sünnet’e tâbi olmak ve cemâatten ayrılmamak.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>kul için en kurtarıcı yol;</p>
<p>ilimle amel,havf ile korunma ve Allah (cc) ile yetinmektir.</p>
<p>Artık sen de hâlini (buna göre) ıslâh ile meşgûl ol.Rabbine karşı muhtaç (fakır) bulun.Şüpheli şeylerden uzak dur.İnsanlara olan ihtiyâcını azalt.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendin için sevdiğini onlar için de sev;</p>
<p>hoşlanmadığın şeylerde de aynı şekilde davran.</p>
<p>Örtülü bir şeyi de açma.</p>
<p>Bir günâhı nefsinde (içinden) bile söyleme, [veya; sakın bir günâha niyetleneyim deme.]</p>
<p>Hiçbir küçük günâhta ısrâr etme.</p>
<p>Bütün ihtiyâç/yoksunluklarda Allah&#8217;a sığın.</p>
<p>Her durumda, muhtâçlığın (sâdece) O’na olsun.</p>
<p>Her işte O&#8217;na tevekkül et.</p>
<p>Hevâyı bırak; nefsinin tuzak kurduğu/pusuda bekle­diği şeylere kanma.</p>
<p>Zikrini gizle.</p>
<p>Allah&#8217;a şükretmeye devâm et.</p>
<p>İstiğfârı çoğalt.</p>
<p>Düşünerek ibret al.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Acele edilecek yerlerde teenni ile,dostluklarında/arkadaşlıklarında (insanlarla olan iliş­kilerinde) hüsn-i edeble hareket et.</p>
<p>Nefsin için insanlara öfkelenme;</p>
<p>Allah için nefsine öfkelen.</p>
<p>Kötülük husûsunda kimseye denk olma [diğer bir ifâ­deyle; kötülüğe kötülükle karşılık verme].</p>
<p>Câhili yüzüne karşı methetmekten sakın;kimsenin de seni yüzüne karşı methetmesine râzı olma.</p>
<p>Gülmeni azalt, mizâhtan uzak dur.</p>
<p>Acılan gizle.</p>
<p>Nâmûsluluğu/iffeti izhâr et.</p>
<p>Güven hakkında kapsamlı bilgiye sâhip ol.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanların elindekinden) ümit kesmeyi ve &#8220;güzel fa­kirliği&#8221; (kendine) şiâr edin.</p>
<p>Sana isâbet eden şeylere sabret.</p>
<p>Allah&#8217;ın sana taksim ettiği şeye râzı ol.</p>
<p>Allah&#8217;ın va&#8217;dine karşı yakîn,kendi yaptıkların hakkında korku üzere ol.</p>
<p>Kâfi derecede bulduğun zaman kendini külfete sokma.</p>
<p>İstemekle görevlendirildiğin şeyi zâyi etme.</p>
<p>(Sana yönelik) her vergi&#8217;sinde (ihsan ve ikrâmında) Allah&#8217;a muhtâc olduğunu hatırla;</p>
<p>kurtuluşu O’ndan iste.</p>
<p>Sana zulmedeni affet.</p>
<p>(Vermeyerek) seni mahrûm edene ver.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sana gelmeyene Allah için git.</p>
<p>Seni seven kişiyi, sen de Allah için (kendine) tercih et. Kardeşlerin için canını malını fedâ et.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dînin hakkında da Mevlâ&#8217;nın hukûkuna riâyet et.</p>
<p>İyilik (ma&#8217;rûf) olarak yaptığın büyük bir şey de olsa gö zünde büyütme;yaptığın bir münkeri ise küçük de olsa küçümseme.</p>
<p>Amel ile gururlanmaktan sakındığın gibi, ilimle de caka satmaktan sakın.</p>
<p>Zâhirî ilmin geçersiz kıldığı bâtınî bir usûle (edeb’e)  inanma.</p>
<p>İnsanlara isyân etmek gerekse de Allah&#8217;a itâat et;ancak Allah Teâlâ&#8217;ya isyân pahasına insanlara itâat etme.</p>
<p>Allah için gayretinden bir şey esirgeme.</p>
<p>Allah için (yaptığın) amellerde nefisinden hoşnut olma.</p>
<p>(Allah&#8217;ın huzûrunda) namâza her şeyinle (bir bütün olarak) dur.</p>
<p>Allah&#8217;ın sana farz kıldığı zekâtı neşeli/istekli olarak ver.</p>
<p>Orucunu yalandan ve gıybetten koru.</p>
<p>Komşunun, miskinin ve yakınlarının haklarına riâyet et.</p>
<p>Ehlini (âile halkını) terbiye et/edeblendir.</p>
<p>Sâhibi olduğun, kontrolün altında bulunanlara [hiz­metçi, işçi vs.] rıfk ile davran.</p>
<p>Emrolunduğun gibi canlı/aktif/(fiziki ve zihnî olarak) güçlü bir şekilde dimdik ayakta ol.</p>
<p>Bir hayır için harekete geçtiğinde acele et.</p>
<p>Seni şüphelendiren şeyi bırak.</p>
<p>Mü&#8217;minlere merhameti elden bırakma.</p>
<p>Nerede olursan ol hakkı söyle.</p>
<p>Doğru (söylüyor) da olsan çok yemin etme.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beliğ konuşan birisi de olsan, sözü genişletmemeye/lâfı uzatmamaya dikkat et.</p>
<p>Alim de olsan, dinde külfetli/zahmetli iş görmekten (tekellüf ten) sakın.</p>
<p>İlmi her sözün önüne geçir.</p>
<p>İçtihâdından sonra endîşeyi/tedirginliği elden bırakma.</p>
<p>Dînin selâmette olduktan (dînine halel gelmedikten) sonra insanları idâre et.</p>
<p>Dalkavukluktan/yağcılıktan ise kesinlikle kaçın.</p>
<p>İnsanlarla olan geçimin güzel ahlâk ile olsun.</p>
<p>Bilmediğin bir konu hakkında &#8220;Allah bilir&#8221; demekten utanma.</p>
<p>Anlatacaklarını (dinlemeye) istekli olmayanların ya­nında söz söyleme.</p>
<p>Sana buğz edecek olanların yanında dînini anlatma.</p>
<p>Güç yetiremeyeceğin bir belâya karışma/müdâhale etme.</p>
<p>Nefsine, onu hor gören şeylerden ikrâm et.</p>
<p>Himmetini kötü ahlâktan uzak tut.</p>
<p>Emîn olandan başkasını dost/kardeş edinme.</p>
<p>Sırrını her insana açma.</p>
<p>İnsanların hâlini (dikkate alarak davran, kapasitelerini) zorlama.</p>
<p>(İnsanlara) aklının almayacağı/tahammül edemeyece­ği ilimden bahsetme [veya; İlmî bir lisânla söz söyleme.]</p>
<p>Çağrılmadığın işe gidip hemen dâhil olma.</p>
<p>Ulemâ meclislerinde saygılı/ciddi ol.</p>
<p>Hükemânın kadrini bil.</p>
<p>Zanaatkârı/Sanatkârı mükâfâtlandırmadan bırakma.</p>
<p>Câhillerden yüz çevir.</p>
<p>Sefihlere karşı hilm ile davran.</p>
<p>İşlerin hakkında, Allah&#8217;a (karşı) huşû duyanlarla istişâre et.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mazlûm kardeşine yardım et;eğer zâlim ise onu hakka çevir.</p>
<p>Onun sende hakkı varsa fazlasıyla ver;fakat senin ondaki hakkın için peşine düşme.</p>
<p>Borçluya kolaylık göster.</p>
<p>Dul ve yetimlere rıfk ile davran.</p>
<p>Fakirlerden sabırlı olanlara ikrâm et.</p>
<p>Zenginlerden de belâya uğrayana merhamet et.</p>
<p>Kimseye, elde ettiği bir nimet sebebiyle hased etme.</p>
<p>Hiç kimseyi de gıybetle anma.</p>
<p>Soruna yol açar korkusuyla kendine sû-i zan kapışım kapalı tut.</p>
<p>Te&#8217;vîli (hayra yormayı) genişleterek hüsn-i zan kapısı­nı açık tut.</p>
<p>(Başkalarından) ümidine keserek tamâ kapışım kilitle.</p>
<p>Kanâat ile istiğnâ kapısını aç.</p>
<p>Allah için yapacağın zikri, O&#8217;na nâhoş şeyler izâfe et­mekten uzak tut.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vakitlerini değerlendir.</p>
<p>Gecen ve gündüzün (senden neleri) götürüyor, uzak­laştırıyor farkına var.</p>
<p>Her vakitte tevbeni yenile.</p>
<p>Ömrünü üç zamâna ayır: Bunlar, ilim zamânı, amel za-mânı ve nefsinin haklarına ve sana lâzım olacak şeylere ayı­racağın zamân olsun.</p>
<p>Geçip giden (vakitlerden ibret al.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İki fırkanın Allah Teâlâ&#8217;nın huzûrunda varacakları ye­ri tefekkür et: &#8220;Bir fırka O&#8217;nun rızâsıyla cennette; bir fırka da kızgınlığı ile alevli ateşte (cehennemde).&#8221;</p>
<p>Allah&#8217;ın sana yakınlığını farket.</p>
<p>Yazıcı hafaza meleklerine ikrâm et.</p>
<p>Allah&#8217;ın nimetlerinden -anlayarak- faydalan;geriye O&#8217;na hüsn-i senâ ve şükür gönder.</p>
<p>Nefsini herhangi bir makamda görmekten sakın [veya; töhmet altında olması sebebiyle nefsini, makamları/mevkileri görmesi ile birlikte ikâz et].</p>
<p>İnsanların (onu) küçümsemesinin te&#8217;sirinde kalıp da, &#8216;hakk&#8217;ı saçma/tutarsız görmekten kaçın.</p>
<p>Muhakkak bu öl­dürücü bir zehirdir.</p>
<p>(Allah&#8217;ın) nefretini çekme korkusu ile, insanların gö­zünden düşme korkusundan uzak dur/kendini soyutla.</p>
<p>Ecelin yakınlığı gerçeği ile, fakirlik korkusundan uzak dur/kendini soyutla.</p>
<p>İyi işler yaptığında gücün yettiğince gizli tut.</p>
<p>İstişâre ânında (doğruyu bulmak için) çokça gayret et.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah için (severken) kararlılıkla sev;(o şeyden) Allah için ilişkiyi kestiğin zaman da etkili/kararlı bir şekilde ayni.</p>
<p>Ancak muttaki ve âlim olanı dost edin.</p>
<p>Ancak akıllı ve şuurlu/bilinçli insanlarla birlikte ol.</p>
<p>Senden önceki (müctehid) imâmlara tâbi ol.</p>
<p>Senden sonraki ümmete de muallim ol.</p>
<p>Muttakîlere imâm,irşâd edilmek isteyenlere sığınak ol.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şikâyetini kimseye ilân etme.</p>
<p>Dünyân için dînini yıpratma/tüketme [veya; dînini istismâr ederek dünyâ(lıklar)ı kazanma].</p>
<p>Uzletten nasibini al.</p>
<p>Helâlden başkasını alma.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İsrâftan uzak dur.</p>
<p>Dünyâ(lık)dan yeteri kadarına kanâat et.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Edebi, ilim bostanlarında;</p>
<p>ünsü<span style="text-decoration: line-through;">,</span> halvet diyârında;</p>
<p>hayâyı, nefsin patikalarında;</p>
<p>ibret almayı, tefekkür vâdîlerinde;</p>
<p>hikmeti ise havf bahçelerinde ara (talep et.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Emrine muhalefet ettiğin hâlde, Allah&#8217;ın ihsânının devâm ettiğini;zikrinden yüz çevirdiğin hâlde (sana) halim davrandığını,hayânın azlığına rağmen günâhlarını örttüğünü ve sen O&#8217;na muhtâc olduğun hâlde,Onun sana ihtiyâ­cının olmadığını iyi bil.</p>
<p>Nerede Rabbini bilen?!</p>
<p>Nerede günâhından korkan?!</p>
<p>Nerede (Allah&#8217;a) yakınlığı ile sevinen?!</p>
<p>Nerede O&#8217;nun zikriyle meşgûl olan?!</p>
<p>(O&#8217;na) uzak kalmaktan (korkup) ürperen nerede?!</p>
<p>Mağfûr (bağışlanmış) olan işte budur! Ey mağrûr (al­danmış kul), örtüleri yırttığım Celil olan (Allah) görmedi mi (zannediyorsun)?!</p>
<p><strong>Ey kardeşim!Bil ki,</strong></p>
<p>günâhlar gafleti,</p>
<p>gaflet, (kalp) kasvettini<span style="text-decoration: line-through;">), </span></p>
<p>kasvet Allah&#8217;tan uzaklaşmayı,</p>
<p>Allah&#8217;tan uzaklaşma cehennem âteşini mîrâs bırakır. Ancak bunu diriler tefekkür eder. Ölülere gelince; onlar kendilerini dünyâ sevgisiyle öldürmüşlerdir.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>gündüzün ışığı âmâya nasıl fayda vermiyorsa; bunun gibi, ilmin nûru ile de ancak takvâ ehli aydınlanabilir.</p>
<p>Ölüye ilâcın fayda vermediği gibi, edep de iddiâcıya fayda vermez.</p>
<p>Sağanak halindeki yağmur kayada ekin bitirmediği gi­bi, hikmet de dünyâyı sevenin kalbinde yeşermez.</p>
<p>Kim hevâsıyla samîmî/senli benli olursa edebi azalır. İlminin gösterdiklerine muhâlefet edenin cehâleti artar. (İlâcı) kendine fayda etmeyen, başkasmı nasıl tedâvî edebilir?</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>insanların bedenen en râhatı, dünyâ (hakkın)da zühd ehli olanlardır.</p>
<p>Kalben insanların en yorgunu ve meşgûliyeti çok olam da, dünyâya ihtimâm gösterenlerdir.</p>
<p>Emeli kısaltmak, zühde en çok yardıma olan ahlâktır. Mârifet ehlinin (Allah&#8217;a) en yakın hâlleri, kıyâmda Al­lah&#8217;ı (cc) zikretmeleridir.</p>
<p>Allah (cc) şöyle buyuruyor: &#8220;Şüphesiz Allah sizin üzerinizde rakîbdir.&#8221; (4/Nisâ 1)</p>
<p><strong>Şunu bil ki,</strong></p>
<p>sıdktan daha yakın bir yol,ilimden daha başarı sağlayıcı bir delil ve takvâdan daha önemli bir erzak yoktur.</p>
<p>Vesvese verene (şeytana) karşı, fuzûlî olanı terkten, kalbin nûrlanması için, sadrın selâmetinden daha fay­dalı bir şey görmedim.</p>
<p><strong>Anladım ki,</strong></p>
<p>mü&#8217;minin kerâmeti takvâsıdır, hilmi sabrıdır,</p>
<p>aklı güzelliğidir,</p>
<p>dostluğu hoşgörüsü ve affıdır,</p>
<p>şerefi ise tevâzuu ve rıfkıdır.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>Allah bir kula fakirliği seçip uygun görmüşse, onun zenginliği sevmesi (Allah&#8217;ı) öfkelendirmektir. Allah kuluna zenginliği seçtiyse, o kulun fakirliği istemesi ise zulüm- dür/haddi aşmaktır. Bütün bunlar, mârifet azlığından dola­yı şükürden kaçmak ve ilmin yetersizliğinden dolayı vakit­leri ziyan etmektir. Çünkü zenginin îmânını fakirlik, fakirin îmânını da zenginlik ıslâh edemez, uygun değildir.</p>
<p>Bize ulaşan habere göre Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: &#8220;Kullarımdan öyleleri vardır ki onun îmânını ancak fakirlik ıslâh eder. Eğer onu zengin kılsaydım, hu zenginlik onları ifsâd edecek­ti. Yine kullarımdan öyleleri de vardır ki onun îmânını ancak zen­ginlik ıslâh eder. Eğer onları fakîr kılsaydım, hu (fakirlik) onun îmânını ifsâd edecekti.&#8221; Bu durum, hastalık ve sıhhat için de böyledir.</p>
<p>Kim Allah&#8217;ı(n hikmetsiz iş yapmayacağım) bilirse O&#8217;nu ithâm etmez. Allah&#8217;ı(n neyi kasdettiğini) anlayan [veyâ; Al­lah hakkında keskin/ince bir zekâya sâhip olan], kazâsına râzı olur. Eğer şu âyetten başkası olmasaydı, yine de ilim sâ-hiplerine yeterdi: &#8220;Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. On­lar için ise (Rablerine karşı böyle) muhayyerlik yoktur/&#8217; (28/Kasas 68)</p>
<p>Câhillerin ahlâkından,</p>
<p>günâhkârların meclislerinden [veya; sizlerle olan sos­yal ilişkilerinden],</p>
<p>şaşırmışların propagandasından, aklanmışların (affedileceklerine dâir) ümitlerinden, (affedilmekten) ümit kesenlerin ye&#8217;sinden sakın.</p>
<p>Hak ile âmil ol.</p>
<p>Allah&#8217;a îtimâd et.</p>
<p>Ma&#8217;ruf ile emret, münkeri nehyet.</p>
<p>Kim Allah&#8217;a sâdık olursa, (Allah) ona nasihat eder. Kim de başkası(na hoş görünmek) için süslenirse, onun ayıbını/kusurunu gösterir, ortaya çıkarır.</p>
<p><strong>Bil ki</strong></p>
<p>(kendisine) tevekkül edene O kâfidir; başkasına güveneni (ise) sevmez/iğrenir.</p>
<p>Ondan korkana emniyet verir.</p>
<p>Şükredenin (nimetini) çoğaltır,îtâat edene ikrâm eder.</p>
<p>Onu tercih edeni sever.</p>
<p>Allah&#8217;a (sâdece) akıl ile itâat etmekten/boyun eğmekten, hevâ ile amel etmekten, hakkı terk etmekten/hesâba katmamaktan, bâtıla sığınmaktan [veya; bâtıl ile kabûl görmekten/bir yerlere gelmekten],</p>
<p>tevbeyi unutup mağfiret temenni etmekten sakın.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>kökü yakîn ile sâbit değilse,dalları sıdktan,meyvesi ve nebâtı verâdan,delili kaygı ile ayakta durmakta (kaim) ve perdesi haşyet ile örtülü değilse o ilim ve amelden râzı olunmaz.</p>
<p>Gevşeklik göstermek sûretiyle nefsinden râzı olma. Muhakkak ifrata düşme (tefrît) konusunda kimsenin özrü yoktur. Zîrâ kimse Allah&#8217;tan müstağni değildir.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>Allah Teâlâ&#8217;nın katindakilere güzel niyetler beslemek ve (niyetleri O’nun) sevdiği şeylere uygun hâle getirmek ki­şinin saâdetindendir.</p>
<p>Allah kime hayır dilerse ona akıl ihsân eder, ilmi sevdirir, şefkat ile mükâfâtlandırır, ona rıfk ile muâmele eder, kanâat ile zenginleştirir, kusurlarım gösterir.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>-Allah sana merhamet etsin- her halin aslı sıdk&#8217; ve &#8220;ihlâs&#8221;dır. Şöyle ki,</p>
<p>sabır, kanâat, zühd, rızâ ve üns sıdk&#8217; tan; yakın, havf, muhabbet, iclâl, hayâ ve tâzîm de ihlâs&#8217;dan kaynaklanır/şûbelenir.</p>
<p>Her mü&#8217;minin bu makamların içinde bir yeri vardır ki, onun hâli bununla bilinir. (Bir mü&#8217;mine;) recâ içinde olduğu halde hâif, havf içinde olduğu halde râcî, rızâ içinde olduğu halde sâbir, hayâ içinde olduğu halde muhibb denir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her hâlin kuvvetli ya da zayıf olması, kulun îmân ve mârifeti miktârıncadır.</p>
<p>Bu hallerin her birinin aslı için, hâlin kendisiyle bilindi­ği üç alâmet vardır.</p>
<p>Sıdkın ancak kendisiyle tamâm olduğu üç şey şunlardır:</p>
<p>Kalbin sıdk&#8217;ını belli eden tahkiki îmân,</p>
<p>Niyetin sıdk&#8217;ını açığa vuran ameller,</p>
<p>Sözün sıdk&#8217;ını dışarıya aksettiren konuşmalar. [Kalbî, amelî, kavlî sıdk]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sabrın ancak kendisiyle tamâm olduğu üç şey vardır:</p>
<p>Allah&#8217;ın harâm kıldıklarına karşı sabır,</p>
<p>Allah&#8217;ın emirlerine uymakta sabır,</p>
<p>Musibet anında (Allah için, Allah&#8217;tan sevap uma­rak) sabır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kanâat de üç şeydedir:</strong></p>
<p>(Yiyecek) varken bile azıyla yetinmek,</p>
<p>Yoklukta ve sebeplerin yetersizliğinde (dahi) fak/ı korumak.</p>
<p>Mahrûmiyet ânım yaşasa bile, Allah&#8217;a (cc) ayırdığı vakitte sükûn bulmak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kanâatin bir başlangıcı bir de sonu vardır. Başlangıcı, imkânı varken dahi fuzûlî olanı terk etmektir. Sonu ise, se­beplerin yokluğuyla berâber müstağni olmaktır. Bundan dolayı bazıları &#8220;kanâat, rızâdan üstündür&#8221; demişlerdir. On­lar bununla tam bir kanâati kastederler. Çünkü takdire rızâ gösteren (râzî), verilene, men edilene karışmaz. Kani&#8217; ise, Rabbi ile ganîdir. Allah ile berâber -O&#8217;ndan gelen hâriç- baş­ka bir nasîb istemez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zühd üç şeydedir. Bunlar olmaksızın kimseye zâhid denmez:</p>
<p>Elini maldan mülkten çekmek,</p>
<p>Nefsini helâlden bile uzak tutmak,</p>
<p>Vaktinin çoğunda dünyâdan gâfil olmak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kişi başka üç şeyle de zâhid olabilir:</p>
<p>İrâdât sağanağında nefsini korumak,</p>
<p>Gına bölgelerinden kaçmak,</p>
<p>İhtiyâç ânında, (şüpheli olanları değil) &#8216;bilinen&#8217; şeyleri almak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üns de üç şeydedir</p>
<p>Halvette ilim ve zikir ile üns,</p>
<p>Halvetle berâber yakın ve marifet ile üns,</p>
<p>Her halde Aziz ve Celîl olan Allah ile üns.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rızâ muhabbetin ölçüsüdür. Tevekkülün özü, yakînin rûhudur. Eyyûb es-Sehtiyânî ve Fudayl b. Iyâz&#8217;dan (rh.a) naklen anlatırlar: O ikisi derlerdi ki: &#8220;Rızâ tevekküldür.&#8221;</p>
<p>Bu ilimle vasıflanmak sıdkın bir şûbesidir. Sıifyân es- Sevrî de (rh) der ki: &#8220;Sâdıkın sıdkı kemâle erdiğinde, artık o kendi elindekine bile mâlik değildir.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İhlâs&#8217;ın şubelerine gelince&#8230; Allah&#8217;ı (cc) benzerlikten, denklikten, eşten ve evlattan ayırt etmedikçe ihlâs sâhibine &#8220;muhlis&#8221; denmez. Sonra tevhidi ikame etmekle Allah&#8217;ı dile­mesi, nâfilede ve farzda himmetini O&#8217;nun için ve O&#8217;nunla cem etmesi gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yakîn&#8217;in sıhhati üç şeydedir:</strong></p>
<p>Allah&#8217;a güvenmekle kalbin sükûn bulması,</p>
<p>Allah&#8217;ın emrine boyun eğme,</p>
<p>Sâbık ilimden [Allah&#8217;ın gelmiş geçmiş her şeyi, olacaklarıda bilmesinden] korkma, ürkme.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yakîn&#8217;in de bir başlangıcı ve sonu vardır. Başlangıcı, it-mînân (kalp huzûru), sonu da sâdece Allah ile yetinmektir. Çünkü Allah (cc) şöyle buyurur: &#8220;Ey peygamber! Sana da, müzminlerden sana tâbi olanlara da Allah yeter.&#8221; (8/Enfâl 64) Âyette geçen &#8220;hasbü&#8221;, &#8216;kâfi’ demektir. İktifâ eden de, Al­lah&#8217;ın kazâsına râzı olan kuldur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diyoruz ki &#8220;yakînin sonu&#8221; demek, kulun vasıflarının îmân makamında bulunması demektir; ilimde yakînin sonu demek değildir. Zîrâ buna Allah&#8217;ın yarattıklarından kimse ulaşamaz.</p>
<p>Resûlullah (sa) şöyle buyuruyor: &#8220;Allah&#8217;ın künhüne kim­se varamaz.&#8221;</p>
<p>Dediler ki: &#8220;Yâ Resûlallah! Bize ulaşan bilgiye göre Meryem oğlu îsâ (as) suyun üzerinde yürürmüş?&#8221; (Efendi­miz) buyurdu ki: &#8220;Eğer havf ve yakîni daha da artsaydı havada bile yürürdü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Havf ancak yakînden sonra olur. Yakînen bilmediği şeyden korkanı gördün mü?</p>
<p>Havf üç şeydedir:</p>
<p>îmân korkusu: Bunun alâmeti, isyânlar ve günâhlardan ayrılmadır ki, mürîdlerin havfı budur.</p>
<p>Geçmişin korkusu: Bunun alâmeti de haşyet, endî­şe ve verâdır. Bu da ulemânın havfıdır.</p>
<p>Elindekini kaçırma korkusu: Alâmeti, heybet ve iclâlin nezâretinde Allah&#8217;ın (cc) rızâsını talep için tüm gücünü harcamaktır. Sıddîkların havfı budur.</p>
<p>Havfta dördüncü bir derece daha vardır ki, Allah (cc) onu meleklerine ve peygamberlerine (as) has kılmıştır. Bu­na &#8220;havfü&#8217;l-zam&#8221; denir. Çünkü onlar kendi nefislerinde Al­lah&#8217;ın emânıyla güven içindedirler. Onların korkulan, iclâlen ve i&#8217;zâmen kullukta bulunmalarıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muhabbet de üç şeydedir ki, bunlar olmadan kişiye (&#8220;Allah (cc) için seven&#8221; denemez.</p>
<p>Allah (cc) için mü&#8217;minleri sevmek: Bunun alâmeti, onlardan ezâyı def etmek ve onlara menfaati celb etmektir.</p>
<p>Allah (cc) için Resûl&#8217;ü (sa) sevmek: Bunun alâmeti, Sünnet&#8217;e tâbi olmaktır. Çünkü Allah (cc) şöyle bu­yurur: &#8220;De ki: Eğer Allah&#8217;ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin.&#8221; (3/Âl-i Imrân 31)</p>
<p>Tâati mâsiyete tercih ederek Allah&#8217;ı (cc) sevmek: Denilir ki; nimeti anmak muhabbeti getirir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muhabbetin de bir başlangıcı ve sonu vardır. Muhab­betin başlangıcı, nimetleri ve ihsânlarıyla Allah&#8217;ı sevmektir.</p>
<p>[Abdullah] İbn Mes&#8217;ûd (ra) der ki: &#8220;Kalpler, kendine ihsânda bulunanı sevecek şekilde yaratılmıştır.&#8221;</p>
<p>Muhabbetin bundan daha yücesi ise, Allah&#8217;ın (cc) hak­kı bunu gerektirdiği için O&#8217;nu sevmektir. Ali b. el-Fudayl (rh.a) şöyle der: &#8220;Allah (cc), Allah olduğu için sevilir.&#8221;</p>
<p>Bir adam Tâvûs [b. Keysân&#8217;a: &#8220;Bana öğüt ver.&#8221; dedi. {Tâvûs) dedi ki: &#8220;Sana şunu öğüt veririm: Allah&#8217;ı öyle bir sevgiyle sev ki, hiçbir şey sana O&#8217;ndan daha sevgili olmasın, O&#8217;ndan öyle kork ki, hiçbir şey sana O&#8217;ndan daha korkup olmasın. Allah&#8217;tan öyle bir ümitle ümitlen ki, bu ümit, korkuyla senin aranda perde olsun. Nefsin için râzı olduğa şeye (başka) insanlar için de râzı ol. Dikkat et! Sana Tevrâtı, İncıl&#8217;i, Zebûr&#8217;u ve Furkân&#8217;ı cem ettim.&#8221;</p>
<p>Bedene göre başın yeri ne ise, hayâya göre iclâl ve ta&#8217;zî-min yeri de odur. Yâni biri olmaksızın diğeri de olmaz. Kul Rabbinden hayâ ettiği zaman O&#8217;nu hakkıyla yüceltmiş (iclâl etmiş) olur. Hayânın en efdali de Allah&#8217;ı (cc) murâkabedir.</p>
<p>Murâkabe üç şeydedir:</p>
<p>Amel etmek sûretiyle tâatinde Allah&#8217;ı murâkabe,</p>
<p>Terk etmek sûretiyle isyânında Allah&#8217;ı murâkabe,</p>
<p>Niyetlerde ve havâtırda Allah&#8217;ı murâkabe.</p>
<p>Çünkü Nebî (sa): &#8220;Allah&#8217;a, (sanki) O&#8217;nu (gözlerinle) görüyormuşsun gibi kulluk et. Sen O&#8217;nu görmesen de O seni görü­yor.&#8221; buyurur.</p>
<p>Kalp için, Allah&#8217;ı (cc) murâkabe etmek; geceyi kıyâm, gündüzü sıyâm ile geçirmekten ve Allah yolunda malmı in-fâk etmekten daha zahmetli gelir.</p>
<p>Ali b. Ebî Tâlib&#8217;in (ra) şöyle dediği nakledilir: &#8220;Muhak­kak Allah&#8217;ın yeryüzünde bir kabı vardır. İşte bu kab kalp­lerdir. O ancak &#8216;saf, &#8216;sağlam&#8217; ve &#8216;ince&#8217; (rikkat) kalpleri kabûl eder.&#8221; Bunun mânâsı şudur:</p>
<p>Kalbi Allah (cc) için saflaştırmak; Allah&#8217;ın emir ve nehylerine ittibâ ile, sıdk ve endîşeyi müşâhede etmekle mümkündür.</p>
<p>Kalbi Resûlullah (sa) için saflaştırmak; söz, amel ve ni­yet boyutunda, o&#8217;nun getirdiğini kabul ederek sağlanır. Ve kalp mü&#8217;minler için, onlardan ezâyı def edip menfaati ulaş­tırarak saflaştırılır.</p>
<p>(Kalpteki) &#8220;Sağlamlık&#8221;ın mânâsı, &#8220;Allah Teâlâ için hadleri uygulamada ve emri bi&#8217;l-ma&#8217;ruf ve nehyi ani&#8217;l-münkerde sağlam&#8221; demektir.</p>
<p>&#8220;İncelme&#8221;nin (rikkatin) mânası ise iki şekildedir. Ağ­lamakla olan rikkat, merhamet etmekle olan rikkat.</p>
<p>Tevfik Allah&#8217;tandır. O bize yeter. O ne güzel vekildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Haris el Muhasibi &#8211; Ahlak ve Arınma</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haris-el-muhasibi-ahlak-ve-arinma/">Haris el Muhasibi – Ahlak ve Arınma</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/haris-el-muhasibi-ahlak-ve-arinma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
