<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>şeytanın tuzakları | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/seytanin-tuzaklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Mar 2026 15:24:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>şeytanın tuzakları | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şeytanın tuzakları nasıl bilinir?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/seytanin-tuzaklari-nasil-bilinir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/seytanin-tuzaklari-nasil-bilinir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 14:04:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[İlham]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazzali]]></category>
		<category><![CDATA[şeytanın tuzakları]]></category>
		<category><![CDATA[havatır]]></category>
		<category><![CDATA[Vesvese]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=28046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Şeytanın tuzakları nasıl bilinir? Bunu bilmenin yolu nedir? Cevap: öncelikle bilmelisin ki şeytan tıpkı fırlatılan oklar gibi vesveselere sahiptir. Bunun senin için aşikâr hâle gelmesi ancak kalbe doğan düşünceleri (havâtır) ve onların kısımlarını bilmekle olabilir. İkinci olarak yine bilmelisin ki şeytanın tıpkı ağlar gibi hile­leri vardır. Bunların senin için açık hâle gelmesi ise tuzaklar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/seytanin-tuzaklari-nasil-bilinir/">Şeytanın tuzakları nasıl bilinir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soru: Şeytanın tuzakları nasıl bilinir? Bunu bilmenin yolu nedir?</strong></p>
<p><strong>Cevap:</strong> öncelikle bilmelisin ki şeytan tıpkı fırlatılan oklar gibi vesveselere sahiptir. Bunun senin için aşikâr hâle gelmesi ancak kalbe doğan düşünceleri <em>(havâtır)</em> ve onların kısımlarını bilmekle olabilir.</p>
<p>İkinci olarak yine bilmelisin ki şeytanın tıpkı ağlar gibi hile­leri vardır. Bunların senin için açık hâle gelmesi ise tuzaklar ile bu tuzakların niteliklerini ve atıldığı yerleri bilmekle olur.</p>
<p>Âlimlerimiz kalbe doğan düşüncelere dair başlıklar açmışlar­dır. Biz de bu konuya yönelik <em>Telbîsu İblis</em> isimli bir kitap tasnif ettik. Elinizdeki bu kitap, sözü uzatmak için uygun değil fakat her başlıktan aslî meseleleri senin için zikredelim. Bunlara tutu­nursan senin için yeterli olacaktır.</p>
<p>Kalbe doğan düşüncelerin aslına gelince bil ki Allah Teâlâ Âdemoğlunun kalbinde, onu hayra davet eden bir melek görev­lendirmiştir. Bu meleğe “ilham verici <em>(mülkim)”,</em> yaptığı davete de “ilham” denir. Ayrıca Allah, ilham verici meleğin karşısına, kulu şerre çağıran bir şeytan yerleştirmiştir. Bu şeytana “vesveseci <em>(yesvâs)”,</em> yaptığı çağrıya ise “vesvese” denir. Alimlerimizin çoğu­nun sözüne göre ilham verici melek sadece hayra davet ederken vesveseci sadece şerre çağırır.</p>
<p>Üstadımızın şöyle dediği anlatılır: Şeytan bazen iyiliğe çağı­rır fakat amacı kötülüktür. Şeytan bunu, kulu faziletli olandan engellemek için faziletli olmayana davet etmek suretiyle yapar. Veyahut kulu, büyük bir günaha sürükleyecek İyiliğe davet eder. Ne var ki kulun bu iyiliği» kendini beğenme gibi işlediği kötü bir fiile karşılık gelmez.</p>
<p>İşte kulun kalbi üzerinde yer alan bu iki davetçi onu bir şeyle­re davet eder, kul da kalbini işitip bunu hisseder. Şöyle bir rivayet vardır: “Âdemoğlunun bir çocuğu doğduğu zaman Allah ona bir melek yaklaştırır. Şeytan da onun yanma bir şeytan yaklaştırır. Şeytan insanın kalbinin sol kulakçığında, melek ise sağ kulakçı­ğında bulunur. Bu ikisi sürekli onu [bir şeylere] davet ederler.”</p>
<p>Aynı şekilde Hz. Peygamber “Şeytanın ve meleğin Âdemoğlu üzerinde konaklaması, yakınlığı (yani tesiri) vardır.” buyurmuş­tur.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17"><sup>[19]</sup></a> Hadiste geçen <em>lemme</em> ifadesi “davet üzere konaklamak” demektir. Araplar bir kişi bir mekânda konakladığında “lemme bi’l-mekân” ve “elemme bi’l-mekân” derler.</p>
<p>Ayrıca Allah Teâlâ insanın yapışma şehvetlere meyleden ve -ister iyi olsun ister kötü- her türlü lezzeti elde etmek isteyen bir tabiat yerleştirmiştir. Bu meyil ve istek afetlere doğru yönelen nefsin hevâsıdır. işte bunlar (melek, şeytan ve nefis) üç davetçidir.</p>
<p>Bu girişten sonra bil ki kalbe doğan düşünceler <em>(havâtır),</em> ku­lun kalbinde meydana gelen etkilerdir. Bu etkiler insanı eylemleri gerçekleştirmeye ya da terk etmeye sevk ederek çağrıda bulunur. Bu etkilerin <em>havâtır</em> (düşünceler) olarak isimlendirilmesi ise ver­diği endişe ve huzursuzluk sebebiyledir. Nitekim bu anlam, rüz­gâr vb. şeylerin doğurduğu tehlikelerden <em>{hatarâtur~rîh)</em> alınmış­tır. Bu düşüncelerin tamamı kulun kalbinde hakiki olarak Allah Teâlâ tarafindan meydana getirilir. Bunlar dört kısımdır:</p>
<p><strong>1.</strong>Allah Teâlâ’nın, kulun kalbinde doğrudan (aracısız olarak) meydana getirdiği şeyler. Bunlara sadece <em>“hâtır/düşünce”</em></p>
<p><strong>2.</strong>Allah Teâlâ’nın, insan tabiatına uygun olarak meydana ge­tirdiği şeyler. Bunlara “nefsin hevâsı” denir ve bunlar nefse nispet edilir.</p>
<p><strong>3.</strong>Allah Teâlâ’nın, ilham verici meleğin çağrısının ardından meydana geçirdiği şeyler. Bunlara “ilham” denir.</p>
<p><strong>4.</strong>Allah Teâlâ’nın, şeytanın çağrısının ardından meydana ge­tirdiği şeyler. Bunlar ise şeytana nispet edilir ve “vesvese” olarak adlandırılır. Ayrıca bu vesvese, şeytandan gelen düşünceler olması hasebiyle şeytana nispet edilir. Gerçekte ise bu düşünceler şeyta­nın çağrısı esnasında meydana gelen şeylerdir. Dolayısıyla şeytan burada kötü düşüncelerin meydana gelmesinin sebebi hükmün­dedir fakat bu sebep şeytana nispet edilir. Netice itibariyle dü­şüncelere ait dört kısım işte bunlardır.</p>
<p>Bu taksimden sonra bil ki Allah Teâlâ tarafindan doğrudan kulun kalbine verilen düşünce, ona bir ikram ve bağlılığı sağla­mak için hayır şeklinde olabileceği gibi imtihan ve belayı ağırlaş­tırmak için şer şeklinde de olabilir.</p>
<p>İlham verici melek tarafindan verilen düşünce sadece hayır olur. Zira o, nasihat verici ve irşat edici olup yalnızca bu amaçla gönderilir.</p>
<p>Şeytan tarafından verilen düşünce ise sadece şer olur ve amacı kulu yoldan çıkarıp zillete düşürmektir. Bununla birlikte şeytan­dan gelen düşünce bazen hayır şeklinde olur. Bu ise kula tuzak kurmak ve istidrâc<a href="#_ftn18" name="_ftnref18"><sup>[20]</sup></a> içindir.</p>
<p>Nefsin hevâsı tarafindan verilen düşünce ise şer ya da içerisin­de hayır bulunmayan şeyler şeklinde olur. Bunun amacı ise kulun hayır yapmasını engellemek ve onu yoldan çıkarmaktır.</p>
<p>Seleften bir zat nefsin hevâsının da hayra davet edebileceğini fakat bu hayırdan maksadın şeytanın yaptığı gibi şer olduğunu dile getirmiştir. İşte bunlar, kalbe doğan düşüncelerin türleridir.</p>
<p>Tüm bunlardan sonra senin üç esasın bilgisine kesinlikle sa­hip olman gerekir. Daha önce dile getirdiklerimizden asıl maksat da bu üç esastır. Bunlar:</p>
<p><strong>1.</strong>Genel bir şekilde hayır düşünce İle şer düşünce arasındaki fark.</p>
<p><strong>2.</strong>Doğrudan gelen, şeytandan gelen ve hevâdan gelen düşün­celer arasındaki fark ve bunların nasıl ayırt edileceği. Zira her bir türün, diğerini defeden bir yönü vardır.</p>
<p><strong>3.</strong>Doğrudan ve ilham verici melekten gelen düşünce ile şey­tandan gelen veya hevâdan kaynaklanan düşünce arasındaki fark. Bu farkı bilirsen Allah Teâlâ’dan ya da ilham verici melekten gelen düşünceyi takip eder ve şeytandan gelen düşünceden sakınırsın. Aynı şekilde hevânın şeytandan kaynaklandığını söyleyenlerin görüşüne göre hevâdan da sakınırsın.</p>
<p><strong>Birinci Esas:</strong> Âlimlerimiz şöyle demiştir: Bir düşüncenin hayır mı yoksa şer mi olduğunu bilmek ve ikisi arasında ayrım yapmak için onu, şu üç şeyle tart ki durumu açığa çıksın:</p>
<p>Öncelikle aklına <em>(kalb/bâî)</em> doğan düşünceyi şeriat tartışma koy. Eğer şeriata uyuyorsa hayırdır. Şayet ruhsat kabilinden ya da şüphe sebebiyle şeriata aykırı düşüyorsa şerdir.</p>
<p>Düşüncenin hayır mı şer mi olduğu bu tartı ile açığa çıkmazsa onu, salih kişilere tabi olma tartışma koy. Bu düşünce gerçekleş­tirildiğinde salih kişilere tabi olma durumu söz konusu olacaksa hayırdır. Buna karşılık düşünce gerçekleştirildiğinde kötü kimse­lere tabi olma durumu söz konusu oluyorsa o düşünce şerdir.</p>
<p>Kalbe doğan düşüncenin ne olduğu bu tartıyla da açığa çık­mazsa onu nefis ve hevâ tartışma koy ve bak. Şayet bu düşünce, nefsin korku sebebiyle değil de tabiatının gereği olarak nefret et­tiği bir şeyse bil ki hayırdır. Eğer bu düşünce, Allah Teâlâyı umma ve O&#8217;nu arzulama şeklinde bir meyil değil de nefsin tabiatı ve ya­ratılışı gereği meylettiği bir şeyse o zaman şerdir. Zira nefis kötü­lükle emrolunmuş olup aslı gereği hayra meyilli değildir.</p>
<p>Eğer dikkatli bir şekilde bakarsan bu tamlardan birisiyle kal­be doğan düşüncenin hayır mı yoksa şer mi olduğu açığa çıkar. Lütfuyla hidayete erdirecek olan ise yalnızca Allah’tır. Şüphesiz ki O, cömert ve ihsan edicidir.</p>
<p><strong>İkinci Esas: </strong>Âlimlerimiz şöyle demiştir: Şeytan tarafin­dan verilen şer düşünce ile nefsin hevâsından gelen ya da Allah Teâlâ’dan doğrudan verilen kötü düşüncenin farkını anlamak İs­tersen bu düşünceye üç yönden bakmalısın:</p>
<p><strong>1.</strong>Eğer düşünceyi sağlam bir şekilde tek bir hal üzere kararlı bulursan Allah Teâla dan ya da nefsin hevâsından gelmiş demek­tir. Şayet düşünceyi tek bir hal üzere sabit değil de değişken bir hâlde bulursan bil ki şeytandandır.</p>
<p>Bazı arifler şöyle der: Nefsin hevâsı kaplan gibidir. Eğer sal­dırırsa tam bir baskı ve mutlak bir mağlubiyet olmadıkça dönüp gitmez. Aynı şekilde nefsin hevâsı, din için savaşan hâriciye ben­zer. Nitekim o da öldürülünceye kadar geri dönmez. Veyahut nefsin hevâsı kurt gibidir. Onu bir taraftan kovsan da başka bir taraftan geri gelir.</p>
<p><strong>2.</strong>Şayet kalbine doğan düşünce, işlediğin bir günahın peşi sıra meydana geliyorsa bu, işlemiş olduğun günahın uğursuzlu­ğuna karşılık bir ceza ve küçük düşürme olarak Allah Teâlâ’dan gelmiş demektir. Nitekim Allah Teâlâ: “Hayır! Gerçek şu ki, ya­pıp ettikleri kalplerini kaplayıp karartmış tır.” (Mutaffin, 83/14) buyurmaktadır.</p>
<p>Üstadım el-İmam şöyle demiştir: “İşte günahlar kalbin kasve­tine böyle sebep olur. Günahların başı düşüncedir, günahın işlen­mesine sebep olan bu düşünce kasvete ve kalbin pas vb. şeylerle kaplanmasına sebep olur.”</p>
<p>Şayet kalbe doğan düşünce işlemiş olduğun bir günahtan sonra değil de doğrudan ortaya çıkmışsa bil ki şeytandan gelmiş­tir. Bu, çoğu zaman böyledir. Zira şeytan şerre davet etme suretiy­le işe başlar ve her halükârda kulu yoldan çıkarmak ister.</p>
<p><strong>3.</strong>Eğer düşüncenin Allah Teâlâ’yı anmakla zayıflamadığını, azalmadığını ve ortadan kalkmadığım görürsen hevâdan gelmiş demektir. Şayet Allah Teâlâ’yı anmakla zayıflıyor ve azalıyorsa bu durumda şeytandandır. Allah Teâlâ’nın, “Sinsi vesvesecinin kötülüğünden&#8230;” (Nâs, 114/4) sözüne dair yapılan şu tefsir de bu manayı göstermektedir: “Şeytan, Âdemoğlunun kalbi üzerinde bulunur. Eğer insan Allah Teâlâ’yı zikrederse şeytan kaçar. Şayet bunu yapmaktan gafil olursa şeytan vesvese verir.”<a href="#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[21]</sup></a></p>
<p><strong>Üçüncü Esas:</strong> Allah Teâlâ’dan gelen hayır düşünceyle me­lekten gelen hayır düşünceyi ayırt etmek istersen o düşünceye üç yönden bakmalısın:</p>
<p><strong>1.</strong>Şayet düşünce tek bir hal üzere güçlü ve sağlam duruyorsa Allah’tan, tek bir hal üzere değil de değişkense melekten gelmiş demektir. Zira melek senin için bir nasihatçi olup her yerden ve her yönden senin yanma gelir, icabet edip hayır işlerine rağbet etmen ümidiyle her türlü nasihati sana sunar.</p>
<p><strong>2.</strong>Eğer kalbe doğan düşünce, yapmış olduğun bir gayret ve itaat sonrasında ortaya çıkmışsa Allah Teâlâ’dandır. Nitekim Al­lah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p><strong>3</strong>.“Bizim uğrumuzda elinden gelen çabayı sarf edenlere gelin­ce onları bize ulaşan yollara mutlaka yöneltiriz.” (Ankebût 29/69)</p>
<p><strong>4</strong>.“Doğru yolu bulanlara gelince Allah onların bu yolda de­vam etmelerini sağlar ve kendilerine takva şuurunu bahşeder.” (Muhammed, 47/17)</p>
<p>Buna mukabil kalbe doğan düşünce doğrudan gelmişse o, ço­ğunlukla melektendir.</p>
<p><strong>5.</strong>Kalbe doğan düşünce, inanca dair aslî meseleler ya da batınî amellere dair ise Allah Teâlâ’dan, fer’î meselelere veya zahirî amellere dair ise çoğu zaman melektendir. Zira çoğunluğun sözü­ne göre melek, kulun iç dünyasının bilgisine ulaşamaz.</p>
<p>Şeytan tarafindan gelen ve adım adım büyüyerek aslında bir şerre götüren hayır düşünceye gelince üstadımız bu konuda şöyle demiştir: Bu düşünceye bir bak, kalbine doğan bu düşünceyi ey­leme dönüştürme hususunda nefsini korkak değil, istekli; sakin değil, aceleci; çekingen değil, güvenli ve [düşüncenin] akıbetine karşı basiretli değil, kör bir hâlde bulursan bil ki şeytandandır, hemen ondan kaçın. Şayet nefsini bu halin aksi bir şekilde yani istekli değil, korkak; aceleci değil, sakin; güvenli değil, çekingen ve [düşüncenin] akıbetine karşı kör değil, basiretli bir hâlde bu­lursan bil ki ya Allah Teâlâ’dan ya da melektendir.</p>
<p>Bir düşüncenin akıbetini bilmeksizin ve düşünceyi eyleme dökecek sevabı hesaba katmaksızın [kalbe doğan bir düşünceyi gerçekleştirmek için] insanın istekli olması sanki bir tür hafiflik­tir diye düşünüyorum.</p>
<p>Sakin olmaya gelirsek bu, belli başlı yerler hariç övülen bir haslettir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Beş yer hariç acele etmek şeytandandır. Bu beş yer buluğ çağına geldiğinde kızı ev­lendirmek, vakti geldiğinde borcu ödemek, öldüğünde cenazeyi hazırlamak, konakladığında misafiri doyurmak ve günah işledi­ğin zaman hemen tövbe etmektir.”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20"><sup>[22]</sup></a></p>
<p>Korku ya kalbe doğan düşünceyi hakkıyla ve gerektiği gibi eksiksiz bir şekilde tamamlayıp eda etmeye ya da Allah Teâlâ’nın yapılan bu fiili kabul edip etmemesine dair olur.</p>
<p>Akıbeti görmek ise bahsi geçen eylemin doğru ve hayırlı olduğundan emin olmak ve bunu kesin olarak bilmek suretiyle olur. Bu, ahirette sevap görmek ve ummak için de olabilir. Bunları bil ki muvaffak olasın.</p>
<p>Kalbe doğan düşüncelere dair bilmen gereken üç esas işte bunlardır. Bunlara hakkıyla riayet et ve gücün yettiğince derinle­mesine düşün. Zira bunlar, meseleye dair ince bilgiler ve değerli sırlardandır. Lütfuyla muvaffak kılacak olan ise yalnızca Allah’tır.</p>
<p>Şeytanın hilelerine ve aldatmalarına gelirsek; şeytan, Âdemoğlunun itaatini hedef alarak yedi açıdan tuzak kurar:</p>
<p><strong>1</strong>.Kulu itaat etmekten alıkoyan Şayet Allah Teâlâ kulu ko­rursa, şöyle diyerek şeytanı geri çevirir: “Benim gerçekten buna ihtiyacım var. Zira sonsuz ahiret için bu fani dünyada azık biriktirmeliyim.”</p>
<p><strong>2.</strong>Sonra kula itaati ertelemesini emreder. Eğer Allah Teâlâ kulu korursa, şöyle diyerek şeytanı geri çevirir: “Ömrüm benim elimde değildir. Bugünün amelini yarma ertelersem yarının ame­lini ne zaman yaparım? Zira her günün kendine has ameli vardır.”</p>
<p><strong>3.</strong>Ardından şeytan kula, “Çabuk ol, çabuk ol. Şu iş için vak­tin kalmıyor.” diyerek acele etmesini emreder. Şayet Allah Teâlâ kulu korursa “Tamama erdirilen az amel, eksin olan çok amelden hayırlıdır.” diyerek şeytanı geri çevirir.</p>
<p><strong>4.</strong>Daha sonra şeytan kula amelini insanlara göstererek ta­mamlamasını emreder. Eğer Allah Teâlâ kulu korursa kul şöyle diyerek şeytanı geri çevirir: “insanlara göstermek üzere neden amel işleyeyim? Allah Teâlâ’nın beni görüyor olması yeterli değil midir?”</p>
<p><strong>5.</strong>Peşi sıra şeytan kula, “Ne kadar da akıllısın! Ne kadar da uyanıksın!” diyerek kulun kendisini beğenmesini emreder. Şayet Allah Teâlâ kulu korursa, şöyle diyerek şeytanı geri çevirir: “Bu benim değil, Allah Teâlâ’nın nimetidir. Beni bu ameli işlemeye muvaffak kılan ve lütfuyla amelime büyük bir değer bahşeden O’dur. Eğer onun lütfü olmasaydı ben O’na karşı masiyet işlerken O’nun bana vermiş olduğu bu nimetin yanında benim amelimin ne kıymeti olurdu!”</p>
<p><strong>6.</strong>Şeytan bundan sonra altına yönden gelir. En büyüğü olan bu hilenin farkına sadece gerçekten uyanık olanlar varabilir. Şey­tan kula, “Amellerini insanlardan gizli yap. Zira Allah Teâlâ yaptı­ğın amelleri senin için gün yüzüne çıkaracak ve herkese amelinin karşılığını verecektir.” der. Bu noktada şeytanın hakiki amacı, ku­lun bir tür riya göstermesini sağlamaktır. Şayet Allah Teâlâ kulu korursa, şöyle diyerek şeytanı geri çevirir: “Ey lanetli şey! Şimdiye kadar amelimi ifsat etmek üzere bana yanaştın. Şimdiyse ihlasımı bozmak üzere bana yanaşıyorsun. Ben yalnızca Allah Teâlâ’nın kuluyum. O benim efendimdir. İsterse ibadetlerimi ortaya çıkarır isterse de gizler. Yine isterse beni şerefli kılar isterse de zelil eder. Bu, O’na kalmıştır. İnsanlara gösterip göstermemesi beni ilgilen­dirmez. Bu konuda insanların bana ne faydası vardır ne de zararı.”</p>
<p><strong>7.</strong>Daha sonra şeytan kula şöyle der: “Senin bu ameli işlemeye ihtiyacın yok. Şayet sen bahtiyar <em>(said)</em> olarak yaratılmışsan ameli terk etmen sana zarar vermez. Yok, bedbaht <em>(fakı)</em> olarak yaratıl­mışsan da ameli işlemenin sana hiçbir faydası olmaz.&#8221; Eğer Allah Teâlâ kulu korursa, şöyle diyerek şeytanı geri çevirir: “Ben yal­nızca bir kulum. Kulun yapması gereken, kulluğu gereği emirlere uymaktır. Rubûbiyetini en iyi Rab bilir, istediği gibi hükmedip istediğini yapar. Her nasıl olursam olayım (ister bahtiyar ister bedbaht) amelim bana fayda sağlar. Çünkü bahtiyar olarak ya- ratıldıysam sevabın artması için amele ihtiyaç duyarım. Yok, eğer bedbaht olarak yaratıldıysam [Allah’a ibadet emrini yerine getir­mediğim için] kendimi kınamamak adına amel işlemeye muhta­cım, demektir.</p>
<p>Zira Allah Teâlâ itaat etmemi hiçbir şekilde ceza­landırmaz ve bu bana zarar olarak dönmez. Ayrıca itaatkâr bir şekilde cehenneme girmek, asi bir şekilde cehenneme girmekten benim için daha iyidir. Kaldı ki Onun vaadi hak, sözü doğru­dur. İtaatlere karşılık sevap vereceğini vadetmemiş midir? Allah Teâlâ’nın karşısına iman ve itaat üzere çıkan hiç kimse cehenne­me asla girmeyecek, aksine cennete girecektir. Bu, o kişinin ame­liyle cenneti hak etmesinden dolayı değil, aksine Allah Teâlâ’nın bunu vadetmiş olmasından dolayıdır. Bu bağlamda Allah Teâlâ bahtiyarların, ‘Bize verdiği sözü yerine getiren Allah’a hamdol- sun!’ (Zümer, 39/74) dediğini ifade etmiştir.”</p>
<p>O hâlde uyan -Allah sana merhamet etsin- ve kendine gel. Durum gördüğün ve işittiğin gibidir. Diğer fiilleri ve halleri de buna kıyas et. Allah Teâlâ’dan yardım iste ve O’na sığın. Zira her şey Onun elindedir. Başarı da yalnızca O’ndandır. Allah’tan baş­ka hiçbir güç ve kuvvet yoktur.</p>
<p>İmam Gazzali &#8211; Abidler Yolu:Yedi Geçit,syf:71-79</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>18.Ahmed Abdullah Ebû Nuaym, <em>Târîhu İsfehân),</em> thk. Seyyid Hasan (Lübnan: DâruTkütübi’l-ilmiyyee, 1990) 1009; Ebû Ya’lâ, <em>el-Müsntd, </em>136; Ahmed b. Amr b. Ebî Asım, <em>es-Sünne,</em> thk. Anyye cz-Zchrânî (Lüb­nan: Dâru İbn Hazm. 2004), 7.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17"><sup>[19]</sup></a> Tirmizî, <em>es-Sünen,</em> 2988; Nesaî, <em>el-Kübrâ,</em> 10985.</p>
<p><sup>[20]</sup> İstidrâc bir kimseyi bir şeye adım adım, derece derece yaklaştırmak, onu kurduğu tuzağa yaklaştırıp düşürmek, aldatmaktır. Bkz. İsmail Durmuş, “İstidrâc” <em>TDVİslâm Ansiklopedisi,</em> 23/328-329.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19"><sup>[21]</sup></a> Hâkim, <em>el-Müstedrek,</em> 2/541.</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20"><sup>[22]</sup></a> Tirmizî, <em>es-Sünen,</em> 2012; Taberânî, <em>el-Mucemul-kebîr,</em> 6/122; Ebû Yalâ, <em>el-Müsned,</em> 4256; Ebû Nuaym, <em>Hilyetul-evliya,</em> 8/78.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/seytanin-tuzaklari-nasil-bilinir/">Şeytanın tuzakları nasıl bilinir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/seytanin-tuzaklari-nasil-bilinir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
