<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sevmek | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/sevmek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 17 Aug 2024 17:00:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Sevmek | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Acıyı Karşılamak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/aciyi-karsilamak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/aciyi-karsilamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Aug 2024 16:55:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Acı]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice Ebrar Akbulut]]></category>
		<category><![CDATA[Sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[Unutmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=27056</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Sevdiği bir şeyi kaybedenin ümidi ve kendine gü­veni azalır, dünyanın hâllerine tahammül eşiği düşer. Yitirmenin acısı, insanın omuzlarına, kalbine, adımla­tma ağır bir taş gibi oturur ve hareket etmesine mâni olur. Acılı insan kendini umutsuz, ürkek, çaresiz his­seder. Dış dünyaya ilgisi zayıflar. Dünyanın sonuymuş hissine kapılır. Konuşmak da susmak da onun en bü­yük ihtiyacıdır. Acılar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/aciyi-karsilamak/">Acıyı Karşılamak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir-1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-23571 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir-1.jpg" alt="" width="310" height="208" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir-1.jpg 274w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir-1-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/11/indir-1-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 310px) 100vw, 310px" /></a></p>
<p>Sevdiği bir şeyi kaybedenin ümidi ve kendine gü­veni azalır, dünyanın hâllerine tahammül eşiği düşer. Yitirmenin acısı, insanın omuzlarına, kalbine, adımla­tma ağır bir taş gibi oturur ve hareket etmesine mâni olur. Acılı insan kendini umutsuz, ürkek, çaresiz his­seder. Dış dünyaya ilgisi zayıflar. Dünyanın sonuymuş hissine kapılır. Konuşmak da susmak da onun en bü­yük ihtiyacıdır. Acılar ve derder ancak doğru kişilerle paylaşılırsa azalır.</p>
<p>Konuşmak, bağ kurmanın ve hüznü hafifletmenin bir yoludur. Zor zamanında insan, acıyan bakışlara de­ğil, anlayan gözlere ihtiyaç duyar. Acılı bir kalp “geçe­cek değil mi” diyen gözlerle bakar. Gayretini, umudunu ve direncini artıran bir teselli cümlesine sarılmak ister.</p>
<p>“Hikâye gibi anlatıldığında ya da yazıldığında bü­tün dertler kadanılabilir olur.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[1]</sup></a> Yaşadıklarımızı birine anlatmak isteyişimiz ve başkasının hikâyesinde kendi­mizden izler arayışımız o müşterek derdi birlikte his­sederek azaltmak ve dayanılır kılmak içindir. Ruhu­muza iyi gelen bir insanın muhabbeti veya iyileştiren bir meşgale fiziken de iyi hissettirir. En zor, en daral­mış vakiderde gelen zindelik duygusu bazı şeylerin dü­zeleceğine, yoluna gireceğine dair umudumuzu artı­rır. insan arada dönüp kendine şunu sormalıdır: Dağ kalpli miyim veya yaslanılacak bir omuz mu, yoksa birinin acısmı da sevincini de açmaktan imtina ede­ceği biri miyim?</p>
<p>Her insanın acıyı karşılaması, yitirilenin ve gidenin yasım tutma biçimi farklıdır. Her insanın acısı kendine ağırdır. Hiç kimse başkasmm çektiği acıyı aynı mih­nette çekmez. Herkesin acısı biriciktir, aynı kefeye ko­namaz. Bazı insanlar cam yandığında sükutu seçer, ko­nuşmak, onlara daha çok ıstırap verir.</p>
<p>Kelimeler, öteki ile aramızda hem bir köprü kurar hem de onunla aramızın açılmasına sebep olur. Çünkü her insan, kelimelere kendi duygusunu yükler. Bu an­lam yüklemeleri, başkasında aynı karşılığa denk gelme­yebilir. Acısını anlatmak istemeyen insanı, onun iyilxği adına konuşturmaya çalışmak ona yalnızca üzüntü ve­rir. İhsanı içine gömen dert, dışma karşı da zayıf hâle getirir. İçine atma da bir ağlama biçimidir. İçerisi dağ gibi olunca çok basit bir mevzu karşısında gelir gö z­yaşı. Herkes aşırı hassas olduğunu sanır, oysa o âna dek neleri tek başına çözmüş, neleri atlatmış, hangi yokuş­ları çıkmışsındır, kimsenin haberi olmaz.</p>
<p>Gidenin ardından yaşamak kalana zordur. Yasın ilerleyen süreçlerinde bu duygu, gidenin hatırasını en güzel şekilde yaşatmaya, kendi hayatını daha anlamlı kılmaya dönüşür. Hatıralar acı verse de gidenle kuru­lan tek bağdır. Onunla geçen günlerin anısı, birlikte geçirilen vakitler, birbirine harcanan emekler, bunlar hafızayı ne kadar doldurursa acı o nispette keskin, ma­tem de o derecede zor ve yakıcı geçer. Yasın olgunlaş­tığı evredeyse bu hatıralar insanı olgunlaştıran, iyilik duygularını artıran büyük bir teselli olur, insan şurada hatırası, burada sözleri, orada yokluğu var diyerek ya­şayan birinin de yasını tutabilir. Yasm şiddeti zamanla az<u>alır</u> ama insanın içine sevilenin kaybından doğan ve kolayca geçmeyen bir sızı bırakır.</p>
<p>Gönlünü anlamlı bir şeye veren insanın acıya di­renci artar. İnsanın acı bir olay yaşaması daima acı çe­keceği anlamına gelmez. Acıyı kaderin bir parçası bi­lerek kendini anlamlı işlere vermek insanı metanetli kılar. Acı ilk anda insanın içine oturur ve bütün za­manını esir alır. İnsan, bu acının hiç geçmeyeceğini, artık ara sıra kendini hatırlatır ve insanın ‘bunu da atlatmışım çok şükür’ dediği bir direnç vesilesi olur. Metin Altıok’tan mülhem bu dünyada vicdanı, insanlığı olan herkes bir acıya kiracıdır. Acıdan kaçı; yoktur ama acıyı dindirecek kuvvetli bir müsekkin mutlaka vardır.</p>
<p>İnsan iyileştiğini kendine acı veren şeyi unutunca değil, her hatırlayışında ondan bir şeyler öğrendiğinde anlar. Yarasını hatırlayan neleri atlattığını, hangi eşik­lerden geçip bugünlere geldiğini görür ve gelecek yeni zorluklara kadanabilme gücünü kendinde bulur. Bil­mek acıyı artırır, yaşamaksa acıyı daha çok artırır. Bi­lince tecrübe etmez insan ama yaşayınca acının izlerini yüzünde, sözünde ve kalbinde bir kor gibi taşır. Acının tazeliğini koruduğu süre zarfında duygu yoğunluğu çok fazladır, ilk andaki etkisi dağılmaya başladığındaysa in­san zihnen bir aydınlanma yaşar, muhakemesi güçle­nir. Acı tecrübeler yaşayan insanların anlama yetisi ge­nellikle yüksektir. Acı, insanın gözünü açar.</p>
<p>Yastaki insan inanç konusunda gelgitler yaşar, gi­denin geri döneceği hissine kapılır, anlamsızlık duy­gusuyla baş etmeye çalışır. Yas tutan insan hem yara­sını sarmak için aranır hem de ne yana dönse yarasını kanatır. Dünyaya, zamana ve çevresine uyum sağla­makta zorlanır, tâ ki yitiğini kabullenene kadar. Bazı şeyler olur, yaşanır, sonra üzerinden biraz geçince on­lara nasıl dayandığımıza, sabrettiğimize şaşırırız. Ge­çerken bize de bir hâller olur, artık hayata bakışımız eskisinden ya daha anlamlı ya da daha anlamsızdır. Hayatta her şeyin üstesinden geleceğimize inanırız fa­kat bazı şeylerin üstesinden gelemeyiz. Biz kendimizi sağlam tutmak isterken bir yanımız dağılır, tarumar olur ve bazı şeylere karşı elimizden hiçbir şey gelmez.</p>
<p>İnsan acıya karşı kürek çekmek yerine onunla nasıl baş edeceğinin yollarını arar. Sanatsal yaratı acıyla başa çıkmanın, kendine bir kapı açmanın yoludur. Edebiyat tarihi, acıyı manzumeye ve nesre dönüştüren eserlerle doludur. Sagular, ağıtlar, mersiyeler, kitabe-i seng-i me­zarlar&#8230; insanı kozasından çıkaran, ona bir keşif yol­culuğu yaptıran, ve farklı bakışlar kazandıran her tec­rübe, acı vermiş de olsa çok kıymetli ve çok öğreticidir, insana sağlam bir karakter ve metin bir kişilik bahşe­der. Acı, harekete geçen inşam güçlendirir ve insan o güçle matemini dindirir.</p>
<p>İnsan yürümezse acı üzerinde birikir. Kalp de yü­rümez, yola koyulmazsa taşlaşır. Kalbin kendine acı veren duygunun üzerine gitmesi, onun aksi istikame­tine doğru hareket etmeye ve kendine iyi gelecek bir rota bulmaya çalışması acıdan kaçmak değil, onunla baş etmenin bir yolunu bulma çabasıdır. Birini güç­lendiren acı, diğerini yıkabilir. Biri kısa sürede topar­lanırken başkası uzun bir müddet kendine gelemeyebilir. Her insanın acıyı karşılama şekli, yaşadıklarını sindirme süresi ve kendini güvenli bir iklimde hisset­mesi farklı kademede ilerler.</p>
<p>Acı bir anda olup bitmez, çabucak yaşanıp geç­mez. İnsan acısını yıllara, günlere, saatlere, anlara bö­lerek çoğaltır. Her hatırlayış yeni bir eşiktir. Acıdan kaçan başka şeylere sığınarak kendini oyalar ve iyileş­tiğini sanır. Şifa, acıyı yaşayana lütfedilir.</p>
<p>Acıya karşı tavrımız kişiliğimizi, mizacımızı ve na­sıl bir toplumda yaşadığımızı ortaya çıkarır. Acıya se­yirci olanlar, acı konusunda birbirini suçlayıcı çıka­rımlarda bulunurken acıyı yaşayanlarda genel olarak bir sükunet olur, ki onların bu hâlinden insanın kal­bine dokunan bir başkalık yansır. Acıyı yaşayanların acılı hâllerini fütursuzca paylaşmak, acıyı seyirlik bir malzemeye dönüştürür. Susan Sontag’ın “Başkaları­nın Acısına Bakmak” olarak nitelediğidir bu.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[2]</sup></a> Baş­kasının acısını duyabildiğimiz kadar insanız, birbi­rimizden bu ince çizgiyle ayrılırız. Ateş düştüğü yeri yakar ama içinde merhamet pınarı kurumayanın kalbi oralı olur, ateşin düştüğü yeri dert edinir. Dert edinenler, ellerinden gelenin en iyisini yapan has in­sanlardır. Acı paylaşılmaz, belki hissedilir. Yalnızca kalbi güzel olan, anlamanın derdini çeken, ruhu derin duygu ve düşüncelere müptela olan insanlar acıyı hissedebilir. Yas ve matem bazılarını daha vicdanlı, merhametli yapar, iyi anlamda değiştirir. Bazılarına da asla dokunmaz, tesir etmez. Tesire açık kalpler nasipdar olur. “Nasibi müyesser olasın” denir, müyesser bir şeyin kolay kılınmasıdır. Nasibi olana yol da yü­rümek de kolaylaşır.</p>
<p>“Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dur­sun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun”<sup>3</sup> der Birhan Keskin. Acı tek kişiliktir ama emin ellerle, selim kalplerle, kendisine güvenilen bir dosda paylaşılınca insanın ağrısını ve yükünü alır.</p>
<p>Hiçbir hâl sürekli ve kalıcı değil, her şey geçer, unutmak gibi bir lütuf bahşedilmiş insana ama geç­meyen şeyler de var, insanın kalbine bir kıymık olup batar, ara sıra yutkunamayışına sebep olur, insan tam da o anlarda yaslanacak bir şey arar, sükut da yaslanı­lası bir yoldaştır.</p>
<p>Nihayetinde kış gelir ve geçer, giderken gelecek baharın tohumlarını da toprağın bağnna saçar gider.</p>
<p>Hatice Ebrar Akbulut &#8211; İncelmiş Vakitler,syf:</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[1]</sup></a> Isak Dinesen’den aktaran Hannah Arendt, <strong><em>İnsanlık Durumu&gt;</em></strong>Çev.: Bahadır Sina Şener, İletişim Yay., 2021, İst., s. 239.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[2]</sup></a> Susan Sontag, <em>Başkalarının Acısına Bakmak,</em> Çev.: Osm-n Akınhay, Agora Kitaplığı, 2004.</p>
<p>3.Birhan Keskin,Fakir Kene,Metis yay..2019,ist. s.9</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/aciyi-karsilamak/">Acıyı Karşılamak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/aciyi-karsilamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne Kadarlık Adam</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ne-kadarlik-adam/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ne-kadarlik-adam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2017 11:12:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ferhad ile Şirin]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Ne Kadarlık Adam]]></category>
		<category><![CDATA[Sevmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18838</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her kimin âlemde mikdârıncadır tab’ında meyl – Fuzûlî’nin sever redifli gazelinden bir mısra. “Herkesin kıymetinin ne olduğu, âmiyâne bir tabirle (ne kadarlık adam olduğu) meyl ettiği yani eğilim gösterdiği, kavuşmak arzûsunda bulunduğu şeyden bellidir.”demeye gelir. İmâm-ı Şâfiî’nin bir sözünü hatırlatıyor: “Aklı, fikri mîdesinde olanın kıymeti bağırsaklarından çıkan kadardır.” Abraham Lincoln de demiş ki: “Para her [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ne-kadarlik-adam/">Ne Kadarlık Adam</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ne-kadarlik-adam/sahabe_gonul_alma2/" rel="attachment wp-att-18874"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-18874" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/sahabe_gonul_alma2.jpg" alt="" width="494" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/sahabe_gonul_alma2.jpg 702w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/sahabe_gonul_alma2-600x303.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/sahabe_gonul_alma2-300x152.jpg 300w" sizes="(max-width: 494px) 100vw, 494px" /></a></p>
<p>Her kimin âlemde mikdârıncadır tab’ında meyl – Fuzûlî’nin sever redifli gazelinden bir mısra.</p>
<p>“Herkesin kıymetinin ne olduğu, âmiyâne bir tabirle (ne kadarlık adam olduğu) meyl ettiği yani eğilim gösterdiği, kavuşmak arzûsunda bulunduğu şeyden bellidir.”demeye gelir.</p>
<p>İmâm-ı Şâfiî’nin bir sözünü hatırlatıyor: “Aklı, fikri mîdesinde olanın kıymeti bağırsaklarından çıkan kadardır.”</p>
<p>Abraham Lincoln de demiş ki: “Para her kapıyı açar diyen adamdan korkarım; para için herşeyi yapar.”<span id="more-38"></span></p>
<p>Tek mısra’ını seçip aldığım gazelin baş tarafı hayret vericidir:</p>
<p><strong>Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever<br />
Cânı için kim ki cânânın sever cânın sever</strong></p>
<p>[Belki izah istemez ama, sevgilisi için canını seven aslında sevgilisini samimi sevmektedir; kendisi için sevgilisini seven de aslında kendini sevmektedir, demeye geliyor.</p>
<p>Yani, niçin sevdiğine bakılır. Kilit soru ‘niçin’]</p>
<p>Bugün ‘gücü gücü yetene’ ilkesi ile hüküm sürmekte olan Batı Medeniyeti’nin bilgi disiplininde temel kavramı ‘know how = nasıl sorusunun cevabını aramak’ değil mi? Yani Batı nasıl’a bakar; cevabını bulduğu zaman da işi bitirdiğini düşünür.</p>
<p>Bizde durum bu değil. Biz ‘niçin’ sorusuna cevap ararız. İlim edindim… Niçin? Para kazandım… Niçin? Yendim… Niçin? Yenildim… Niçin?</p>
<p>Batılı dikkatle bakan için şu sözü anlayamaz “Gâliptir bu yolda mağlûp!”</p>
<p>Niçin?</p>
<p>Bütün hayatın anlamını veren soru. Şiir diliyle ifadesine Nev’î'(vefat 1699) den bir örnek:</p>
<p><strong>Ferhâd’a öz vücûdu dağlarca hâil idi<br />
Yoksa değildi âciz ol Bî-sütûn elinden</strong></p>
<p>Ferhâd’ın kısaca hikâyesi malûmdur:</p>
<p>Amasya’da yaşamış Ferhâd ve Şirin’e âşık. Arada Hüsrev adlı vezir var. Onun da gözü Şirin’de. Ancak, Ferhad garip, kimsesiz, fakir, en büyük sermaye olan aşkından başka hiçbirşeye malik değil; Hüsrev devletlû, sözü mu’teber…</p>
<p>Şirin der ki Ferhâd’a “Bak Ferhâd! Amasya susuz, su dağın arkasında; getir suyu sana evet diyeyim, Hüsrev de itiraz edemez bu durumda”</p>
<p>Zavallı Ferhâd… Bir başına dağı delebilir miyim diye hesap etmez, kaptığı gibi kazmayı dağı delmeye koyulur. Şimdi onun kazmasının izleri turistik mekân Amasya’da.</p>
<p><strong>Çocukken derdi ki ninem<br />
Çoğu gitti azı kaldı<br />
Büyüdüm ihtiyarladım<br />
Çoğu gitti azı kaldı<br />
Vur kazmaya dağa Ferhat<br />
Çoğu gitti azı kaldı – Necip Fazıl Kısakürek</strong></p>
<p>Bir süre sonra Ferhad’a bir haber gelir; kara haber. “Şirin öldü” derler. Deli olur Ferhad; dağa vurduğu kazmayı (tîşe, külünk) başına vurur bu defa ve oracıkta can verir.</p>
<p>Yazdığım beyitte Nev’î merhûm diyor ki:</p>
<p>[Ferhâd’ın önündeki asıl engel dağ değildi; dağı delerdi; mesele yoktu; ne var ki nefsine (bencilliğine, egoistliğine) mağlûp oldu.</p>
<p>E şimdi şunu sormak zamanı değil midir?</p>
<p>“Aman Nev’î üstad, zavallı Ferhad herşeyini verdi seve seve, canını da; ne oldu ki ona egoist dersin!”</p>
<p>Demek ister ki Nev’î üstâd: Ferhad, Şirin ile vuslat kaygısındaymış demek, bu ihtimâl ortadan kalkınca gücü kesiliverdi ve paydos etti. Halbuki Şirin öldüyse öldü; sâdık âşık için gerektir ki işi bitire. Zîrâ vuslat dâhil olmak üzere herhangi bir karşılık beklemek aşka ve âşıka yakışmaz!</p>
<p>Hani var ya;</p>
<p><strong>Sen çıkarsan aradan<br />
Kalır seni Yaradan</strong></p>
<p>Kudsî hadîste O (celle celâlüh) buyurur ki; “Seni kendim için yarattım; herşeyi de senin için; Benimle arada tek engel sensin sen”; yani benlik, yani ego…]</p>
<p>Halîfe Harun Reşid cariyelerinden birini üstün tutar ve bu durum diğerlerinin hasedini celb edermiş. Bir gün Halife, hazinesinin kapısında toplamış cariyelerini ve hepsine demiş ki; “tek parça olmak şartıyla neye yapışırsanız sizindir”.</p>
<p>Birbirinden kıymetli gerdanlıklar, kolyeler, küpeler, taçlar, zümrütler, yakutlar…</p>
<p>Her biri tutmuş birini ve tabii muazzam birer servet sahibi olmuşlar böylelikle.</p>
<p>Ancak o seçkin cariye dönüp bakmamış bile, har kadının aklını başından alan o ziynetlere ve Harun Reşid’in koluna yapışmış.</p>
<p>Soranlara da demiş ki “birden fazla maksat cürümdür; ben Harun’un koluna yapışmakla, Harun’u da, o cariyelerin hepsini de, aldıkları ve almadıkları her ziyneti de kazanmış oldum…”</p>
<p>Tekrar hatırlayalım isterseniz:</p>
<p><strong>Her ki yek câ heme câ<br />
Her ki heme câ hîç câ</strong></p>
<p>[Sabit kadem olan her yere kavuşur. Ayran gönüllü olan avucunu yalar.]</p>
<p>Gaye tek, ölmemek.</p>
<p><strong>Av. Hayati İnanç &#8211; Can Veren Pervaneler,syf.82-85</strong></p>
<p>hayatiinanc.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ne-kadarlik-adam/">Ne Kadarlık Adam</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ne-kadarlik-adam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınırlar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sinirlar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sinirlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2015 09:36:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl kısakürek]]></category>
		<category><![CDATA[Sınırlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sevmeğin Sınırları]]></category>
		<category><![CDATA[Sevmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7916</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allahı sev! Ne kadar?.. «Had» mefhumunu da yaratan o olduğunu bilecek, onun tecelli ettiği her yerde hiçbir zatî had imkânı kalmadığını sezecek, yani «had» mefhumunun zatiyle beraber bütün hadleri yok görecek, yoklukta bile mutlak yokluk haddini tanımayacak kadar&#8230; Allah sevgisi, her şeyi sınırlayan mutlak sınırsızlıkta kaybolmanın hudutsuz fışkırış noktasıdır. Onu sev, yanıp kül oluncaya kadar sev!.. Bundan sonra, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sinirlar/">Sınırlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/images10.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-7918" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/images10.jpg" alt="Sınırlar" width="353" height="207" /></a></p>
<p>Allahı sev! Ne kadar?.. «Had» mefhumunu da yaratan o olduğunu bilecek, onun tecelli ettiği her yerde hiçbir zatî had imkânı kalmadığını sezecek, yani «had» mefhumunun zatiyle beraber bütün hadleri yok görecek, yoklukta bile mutlak yokluk haddini tanımayacak kadar&#8230;</p>
<p>Allah sevgisi, her şeyi sınırlayan mutlak sınırsızlıkta kaybolmanın hudutsuz fışkırış noktasıdır. Onu sev, yanıp kül oluncaya kadar sev!..</p>
<p>Bundan sonra, en büyüğünden en küçüğüne doğru hadler âlemi başlıyor. Allahın, had içine aldığı varlılar içinde büyüğü, bütün hadleri tek noktasına sığdıracak derecede büyüğü, onun Son Resulüdür.</p>
<p>Allahın Resulünü sev! Ne kadar?. Yalnız ona Allah demiyecek kadar&#8230; Ona Allah dememek şartiylene dense hepsinin az geleceğini bilecek kadar&#8230;</p>
<p>Allah Resulünün Sahabîlerini sev! Ne kadar?.. Yalnız onlara nebîdemiyecek kadar&#8230; Onlara nebî dememek şartiylene dense hepsinin az geleceğini bilecek kadar&#8230;</p>
<p>Allah Resulünün yoluna sımsıkı bağlı Allahıvelîlerini sev! Ne kadar?.. Onlara Sahabî çapında dememek şartiylene dense hepsinin az geleceğini bilecek kadar&#8230;</p>
<p>Ve böylece hadler ve dereceler, en büyüğünden en küçüğüne doğru iner, gider.</p>
<p>Babanı sev, anneni sev, zevceni sev, çocuğunu sev, toprağını sev, dilini sev, ocağını sev! Ne kadar?&#8230;Herbirinin ifadelendirdiği had çerçevesini taşırmayacak ve onu daha üstün çerçeveye karıştırmıyacak kadar&#8230;</p>
<p>Ve nihayet milletini sev! Ne kadar?.. Onu, Allah ve Resulünü sevdiği ve bu sevgiyi etrafında halkalanabildiği kadar&#8230; Ona yalnız «Seni senin için seviyorum, sen ne olsan yine severim!» demiyecek kadar&#8230; «Seni böyle olduğun için seviyorum; ve sen sevilecek bir millet olduğun için böyle oldun!» diye düşünecek kadar&#8230; O zaman onu, bu hudut içinde hudutsuz sevebilir; ve bu sevgiyi, kabuk değil de öz, zarf değil de mazruf, posa değil de cevher milliyetçiliği halinde sistemleştirebilirsin!..</p>
<p>Necip Fazıl,İdeolocya Örgüsü</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sinirlar/">Sınırlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sinirlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
