<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Serbest Cumhuriyet Fırkası | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/serbest-cumhuriyet-firkasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Oct 2016 20:07:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Serbest Cumhuriyet Fırkası | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -1</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-1/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2016 10:46:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ahmet Cemil Ertunç - Cumhuriyetin Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İdealler ve Gerçekler: 1930’un Türkiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Cemil Ertunç]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Fırkası]]></category>
		<category><![CDATA[Güdümlü Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası]]></category>
		<category><![CDATA[Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Çağda Bir Lâle Devri]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Cumhuriyet Fırkası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13065</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyeti kuran sivil ve asker seçkinler, planladıkları bireysel ve toplumsal değişimi on yılı aşmayan bir süre içerisinde büyük oranda gerçekleştirirler. Türkiye peş peşe gelen devrimlerle kı­lık ve kıyafetinden siyasal sistemine, alfabesinden hukukuna uzanan tüm alanlarda hızlı bir değişim süreci yaşar. Fakat bûtûn bu devrimler, Osmanlı dönemi batılılaşma sürecinde olduğu gibi, halktan gelen bir is­tek doğrultusunda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-1/">Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-1/indir-1-88/" rel="attachment wp-att-13100"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-13100" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/10/indir-1-1.jpg" alt="Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -1" width="329" height="258" /></a></p>
<p>Cumhuriyeti kuran sivil ve asker seçkinler, planladıkları bireysel ve toplumsal değişimi on yılı aşmayan bir süre içerisinde büyük oranda gerçekleştirirler. Türkiye peş peşe gelen devrimlerle kı­lık ve kıyafetinden siyasal sistemine, alfabesinden hukukuna uzanan tüm alanlarda hızlı bir değişim süreci yaşar. Fakat bûtûn bu devrimler, Osmanlı dönemi batılılaşma sürecinde olduğu gibi, halktan gelen bir is­tek doğrultusunda değil, halkın isteksizliğine ve hatta tepkisine rağmen, “halka rağmen halk için&#8221; formûlasyonunda anlam kazanan bir yaklaşıma uygun şekilde gerçekleştirilir. Takrir-i Sükûn kanunuyla kıskaca alınan toplum, oradan oraya koşturan İstiklâl Mahkemelerinin de marifetiyle(1), çok uzun yıllara ve hatta belki de yüzyıla uzayacak bir değişimi, 8-10 yıl içerisinde yaşar.</p>
<p>Devrimin sivil ve asker liderleri, devrimlere karşı halkta gözlenen is­teksizlik ve tepkileri, halkın kendi menfaatine olan şeyleri bilemeyecek kadar cahil oluşuyla açıklayıp, planladıkları devrim sürecini ısrarla ve ve yoğun bir şekilde devam ettirirler. Toplumsal değişimde “jakoben” yaklaşımı benimsemiş seçkinler düşünmektedirler ki; halk nasıl olsa za­manı gelince gerçekleri anlayacak, bütün gerçekleştirilenlerin kendi yararına şeyler olduğunu görecek ve böylelikle toplumsal değişimi gerçekleştirenlere karşı müteşekkir olacaktır. Aynen, iğne olmaktan veya diş çektirmekten korkan bir hastanın, tedavi sonrasında doktora teşekkür etmesi gibi. Bu örnek, hasta korkuyor, tedaviyi istemiyor diye doktorun işini sürdürmekten vazgeçmemesi gerektiğini göstermesi açısından da önemli bulunur ve yapılanlara meşruiyet sağlaması için sık sık ifade edi­lir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdealler ve Gerçekler: 1930’un Türkiyesi</strong></p>
<p>Ancak, tarihler 1930&#8217;u gösterdiğinde, durum hiçte sivil ve asker seçkinlerin düşündüğü gibi değildir. O günlerin bir tanığı olan Şevket Süreyya’nın tespitleri, halkın o yıllardaki durumunu ifade etmesi açısından son derece önemlidir: “<em>1930 sıralarında CHP halktan kopmuştu. Halkın dışında, dar; basit bir bürokrat hizbi ile, bu hizbe, ancak seçim ve menfaat bağıntıları olan mahallî fakat dar bir taşralı taraftarlardan ibaretti. Partiyi vilayetlerde yüksek kademelerde temsil eden mutemetler” (inanılanlar) aşın tahakküm ve menfaat yollarına pek sapmamakla beraber, ne merkezin, ne de halkın benimsediği insanlardı. Parti genel başkanı olan İsmet Paşa ise, bütün partiye ve teşkilatına, sadece emir ve kumanda bekleyen, disiplini , hatta ürkek havasını yayıyordu. Merkezde veya taşralarda partili olmak demek, gelecekten bir şey, bir menfaat veya kariyer bekleyen insan demek olmuştu. Hülâsa inkılâp partisi, bir klik haline gelmişti. Kapalı dar bir klik&#8230; Halk ise tedirgindi. Bilhassa ihracat malları yetiştiren uyanık bölgelerde: Karadeniz, Ege, Akdeniz mıntıkalarında İktisadî buhran bütün şiddetiyle hükmünü sürdürüyordu&#8230; Orta ve Doğu Anadolu&#8217;nun yalnız hububat ve hayvancılık yapan köylü ve şehirli halkı ise, gerçi uysal, sessiz, ama bitkindi&#8230; Fakat halk homurdanıyordu. İktisadî buhran, vilayetlerde tam bir çaresizlik havası yaratmıştı”.(2)</em></p>
<p>Şevket Süreyya’nın tanıklığı önemli olmakla birlikte, topluma daha çok ekonomi penceresinden bakan birisinin tespitleri olarak anlam ka-zanır. Halbuki birde ve belki de daha çok siyasi, yasal, sosyal hayatı kapsayan, kişi onur ve inançlarını etkileyen olumsuzluklar vardı. Zira, Ankara yönetimi bir dizi devlet aygıtının yardımıyla, savunduğu dünya görüşünü, dokunulmazlık zırhına büründürerek, bir “resmi ideolojiye”(3)dönüştürmeye başlamış ve bu şekliyle de toplumun bütün değerlerini, hayat tarzının bütün temel dayanaklarını yerle bir etmişti.</p>
<p>Halkın iradesini ifade eden <em>“Cumhuriyet kelimesi yalnız dudaklarda kalmış ve kalplere girmemişti”(4)</em>. Bizzat iktidar partisinin milletvekilleri dahi düşüncelerini açıklayamamaktan, baskı altında olmaktan yakınır olmuşlardı.(5) Doğu İsyanı gerekçe gösterilerek çıkarılan “Takrir-i Sükûn yasası gelenekçi, liberal ya da ileri ayrımını yapmaksızın, Resmi ideolojinin dışındaki tüm siyasal örgütlenişle birlikte, direnen basını ve yığınsal iletişim kanallarını da kapatmış[tı]”(6). Devrimlerin gerçekleştirilmesi ve başarıya ulaştırılması için ülkede uygulanan yönetim biçimi, daha başka bir deyişle de özgürlüklerin kısıtlanmış olması, devrimlere karşı yöneltilecek eleştirileri engellemiş, ne var ki bununla birlikte halkın sorunlarının dile getirilmesini ve hatta yapılan bazı yolsuzlukların açığa çıkarılmasını da önlemişti.(7) Toplum, “Tek Parti cenderesine”(8) alınmış bir haldeydi, sessizdi, kinle doluydu; kinini ise ilk bulduğu fırsatta açığa vuracak durumdaydı. Ancak ne var ki, ne Çankaya ve ne de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın mensupları sıfatıyla Türkiye’nin işlerini ellerinde tutanlar bu olup biteni görecek veya değerlendirecek konumda değillerdi. Bilhassa da Çankaya’nın, ülkede olup-bitenler konusunda doğru haber alması mümkün görünmüyordu. Yakup Kadri’nin ifadesiyle “beylik bir kaside edebiyatı”biçiminde sunulan “resmi ideoloji” gerçekleri gizleyen bir perde idi ve o perdenin arkasını Çankaya’dan görmek mümkün değildi.</p>
<p>Çankaya’dan görünen şey; “kaside edebiyatı”(9) yapanların tasvir ettiği ve her şeyin iyi, güzel olduğu bir dünya idi.(10)</p>
<p>Cumhuriyetin ilanından on yıl sonra “on yılda yeni baştan yaratılan bir Türkiye”den söz edilmişti. Fakat bu “yeniden yaratım”, zannedildiğinin aksine, toplumun beklentilerine cevap verememişti. Ekonomik yapının değiştirildiği ve düzeltildiği söylenmişti. Ancak, insanlar hâlâ ekonomik nimetler içerisinde değillerdi. Yasalar değiştirilmişti, ancak insanlar hâlâ yasal bir güvenlik duygusuna kavuşamamışlardı. Takrir-i Sükûn yaşanan gerçeğin teorik, İstiklâl Mahkemeleri ise pratik yüzünü teşkil ediyordu.(11) Toplumda bir denge oluşturulduğu ve toplumun bütünüyle eşitlendiği söyleniyordu; ancak toplumda hâlâ “ağalar”, “beyler”, “paşalar” halkı sömürmeye devam ediyorlardı. Zira, bu kesim Cumhuriyet kadrolarının en önemli destek gördüğü kesimi teşkil ediyordu. Baskı yönetimi olarak tanımlanıp insanları kul yapmakla suçlanan saltanat idaresinin yerine özgürlükleri ve bireysel iradeyi geçekleştirmek için ilan olunan Cumhuriyet idaresi bir türlü özgürlük rejimi olarak gerçekleşmemiştir.(12) Mustafa Kemal&#8217;in bizzat kendisi dahi şunları demekten  kendisini alamıyordu: <em>“Ben Cumhuriyeti tesis ettim. Fakat bugün [1930’lar kastediliyor] idare şekli Cumhuriyet midir, diktatörlük müdür şahsi hükümet midir, belli değil&#8217;.(13)</em></p>
<p>Değişen sadece zaman ve şahıslardı. Bunu ise o günlerin devrimci kadrosuna mensup şahsiyetlerin kendi ifadelerinden bile kolaylıkla tespit edebiliyoruz. Şevket Süreyya bunlardan birisidir ve bazı tespitlerini yukarıya aldık. Ondan daha da önemlisi Falih Rıfkı Atay’dır. O, devrimci kadronun merkezinde bulunan bir şahsiyetti; aynen Ahmet Hamdi Başar gibi. Önce, Falih Rıfkı’nın temsilcisi olduğu seçkinlerin otokritiği sayılabilecek tespitlerini okuyalım: “<em>Bir gün Ankara Adliyesinin koridorları köylü ve kasabalı, kadın erkek, bir yığın halk ile dolu idi. Niçin toplandıklarını sordum: “Hapis olacaklar” cevabını aldım. Ağalar yüzde iki yüz bin bu kimseleri borca boğmuşlar, şüphesiz sermayelerini ve üstünü almışlar, ihtikâr payının bir kısmını da koparmak için hapse yollamışlardır. Bir iki asır evvel olsaydı kendi samanlıklarına kapayacaklardı. Şimdi o zahmetleri de yoktur&#8230; Bir adam niçin ödemez? Ya parasız olduğu için, ya parası olup da batakçı olduğu için&#8230; Bugün üstünde çalışılacak iş, ancak kanunun bu ikinci sınıfı cezalandırıp cezalandırmadığını, bu çeşit adamları nasıl takip ettiğini gösterir maddelerdir. Bir gün “Medeni olduğumuz için vazgeçeceğimiz” bir maddeyi, bugün kanuna koymak için bulacağımız mazeret ne olabilir? Medeni olmadığımız mı?”(14)</em></p>
<p>Serbest Fırka denemesinden sonra, 1930 yılında, Mustafa Kemal&#8217;le birlikte Anadolu’nun büyük bir kısmını kapsayan bir tren gezisine çıkarak, toplumun problemlerini bizzat yerinde gören Ahmet Hamdi Başardın tespitleri ise şöyledir: “<em>Vakıa şimdiye kadar bir çok işler yapılmış; Şapka giyilmiş, tekke ve medrese kalkmış, Lâtin harfleri ve Garp muaşeret âdabı ve saire kabul olunmuş: Ankara&#8217;nın imarına başlanmış; işte şu üzerinde ilerlediğimiz raylar döşenerek memleketi demir ağlarla örme programının ilk maddeleri tatbik olunmuş&#8230; Fakat, işte, görülüyor ki, bütün bu yapılanlar halkın ıstırabını gidermiş, memleketin davâlarını halletmiş değildir. Vergi eskiden olduğu gibi yine mükellefe dehşet vermektedir. Köylü, sır-tında giyecek ve boğazına sokacak bir şey bulamıyor, Memleketi kalkınmaya götürecek manivela henüz hareket etmemiş duruyor, Acaba daha ne yapmalı? Yapılanlar eksik ve yanlış mıydı?&#8230; Köylüyü kurtarmak, onu efendi haline getirmek sırf temennilerden, hayallerden öteye geçmediğini ve sosyal ,davalar ve münasabetler edebi ve hissi görüşler altında mütalaa olunduğu </em><em>Hükümetçe de yasak çerçevesinde kaldığı müddetçe memleketin bu derin derdine çare bulunacağına inanmak çok güçtür&#8221;.(15)</em></p>
<p>Şu ifadeler ise, güdümlü muhalefet tecrübesinden sonra Anadolu’yu gezerek toplumun gerçekleriyle yüz yüze gelmek isteyen “Ebedî Şefin gördükleri, duydukları ve yaşadıklarını yakınlarından birisine itirafı olacaktır; <em>“Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum! Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikâyet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddî manevi perişanlık içinde”</em>.(16)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Modern Çağda Bir Lâle Devri</strong></p>
<p>Cumhuriyet bürokratları sadece siyasî kararları uygulamakla yetinmemişler, siyasi kararların alınmasını sağlayan tüm yetkileri de ellerine almışlardı. Tamamıyla halkın olduğunu söyledikleri ve söylemekten büyük bir zevk duydukları otoriteyi, halk adına ve halka rağmen” ellerine alıp, derin bir “iman” ile kabullendikleri laik/pozitivist felsefeyi ve buna dayanan hayat tarzını topluma dayatarak bir dönüşüm sağlamaya çalışmışlardı. Görünüşte bu dönüşüm de sağlanmıştı. Artık insanlar şapka giyiyor, Latin harflerinden oluşan Türkçeyi okuyor ve yazıyorlar, Batı kanunlarına göre yönetiliyor ve yargılanıyorlar, padişaha değil Cumhuriyet seçkinlerine boyun eğiyorlar&#8230; fakat ne var ki mutlu olamıyorlardı. Seçkinlerin halk adına gerçekleştirdikleri, halkı memnun etmeye yetmemişti.</p>
<p>Ülkede tüm bunlar olup-biterken acaba “seçkinler” ne durumdaydı. Bu sorunun cevabı olabilecek bazı tespitlere Falih Rıfkı’da rastlıyoruz; “<em>Bir gün, mütarekede küçük bir alacağı için bir tanıdığını denize atmakla tehdit eden küçük maaşlının Floryadaki evi önünde otomobili, denizde de kotrası duruyordu.&#8221;(17)</em> Dönemin tek ve devrimlerin partisi Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Genel Sekreteri ve aynı zaman da İçişleri Bakanı olan Şükrü Kaya ise “seçkinler”le halk arasındaki kopukluğu bizzat kendisi gibi “seçkinler”e şöyle açıklar; “<em>Anadolu ortasında bir mâmure içinde bulunuyoruz. Fakat bundan beş kilometre uzakta kendi ırkımızdan, kanımızdan -tertemiz bir cevher gibi- olan Türk çocuklarının ne halde olduğunu görürsünüz&#8230; vatandaşlarımızın köylerdeki hali, maddî hayatı bizim hayatımızın ve bilgilerimizin çok dünundadır&#8230;”.</em> (18)Fakat bu sözler gereken yankıyı bulamaz. Çünkü, sivil ve asker seçkinler, Ankara’da inşa ettikleri bir dünyaya kapanmış durumdadırlar. Kapandıkları dünyadan dışarısını, hemen birkaç kilometre ötedeki sefaleti göremeyecek haldedirler.(19) Gerçi sayıları birkaçı geçmeyen bazı şahsiyetler gerçekleri görürler, bel ki de sadece hissederler; ancak onlar da kaside edebiyatına dönüştürülen” resmi ideolojiye muhalif görünme tedirginliğiyle gerçekleri çoğu zaman dile getiremezler.(20) Yakup Kadri bunlardan birisidir. “<em>Heyhat! Dünkü kahraman inkılap önderleri bile bugün ipekli ropdöşambrlarına bürünmüş, fağfur banyolu kaşanelerinden dışarıya başlarını uzatmak istemez oldular</em>&#8220;(21) sözleriyle içinde bulunduğu seçkinlerin durumunu özetleyen Yakup Kadri, bu seçkinlerin dünyasını şöyle tasvir eder:</p>
<p>&#8216;<em>&#8216;Bu saatte hükümet dairelerinden veya boşalan başka devlet müesseselerinden ileri sınıf memurlar küme küme, Taşhan’ın otobüs duraklarına doğru seğirtirler Bunların kimi, Bahçelievler’de oturur; bazısı da Kavaklıdere&#8217;de, Güven’de Küçük ve Büyükesat’ta köşkleri vardır. Bunların hepsi de pırıl pırıl asri mobilyalarla döşeli yepyeni evlerdir. Kilerler, balık yumurtasından taze havyara kadar en nadide mezelik erzaklarla tıklım tıklımdır. Bir Altınbaş rakı şişesi buzdolabında buğulanmaktadır. Salonda bayanlar, şimdiden “vidolu” bezik oyununa başlamışlardır</em>”.(22) Ankara’dakiler böyledir de, peki taşradaki “seçkinler” ne haldedir? Yakup Kadri’nin tanıklığıyla öğreniyoruz ki, onların durumu da Ankara’dakilerden farklı değildir: ““<em>Lüküs Vali güya memlekette halledilmesi gereken başka bir mesele yokmuş gibi, yol paralarını vererek getirttiği birtakım yabancı ustabaşılara, bezgicilere oturduğu binaya lüzumsuz yere birtakım süsler yaptırmakla ve Avrupa&#8217;dan mobilyalar getirtmekle meşguldür”.(23)</em></p>
<p>Halk açlık, yokluk, sefalet içinde iken, Cumhuriyet seçkinlerinin durumu bu idi. Daha da kötüsü, seçkinlerin bir çoğu, yaşadıkları dünyanın dışını göremedikleri için, halkı da kendileri gibi zannediyorlardı. Bu nedenle de halka bahşettikleri nimetler nedeniyle hiç zorlanmadan övünüyorlardı. Üstelik bir Bakan Meclis kürsüsünden şunları söyleyebiliyordu: &#8221;<em>Ordumuzu kuş sütüyle besliyoruz, Cumhurbaşkanının sofrasında ne yeniyorsa, köydeki sığırtmaç da onu yiyor. Bu bize Cumhuriyetin sağladığı bir nimettir. Bunu tarihe karşı görev olarak söylemeliyim</em>”.(24)</p>
<p>Kısacası, 1930’larda, halk yoksullukla, yıllarca süren savaşların bıraktığı yaraların acılarıyla uğraşırken; toplumu çağdaşlaştırmakla övünen devrimci kadro, XX. yüzyılda yeni bir Lâle Devri oluşturma çabası içerisinde birbirleriyle yarışmaktaydılar. Küçükömer tespitiyle, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçen kesintisiz sürecin gereğine uygun bir durumu yansıtıyordu bütün bu yaşananlar:</p>
<p>“Bu defa kaplumbağaların mum taşıdığı lâle bahçeleri yerine» saraylar, elçilik binaları seçiliyordu. İstanbul&#8217;da elçiliklerde verilen balolarda,bürokratlar batılı dostları ve levantenlerle beraber eğlenirken işsizlik artıyor ve yerli üretim güçlerinin yok olması son derece süratle devam ediyordu. Bu baloların benzerlerini, hatta devamı daha sonra C. H. Fırkası döneminde, tüketim mallarının kıtlığının yarattığı koşullar altında, Anadolu kasabalarında, halkın nefreti altında verilen cumhuriyet balolarında görmek mümkündür”.(25)</p>
<p>Turan Güneş ise, 1930’lu yılları devrimci kadroları ile halkın durumunu değerlendirdiği “CHP Halktan Nasıl Uzaklaştı?” başlıklı yazısında, “baIo”lara değinerek, balolarda oluşan dünyanın mensuplarını şöyle açıklar: “<em>Batılılaşma ameliyesine en yakın zümreler, CHP&#8217;nin kurulduğu senelerde, mahalli eşraf ve memurlardı. Atatürk, inkılâbını yaymak için, devlet teşkilatı olarak memurları, parti teşkilatı olarak da mahalli eşrafı kullanmıştır. Bir kere, Cumhuriyetin kuruluş senelerinde Türkiye&#8217;nin nispeten aydın zümresini bunlar teşkil ediyorlardı. İkincisi, memurlar, devlet makinasının çarkları olarak, tabiatıyla devlet icraatına bağlıydılar; eşraf da devletle ve bineanaleyh iktidarda bulunanlarla en sıkı teması bulunan zümre teşkil ediyordu.&#8217;</em>&#8216;(26)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Güdümlü Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası</strong></p>
<p>Paris Büyükelçisi Fethi (Okyar) Bey, 1930 yılının 22 Temmuz’unda, iznini geçirmek üzere İstanbul’a gelir. Mustafa Kemal’in Yalova’da olduğunu duyunca, saygılarını sunmak için hemen ertesi gün Yalova’ya gider. Kendisinden bir müddet Yalova’da kalması istenir. Sekiz gün Yalova’da kalır, sonra Mustafa Kemal’le birlikte İstanbul’a geçer ve bir gün daha birlikte olurlar. İki eski dostun beraberliği gibi görünen bu günler Türk siyasi yaşamında yeni bir perdenin açılışına gebedir. Mustafa Kemal, Yalova’daki ilk beş gün, Fethi Bey’den Fransa hatıralarını dinler ve Türkiye’nin siyasi durumuyla ilgili düşüncelerini öğrenir. Altıncı gün ise, Fethi Bey’e Türkiye’nin siyasi hayatında başlatılacak yeni süreçte rol almasını teklif eder: “<em>Memlekette muhalif bir fırka kurmak lazımdır. Böyle bir fırka vücuda gelirse Mecliste münakaşa daha serbest olur. Meselâ siz böyle bir fırkanın başına geçerseniz, bildiklerinizi Mecliste serbestçe söylettiniz. Bu suretle uygulamada görülen bir çok hatanın da önünü almak mümkün olur”</em>.(27)</p>
<p>Fethi Bey kendisine biçilen rolü Yalova’da öğrenmiş olmakla birlik , ikinci bir partinin inşa edilmesi düşüncesi başta Mustafa Kemal olmak üzere iktidar kadrosunun çoktandır düşüncesinde yer alan bîr konudur.(28)Konu daha önce bir çok kez düşünülüp, konuşulmuş ve ikinci partinin   kurulmasının ııygun olduğuna karar verildikten sonra Fethi Bey’e bildirilmiştir.Yeni partiyle ilgili düşüncelerden Fethi Bey hariç bir Çok kimsenin haberi vardır. Bunlardan birisi Mustafa Kemal&#8217;in akrabası da olan Rize Milletvekili Fuat (Bulca) Beydir. Fethi Bey, Yalova&#8217;ya geldiği ilk gûn, bir muhalefet partisi kurulmasının kararlaştırıldığının ve kendisinin de bu partinin başkanı olarak düşünüldüğünün haberini Fuat Bey den alır.(29) Asım Us ise Haziran ayında, Fethi Bey&#8217;in Fransa&#8217;da bulunduğu sırada, muhalefet partisi düşüncesinin iktidar kadrosu arasında konuşulduğunu ve gelecek seçime muhalefet partisiyle girmenin uygun bulunduğundan bahsedildiğini belirtir.(30) Cumhuriyet gazetesinin 13 Ağustos 1930 tarihli sayısında yer alan &#8220;Yeni firkanın teessüsü evvelden malûm muydu?” başlıklı yazı da, önceden konunun düşünülüp kararlaştırıldığının bir başka delilidir.</p>
<p>&#8220;<em>Acaba neden siyaset arenasında ikinci bir partinin varlığına ihtiyaç hissedilmişti?&#8221;</em> Bu sorunun cevabını kesin olarak verebilmek pek mümkün görünmüyor. Belki bir değil birkaç nedenden bahsetmek gerekiyor. Bunlardan birisi doğru olabileceği gibi, farklı düzeylerde olmak üzere hepsi de doğru olabilir. Mevcut bilgilerden ve dönemin şartlarından hareketle anlaşıldığına göre, yeni partinin kurulması gerektiğine karar verilmesinin başlıca nedenlerini şunlar oluşturur:</p>
<p>Öncelikle şunu ifade etmek gerekiyor ki, yeni parti kurulması fikrinin Mustafa Kemal in düşünce veya amaçlarıyla birinci dereceden ilgili olduğu kesindir. Zira muhalefet partisinin teorisyeni de, mimarı da, isim babası da Mustafa Kemal’in bizzat kendisidir.(31) Bu nedenle yeni parti düşüncesinin şekillenme nedenini daha çok Mustafa Kemal’e bağlı olarak ele almak gerekmektedir. Bazı tanıkların ve araştırmacıların kanaatine göre,(32) Mustafa Kemal’in muhalefet partisine ihtiyaç hissetmesinin öncelikli nedeni “toplumun siyasal eğilimlerini saptamak” arzusudur. Bu araştırmacılardan Mikusch, ülkede sessiz sedasız büyüyen muhalefeti legal hale getirerek gerilime azaltacak bir vana oluşturmanın amaçlandığını belirtir.(33) Mikusch’unki ile aynı doğrultuda olmak üzere Karpat’da “<em>Muhalif bir partinin kurulmasından maksat, birikmiş hoşnutsuzlukların giderilmesini sağlamak ve hükümeti, hem kusurlarını düzeltmeye hem de ekonomik vaziyete yeni çareler aramaya sevk edecek bir kontrol sistemi yaratmaktan ibarettir”</em> tespitinde bulunur.(34)</p>
<p>Tunçay ise, Mustafa Kemal’in şahsında, muhalefet partisine ihtiyaç hissedilmesinin öncelikli nedeninin “dış dünyaya kendimizi beğendirmek”(35) olabileceğini ifade eder. Çünkü “Ebedî Şef’ muhalif bir partinin Türkiye’nin modern ülkeler açısından değerini yükselteceğine inanmaktadır. Bunu gerekli bulmaktadır, zira Meclis Reisi Kâzım Paşa (Özalp) Viyana’ya yaptığı seyahatte gazetecilerin Türkiye’deki rejime ilişkin sorularından rahatsızlık duymuş ve ülkeye dönüşünde bundan söz etmiştir. Bu da göstermektedir ki, Türkiye’nin Batı’da çok fazla itibarı yoktur.(36) Halbuki o günlerde, her zaman olduğu gibi, Batı’nın gözünde itibarlı olmaya büyük önem veriliyor ve İngiltere ve Fransa’ya yakınlaşmak isteniyordu. Bu ülkeler ise çok partili sistemi önemsemekteydiler. Bütün bu nedenlerin yanı sıra, yeni parti ile Cumhuriyet Halk Fırkası’nın iç denetimini sağlamanın da arzulandığı ileri sürülmüştür.(37) Ayrıca, başta İsmet İnönü olmak üzere Cumhuriyet Halk Fırkası’nın diğer bazı önde gelenlerine karşı muhalif bir parti ile bir güç gösterisi yapmanın arzulandığından da söz edilmiştir.(38)</p>
<p>Muhalefet partisine ihtiyaç hissedilmesini Mustafa Kemal’in kişisel düşünce ve arzularına bağlayan görüşlerin yanı sıra, konuyu daha genel bir bakış açısıyla değerlendirip tüm sivil ve asker seçkinlerin genel arzularının bir ürünü olarak ifade edenler de mevcuttur. Bunlardan birisi olan Keyder’e göre, halkın Tek Parti yönetimine karşı duyduğu hoşnutsuzluğun farkında olan iktidardaki bürokrat kanat, gerçekten liberal bir muhalefete izin vererek halkın menfî duygularını istediği yere kanalize etmeyi düşünür.(39) Ancak, bu yeni girişim İktisadî değil, siyasî olacaktır. Siyasî yönden bir sondajla halkın duygularının daha iyi kanalize edileceği düşünülür. Bunun için de yeni ve ılımlı muhalefet yapan bir parti ise yegâne çözüm olarak görülür. Yani “<em>bir vesayet partisi&#8230; Yani ip uçları elde tutulan, kontrol, hatta yönetim altında bir parti</em>&#8220;.(40) Zira, Türkiye’nin tek partisinin mensupları olan devrimci kadrolar, iki partili sistemin siyasal gerilimi yatıştıracağı ve acil ihtiyaç duyulan mali ve ekonomik reformları kolaylaştıracak bir konsensüs yaratacağını ummaktadırlar.(41)</p>
<p>Muhalefet partisinin kurulmasına yönelik kararda asıl etkili olan neden her ne olursa olsun, şurası açık ki, Türkiye&#8217;nin yönetimini muhalifsiz bir şekilde üstlenmiş olan Cumhuriyet Halk Fırkası yöneticileri(42) halktaki gerilimi tespit ve kontrol edebilmek için ikinci bir partinin kurulması özlemini taşırlar.(43) Fakat bu, demokratik bir sistemin gerektirdiği gerçek bir muhalefet degıl, güdümlü bir muhalefet olmalıdır.(44) Bu nedenledir ki, iktidar partisi çevrelerinde oluşan muhalefete izin verme eğiliminden cesaret alan bazı şahısların kurmayı istedikleri partilere sıcak bakılmaz. “Cumhuriyet Fırkası”, “Türk Cumhuriyet Amele ve Çiftçi Partisi”, “Sosyal Demokrat Fırka” isimlerini taşıyan girişimler sonuçsuz bırakılırlar.(45) Şevket Süreyya’nın açıklamaları, arzulanan ve arzular doğrultusunda kurulmasına müsaade edilen Serbest Cumhuriyet Fırkası-’nın konumunu ifade etmesi açısından önemlidir: Ona göre Türkiye’nin siyasal tarihini araştırırken Serbest Fırka’ya değinmenin pek önemi yoktur. Çünkü bu parti, “<em>Mecliste veya halk içinde, toplum yapısından gelen normal bir gelişmenin ve buna dayanan siyasî bir gruplaşmanın eseri değildir. Serbest Fırka teşkilatı şartları bakımından tamamen sunî, köksüz bir teşekküldü ve aslında bir fırka değildi. Gazi’nin düşünce ve teşebbüsünden doğdu. Yani Serbest Fırka’nın kurulmasını kendi başına Gazi düşündü. Gazi istedi ve ortaya bir kaç şahsiyetle birkaç figüran atarak fırkayı o kurdu ve tabiî o yönetmek istedi</em>”.(46)</p>
<p>Yalova’daki görüşmeler sırasında ikinci ve muhalif bir partinin kurulması karara bağlanır. Ancak, muhalefet partisiyle ilgili olarak ilk problem, bu partinin siyasî eğiliminin ne olacağı konusunda açığa çıkar. Kendi güdümlerinde muhalefet arzulayan iktidar mensupları, muhaliflerine siyasi bir çizgi bulmakta zorlanırlar. Bu problem Fethi Bey’e teklif götürmeden önce de zihinleri uzun bir süre meşgul eder. Ağaoğlu’nun bildirdiğine göre, bir gün Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’dan ikinci parti kurulacağını işitir. Fakat Şükrü Kaya’nm bazı tereddüt ve sıkıntıları vardır. Ağaoğlu, Şükrü Kaya’dan tereddüt ve sıkıntılarının nedenini sorar. Şükrü Bey, ülkede muhafazakârların çokluk olduğunu ve bunların kontrol edilemeyeceğini, bu nedenle de muhalif partinin sosyalist eğilimli olmasını arzuladığını bildirir.(47) Liberal ideolojiye taraftar ve Cumhuriyet Halk Fırkası’nın solunda yer alan bir partinin kurulmasına karar verilir.(48)</p>
<p>Mustafa Kemal, Yalova’da Fethi Bey’i dinler ve sonra kendi düşüncelerini açıklar. Ancak, söyledikleri, muhalif partinin kurulmasıyla ilgili bütün düşünceleri değil, daha çok ve hatta sadece Türkiye’ye demokrat görünüm kazandırmayla ilgili düşünceleridir.(49)Yeni partinin siyasal yelpazedeki yeri Muştala Kemal ile Fethi Bey arasındaki ikili görüşmelerde konuşulup kararlaştırılır. Partinin adı “Serbest Cumhuriyet hırkası” olacak ve &#8221;Serbest” isminin çağrıştırdığı anlama uygun olarak liberal düşünceleri dile getirecektir. Partinin örgütlenmesi için gerekli mali kaynak da Mustafa Kemal tarafından karşılanacaktır. Ayrıca yeter sayıda milletvekili Cumhuriyet Halk Fırkasından istifa ettirilerek Serbest Cumhuriyet Fırkası’na transfer edilecektir.(50) Bütün bunlara rağmen, ilginçtir, Fethi Bey bir teminat ister. Muhalifi olacağı İsmet İnönü’den(51) ve/veya Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan çekinmektedir.(52) Onun bu çekinceleri karşısında Mustafa Kemal hem güvence verir ve hem de muhalif olarak nasıl bir konumda olacağının altını çizer: “<em>En çok kavgalı gibi olduğunuz geceler, sizi soframda birleştireceğim. O zaman tekrar, ayrı ayn her birinize soracağım: “Sen ne dedin ve sen ne için dedin? Senin cevabın ne idi ve neye dayanıyordu?” Bugünden itiraf ederim ki, bu benim için pek yüksek bir zevk olacaktır”.</em>(53) Fethi Bey sözlü güvenceyi yeterli bulmaz ve yazılı güvence ister. Yazılı güvence basın aracılığıyla verilir. Anlaşma gereği, Fethi Bey’in parti kurmak için izin isteyen bir mektup yazarak basında yayınlatacak, Mustafa Kemal de bu mektuba olumlu cevap vermek suretiyle partiyi ve mensuplarını koruması altına aldığının teminatını verecektir.</p>
<p>Fethi Bey, 9 Ağustos 1930 tarihli gazetelerde yer alan “Türkiye Reisicumhuru Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine” hitabıyla başlayan açık mektubunda Mustafa Kemal’e yeni bir fırka kurmak istediğinden söz eder: “<em>Paris&#8217;te bulunduğum beş buçuk sene müddet zarfında hariçten memleketimiz ahvalini takip ve tetkik ettim. Hemen her sene mezuniyet alarak vatanımda geçirdiğim kısa müddetler esnasında müşahedelerimin verdiği intibalarla tetkiklerimi tahkik etmekten hâli kalmadım&#8230; Memleketimiz, Lozan andlaşmasından beri her türlü kapitülasyon kuyudatından âzade olarak geçirdiği sulh devresinde köylülerimizin şükrana layık çalışmasına ve bütün halk sınıflarının memleketimizi yükseltmek için iftihara şayan gayretlerine rağmen hâsıl olan netice memnuniyet verici olmaktan pek uzaktır kanaatindeyim&#8230; [Bunun sebebini] Büyük Millet Meclisinin bir fırkadan müteşekkil olmasında buluyorum. Filvaki, fırka azasının kendi kabinelerini tenkitten sakınmaları sebebiyle Millet Meclisinde serbest münakaşa azalmış ve hükümet gayri mesul denecek bir halde kalmıştır&#8230; Cumhuriyet aşıkı olmak sıfatıyla&#8230; tam ve hakiki cumhuriyetçi ve bütün manasiyle laik ve fakat Cumhuriyet Halk Fırkasının mali ve iktisadi ve dahili ve harici siyasetlerinin birçok noktalarına aykırı bulunan ayrı bir fırka ile siyasi mücadele sahnesine atılmak arzusundayım&#8230; Cevabı devletlerini bekler ve en derin muhabbeti kalbiyemle beraber hürmet ve tazimlerimi takdim ederim efendim&#8221;(54)</em></p>
<p>Mustafa Kemal’de 12 Ağustos 1930 tarihli yine basında yayınlanan açık yanıtı ile, Ali Fethi Bey’e bu girişimi için izin/teminat verir(55): &#8221;<em>Azızim Fethi Beyefendi&#8230; Büyük Millet Meclisinde ve millet önünde, millet işlerinin serbest münakaşasını ve iyi niyet sahibi zatların ve fırkaların düşüncelerini ortaya koyarak, milletin yüksek menfaatlerini aramaları, benim gençliğimden beri aşık ve taraftar olduğum bir sistemdir&#8230; Memnuniyetle tekrar görüyorum ki, laiklik esasında beraberiz. Zaten benim siyasi hayatta bir taraflı olarak daima aradığım ve arayacağım temel budur. Binaenaleyh Büyük Meclis&#8217;te aynı temele dayanan yeni bir fırkanın faaliyete geçerek millet işlerini serbest münakaşa etmesini cumhuriyet esaslarından sayarım. Bu itibarla, görüşlerinizi takip için siyasi mücadeleye girmenizi bittabi hüsnü telakki ederim. Reisicumhur bulunduğum müddetçe Reis-i cumhurluğun bana verdiği yüksek ve kanuni vazifeleri, hükümette olan ve olmıyan fırkalara karşı adilâne ve tarafsız ifa edeciğime ve laik cumhuriyet esası dahilinde fırkanızın her nevi siyasi faaliyet ve cereyanlarının bir maniaya uğramayacağına emniyet edebilirsiniz efendim”</em>.(56)</p>
<p>Serbest Cumhuriyet Fırkası 12 Ağustos 1930’da siyaset sahnesinde yerini alır. Takip eden günlerde, önceden kararlaştırılanların yerine getirilmesine geçilir. Mustafa Kemal yeni fırkaya oldukça önemli miktarda para verir.(57) Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katılacak milletvekili sayısı ise pazarlıkla belirlenir. Fethi Bey’in belirttiğine göre Mustafa Kemal, başlangıç için 40-50 kişi vereceğini söyler &#8221;şimdilik onlarla işe başlarsınız” der. Fethi Bey ise o günkü milletvekili sayısının üçte biri olan 120 milletvekili ister, fakat İsmet İnönü’nün tepkisiyle karşılaşır. Sonunda yetmiş kişide karar kılınır.(58) Ayrıca, anlaşma gereği, seçimler sırasında milletvekili adaylarını Mustafa Kemal belirleyecek ve bu adaylar seçilecektir.(59)</p>
<p>Parti kurulur, fakat henüz programı yoktur. Bu nedenle gazeteciler Fethi Bey’den partisinin siyasi eğilimini ve programını sorarlar. Fethi Bey Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluş amacını şöyle açıklar: &#8216;<em>&#8216;Teşkil edeceğim yeni fırkanın çehresi tam bir laiklik ve samimi Cumhuriyetçilik tir. Neşredeceğim program şimdiye kadar emsali çok söylenen, fakat hep temenniler sahasında kalıp da maalesef tatbikat sahasına girmeyen usun vaidler ve nazariyelerle dolu değildir. Bugün mîlletin en çok ıstırap çektiği sıkıntılara çare bulmak, fikrimce neye bağlı ise anlan ihtiva edecektir. Her şeyden evvel İktisadî ve mali buhranı bugünkü müzmin halden kurtararak ve memleket dahilinde iktisadi faaliyetlere yol açmak için düşündüğüm tedbirleri arz edeceğim. En başta kalem ve fikir hürriyeti programımızda yer alacaktır.(60) </em>Partinin programı daha sonra Ahmet Agaoglu tarafından hazırlanır. Buna göre Serbest Cumhuriyet Fırkası<em>,&#8221;cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik esaslarına bağlıdır. Bu esasların millet bünyesinde ebedîleşmesi gayedir. Teşkilat-ı Esasiye Kanunundaki hürriyet ve masuniyet haklarını bilâistisna herkes için meri tutacak ve hiçbir arızaya uğratmayacaktır”.(61)</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İktidarın Yanılgısı</strong></p>
<p>Vakit gazetesinin 8 Ağustos 1930 tarihli sayısında manşetten duyurduğu yeni bir parti kurulacağı haberiyle tûm Türkiye dikkat kesilir. 12 Ağustos’ta Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulur ve vakit geçirmeden il ve ilçelerde teşkilatını kurmaya başlar. Ancak, bütün bunlar olurken, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı düşünen ve kurulmasına karar verenlerin büyük bir yanlışlık içerisinde oldukları, hiçte uzun sayılmayacak bir süre içerisinde anlaşılır. Şok dalgalan peş peşe gelir, ilk şok, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşunu takip eden birkaç gün içerisinde yaşanır. Türkiye’nin sivil ve asker seçkinleri şaşkınlık içerinde kalırlar. Çünkü, Serbest Fırkanın kurucu lideri olan Fethi Bey, Yalova’da Cumhuriyet Halk Fırkası ileri gelenleriyle birlikteyken, Yalova PTT’sini ek hizmet birimi oluşturmaya sevk edecek bir olay yaşanır. Türkiye’nin her bir yanından olmak üzere Fethi Bey’e, tahminlerin ötesinde çok sayıda tebrik mektubu, kart ve telgraf gelir. Neredeyse her bir yerleşim merkezinden, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kendi bölgelerinde teşkilatlandırma görevini üstlenmeyi arzulayanların istekleri ulaşır. Bütün Türkiye hareket halindedir; her bir yanı umut havası sarar.(62) Öyle ki, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşunu takip eden ilk 13 gün içinde Partiye 130 bin kişi kaydolur.(63) Bu, o günün şartları dikkate alınırsa, olağanüstü bir oranı ifade eder. İkinci ve en sarsıcı şok ise Serbest Fırka’nın İzmir mitingi ve takip eden toplantılar dolayısıyla yaşanır.</p>
<p>Fethi Bey, Mustafa Kemal’den izin alarak İzmir’e gitmeyi ve parti teşkilatını ziyaret edip, propoganda faaliyetlerine oradan başlamayı arzular. izin verilir. Ancak o günlerde Mustafa Kemal, halkın Serbest Cumhuriyet Fırkası’na olan ilgisinin Cumhuriyet Halk Fırkası idaresinin bazı başarısız uygulamalarına bağlamakta, Fethi Bey’in, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın politikasına muhalif bir politika takip etmekle devrimler ve liderini can-ı gönülden benimsemiş halkın tepkisini çekeceğine inanmaktadır.(64) Hatta inancına göre, belki de Serbest Fırka önemli bir görevî yerine getirecek ve halkın devrimlere daha da bağlanmasını sağlayacaktır, Mahmut Esat (Bozkurt)’un özel olarak çektiği telgrafta Fethi Bey&#8217;in İzmir’e gelmemesini, gelirse tepkilere neden olup zarar görebileceğini belirtmesi,(65) Fethi Bey’in tepki göreceğine yönelik kanaatleri iyice kuvvetlendirir. Bundan dolayı Mustafa Kemal, Fethi Bey’den İzmir’e gitmesini, ancak dikkatli olmasını ister. Bu arada başta İzmir valisi olmak üzere emniyet görevlilerine Fethi Bey’e yardımcı olmaları emrini verir.</p>
<p>Fethi Bey deniz yoluyla İzmir’e gider. Yolculuk büyük bir tedirginlik ve korku içerisinde devam eder. Başta Fethi Bey olmak üzere Serbest Fırka ileri gelenleri, muhalefeti temsil etmeleri nedeniyle, halkın kendilerine düşman kesileceğini düşünmekte ve karşılaşacakları tepki nedeniyle ne yapacaklarını kararlaştırmaya çalışmaktadırlar. İzmir’e yaklaştıkça korkuları iyice artar. Yolculuğun bu son anlarını Serbest Fırka Genel Sekreteri Ahmet Ağaoğlu şöyle anlatıyor: “<em>Vapur ilerliyordu. Uzaktan şehir gözükmeğe başladı. Dürbünlerle baktık. Bütün sahil halkla dolmuştu! Acaba Mahmut Esat Beyin haberi doğru olmasın? Doğrusu ikimiz de [Fethi Bey ve Ahmet Ağaoğlu] söylemeksizin içimizden endişeye düştük. Vapur yaklaşıyor, şehir tarafından yüzlerce kayık ayrılarak vapura doğru geliyor! Hayır mı, şer mi? Biz kafalarımızda bu sualler ile meşgul iken bize doğru gelen kayık kafilesinden muazzam bir “hurra!”, “Yaşasın Gazi, yaşasın Fethi Bey!” nidaları yükseldi. Müsterih olduk. Şimdi emniyetle şehri seyrediyorduk”</em>.(66) Aynı anları Fethi Bey ise şöyle anlatır: <em>“Liman, küçük vasıtalarla, ana-baba günü, mahşer numunesi halinde idi. Bütün şehir, çevresi ile beraber ayağa kalkmıştı”</em>.(67)</p>
<p>Serbest Fırka’nın lideri, yaklaşık 50 bin kişilik bir kitle tarafından büyük bir coşkuyla karşılanır. “<em>Fethi Bey, Halkın kucaklamaları arasında baygınlıklar geçirdi. Ama cereyana kimse hakim olamıyordu. Rıhtımla şose arasındaki 20-30 metrelik mesafe ancak yarım saatte sökülebildi. Bu sefer de, güç belâ girilen bir otomobil yürüyemiyordu. Araba havada gibiydi. Ama durduğu yerden bir adım ilerleyemiyordu, “yüzbin başlı dev” garip bir hiddetle hareketteydi”</em>.(68)</p>
<p>Fethi Bey dinlenmek için otele gider; program ertesi gün başlayacaktır. Ertesi gün kalabalık daha da artar. Halk ile polis arasında gerçekleşen itiş-kakış sırasında 12-14 yaşlarında bir çocuk ölür. Bu üzücü olayı takiben hiç beklenmedik bir olay yaşanır. Yaslı baba, ölen çocuğunu kucağına alıp Fethi Bey’in ayakları dibine bırakır: Bu sırada dudaklarından dökülen sözler halkın durumuna ayna olur niteliktedir: “<em>İşte size bir kurban! Başkalarım da veririz! Kurtar bizi kurtar.&#8221;</em> Herkes üzüntüden ağlamakta, fakat öfkeden de patlamak üzeredir. “<em>Bu hazin bir manzaraydı. Ama kim, kimden kurtarılacaktı? İzmir&#8217;in düşmandan kurtarılışı ise henüz sekiz yıl olmuştu. Kurtaran da milletin başındaydı. O halde ya bu galeyan? Ya bu kurban? Hulasa anlaşılıyordu ki, hükümet halkı galiba biraz ihmâl etmişti”</em>.(69)</p>
<p>Fethi Bey halka bir konuşma yapar. Niyeti, devrimlerle gerçekleştirilen toplumsal dönüşümün bekçisi olduklarını ilan etmektir. Bu niyetle başındaki şapkasını göstererek “Bizim bunları çıkaracağımızı&#8221;.der demez, bütün dinleyiciler, binlerce kişi başından şapkasını çıkarıp ayağının altına atar. Fethi Bey’in cümlesi henüz tamamlanmamıştır; halbuki o, <em>“Bizim şapkayı çıkaracağımızı söylüyorlar, bu bir iftiradır, inkılaplarla aynı fikirdeyiz”</em> diyecektir.(70)</p>
<p>İzmir’de gerçekleşenler, devrimci kadro için tam anlamıyla bir hayal kırıklığı olur.(71) Ahmet Ağaoğlu şahidi olduğu gelişmeleri değerlendirirken, yaşananların özeti olmak üzere şöylesi bir tespitte bulunur: “<em>Biz, ince bir psikolog olup, Gazinin yüzünden içindekileri anlamağa muktedir adamlar olsaydık, yeni fırkanın muvaffakiyetlerinden Gazi’nin son derece müteessir olduğunu kolaylıkla sezebilirdik. Fakat diğer taraftan Gazi hakikaten bir fırkayı samimi olarak kurmak istedi ise, kendi hesaplarında aldanmış olduğunu kabul etmek lazım gelir. O, halkın bu derece yeni fırkaya akın edeceğini asla düşünmemişti”</em>.(72) O günlerde devrimci kadroda hakim olan havayı ifade etmesi açısından “İkinci Adam”ın anlattıkları da önemlidir; <em>“Köşkten çıkarken Atatürk otomobile kadar geldi. “Yahu hiç aldırmıyorsun” dedi. “Ne var dedim” “Yanıyoruz”, dedi. “Yok canım” dedim. “Mübalağa ediyorsunuz” dedim. Böyle ayrıldım. Atatürk bu haldeydi. Sonra bir gün gene sabahleyin gittim. Yeni uyanmıştı. Oturduk, konuşmaya başladık. “Bana bak karışmıyorsun, ama bir şey söyleyeyim sana” dedi. “Yeniden başlayacağız bilesin, her şey bitti, yeniden başlayacağız biz bu işe” dedi. “Gözün tutuyor mu, var mısın, yeniden başlayacağız” dedi”.(73)</em></p>
<p>Yaşananlar basit bir durum değildir. “Halka rağmen halk için” yapılan devrimlerin tutmadığı, halkın, kendisini kurtarandan kurtulmak için kurbanlar vermeye hazır hale geldiği anlaşılmıştır. Çağlar Keyder’in tespitine göre “1950 hareketi gibi, Serbest Fırka da hükümetin militan laisizmi karşısında duyulan hoşnutsuzluğun ifade edilmesine imkân vermistir.(74) Peki bu yanılgıya nasıl düşülmüştü? Halkın durumu ııeden anlaşılamamış ve güdümlü muhalif bir partinin bile gizliden gizliye büyüyen bir kinin sığınağı olabileceği neden görülmemişti? Agaoğlu Ahmed’e göre bunun nedeni Mustafa Kemal’in çevresindeki kişilerdir; Ona göre Mustafa Kemal, &#8221;<em>Başında bulunduğu fırkanın memleketteki vaziyetinden tamamen habersizdi. Aldanan, iğfal edilen ve istismar edilen odur! Etrafında kendisine, içinden, gıllügişsiz bağlı kaç adam vardı? O doğru malûmat alamıyordu. O zannediyordu ki memlekete bunca hizmet etmiş, memleketi esaretten kurtarmış, istiklâlini temin etmiş olan fırka, halk nazarında eskisi gibi aziz ve kıymetlidir.</em>”(75)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İktidarın Tepkisi</strong></p>
<p>İktidarın seçkinleri Serbest Fırka’nın bir anda bütün bir Türkiye’de kabul görmesini şaşkınlık içerisinde izlerler. İzmir mitinginin ertesinde vaziyeti anlamak için Mustafa Kemal tarafından görevlendirilen Kazım (Özalp) Paşa’nın raporu, yaşanan paniğin bir tezahürü olarak anlam kazanır: “<em>Fethi Bey’in İzmir&#8217;e gelişiyle Halk Fırkası erimiştir. Ve Fethi Bey seyahatine İzmir&#8217;den Balıkesir&#8217;e doğru devam ederken her geçtiği yerde Halk Fırkası&#8217;nı söndüre söndüre git[miştir]”</em>.(76) Halk düzeyinde gerçekleşen bu gelişmelerin yanı sıra, bilhassa Halk Fırkası ileri gelenlerinin kabul edemedikleri bir başka durum daha vardır. O güne kadar hiç muhalifleri olmadan Türkiye’yi istedikleri gibi yöneten bu insanlar, güdümlü bir muhalefet dahi olsa Fethi Bey’in politik eleştirilerini kabullenemezler. En basit şekliyle bile olsa eleştirilere hoşgörü gösteremezler. Gerçekleşen eleştirilerin çok partili sistemi öngören modern siyasetin bir parçası olduğunu dikkate alamazlar. Fethi Bey’in şu sözleri o günün havasını yansıtması açısından önemlidir: “<em>Benim, artık alışılması şart doz içinde ve en hâlis niyetlerle yaptığım bu ilk tenkitler bile, Halk Fırkası hükümet çevrelerinde büyük bir teessür, hatta taşkınlık yaratmıştı. Buna hem hayret ettim, hem de çok üzüldüm, hattâ ümitsizlendim”</em>.(77) Daha da ilginç olanı, bir gazetecinin “İ<em>ktidar mevkiine geçmek arzusunda mısınız?”</em> sorusuna siyasi bir partinin başkanı sıfatıyla “<em>Elbette</em>” diyen Fethi Bey’in bu cevabı ‘’Devlet partisi” haline dönüşmüş olan Cumhuriyet Halk Fırkası’nda kıyametleri koparır. Bu arzu hiçbir şekilde kabullenilemez. Konu Mecliste tartışma konusu haline gelir ve Serbest Cumhuriyet Fırkası başkan ve üyelerine karşı sert bir tavır takınılır.(78)</p>
<p>Mahalli seçimler siyasal gerilimi, daha doğrusu iktidar partisinin tedirginlik ve öfkesini daha da artırır. Serbest Cumhuriyet Fırkası, henüz Türkiye genelinde tam teşkilatlanamamasına rağmen seçimlere katılır.</p>
<p>Fakat, yoğun bir şekilde iktidar partisine üye olan yerel idarecilerin ve memurların tepkileriyle ve engellemeleriyle karşılaşır.(79) Serbest Cumhuriyet Fırkası adayları “sudan bahanelerle tevkif edilirler”, “baskı altına alınırlar”.(80) CHF’lılar gelenekleşmiş “irtica” suçlamasıyla kitlelerin Serbest Fırka’ya akışını engellemeye çalışırlar. Fethi Bey dayanamayıp, irti-canın anlamının çarpıtıldığını, asıl irticanın iktidar partisi mensuplarının yaptığı şey olduğunu Millet Meclisi’nin kürsüsünden söylemekten kendisini alamaz.(81)</p>
<p>Seçimler son derece gergin şartlarda gerçekleşir. Cumhuriyet Halk Fırkası mensubu yerel yöneticilerin bütün engellemelerine rağmen, halkın Serbest Fırka adaylarına ilgisi büyük olur. Bunun üzerine Cumhuriyet Halk Fırkası yönetimi gelenekselleşmeye başlayan seçim hilelerinden birisini daha devreye sokar. Serbest Fırka adaylarının kazandığı yerler noterlerle tespit edilmesine rağmen, mazbatalar Cumhuriyet Halk Fırkası adaylarına verilir.(82) Bu nedenledir ki, Serbest Fırka yönetimi seçim sonuçlarının gerçeği yansıttığını hiçbir zaman kabullenmez. Hatta Fethi Bey yıllar sonra bile “aslında seçimleri biz kazanmıştık”(83)iddiasını devam ettirir.</p>
<p>Fethi Bey, partisinin seçimler sırasında yaşadığı sıkıntıları, engellemeleri ve seçim hilelerini Mustafa Kemal’e şikayet eder. Fakat aradığı hakemliği bulamaz.(84) Bunun üzerine Meclis’te yaptığı konuşmayla özellikle içişleri balanı Şükrü Kaya’mn dikkatini konuya çeker ve yürütülen olumsuz davranışların, hilelerin engellenmesi için harekete geçilmesini ister. Görevinin gereklerini yerine getirmesi için kendisine yapılan davet üzerine bir konuşma yapan Şükrü Kaya, olaylara müdahale etmek yerine gerçekleşenleri onayladığı anlamına gelen sözler sarf eder; “<em>gericilerin, saltanatçıların ve adı suçluların Serbest Fırkada yuvalandıklarını”</em>, bu kimselerin “yıkıcı propagandalar” yaptıklarını ve “<em>31 M art hadiseleri göz önünde iken bir dahiliye vekilinin hadisata seyirci kalması kadar büyük gaflet olama[yacağını]</em>”(85)belirterek yaşananlar karşısındaki konumunu dile getirir.</p>
<p>Seçimlerin hangi şartta gerçekleştiğini göstermesi açısından yabancı bir gözlemcinin Trakya bölgesindeki seçimlerle ilgili raporu önemlidir:</p>
<p>“Trakya’nın öteki şehirlerinde olduğu gibi Edirne’de de 17 gün süren bu seçimler özgür olmamıştır. Örneğin, muhalefet partisinin kırmızı oy pusulalarını taşıyan seçmenlerin oylarını kullanmalarına, adlarının kütükte yazılı olmadığı gerekçesiyle izin verilmemiştir. Suçlu ve cezaevi kaçkını tipinde adamlardan oluşan çeteler, Yıldırım, Kayık, Kirişhan ve Karaağaç bölgelerini geceleri dehşete salmışlardır. Kargaşalıklar baş gösterdiği haber verilmiştir. Seçimler sırasında, muhalefet partisinin adayları ve etkili üyeleri, geceleyin evlerinden çıkamamışlardır. Edirne’de seçim, belediye binasının önünde, polis müdürü ile yardımcısının gözü önünde yapılmıştır. İlk kez, bu seçime kadınlar da katılmıştır&#8230;</p>
<p>Seçim özgür koşullarda yapılsaydı ve oy kullanmada yolsuzluklar olmasaydı, Edirne’de ve Trakya’nın her yerinde SCF kazanırdı.</p>
<p>Köylüler olsun, Edirne ve Trakya şehirlileri olsun, İsmet Paşa hükümetinden memnun değildirler ve bu idarenin Trakya için hemen hiçbir şey yapmamasından ötürü, değişmesini istemektedirler. Trakya’nın her yerinde sokak ve yollar yok gibidir, şehir ve kasabalar yüzüstü bırakılmıştır. Ekonomik planda ve sağlık konularında hiçbir şey yapılmamıştır. Yoksulluk içinde yaşayan kırsal nüfusla ilgilenilmemektedir. Vergiler çok yüksektir ve yöneticiler vergilerin ödenmemesini umursamamakta, vergi vermeyenlerin ellerinde ne kaldıysa alıp onları hapse atmaktadırlar. Trakya halkı hükümetin değişmesini istemekte ve ülkenin bu kesiminde yeni hükümetin herşeyi düzelteceği umulmaktadır”.(86)</p>
<p>Muhalefet partisinin kontrollerinde tutamayacaklarını anlayan üst bürokratlar büyük bir gerilim içerisindeyken, Mustafa Kemal, Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi’ye kendisine hitabeden yayınlayacağı bir mektup dikte ettirir.(87) 9 Eylül günü Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan ve Mustafa Kemal’i duruma müdahale etmeye çağıran yazıya, Mustafa Kemal, ertesi gün, kendisinin Cumhuriyet Halk Fırkası ile bağını vurgulayan bir cevap verir. (88)Mustafa Kemal’in iktidar partisini tutacağını ifade eden açıklaması Serbest Cumhuriyet Fırkası için sonun ilanından başka bir anlama gelmez. Mustafa Kemal’e rağmen siyaset yapılamayacağı bilinmektedir. Bu durumda Serbest Fırka’nın kendisini feshetmesinden başka çare yoktur. Ve 12 Ağustos’ta başlayan ve 17 Kasım’a kadar devam eden 99 günlük bir siyasî hayat sona erer.(89) Kongar’ın değerlendirmesiyle; “devletçi-seçkinler” in güdümlü demokrasi yoluyla “gelenekçi-liberal” düşünceleri denetleme çabasının ürünü olan Serbest Cumhuriyet Fırkası, “devletçi-seçkinler”in güdümlü bir muhalefeti bile kabul edememesinin kurbanı olmaktan kurtulamaz.(90)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2.Yazı için bkn:</strong></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="SlJlISMU8X"><p><a href="https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-2/">Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -2</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -2&#8221; &#8212; İlim Cephesi" src="https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-2/embed/#?secret=GdD9aZT0Du#?secret=SlJlISMU8X" data-secret="SlJlISMU8X" width="525" height="296" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-1/">Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -2</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2016 10:45:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ahmet Cemil Ertunç - Cumhuriyetin Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Cemil Ertunç]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Partisine Muhalif Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Fırkası]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Cumhuriyet Fırkası]]></category>
		<category><![CDATA[serbest Cumhuriyet Fırkasının İzlerini Silme Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Fırka’nın Kapatılması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13067</guid>

					<description><![CDATA[<p>Devlet Partisine Muhalif Olmak Gerek Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın büyük bir ürkeklikle siyaset meydanında boy gösterdiği ve gerekse Serbest Cumhuriyet Fırkası nın kapat(tır)ılıp siyasi meydan sadece Cumhuriyet Halk Fırkası’na bırakıldığı günlerde, Türkiye’nin zengin, huzurlu, güçlü, gelişmiş olmasını zorlaştıran bütün engelleri görmek mümkündür. Türkiye’nin önüne “Batılı olma” hedefini koyan ve bu uğurda gerektiğinde hiç çekinmeden kan akıtan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-2/">Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-2/indir-1-87/" rel="attachment wp-att-13097"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-13097" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/10/indir-1.jpg" alt="Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -2" width="379" height="297" /></a>Devlet Partisine Muhalif Olmak</strong></p>
<p>Gerek Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın büyük bir ürkeklikle siyaset meydanında boy gösterdiği ve gerekse Serbest Cumhuriyet Fırkası nın kapat(tır)ılıp siyasi meydan sadece Cumhuriyet Halk Fırkası’na bırakıldığı günlerde, Türkiye’nin zengin, huzurlu, güçlü, gelişmiş olmasını zorlaştıran bütün engelleri görmek mümkündür. Türkiye’nin önüne “Batılı olma” hedefini koyan ve bu uğurda gerektiğinde hiç çekinmeden kan akıtan kadro, esasında bu hedefi ulaşılmaz bir motivasyon aracı olarak kullandıklarının işaretlerini olanca açıklığıyla gözler önüne sererler. “Batılı olacağız” derler, ama batılı gibi olmamak için en ustaca oyunları sahneye sürmekte bir an tereddüt etmezler. “İrtica” söylemi ise, gelenekselleşir ve yürürlüğe koydukları her türlü davranışlarını veya planladıkları girişimleri meşrulaştıran bir araç olur. Gerektiğinde ufacık bir işareti, bireysel bir davranışı tüm topluma mal etmekten çekinmezler. Akhisar’da karşılaşılan bireysel bir durumun “rejim” sorununa dönüştürülmesi ise bunun örneklerinden birisini oluşturur.</p>
<p>Fethi Bey, İzmir’den ayrıldıktan sonra Akhisar’a gittiği zaman, karşılayanların arasında Arap harfleriyle “Lailahe illallah” yazılı bezi tutan birisi de vardır. İktidar çevresi muhalefete saldırmak ve mahkûm etmek için aradığı fırsat bulur. “İrticainin baş kaldırdığı” ilan edilir ve bu durum insanların daraltılmış haklarını daha da daraltacak girişimlerin gerekçesi olarak kullanılmaya başlanır. Basın, bu konuda üzerine düşeni “hakkıyla” yerine getirir. Yakup Kadri “İnkılap” gazetesinde <em>“Zavallı Fethi Bey, bütün mânasıyla devlet otoritesi, milli asayiş ve vatan birliği aleyhine bir küçük ihtilâl hareketlerinin bayrağı olmuştur”</em> diye yazarken hedefi ustaca işaretler. Falih Rıfkı ise “<em>Hakimiyet-i Milliye</em>”de “<em>Cumhuriyetçiler aklınızı başınıza alınız. Bunlar şeriat istiyorlar, şeriat/”</em> bağırtısını koyuverir.(91)</p>
<p>Fethi Bey, partisine ve kendisine yöneltilen bütün suçlamaları Meclis kürsüsünden reddedip, durumu izah eder (15 Ekim 1930). Fırka olarak hedeflerini bir kez daha açıklar. İrtica suçlamasını kesinlikle kabullenmediklerini söyler. Halkın sesini yükseltmesinin “irtica” ile hiçbir ilgisi olmadığını belirtir: “<em>Serbest Cumhuriyet Fırkasının teşekkülünden evvel bütün memleket halkının hükümetten memnun olduğunu ve şurada burada işitilen şikayetlerin menfaatleri tatmin edilmemiş kimselerin veya ecnebi propagandasına kapılmış olan safdillerin kopardıkları yaygaralardan ibaret olduğunu işitiyorduk. O zamanlar hükümetten memnun olan bu halk Maliye intihaplarında neden birdenbire mürteci oluverdi? Hakikat bu kadar az bir zamanda bu kadar zıt iki yüz nasıl gösterilebilir? Bu irtica denen hareket nasıl meydana geldi? Halk laik kanunları istemiyoruz, halifeyi istiyoruz mu dedi? Hayır efendiler, bin kere hayır! İrtica o demektir. Başka ne demektir? İrtica diye tefsir olunan bu hareket halkın reyini serbestçe ve istediği taraf lehine kullanmak istemesinden başka bir surette tecelli etmemiştir. Halkın reyini Serbest Cumhuriyet Fırkasının belediye namzetlerine vermek istemesi irtica suretiyle tefsir edenler, halkın reyini de inhisar altına almak isteyenlerdir”</em>.(92) Fethi Bey, “<em>hınca hınç dolu bir mecliste”</em> bu konuşmayı yaparken “<em>manzara tamamen Terakkiperverlerin sigaya çekilmesini andırır”(93)</em>. “<em>Serbest Fırka’nın memlekette anarşi çıkardığı”, “komünizm propagandası yaptığı”, “hilafeti, saltanatı, tekke ve medreseyi, fesi, Arap harflerini geri getirmek isteyenlerden kurulu bir fırka olduğu</em>” sataşmaları arasında konuşmasını sürdürür. Bu sataşmalardaki iddiaların delillerine dikkat çeker: “<em>Birisi yoldan geçerken bir arabacıdan”, ‘’bir kadından”, “bir meczuptan”, “ bir tekke şeyhinden işitilenler”</em>le suçlandıklarını belirtir.(94)</p>
<p>Fethi Bey, 15 Kasım tarihli Meclis konuşmasında sadece yaşanan sorunlara değinmekle ve suçlamaları reddedip, soruları cevaplamakla kalmaz; sorunun kaynağına da dikkat çeker. Son derece önemli bir “rejim” eleştirisi yapar:”<em>&#8230;Cumhuriyette bütün otoritelerin menşei intihap tarikiyle [seçim yoluyla] millet olduğundan intihap serbesttir; Cumhuriyetin ruhu ve milli hakimiyetin esasıdır. İntihabın serbestisi ihlâl edilirse Cumhuriyetin temelleri sarsılmış olur. Maalesef bu son belediye intihabında Dahiliye memurları -bittabi hafi celi- aldıkları talimat dairesinde harekete mecbur olduklarından bu manzara hasıl olmuştur. Yani hükümet kuvvetleri kanuna ve milli hakimiyete karşı kullanılmış ve halkın bir Cumhuriyette en mukaddes olan rey hakkını iptal için cebir ve tazyik yapılmıştır. Böyle bir manzaranın husûlü Türk Cumhuriyeti tarihinde esefle karşılanacaktır. Cumhuriyet icabatına karşı hakiki bir irtica manzarası veren bu hareketin bir daha tekerrür etmesine mani olmak için Cumhuriyeti samimi surette sevenlerin müttehit olacağını ümit etmek isterim”.(95)</em></p>
<p>Osman Okyar’ın anlattığına göre, babası Fethi Okyar, Serbest Fırka’-yı feshetmek zorunda kalınca çok üzülür. Kalbi bu üzüntüye dayanamaz ve hastalanır. Hatta tedavi için Viyana’ya gitmek zorunda kalır. Ancak Fethi Bey’in sıkıntıları bununla bitmez. Partisinin kapatılmasına alışamadan daha başka zorluklar yaşamaya başlar. <em>“Kendi safına katılan birçok tanınmış veya bu vesile ile tanınan kimseler, Serbest Fırka kapatildiktan sonra açıkta kalırlar], âdeta damgalan[ir], işlerinden güçlerinden olurlar</em>.&#8221; (96)İktidar mensupları Serbest Fırka üyelerine olumsuz tavırlar takınmaktan ve işlerini zorlaştırmaktan bir an geri durmazlar. Başbakan İsmet İnönü, yıllar sonra, Serbest Fırka mensuplarına karşı olumsuz tavır sergilenmediğini ifade ederek bir savunma yaparken dahi, söylediğini yalanlayacak ifadelere yer verir. “<em>Serbest Fırka kapandı. Bu kadar hadiseden, Serbest Fırka’yı kurmuş olanların birçoğu ile eski arkadaşlığımızı muhafaza ettik. Bunlar tekrar Halk Partisine girdiler. Vazifeler aldılar. Hiçbir şey olmamış gibi (altını ben çizdim) münasebetlerimiz devam etti.(97)</em></p>
<p>Yaşanan zorluklar, iyi niyetlerle başlayan yeni parti kurma girişiminin zamanla olayların zorlamasıyla varıp dayandığı olumsuz bir noktayı mı temsil ediyordu? Mevcut bilgiler, sonuçta yaşanacakların daha işin başında birileri tarafından bilindiğini, belki de sonucun başta planlandığını gösterir niteliktedir. Fethi Bey’in anlattığına göre, henüz bir parti kurma teklifiyle karşılaşmadan birkaç gün önce Rize mebusu Fuad Bey kendisine şunları söyler; “<em>Sana bir muhalif fırka teşkili teklif olunacaktır. Sakın bu teklife kapılma&#8230; Sana yazık olur”</em>.(98) Mustafa Kemal’in ısrarla her iki parti karşısında da tarafsız kalacağını belirttiği günlerin birisinde, Meclis Başkanı Kazım Karabekir, Fethi Bey’in de bulunduğu bir sırada Mustafa Kemal’e şöyle bir soru yöneltme ihtiyacı hisseder; “<em>Siz elbette tarafsız kalacaksınız değil mi Gazi hazretleri&#8217;</em>&#8216;(99) Samet Ağaoğ- lu’nun naklettiği ve annesi ile babası arasında geçen bir konuşma, yaşanacakların daha işin başındayken politikanın dışında, evinde oturan bir kadın tarafından dahi sezilecek kadar açık olduğunu gösteriyor: “<em>Atatürk babamı Serbest Cumhuriyet Fırkasına soktuktan sonra Istanbula gelen annem babama, “Ahmet” dedi “ben bu işin sonunu iyi görmüyorum “Neden Sitare?” “Gazi sizleri denemek istiyor, belki de bu bir oyundur!” Babam kızdı: “Sen ne söylüyorsun kadın? Gazi söz verdi. Onun gibi bir adam söz verdikten sonra kim bu işi bozabilir?” “Böyle bir ikinci fırka bir çoklarının işine gelmez! Onlar bozarlar”. Babam güldü ve anneme “sen delisin!” diyerek sözü kesti”.(100)</em></p>
<p>Konuyla ilgili olarak şu bilgi de önemlidir: Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluş aşamasında verilen sözler gereği Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan 70 milletvekili Serbest Cumhuriyet Fırkası’na transfer olacaktır. Ancak Cumhuriyet Halk Fırkası milletvekillerinden hiç kimse buna yanaşmaz. Bu nedenle bizzat Mustafa Kemal bazı şahıslan ismen belirterek Serbest Cumhuriyet Fırkası’na geçmelerini ister ve bu geçişi sağlar. Ancak yine de bir isteksizlik vardır. Serbest Cumhuriyet Fırkası’na geçmesi istenenlerden birisi de Ankara milletvekillerinden Talat Bey’dir. Kendisine parti değiştirme teklifi geldiğinde Talat Bey’in ağzından dökülen ilk sözler şunlar olur; “<em>Paşam&#8230; Beni feda mı ediyorsunuz?</em>”(101)- Parti değiştirmesi teklif edilenlerden bir diğeri ise Reşit Galip’tir. Reşit Galip “<em>Gazinin ayaklarına kapanarak affolunmasını istirham”</em> eder.(102) Bütün teşvik ve isteklere rağmen Serbest Fırka’ya ancak 13 milletvekili geçer.</p>
<p>Belki de bütün bunlar bireysel tutumların yol açtığı bazı sözler ve tavırlardı. Ancak şurası ilginçtir ki, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın faaliyette olduğu ve özellikle de kapatılmasını takip eden günlerde yaşananlar Talat Bey’in ve diğerlerinin sözlerini, korkularını ve şüphelerini haklı çıkarır. Serbest Cumhuriyet Fırkası’na geçenler veya siyasete Serbest Cumhuriyet Fırkası’nda başlayanlar öncelikle yoğun bir şekilde suçlamaların, psikolojik baskıların muhatabı olurlar. Bu konuda özellikle basın önemli bir görev üstlenir. İktidar yanlısı basın, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasından sonra gerçekleştirilen hukuk dışı uygulamalara meşruluk zemini temin etme gayretini de titizlikle yerine getirir. Tek Parti idaresinin gerekliliği, çok partili siyasal yaşamın gereksizliği ve sakıncaları dile getirilen temel konulardan olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Serbest Cumhuriyet Fırkasının İzlerini Silme Süreci</strong></p>
<p>İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın “<em>Hürriyet namına devlet otoritesini feda edemeyiz</em>”(103) sözüne yansıyan bir anlayışla Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasını takip eden günlerde, iktidar için sıra yaşanmış acı hatıranın izlerini silmeye gelir. Hedefte, muhalefete destek veren basın, Serbest Fırka’ya geç(iril)en bazı milletvekilleri ve seçimler sonucunda Belediye başkanlıklarını kazanan Serbest Fırka mensupları vardır. Öncelikle Serbest Cumhuriyet Fırkası’m desteklemiş olan basına yönelik kararlar uygulamaya konulur. 14 Eylül 1930’da Yeni Asır gazetesi yazarlarından Bahzat Arif ve yazı işleri müdürü Abdullah Abidin, Hizmet gazetesi başyazarı Zeynel Besim ve yazı işleri müdürü Bedri Beyler birşeyle” bahane edilerek tutuklanırlar. İktidar yanlısı basın aracılığıyla aşağılama ve karalama ise yürütülen bir diğer faaliyeti teşkil eder.</p>
<p>Serbest Fırka’nın kapatılması, devlet partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası içinde tek partili “otoriter rejim”i bütün temelleriyle kurma faali-yetlerini -yukarıda verdiğimiz bazı örneklerden de anlaşılacağı üzere&#8221; hızlandırır.(104) İktidar yanlısı yazarlar “otoriter rejim”in fikri temellerini oluşturmaya çalışırlar. Bu arada geçmişin &#8221;intikamı” da alınır: Sözgelimi falih Rıfkı (Atay) bazı meslektaşları için şunları yazar: <em>“Bütün bu muhalif gazeteciler, hepsi, bir kelime ile alçaktırlar. Balkanlardan Amerika&#8217;nın Mr ucuna kadar böyle mahlûklar, casus ve baba katili gibi iğrenç mücrimlerle bir sıraya konur ve şahsi hürriyetleri bile kendi ellerine teslim edilmez Biz ise gazete denilen müesseseyi teslim etmişiz</em>”(105). Yine o günlerde Vakit gazetesinin başyazarı Mehmet Asım (Us) şunları yazar: “<em>Bugün B.M. Meclisinin % 95 azası CH.Fırkasına mensup olduğuna nazaran bu fırkayı çürütmek aynı zamanda M. Meclisi âzalarını çürütmek demektir. Hatta C.H.Fırkasının manevi şahsiyetini lekelemek onların nazarında M,Meclisini lekelemekten daha müessirdir”.(106)</em> Basında bunlar olurken, Hükümet ise yeni Matbuat Kanunu tasarısını hazırlar.Tasarının mahiyeti ise iktidar yanlısı basının tutumundan kolaylıkla anlaşılır.</p>
<p>Serbest Cumhuriyet Fırkası adayı olarak girdiği mahalli seçimlerde belediye başkanı seçilenlere gelince: Serbest Cumhuriyet Fırkası adaylarından belediye başkanlığını kazananlar Cumhuriyet Halk Fırkası’nı çok rahatsız eder. Cumhuriyet Halk Fırkasının yöneticileri bütün çalışma, engelleme ve zorlamalara rağmen bazı seçim bölgelerinde galip çıkamamanın sıkıntısını yoğun bir şekilde yaşamanın etkisiyle, hiç vakit kaybetmeden peş peşe soruşturmaları açarlar. “Mülkiye Teftiş Heyeti&#8221;seçimlerin geçersiz sayılması ve yenilenmesi gerektiği görüşünü İçişleri Bakanlığına iletir.(107) Ayrıca “Devlet Şurası Umumî Heyetin Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kazanmış olduğu on iki seçim çevresinde yapılan seçimlerin yasalara uygun olmadığı sonucuna varır; sonuçların geçersiz sayılmasına ve yenilenmesine karar verir.(108) Böylece Serbest Cumhuriyet Fırkası adayının kazandığı resmen ilan edilen yerlerdeki belediye başkanlarının bağımsız olarak dahi görevde kalmalarına razı olunmaz.</p>
<p>Serbest Cumhuriyet Fırkasının izlerini silme çalışmaları bununla da kalmaz. Serbest Cumhuriyet Fırkası adayı olarak Kuşadası’nda seçimi kazanmış olan belediye başkanı daha önceleri yaptığı bir konuşmada Cumhurbaşkanı’na yakışıksız sözler sarf ettiği gerekçesiyle tutuklanır.(109)Seçim kampanyası sırasında işlediği öne sürülen çeşitli suçlardan dolayı bazı Serbest Cumhuriyet Fırkası üyeleri için soruşturmalar sürdürülürken,(110) başka suçlardan dolayı tutuklananlar ile Serbest Cumhu-riyet Fırkası arasında ilgi kurularak partiye yönelik yoğun bir yıpratma kampanyası başlatılır.</p>
<p>Cumhuriyet Halk Fırkasından Serbest Cumhuriyet Fırkasına geç(iril)miş milletvekillerine karşı da yıpratıcı bir politika izlenir. Bunlardan İstanbul Milletvekili Haydar Bey’in (Ali Haydar Yulug) devamsızlık nedeniyle milletvekilliği feshedilir(111). Bir başka İstanbul Milletvekili Süreyya (İlmen) Paşa’nın istediği izin, Meclis Başkanlığınca verilmez gönderdiği rapor da geçersiz sayılır. Bunun üzerine Süreyya Paşa milletvekilliğinden çekilir. Ayrıca daha önceden hak etmiş olduğu ödenek de kendisinden geri alınır(112). Fethi Bey (Okyar) ile Agaoğlu Ahmet Bey ise 1931 milletvekili seçimlerinde aday gösterilmediği gibi, Agaoğlu Ahmet Bey bir süre sonra İstanbul Darülfünunumdaki görevinden uzaklaştırılır.</p>
<p>Bütün bu ve benzerleri olaylar, üzerinde özellikle ve ayrıntılı olarak durmayı gerektirecek ve Batı’ya mensup olmayı hedeflediğini söyleyen bir siyasi kadronun, modem siyasetin gerektirdiği muhalefet anlayışına uzaklığını gösterecek önemli olaylardır. Ancak elbette ki bu konuların derinliğine ele alınması bu araştırmanın amacını aşar. Bu nedenle konuyu bir hatıra ile bitirmek uygun olacaktır. Hatıranın sahibi Serbest Fırka denemesinden sonra Mustafa Kamal ile birlikte Anadolu’yu gezen ekonomi danışmanı Ahmet Hamdi Başar’dır. Başar’m anlattıklarından, güdümlü muhalefet girişiminin Samsun’daki seçimi kazanan Serbest Cumhuriyet Fırkası adayının şahsında nasıl sonuçlandırıldığını görme imkânı elde edilmektedir:</p>
<p>“Sivas’tan Tokat’a, oradan da Turhal’a kadar otomobille gittik. Yolda, galiba Amasya’da, Samsun valisi (merhum) Kâzım Paşa, Gazi’yi karşıladı. Kâzım Paşa Gazi’nin yakın arkadaşlarından. Çanakkale’de Gazi kolordu kumandanı iken, o da kurmay başkanı imiş. Atatürk’ün yakın maiyeti arasında açık bir telaş var. Meğer Kâzım Paşa’ya Gazi son zamanlarda çok kızmış. Çünkü Samsun’da Belediye seçimini Serbest Fırka kazanmış&#8230;</p>
<p>Samsun’a geldiğimiz zaman başka yerde görmediğimiz bir manzara karşısında kaldık: gece her tarafta fevkalâde inzibatî tedbirler alınmıştı, istasyondan itibaren bütün yollar süngülü askerler tarafından tutulmuştu. Halk asker kordonlarının arkasına sinmişti. Bu suretle askerlerden ve polisten mâda hiç kimseyi görmeden, adeta bir düşman şehrine henüz giren bir kumandan gibi Gazi ve bizler otomobillerle, Gazi’nin misafir edileceği konağa geldik&#8230; Saat aşağı yukarı onu bulmuştu. Sofraya oturmak üzere seyahate iştirak edenlerden mâda yalnız Vali Kâzım Paşa hazır bulunuyordu. Gazi sordu: “Belediye Reisi nerede? Nasıl olur? Şehirlerine misafir geldik.&#8221;</p>
<p>Derhal Belediye Reisi bulundu. Reisi beklediğimizden on beş dakika sonra sofraya oturduk. Belediye Reisi, orta yaşlı, kendi halinde bir adam. Samsun’da avukatmış, intihapta Belediye Reisi olmuş. Halk Fırkası namzetleri ise o kadar az rey almışlar ki, bu zat âdeta ittifakla seçilmiş. Gazi sofrada reisi soluna aldı. Kadehini reise doğru kaldırarak:</p>
<p>“İçelim” dedi.</p>
<p>Reis, önündeki su bardağını kaldırınca:</p>
<p>“Ne o reis beyefendi; yoksa rakı, günah diye içilmiyor mu?”</p>
<p>“Hayır Efendim, yemek yemiş bulundum da!”</p>
<p>“Ya, demek bizim geleneğimizi bilmiyorsunuz, öyle mi?”</p>
<p>“Yok efendim, teşrifi devletinize bütün halkla beraber bende muntazırdım.”</p>
<p>“Şu halde, beraber yemek yiyeceğimizi düşünebilirdiniz.”</p>
<p>“Evet efendim; bendeniz de o şerefe nail olmak ümidindeydim. Fakat çağrılmadım.”</p>
<p>Gazi, Valinin yüzüne baktı. Vali önüne bakmağı, lafa karışmamağı tercih ediyordu. Gazi, Valiye sordu:</p>
<p>“Vali beyefendi, niçin geleceğimizi ve bu akşam beraber yemek yiyeceğimizi Reis beyefendiye haber vermediniz?”</p>
<p>Halbuki Vali Kâzım Paşa, Amasya’ya kadar karşılamağa gelmiş ve bütün düşündüğü ise Gazi’nin çarpışmalarla bitmiş bir intihap ertesinde geleceği Samsun’da inzibatî tedbirler almağı temin etmeğe münhasır kalmış! Verilecek cevap yok. Sofra devam ediyor. Belediye Reisi ara sıra mezelerden alıyor; kemali edeple oturuyor&#8230;</p>
<p>Gazi sonunda Belediye Reisine döndü ve: “Şimdi, Reis beyefendi; za-tı âliniz de artık feshedilmiş olan bir fırkanın Belediye Reisi olarak vazifenizde devam etmek istemezsiniz; değil mi? İstifa ediniz; yeniden intihap yapılsın; belki yine zatıâliniz seçilirsiniz” emrini verdi. Emir kat’i idi. Belediye Reisine “emir buyurursunuz” demekten başka söz kalmamıştı. Fakat Reis öyle yapmadı: “Paşam; bendeniz Serbest Fırkayı tanımıyorum ve reisliğe de o fırkanın namzedi olarak seçildiğimi kabul etmiyorum. Bu intihap, halkın şahsıma karşı bir itimadı şeklinde tecelli etmiştir. Mesele sırf seçimin serbest olmasından ibarettir. Eğer bu vasiyette istifa edersem halkın bu teveccüh ve itimadına karşı küfranı nimette bulunmuş olurum. Fakat bendenizin bu işte kalması arzu buyrulmuyorsa, hükümetin elinde kuvvet vardır, Şûrayı Devlet vardır, intihabı fesheder. Bendeniz de o zaman halka karşı mahcup vaziyette kalmam.&#8221; Bu beklenmedik cevap Gazi’yi sinirlendirmedi. Deminki kadar sakin bir sesle: “<em>Düşündüğünüz doğru. Arzu ettiğiniz gibi olsun” dedi Sofrada mevzu eski hatıralara, günlük meselelere doğru yayılıyor. Kadehler biraz daha sık içiliyor. Bu zahiri sükunete rağmen, yakında bir fırtına kopacağı hissediliyor. Bunu Belediye Reisi de hissetmiş olacak ki biraz sonra, yarın görecek mühim işleri olduğu bahanesi ile, Gazi’den müsaade istiyor; ve “buyurunuz” emrini alınca kemali hürmetle eğilerek sofradan kalkıp gidiyor. Bir dakika nefes bile almadan korkarak sustuk Sonra Gazi’nin sesi gürledi: “Vali Paşa hazretleri; Belediye Reisi diye seçtiğiniz bu adamın yaptıklarını gördünüz mü? Her şeyden evvel terbiyesiz. Şehirlerine misafir geliyoruz; soframıza yemek yiyerek geliyor. İçki ikram ediyoruz, içmiyor; sonra da bir Reis-i cumhur sofrasında biz kalkmadan sofradan kalkıp defolup gidiyor. Reisinizin hareketlerini beğendiniz mi?” Kâzım Paşa’nın haşlanması ve bahsin devamı sabaha kadar sürdü.”</em>(113)</p>
<p>Sonuçta, Vali görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle görevden alınır ve Samsun’daki seçim iptal edilir.(114)</p>
<p><strong> Ahmet Cemil Ertunç &#8211; Cumhuriyetin Tarihi,syf;183-247</strong></p>
<p><strong>1.Yazı için bkn:</strong></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="uZLb6NF1Cg"><p><a href="https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-1/">Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -1</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -1&#8221; &#8212; İlim Cephesi" src="https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-1/embed/#?secret=8Hq5xmCPX1#?secret=uZLb6NF1Cg" data-secret="uZLb6NF1Cg" width="525" height="296" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p><strong>DİPNOTLAR</strong></p>
<p><strong>1.</strong>İstiklâl Mahkemesi Reisi Ali Çetinkaya 22 Aralık 1925 tarihli Cumhuriyet gazetesine verdiği beyanatta; “Bir aydır. Kırşehir, Kayseri, Sivas, Tokat, Amasya, Samsun, Trabzon, Gümüşhane, Erzurum, Rize, Giresun havalisini devrettik” der..</p>
<p><strong>2.</strong>Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C.III, s. 386,387; Şevket Süreyya’nın bizzat tanık olduğu bu özelliklerin bir başka tanığı da 1930 yılında Mustafa Kemal’in yaklaşık üç ay süren Türkiye gezisine eşlik edenlerden ekonomi danışmanı Ahmet Hamdi Başar’dır. Her iki tanığın da tespitleri birbiriyle tamamıyla örtüşür. Bkz: Başar, Atatürkle Üç Ay ve 1930&#8217;dan Sonra Türkiye, s. 24-45</p>
<p><strong>3.</strong>Gevgilili, Türkiye&#8217;de Sivilleşme Düşüncesi, Sivil Toplum, Basın ve Atatürk, s. 125</p>
<p><strong>4.</strong>Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 411</p>
<p><strong>5</strong>. Bu konunun örnekleri için bkz: Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 440,441,443,44</p>
<p><strong>6</strong>. Gevgilili, Türkiye&#8217;de Sivilleşme Düşüncesi, Sivil Toplum, Basın ve Atatürk, s. 125</p>
<p><strong>7.</strong>Yetkin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, s. 24</p>
<p><strong>8</strong>. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 410</p>
<p><strong>9.</strong>Karaosmanoğlu, Panorama, s. 104</p>
<p><strong>10</strong>. Gazi.., zannediyordu ki memlekette bunca hizmet etmiş, memleketi esaretten kurtarmış, istiklâlini temin etmiş olan fırka halk nazarında eskisi gibi aziz ve kıymetlidir]&#8221; (Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 49)</p>
<p><strong>11.</strong>‘Türkiye Cumhuriyet inde, tek-parti yönetiminin bir “koalisyon’’ manzarası gösterdiği birçok araştırmacı tarafından ortaya konulmuştur.Bu koalısyonun öğeleri,asker-sivil burokratlar, eşraf ve tüccar ite büyük toprak sahiplerinden oluşmaktadır&#8217; (Koker, Modernleşme Kemalizm ve Demokrasi, s. 204,205)</p>
<p><strong>12-</strong> Ökyar,Üç Devirde Bir Adam, s, 411</p>
<p><strong>13</strong>. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, a. 443;<br />
Konuyla İlgili olarak, Yakup Kadri o günlerin Ankara’sındaki üst bürokratların durumlarını şöyle resmeder;<br />
“Ya Karpiç’in içki sofraları, ya Anadolu kulübünün oyun masaları etrafında toplanıp eğleneceklerdir. Eğlenecekler mi? Hiç denilemez, Zira, umumiyetle yüzlerinde öyle bir üzüntü, hal ve tavırlarında öyle bir tedirginlik göze çarpmaktadır ki, bunların ferah bir gönülle yiyip içeceklerine, gülüp oynayacaklarına ihtimal vermek mümkün değildir Hepsinin kulağı kirişte, bir yerden pek ehemmiyetli bir haber bekliyor gibidirler. İkide bir sırayla kalkıp telefon başına giderler: “Alo,alo; Hanım! Beni arayan oldu mu? Olma&#8217; dı demek! Eğer olursa ben arkadaşlarla Karpiç’teyim, oradadır dersin,., sekiz buçuk, dokuza kadar. Yok, yok fazla gecikmem.”, “Alo, alo; kimsin? Ha, Ayşe, kızım Ayşe, beni arayıp soran oldu mu? -Sen belki işitmedin. Bir de hanıma sor. Evde yok mu? Pekâlâ; iyi dinle: Arayan olursa kulüptedir dersin. Anadolu Kulübü. Unutma sakın; Anadolu kulübü!&#8221;</p>
<p>Vakit vakit garsonlardan biri, onlara doğru yaklaşır veya gözleriyle aralarından birini araştırır gibi oldu mu, hepsinin başı telaşla ondan yana çevrilir. Kimi gözleriyle, kimi kendini tutamayıp yüksek sesle sorar: “Telefon mu? Beni mi çağırıyorlar?“<br />
Garson, bazen cevap bile vermez; bazen de, masanın başında oturanlardan bir tanesine sokulup kulağına bir şey fısıldar. Bu zat, elindeki kadehi ya da iskambil kağıtlarını hafif bir titreyişle önüne bırakarak ve ayakları birbirine dolanarak hemen telefona koşar. Bir dakika sonra gözlerinde boş yere gizlemeye çalıştığı bir sevinç parıltısıyla arkadaşlarının yanma döner; tıpkı garsonun biraz önce kendisine yaptığı gibi, onlara doğru eğilip yavaşçacık: “Beni Köşkten çağırıyorlar! Müsadenizle!” der. Bunun üzerine, öbürleri melûl melûl birbirlerinin yüzüne bakakalırlar.<br />
Bunlar için artık bütün akşam, içilen rakı bir zehir, oynanan oyun bir işkence olacaktır. Hepsinin içini bir kurt kemirmeye başlayacaktır; “Acaba neden çağırılmadık? -Acaba bir yanlışlık mı oldu?- Acaba hizmetçi kız, Anadolu Kulübü yerine Anadolu Oteli mi dedi?- Acaba, acaba, acaba&#8230;”</p>
<p>Hele bunlardan bazısı, birkaç günden ya da bir haftadan beri hiç çağırılmamakta ise, eza daha büyük, daha derin, daha devamlı bir ıstırap halini alır. Geceleri göze uyku girmez. Gündüzleri ne yapılıp ne edileceği bilinmez. Allah esirgesin, bir de bu çağırılmamak felaketi, iki aya, üç aya dayandı mı* o felaketzededen artık hiç hayır kalmaz. O felaketzede, bir karasevdaya tutulmuş gibi sararıp solmaya, eriyip bitmeye başlar ve akıbet, içi boşalmış bir torbadan ya da bir hayaletten fark edilmez olur. Ankara’nın, İstanbul’un bütün zevk ve safa kaynakları onun ateşini söndürmeye kâfi gelmez. Ne şeref, ne ikbâl, ne itibar içindeki boşluğu dolduramaz. Ev bark isteği, çoluk çocuk mürüvveti, hiçbir şey, hiç bir kimse onu avutamaz” (Karaosmanoğlu, Panorama, s. 40,41)</p>
<p><strong>14</strong>. Hakimiyet-i Milliye, 24 Kanunuevvel 1930</p>
<p><strong>15</strong>.Başar, Atatürk&#8217;le Üç Ay, s. 30,31, 44,</p>
<p><strong>16</strong>. Soyak, Atatürk&#8217;ten Hatıralar, C.ll, s.405</p>
<p><strong>17.</strong>Atay, Çankaya, s.457</p>
<p><strong>18</strong>.Ülkü, C.X1X, sayı 49, Mart 1937, s. 4,5; Halkevlerinin 5. açılış yıldönümünde Halkevindeki söylevinden,</p>
<p><strong>19</strong>.Yakup Kadri’nin “içeriden” yazdıkları, yaşananları resmetmesi açısından, son derece büyük önem ifade eder. Yakup Kadri, “Ankara&#8221; ve “Panorama&#8221; isimli kitaplarında 1920’le- rin son yılları ile 1930&#8217;lan anlatır. Bu nedenle, söz konusu dönemi yaşayan ve yaşadıklarını roman diliyle anlatan birisi olarak, o yılları anlamamızda büyük kolaylıklar sağlar: “Bu kış, Noel ve yılbaşı balolarına, Ankara&#8217;da, her seneden daha zevkli bir hazırlanış vardı. Çünkü, bu eğlenceler, henüz açılmış olan Ankara Palas’ın büyük hail ve salonlarında yapılacaktı. Buranın bin kişiden fazla davetli alabileceği söyleniyordu. Onun için, birçok ailelerin daha iki ay evvelinden İstanbul terzilerine taşındıkları görülmeye başladı. Gerek Kaligurisi’de, gerek Fegara’da en son Paris modelleri Ankaralı hanımlar tarafından kapışılıyordu. Beyler, fraklarım ya daralmış ya eskimiş bularak yeniden gece esvapları ısmarlıyorlardı. İlk yıllar, bir kuyruklu ceketle bir silindir şapkayı kâfi sananlar, şimdi, klak ve makferlan peşinde koşuyorlardı. Yazık ki, bu artikllerin [eşyalarınl bir kısmını stoklar tükenmiş olduğu için bulmak kâbil olmuyor ve Beyoglu’nun belli başlı mağazaları vasıtasıyla Avrupa&#8217;ya ısmarlamak lazım geliyordu. Bu sırada dans iskarpinlerinin fiatı üç dört misline fırladı. Gerçi, yeni çıkan Adabı Muaşeret kitabında maskaratsız olmak şartiyle bağlı rugan iskarpinlere mesağ [izin) vardı. Lâkin, zarafetin en ileri şartlarını yerine getirmek asriliğin imal götürmez bir şiarı telakki oluyordu&#8230;</p>
<p>Saat ondan itibaren Ankara Palas’ın önü helecanlı bir canlılıkla harekete gelmeye başladı.Polislerin beyaz eldivenli elleri,kuru soğuğa rağmen,kimbilir daha ne vakitten beri otelin kapısında birikmiş olan meraklı halk kümelerini zorlukla açabiliyordu. İçleri birer mağaza cemekanı gibi aydınlatılmış hususi arabalar ve şık kira otomobilleri,buraya şehrin dört köşesinden, durmaksızın insan taşıyordu. Bu insanlar, arabaları, tam yaya kaldırımın önüne yanaşınca,bir iki dakika süren tereddütten sonra ayaklarını basamaklara uzatıyorlar,ağır ağır yere inerek,Ankara Palasın mermer merdivenlerine doğru ilerliyorlar ve kâh çiftler, kâh üçer dörder, kadınlı erkekli gruplar halinde bir müddet dış vesti- bülûn ortasında birikiyorlardı.</p>
<p>Bunları ağırlaştırımış birer sinema şeridi gibi seyre dalan yerliden ve köylüden mürekkep sokak kalabalığı için, hiç şüphesiz balo denilen şey burada başlıyor ve burada bitiyordu. Çünkü, bu kalabalık, otomobillerden inip, merdivenlerden çıkan bu insanların içeriye girdikten sonra vestiyere yanaşıp palto ve şapkalarını nasıl bıraktıklarını ve oradan dans salonuna nasıl girdiklerini, artık, göremiyorlardı&#8230;</p>
<p>Murat Beyin evi [Ankara’da yeni inşa edilmekte olan zengin muhitteki evlerden] biriydi. Murat Bey durmadan odaların şeklini ve rengini değiştiriyor, mobilyalarını yeniliyordu. Dülgerler, doğramacılar, kaplamacılar evin içinde bir lahza eksik olmuyordu. Tam her şey bitip, artık, Murat Bey büsbütün yerleşir gibi olurken, İstanbul’dan bir misafir veya Berlin’den bir mühendis geliyor “Bunu böyle yapsaydınız daha iyi olurdu. Şu şekil buraya hiç uymamış” diyor ve bu söz, bütün ev halkı için, haftalarca yeni bir tedirginliğe yol açıyordu. Lâkin, Murat Beyin banyosu bütün dillere destandı. Yatak odasının yanı başında bir büyük salon genişliğinde olan bu banyo yerden tavana kadar mavi çinilerle kaplı idi. Teknesi, aynı renge çalar somaki mermerdendi. Aynı mermerden lavabonun bizote [oymalı, kenarı süslü] aynaları öyle bir teknikle yapılmıştı ki, banyosunun neresine gitseniz, hep kendinizi onun içinde seyretmeniz mümkündü. Murat Bey, her sabah bu aynaların içinde, göbeğinin kaç santimetre indiğini gözleriyle ölçebiliyordu. Berlin’den getirttiği türlü türlü friksiyon ve masaj aletlerinin ve daha bir sürü hidroterapik icatların birini bırakıp birini alıyor, bu suretle, çok defa öğleye kadar banyoda kapanıp kaldığı oluyordu&#8230;</p>
<p>[Balodan ayrılan] Neşet Sabit&#8230; Havuzbaşı&#8217;na gelince başını çevirip Selma Hanımın evine baktı. Bütün pencerelerinden elektrik aydınlıkları aksediyordu. Kapısının önünde sıra sıra otomobiller duruyordu. Neşet Sabit, omuzlarını silkti ve paltosunun yakasını kaldırıp gündüz gibi aydınlık ve çöl gibi tenha caddeyi tutturdu [altını ben çizdim)&#8230;</p>
<p>Neşet Sabit, içinden Milli Mücadele devrindeki sade, samimi ve şiddetli şahsi, karakterli hayatı hasretle andı. Hiç şüphesiz, o anormal devir devam edemezdi. Fakat, onu canlandıran ruh bu devrin yaşama prensibine de hakim olacaktı. Türk kadınları, çarşaf ve peçelerini işe gitmek, çalışmak için daha kolaylık olur diye çıkarıp atacaklardı. Onlar için cemiyet hayatına atılmanın manası yalnız bu çeşit salon cemiyetlerine karışmak olmayacaktı. Evet, Türk kadım, hürriyetini dans etmek, tırnaklarını boyamak ve Rue de la Paix’nin kanunlarına esir bir süslü kukla olmak için değil, yeni Türkiye’nin kuruluşunda ve kalkınışında kendisine düşen ciddi ve ağır vazifeyi görmek için isteyecekti, kullanacaktı. Ve Türk erkekleri, garplılaşma hareketini, Tanzimat beyinin garpperestliğiyle, alafrangalığıyla bir ayarda tutmayacaktı.</p>
<p>Milliyetçi Türk garpçısı için garpçılığın en karakteristik vasfı garpçılığa Türk üslûbunu,Türk damgasını vurmaktır. Şapka bize hakim değil, biz şapkaya hakim olmalıydık. Garplılaşma, muayyen bir hayat prensibidir. Bu prensip, ancak, milli isteğin, milli kültürün ve nihayet milli ahlâkın hizmetçisi, emireri olmak şartıyladır ki, yaratıcı ve kurucu rolünü ifa edebilirdi. Garplılık namına Garbın “Vice”lerini almakta, yarın öbür gün Garp medeniyetinin yıkılıp çökmesine sebep olacak unsurları bu taze, an vatan topraklarına taşımakta ve aşılamakta ne manâ vardı? Biz Garp namına Garpta hüküm süren çürümüş bir sınıfın istiklûk ve istihsal [tüketim ve üretim] şartlarını kendimize tatbikle uğraşmaktayız.Tıpkı, tehlikeli bir ilacı kendi kanına aşılayan bir ilim fedaisi gibi. Fakat, bu korkunç tehlikenin sonunda bari bir büyük hakikat aân (belli, açık] olsa. Hayır. Bu korkunç tehlike, Selma Hanımın evindeki lüks kadar, bu caddenin ortasındaki lambalar kadar faydasız ve beyhudedir. Neşet Sabit, böyle düşünerek, Türk Ocağının köşesinden, eski Ankara mahallesine varmıştı. Bu noktadan itibaren her şey bundan elli yıl evveline dönüyordu. Elli yıl mı? Heyhat, burada, artık, zaman donmuş, taş kesilmiştir. Ve onu, artık, muayyen bir zaman ölçüsüyle ölçmenin imkânı kalmamıştır. Çünkü buradaki eskilik, artık daha ziyade eskimeyecektir. Buradaki mazi, artık, daha ziyade mazi olmayacaktır.</p>
<p>Genç adam önüne rastgelen ilk sokağa sapmazdan evvel, dönüp arkasına baktı. Aşağıdaki caddenin elektrik aydınlıkları, buraya kadar aksediyordu. Neşet Sabit, hatırladı ki, İstiklâl Harbi esnasında da evine geç döndüğü akşamlar. Çıkrıkçılar yokuşunun başından istasyonun bir avuç elektrik aydınlığına böyle dönüp uzaktan bakardı. Fakat, o bakışla bu bakış arasında, şimdi ufak bir fark vardı. Eskiden, Neşet Sabit, istasyonun lambalarını,alelâde medeniyet hasretiyle seyrederdi. Simdi ise, bunlara, bir fukaranın bir zengin malına bakışı gibi bakıyordu. “Şimdi, ben, bu karalık sokaklarda, ayağımı taştan yaşa çarparak yürürken Selma Hanımın salonunda dans edenlerin ayakları ayna gibi parlayan parkelerin üstünde akisler yapıyor ve aşağıdaki büyük caddenin iki yüz elli woltluk ampulleri sabaha kadar hiç kimsenin yolunu aydınlatmamak için yanacak. Garp medeniyetinin ne acayip, ne akıl almaz bir taksimi!” dedi. İçinden acı acı güldü. Biraz sonra yorgun argın ve hava ıslaksa paçalar» çamurlara bulanmış, kuru ise toza ve gübreye batmış olarak oturduğu eve varacak, kapısını bir kocaman paslı anahtarla açacak; kavrulmuş soğan ve çirkef suyu kokan bir karanlık avludan geçecek; başını, ayağını oraya buraya çarparak yattığı odaya çıkacak ve uzun bir müddet el yordamıyle kibriti, lambayı bulup nihayet, kirli bir ışığın bulanık aydınlığında kendisine mukadder olan şüpheli bir rahata kavuşacaktı.</p>
<p>Oturduğu mahallede, henüz hiçbir evin ne elektriği, ne suyu vardı. Elektrik çok pahalıya mal oluyor, yanaşılmaz bir lüks telakki ediliyordu. Suya gelince, onun tesisatı henüz bitmemişti. Hele yaz geldi mi aylarca bir damla su bulmak kabil olmuyordu. Zavallı, Ankara halkı, muhasaraya uğramış bir şehirde gibi yan ıslak çeşme ve kuyuların başında birbiriyle kavga ediyordu. Bir gün; tahminen bir haftadan beri yüzünü yıkamamış bir adam,caddenin ortasındaki çimenleri sulayan belediye amelesinin elinden çılgın bir jestle hortumunu kapmış ve çıplak başına götürmüştü. Bir taşta gün gece yarısından sonra Mâliyenin havuzundan zorla su almaya gelen bütün bir aile görülmüştü.</p>
<p>Neşet Sabit, şimdi artık eski Ankara kasabasının tam göbeğinde yürüyordu. Derken bi sokak başından, kadınlı erkekli bir küme insan, ellerinden mumlu ve yağlı fenerleri önüne çıkıverdiler. Kadınların hemen hepsinin ayaklan nalınlı be başlan peştemallı idi Hiç konuşmadan, kafaları önlerine eğilmiş ve birbirlerine sokulmuş olarak yürüyorlardı Erkekler ayrı bir küme halinde idi ve o kadar acele yürüyorlardı ki, bir elleriyle fenerlerini, diğer elleriyle başörtülerinin çene altından çaprazlaştığı noktayı tutan kadınlar, derme çatma ayakkabılariyle onlara zor yetişebiliyorlardı.</p>
<p>Neşet Sabit, yandan geri edip bir müddet bunların arkasından yürüdü. Fenerli insan kümesi, büyük bir ayak takırtısı ile iki üç yüz adım ilerledikten sonra büyükçe bir dükkana benzeyen bir binanın önünde duruverdi. Genç adam, çok defa bunun önünden geçtiği halde, neresi olduğunu bilmiyordu. Durdu, baktı, iki üç basamak bir taş merdivenden çıkıp yan açık duran bir tahta kapıdan içeriye dalıyorlardı. Bu kapının aralığından içerisinin bir mescitte gibi tavandan sarkıtılmış kandillerle aydınlanmış olduğu ve bu aydınlıkta yeni aptes almış birtakım insanların mendilleriyle yüzlerini sildiği ve sıvanmış yenlerini indirdiği görülüyordu. Neşet Sabit, yaklaştı. Kapının eşiğinde on iki, on üç yaşlarında bir çocuk duruyordu. Ona sordu: “Burada ne var?”, “Mevlût var, Yassı namazından sonra.” Ve Neşet Sabit, bu cevabı alıp uzaklaşırken çocuk arkasından bağırdı: “İstersen sen de buyur amca. Sonra şerbet dağıtacaklar, hani&#8230;”</p>
<p>Bir şehir içindeki, hatta bir şehrin iki yakın mahallesi arasındaki bu kesin hayat tarzını kendi nefsinde iyice hissetmek için. Neşet Sabit, bu meclise girip mevlût ayinine iştirak etmek istedi. Selma Hanımın evindeki wiskili, danslı çay ziyafetini bu şerbetli mevlûtten, ancak, iki üç kilometrelik bir mesafe ayırıyordu. Genç adam, yarım saat evvel uaksayt Garpta [Uzakbatı] idi. Şimdi, tam Asya&#8217;nın, bir ortaçağ Asyasının göbeğindedir. Bu kadar ivicaçlı (eğri büğrü, engebeli) bir cemiyet içinde doğru yolu nasıl bulmalı?&#8221; (Karaosmanoğlu, Ankara, S. 115, 116, 134,135,140-145)</p>
<p>Yakup Kadri dönemin uygulamalarına, ve bu uygulamaların getirdiği çarpıklıklara yönelik ince eleştirilerini kitap boyunca sürdürür, önünde yerli Ankaralıların ve köylülerin merakla ve içeri girenleri seyretmek için toplandıkları Ankara Palas’taki baloya katılanlardan birisinin ağzından şu eleştiriyi yapar:<br />
“Demin, otelin merdivenlerin çıkarken tuhaf bir başdönmesi hissettim. Bana öyle geldi ki, ayağımı bastığım her basamak, halkla benim aramdaki uçurumu bir parça daha derinleştiriyor. Ters yüzü geri dönüp arkamda bıraktığım bu uçuruma atılmak istedim; ta ki onlara karışayım ve içinde bulunduğumuz bu suni alemi, onların arasından, onların gözüyle uzaktan seyredeyim diye&#8230;” (Karaosmanoğlu, Ankara, s. 119).</p>
<p>Yakup Kadri’nin Ankara’nın kenar mahallelerinden birisinde oturan ve toplumsal yozlaşmayı acıyarak seyreden, ancak yozlaşan kesimde de tanıdıktan olan ve onlarla ara-sıra görüşüp konuşan kahramanı Neşet Sabit&#8217;in şahsında yaptığı, kendilerinden birkaç yüz metre uzağındaki toplumdan habersiz yaşayan kesime ve anlayışlarına yönelttiği eleştiri son derece önemlidir:</p>
<p>“Genç kadın; “Ankara’nın içi halâ o eski zamanlardaki gibi mi?” diye sordu.<br />
“Aynen,. Sizin oturduğunuz Tacettin mahallesinde de değişmiş bir şey yok. Onun için, ben, hayatımda hiçbir şeyin değişmemiş olmasından sıkılıyorum. Milli Mücadele devrindeki mahrumiyetlerimizden bir şikayetiniz olur muydu? Bilâkis&#8230; herkesle beraber mihnet çekmekten bir zevk birle duyardık değil mi? İşte, aynı hal benim için devam edip gidiyor demektir. Çünkü, dediğim gibi, benim muhitimde Milli Mücadele şartları halâ hâkimdir.”</p>
<p>Hep muvazene meselesi&#8230; Mutlaka muhite uymak ve saadeti muhite uymakta bulmak! Öyle ise, siz, hiç inkılapçı değilsiniz?”<br />
“Bilmem; belki de, sızın anladığınız tarzda bir inkılapçı değilim. Ben, inkılabı hiçbir zaman. hayatın dış şekillerini değiştirmek manasına almadım. Hele, bir konfor ihtiyacı bir konfora eriş cehli manasına hiç almıyorum. Şüphesiz, içimizde yeni bir hayat hamlesiyle çatlayan şey yeni bir şekle vücut verir, yeni bir kabuk bağlar. Fakat, bu safhada artık inkılaptan bahsedilemez. Burada, artık, muayyen bir çeşit hayatın kalıplanıp vardır. Biz, sanki, inkılabımızın böyle bir safhasına mı geldik sanıyorsunuz? Yok canım, bu gördüğümüz şeyler, bu balo, bu otel, sizin Yenişehir evleriniz, bunlar hep birer hayat kalıbıdır ama bizim kendi inkılabımızın ateşinden dökülmüş kalıplar değil. Bizim ruhumuzdaki yeni hayat prensibinin, yeni hayat özünün tomurcuğu da çatlamadı. Çatlamış olsaydı, memleketteki hayat şartlarının yalnız küçük bir ekalliyet lehine değil bütün millet için değişmiş olması lazım gelirdi.&#8221;<br />
“Bu ekalliyet biz miyiz?’’<br />
“Evet, sîzsiniz.’’<br />
“Doğrusu dışyûzûnûzden bu kadar sekter bir anarşist olduğunuz hiç anlaşılmıyor”<br />
“Anarşist mi? Amma yaptınız ha&#8230; Anarşist ben miyim? Hayır, hanımefendi; anarşistin en âlâsı sîzlersiniz. Sizin muhitinizdeki insanlardır. Çünkü, cemiyet harici ve cemiyete rağmen yaşayan müfrit ferdiyetilersiniz. Ben ise cemiyetin içinde kaybolmuş bir adamım” (Karaosmanoglu, Ankara, s. 129,130).</p>
<p>Neşet Sabit: “Bütün lüksünüz, bütün danslarınız, çaylarınız, kahkahalarınız ruhunuzun sefaletini örtemiyor.’’ dedi. “Bazı siz gülerken, ben, hıçkırdığınızı hissediyorum”<br />
Genç kadın, hiçbir şey söylemeyerek başını önüne eğdi” (Karaosmanoglu, Ankara, s.162).</p>
<p>Yakup Kadri’nin sorunların kaynağını işaretleyen tespitlerinin yanı sıra, yaşanan çarpıklıklardan hareketle getirdiği “sistem” eleştirisi de son derece önemlidir:</p>
<p>[Bugün] herkes şapka giyiyor, sakal ve bıyıklar tıraş edilmiştir, kadınlar peçelerini sıyır mışlardır; soiree’ler soirece’leri (suvare), balolar baloları takip ediyor, okullarda kızlar oğlanlarla bir sırada ders okuyor, spor meydanlarında yarı giyimli yarı çıplak birbirleriyle boy ölçüşüyorlar; yerde otomobil, havada uçak kullanmasını biliyor ve paraşütle allayan kahraman gençler arasında artık hiçbir cins farkı kalmamıştır. On yıl içinde, bozkırın ortasında, bin yıllık İstanbul şehrinden daha mükemmel, daha medeni binaları, caddeleri ve meydanlarıyla bir devlet merkezi kurulmuştur. Yüzlerce, binlerce kilometrelik demir- yolları, bir vücuttaki şahdamarları halinde dağınık vatan parçalarını birbirine bağlamak üzere doğuya, batıya, dal budak salıyor.</p>
<p>Evet, bunların hepsi gerçektir. Fakat birer tarihi vakıa olarak bunların kıymeti nedir? Festen şapkaya geçmenin, kavuğu atıp fesi giymekten daha büyük bir ehemmiyeti mi vardır? Tanzimatçı dedelerimiz de tepeden tırnağa kıyafet değiştirmişlerdi; sakal ve bıyıklarını o devrin Avrupa modasına göre kesip taramışlardı. Dazlak kafalarının saçların enselerine kadar uzatmışlardı. Garp sisteminde okullar, kışlalar, hastaneler açmışlardı; tersaneler, tezgâhlar, kızlarına okuyup yazma öğretmişler, musiki dersi verdirmişlerdi&#8230;. Halil Ramiz [Yakup Kadri’nin 1930’un Türkiye’sini gözüyle gördüğü kahramanı) yüzyıllardan beri saban yüzü görmemiş uçsuz bucaksız kıraç topraklarıyla, birer termit yuvasını andıran köyleri, kasabalarıyla, sönmüş volkanların korkunç ıssızlığını taşıyan çıplak dağlarıyla, tuzlu gölleri, çamur renginde boğum boğum ırmaklarıyla Orta Anadolu’nun kasvetli levhasını kuşbakışı bir manzara halinde görür gibi oluyordu. Halil Ramiz, kendisi bu ülkeden olduğu -ve her yıl seçim bölgesini adım adını gezip dolaştığı için- bu topraklar ne tüyler ürpertici bir facia sahnesidir, bu köyler, bu kasabalar nasıl bir taaffun [pis koku, leş kokusu] yuvasıdır, pek yakından bilirdi ve burada dolaşan şişkin karınlı, incecik bacaklı çocuklar sıtmadan dudakları bembeyaz genç kızlar,trahomlu delikanlılar,bostan korkuluklarını andıran ihtiyarlar kalabalığı arasına karışmak için bir dikakika gözlerin kapayıp murakebeye dalması ona yeter gelirdi.Bazen muhayyilesini zorlayıp, bu kadar uzaklara gitmesine de hacet kalmazdı. Zira, Kalaba köyü işte şuracıktadır; zira Sincan köyü beş on adım daha ötededir. Ankara&#8217;nın arka mahallelerindeki hayal ise oradakinden pek farklı değildir” (Karaosmanoglu, Panorama, s.44,45)</p>
<p><strong>20</strong>. “Anadolu’nun herhangi bir yerinde bir &#8220;lüküs vali&#8221; veya bir ÇHP 1} Başkanı halka zulmeder de halk bundan şikayet ederse, bu klik hemen bir “istihbarat teşkilatı&#8221; görevini yüklenir ve şikayet edenlerin “inkılâp düşmanı&#8221; olduğunu &#8220;ihbar&#8221; ederdi”, (Ünal, Türkiye’de Demokrasinin Doğuşu, s. 42)</p>
<p><strong>21</strong>. Karaosmanoglu, Panorama, s. 33;<br />
“O sıralarda bence bu hadiselerin en önemlisini teşkil eden dünkü Milli Mücadeleciler ve o günkü devrimciler kadrosunun bir kazanç ve bir menfaat şirketi karakterini taşımaya başlamasıydı. Bunlardan kimi arsa spekülasyonları, kimi idare meclisi azâlıkları, kimi taahhüt işleri, kimi de türlü türlü şekillerde komisyonculuk peşine düşmüş bulunuyordu” (Karaosmanoglu, Politikada 45 Yıl, s. 86).</p>
<p><strong>22</strong>.Karaosmanoglu, Panorama, s.39</p>
<p><strong>23</strong>. Karaosmanoglu, Panorama, s.53</p>
<p><strong>24</strong>.Barutçu, Siyasi Anılar, s. 261, 262;<br />
Bu sözler Ticaret Vekili Mümtaz ökmen’e aittir, ilginçtir bu sözler ülke şartlarının gittikçe daha da zorlaştığı ve Türkiye’de açlıktan ölen insanların olduğu 1940’lı yıllarda söylenecektir.Anlaşılıyor ki, geçen onca yıllara rağmen sivil ve asker bürokratlar hala ülke şartlarından habersizdirler</p>
<p><strong>25</strong>.Kûçükömer, Düzenin Yabancılaşması, s. 67</p>
<p><strong>26</strong>.Yön, 20 Aralık 1961, sayı 1 s.14</p>
<p><strong>27</strong>. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 388</p>
<p><strong>28.</strong>“Partinin kuruluşu önceden gizli olarak tasarlanmış ama halka gerçek bir muhalefet partisi gibi gösterilmiştir” (Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, s. 73)</p>
<p><strong>29</strong>. “Sana bir muhalif fırka teşkili teklif olunacaktır. Sakın bu teklife kapılma. Sana yazık olur” Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 378</p>
<p><strong>30</strong>. Us, Hatıra Notları, s. 13,14</p>
<p><strong>31.</strong>Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 406, 416,417,419; Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C.1II, s. 388;<br />
Agaoglu’nun Recep Bey’den (Peker) öğrendiğine göre, Esasında fırkaya “Serbest” adını veren Peker’in kendisidir. Recep Bey, fırkaya “Serbest ve Liberal” adının verilmesini önermiş, bu öneri de Gazi’nin hoşuna gitmiştir. (Agaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s.41)</p>
<p><strong>32</strong>.Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C.11I, s.401; Ahmad, Modern Türkiye’nin Oluşumu, s.88; Fethi Okyar’ın Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluş aşamasıyla ilgili günleri kapsayan hatıraları bu görüşü destekler mahiyettedir; bkz: Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 378, 379. 388, 396, 449, 488</p>
<p><strong>33.</strong>Mikusch, Gazi Mustafa Kemal, s. 375</p>
<p><strong>34</strong>.Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, s. 73</p>
<p><strong>35.</strong>Tunçay, T.C.’de Tek Parti Yönelimi&#8217;nin Kurulması, s. 245</p>
<p><strong>36</strong>. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, .395-397</p>
<p><strong>37</strong>.Tunçay, T.C.’de Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması, s. 247</p>
<p><strong>38</strong>. Başar, Atatürk’le Üç Ay, s. 8</p>
<p><strong>39.</strong>Keyder, Türkiye’de Devlet ve Sınıflar, s. 171; Bu tespit bir kesim dikkate alındığı zaman doğru görünüyor. Ancak en üst statülerde bulunanlar için durumun mahiyeti daha başka idi.</p>
<p><strong>40</strong>. Aydemir. Tefe Adam Mustafa Kemal, C.1I1, S.386, 387</p>
<p><strong>41</strong>. Ahmad, Modern Türkiye&#8217;nin Oluşumu, s.s. 88</p>
<p><strong>42</strong>. “Halk Fırkası, kendi varlığında memlekette senelerdir belli hayat nizamı yaratmıştı. îdare eden kadro, sadece devlet bürokrasisi değil, hakim sınıf, hattâ buıjuvazi, bu fırkanın çatısı altında idi.&#8221; (Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. s. 490)</p>
<p><strong>43</strong>. Fırkanın kuruluş hazırlıklarının yapıldığı ilk günlerde Fethi Bey sık sık Mustafa Kemal’le bir araya gelir. Bir defasında Ahmet Agaoglu’nun fırkanın programı hakkında görüşüp-görüşmediklerini sorduğunda şunları söyler: “Görüştük! Cumhuriyet Halk Fırkasından esaslı bir farkı olmayacak. Zaten iki fırkanın da yüksek idare ve nezareti kendi {M. Kemal&#8217;ini elinde olacaktır. Cumhuriyet Halk Fırkasından ayrılmamakla beraber benim fırkamın da taraftan olacak, seçimlerde her iki fırkanın namzetlerini tayin edecektir. Anlaşılıyor ki tek fırkanın doğurmuş olduğu murakebesizlikten, idaresizlikten bıkmış!” (Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 28).</p>
<p>Serbest Fırkanın kuruluş çalışmaları sırasında Mustafa Kemal, Ahmet Agaoğlu ve Fethi Okyar arasında şöyle bir konuşma geçer: “Gazi yüzünü bana çevirerek “Profesör bey! Sen ne dersin?” dedi. Ben öteden beri hiç olmazsa iki fırkanın varolmasını isterdim&#8230; Fakat fırkaların böylece danışıklı yaratılmasına misal görmemiştim. Onun için tereddütler içindeydim&#8230; “Bu biraz fazla sun&#8217;îdir” dedim. Gazi kaşlarını çattı: “Ne demek istiyorsun?&#8230;Bana, senin karıştırıcı adam olduğunu söylerlerdi. Ben inanmazdım. Hakikaten sen karıştırıcısın!” Fethi Bey söze karıştı ve “Paşam, Ahmet Beyin fikirleri doğrudur” dedi&#8230;’’Paşam” dedim “bana hitap ederek beni şereflendiriyorsunuz! Benim de prensibim size karşı düşündüklerimi olduğu gibi söylemektir. Fakat bu da sizi sinirlendiriyor. Şimdi ben ne yapayım?” “Sinirlenmeyeceğim, düşündüklerini söyle” “Pekala! Fırka kurmanın gayet tabi! ve hazır bir yolu vardı. Zatı devletlerince de malûmdur ki bizim fırkamızda [Halk Fırkası] bugün dahi birbiriyle anlaşamamış, uyuşamamış ve ilk fırsatta çarpışmağa hazır iki unsur vardır: Terakkiperverler, İlericiler, Muhafazakârlar ve Gericiler!</p>
<p>Bunlar bugün aynı fırkanın bayrağı altında toplanmışlar, yan yana oturuyorlar. Fırka ve Mecliste bunlara serbest düşünmek, serbest söylemek ve serbest hareket imkânı verilirse fırka kendi kendine iki cepheye ayrılır ve bu cepheler gitgide iki fırka halini alırdı Gazi kahkaha ile güldü: “Bu fikir profesör beyin başına gelmiş de kimsenin aklına gelmemiştir! Hayır! İlk düşüncemiz bu oldu. Fakat o bırakmadı!” diyerek İsmet Paşa’yı işaret etti (Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıralan;35-37).</p>
<p><strong>44</strong>.Serbest Cumhuriyetçi Fırkasının kuruluş hazırlıklarının yapıldığı ve halkın bu yeni partiye akın-akın meylettiği günlerde, durumdan rahatsız olan bazı Cumhuriyet Halk Fırkası “mutemetleri” gerçeği basın yoluyla açıklamak ve belki de gözdağı vermek isterler. Bu konuda İzmir Mutemeti Salih Bey&#8217;in “yeni partinin sadece danışıklı döğüş” olduğunu açıklaması anlamlıdır. Fethi Bey’e göre bu açıklamaların arkasında daha üst kademelerde kimseler vardı. (Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 490, 491)</p>
<p><strong>45.</strong>Bkz: 24-28 Kasım ve 2-31 Aralık 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesi</p>
<p><strong>46.</strong>Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C.III, s.388</p>
<p><strong>47</strong>.Agaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları; 27;<br />
O sıralarda İsmet İnönü&#8217;nün de muhalif bir partinin gerekliliği görüşüne sahip olduğunu Asım Us’dan öğreniyoruz. Asım Us&#8217;un naklettiğine göre, şu sözler muhalif partinin bir ihtiyaca dönüştüğünü fark eden İsmet İnönü&#8217;ye aittir; “Gelecek seçimde bir muhalefet partisi de gelecek. Memleketi normal şekilde idare için bu lazım. Bunu biz yapamazsak kimse yapamaz&#8230;.Nasıl ki, garp memleketleri münakaşa ve mücadeleye alışmış ise biz de alışacağız. Ancak şimdilik fırka meselesinden söz etmeyi uygun bulmam. Daha bir buçuk sene var. Bir sonra görüşülebilir. Fethi Bey ile aramızda telakki (görüş) farkı vardır.Onun başka bir fırka başına geçmesini düşündük, fakat bilmiyoruz kabul eder mi?&#8221; (Us,Hatıra Notlan, s. 13.14)</p>
<p><strong>48</strong>. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 400</p>
<p><strong>49</strong>.Gazi, Fethi Beyi parti kurmaya raa, etmek için ona, &#8216;bugünkü manzaramız aşagı yukarı bir diktatör manzarasıdır. Vahin bir meclis vardır, Fakat içeride ve dışarıda bize diktatör nazarıyla bakıyorlar,.,. Ben oldukten sonra arkamda kalacak müessese bir İstibdat müessesidir.’’ demiştir. (Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 392.393)</p>
<p><strong>50</strong>.Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s, 28,29; Okyar, Üç Devirde. Bir Adam, s, 495</p>
<p><strong>51.</strong>Fethi Bey, hatıralarında sürekli buna değinir. Şunları örnek olarak zikredebiliriz; &#8220;İtiraf edeyim ki, Kemal Paşanın samimiyetine asla İtimat edemiyordum&#8221;( Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 388), &#8220;İsmet Paşaya o kadar az itimadım vardı ki..,&#8221; (s. 402), “İsmet Paşanın suret-i haktan görünerek bir entrika ile aleyhimde manevra çevirmesi İhtimali zihnimi mütemadiyen işgal ediyordu&#8221; (s, 408), “Beni rahatsız eden cihet, yukarıda da söylediğim gibi, İsmet Paşanın samimiyetsizliği ve bu yüksek mefküreyi tahakkuk edebilme imkânlarından mahrum bırakması için her çâreye başvurması İhtimali idi&#8221; (s. 410)</p>
<p><strong>52</strong>. Okyar. Üç Devirde Bir Adam, s. 456</p>
<p><strong>53</strong>. Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C.III, 5,390; Kandemir, Serbest Fırka, s. 65</p>
<p><strong>54</strong>. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s.428-430; Ağaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, s.31-33; Yetkin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, s. 249-251</p>
<p><strong>55</strong>.‘&#8217;Akşam saat ona doğru kızım Tezer&#8217;le Saraya gittik, aşağıda salonda birkaç hanım ve beylerin beklediklerini gördük!..,Yukarıda hususi bir odada, Gazi, İsmet Paşa ve Fethi Beyler müzakere ediyorlardı. Saat tam 12&#8217;ye kadar bekledik. Nihayet Gazi ile Fethi Bey indiler ve sofra başına oturdular. Fakat İsmet Paşa yoktu. Gazi, İsmet Paşayı sordu. “Hava alıyor&#8221; dediler. Bir müddet sonra Gazi “İsmet&#8217;« çağırınız” diye emir verdi. Birisi gitti, fakat avdet ederek, &#8220;Ağaçlar arasında dolaşıyor, hava alıyor&#8221; dedi. Gazi etrafa bir göz kırptı, dudaklarını müstehziane büktü. Nihayet İsmet Paşa geldi. Rengi kızarmış, yüzünün çizgileri büsbütün kırışmış, çok müteessir görünüyordu. Gazi yine kendisine mahsus bir eda ile etrafa göz kıpırdatmaları salıverdi ve “sinirlidir&#8221; dedi. Ötekiler gülümsediler. Fakat Gazi’nin yanında sinirlerine hakim olmayı bilen ve bütün mahareti Gazi’nin en ufak heves ve keyiflerine bile sessiz sedasız itaat etmek olan İsmet de kendisine mahsus tebessümle oturdu. Gazi, İsmet Paşaya hitaben, “Yazdıklarımızı okuyunuz!” dedi. Başvekil derhal ceketinin cebinden bir kağıt çıkardı. Bu Fethi Bey tarafından Gazi’ye yazıları mektuptu&#8230; Gazi, “Simdi de benim cevabımı okuyunuz!&#8221; dedi. İsmet Paşa cebinden ikinci bir kağıt çıkardı&#8230; Dikkat ettim, iki kağıt da İsmet Paşanın eli ile yazılmıştı. Anlaşıldı, bu üç zat saatlerden beri bu mektupları tertip etmekle uğraşıyorlarrmış&#8221; (Ağaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 30,31).</p>
<p><strong>56.</strong>Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s.436,437; Ağaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, s.33-35; Yetkin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, s. 251,252</p>
<p><strong>57</strong>.Ağaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, 29; Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 416</p>
<p><strong>58</strong>.Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 417, 418</p>
<p><strong>59.</strong>Ağaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, s.28</p>
<p><strong>60</strong>. Kandemir, Serbest Fırka, s. 55</p>
<p><strong>61</strong>.Ağaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 229; Yetkin. Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, s. 253; Kandemir, Serbest Fırka, s. 72,73</p>
<p><strong>62</strong>. ülkeyi saran umut havası, herkeste bir şekilde kendini açığa vurur. Konyalı halk ozanı Aşık Mehmet Yakıcı, olanca basitliğine rağmen, yazdığı bir şiirle halkın umudunu dile getirirken aynı zamanda 1930’un Türkiye’sinin halk gözüyle görünümünü de resmeder. “Sikayetnâme&#8221; isimli şiir şöyledir (Gençosman, K. Zeki, Türk Destanları, S. 482,483):</p>
<p>Şikâyetnamemi yazdım huzura<br />
Bizim halimizi bilsin Fethi Bey<br />
Dokunmasın bir şey kalbe fütura<br />
Bizim halimizi bilsin Fethi Bey<br />
…<br />
Yaşasın Fethi Bey kurdu bir Fırka *<br />
İyi namı gitti şark ile garba<br />
Ne altta sergi var ne dalda hırka<br />
Perişan halimi bilsin Fethi Bey<br />
…<br />
Tevazu kalmadı, düzen bozuldu<br />
İcar nisbetinde evler yazıldı<br />
Fakir fikaranın bağrı ezildi<br />
Pek yaman haldeyim bilsin Fethi Bey<br />
…<br />
Rençber idi insanların yararı<br />
Dört seneden beri etti zararı<br />
Her tahsildarda var haciz kararı<br />
Canımız yanıyor bilsin Fethi Bey<br />
…<br />
Sabahtan tahsildar dizilir bir saf<br />
Ne tüccar kalmıştır ve ne de esnaf<br />
Her gelen tahsildar etmiyor insaf<br />
Malımız hacizde bilsin Fethi Bey<br />
…<br />
Hep zengin ağalar çıktılar hiçe<br />
Tahsildar kıvrar hem gündüz gece<br />
Yol parası aldı altımdan keçe<br />
Böyle bir haldeyim bilsin Fethi Bey<br />
…<br />
Eska’yı açtılar yeni Daire<br />
Bu da derdimize olmadı çare<br />
Bir dönüm ekine üç lira pare<br />
Onu da bulamam bilsin Fethi Bey<br />
…<br />
Düşünceler arttı derdime daldım<br />
Ziraat Bankasından yüz lira aldım<br />
Bunu veremeyip mükedder kaldım<br />
Kederli olduğum bilsin Fethi Bey<br />
…<br />
Esnafın yarısı dükkândan kalktı<br />
Buğdaycı tiftikçi büsbütün battı<br />
Koyun tüccarları bütün top attı<br />
Bundan da haberin olsun Fethi Bey<br />
…<br />
Maaş alanlarda fantezi çoktur<br />
Parayı kazanan avukat doktor<br />
Fukara rençbere hiç bakan yoktur<br />
Bunların halini sorsun Fethi Bey<br />
…<br />
Okuyup mektubum ele alaydı<br />
Fethi Bey derdime çare bulaydı<br />
Olursa bir imdat senden olaydı<br />
Ne yapsın dünyaya gayrı Fethi Bey<br />
…<br />
Fethi Bey de sözlerime bakaydı<br />
Gazyağı da ucuzlayup akaydı<br />
Şeker kibrit inhisarı kalkaydı<br />
Millet size duacıdır Fethi Bey<br />
…<br />
Çalıştım çiftime yapmadım hile<br />
Yüz elli dönümden çıktı on kile<br />
Benim tohumluğa yetmiyor bile<br />
Bankaya ne verem yetiş Fethi Bey<br />
…<br />
Aşık Mehmet senin sözlerin hakdır<br />
Kimse kıymetini etmiyor takdir<br />
Vergiye verecek on param yoktur<br />
Ne satıp vereyim bilmem Fethi Bey</p>
<p><strong>63</strong>.Keyder, Türkiye’de Devlet ve Sınıflar; s. 171</p>
<p><strong>64</strong>. Agaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 57; Yetkin, Türkiye’de Tek Parti Yönetimi, s. 19;</p>
<p><strong>65</strong>. Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C.III, s. 396</p>
<p><strong>66</strong>.Agaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 57,58</p>
<p><strong>67.</strong>Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 498</p>
<p><strong>68</strong>. Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C///, s. 397; Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s.58,59</p>
<p><strong>69</strong>.Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C.III, s. 397, 398; İzmir’deki bu olaylar için ayrıca bkz: İnönü, Hatıralar, CM, s. 229; Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 496-500; Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 57-68; Yetkin, Tek Parti Yönetimi, s. 19</p>
<p><strong>70</strong>. İnönü, Hatıralar, CM, s. 228</p>
<p><strong>71</strong>. “Gazi&#8230; halkın bu derece Yeni Fırkaya akın edeceğini asla düşünmemişti. Şimdi ise hadiseler aksini ispat ederken Gazi en hassas yerinden vurulmuş gibi oldu. Nasıl oluyor da daha dün memleketi kurtarmış, kendisine istikbal temin eylemiş olan bir fırkaya karşı ham de başında Gazi durup dururken, bu derece vefasızlık gösteriliyor ve terk ediliyor?!<br />
Bu hadise Gazi&#8217;nin izzeti netsine dokunmuştu, hem de derinden dokunmuştu. İzmir&#8217;de olanları işittiği zaman dayanamayarak kükremiş ve taşmış olduğunu sonradan işittim”<br />
(Agaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 78)</p>
<p><strong>72</strong>.Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C.III, s. 399, 400; Agaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 77</p>
<p><strong>73</strong>. İnönü, Hatıralar, C.ll, s. 229</p>
<p><strong>74</strong>.Keyder, Türkiye’de Devlet ve Sınıflar, s. 171 :W</p>
<p><strong>75</strong>.Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C.III, s. 396; Bu kanaati teyit etmesi açısından ayrıca bkz: Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 519, 520 &#8216;</p>
<p><strong>76.</strong>Özalp, Kazım, “Atatürk ve Cumhuriyet&#8221;, Milliyet, 3 Kasım 1963.</p>
<p><strong>77</strong>. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 479</p>
<p><strong>78</strong>. Okyar, Ûç Devirde Bir Adam, s. 475, 507; Agaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, s.85</p>
<p><strong>79</strong>. “Belediye seçimleri her yerde devam ediyor. Her tarafta polis, jandarma ve bazen de yalnız jandarma işe karışıyor. Dahiliye Vekilinin buyruğu kal&#8217;idir: “Her ne pahasına olursa olsun.Halk fırkası kazana akut!&#8221; (Ağaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, » 91)</p>
<p><strong>80.</strong>Hasan Rıza Soyakın belirttiğine göre 1930 seçimlerinde Atatürk kendisine &#8220;Hangi fırka kazanıyor?&#8221; diye sormuş, &#8220;Tabiî bizim fırka Paşam!&#8221; diye cevap verince gülmüş ve şunlar, söylemiştir: &#8220;Hayır efendim, hiçte öyle değil! Hangi fırkanın kazandığını ben sana söyleyeyim, kazanan idare fırkasıdır çocuk!&#8230;Yani jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler, bunu bilesin.’’.Tunçay, T.C.’de Tek Parti Yönetimi&#8217;nin Kurulması, s.271).</p>
<p><strong>81.</strong>TBMM ZC, C.XXI1, Devre 3, içtima 4, İnikat 5, Celse I, s, 22, 23</p>
<p><strong>82</strong>. Dahiliye vekili, 13 Kanunuevvel (Aralık) 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası&#8217;nın 502 belediyeden 22 sini kazandığını açıklar. (Kabasakal, Türkiye’de Siyasal Parti örgütlenmesi, s. 122);Nihayet teşrinievvelin (Ekim) 22’sinde intihaplar (seçim) bitti. Her yerden tabiatiyla Halk Fırkası kazandı. Fakat, her tarafta da halk intihabı protesto etti. Adliyeye müracaat eyledi. Edirneliler, onbin imzalı bir protestoname hazırladılar. Ben de Son Posta’da “Bu mudur Milli İrade?” başlıklı bir makale yazdım ve bu makalede Halk Fırkası’nın memleketin her tarafında manen kaybetmiş olduğunu, onun kazandığı ekseriyetin halktan gelmeyip, polis ve jandarma ile bunların hakikî reyler yerine sahte reyler komalarından ileri geldiğini yazdım” (Agaoglu, Serbest Fırka Hatıraları, s.93).</p>
<p><strong>83</strong>. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. s.</p>
<p><strong>84</strong>. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. s.511-517</p>
<p><strong>85.</strong>TBMM ZC. C. XX-XX1, 3. devre, 3. içtima, inikat 84, 1. celse, s. 39</p>
<p><strong>86</strong>. Bulgaristan Başkonsolosu’nun Sofya’daki Dışişleri Bakanlığına gönderdiği bu rapor için bkz: Tunçay, T.C.’de Tek Parti Yönetimi&#8217;nin Kurulması, s. 271,272</p>
<p><strong>87</strong>. “Nihayet Cumhuriyet gazetesinde Yunus Nadi Beyin Gazi’ye hitaben yazmış olduğu açık mektup çıktı. Bu mektupta Nadi Bey, Gazi’ye meydan okuyordu. Serbest Fırkaya karşı vaziyet almadığı için Halk Fırkasının kendi başının çaresini kendisi arayacağını söylüyordu&#8230; Bu cesareti Yunus Nadi nereden alıyordu? Gazi’yi bilenler için bu suale tek bir cevap vardı: Gazi’den! Filhakika, mektubun çıktığı günden önceki gece, Gazi’nin huzurunda toplanmış olan Fırka reisleri ve kodamanları, hal ve vaziyeti uzun uzadıya mütalea ettikten sonra, Gazi’nin kendi teklifi ile, ertesi günü çıkacak olan bütün fırka gazetelerinde Gazi’ye hitaben&#8230; bir mektubun neşrolunmasını karar altına almışlardı (Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s.74).</p>
<p><strong>88</strong>. Nadi, Perde Aralığından, s.48.-51; Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 502. 503</p>
<p><strong>89.</strong>Fesih kararının Mustafa Kemal’e bildirilmesini Fethi Böy şöyle anlatır; “Gazi’nin yanında İsmet Paşa vardı. Bu bulunmanın sadece tesadüf olmadığını söylemek isterim. Bizim hazırladığımız fesih beyânnamesi, Nuri Bey’in el yazısı idi ve şöyleydi: &#8220;Tebellür eden (beliren) son vaziyete göre fırkamız, Büyük Gazi Hazretleri’ne karşı siyasî sahnede mücadele edecek bir mevkiiye getirilmiştir. Fırkamız doğrudan doğruya Gazi hazretlerinin teşvik, ısrar ve tasvibleriyle vücuda gelmiş ve büyük reisimizin her iki fırkaya karşı eşit yardım muamelesine mazhar olacağı teminatını almıştı&#8230;&#8221; İlk itiraz İsmet Paşa’dan geldi: “Gazi&#8217;nin ısrar, teşvik ve tasviblerinin konulmasına lüzum var mı?” dedi. Hemen şu cevabı verdim: “Hepsi doğrudur ve yerinde kullanılmıştır. Hakikat budur.” Gazi bir hal sureti bulmak istedi: “Israr kelimesine kesinlikle lüzum var mı?” “Israr tabiri de yerindedir. Hatırlarsınız ki çok ısrar ettiniz. Fakat madem ki arzu buyuruluyor bu kelimeyi çıkaralım, fakat teşvik ve tasvib muhakkak kalmalıdır.” İsmet Paşa, yardım kelimesinin de, muhtelif tefsirlere sebep olacağından bahsetti. Kelimeler üzerinde durmak istemiyordum. Gazi’ye baktım, susuyordu, onu da kabul ettim&#8221;(Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s.528,529).</p>
<p><strong>90</strong>.Kongar. imparatorluktan Günümüze Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, s. 177</p>
<p><strong>91</strong>.Kabacalı, Türk Basınında Demokrasi, s. 1481</p>
<p><strong>92</strong>.Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 107</p>
<p><strong>93.</strong>. Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 108</p>
<p><strong>94</strong>. Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 110</p>
<p><strong>95</strong>. TBMM ZC. C. XXII, 3. devre, 4. içtima, inikat 5,1. celse, s. 18 ;’^|İ8</p>
<p><strong>96</strong>. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. XIV .</p>
<p><strong>97</strong>.İnönü,Hatıralar, C.II,s.232</p>
<p><strong>98</strong>. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 378 ^</p>
<p><strong>99</strong>.Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 409</p>
<p><strong>100</strong>. Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 25</p>
<p><strong>101</strong>. Okyar, Ûç Devirde Bir Adam, s. 449</p>
<p><strong>102</strong>. Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 42</p>
<p><strong>103</strong>. Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, s. 115</p>
<p><strong>104</strong>. Hakimiyet-i Milliye, 29 Teşrinisani 1930)</p>
<p><strong>105</strong>. Ediboğlu, Falih Rıfkı Atay Konuşuyor, s.81</p>
<p><strong>106</strong>. Vakit, 14 temmuz 1931</p>
<p><strong>107</strong>.Hakimiyet-i Milliye, 24 Kânunuevvel 1930</p>
<p><strong>108</strong>. Cumhuriyet, 28 Teşrinisani 1930</p>
<p><strong>109</strong>. Vakit, 3 Kanunusani 1931</p>
<p><strong>110</strong>. Vakit, 10 Kanunusani 1931</p>
<p><strong>111</strong>. Vakit, 17 Kanunusani 1931</p>
<p><strong>112</strong>. İlmen, Dört Ay Yaşamış Olan Zavallı Serbest Fırka, s. 75</p>
<p><strong>113.</strong>Başar, Atatürk’le Ûç Ay, s. 36-39; Ayrıca bkz: Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C.lll,s.404,405 :</p>
<p><strong>114</strong>. Hakimiyet-i Milliye, 27 Teşrinisani 1930</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-2/">Güdümlü Muhalefet:Serbest Fırka Denemesi -2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gudumlu-muhalefetserbest-firka-denemesi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serbest Cumhuriyet Fırkası Doğuşu</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/serbest-cumhuriyet-firkasi-dogusu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/serbest-cumhuriyet-firkasi-dogusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2015 21:04:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet ve Fethi Bey mukayesesi]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Rıza Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Fethi Okyar]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Cumhuriyet Fırkası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7307</guid>

					<description><![CDATA[<p>9 Ağustos Milliyet&#8217;te yeni fırka mes&#8217;elesi var: Fethi yeni bir fırka te&#8217;sis ediyor. Fırkanın lideri olacak. Bu za-tın fırkasının esası prensipleri Halk Fırkasının esaslı prensiple- rinden farklı olmıyacak. Yani yeni fırka da cumhuriyetçilik ve lâiklikte Halk Fırkasının aynı prensiplerini programında kabul ve tatbik, fakat İdarî, İktisadî ve siyasî nazariyatta farklı bir prog­ram tatbika çalışacaktır. Fethi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/serbest-cumhuriyet-firkasi-dogusu/">Serbest Cumhuriyet Fırkası Doğuşu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/Liberal_Republican_Party.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-7308" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/Liberal_Republican_Party.jpg" alt="Serbest Cumhuriyet Fırkası" width="350" height="275" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/Liberal_Republican_Party.jpg 350w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/Liberal_Republican_Party-300x236.jpg 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" /></a></p>
<p>9 Ağustos Milliyet&#8217;te yeni fırka mes&#8217;elesi var:</p>
<p>Fethi yeni bir fırka te&#8217;sis ediyor. Fırkanın lideri olacak. Bu za-tın fırkasının esası prensipleri Halk Fırkasının esaslı prensiple- rinden farklı olmıyacak. Yani yeni fırka da cumhuriyetçilik ve lâiklikte Halk Fırkasının aynı prensiplerini programında kabul ve tatbik, fakat İdarî, İktisadî ve siyasî nazariyatta farklı bir prog­ram tatbika çalışacaktır. Fethi sefirlikten istifa ettikten sonra münhal meb&#8217;usluklardan birine namzetliğini koyacaktır. Bu ha­vadisin <em>yanında</em> Mustafa Kemal ile Fethi&#8217;nin Yalova&#8217;da yemek masasında bir resmi var. Bundan da fırkayı yapan kim anlaşılı­yor.</p>
<p>İki gün sonraki Paris gazeteleri Fethi&#8217;nin istifa ettiğini, yerine Saraçoğlu veya Vasıf&#8217;ın Paris&#8217;e sefir olacağını yazdılar. Vasıf re­zalet ve cehaletlerle dolu olduğu halde Mustafa Kemal ve İsmet Hükümetinin mühim bir haricî memuru olmuştur. Bundan iki ay evvel Fransa&#8217;nın şimalinde meşhur zevk şehirlerinden biri olan Boville&#8217;e gitmiş. Orada dünya güzellerini davet edip ziya­fet çekmiş, çok paralar saffetmiş. Fransız gazeteleri bunu istihza <em>ile</em> yazdılar. Çünkü sefir vaziyetinde bulunan biri böyle şey yapamaz.</p>
<p>Fırka mes&#8217;elesi hakkında aynı gazetenin ilk sahifesinin başın­da çerçeve içinde bir yazı var. Bu işin girizgâhı makamındadır. Resmî değilse de hükümet ağzı gibidir. Şüphesiz bunu Mustâfa Kemal dikte ederek neşrettirmiştir. Burada diyor ki: &#8220;Dahilde ve hariçte bazı tenkidler var. Türkiye&#8217;de demokrasi ve cumhuriyet var, ama ne hürriyet-i matbuata cevaz veriyor, ne de muhalif bir fırka teşkiline. Türk vatandaşları kanaat ve içtihadlarını müdâfaa için kürsü bulamıyorlar. Mecliste türlü ve gizli ihtiraslardan münezzeh saf ve samimi bir muhalefetin faydası vardır&#8221; (Milli- yet 4 Ağustos).</p>
<p>Ağustos tarihli gazetede yeni fırkanın adının &#8220;Serbest Cumhuriyet&#8221; olduğu yazılı. Bu Halk Cumhuriyet Fırkasının müstebid bir cumhuriyet olduğunu ifade eder bir ad. Âlâ&#8230;. Bu adı koyan da şüphesiz Mustafa Kemal&#8217;di. İntakı hak. Bununla eski fırkanın müstebid ve zalim olduğunu ifade ediyor demektir. Burada Fethi&#8217;nin Mustafa Kemal ile otomobilde bir resmi var. Altında şöyle yazılı: &#8220;Cumhuriyet Halk Fırkasının bani ve lideri Büyük Gazi Hazretleri ile Yeni Serbest Cumhuriyet Fırkasını teş­kil edecek olan, otomobilde Yalova&#8217;da bir tenezzüfe esnasında&#8221; Yine bu nüshadaki malûmata göre &#8220;Fethi dün gece sabahın beşi­ne kadar Gazi Hazretlerinin köşkünde kalmıştır. Bu gece de be­raberdir. Fırka Umumî Kâtibi Saffet Bey&#8217;in de iştirak ettiği bu toplanmaya ehemmiyet atfolunur.&#8221;</p>
<p>Paris gazetelerine göre yeni fırkaya Kütahya meb&#8217;usu ve Gazi&#8217;nin en emin adamı Nuri Bey kâtibi umumî tayin edilmiştir. Ta­mam iyi bulmuşlardır&#8230; Bu da isbat eder ki, yeni fırka oyununu yapan Mustafa Kemal&#8217;dir.</p>
<p>*</p>
<p>Ağustos Milliyet&#8217;te İsmet Paşa&#8217;nın beyanatı var. Bu da ilk sahife başında ve çerçeve içinde. Şunları demiş: &#8220;Anlaşılıyor ki, eski arkadaşımla büyük mes&#8217;eleler üzerinde ciddî münakaşalar yapacağız. Yeni fırka liderinin mevzularım daha sarih bir suret­te teşrih etmesine lüzum vardır. Fethi Bey&#8217;in müstakil bir fırka teşkil etmesi siyasî hayatımızda büyük bir tekâmül safhasıdır. Fethi Bey&#8217;in intişar eden mektubuna göre bu fırka daha ilk anda hükümetin siyaset ve icraatını tasvip etmeyen bir istikamette ol­duğunu göstermiştir&#8230; îlh&#8230;&#8221;</p>
<p>Aynı nüshada bu hususta diğer malûmat da var. Serlevha:</p>
<p>&#8220;Yeni fırka karşısında Gazi Hazretleri ne düşünüyorlar?&#8221; Bura­da bir resim var İsmetle Fethi beraber, yine tatlı tatlı gülerek ko­nuşuyorlar. Birbirini bitleri kadar sevmiyen bu iki adam içlerini saklayıp böyle nasıl gülebiliyorlar bilmem? Gazete resmin altına &#8220;Samimi musafaha hali&#8221; demiş. Diyecek yok!..</p>
<p>Buradaki malûmat: &#8220;Fethi yeni fırkanın teşkilâtı ile meşgul olmak ve lüzum hasıl oldukça Gazi Hazretleri ile temas etmek­tedir. Fethi programım hazırlamış ve Gazi&#8217;ye bu hususta izahat vermiştir. Programın bugün, yarın neşri muhtemeldir. Yeni fır­kaya bir kısım meb&#8217;usların iştiraki bildirilmektedir. Fethi mevkii iktidara gelmek için çalışacağını söylemiştir.</p>
<p>Aynı gazetede &#8220;Gazi&#8217;nin cevabı&#8221; serlevhalı ve çerçeve içinde şu malûmat var: &#8220;Fethi Bey&#8217;in Reisicumhura takdim ettiği mek­tubu bugün dercediyoruz. Gazi&#8217;nin cevabı henüz gelmedi. Biz bu cevaba pek hususî bir ehemmiyet veriyoruz. Çünkü hem re­isicumhur, hem Halk Fırkası umumî reisidirler. Gazi bu sıfatları­nın herbiri ile kendi prensipleri üzerinde münakaşa imkanı ve­recek her teşekkülü memnuniyetle kabul eder&#8230; Şu muhakkak ki Gazi yeni teşekküle karşı yüksek mevkiinin icabettirdiği yakın alâkayı gösterecektir. Fakat şuna da kaniiz ki, Cumhurriyasetin- de olsun veya olmasın, Gazi her şeyden evvel Halk Fırkasının reisidir. Cevaplarının bu ruh ve vasıfta olduğunu kuvvetle tah­min ediyoruz.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yeni Fırka hakkında Gazi ne düşünüyor?&#8221; unvanlı makale­ye devam ediyoruz. Burda iyice malûmat var.</p>
<p>Aynı nüshada &#8220;Son Dakika&#8221; serlevhalı malûmat da var. Bun­da Milliyet muharriri, Fethi&#8217;yi Saffet&#8217;le beraber görmüş, bir mü­lakat yapmış. Fethi suallere şöyle cevap veriyor:</p>
<p>Fırkanın programı tamamen tesbit edilmiştir. Birkaç gün içinde neşredeceğim. Çok esaslı hatlara malik olan bu program tatmin edici hususiyetleri ihtiva etmektedir. Neşretmeden evvel tafsilât vermek istemem. Fırkanın grup halinde kalmayıp emsa­li gibi her türlü teşkilâta malik olacaktır. Bu teşkilâtı sür&#8217;atle ya­pacağım. Prensip ayrılıkları olan noktalarda hükümeti tenkid edeceğim. Kabineye dahil olmak istemem. Bir fırkanın lideri olarak hükümetin başına geçmek, kendi prensiplerimi hâkim kılmak isterim. Programın intişarından sonra kanaatlerime işti­rak edecek meb&#8217;uslar olursa maalmemnuniye kabul edeceğim.&#8221;</p>
<p>Bu hâdise Lozan muahedesinden sonra beş senelik şiddetli bir zulüm ve istibdad, favoritizm, keyfî idare, ağır vergiler, israf­tan sonra bunlar halkta memnuniyetsizlik, zulümden şikâyet, şiddetli malî bir buhran hasıl ettikten, Avrupa&#8217;da memleketimiz rezil olduktan, millet bu hükümet ve idareye düşman olduktan sonra oluyor. Bu vak&#8217;anın mühim bir hâdise olduğu şüphesizdir. Bütün bunlardır ki Mustafa Kemal&#8217;i böyle bir bu dercettiğimiz malûmata göre muhalif bir fırka teşkil ediliyor. Bunu Fethi yapı­yor. Fakat Mustafa Kemal ile beraber. Yâni hakikatte Mustafa Kemal yapıyor. Fethi basit bir âlettir. Bu fırka Cumhuriyetçilikte evvelki fırka ile bir. Fakat idarede başka fikirde, idaredeki siste­mi hürriyettir. İsmet Hükümetinin idaresinin muzır olduğunu, onu tenkid edeceğini söylüyor. Mevkie geçeceğine ifade ediyor.</p>
<p>Şimdi bu şeklin sebeplerini, ifadesini, içyüzünü, akıbetini söyleyeyim. Paris&#8217;ten söyleyebilirim. Burada keramete lüzum yoktur. Vaziyet sarih ve basittir:</p>
<p>Bu fırkayı yapan Fethi değil bizzat Mustafa Kemal&#8217;dir. Te­şebbüsü <em>bizzat</em> olmamış olsaydı, Fethi ona böyle bir teklif bile yapmağa <em>cesaret edemezdi ve böyle</em> olmasa, gerek Fethi ve ge­rek başka birinin fırka yapması imkânı olur muydu? Pek yakın bir mazideki ikinci grup ve Terakkiperver Cumhuriyet fırkaları­nın akıbetleri, felâketleri, onları teşkil eden şahısların maddeten ve manen imha edildikleri meydandadır. &#8220;Girizgâh&#8221; adını ver­diğimiz ve aynen dercettiğimiz beyanatta bu zihniyetin hâlâ bir noktasını kaybetmeden hüküm sürmekte olduğuna celî bir delil­dir. Programı da bizzat Mustafa Kemal yapmıştır. Bu hâdise ifa­de etmektedir ki, Mustafa Kemal ve saltanatı yıpranmıştır, inhi­tata yüz tutmuştur. Mustafa Kemal artık sağdan geri ediyor. Gö­zü görmüş, nihayet anlamış ki zulüm ile de asıp kesmek gibi şid­detler ile de sökmüyor. Devleti, milleti helâke doğru götürdüğü­nü hissetmiştir. Devleti, milleti, cumhuriyet denilen şeyi cihana karşı rezil ettiğinin de farkına varmıştır, iyice anlamıştır. Şimdi bundan kurtulmak, mevkii sağlamlatmak istiyor. Bu pisliği ta-mamiyleîsmet&#8217;e sürüp işin içinden çıkacak.</p>
<p>Mes&#8217;ele bundan iba­ret. Halbuki Lozan&#8217;dan bugüne kadar olan devrede Türkiye&#8217;de sade bir Mustafa Kemal vardı. İsmet kimdir? Mustafa Kemal&#8217;in kendi tabiri veçhile &#8220;sade bir emir neferi.&#8221; Her şeyi düşünen, ya­pan sade Mustafa Kemal&#8217;dir. İsmet bir âlet idi. Onları sadık bir hizmetçi sıfatıyla ve gayretle icra ve tatbik ediyordu. Bu sağdan geri ile Mustafa Kemal büsbütün işlerin fena olduğunu sarih bir surette itiraf ediyor demektir. Bunların bütün mesuliyeti kendi sırtındadır. Fakat şurası da muhakkak ki onun mevkii gayrî- mes&#8217;uldür. Mes&#8217;uliyet mevkii İsmet&#8217;indir. Kanun huzurunda bunlardan kamilenmes&#8217;ul olan İsmet&#8217;tir. İsmet, Gazi&#8217;nin elinde kazmadır. Kazma mesul olmaz ama, bu canlı kazmadır. İsmet gayet haristir. Efendisinin yerinde gözü vardır. Dört yıldır Türkiye&#8217;de ve Avrupa&#8217;da adamları ile propaganda yaptırı­yordu. Bunların içinde meb&#8217;uslar, sefirler vardı. İsmet bunları her suretle himaye eder. Propaganda şu idi:</p>
<p>&#8220;Çok fenalık oluyor. Böyle zulüm ve suîidâre görülmemiştir. Millet batacak. Bunları yapan hep Mustafa Kemal&#8217;dir. Bereket versin Îsmet&#8217;e, o da olmasa büsbütün müthiş olacak. Ne ise o mümkün mertebe fenalıkları ve daha çok olmaktan menediyor.&#8221; Derken halkta Mustafa Kemal&#8217;e düşmanlık, îsmet&#8217;e muhabbet peydah oldu. Anlaşılıyor ki Mustafa Kemal bunu sezdi. Sezmesi tabii idi. İsmet&#8217;i hırpalamağa başladı. Meselâ İsmet&#8217;in Lo­zan&#8217;dan Mustafa Kemal&#8217;e yazdığı pek müthiş bir dalkavukluk olan mektubunu neşretti. Bu îsmet&#8217;i rezil etmekti ve seni imha ederim diyen bir tehdid idi. İsmet derhal işi anladı. Daha müthiş dalkavukluğa başladı. Bununla mevkide kaldı. Bir de Mustafa Kemal, İsmet kadar muti bir adam, âlet bulamazdı. Bu sebeple onu atamıyordu. Tehdid altında tutuyordu. Derken Mustafa Ke­mal propagandaya başladı. Adamları harıl hani fenalıkları İs-met&#8217;e yükletir tarzda propagandalar yaptılar. Vaziyet değişti. Halktan şimdi İsmet&#8217;e de düşmanlık hâsıl oldu. İşte bu fırka mes&#8217;elesi ile Mustafa Kemal şimdi bu işi ikmal ediyor. Yoksa Mustafa Kemal&#8217;in kötülükleri ortadan kaldırmak, hürriyet ver­mek aklından geçen şey değildir.</p>
<p>Fethi, îsmet&#8217;i hiç sevmez. Paris&#8217;te fena cam sıkılıyordu. Bana burada söylediği sözlerden anlıyorum ki ille yine başvekillik is­tiyordu. Bu vaziyetleri bilen Mustafa Kemal bu işe Fethi&#8217;yi âlet etti. Şimdi onu İsmet&#8217;e karşı kullanıyor. Bunu zaten yıllardan beri yapıyordu. Bu sefer büyük mikyasta ve maddî olarak yapıyor. Fethi&#8217;nin de işine geliyordu. Derhal âlet oldu.</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;in bütün idaresi, her şeyi, bir riyâkârlıktan ibaretti. Millet Meclisinde fırka vardı. Tek mek ne ise&#8230; Fakat ser­best müzakere yapamaz, reyi olmaz, hükümet idaresinde met­hali yoktur. Bu bir Karagöz perdesi idi. Pek ayıp idi. Mustafa Ke­mal bunun ayıp bir şey olduğunu, cihanın alay ettiğini görünce vaziyeti kurtarmak için ikinci ve muhalif bir fırka yapıyor. Fakat hakikatte birinci gibi ikinci fırka da yoktu. Yine sade Mustafa Kemal vardı. Bunun hakikati şöyledir. O kendi kendine demiştir ki: &#8220;Yalnız bir fırka var diye bana müstebit diyorlar şunları bir oyuna getireyim, aldatayım. Millet Meclisi diye bir Karagöz per­desi kurmuştum. Halk Fırkası diye bir Karagöz koymuştum. Ka­ragöz oynuyor ama ahengi yok, tadı da çıkmıyor. Meğerse bu perdeye bir de Hacivat lâzımmış, bilemedim. Şimdi Hacivat&#8217;ı da koyayım, oyun güzelleşir. Arasıra Karagöz, Hacivat birbirine şap diye vururlar da herkes güler. Oyun tamam olur. Alem de iki fırka var, hürriyet var diye yutar.</p>
<p>Bu fırka da Mustafa Kemal&#8217;in malıdır. Halk Fırkasındaki meb&#8217;usların bir kısmım emredecek yeni fırkaya verecek. Bu iki düşman şahıs Karagöz ve Hacivat halinde dövüşecek. Böyle göz boyayacak. Herkes de artık hürriyet var diyecek! İhtimal bu se­ne ekseriyeti Fethi&#8217;ye verecek, İsmet&#8217;i yıkacak. İsmet o vakit gaf­let edip efendisinin aleyhine başlarsa, Mustafa Kemal onu der­hal imha edecek, Kâzım Karabekir ve arkadaşlarının mezarlığı­na yollıyacak. Fakat İsmet hinoğlu hindir. Bu yola girmez. Bil&#8217;âkis evvelkinden daha ziyade dalkavukluk eder. O vakit ya­parsa sefir olarak tebyidedilecek, yahut Halk Fırkasının başında Mecliste ekalliyette oturup Mustafa Kemal&#8217;den izin alabildikçe Fethi&#8217;ye hücum edecek, böyle ondan intikam alacaktır.</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;in bu işte hüsnüniyeti olsa, her şeyden evvel Halk Fırkasından samimî bir surette çekilirdi. Halbuki çekilse bi­le yine hüsnüniyetine inanmak mümkün olmaz. Zira bu sefer gizlice yine fırkayı avucunda tutar. Önümüzdeki intihapta yapa­cağı rezaleti de gösterecektir. Yine intihabı valiler vasıtasıyla tehdid ile yapacaktır. Yalnız şu farkla ki bu sefer bütün meb&#8217;uslar Halk Fırkasına değil, bir kısmı da Serbest Cumhuriyet Fırkasına intihap olunacaktır.</p>
<p>Hâsılı bu halin adı bir maskaralıktır. Eski rezaletlere yeni bir rezalet ilâvesinden ibarettir. Millet ve devlet için bir faide me&#8217;- mul değildir. Buna kollu dövüş derler&#8230; Eğer Fethi bu vaziyetten istifade ederek beş yıldır olan türlü vahim rezaletlerin içyüzleri­ni Mecliste açıp dökerse, bunu gazeteler yazarsa besbelli bir hiz­met etmiş olur. Millet ve cihan rezaletleri bir derece daha anlamış olur. Hangi taşı kaldırsan altından Mustafa Kemal çıkar.<br />
Hangi yorganı açsan altında o vardır. Herhangi işe dokunsan, ucunda o vardır. Bunlara dokununca Mustafa Kemal çıkar. Fethi ise ona el süremez. Fakat bu Fethi esasen ve vakit vakit te&#8217;sir al­tında enporte olan, zivanesinden çıkan bir bünyede insandır. Birgün münakaşa esnasında kızışıp herşeyi söyleyivermesi de mümkündür. Bakalım. Ancak bunu da bir defa yapabilir ve der­hal imha olunur.</p>
<p>Zannediyorum ki bu işlerin böyle olduğunu bildiği halde ahali bu fırkaya sarılacaktır, bel bağlıyacaktır. Denize düşen yı­lana sarılır. Bu da Mustafa Kemal&#8217;in hoşuna gitmeyecek. Yeni fır­kayı dağıtacak. Arada birtakım zavallılar perişan olmuş olacak.</p>
<p>Bu işte bir şaşılacak şey de Fethi&#8217;nin nasıl olup da bu işe gir­miş olmasıdır. Çünkü rezil olacak. Çünkü her hadisenin başı Mustafa Kemal&#8217;dir. Fethi bunu bilmez bir kimse değildir. Bana Paris&#8217;te kaç defa Mustafa Kemal&#8217;in nasıl bir adam olduğunu, bu-</p>
<p>nu evvelce anlayamadığı için pek teessüf ettiğini, bu idarenin eş­kıyalıktan başka bir şey olmadığım yana yakıla ve heyecan için­de söylemiştir. İsmet aleyhinde ise daima ve herkese söylenirdi. Zaar&#8230; Hem bilmek lâzımdır ki onunla işe girmek kurtla çuvala girmektir. Farzedebiliriz ki, Fethi bu çürük işe girmek, kendisini rezil etmeği bir ümid ile göze almıştır. Hükümete geçip belki milleti kurtarmağı düşünüyor ve yapabilirse Türkiye&#8217;nin en bü­yük adamı olur. Derhal heykeli dikilir. Fakat böyle bir ümid ve ihtimal asla yoktur. Böyle bir teşebbüsü sezdiği, hattâ sade şüp­helendiği anda, Mustafa Kemal Fethi&#8217;yi gıcırgıcır kör testere ile keser. Kolaylıkla kesemezse derhal silâh kuvvetine müracaat eder. Asker Fevzi Paşa ile,hattâ ona lüzum kalmadan muhafız taburları ile Meclisi basıp Fethi&#8217;yi, hükümet azasım, meb&#8217;usları kılıçtan geçirir. Fethi&#8217;nin zaten böyle bir fikirde olduğunu zan­netmem. Böyle fikirde olmayınca da bu iş deruhte edilemezdi. Etti.</p>
<p>Fethi bu iş ile kendini rezil edecektir. Bu adam namuslu in­sandı. Bu fırka ile mahvoluyor ve lekeli bir surette ölüyor. İşin ahlâkî cihedleri var: Mustafa Kemal&#8217;in şiddetle aleyhinde olan bu adam, bugün onunla teşriki mesaî ediyor. Demek bugüne ta­dar olanları kötü görmüyor. Dercettiğimiz mektubunda görül­düğü üzere Fethi de Mustafa Kemal&#8217;in dehasından bahsediyor. Bunlarla demek Fethi de bir İsmet olup gitmiştir. Bu hale sadece mevki hırsı ile düştüğünü zannediyorum. Bir türlü Paris&#8217;e sığa- mıyordu.</p>
<p>Ankara&#8217;yı istiyordu. Paris&#8217;te son iki yıldanberi de İsmet&#8217;in aleyhinde devamla beraber Mustafa Kemal&#8217;in lehine başlamıştı. Halbuki daha evvel kendisini Ankara&#8217;ya davet ettikleri vakit, fe­na korktuğunu, gidemeyeceğini bana söylemişti. Bir yıl evvel İs­tanbul&#8217;dan avdetinde bana &#8220;Canım artık memlekete dönmüyor musun? Gazi eskisi gibi değil. Çok mutedil olmuş. Hele Türk ta­rihi merakına düşmüş. İyi&#8230; Onunla oyalansın. Fena şeyler dü­şünmeğe vakit bulamaz&#8221; demişti. Ben bir şey demeyip içimden &#8220;Amma mutedil olmuş! Eskişehir istasyonunda Temyiz azalarına yaptığı müthiş tehdid ne?&#8221; demiştim. Çünkü bunu daha iki ay evvel yapmıştı. Demek ki İstanbul&#8217;a gittikçe Fethi yumuşu- yordu. Mustafa Kemal&#8217;in lehine dönüyordu. Fethi safderun bir adamdır. Demek onu kandırıyordu. O da İsmet aleyhine olan ki­ni şevki ile bunu muvafık buluyordu. Nihayet ağına düştü. Bir defa daha âlet ve sonunda büsbütün rezil olacaktır. İsmet bugün düşse bile bir müddet sonra Fethi yine atılıp İsmet mevkiye ge­çecektir. Gazi cenapları iki dama taşma maliktir. Onlarla haneler atlıyarak oynayıp durayacaktır. Vaziyet ve netice böyledir. Baka­lım zuhurat, fevkalâde şeyler olmazsa.</p>
<p><strong>İsmet ve Fethi&#8217;yi mukayese edelim:</strong></p>
<p>İsmet cahil, içi dışına asla uymaz, şeytana iblislik eder, müraî, hilekâr biridir. Entrikada eşsizdir. Natuktur. Fethi zekâca İs­met&#8217;ten aşağı, fakat şimdiye kadar namuslu biridir. İsmet&#8217;e nisbetle çok okumuş olmakla beraber pek bön ve safderundur. Mantığı çok defa kuvvetlidir. Vaziyeti görür, çok defa da saf bir çocuk gibidir. Hele çok tesir altında kalır. Kim evvel giderse ve biraz da cerbezesi varsa Fethi&#8217;yi en saçma şeylere de inandırır. Halbuki İsmet babasına bile inanmaz. Mevcudiyeti şüphe ve ev­hamdan ibarettir. Bu sebeple daima uyanıktır. Beriki ise uyuşuk­tur. İsmet yalandan güler yüzle dost kazanmakta maharet sahi­bidir. Fethi ise aksi, herkes için antipatik bir mizaçtadır. Kimse sevmez.</p>
<p>Bu evsafa bakınca hükmetmek lâzımdır ki İsmet, Fethi&#8217;yi do­laba koyacaktır. Herhalde mağlûp edecektir. Bilhassa entrika nu­tuktuk ile İsmet, Fethi&#8217;yi açık münakaşalarda da alt edecektir. Fakat bunun hükmü yok. Hüküm Mustafa Kemal&#8217;dedir. En hak­lı ve en haksız bir işte de Fethi münakaşada mağlûp olsa, fakat</p>
<p>Mustafa Kemal Fethi&#8217;yi tutmak istiyorsa Fethi galiptir. Netice o veçhile olur ve icra edilir. Yok en haksız işte de İsmet haksız çık­sa veya en hakkı olduğu zamanda mağlûp da olsa Gazi, İsmet&#8217;i tutmak istiyorsa İsmet galiptir.</p>
<p>Ne oldu ise Fethi&#8217;ye oldu. Bu namuslu olduğunu zannettiğim adama acırım.</p>
<p>Bu hâdisenin esasî hatları budur. Eğer Fethi yeni fırka ile memlekete İdarî, siyasî ve İktisadî bir derece hürriyet ve ferahlık getirirse Fethi yine tebrike şayandır. Esas can, mal ve namus em­niyetidir. Başka şeyi istediğimiz yok. Bakalım bunları yerleştire­bilecek mi? Bunların düşmanı Mustafa Kemal&#8217;dir. Bu sebeple yerleştiremiyecektir. Reisicumhur kızdığı adamı imha edemeye­cek mi, onun meb&#8217;usluğuna, ticaretine zarar veremiyecek mi, adliyede hâkimlere emredip istediği gibi hüküm verdiremiyecek mi? Bu basit ve medenî dünya, hattâ binlerce yıl evvelki millet­lerin sosyetelerinde iptidaî haklar olarak mevcut bu şeyleri Fet­hi yirminci asırda ve cumhuriyette Türkiye&#8217;de te&#8217;sis edebilecek mi?&#8230; Bence edemiyeceği iki kere iki dört eder gibi kat&#8217;îdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cumhuriyet Devrinin Perde Arkası , Dr. Rıza Nur</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/serbest-cumhuriyet-firkasi-dogusu/">Serbest Cumhuriyet Fırkası Doğuşu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/serbest-cumhuriyet-firkasi-dogusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
