<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Selçuk Timur Demir | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/selcuk-timur-demir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 May 2020 13:45:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Selçuk Timur Demir | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Proje Olarak Beden</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/proje-olarak-beden/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/proje-olarak-beden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2020 13:45:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Beden]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Olarak Beden]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Timur Demir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pazar, ürettiği mutsuzluktan beslenir. Zygmunt Bauman Beden, hakkındaki tüm takdirin taşıyıcısı olan bireyin omuz­larındaymış gibi göründüğü, ancak işin iç yüzünde küresel ağ­larca kumanda edilen politik bir projedir. Her an pazarlanmaya hazır olan bu proje, öldürdüğü Tanrı’nın yerine kendi Ben&#8217;ini ikame eden modern bireyin kendi başına seçtiğini sandığı şeyleri de tayin eder. Proje olarak bedenin etrafında [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/proje-olarak-beden/">Proje Olarak Beden</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24373 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/1427723793363-300x160.jpg" alt="" width="431" height="230" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/1427723793363-300x160.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/1427723793363-600x320.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/1427723793363.jpg 645w" sizes="(max-width: 431px) 100vw, 431px" /></p>
<p>Pazar, ürettiği mutsuzluktan beslenir.</p>
<p>Zygmunt Bauman</p>
<p>Beden, hakkındaki tüm takdirin taşıyıcısı olan bireyin omuz­larındaymış gibi göründüğü, ancak işin iç yüzünde küresel ağ­larca kumanda edilen politik bir projedir. Her an pazarlanmaya hazır olan bu proje, öldürdüğü Tanrı’nın yerine kendi Ben&#8217;ini ikame eden modern bireyin kendi başına seçtiğini sandığı şeyleri de tayin eder. Proje olarak bedenin etrafında hissedilen her arzu yöneliminin içten gelen bir duygulanımdan ziyade dış-dünyaca güdü(m)lenmiş kurgusallık içerdiğini söylemeye çalışıyorum. Bu açıdan beden, birçok sektörü bir araya toplayan bir çeşit endüstriyel hammaddedir de. Bu hammaddenin sürekli risk ve tehdit faktörleri karşısında her dem göz önünde tutulması, korunması ve düzenlenmesi gerektiği fikri tekrar edilir. Ben&#8217;in sonsuzluğa erme özlemi, ölmeye ayarlı genlerin sonu gelmez yenilenişine tabidir. Bedenin sağlık sektörüyle büyümesi ve be­raberinde onu kozmetik ve estetik gibi yan dallarıyla geliştir­mesi biraz da bununla ilgilidir.</p>
<p>Yeni ürünler ve yeni ürünlerin mimlediği yeni başlangıç­lar, bedenin sağlık ve güzellik otoritelerince salık verilen for­müllerine dayandırılır. Endüstrinin ürettiği bozukluk ve eksik­lik vehimleri projenin satış motivasyonu ve beden pazarının varlık sebebidir. En fazla medya üzerinden üretilen bu yapay takmalar halkası, beden pazarının can damarıdır. Bu noktada her kürün, bilinç düzeyinde farklı bir virüse neden olduğu öne sürülebilir. Bir sonraki adımda gelişen ve medyatikleşen sağlık stratejileri ve deva önerileri hastalık kültürünü yeniden üretir. Üstelik modernitenin kutsayageldiği bilgi toplumunun aydın­lanmış üyelerinin daha iyi ve daha hür bireyler olmaktan her geçen gün daha fazla uzaklaşıyor oluşu da bu ikircikli duruma diğer bir örnektir.</p>
<p>Bireyin verili ve somut bedeni, günümüzde belli bir çözü­nürlük zemininde esnek ve nihayetsiz bir kimliğin içinde eri­mekte ve buharlaşmaktadır. Çağın parolası olan esneklik,<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[1]</sup></a> be­den projesinin özüdür. Tüm değişken koşullara adapte olmanın ve farklı çevrelerce onaylanmanın olmazsa olmazı, yerleşik ve ilkeli bir kimlik portresine sahip olmaktan çıkarak, tıpkı dijital fotoğraflar gibi her an yeniden biçimlendirilebilir geçişkenliğe haiz olmaktır. Durmak yalnızca geride değil; dışarıda da kal­maktır. Beğenilenler çemberinin dışında kalmak, modern bire­yin başına gelebilecek en korkunç felakettir. Bu nedenle kul­lanıcısına uyum ve aidiyet ruhunu aşılayan maskeler,<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[2]</sup></a> kolayca takılıp atılabilir birer kimlik uzantısı olarak işlev görür. Beden yalnızca içinde yaşadığımız ve kendisiyle düşündüğümüz bir dışsallık değil;<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[3]</sup></a> modern kimliğin de içinde eridiği ve şekil bul­duğu öğütücü bir potadır artık.</p>
<p>“Günümüz akışkan modern temsilinde, bir varlığa ait olmak, ille de kınanmaya ve baskıcı tedbire neden olmadan, eş zamanlı ve neredeyse her çeşit tertiple başka varlıklara da ait olunarak da paylaştırılabilir ve uygulanabilirdir” der Bauman.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[4]</sup></a> Gerçek kimlik­ler kolay-atılabilir, değiştirilebilir, yenilenebilir değildir. İstenen esneklikle birlikte her an yeniden formüle edilebilir kurgusal kimlik ise hiçbir kalıcı bağı olmayan ve her şey olmaya müsait “biyolojik çözünürlük” niteliğini<a href="#_ftn11" name="_ftnref11"><sup>[5]</sup></a> temin eden günümüz proje- bedeninde somutlaşır. Bu beden, tasarrufunun sahibinden de devralındığı, trend esintilerinin etkisiyle kontrolsüzce salman ve belli bir menzil ufku da olmayan dolgulu bir müsveddedir artık.</p>
<p>Beden, içinde maskelerin değiştirildiği bir tür deneme ka­bini gibidir. Ne var ki, her deneme yeni bir uygunsuzluk farkındalığı ve hayal kırıldığı ihtimaline gebedir. Böyle olduğu için çoklu-kimlik ve çapraşık-ilişki ağlarının lime lime ettiği beden tasavvuru, kurtulması müşkül bir heyula gibi modern kültüre özgü psişik tıkanıklıkları, manevi iç sıkıntılarını ve şahsiyet buhranlarını tahrik eder. Değiştirilebilir maskelerin gerisinde yaşayan kişi böylece kendiliğinin ve toplumsal ilişkilerine yön veren ilkesel değer yargılarının aşındığı algılayamayacak kadar düşünce ekseninden ayrılır. Göründüğü gibi ve göründüğü ka­dar var olacağı empoze edilen modern birey, bu nedenle ne ka­dar çok ve ne kadar iyi görünmek istese, o kadar hissizleşir ve hiçleşir. Tıpkı bir oyun hamuru gibi üzerinde oynanan beden, idealize edilen ve topyekûn benimsenecek bir benlik arayışının imkânsızlığını ima eder. Zira her başarısız deneme, hep daha etkili olduğu varsayılan yeni denemeleri -dolayısıyla yeni mas­rafları gerekli ve geçerli kılar.</p>
<p>Bir zamanlar din adamlarına duyulan hürmet ve teslimiye­tin benzerini bugün bizzat müşahede eden beden uzmanları, salık verdiği veya sakındırdığı kürleri, haptan ve gıdaları belli bir sirkülasyon içinde yeniler. Dün hararetle önerilenler bugün ansızın rafa kaldırılır. Bu arada yer yer öncekilerle de çelişen ‘yeniklenmiş listeler illüzyonistleri aratmayan hız ve izleyicileri­nin coşkusuyla birleşerek öne çıkarılır. Modern birey ise kendi­sine ayma tutan toplumsal normlardan taşan fazlalıklarını aldır­manın, daha narin görünüp albeni oluşturmanın yollarını arama konusundaki istikrarını sürdürür. Projenin bu aşamasında yeni mucizevi losyonlar, vücudun her yerini çalıştıran ekipmanlar, az günde çok kilo verdiren diyetler ve o diyetlerin içeriklerini dolduran organik mahsuller vitrine taşınır.</p>
<p>Beden tabanlı pazarın bir diğer özelliği de imajın böylece vit­rinde -yani kolay erişilebilir bir uzaklığa yerleştirilmiş olması­dır. Fakat zahmetsiz-sahiplik ve anlık el değiştirmeler, bedenin değerini de küçültür. Onu tümüyle dünyevileşmiş bir alışveriş nesnesine dönüştürür. Beden anlamın derinliğine değil; verilerin sayılabilir sınırlılığına indirgenir. Ruhsal arınmanın enstrümanı olmaktan çıkarak; mide küçültme operasyonları veya sıradışı hapların evrenine sıkıştırılır. Bedenin sentetikleşmesi, ona dair çözüm arayışlarının da akıl-dışılaşmasına eşlik eder. Oysa en­düstrileşmiş proje olarak beden üzerinde yürütülen mücadele­nin hiçbir zaman mutlak bir galibi olamayacaktır.</p>
<p>Bu sonu gelmez mücadele, Byung-Chul Han’ın kavramsallaştırdığı gibi “yapabilirim” mottoları eşliğinde performans sergileyen modern bireyin en temel karakteristiğidir.<sup>6</sup> Buna göre ayrıksı bir öteki’den çok, kendisiyle savaşan performans öznesi, “her şeyin mümkün olduğu” söylenen bu çağda obsesif huzursuzluk nöbetlerine duçar olur. Mental açıdan güçten düşmüş ve tüke­tim heyecanım kaybetmiş birey, pazann en arzulamadığı mo­deldir. Bu nedenle beden politikaları sık sık terapi ve motivas­yon seanslarıyla pekiştirilir. Bedene, bedenle, bedene rağmen ve beden için geliştirilen her çıkar yol, geçici de olsa farklı ve fakat hepsi bir diğeriyle bütünlük arz eden hazır paketlere iliş­tirilir. Bu noktada en değişmez kaide, paketi hazırlayanın ehil- kurtarıcı, muhatabın ise yetersizliğini idrak etmiş ve özgürlük arayışındaki müşteri olduğudur.</p>
<p>Selçuk Timur Demir &#8211; Ten Medeniyeti,syf:19-24</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[1]</a>      Zygmunt Bauman, Li/e in Fragments, Wiley, 1995. (Parçalanmış Ha­yat, Ayrıntı Yay., 2001, s. 155).</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[2]</a>      Richard Sennett, Authority. W.W. Norton, 1993, pp. 135-141. (Otori­te, Ayrıntı Yay., 2014).</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[3]</a>     Anne E. Becker, Body, Self, and Society: the vievv from Fiji. University of Pennsylvania Press, 1995, P. 34.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[4]</a>    Zygmunt Bauman, Does Ethics have a Chance in a World of Consu- mers? Harvard University Press, 2009, p. 23, (Etiğin Tüketiciler Dün­yasında Bir Şansı Var mı?, Deki, 2010).</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[5]</a>    Zygmunt Bauman, 44 Letters from the Licjuid Modern World, Polity Press, 2010, p. 16. (Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, Habitus, 2014).</p>
<p>6.Byung-Chul Han, Yorgunluk Toplumu, Açılım Kitap, 2015, s. 10-11</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/proje-olarak-beden/">Proje Olarak Beden</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/proje-olarak-beden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayna-Vitrin Olarak Beden</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ayna-vitrin-olarak-beden/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ayna-vitrin-olarak-beden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2020 13:37:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ayna]]></category>
		<category><![CDATA[Ayna-Vitrin Olarak Beden]]></category>
		<category><![CDATA[Be­den toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Beden]]></category>
		<category><![CDATA[Modern yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Modernite]]></category>
		<category><![CDATA[Narsisizm]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Timur Demir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24187</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazen şeylerin değerini büyütür, bazen yadsır ayna. Aynanın yüzeyinde değerli görünen her şey yansımaya dayanamaz. Italo Calvino1 Beden politikasında herkes bir diğerinin kaderidir. Bu noktada beden, Foucault’un birçok kere söylediği gibi gözetlenen olsa da; daha da fazla gözetilendir. Çünkü beden-gözû kendisin­den çok başkasına dönüktür. Bu monitorizasyon amaçsız bir fantezi değildir; aksine başkaları üzerinde/n yansıyan ayna, bi­reyin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ayna-vitrin-olarak-beden/">Ayna-Vitrin Olarak Beden</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-24370 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/unnamed-300x216.jpg" alt="" width="394" height="284" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/unnamed-300x216.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/unnamed.jpg 333w" sizes="(max-width: 394px) 100vw, 394px" /></p>
<p>Bazen şeylerin değerini büyütür, bazen yadsır ayna. Aynanın yüzeyinde değerli görünen her şey yansımaya dayanamaz.</p>
<p>Italo Calvino<sup>1</sup></p>
<p>Beden politikas<u>ında</u> herkes bir diğerinin kaderidir. Bu noktada beden, Foucault’un birçok kere söylediği gibi <em>gözetlenen</em> olsa da; <u>daha</u> da fazla gözetilendir. Çünkü beden-gözû kendisin­den çok başkasına dönüktür. Bu monitorizasyon amaçsız bir <u>fantezi</u> değildir; aksine <em>başkaları</em> üzerinde/n yansıyan ayna, bi­reyin kendi bedenine açılan tek yoldur. Bu ayna yalnızca gös­teren değildir. O, görüntünün kaynağı olan objeyi ve onu sey­reden gözü tüketici döngüye dâhil edendir. Bu nedenle modern birey kendi bedenine ya başkaları üzerinden ya da kendine-bir- başkası olarak yaklaşabilmektedir.</p>
<p>Bedenin görselliği, kendisi hakkında aşırı odaklayıcı olduğu kadar; dış dünya hakkında da yoğun uyarıcılarla yüklüdür. Be­den toplumu, bireylerinin birbirleri tarafından izlendiği ve her­kesin kendi ben&#8217;ine bu başka <em>beden-benler</em> ve <em>ben-bedenler</em> aracı­lığıyla hükmettiği çeldiricilerle dolu bir yabancılaşmayı yansıtır. Richard Sennett’in insanların birer tiyatro oyuncusu gibi mo­dern paylaşım sitelerinde ya da bloglarında, kendilerini izleyen seyirci kitlesine <em>oynadığını</em> söylemesi bundan olabilir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[2]</sup></a> Aran­dıkça daha fazla uzaklaşan bir tahayyül de olsa, görünüm-algısını kusursuzlaştırmanın yolu, tüm bir yaşamı, içindekilerinin birer aynaya dönüştüğü bir tür işletim mekânizması şeklinde modellemektir çünkü.</p>
<p>Bu uzak mükemmel imge filmlerde ya da reklam afişlerinde üretilir ve bir düş olarak hep orada kalır. Uzak tutulur, çünkü genelde şöhredere benzeyen ideal bedenler, değerini -daha doğ­rusu arzulanırlığını açıkça-görülür fakat kesinlikle- yakınlaşılamaz oluşundan alır. Star olmak yıldızlar kadar erişilmez olmayı gerektirir. Hiç şüphesiz ki, şöhret kalkanının aşılıp bedensel ya­kınlığın sağlanması cilalı yüzeyin, parıltılı vitrinin ve göz alıcı makyajın kışkırttığı ayartıcı büyünün çözülmesidir. Yine de şöhretlinin bedeni, parıldamayı bekleyen tüm <em>sıradanlar</em> için en çarpıcı aynadır. Beden, bu aynada, sürgit yenilenen ölçülerle ve karşılaştırmalı olarak idealize edilen esnek bir inşaatı çağrıştırır.</p>
<p>Her beden, başkalarının bedeniyle hem birlikte hem de re­kabet halinde form kazanır. Her bireyin beden imgesi diğerleri üzerinde doğrudan ya da dolaylı kıstastır. Bu nedenle her be­den kendisinden çok bu başkaları için uygulanabilir bir proto­tiptir. Masal dinleyerek uyuyan bebekler gibi, modern birey de kendi bedensel kimliğini başkalarının masallarını dinleyerek ve önemseyerek uyumlulaştırır. Olası partnerlerin ya da gölge gibi takip eden rakiplerin gözünden bakarak yapılandırılan bir portredir bu beden. Bu nedenle bedenin sahibi -yoksa taşıyıcısı mı demeli- herkesten çok kendi bakışının ebedî gözetimi al­tındadır. Bu öz-gözetim, modernitenin en asli terbiye edicisidir.</p>
<p>Madem modern yaşam bedeni her türlü ürünle doldurula­bilir tuzaklarla dolu bir vitrine çevirir ve madem bedenin aziz ilan edilmesi onun bastırılması ya da çözülmesi değil; cilalan- ması ve çoğaltılmasıdır, öyleyse varlık aynası, bedene indirgen­miş narsistik yansımaları aracılığıyla bir ayartı nesnesi olarak işletilmeli ve girdaplaşan gölge-kalabalıklar arasından sıynla- rak kolayca fark edilir konuma getirilmelidir. Bu, oyunun ku­ralıdır. Bedenin piyasadaki norm ve beklentilerden kurtulama­mış olması da bundandır. Ne var ki beden oyunu çelişkilerle doludur. Çünkü görüntü örüntüleriyle çevrilmiş toplum pota­sında farklılaşmak adına yapılan her girişim, kolektif aynılaş- maya neden olur. Başka bir deyişle toplumdaki tüm anormal­ler ve marjinaller, <em>farklılaşmanın aynılaştirıcılığında</em> istisnaları olmayan bir tektipliliği hayata geçirirler.</p>
<p>Buna rağmen yaşam umudu olarak vitrindeki ya da podyum­daki beden -ki bugün sokağın ve ekranın kendisi en geniş pod­yumdur-, sonu gelmeyen rol ve tarz değişimine müpteladır. Be­denin başkasına dönük hapsedici bakışı, varlığı yalnızca müşteri olarak kodlayan <em>kapital istenci</em> yeniden üretir. Fakat bu istenç Foucault’un tartıştığı<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[3]</sup></a> disiplin kültürünü aşmış; beden formü- lasyonu baskıdan ziyade serbestlik ve irade söylemleri üzerine kurgulamıştır. Gözetim artık klinik, tımarhane veya cezaevi yo­luyla gerçekleşmemektedir. Aksine artık sokaklara inmiştir. Gö- zetleyici olan iktidar değil; içinde herkesin birbirini izleyebildiği çoklu aynada toplumun kendisidir. Bu ayna lanetlidir. Çünkü kolektif huzursuzluk yaratan mukayese kipinin membaıdır o.</p>
<p>Higgins tarafından 1987 yılında geliştirilen Özbenlik Çelişki Teorisi,<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[4]</sup></a> kendisini başkalarıyla kıyaslayan bireylerin kendi dışında yapılanan <em>ideal</em> normlara uygun hareket edeceğini; bu ikisi arasında olası bir uyumsuzluk durumunda ise bireyin ka­çınılmaz yıkıma uğrayacağını iddia eder. Modern toplumun körüklediği hasetçilik de, bireyin bakışını diğerlerine odakla­yan bu aynanın marifetidir. Ayna, bireyi sahip olduğu şekil ve şeyle yetinmenin budalalık olduğuna inandırdıktan sonra, ba­şarının kutsandığı performanslar halkasına dâhil eder. Ayna, kalıcı olanı sevmez ve bakanı kesintisiz revizyona zorlar. Ayna sonlu en’in değil; bitmeyen daha’nın peşindedir. <em>Evet yapabilirime </em>kenetlenen bu performanslar dizgesi, günümüz kültürü kadar depresif mağluplar yığınının da tezahürüdür.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[5]</sup></a> Ayna, tıpkı sor­gulayıcı bir gölge ya da ayartıcı bir iç-ses gibi, sergilenen per­formansları kesintisiz biçimde seyreder. Bu, aktif olarak regüle eden bir seyrediştir.</p>
<p>Modern toplumda salt görselliğe indirgenen beden, aynca, daima tamamlanmayan bir kusurluluk haline karşılık gelir. Be­den ve sahibi arasında yaratılan her yetersizlik düşüncesi, var­lığa müdahil olan bedeni kendinden menkul ayrıcalıklı ve mü­cadeleci bir karaktere evirir. Bir adım sonra, bu karakter, gerçek olanın yerini alarak onu banal bir yüzeyin sunumuna indirger. Ayna, bedeni izlence objesine dönüştürerek kendisine ikincil fa­kat daha baskın bir kontrol fonksiyonunu yükler. Patavatsızca konuşan aynanın dili keskin, yüzü ise yıldıncıdır. Meydan­larda, ofislerde ya da tuvalette, her nerede olursa olsun, beden bu ayna-gözün hedefine kilitlidir. Bu durumda Özne (bakan) ile Nesne (bakılan) devamlı yer değiştirir. Sanki izleyen, gerçek- ben değil de; aynadaki kurgusal-yansımadır.</p>
<p>Ayna, öznenin kendisini temaşa etmesinin ötesinde ona hayaller de yükler.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[6]</sup></a> Aynadaki yansımada toplumun kolektif standartları, beklentileri ve ayrıştırmaları tecelli eder. Ayna, be­dene karşı içinde bulunduğu çağın hâkim ve geçerli diliyle ko­nuşur. O güne özgü modanın kurallarını fısıldar. Beden toplumu aynaların insanileşip; insanların aynalaştığı bir mübadeleyi, da­hası topluca paylaşılan ve elbirliğiyle yürütülen hareketli sistemi beyan eder. Modern bireyin karşısında durduğu ayna moder- nitenin kendisidir. Orada arzular tekrar tekrar yazılır ve silinir.</p>
<p>Modern kültürde çoğu kez görünüm oluşun yerini alırken; oluş da kendini görüntülerle ifşa eder. Fakat değer arayışındaki bu abartılı ifşa yönelimi, beden imgesinin çöküşüne kaynaklık eder. Görünür olmayı amaçlayan beden, ölçüsüzce çoğaltıldı­ğında, daha önce de söylendiği gibi, esasında tam da kendisin­den kaçtığı <em>faniliğin</em> içine düşer. Çünkü değeri oluşturan şey, ona ulaşma güçlüğüdür.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[7]</sup></a> Simmel’in kolay erişildiği için değer yitimine uğradığını söylediği fahişeler hakkında yazdıklarından esinle şöyle de denebilir: Belli bir bedele indirgenen metalaşmış her beden, anlam-yitiminin zirveleştiği bir değersizlik şerhidir. Bunun sonucunda süreli hazza mebni her tercih uzun süreli arzulanırlık, bağlılık ve sadakatten mahrum kalır. Geçici ola­rak tamamlanan her hazzın ardından baş gösteren beklenme­dik can sıkıntısı ve yeni arayış tavrı bununla ilgilidir. Vitrinde sergilenen nesneler gibi bedenler de yer ve biçim değiştirir­ken dünün tüm birikimlerini silerler. Bu nedenle akışkanlık­lar krallığında kalıcı olan arzu ağacının meyveleri bitse ve dahi yaprakları solsa bile, kökleri yeniden dal budak salar ve ansı­zın geniş coğrafyalara açılır. Modern kültür tam da bu kökten beslenir ve onu besler.</p>
<p>Selçuk Timur Demir &#8211; Ten Medeniyeti,syf:33-38</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1.Görünmez Kentler,Yapı Kredi Yay.2016</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[2]</a> Richard Sennett, Together: The Rituals, Pleasures and Politics of Coo- peration, Yale University Press, 2012, p. 145. (Beraber, Ayrıntı Yay., &#8220;»m -h</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[3]</a> Michel Foucault, Madness and Civilization (1971), The Birth of the <a href="#_ftnref3" name="_ftn3"></a>Clinic (1973), Discipline and Punish: The Birth of the Prison (1977).</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[5]</a>     Yorgunluk Toplumu, s. 8.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[6]</a>     Symbolic Exchange and Death, p. 108.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[7]</a> Georg Simmel, On Individuality and Social Forms. The University of Chicago Press, 1971.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7"></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12"></a></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ayna-vitrin-olarak-beden/">Ayna-Vitrin Olarak Beden</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ayna-vitrin-olarak-beden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekran Objesi Olarak Beden</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ekran-objesi-olarak-beden/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ekran-objesi-olarak-beden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 10:37:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[Ekran Objesi Olarak Beden]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Timur Demir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24189</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün kitleleri harekete geçinen şey kopma değil, bulaşmadır Jean Baudrillard[1] Toplumsal gözün aynı anda hem izleyip hem de izlendiği sayı­sız ekran, bedene dair kolektif beklentinin artiküle edildiği bu çağın ortak havuzudur. Beden meselelerinin hastane, klinik ya da spor salonu gibi tipik mekânlardan taşarak; yaşamın her an ve alanına yayılmasını organize eden ekranlarda, —ki bunla­rın içine [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ekran-objesi-olarak-beden/">Ekran Objesi Olarak Beden</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-24232 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/p10-led-ekran-olculeri-300x225.jpg" alt="" width="371" height="278" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/p10-led-ekran-olculeri-300x225.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/p10-led-ekran-olculeri-600x450.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/p10-led-ekran-olculeri-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/p10-led-ekran-olculeri-768x576.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/p10-led-ekran-olculeri-1024x768.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/p10-led-ekran-olculeri.jpg 1066w" sizes="(max-width: 371px) 100vw, 371px" /></p>
<p>Bugün <em>kitleleri harekete geçinen şey kopma değil, bulaşmadır</em></p>
<p>Jean Baudrillard<a href="#_ftn12" name="_ftnref12"><sup>[1]</sup></a></p>
<p>Toplumsal gözün aynı anda hem izleyip hem de izlendiği sayı­sız ekran, bedene dair kolektif beklentinin artiküle edildiği bu çağın ortak havuzudur. Beden meselelerinin hastane, klinik ya da spor salonu gibi tipik mekânlardan taşarak; yaşamın her an ve alanına yayılmasını organize eden ekranlarda, —ki bunla­rın içine televizyondan bilgisayar ekranına, dergilerden reklam afişlerine dek tüm ekran modelleri girer, beden ölçüleri gün­cellenir ve dağıtıma sokulur. Bedene dair tatminsizlik hissi ve bu hisse neden olan karşılaştırmacı / hasetçi ruh, stratejik bi­çimde en fazla bu ekranlar üzerinden kışkırtılır. Nitekim ekra­nın çerçevesine giren herkes birer uzman, her görüş birer ha­kikat gibi anlaşılmaya müsaittir. Buna istinaden ekran objesi olarak beden ve onun sağlık dâhil tüm uzantıları bir tür yoz­laşmayı dillendirir.</p>
<p>Ekranlardan dağılan ifadeler, birer zorunlu nasihat gibi ev­lerden kafelere, aile sohbetlerinden akademik çalışmalara ulaş­makta ve yankı bulmaktadır. Bizimkisi, sağlıktan bahseden bir hastalık toplumudur. Ya da sonsuz yaşamayı arzulayan bir ölüm toplumu. Hakikatin reddedilişi bu açıdan bir bakıma hakikatin kendisini beslemektedir de. Ekran uzmanlarına gelince, onlar bize günümüz modern toplumunda her şeyi düzeltmenin, yeni ve harika başlangıçların sentetik yollarını sunarlar. Bir cümle, görüntü ya da sesle yayılan bu öneriler, kaynağı olan ekrandan koparak, izleyicilerinin birbirlerine hızla bulaştırdıkları iç gıdık- layıcı bir virüsü andırır.</p>
<p>Ekran kültürü, bir yandan uyulduğu takdirde elde edilecek büyük ödülün baş döndürücülügünû, diğer yandan da ihmal edildiğinde gerçekleşecek lanetin kaçınılmazlığını fısıldar. Buna göre gündelik yaşamın her an tedbir almayı gerektirecek ölüm­cül semptomlarla dolu olduğu söylemleştirilir. Öyle ki her an yeni bulgular, teşhisler ve uyanlar yapılır ve böylece modern toplum hedefi belli ve mutlak olmayan formüllere göre yaşa­maya zorlanır. Ekran objesi olarak beden bir türlü tamamla­namayan ve dahi gücünü de tam da bu tamamlanamamazlık- tan alan bir yapbozu andınr. Ekran, bilginin tümüyle bedensel / dünyevi amaçlara koşulduğu anlamdan yoksun ironik bir ay­dınlanmayı ifade eder.</p>
<p>Bireyleri kitleleştiren ve onları ortak bir yıkımın eşiğine getiren ekran, bugün beden rejiminin kamusal alana ait bir değer olduğu fikrini de üretir. Günün her saati, mekân ayrımı gözetmeksizin, radyodan televizyona, internetten sinemaya kadar her köşede küresel beden politikaları, sağlıklı ve güzel olmanın toplumsal işbirliği halinde kazanılması gereken bir hak olduğunu düşün­dürür. Bir yandan çılgınca koşuşturan, diğer yandan boş zaman aktiviteleriyle kuşatılan modern birey, bu haliyle beden-için be- den-terbiyesini gerçekleştirebileceği zihinsel hazırlığa tabi tutu­lur. Sonlu yaşam içinde sonsuzluğa ulaşma arzusunu coşkuyla ve gönüllüce duyumsayan bu bireyler için ekrandan yansıyan her beden figürü, kendisi ile yaşadığı dünya arasındaki ontolo- jik değiş-tokuşun vazgeçilmez gerekliliği olarak okunur.</p>
<p>Bu ekranlar -bunlara beden-ekranları da denilebilir, uzun zamandır eskimekte, yıpranmakta, aşınmakta ve gevşemekte olan bedenin tamir edilmesi gerektiğini hatırlatır. Bu hatırlatma ve hatırlatmanın birey tarafından onaylanışı, her ikisinin bir­den taşıdığı ölüm endişesinden beslenir. Yani bedene dair yara­ları işaretleyen ekranlar, bu yaraların merhemlerini de gösterir.</p>
<p>Bu anlamda sonsuza dek yaşamanın imkânsız umudu gizlidir. İmkânsızdır, çünkü kusursuz beden düşüncesi ne kadar pazarlanırsa pazarlansın; onun son bulmasına engel olacak kusursuz reçete mevcut değildir ve olmayacaktır.</p>
<p>Yine de ekranın cazibesi, maziyi silikleştiren hızından gelir, Şöyle ki, ekran karşısındaki beden-izleyici kasıtlı bellek yitimine uğrar. Alain de Botton, bu bellek yitimi hakkında hastaneler ile televizyon arasındaki analojiye dikkat çeker: “Hastanelerin kaza ve acil servis bölümlerindeki kurumsal bellek yitimi, haber mer­kezlerinde de vardır: Her gece kan lekeleri silinir ve ölenlerin anısı kaybolur gider”.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[2]</sup></a> Kesin ve kalıcı iyileşmeye yer olmayan bu ortamda her ses ve görüntü izleyicinin üstüne alındığı birer mesaj formatında yeniden üretilir. Herkes kendi bedeniyle il­gili en radikal kararlan almaya, en ağır hapları yutmaya ya da gerekirse bazı organlarının belli bölgelerini aldırmaya razı ge­lir. Bedene dair her çözüm arayışı ve girişiminin çare aradığı sorunlardan daha büyüklerini doğurabiliyor olması bu kont­rolsüz tutkuyla alakalıdır.</p>
<p>Sağlık dahi böylesi bir kontrol-dışılığın gölgesinde ve sek- törel beden politikaları içinde ticarileşmekte ve iyi beden mi­tiyle birleştirilmektedir. Böylece hayatın anlamına dönüşen be­den ve beden sağlığı, -hayatın anlamı yapılan her kazançlı şey gibi,<a href="#_ftn14" name="_ftnref14"><sup>[3]</sup></a> kârlı bir endüstri halini alır. Modern kapitalist toplumda iyi bir beden için yapılan tüm harcamalar, bunun sonucu ola­rak, gider kaleminden muaf tutulur. Ekranın uzmanları sağlıklı ve güzel olma amacına dayalı verdikleri kürleri ve hatta ilaçlan endüstriyel sisteme uyumluca sürekli yenilerler. Beden bu koşullar altında kolektif tüketici davranışı kadar bir tür toplumsal patolojiye de gönderme yapar. Kierkagaard’ın “ölüme götüren hastalık” ifadesini tersine çevirerek “ölüme götüren sağlık”tan bahseden Adorno,<a href="#_ftn15" name="_ftnref15"><sup>[4]</sup></a> bu nedenle pek de haksız sayılmaz.</p>
<p>Bugün tıbbın bile bir şekilde ekran kültürüne indirgendi­ğini öne sürmek akıl-dışı olmayacaktır. Nitekim bir zaman­lar hayır kurumlan olarak çalışan hastaneler, daha sonra belli mekânlarda bilimsel uzmanlık konularına evrilmişse de; bugün itibariyle ağırlıkla ekranlar üzerinden sokağa taşınmıştır. Başka bir deyişle, ekranlar modern bireyin zihnini, içinde sayısız başarı ve yıkım hikâyesinin döndüğü bir tür imgesel kliniğe dö­nüştürmüştür. Buradaki etki fikir-alışverişinin çok uzağında; duygular, davranışlar ve alışkanlıklar üzerindeki belirleyicilik­tir. Uzak bakışları aynı çerçevede buluşturan ekran, beden po­litikasının küresel dolaşımım tedarik etmektedir.</p>
<p>İdeal bedenin herkesçe kabul edilir ölçülerini benimseyen dağınık bireyler, bu sayede “biz duygusu”na vasıl olur. Burada herkes bir diğerinin ölçüsü gibidir. Öyle ki yalnızlığın yıldırıcılığını, dışlanmışlığın korkusunu ve değişme istencinin meşru övüncünü burada paylaşırlar. Ekranın bu nedenle belli bir uzam­dan ziyade bir tür örûntû / ağ olduğu söylenebilir. Reality-show anlayışıyla yapılandırılan bu ağda tıp ve bilimin otoritesi taze­lenir, dünyanın geçici ve modern bireyin de kırılgan bedene sahip olduğu düşüncesi yeniden kurgulanır. Bu planda bedeni inciten ya da eskiten en ufak iz dahi, varlığın bütününe yönel­miş merhametsiz bir saldın olarak algılanır.</p>
<p>Gözle görülür panik havasının tecrübe edildiği bu ağ, ekranın dekorundan söylevine, tasarımından felsefesine kadar her nok­taya uzanmıştır. Bauman haklıdır: “Pazarın körüklediği korkular,endişeler ve bunun yol açtığı acılar, pazarın sürmesi için vaz­geçilmez olan tüketici davranışını ortaya çıkarır ve besler”5 Bu nedenle ekranda bedene dair ya hastalığı / çirkinliği mimleyen sinyallere vurgu yapılır ya da çoğu zaman olduğu gibi yapay sinyaller yaratılır. Ulrich Beck, bu eksende bilimi -burada bilim burada tıp başlığı altında özelleştirilebilir—, toplumu her türlü yıkıcı eyleme teşvik eden risk faktörlerinin yapay üretimindeki önemli aktörlerden biri olarak eleştirir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16"><sup>[6]</sup></a> Buna göre her yerde risk ve tehlike görmek tüketimciliğin özüdür. Ekransa yaşamı tıbbileştirirken; tıbbı da —tıpkı gündelik yaşam gibi— objeleşti- rir. Burada her özgür bireyin üstlenmesi gereken roller ve so­rumluluklar belirlenir. Neticede bedenin yüceliğine iman, ek­rana tabiiyet ve tıbba itaat esastır.</p>
<p>Bugün beden için bilimin, özelde tıbbın, daha da özelde dok­torun taşıdığı anlam, bir zamanlar hayatın sırrını çözmek uğ­runa binlerce kilometre yürünen bilgelere benzemektedir. Şimdi tüm sır ve çare sanki sadece doktorun elindeymiş gibidir. Gün­delik hayatın bedenileşmesi ve bedenin tıbbileşmesi, doktorları içinde yaşadığımız asrın en karakteristik göstergelerinden biri yapmıştır. Çünkü onlar, her ne kadar ölümün kendisini engel- leyemese de onun nedenlerine karşı yürütülen mücadeleyi be­timler. Bu ifade şu anlama da gelebilir: doktorun gücü, her biri birer hasta olan modern bireylerin ölüm hakkında duyduğu en­dişeyle doğru orantılıdır.</p>
<p>Bir sonraki aşamada, tıbbileşen gündelik yaşam ölümün kendisini değilse de; ölme biçimlerini kuşatır. Modern birey, ya­şarken olduğu gibi, artık ölürken de bağımsız ve hür değildir. Bir zamanlar ölmekte olanın üzerindeki sıkıntıları dindirmek adına görev ve ayinleri topluca hayata geçiren pastoral ve maneviyat- merkezli toplumlar, bugün sevdiklerini son vakitlerinde çağın din adamları olan doktorlara ve çağdaş mabetler hükmündeki hastanelere teslim etmektedir. Artık yakınlarımız, son anlarını kelimeye dahi dönüşemeyen hissedişlerinin gizemli ve bir o ka­dar da çileli sessizliği içinde izole yoğun bakım ünitelerinde ge­çirmektedirler. Modern kültür ölümsüzlüğü mümkün kılama­dığı oranda; ölümün alametlerini silme ve ölenin hatıralarını -sanki hiç yaşanmamışçasına- ortadan kaldırma telaşı içindedir.</p>
<p>Selçuk Timur Demir &#8211; Ten Medeniyeti,syf:45-51</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[1]</a>  Kötü lüğün Şeffaflığı, Ayrıntı Yay. ,2016.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[2]</a>  Alain de Botton, The News: A User’s Manual, Vintage, 2014, p. 252. (Haberler: Bir Kullanma Kılavuzu, Sel Yay., 2015).</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[3]</a>  Terry Eagleton, The Meaning of Life: A Very Short Introduction, Oxford University Press, 2008, p. 28. (Hayatın Anlamı, Aynntı Yay., 2012).</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[4]</a>   Theodor W. Adomo, Minima Moralia, Metis Yay., 2005, s. 60.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[5]</a>  Zygmunt Bauman, Yasa Koyucular ve Yorumcular, Metis Yay., 2012, s. 225-226.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[6]</a>  Ulrich Beck, Risk Society: Towards a New Modernity. Sage Publicati- ons, 1992, p. 29. (Risk Toplumu: Başka Bir Modernliğe Doğru, İthaki Yay., 2011).</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ekran-objesi-olarak-beden/">Ekran Objesi Olarak Beden</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ekran-objesi-olarak-beden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
