<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Selamet | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/selamet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 Dec 2017 22:43:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Selamet | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nereye:Saadete mi,Selamete mi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/nereyesaadete-miselamete-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/nereyesaadete-miselamete-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2017 22:36:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İhsan Fazlıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Nazari Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Nereye:Saadete mi]]></category>
		<category><![CDATA[Saadet]]></category>
		<category><![CDATA[Selam]]></category>
		<category><![CDATA[Selamet]]></category>
		<category><![CDATA[Selamete mi?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hocazâde’nin Tehâfut el-felâsife ile Hâşiye ala şerh el Mevâkıf adlı eserlerinin dibacelerinde belirlediğine göre, insanoğlunun en önemli kaygısı yer sorunudur; bu nedenle de insan, yerini bilmek ister. T(h)eo-logos, Kosmo(s)-logos ve Eschato(s)-logos anlayışlarını mecz eden bu bakış-açısına göre, insan üç yer idrâkine sahiptir: Nere-den(min-eyne), nere-de(fî-eyne) ve nere-ye(ilâ-eyne) biçiminde üç yer sorusuna yanıt olarak verilebilecek, mebde(geliş), meâd(dönüş) [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nereyesaadete-miselamete-mi/">Nereye:Saadete mi,Selamete mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/nereyesaadete-miselamete-mi/images-1-80/" rel="attachment wp-att-19622"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19622" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-1-3.jpeg" alt="" width="384" height="384" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-1-3.jpeg 384w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-1-3-300x300.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-1-3-100x100.jpeg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-1-3-360x360.jpeg 360w" sizes="(max-width: 384px) 100vw, 384px" /></a></p>
<p>Hocazâde’nin Tehâfut el-felâsife ile Hâşiye ala şerh el Mevâkıf adlı eserlerinin dibacelerinde belirlediğine göre, insanoğlunun en önemli kaygısı yer sorunudur; bu nedenle de insan, yerini bilmek ister. T(h)eo-logos, Kosmo(s)-logos ve Eschato(s)-logos anlayışlarını mecz eden bu bakış-açısına göre, insan üç yer idrâkine sahiptir: Nere-den(min-eyne), nere-de(fî-eyne) ve nere-ye(ilâ-eyne) biçiminde üç yer sorusuna yanıt olarak verilebilecek, mebde(geliş), meâd(dönüş) ve beyne-humâ(ikisinin arası duruş). Hem var olduğu yer, Evren itibariyle hem de bizatihi kendi, iki yer, geliş ve dönüş arasında, ara-da bir yer’de yer tutan, duran bir var-olan olarak insan, en temelde söz konusu üç yerin bilgisinin peşinde koşar: Nere-den’in bilgisi(ilm min-eyne), nere-de’nin bilgisi(ilm fî-eyne) ve nere-ye’nin bilgisi(ilm ilâ-eyne). Bu sorular ben’den sökün eder ancak daha sonra Varlık(Vucüd), Var-olan(Mevcüdât/Mümkinât) ve Yokluk(Adem) ekseninde daha küllî bir hâl kazanır, akabinde tekrar bende içselleşir ve üç yer, insanın yeri, dolayısıyla anlamı araştırmasına dönüşür. Söz konusu anlamın tespiti de, hiç şüphesiz, saâdeti verir.</p>
<p>Bilindiği üzere, Türkçe’de “ne”, ne-lik’e, öze ilişkin bir soru iken ~re, taşra, içre gibi sözcüklerde olduğu gibi yön bildirir. Bu nedenle, sorular, ne-yön-den, ne-yön-de ve neyön-e olarak yeniden düzenlenebilir; bu açıdan da yer sorunu ile yön sorunu birleştirilebilir.</p>
<p>Yer’in sabitlik’i imlemesine karşın, yön’ün bir gayeyi ve ufku, dolayısıyla hareketi imlemesi, yer ile yönü yolda biraraya getirir. Bu da insa nın arayışının esas itibariyle bir yol arayışı olduğunu gösterir. &#8216;Açıktır ki, her yol arayışı bir yordam, yön-dem gerektirir. Din’in bile cevheri anlamının yol anlamına gelmesi, insanı sırat-ı müstakîm -yönü/istikâmeti olan yoliçre tutmak istemesi; süfinin tarikati -yolu; itikadın ve fıkhın mezhebi gidilen, takip edilen yolunun olması, hasılı her insanî eylem’in bir yolu araması ilginçtir; çünkü bu-arada olan insan arar, her dem arayış hâlindedir. Öyle ki, yol, yol-cu ve yol-almak, hepsi insanı, insanın anlamını belirler. Öte yandan, insan’a en ağır gelen yine kendidir; başka bir deyişle insan en zor kendine katlanır. Kendine katlanmanın, teemmül/refleksiyon anlamında düşünmeyi imlediğini anımsayalım: Ancak ve ancak kendi içine düşenler düşünürler. Bu özellikle tabiat ve hayat ağında şahsiyetini kazanıp hüviyet aşamasına ulaşan kişi için geçerlidir.</p>
<p>Anımsanırsa, süfî düşüncede insanın başka bir adı, ğarib’tir; yani yabancı; ya da Türkçe’nin güzel deyişiyle gurbettedir insan. İnsan bu dünya’ya yabancıdır; dünya hayatı da gurbet hayatıdır. Yunanca’da somanın, bedenin ruhun mahpesi olduğunu düşününüz! Öte yandan insanın en Önemli korkusu, yok-olma, hiç-olma korkusudur. Bir yere gitmek bu anlamda, bu dünyaya da bir yerden geldiğini ve tekrar oraya döneceğini imler. Var-olma bilincimiz yokolmayı kaldıramadığından ve deneyimimiz de bize “Tüm insanlar ölümlüdür” küllî önermesinin geçerli olduğunu tekiller seviyesinde gösterdiğinden, gidecek bir yeri tahayyül etmek kaçınılmazdır. Nitekim süfilerde ölüm, vatana dönüştür; hayat ise vatan hasreti.</p>
<p>Şöyle bir belleğimizi yoklayalım, ilginçtir ki, tüm kültürlerde, ister yalın ister karmaşık olsun, insanın bu dünyaya ait olmadığı bilinci vardır. Hermetik gelenekler, dinler, Yeni Eflâtuncu felsefe ve daha pek çok yaklaşım, insanın Yeryüzü’ne indirildiği, gönderildiği konusunda neredeyse ittifak hâlindedir. Yalnızca kadim kültürler mi; varoluşçu felsefeyi düşünün, dünyaya atılmışlığı, varlık’ın ve hiçlik’in yarattığı bunalımı! Belki de bu duygu, insanî olmaklığın bir niteliğidir.</p>
<p>Anımsıyorum, ateist, gün-görmüş bir bilim adamı, Artvin’de bir toplantıda “öldüğümde beni bu dağlara gömün; bu dağlarda dolaşıyor olayım” dediğinde, kendisine “öldüğünüzde bu dağlarda bir şey dolaşıyor olacak; ama bunun işaret edilebilecek bir ‘siz’ olduğundan şüpheliyim” diye yanıt verince, büyük bir bilgelikle “Evet! Herşey tamam da dostum, bana en ağır gelen yetmiş yılda oluşturduğum bu benlikten vazgeçmek, bu benliği kaybetmek; hiç olmak; gerçekten nedir bu benlik ki kaybolmak istemiyor” demişti. Benlik üzerine düşünmek, bir iğneyi kendi deliğinden geçirmeye çalışmak gibi bir şey.(10)</p>
<p>Konunun, kadim kültürde, yukarıda söylenilenlerle ilişkili olarak başka bir yönü daha vardır. O da, maddî dünyaya misafir olan insanın, geldiği mücerred dünyaya dönebilmek için, aşağıda kısmen değineceğimiz, bu dünyada ruhî tekâmülünü gerçekleştirmesi gerektiğidir. Bu nedenle maddî tekâmül, nefsin maddî olan bedenle birleşmesinden sonra insanın şahsında, nefsi tekâmül olarak devam eder. Elbette tekâmül’ün nasıl gerçekleştirileceği irfani-Sâfi ile meşşaî yaklaşımlar açısından tartışma konusudur. Eflâtun’un matematik ve müzik eğitimi, süfi kültürde nefsin terbiye ve tezkiyesi, meşşaî gelenekte nazarî ve amelî yetilerin tehzîbi ve faal akılla ittisal ederek kemâle erilmesi gibi pek çok kavram, bu nefsi tekâmülün sonucu katedilecek aşamalarla ilgilidir. Ancak, her halükârda nefsi tekâmül için, bir yola girilmesi, yola çıkılması, yola revan olunulması kaçınılmazdır. Çünkü ancak kendini yolcu olarak kabul eden yola koyulur.</p>
<p>Bu noktada sorulacak soru, gidilen yolun nihaî amacının ne olduğudur. Nazarî(meşşaî-kelamî), keşfî(irfanîişrâkî) ve süfî bakış-açısı arasındaki fark, tıpkı kozmogoni-kozmoloiide olduğu gibi, burada da ortaya çıkar. Süfî çizgiye göre amaç insanın selâmeti iken nazarî ve keşfî yaklaşıma göre saâdetidir; çünkü ruh-ışk, selâmeti verirken, akılilim, saâdeti verir. Süfiler bu anlayışlarını Kur’an-ı Kerim’e dayandırırlar: Herşeyden önce “O, onları sever; onlar da O’nu sever” (Mâide 54) ayetinde, O ile O-nlar arasındaki ilişki sevgi/ışk üzerinden tanımlanmıştır. Öte yandan O’nun esma-i hüsnâlar’ından biri de el-Selâm’dır (Haşr 23). Nitekim, O’nun sevenleri üzerine, “Çok rahim Rab’den(terbiye edenden) bir söz olarak kendilerine Selâm (vardır).” (Yasin 58)</p>
<p>Süfîlere göre, Peygamberlerle gelen de, O’nun yani Selâm’ın katındaki selâm’ın insan için yeryüzünde etkin(inzâl, nâzil) kılınmış hâlidir: l-s(e)lam. Selâm ve Islâm, yer ve yönde, yani yol’da olan insanın kendiyle barışıklık’ını imler; bu nedenle İslâm’a giren selâm’a erer, yani müslüman olur.</p>
<p>Kanımızca, bu gerekçelerle, müslüman sözcüğünün en iyi-doğru-güzel çevirisi kendiyle barışık, kısaca barışzktır. Bunun anlamı şudur: Ancak kendiyle barışık insan, kendine katlanabilir. Bunun başka bir ifadesi de ancak hazır olan, huzur bulur; çünkü her daim O’nun huzurundadır. Nitekim, O’nun adı olan Selâm, her türlü barışıklığın kaynağının O olduğuna işarettir. İşte, yukarıda çerçevelediğimiz bağlamda barışık, hazır olan insan için hayat artık bir trajedi değildir; başka bir deyişle, mümin, yani Ğaib’i makül hâle getirmiş, Tanrı ile akdini/sözleşmesini yapmış(akîde), kısaca Amen-tu diyerek teo-ontolojik emniyetini/güvenliğini sağlamış, kendisiyle barışık kişi için soru ve yanıt arasındaki ayrım ortadan kalktığından, kısaca kaygı ve korku giderildiğinden, trajedi yalnızca O-nsuzluktur. Ancak O varsa, nefsin süküneti vardır (sukün el-nefs), yoksa daim hareket yakıcıdır.</p>
<p>Selâm, ayrıca, İslâm hüviyetini kazanmış, o-laşmış insandan, ötekinin de emin olması demektir. Bu nedenle süfî geleneğimizde hakikî müslüman, kendini dışarıdan, ötekinden koruyan değil, dışarıyı, ötekini kendinden koruyan kişidir. Başka bir deyişle, Sâfi/âşık, Yeryüzü’nü/maşâk’unu kendinden koruyan kişidir. Ancak kendine saygı duyan kendiyle barışıktır; kendiyle barışık kişi de başkasına zarar vermez. Başkasına zarar vermek, kendini güvende hissetmeyen insanın korkusundan kaynaklanır; bu tür kişiler bizatihi kendis lerinden korkarlar; kendi varlıklarını başkalarının yokluğuna bağlarlar.</p>
<p>Kanımızca bugün insanlığın en büyük sorunu, insanı insandan korumak; insanı insanlığıyla barışık kılmaktır; insanlığıyla barışık olmayan kişi önce kendine sonra da çevresine zarar verir; çünkü insanlığıyla barışık olmayan kişi, kendine tahammül edemiyor; kendi varlığına katlanamıî yor; kendini güven içinde hissedemiyor demektir. Nitekim bu çerçevede, mümin sözcüğünün en iyi-doğru-güzel çevirisi, kanımızca, kendinden emin kişidir; kısaca emindir; yani ne kendine ne de başkalarına zarar veren; güven içre olan kişidir. Hem barışık hem de güvenli/emin kişinin en önemli özel-liği sınırı(haram) bilmektir.</p>
<p>Evren’de herşeyin bir sınırı vardır; aklın sınırı ise Tanrı’dır. Çünkü, Evren’de herşey kendi doğasını dışavurur ve dışavurum, sınırlarına ulaşınca durur; aklın neredeyse sınırı yoktur. Örnek olarak, insan, doğası gereği uçamaz; ama aklıyla uçak yaparak uçar; aslında uçak, uçan insan aklıdır; çünkü uçak, insan aklının cisimleşmiş hâlidir; bu durum, atom bombası için de geçerlidir; patlayan atom bombası değil, insan aklının bizatihi kendisidir. Evren’deki hiçbir var-olan doğaya zarar vermez; gereksiniminden fazlasını yemez dolayısıyla kilo almaz, çöp üretmez; ama akıllı insan tüm bunları yapar. Kul olmak, bir şeyin üzere yaratıldıysa 0 şey üzere olmasıdır, yani sınırını bilmesidir; bu nedenle Evren’deki herşey yaratıldığı şey üzeredir ve bu nedenle kuldur, sınırlarındadır.</p>
<p>Insan, aklı ile yaratılışının sınırlarını aşar; insan olmaklığına zarar verir. İşte din bu anlamda aklımızı sınırda tutarak, insanlığımızı korumaya çalışır. Heidegger’in deyişiyle “sınır bir kere çiğnendi mi, çiğnenecek başka bir sınır kalmaz.” Sonuç açıktır, insanlığını -sınırını bir kere çiğneyen kişi, herşeyi çiğner, çiğneyebilir.</p>
<p>İşte bu nedenle süfî, sınırında/insanlığında kalarak, herşeyiyle Evren’i kendinden korur, korumaya çalışır; çünkü aklıyla zarar veren, zulm eden, yaratılışına karşı iş yapabilme gücüne sahip, sınırlarına isyan edebilen tek canlı, insandır. Çünkü insan kebed üzere yaratılmıştır (Beled 4); yani İbn Abbâs’ın tefsiriyle insan dik duran ve ufka bakan bir varlıktır; bu nedenle yolunu bulma meşakkatine maruzdur.</p>
<p>Başka bir deyişle, Evren’de herşey kendi yolundadır; ihsan ise kendi yolunu kurar; yol anlamına gelen din, insanı seçiminde serbest bırakmakla birlikte, yolun müstakim olanını yani bir istikâmeti, yönü olanını teklif eder insana; insanı dolaşıp durmaktan, hayata dolanmaktan, dağılmaktan kurtarmak için yola koyar. Bu nedenle kısaca şöyle denilebilir: Tanrı, aklın sınırı; din, terbıyesıdir. Sınırı ve terbiyesi olmayan aklın neler yapabileceğini anlamak için tarihe bakmak gerekmez; etrafınıza da bakabilirsiniz&#8230;Bu nedenle, denilmiştir ki, din, aklın sağlığıdır; çünkü onu terbiye eder ve sınırında tutar. Din, aklı koruduğu için, öteki varolanları da akıldan korumuş olur; onları güvende tutar. Ancak dinin aklı terbiye etmesi/koruması ile aklı işgal etmesi arasındaki ince ayrıma da dikkat çekmek gerekir. Çünkü bilinç içeriği hâlini almayan aşırı bir dindarlık da hastalıktır; insanı hasta eder.</p>
<p>Öte yandan süfîler Ahireti/Öte-dünyayı da Dar eI-selâm diye adlandırırlar. Bu anlamıyla selâm, nazarî düşüncede yalnızca ahirette elde edilebilecek iken &#8211;ki tek istisnası Hz. lnsan’dır; Miraç’ta bunu deneyimlemiştir. Süfîlere göre, kendini tezkiye eden, hazır olan gönül/kalb bu Dünya’da da bu hâli deneyimleyebilir. Bunun tek yolu, hem selâmı hem de saâdeti kendi başına amaç edinmeyip, O’nu sevmek, sevdiğinin rızasını elde edecek bir biçimde yaşamak, kısaca, dikkat ve rikkat göstermektir. Sevilen kırılamayacağına göre, hem insan sevdiği O-yu kırmamaya özen gösterecektir hem de O, sevdiğim dediği insanın nazına katlanacaktır.</p>
<p>Süfîlerin bakış-açısını böylece özetledikten sonra, saâdeti elde etmeyi amaç edinen nazar ehlinin yaklaşımına, tekrar tehlikesini bir nebze göze alarak, biraz daha yakından bakıp bu elde etmeyi nasıl gerçekleştirdiklerine ilişkin görüşlerini görelim:</p>
<p>lbn Sînâ ya göre felsefe, kısaca, belirli bir tarz bilgiyi elde etme ve bu bilgiye göre eyleme olarak tanımlanabilir. Daha başka bir deyişle, felsefe, insanın, nefsinin sahip bulunduğu teorik(nazarî) yetiyi, eşyanın gerçekliğine(hekâik el-eşya) ilişkin doğruyu(hak) bilerek ve pratik(amelî) yetiyi de bu doğruya uygun iyiyi(hayr) eyleyerek olgunlaştırması(tekmîl), böylece sürekli bir mutluluğa(saâdet) erişmesidir. Kadim felsefî bilginin, bütüncül/holistik karakteri içinde anlam kazanan moral merkezli olarak bu şekilde tanımlanılması, bir yönüyle, kadîm teoloji ve kozmoloji yanında, her ikisiyle de ilişkisi bulunan nefis/ruh teorisiyle de bağlantılıdır ve ilkece insan nefsinin, kozmik seyahati sırasında sahip olduğu kuvveyi, doğru ve iyi yönünde etkinleştirmesi/bi’l-fiil hâle getirmesi, dolayısıyla kemâle(entelechia) ulaşarak kendini gerçekleştirmesidir.(11)</p>
<p>Dikkat edileceği üzere bu dizgede en merkezî iki terim, doğru bilgilhak, hakikat, ilim) ve iyi davranış(hayr)’dır. Hiç şüphesiz bu anlayışın çok geriye giden bir tarihi vardır;nitekim Julian Marias’ın History of Philosophy adlı eserinde işaret ettiği üzere, Yunanlılar için de philo-sophia, belirli bir tarz bilgiyi(episteme) elde etmek ve buna göre eylemek, kısacası yaşamaktı. Bu nedenle bilginin kesin, gerçekliğe mutâbık, doğru olması gerekiyordu; denilebilir ki, kadim dönemde en önemli sorun doğru/kesin bilginin elde edilmesi sorunuydu. Nitekim, İbn Sînâ’nın deyişiyle, nazarî hikmetin amacı hakkın bilgisidir(marifet el-hakk); bu ise gerçekliğe/vakıa’ya ilişkin kesinlik/yakîn elde etmekle olanaklıdır; bunun da yolu burhandır.(12) Burhan, zâti bakımdan ve zorunlu olarak yakini sonuç veren, yakin ifade eden önermelerden (yakîniyyât: evveliyyât, tecribiyyât, mutevâtirât, mahsüsât gibi) kurulu bir kıyastır.</p>
<p>Bilindiği üzere her hüccet/delil, en az iki Öncülden meydana gelir; bu öncüllerden de ya her ikisi yakîniyyâttan; ya birisi yakîniyyâttan, ötekisi yakîniyyât olmayan önermelerin birinden ya da her ikisi de yakîniyyâttan olmayan önermelerden oluşur. Yakini öncül de ya bedihiyyâttan ya da bedihiyyât’a geri götürülebilen nazari öncüllerden meydana gelir. İşte hüccet’in/delil’in her iki öncülü de yakiniyyâttan oluşursa ona burhan denilir. Öte yandan kıyas’ın maddesinde olduğu gibi, süretinde de telifi yakini ise sonucun yakini olması zâti ve zorunludur; bu yakin ehass’tır.</p>
<p>Yukarıda işaret ettiğimiz üzere, bir şeyin var-olması, kişioğlu tarafından bilinebilir olması, daha da önemlisi başka kişilere aktarılabilmesi, anlatılabilmesi sürecinde en önemli sorun tüm insanlar için paylaşılabilir bilginin sıhhatini sağlayacak ölçütlerin tespitidir; başka bir deyişle bilginin temellendirilmesi sorunudur.</p>
<p>Sofistlerin eleştirileri karşısında Eflatun’un idealar nazariyesini geliştirmesi ve bilgimizin kaynağını anımsamaya/hatırlamaya bağlaması, Aristoteles’in bilgimizin üzerine dayandığı ilkeler için Nous’u devreye sokması, tüm bunlar böylesi bir temel arayışının sonuçlarıdır.</p>
<p>Mantık’a aşina okuyucular için anımsatmak isterim ki sorun, büyük-terimin dogasında düğümlenir; küçük-terim sonuç olarak olgunun(fact) kendidir; bu nedenle orta-terim, temellendirmede önemli bir rol oynar. Nitekim İbn Sinâ için, orta-terim, büyük-terim’in küçük-terim’deki varlığının illeti olursa, o burhan’a, burhan-ı lime ya da burhan-ı limmî adı verilir. Çünkü bu durumda burhan, hem varlık’ta hem de tasdik’te(yargı’da) limmiyeti/niçinliği birlikte verir. Ancak, orta-terim, büyükterim’in küçük-terim’deki varlığının malülu olursa; başka bir deyişle, büyük-terim, orta-terim’in küçük terimde illeti ise, o burhan’a burhan-ı inne ya da burhan-ı innî adı verilir; çünkü yalnızca inniyet’i vermiştir; inniyet ise mutlak el-vucüd’dur.(13) Öyleyse bilgi, olgudan(fact) -yukarıda incelediğimiz süreçler takip edilerek -makâl/malâl olguya(reasoned fact) gitmeyle elde edilir.</p>
<p>Bu nedenledir ki, nazarî gelenekte, yukarıda da işaret ettiğimiz üzere, ilim aynı zamanda illet anlamına gelir. Öyleyse soralım, bu çerçevede düşünürsek, kadîm dönemde nazarî hikmetin, yukarıda özetlediğimiz anlamıyla, illeti/ilmi tespit etmesi, saâdeti verir mi? İbn Teymiyye ve İbn Kayyim Cevziyye gibi düşünürler bu tür bir anlayışı tahfif bile ederler. Gerçi nazar ehli, bu durumu, tehzîb-tecrîd sürecini faal akla bağlayarak, Dünya’da kısmî, Öte-Dünya’da ise ruhî anlamda küllî bir saâdeti öngördü. Ancak, başka bir yazımızda ayrıntılı bir biçimde tasvir ettiğimiz gibi, Ebu’lBerekât Bağdâdî, Gazâlî, Şehabeddin Sühreverdî ve Fahreddin Râzî gibi düşünürler ile takipçileri elinde faal akıl ölünce, nazar ehlinin bu teklifi de anlamını yitirmiştir.“ Çünkü, beşerî bilgi’nin, kesin/yakini olma ümidi kaybedilmiş,beşerî kuvvelerin sınırları vurgulanarak itibârî bilgi öne çıkmıştır. Bu nedenledir ki, islâm dünyasında başta ilm-i kelâm ve Işrâkîlik olmak üzere keşfi-irfani okullar ile süfî tavır, XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yükselmeye başlamıştır.</p>
<p>Netice-i kelam, faal akıl öldü, saâdet gitti; insanlar da ışk’a sığındı, selâmete yöneldi.</p>
<p>Ihsan Fazlıoğlu &#8211; Fuzuli Ne Demek Istedi?,syf.88-97</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong>:</p>
<p>10- Bu deyişi İshak Arslan’a borçluyum. Ancak, benzetme müstahil anlamındaki bir olanaksızlığa değil, zorluğa işaret eder. Farkındalık(awareness) anlamındaki bilinç tüm canlılarda ortak iken, ben-idrâki(self-awareness) anlamındaki bilinç insana mahsustur. Teemmül(reflection) anlamındaki derin-düşünce ya da Türkçe’nin güzel ifadesiyle kendi-içine düşmek, yani düşünmek ise, insan olmanın alâmet-i farikasıdır. Derin-düşüncenin içeriğinin en önemli konularından biri “ne-re-y-e” sorusudur. Bu soru, yine insana has eskatolojı&#8217;nin kaynağıdır.</p>
<p>11-Ibn Sinâ, el-Medhal, s. 14; el-İlâhiyyât, s. 3-4; ibn el-Ekfânî, İrşâd&#8230;; Şemseddin Buhârî, Şer/i hikmet el-ayn, s. 25-29.</p>
<p>12- Ibn Sinâ, el-Burhân, 5. 30-36; el-Necât, s. 83; el-İşârât, 559</p>
<p>1-3 Ibn Sinâ, el-Burhân, s. 32, 36; el-Necât, s. 83-84; el-İşârât, s. 62-63.</p>
<p>14-ihsan Fazlıoğlu, “Türkiye’de/Türkçede Felsefe&#8230;”.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nereyesaadete-miselamete-mi/">Nereye:Saadete mi,Selamete mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/nereyesaadete-miselamete-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filozoflardan Sözler:Hermes</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 16:45:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikmetli Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Çok Gülmek]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Fatik]]></category>
		<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a Yönelmek]]></category>
		<category><![CDATA[Şükür]]></category>
		<category><![CDATA[Şemseddin Şehrezuri]]></category>
		<category><![CDATA[Cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Günahkara Özenmemek]]></category>
		<category><![CDATA[Hermes]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Söz]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Selamet]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>
		<category><![CDATA[Uslüb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3032</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Âhiret işleriyle uğraşmana engel olan tutkularına ve dünyanın geçici zevklerine meyletme. Aksi hâlde suya batınca kendini kurtarmak ye­rine, çok sevdiği ağır bir eşyayı kurtarma telaşında olan ve bu yüzden boğulup giden kişinin durumuna düşersin. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; Allah’a, cahillikle ve temiz olmayan niyetlerle niyazda bulunmayın, O’na isyan etmeyin, sınırlarını aşıp kanunlarını çiğnemeyin. Arkadaşlarınıza, kendinize davranılmasını istemediğiniz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/">Filozoflardan Sözler:Hermes</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-4446 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler-300x156.jpg" alt="hikmetli-sozler" width="393" height="204" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler-300x156.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/hikmetli-sozler.jpg 555w" sizes="(max-width: 393px) 100vw, 393px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âhiret işleriyle uğraşmana engel olan tutkularına ve dünyanın geçici zevklerine meyletme. Aksi hâlde suya batınca kendini kurtarmak ye­rine, çok sevdiği ağır bir eşyayı kurtarma telaşında olan ve bu yüzden boğulup giden kişinin durumuna düşersin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Allah’a, cahillikle ve temiz olmayan niyetlerle niyazda bulunmayın, O’na isyan etmeyin, sınırlarını aşıp kanunlarını çiğnemeyin. Arkadaşlarınıza, kendinize davranılmasını istemediğiniz biçimde davranmayın. Birlik olun ve birbirinizi sevin. Arı ve duru basiret, bölük pörçük ve kirli ol­mayan niyetlerle oruca ve cemaatle namaza devam edin. Allah’a itaat ve takva yolunda birbirinizi sevin. Hayra koşun ve onun için çaba sarf edin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İstemeden bir kötülük yaparsanız ondan vazgeçin ve bir daha tekrar­lamayın. Kötülük yapmanıza rağmen başınıza bir iş gelmeden kurtulduysanız bu, sizi o kötülüğü tekrarlamaya değil, vazgeçip tövbe etmeye yönlendirsin. Çünkü o, dünyada iken üstü örtülü kalsa bile kıyamet gününde ortaya dökülecek ve acımasız bir ceza ile karşılık bulacaktır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Din ve hikmet sevgisini birleştirin ve her ikisini de öğrenmekte sebat edin. Hayatınızın tamamını sadece bu ikisine sarf etme imkânı bulur­sanız bunu yapın. Siz bu vasfa sahip olabilirseniz başkalarına zor gelen şeyler size kolay gelecek ve edineceğiniz erdemin size kazandıracağı şeref, sahip olacağınız altın-gümüşten, mal mülkten çok daha işe yarar olacaktır. Çünkü dünya malı kalıcı değildir» önünde sonunda fâni ola­caktır; Allah’ın sevabı ise hâkidir, asla son bulmaz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Çok gülmekten ve lâkaytlıktan uzak durun, insanlarla dalga geçmeyin. Birinin açığını veya kınanacak bir yanını yakalarsanız onu kınayıp, ha­line gülmeyin. Aksine ibret alın ve Allah’a dönün. Çünkü hepinizin ortak vasfı beşer olmaktır ve hepiniz aynı topraktan yaratıldınız. Ona gülen kişinin, gelecekte aynı duruma kendisinin düşmeme garantisi yoktur. Sıkıntıya düşmüş insanları gördüğünüzde yapmanız gereken şey, gözlerinizi semaya dikip sağlık ve afiyette olduğunuz için şükret­mek ve Allah’tan, sizi böylesi sıkıntılardan korumasını dilemektir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her işi yolunda gidiyor diye günahkâra özenmeyin. Çünkü onun eğlence süresi kısadır, sonunda ise onu, altında ezileceği ağır bir yük beklemektedir. Allah onun işlerini yoluna koymayacaktır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Yerin ve göğün Rabbî olan Yüce Allah&#8217;a yönelin. O na temiz duygularla, kalpten dua edin ve dualarınıza kirli duygular karıştırmayın. Allah’a tertemiz gönüllerle ve doğru inançlarla yakarmaya gayret edin ki size kulak verip duanızı kabul buyursun, sizi dileklerinize ulaştırsın, işle­rinizde ve yönelişlerinizde size başarı kapılarını açsın, sizi kötü düşün­celerden, nefislerinizi sıkıntılardan korusun, sizi günah tuzaklarından kurtarsın, karşılaşacağınız tehlikelerin önünü alsın ve düşmanlarınızı önünüzde diz çöktürsün.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öfkelendiğinizde ağzınızdan kötü söz çıkmasın. Çünkü kötü söz, sa­hibini mahcup eder, gözden düşürür, ona laf getirir ve onu günaha ve cezaya sevk eder</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Selâmet. kişinin kimseye düşmanlık etmemesi ve kendisine düşmanca davranan ve zarar verene kötülük etmeyip aksine ona iyi davranması ve yumuşak söz söylemesidir. Çünkü üç haslet vardır ki bunlar âlimlerin en üstün amellerindendir. Düşmanı dosta, cahili âlime, kötüyü de iyiye çevirmek.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Cehaleti bilen akıllı, bilmeyense cahil olur. Hikmetin suretini bilme­yen, kendi sûretini de bilmez. Kendi zâtını bilmeyense başkalarının zâtını hiç bilmez.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Seni sahip olmadığın özelliklerle öven kişinin, sahip olmadığın özellik­lerle kınamasından da emin olamazsın.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Öfke aklı öyle bir örter ki öfkeli kişi güzeli göremez, görmediği için de yapmaz ya da çirkini göremez, görmediği için de ondan kaçınmaz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Kendisini düzeltmek için hiçbir yol kalmayıncaya kadar arkadaşınla ilişkini kesme. İlişkiyi kessen bile ona bir daha kapına gelmeyecek şe­kilde davranma. Belli mi olur, belki de yaşadıkları onu sana geri getirir ve yine dost kılar.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Kişi, ruhu âhirette kurtuluşa ermedikçe hayır ve hikmeti bulmuş sayıl­maz. Üç şeyi olmadıkça da kurtuluşa eremez: yardımcı, dost ve arkadaş. Yardımcısı aklıdır, dostu iffetidir, arkadaşı ise sâlih amelidir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Ölümden başka her şeyin çaresi vardır. Günahtan başka her şey er ya da geç fena bulacaktır. Sâlih amelden başka her şey telef olup gidecektir. Tabiattan başka her şey değiştirilebilir. Kötü huydan başka her şey dü­zeltilebilir ve kaderden başka her şey önlenebilir.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İbn Fatik-Hikmetli Sözler</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>“Duanızı Allah Teâlâ’ya cahillikle ve temiz olmayan niyetlerle yöneltmeyin, ona isyan etmeyin, sınırlarını ve kanunlarını çiğnemeyin. Sizden biri kendisine yapılmasından hoşlanmadığı bir şeyi kardeşine karşı da asla yapmasın. Birlik olun ve birbirinizi sevin. Arı, duru basiretlerle, bölük pörçük ve kirli paslı olmayan niyetlerle oruca ve cemaatle namaza devam edin. Allah Teâlâ’ya itaat ve ona karşı sorumluluk duygusu konusunda birbirinizi sevin. Hayra koşun ve onun için çalışın. Allah’ın size koyduğu Farzları yerine getirmeniz huşu ve alçakgönüllülükle, kendinizi beğenmeden, büyüklenmeden, eksiksiz ve tam olsun. Sizi başkalarına karşı böbürlenmekten, çoklukla övünmekten sakındırırım. Sevgi ve tevazu sahibi olun ki amellerinizin hayırlı ürünlerinin sonucunu çoğal tabilesiniz.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>“Hainlerle, günahkârlarla, sapıklığı arzulayanlarla hemhal olmaktan ve çirkin eylemlerden uzak durun.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Allah adına yalan yere yemin etmeyin, Allah Teâlâ’ya yeminle saldırmayın. Doğruluğa öylesine sıkı tutunun ki “evet” sözünüz sadece “evet”, “hayır” sözünüz ise sadece “hayır” olsun. Yalancıları ulu Allah adına yemin verdirmekten kaçının. Aksi hâlde yeminlerini tutmayacaklarını bildiğiniz zaman siz de günahta onlara ortak olursunuz. Tercihiniz onları, gizli olan sırları bilen Allah’a havale etmek şeklinde olsun. Zira iyilik yapanın iyiliğinin, kötülük yapanın da kötülüğünün karşılığını veren bir hâkim olarak Allah size yeter.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>“Bilin ve emin olun ki Allah’tan hakkıyla sakınmak en büyük hikmet, en yüce nimet, hayra motive eden, anlayış ve akıl kapılarını açan bir sebeptir. Çünkü Yüce Allah kullarını sevince onlara akıl bahşetmiş, peygamberlerini Cebrail ile hususi kılmış ve böylece onlara dinin sırlarını ve hikmetin hakikatlerini açmış, böylece onlar da dalalete yaklaşmamış, doğru yolun takipçisi olmuşlardır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Hikmeti sezin ve dindarlığa sarılın. Nefislerinizi ağırbaşlılık ve dinginliğe alıştırın. Güzel ve iyi edeplerle bezenin. İşlerinizde iyi düşünün ve acele etmeyin, özellikle de kötülük yapanı cezalandırmak konusunda. Hayâyı yüzünüzün örtüsü, Allah korkusunu kalbinizin korkusu kılın. Sağlıklı ve istikâmet üzere düşünün. Sonu pişmanlık olan şeylerden uzak durun. Bu yolları takip etmekle nefis, cehalete esir düşmekten, yeniliğin kölesi olmaktan kurtulup özgür olur.”<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Sizden biriniz haddi açar ve bir kötülük yaparsa ondan hemen vazgeçsin. Barış ve emniyet hali onu kötülüğü tekrarlamaya değil, aksine vazgeçip tövbe etmeye götürsün. Çünkü kötülük, dünyada iken üstü örtülse bile kıyamet gününde açığa çıkar ve kendisinde merhamet olmayan bir ceza ile karşılık bulur.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Allah&#8217;ın sizi çağırdığı ve korumanızı emrettiği edep kuralları ile edeplenin; bilge ve âlimlere tabi olun ve onlardan faziletler devşirin. Arzularınız övgü talebine ve methe layık işlere yönelik olsun, yoksa arzularınızı kötülüklere ve çirkin işlere yöneltmeyin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Helal olmayan yiyeceklerden kaçının ve kirli kazançlardan utanın. Çünkü bunlar her ne kadar keselerinizi parayla doldursalar da kalplerinizden imanı boşaltır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Kendinizi iyi ve kötü herkese iyilik etmeye alıştırın; iyilere iyilikleri için, kötülere ise kötülüklerine karşı siper yapmak için.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Hakka iletilmeyen, hakkı tam anlamıyla tanıyamayan ve hakla onu duymak ve fakat yapmamaktan başka alakaları olmayan bir toplulukla hemhal olmaktan sakının. İnsanları sıkıntıya sokmak için tuzaklar kurmayın, onlara kötülük için istekli olmayın, zarar görmeleri için çaba sarf etmeyin. Çünkü bu, gizli kalmaz. Başlangıçta gizli kalsa bile gelecekte gizli kalmaz. Kendinizi bu tür şeyler yapmaktan veya böyle bir konumda bulunmaktan uzaklaştırın.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Din sevgisiyle hikmet sevgisini birleştirin ve kendinizi bunları öğrenmeye vakfedin. Bu dünyada bulunduğunuz zamanınızın tamamım tümüyle başka bir şeye değil de buna sarf etme imkânı bulursanız bunu yapın. Siz bu özelliğe sahip olduğunuz zaman sizden başkalarına zor gelen size kolay gelir. Sizin için meydana gelecek faziletin şerefi altın ve gümüşten ve diğer her türlü zenginlikten çok daha faydalıdır. Çünkü bunlar fânidir, gelip geçer; Allah azze ve cellenin sevabı ise bâkidir, asla son bulmaz.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Birbirinizle konuşmalarınızda içiniz dışınız bir olsun. Dilleriniz gönüllerinize muhalefet etmesin.”<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Emirlerinize itaat edin, sultanınıza boyun eğin, büyüklerinize ikram edin, sizi eğiten kimseye iyilik edin. Sizde Allah ve hak sevgisi baskın olsun. Doğru görüşe ve nasihat edenlerin istişaresine muhalefet etmeyin ki pişmanlıktan emin olasınız ve paylanmaktan kurtulasınız.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Zorlukta, kolaylıkta, fakirlikte, zenginlikte ağzınız yüce Allah’ın hamdi ve şükrüyle dolu olsun.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Amelleriniz hariç üstünlük yarışına girmeyin, hükümde haksızlık yapmayın, ikiyüzlülükle davranmayın, hainleri temize çıkarmayın,temiz kimselere hainlik isnat etmeyin. İstikâmetle beraber bulunan fakirlik size günahla beraber bulunan bir zenginlikten daha hoş gelsin. Çünkü mal fânidir, gelip geçer, iyi ameller ise bâkîdir, kalmaya devam eder.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Çok gülmeye ve lakaytlığa meyletmeyin, insanlarla alay etmeyin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
Birinin kusurunu, açığını veya kınanacak bir durumunu ortaya çıkarırsanız onu ayıplayıp hâline gülmeyin. İbret alın ve yüce Allah’a dönün. Çünkü beşer olmak sizin ortak noktanızdır; siz ve onlar, hepiniz aynı topraktan yaratıldınız. Ona gülen kişi gelecekte aynı duruma kendisinin düşmesinden emin olamaz. Sıkıntıya düşmüş insanları gördüğünüzde yapmanız gereken şey, bakışlarınızı Allah Teâlâ’nın katına kaldırıp afiyetiniz karşılığında Allah’a hamd etmeniz ve ondan sizi korumasını dilemenizdir.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Farklı görüşte olanlar din hakkında sizinle seviyesiz bir üslupla tartıştığında onlara bunun misliyle değil aksine yumuşaklıkla,kılavuzlukla, rehberlikle ve tatlı dillilikle karşılık verin. Yüce Allah’a sığınarak hep birlikte şöyle deyin: Allah’ım! Mahlûkatını ıslah et. Kaza ve kaderinden onları sevgi ve barışa, iman ve hidayete sevk eden şeyleri uygula.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Toplumsal meclislerde çoğunlukla susun ve size karşı mücadelede silah olarak kullanmayı umdukları şeylere meraklı olanların yanında ağzınızı sıkı tutun. Az tartışın, yakışıksız ve fuzuli sözler söylemeyin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Nefsin yaşaması yumuşak huylulukta; yumuşak huyluluğun yaşaması yüce ve ulu Allah’a imanda; yüce ve ulu Allah’a imanın yaşaması ise dinin korunmasındadır. Bilmez misiniz ki hikmet ile Allah’a iman birbirinden ayrılmaz iki şeydir. Bunlardan biri varsa öbürü de var; yoksa yoktur.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Bir insan yüce ve ulu Allah’tan korkmaksızın adil olamaz. Adil kimseler ancak Allah korkulan çok olduğunda adil olmuşlardır Kıyamet gününde bununla kutsanmış ruhu kazanırlar. Firdevs’in kapıları ona açılır böylece onların nefisleri, kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın rızası için çalışan ve ebedi hayatı hak eden tertemiz nefislerle birlikte dolaşır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Kötülerden, hasetçilerden, düşmanlık ve kin besleyenlerden, sarhoşlardan ve cahillerden uzak durun. Hayra niyetlendiğinizde kötü bir düşüncenin size arız olup sizi hayırda engellememesi için onu bir an önce hayata geçirin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>“Çocuklarınızı büyümeden önce öğretmek suretiyle eğitin ki size karşı asi olmasınlar, kötülüğe meyletmesinler ve onlar yüzünden size günah yazılmasın.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Himmetiniz yerin ve göğün rabbi olan Yüce Allah’a yönelik olsun. Dualarınızı ona yöneltin, kirli düşüncelere kapılmadan içinizden ona temiz duygularla dua edin. Eğer siz Allah’a tertemiz gönüllerle yakarırsanız sizi duyar, duanızı kabul buyurur, sizi emellerinize ulaştırır, işlerinizde ve yönelişlerinizde size başarı kapılarını açar, sizi kötü düşüncelerden korur, nefislerinizi sıkıntılardan muhafaza buyurur, sizi günahların tuzaklarından kurtarır, tehlikeleri sizden uzaklaştırır ve düşmanlarınızın liderlerini ayaklarınızın altına kapandırır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Oruca başladığınızda kendinizi her türlü kir ve pastan temizleyin. Kötü düşünceler ve çirkin kuruntulardan arınmış saf ve samimi bir kalple Allah rızası için oruç tutun. Çünkü Allah kirli kalpleri, karışık niyetleri kirli sayar. Ağızlarınız yemekten kendini alıkoyarken organlarınız da günahlardan kendini alıkoysun. Çünkü yüce Allah sizin sadece yemeklerden kaçınarak oruç tutmanıza razı olmaz. Fakat her türlü çirkinlikten ve tümüyle fuhşiyattan kaçınarak oruç tutmanıza razı olur. Fiilleriniz yerilmiş ve basiretiniz bozuk olduğunda keşke bileydim oruç size ne fayda sağlar!Oruçlarınızda Allah’ın evlerini sıklıkla ziyaret edin; namaz ve dua ile Allah’ın evlerini şenlendirin. İbadetinizi gözünüzde büyütmeyip ibadetlerinizle şan ve şöhret olmayı arzulamayın. Aksine miskinlik ve boyun eğerek kulluk edin. Dini farizalarınızı ifa edip, ibadetinizi eda edip bayramlarınızı kutlayıp evlerinize eşinizle ve çocuklarınıza birlikte neşeyle döndüğünüzde ihtiyaç sahiplerini ve düşkünleri hatırlayın; onlara iyilik ve lütufla el uzatın.”<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Sıkıntılı olanlara soluk aldırın, içi daralanların içini açın, esirleri fidyesini vererek azat edin, hastaları tedavi edin, garipleri misafir edin, açları doyurun, susamışları suya kandırın, felaketzedeleri destekleyin ve mazlumları onlara zulmedenlerin elinden kurtarın.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“ Kederlilerin kederini bir kat daha artırmayın. Aksi giden durumlarını siz de bir yüke dönüştürmeyin. Bilakis onları destekleyin, onlarla yardımlaşın, güzel söz ve fiillerle onları destekleyin ve teselli edin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
Size daha önceden kötülük yapanlardan olsalar da onları affedin ve başlarına gelen musibetle yetinip vazgeçin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Dostlar edinin. Pişmanlık duymamanız ve zararlarını görmemeniz için kalbinizin meylinden önce onları deneyin ve sıkıntıya düşmeden önce onlara güvenmekte acele etmeyin.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Allah’ın dünyada üstün kıldığı kimse kardeşine karşı böbürlenmesin;gurur ve büyüklük duygusuna kapılmasın. Bu üstünlük gözünde hakir olsun. Çünkü Allah Teâlâ fakirleri de zenginleri de tek bir yaratılışla yaratmıştır ve katında onların hepsi eşittir.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Sizden biri öfke anında hemen kötü söz söylemesin. Çünkü kötü söz sizi mahcup eder, gözden düşürür. Sizi kınanmayı ve bayağılığı getirir, sizi günaha ve cezaya sevk eder.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Her kim öfkesini yutar, dilini tutar, konuşması temiz olur ve nefsini arındırırsa bütün kötülüklerin üstesinden gelmiş demektir.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
“Hikmet talibinin hikmet isteği ve rağbeti, onu elde etmek ve sunmak için olmamalıdır. Fakat hikmet, kendisi dışındaki her şeyden daha değerli olduğundan hikmet talibinin hikmet rağbeti sırf özü için olmalıdır”</p>
<p>Kaynak:Şemseddin Şehrezuri – Nüzhetü-l Ervah</p>
<p>T.C Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/">Filozoflardan Sözler:Hermes</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/filozoflardan-sozlerhermes/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
