<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Schacht | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/schacht/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Mar 2020 13:01:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Schacht | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Modern Dönemdeki Akılcı Yaklaşımlar ve Rivayetlerin Tespiti</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/modern-donemdeki-akilci-yaklasimlar-ve-rivayetlerin-tespiti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/modern-donemdeki-akilci-yaklasimlar-ve-rivayetlerin-tespiti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2020 15:54:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Goldziher]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin menşei]]></category>
		<category><![CDATA[Juynbol]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Dönemdeki Akılcı Yaklaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalist İdeolojik Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalizm ve Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Rivayetlerin Tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Kesgin]]></category>
		<category><![CDATA[Schacht]]></category>
		<category><![CDATA[Yenilikçi Eleştirel Akıl ve Rivayetlerin Tespiti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24008</guid>

					<description><![CDATA[<p>2.4.2.2.  Modern dönemde, aklın objektif kanaate varabilmesi için kutsaldan arınmasının gerekli olduğu kabulüyle hayatiyet kazanan rasyonalizm,[317] dinî metinlerin açıklanıp yorumlanmasının da aklilik ölçüsü çerçeve­sinde gerçekleştirilmesi gerektiği düşüncesine[318] sebebiyet vermiş ve aklın kendisinin kutsallaştırılarak kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır.[319] Hıristiyan Batı düşüncesinin bir parçası olarak tarih sahnesindeki yerini alan akılcı duruş,[320] siyasal-sosyal ve ekonomik alanda çıkış yolu arayan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/modern-donemdeki-akilci-yaklasimlar-ve-rivayetlerin-tespiti/">Modern Dönemdeki Akılcı Yaklaşımlar ve Rivayetlerin Tespiti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-19695 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/hadis-tenkidi.jpg" alt="" width="401" height="271" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/hadis-tenkidi.jpg 401w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/hadis-tenkidi-300x203.jpg 300w" sizes="(max-width: 401px) 100vw, 401px" /></strong></p>
<p><strong>2.4.2.2. </strong></p>
<p>Modern dönemde, aklın objektif kanaate varabilmesi için kutsaldan arınmasının gerekli olduğu kabulüyle hayatiyet kazanan rasyonalizm,<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[317]</sup></a> dinî metinlerin açıklanıp yorumlanmasının da aklilik ölçüsü çerçeve­sinde gerçekleştirilmesi gerektiği düşüncesine<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[318]</sup></a> sebebiyet vermiş ve aklın kendisinin kutsallaştırılarak kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[319]</sup></a> Hıristiyan Batı düşüncesinin bir parçası olarak tarih sahnesindeki yerini alan akılcı duruş,<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[320]</sup></a> siyasal-sosyal ve ekonomik alanda çıkış yolu arayan İslâm dünyasında da karşılık bulmuştur.</p>
<p>Hıristiyan Batı düşüncesinin kendi dinî metinlerini rasyonalize ederek gerçekleştirdiği ekonomik kalkınma süreci XIX. yüzyılın orta­larından itibaren Kur’an’m da benzeri bir okumaya tâbi tutulmasına ve akılla açıklanamayan hususların tevil edilmesine sebebiyet ver­miştir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[321]</sup></a> Hadis metinleri de, modem dönemde hem müslümanlar tarafından hem de müslüman olmayan araştırmacılar tarafından eleştirel incelemeye tâbi tutulmuş, akla uymadığı kabul edilen ri­vayetler reddedilmiştir. Oryantalist akıl ile yenilikçi müslümanların duruşlarına yön veren akıl, farklı perspektiflere ve sâbitelere sahip olsa da; hadisler karşısında benimsenen görece benzer tutumlar, her iki duruşu birbirinin devamı olarak ele almayı gerekli kılmaktadır.</p>
<p><strong>2.4.2.2.1. Oryantalist İdeolojik Akıl ve Rivayetlerin Tespiti </strong></p>
<p>Modern dönemde, hıristiyan dünya merkezli olarak gerçekleşen rönesans, reform ve sanayileşme süreçleri İslâm dünyasına dönük daha evvel görülmemiş yoğunlukta bir ilginin doğmasına yol açmış­tır. Bu ilgi, İslâm ve hıristiyan âleminin ilk karşılaştığı dönemlerden beri zihinlerde yeri olan oryantalistik duruşun donanımlı bir şekilde akademik çalışmaların içinde yer alması sonucunu ortaya çıkarmış ve bu da başlangıçta ilmî çalışma ve merak merkezli olarak hayatiyet kazanırken, sonraki dönemlerde İslâmiyet’i tenkit ve tahrif etme maksadının belirginleştiği oryantalistik aklı ortaya çıkarmıştır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[322]</sup></a></p>
<p>Esasen Batı’nın ve Doğu’nun karşılaştığı bu noktada oryantalist akıl ekseninde yapılan çalışmaların hedefi İslâm dünyası hakkında sistematik bir bilgiye sahip olmak ve gerilimin yaşandığı alanlarda kendi lehlerine veriler elde etmeye çalışmaktır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[323]</sup></a> Nitekim Doğu çalışmalarının akademik çevrelerden ziyade siyasî çevreler tarafından benimsenmesi, İslâm ile ilgili araştırma yapan bölümlerin teoloji fa­kültelerinden daha çok uluslar arası ilişkiler, doğu araştırmaları vb. bölümlerde yer alması aslında İslâm’a dair yapılan çalışmaların arka planında siyasî ve sosyal hedeflerin var olduğunu ortaya koymaktadır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[324]</sup></a></p>
<p>Modern dönemde hadis rivayetlerinin sıhhatinin tespitinde oryantalistik çalışmalara referansla oryantalist akla değinilmesinin sebebi mâlûm olduğu üzere bu çalışmaların içerisinde hadis ilmine yönelik yoğun bir gayretin sarfedilmiş olmasıdır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[325]</sup></a> İslâm medeniye­tinin en temel dinamiklerinden olan hadisler modern dönemde, ta­rihte ilk defa İslâm havzası dışında kalan bir alandan tenkide uğramış, hadis metinlerinin güvenirliliği konusu, Kur’an tarihi ve mezhepler tarihi merkezli çalışmaların yanı sıra oryantalistik araştırmaların konusu olarak ele alınmaya başlamıştır. Müslüman âlimler bağımsız bir ilim dalı olarak hadis ilminde araştırma ve uzmanlaşmayı tercih edip hadis metinlerine ilişkin tespit sürecini işletirken oryantalist araştırmalarda hadisler, İslâm tarihine ilişkin sorgulamanın bir par­çası olarak değerlendirilmiş, rivayetlere yönelik tespitlerde zihinlerde hâkim olan Doğu-Batı ayırımı kendini hissettirmiştir.</p>
<p>Nitekim hadislerin güvenirliliğini sorgulayan ilk Batılı araş­tırmacılardan İngiltere’nin himayesi altındaki Hindistan’da yönetici olan William Muir’in (ö. 1905) hadis metinlerini ilk dönem İslâm toplumundaki siyasî ve mezhebi ayrışmalarla doğrudan ilişkili görerek<a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[326]</sup></a> bazı hadislerin Hz. Peygamber’e ait olabileceğini, ancak müslümanlar için sadece Kur’an’m kaynaklık değeri taşıyabileceğini ifade edip <em>Sahîh-i Buhâri deki</em> rivayetlerin yarısının sahih olmadığını iddia etmesi,<a href="#_ftn11" name="_ftnref11"><sup>[327]</sup></a> oryantalistik akıl kaynaklı ön yargılarla ne kadar ge­nelleştirici ve yargılayıcı bir sonuca ulaşılabileceğini göstermektedir.</p>
<p>Muir’in ardından hadislere modem tarih metodolojisini uygula­yarak değerlendirmeler yapan Ignaz Goldziher ise (ö. 1921) hadislerin Hz, Peygamberin emir ve yasaklarını belirten bir nitelik taşımasının ötesinde, o günkü İslâm toplumunun istek ve ideallerine bağlı olarak teşekkül etmiş bir özelliğe sahip olduğunu belirtmektedir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12"><sup>[328]</sup></a> Riva­yet metinlerine yaklaşımda tarih metodolojisinin bir gereği olarak şüpheci bir yaklaşım sergileyen Goldziher, hadis âlimlerince zaten sıhhati tartışmalı kabul edilen örneklerden hareket ederek rivayetlerin aslında dönemin siyasî otoritelerince oluşturulduğu ve böylece siyasî ve mezhebî alanda otoriteyi sağlayıcı bir unsur olarak kullanıldığı sonucuna varmakta ve bütün bir hadis külliyatına dönük değerlen­dirmelerde bulunmaktadır.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[329]</sup></a> Bu iddiasını destekleyebilmek için Taberî’den şöyle bir haber nakletmekte ve hadislerin uydurulduğu kanaatini hâkim kılmaya çalışmaktadır: “İlk Emevî Halifesi Muâviye, 41 (663) yılında, Mugıre b. Şu‘be’yi Kûfe’ye vali tayin ettiğinde ona Ali’yi kötülemekten ve Osman’ı methetmekten çekinmemesini, aynca Ali taraftarlarını dinlememesini ama Osman taraftarlarını dinlemesini emretmiştir.”<a href="#_ftn14" name="_ftnref14"><sup>[330]</sup></a></p>
<p>Goldziher, Taberî’den naklettiği bu haberin sonunu, “Ali taraftarlarından uzak dur; onlardan hadis dinleme (alma); Osman taraftarlarına yakınlık göster, onları hadis kaynağı olarak dinle! (hadis al)” şeklinde değiştirerek nakletmiştir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15"><sup>[331]</sup></a> Aslında tahrifat yaparak naklettiği bu metnin ardından da, resmî otoritelerce hadis uydurmaya teşvik edildiğine ilişkin kanaatini ispatlamaya çalışmış, şu ifadelerle duruşunu ortaya koymuştur: “Burada Ali aleyhindeki hadislerin neşrini teşvik, onun lehindeki hadisleri de bertaraf etmeye mâtuf resmî bir emir vardır. Emevîler ve onların siyasî taraftarları kasıtlı yalanlarım mukaddes bir hava içinde neşretmekten endişe duyacak kimseler değillerdi. Mesele bu yalanlan, isimleri hücuma mâruz kal­mayacak dindar kimseler vasıtasıyla yaymaktan ibaret kalıyordu. Bu işi yapacak dindar kimseler de her devirde bulunuyordu.”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16"><sup>[332]</sup></a> Taberî tarafından nakledilen habere bakıldığında kesinlikle Goldziher’in iddia ettiği gibi bir söze rastlanmamakta, bilakis Muâviye’ye ait, “Ali taraftarlarını dinleme, Osman taraftarlarını ise dinle!” şeklinde hadis nakliyle ilgisi olmayıp yalnızca dönemin politik duruşunu yansıtan bir haberle karşılaşılmaktadır.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17"><sup>[333]</sup></a> Goldziher’in böylesi genellemeci bir yaklaşımı sergilemesinin ardında hiç şüphesiz oryantalist aklın beraberinde getirdiği, zihninin arka planında yer alan, hadis metinleri karşısındaki ön yargısı bulunmaktadır.</p>
<p>Hadislerin tespitine ilişkin süreçte genellemeci bir tavırla ve belirgin bir şekilde ön yargılarının etkisiyle hareket eden Goldziher bu duruşunu, Hz. Peygamberin güvercin yetiştirmeye müsaade ettiğini belirten bir rivayetle ilgili değerlendirmesinde de ortaya koymaktadır. Gıyâs b. İbrahim adındaki bir zatın Abbâsî Halifesi Mehdî-Billâh’ın güvercin yarıştırdığını görünce, “Ok, deve, at, kuş yarışlarından başkası için ödül almak helâl olmaz”<a href="#_ftn18" name="_ftnref18"><sup>[334]</sup></a> rivayetini “kuş” kelimesini ilâve ederek nakletmesine dayanan Goldziher, ha­dis metinlerinin uydurmaya açık ve Hz. Peygamberin sözlerinden uzak olduğunu gösterdiğini iddia etmiştir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[335]</sup></a> Ne var ki Goldziher’in, hadislerin Hz. Peygamber’e aidiyetine ilişkin probleme örnek olarak gösterdiği bu rivayet, hadis kaynaklarında Gıyâs b. İbrahim’in hadis uyduran bir kimse olduğunu göstermek ve böylesi bir girişimde bulunan kimsenin muhaddislerce nasıl tespit edilerek hadislerin sıhhatinin belirlendiğini göstermek üzere aktarılmaktadır.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20"><sup>[336]</sup></a></p>
<p>Yukarıdaki örnek üzerinden tartışmak gerekirse Goldziher’in muhaddislerce zaten problemli olduğu belirtilen ve sistemin nasıl işlediğini gösteren bir misal olarak zikrettiği metni, hadislerin ge­nelinde hâkim olan bir zayıflık noktası olarak kullanması ancak iki şekilde açıklanabilecektir. Ya oryantalistik aklın etkisiyle art niyetle kaynağı bilinçli olarak yanlış yönlendirme ya da en iyi ihtimalle bü­tün rivayetlere problemli metinler şüphesiyle yaklaşmanın ve hadis tespit sistemine vâkıf olamamanın<a href="#_ftn21" name="_ftnref21"><sup>[337]</sup></a> getirdiği, kaynaklardaki bilgiyi yanlış yorumlama. Bu izahların her ikisi de müellifin yazdığı eserinde sahip olduğu zihin dünyasının bilinçli ya da bilinçsiz olarak etkisini taşıdığını ve ön yargılarının, üzerinde çalışılan esere ya da metinlere yaklaşımda takip edeceği metodu da belirleyen bir etken olarak yer aldığını göstermektedir.<sup>338</sup></p>
<p>Goldziher’in, hadislerin ortaya çıkış tarihini belirlemek üzere benimsediği “metin esaslı tespit”<sup>339</sup> yönteminde de benzeri genel- lemeci tavn sürdürdüğü görülmektedir. Hadislerin, siyasî gayelere ulaşmak için uydurulan metinler olduğu kanaatini taşıması sebebiyle “Mescid-i Harâm, benim mescidim (Mescid-i Nebevî) ve Beytülmak- dis olmak üzere üç mescit için seyahat yapılır”<sup>340</sup> hadisinin Zührî tarafından Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân’ın teşviki üzerine uydurulduğunu iddia etmesi bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Goldziher, Emevî yönetimi karşısında Mekke’nin ve hac yollarının kontrolünü elinde tutan Abdullah b. Zübeyr’e karşı Mescid-i Aksâ’yı alternatif hac mekânı olarak benimsetme arayışının bir sonucu ola­rak bu hadisin ihdas edildiğini iddia eder.<sup>341</sup> Ancak mezkûr hadis, sadece Zührî tarafından değil sahabeden Hz. Ali, Abdullah b. Amr, Ebû Saîd el-Hudrî, Ebû Hüreyre ve Ebû Basra el-Gıfârî ve Abdullah b. Ömer’den ve tabiînden de Zührî haricinde Kazaa ve Selmân el-Eğar tarafından da nakledilmiştir.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22"><sup>[342]</sup></a> Goldziher’e gelinceye kadar hiçbir hadis imamının yalancılıkla itham etmediği ve kendisine hadis ilmi açısından en küçük bir kusur dahi atfedilmeyen İbn Şihâb ez-Züh- rî’nin, bu hadisi uydurduğuna ilişkin herhangi bir somut delil ortaya koymadan ve farklı kişilerden de aynı hadisin gelip gelmediğini araş­tırmadan ön yargılarla varılan bu genellemeci sonuç, oryantalistik duruşun hadisler karşısında benimsediği tutumu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23"><sup>[343]</sup></a></p>
<p>Goldziher’in ardından oryantalistik hadis araştırmalarında dik­kate değer bir başka araştırmacı olan Joseph Schacht’m (ö. 1969) hadis metinlerine yönelik değerlendirmeleriyle ilişkili olarak Muhammed Mustafa el-A‘zamî’nin, çok sınırlı sayıda örnekten yola çıkılarak bü­tün bir hadis edebiyatına dönük eleştirilerin yapıldığına dair tespiti, üzerinde durulması gereken bir başka husustur. A‘zamî, Schacht’ın hadislerin sıhhat durumuna ilişkin kanaatlerini İmam Mâlik’in <em>el- Muvatta&#8217;ı,</em> İmam Şafiî’nin <em>el-Ümm&#8217;ü</em> gibi fıkhî içerikli, sınırlı birkaç esere dayanarak temellendirmeye çalıştığını ve sadece bu eserlerden yola çıkarak bütün bir hadis külliyatını değerlendirdiğini ifade eder.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24"><sup>[344]</sup></a> Özellikle hadislerin tarihlendirilmesine ilişkin; önceki dönemlerde merfû olarak nakledilmeyen rivayetlerin daha sonradan merfû olarak nakledilmeye Şafiî ile -merfû rivayetin önem kazanmasının sonucu olarak- başlandığı iddiasına delil olarak sunduğu örnek, bu anlamda zikre değer bir nitelik taşımaktadır. Hz. Ömer’in, Nahl sûresinden bir bölümü okumasının ardından secde edişini anlatan rivayetin <em>el-Mu- vatta’da</em> yer alan munkatf isnadı tarikinin<a href="#_ftn25" name="_ftnref25"><sup>[345]</sup></a> daha sonra Buhârî’nin Sahîh’inde muttasıl isnadı olarak farklı bir tarikle yer almış olması,<sup>346 </sup>Schacht’ın isnatların sonradan tamamlandığı tezine ulaşmasındaki en önemli delillerindendir.<sup>347</sup></p>
<p>Sonraki dönem hadis âlimlerince Mâlik’in senette hata yaparak eserine aldığı, metni doğru ama senedi hatalı bu rivayetin senedinden yola çıkarak bütün rivayetlerin benzer bir nitelik arzettiğini, aslında hadislerin Hz. Peygamber’e merfû olarak nispet edilmesinin sonradan gerçekleştiğini iddia etmekte ve merfû rivayetlerin asıllarının mevküf olduğuna ilişkin tezini ispatlamada kullanmaktadır.<sup>348</sup> Hatalı olarak <em>el-Muvatta’a</em> alındığı tespit edilen bir rivayet zincirinin bütün sisteme ilişkin bir değerlendirmeyi temel­lendirilmek üzere kullanılması esasen hadislere yaklaşımdaki zihnî arka planla ve ön yargılarla doğrudan ilişkilidir. Zira, hadis metnini insan hayatına hayat katacak bir özne olarak benimseyerek yakla­şan müellif rahatlıkla rivayetin istisnaî bir hata barındırdığını tespit edebilmekteyken, rivayet metnini, üzerine yargı inşa edilecek bir argüman olarak kabul eden müellif ise zihnî duruşunu destekleyecek bir metinle karşılaştığında araştırma ihtiyacı dahi hissetmeksizin ön yargılarla üzerine hüküm inşa edebilmektedir.</p>
<p>Nitekim Schacht’ın ve Juynboll’ün, bir hadisin, konunun tartı­şıldığı dönemin kaynaklarında bulunmayışının (e <em>silentio),</em> onun daha sonradan ortaya çıkan bir rivayet olduğuna delâlet ettiği iddiası<sup>349</sup> da, bu oryantalistik duruşun yansıması niteliğindedir. Schacht iddiasını şu şekilde ifade eder: “Hadisin belli bir dönemde mevcut olmadığını tespit etmenin yolu, şayet mevcut olsaydı hadise müracaatı zorun­lu kılacak bir tartışmada hukukî bir delil olarak kullanılmadığını ispatlamaktır.”<a href="#_ftn26" name="_ftnref26"><sup>[350]</sup></a> Ortaya atılan bu iddia bir âlimin herhangi bir konuyu izah ederken o bahisle ilgili bütün hadislere vâkıf olduğu ve hepsini orada sunacağı ön yargısına dayanmaktadır. Bu iddiada, bir hadisin fıkhî mülâhazalar esnasında kullanılmıyor oluşunun pek çok sebebinin olabileceği göz ardı edilmekte ve ayrıca tartışmanın gerçekleştiği dönemdeki bütün eserlere ulaşmanın mümkün olduğu varsayımı esas alınmaktadır. Bu varsayım ise araştırmacıyı İlmî bir sonuca ulaştırmak yerine, onun mevcut verilerden istediği sonuca varmak için kullanabileceği bir zemin oluşturmakta tam da oryan­talist akLIN kendi ön yargılarına göre bir sonuca ulaşmasına imkân vermektedir.</p>
<p>Hadislerin ortaya çıkış tarihini belirlemeye ve buna göre de bir rivayetin Hz. Peygamber’e ait olup olmadığını ortaya koymaya yönelik teorilerden biri de hadislerin, kendisinden kollara ayrıldığı müşterek râviyi tespit etmek suretiyle ortaya çıkış tarihinin belirle- nebileceği hususundaki Schacht’IN ve Juynboll’ün görüşleridir.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27"><sup>[351]</sup></a> Bu görüşe göre, hadisi de isnadını da uyduran, hadisin ilk defa kollara ayrıldığı kimsedir.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28"><sup>[352]</sup></a> Müşterek râvi teorisini hadisin kaynağının tespitinde merkezî bir konuma yerleştiren Juynboll, bu iddiayı ör- neklendirebilmek amacıyla Buhârî’deki en sahih sayılan<a href="#_ftn29" name="_ftnref29"><sup>[353]</sup></a> “Mâlik &gt; Nâff &gt; İbn Ömer” isnadındaki Nâff üzerine bir çalışma yapmış ve şu sonuçlara ulaştığını iddia etmiştir. 1. Nâffin müşterek râvi gibi görüldüğü isnatlar esasen Nâff değil Mâlik b. Enes kaynaklıdır. 2. Rical kaynaklarında yer alan Mâlik b. Enes’in, Nâffin öğrencisi olduğu tespitinin herhangi bir tarihsel temeli yoktur. 3. “İbn Ömer &gt; Nâff &gt; Nâffin öğrencileri” kanalıyla nakledilen hadisler herhangi bir istisna olmaksızın uydurmadır. 4. Mâlik b. Enes ve diğer ilk dönem müellifleri Nâfi‘i kendi hukukî kanaatlerini Hz. Peygamberin sözle­riyle desteklemek amacıyla kullanmışlardır.<a href="#_ftn30" name="_ftnref30"><sup>[354]</sup></a></p>
<p>Juynbol&#8217;ün Nâfi‘ hakkmdaki bu iddiaları sadece müslüman hadis araştırmacılarının değil oryantalistlerin de ilgisini çekmiş ve üzerine tetkikler yapılmıştır.<a href="#_ftn31" name="_ftnref31"><sup>[355]</sup></a> Bu tetkiklerin en ilgi çekeni Harald Motzki’nin değerlendirmeleridir ki; o, Juynbol&#8217;ün bu iddialarını tartıştığı çalışmasında JuynbolFün Nâfi‘ hakkmdaki tespitlerine ulaşırken kaynak olarak kullandığı kitapların yapısını ve içinde bulunulan dönemdeki İlmî anlayışı dikkate almadığı sonucuna varmıştır. Motzki, Nâfi‘ hakkında biyografi eserlerinde az bilgi bulunmasını bu kaynaklarda mevâlî olan raviler hakkında diğer­lerine kıyasla daha az bilgi verildiğini ifade ederek izah etmiş ve bu açıklamasıyla JuynbolFün kaynak gösterdiği eserlerin yapısını göz ardı ettiğini ortaya koymuştur.<a href="#_ftn32" name="_ftnref32"><sup>[356]</sup></a> Motzki, Juynbol&#8217;ün Nâfi‘ hakkındaki iddialarını nihaî olarak değerlendirirken ise onun seçmeci bir tavır benimsediğini, işine gelen metinleri seçtiğini ve bunların yorumunu da sadece ispat etmek istediği yönde kurgu­ladığı kanaatini taşıdığını belirtmiştir.<a href="#_ftn33" name="_ftnref33"><sup>[357]</sup></a> Motzki’nin, Juynbol&#8217;ün müşterek râvi teorisine örnek olarak sunduğu Nâfi‘ hakkmdaki bu değerlendirmeleri aslında oryantalist araştırmacılara hadis alanındaki çalışmalarında hâkim olan ön yargının ne ölçüde etkili olduğunu da ortaya koymaktadır.<a href="#_ftn34" name="_ftnref34"><sup>[358]</sup></a></p>
<p>Hadislerin menşeini bulmaya yönelik yöntemlerden biri olarak ortaya konulan “müşterek râvi” teorisinin güvenilir olmadığını ifade eden Michael Cook ise hadislerin tarihlendirilmesinde tedlise mer­kezî bir rol atfetmektedir. Cook, hadislerin kaynağının belirlenmesini İslâm toplumunuıı değerleriyle ilişkilendirerek geleneğe dayalı bir toplumda aslolanın orijinallik değil, bilginin bir önceki otoriteye atfedilmesi olduğunu ifade etmekte ve bu sebeple de herhangi bir fikrin râvi tarafından kendinden önceki otoritelere yanlış bir şekilde atfedilmesinin yolunun açıldığını iddia etmektedir.<a href="#_ftn35" name="_ftnref35"><sup>[359]</sup></a> Bu iddiasını delillendirmek için ise, Amr b. Dînâr’m Abdullah b. Abbas’a atfettiği haberi, başka bir râvi kendisine sorunca sahâbî sözü olduğunu beyan etmeksizin bir şeyhten aldığını ifade etmesini örnek olarak gösterir. Cook bu örnek üzerinden, bir âlimin bilgi kaynağının veya şeyhinin sözünü, o sözün söylenmediği daha erken bir tarihe atfetme olayının gerçekleştiğini söyler ve bunu erken dönem müslüman âlimlerinin benimsediği bir sistem olarak genelleştirerek şu kurala ulaşır: “Bir is­nat sadece ‘A’ya ulaşıyor; ikinci bir isnat ise onun vasıtasıyla hocasına kadar gidiyorsa o zaman söz konusu sistemde ilk isnadın değil de daha yükseğe atfedilen isnadın daha geç olduğundan şüphelenmeye hakkımız vardır.”<a href="#_ftn36" name="_ftnref36"><sup>[360]</sup></a> Cook’un sınırlı sayıda örnekten yola çıkarak vardığı bu sonuç, aslında sahip olunan anlam dünyasının hadislerin tespitine ilişkin varılabilecek sonuçlara ne ölçüde etkide bulunabil­diğinin bir göstergesi niteliğindedir. Nitekim Motzki de bu duruma dikkat çekerek onun İslâm toplumunda bilginin bir önceki otoriteye atfedilmesinin asıl olduğu şeklindeki iddiası hakkında değerlendir­melerde bulunmakta, Cook’un fikirlerinin çok belirsiz, genelleyici ve sadece anekdotlarla ispatlanabilir olmasının, onun zorunlu bir uydurmacılığın hadis ilminde mevcut olduğunu belirten bütün teo­risini inandırıcılıktan uzaklaştırdığını ifade etmektedir.<a href="#_ftn37" name="_ftnref37"><sup>[361]</sup></a></p>
<p>Nitekim bu genelleyici tutuma Patrica Crone ve John Bur- ton’un, konu merkezli olarak yaptıkları değerlendirmelerde de şahit olunmaktadır. Tefsir içerikli hadislerin İslâm âlimleri tarafından bazı âyetlerin anlamlan üzerinde oluşan ihtilâfları gidermek amacıyla üretildiğini iddia etmeleri ve bu iddianın somut deliller yerine genel değerlendirmeler üzerinden tartışılması gerçekten düşündürücüdür.<sup>362 </sup>Hadislerin sıhhatine yönelik bu değerlendirmeler oryantalist aklın hadisle ilgili araştırmalarda ne ölçüde İlmî bir tavır benimsediğinin göstergesi niteliğindedir. İslâm âlimlerinin çoğunluğunun Garânîk olayının<sup>363</sup> vukuunu belirten rivayetlerin sıhhatini kabul etmemesine rağmen, oryantalist yaklaşım eşliğinde bu rivayetlere kullanım alanı oluşturulmaya çalışılması ve sahih kabul edilmesi de bu tutuma iliş­kin bir başka dikkat çekici örnektir. Fahreddin er-Râzî<sup>364</sup> ve Kâdî Beydâvî<sup>365</sup> gibi İslâm âlimlerinin çoğunluğunun<sup>366</sup> konuyla ilgili rivayetlerin sahih olmadığını belirtmesinin karşısında oryantalist ak­lın, rivayetlerin sahih olduğunu kabul ederek zihinlerindeki Kur’an tasavvuruna anlam kazandırmaya çalışmaları, rivayetlerin tespitinin ön yargı ile gerçekleştirilmesinin bir sonucudur. Söz konusu riva­yetlerin, Kur’ân-ı Kerim’in vahiyle değil Hz. Muhammed’in beşerî tasarrufuyla oluştuğunu ispatlayabilmek amacıyla sevkedilmesi ve rivayetlerin sahih olmadığını belirten hâkim kanaatin hiç dikkate alınmayarak doğrudan kendi gayelerini tesis etmek için, sahih oldu­ğu kabulü eşliğinde istihdam edilmesi dikkat çekicidir.<a href="#_ftn38" name="_ftnref38"><sup>[362]</sup></a> Bu duruş, hadislerin tespitinde sahip olunan ön yargıların etkisini açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Oryantalist şüpheci akla sahip müelliflerce benimsenen bu tutum İslâm dünyası üzerinde de dolaylı olarak etkide bulunmuş, hadislere şüpheyle yaklaşma ve aklî ölçütlere ağırlık vererek tespitini gerçekleştirme bir usul olarak benimsenebilmiştir. Bu anlatım modern dönemde İslâm dünyasının kendi içinden müelliflerin sergilediği tutumlara değinmek gerekmektedir.</p>
<p><strong>2.4.2.2.2 Yenilikçi Eleştirel Akıl ve Rivayetlerin Tespiti</strong></p>
<p>Hıristiyan Batı düşüncesinde ilâhı olduğu iddia edilen metinlerin aklî ve İlmî değerlerle yaşadığı çatışma,<a href="#_ftn39" name="_ftnref39"><sup>[363]</sup></a> modern dönemde dinî me­tinlerin anlaşılmasında sadece teolojik yaklaşımın yeterli olmadığı, bilimin ve aklın da bu faaliyete katılmasının gerektiği düşüncesine yol açmıştır.<a href="#_ftn40" name="_ftnref40"><sup>[364]</sup></a> Bunun sonucu olarak aklın nakil karşısındaki üstünlüğü kabul edilmiş, dinî metinler akla uygunluk ölçüsü içerisinde hayatiyet alanı bulabilmiş ve akıl üstü olayları akıl dışı kabul eden akılcılık, XIX. yüzyılın ortalarından itibaren İslâm dünyasında da karşılık bulmaya başlamıştır. Bu çerçevede yenilikçi/modernist müslümanlar şeklinde nitelenebilecek kimselerin zihinlerinde akıl, vahyin anlam dünyasını belirlemede nihaî kriter olarak kabul görmüş,<a href="#_ftn41" name="_ftnref41"><sup>[365]</sup></a> akılla naklin çatış­ması halinde nakil tevil edilerek mutlak anlamda akıl tercih edilmiş­tir.<a href="#_ftn42" name="_ftnref42"><sup>[366]</sup></a> Hakikati ifade etmede akim dışındaki bütün öncüllerin geri plana yerleştirilmesi,<a href="#_ftn43" name="_ftnref43"><sup>[367]</sup></a> vahyin ve nebevî haberin ifade ettiği hakikate ulaşıp onu anlamak yerine metni, aklın kendi sınırlı alanına indiren ve kendi aklî anlamını metne yükleyen,<a href="#_ftn44" name="_ftnref44"><sup>[368]</sup></a> bunun gerçekleştirilemediği metinleri ise reddeden bir yaklaşımı ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Bu tutum çerçevesinde akla uygunluk kriterinin kullanılmama­sı sebebiyle sözlü nakil döneminin hebâ edildiği kabulüyle hadislerin, Kur’an’ı anlaşılmaz kıldığı iddia edilmiş,<a href="#_ftn45" name="_ftnref45"><sup>[369]</sup></a> pek çok ideolojik sözün hadis diye Hz. Peygamber’e isnat edildiği iddiasıyla<a href="#_ftn46" name="_ftnref46"><sup>[370]</sup></a> rivayetlerin sıhhatinin aklîlik ölçüsüyle belirlenebileceği kabul edilmiştir.<a href="#_ftn47" name="_ftnref47"><sup>[376]</sup></a> Or­yantalist şüpheci aklın hadisler hakkındaki kanaatleriyle paralellik arzeden bu söylem, nihayetinde hadislerin dinî bilginin kaynağı olarak kabulüne şüpheyle yaklaşmaktadır.<a href="#_ftn48" name="_ftnref48"><sup>[377]</sup></a> Nitekim tevâtür ifade eden hadis rivayetlerinin dahi kabul edilmemesi ve kendi aklî ölçü­lerine aykırı her haberi hiçbir ayırıma gitmeksizin ön yargılarının sonucu olarak mevzû ilân etmeleri<a href="#_ftn49" name="_ftnref49"><sup>[378]</sup></a> bunun bir göstergesidir.<a href="#_ftn50" name="_ftnref50"><sup>[379]</sup></a></p>
<p>Meselâ fitneler ve fırkalara dair hadislerin sıhhatini belirlemede muhaddis âlimlerin yanıldığına kanaat getiren Muhammed Abduh, sihirle ilgili hadisleri<a href="#_ftn51" name="_ftnref51"><sup>[380]</sup></a> de aynı çerçevede değerlendirmiş, bu rivayet­lerin Kur’an’a aykırı olmasına rağmen muhaddislerin bunları sahih kabul ettiklerini ifade etmiştir.<a href="#_ftn52" name="_ftnref52"><sup>[381]</sup></a> Bu husustaki hadis şöyledir:</p>
<p>Âişe (ra) naklediyor: Hz. Peygamber’e (yahudiler tarafından) sihir yapıldı, öyle ki Resûlullah yapmadığı bir şeyi yaptım vehmine düşüyordu. Bir gün benim yanımda iken Allah’a dua etti, sonra tekrar dua etti. Ve dedi ki: “Ey Âişe! Hissettin mi, sorduğum hususta Allah bana fetva verdi?” “Hangi hususta ey Allah’ın resulü?” dedim. “İki kişi bana gelip biri baş ucumda, diğeri de ayak tarafımda oturdu. Biri diğerine ‘Bu zatın rahatsızlığı nedir?’ dedi. Öbürü ‘Büyüdür!’ dedi. Önceki tekrar sordu: ‘Kim büyüledi?’ Diğeri ‘Lebfd b. A’sam adındaki Beni Züreykli bir yahudi’ diye cevap verdi, öbürü ‘Büyüyü neye yaptı?’ dedi. Arkadaşı ‘Bir tarakla saç döküntüsüne ve bir de erkek hurma tomurcuğunun içine’ cevabını verdi. Diğeri ‘Pekâlâ, şimdi nerede?’ diye sordu. Arkadaşı ‘Zervan kuyusunda!’ cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah ashabından bir grupla birlikte (kuyuya) gitti, ona baktı, kuyunun üzerinde bir hurma vardı. Sonra benim yanıma dönüp” ‘Ey Âişe! Allah’a yemin olsun, kuyunun suyu sanki kına ıslatılmış gibi (bulanık) ve (o kuyu ile sulanan) hurma ağaçlarının başlan da sanki şeytanların başları gibiydi!” dedi. Ben “Ey Allah’ın resulü! Onu (kuyudan) çıkardın mı?” diye sordum. “Hayır!” dedi ve ilâve etti: “Bana gelince, Allah bana afiyet lütfetti ve şifa verdi. Ben o şeyden halka bir şer gelmesine sebep olmaktan korktum!” Resûlullah onun gömülmesini emretti ve yere gömüldü.<a href="#_ftn53" name="_ftnref53"><sup>[382]</sup></a></p>
<p>Hz. Peygamber’e sihir yapıldığından bahseden rivayetler, Hz. Âişe ve Zeyd b. Erkam’dan gelen, mütevatir vasfı kazanmasa da meşhur kabul edilen haberlerdir. Sıhhat açısından muhaddis âlimler tarafından tenkit edilmemiş olan bu rivayetleri<a href="#_ftn54" name="_ftnref54"><sup>[383]</sup></a> Abduh, Felâk sûresinin tefsirini yaparken<a href="#_ftn55" name="_ftnref55"><sup>[384]</sup></a> reddetmiş ve sıhhatini kabul etmemiştir. Rivayetlerde aktarılan bilginin Kur’an’a aykırı olduğu kabulü, rivayetlerin sahih kabul edilmesi durumunda müşriklerin iddiası olan “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz”<a href="#_ftn56" name="_ftnref56"><sup>[385]</sup></a> ifade­lerinin doğrulanmış olacağı iddiasıyla delillendirilmiştir. Abduh’un, Hz. Peygamber’e sihir yapılmış olmasını akima ve Kur’an’dan salt aklıyla edindiği anlama onaylatamaması, rivayeti başka bir incele­meye geçmeden ön yargıyla reddetmesine sebep olurken, rivayetin sahih olduğunu kabul eden ulemâ “Sihir Hz. Peygamberin sadece vücudu ve âzaları üzerinde tesirini gösterdi, onun temyiz gücünde ve düşüncesinde (yani akimda, fikrinde) bir etki göstermedi”<sup>386</sup> di­yerek rivayeti anlaşılır kılmakta ve sıhhat tartışmasına gerek dahi duymamaktadır.</p>
<p>Hz. Peygamber’e vaat edilen kevserin bir havuz ya da ırmak olduğunu ifade eden rivayetler<sup>387</sup> de aklî bulunmayarak reddedilen rivayetlerdendir. Aralarında İmâmiyye Şîası’nın da yer aldığı İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu tarafından mütevâtir ya da meşhur kabul edilen bu rivayetler <sup>388</sup> Abduh tarafından mütevâtir haberde rivayet edilen şeye karşı aşın isteğin bulunmaması gerektiği ve gaybla ilgili haberlerin ancak kesinlik ifade etmesi şartıyla kabul edilebile­ceği belirtilerek<sup>389</sup> sahih kabul edilmemekte, “kevser” kelimesinin aslında ilim ve hikmet anlamına geldiği ifade edilmektedir.<sup>390</sup></p>
<p>Kadir gecesinin ramazan ayının içerisinde belirli günlerde aranmasını tavsiye eden rivayetlerin de sahih kabul edilmemesi dikkat çekicidir. Kadir gecesinin tekerrür etmeyip yalnızca Kur’ân-ı Kerim’in indirildiği gece olduğuna ilişkin ön yargı eşliğinde, o geceyi idrak edebilmek için müminlerin, onu, özellikle ramazanın son on gününde aramalarını ifade eden, Hz. Peygamber’den mervî rivayet­ler<a href="#_ftn57" name="_ftnref57"><sup>[391]</sup></a> reddedilmiştir.<a href="#_ftn58" name="_ftnref58"><sup>[392]</sup></a> Kadir gecesiyle ilgili nakledilen rivayetlerin muzdarib olmaları sebebiyle kabule şayan olmadığını ifade eden Abduh, bu rivayetlerle istidlâl uygun değildir diyerek Kadir gecesi­nin devamlılık arzeden kıymet ve değerinin olmadığını ifade etmiş ve rivayetlerin sıhhatine ilişkin olumsuz yönde görüş belirtmiştir.<a href="#_ftn59" name="_ftnref59"><sup>[393]</sup></a> Yukanda gerek Kur’ânî bilgi ile uyuşmaması gerekçesiyle reddedilen rivayetlerde, gerekse farklı sebepler ileri sürülerek reddedilenlerde temel özellik rivayetlerin müelliflerin anlam ve akıl dünyalarında yer bulamamış olmasıdır. Nitekim Abduh’un hiçbir somut gerekçe ortaya koymaksızın ön yargılar eşliğinde Kadir gecesiyle ilgili kendi kanaatini desteklemeyen rivayetleri reddetmesi bunun bir sonucu olsa gerektir.</p>
<p>Bir başka örnek olarak, Hz. Peygamberin vefat ettiğinde yahudi bir tüccara zırhını rehin verdiğini bildiren hadis rivayetleri zikredi­lebilir. Muhaddis âlimlerin çoğunluğu bu hadis rivayetlerini, gerek senetlerinde gerekse metninde herhangi bir kusurun bulunmadığı kanaatiyle sahih olduğunu kabul ederlerken, özellikle modem dö­nemde, mezkûr rivayetler aklî âmiller eşliğinde ve Hz. Peygamber’in sahip olduğu malî ve sosyal güçle uyuşmadığı kabulüyle “mevzu” addedilmektedir.</p>
<p>Hz. Peygamber’in bir yahudiden, bedelini bir müddet sonra ödemek üzere yaptığı alışverişte zırhını rehin olarak bıraktığını ifade eden rivayetler, İmam Buhârî’nin sadece sahih olduğuna kanaat getirdiği rivayetleri bir araya toplamak maksadıyla yazdığı <em>el-Câmiu’s-sahîh</em> adlı eserinde farklı bab başlıkları altında dokuz ayn tarikle zikredilmiştir. İmam Müslim’in aynı maksatla oluşturduğu <em>el-Câmiu’s-sahîh</em> adlı eserinde ise üç ayrı tarikle nakledilmiştir. Bu eserler üzerine yapılan çalışmalarda hiçbir tarik için sıhhat açısından sorunlu olduğu yönünde eleştirel bir ifade kullanılmamış, aksine Hz. Peygamber’in bu davranışının müslümanlar için ne ifade ettiği açıklanmaya çalışılmıştır.</p>
<p>Tirmizî (ö. 279/892), yukarıdaki rivayetleri “hasen-sahih” diye niteleyerek nakletmekte,<a href="#_ftn60" name="_ftnref60"><sup>[394]</sup></a> Begavî (ö. 516/1122) farklı tariklerini de zikrederek rivayetlerin “sahih” olduğunu belirtmekte,<a href="#_ftn61" name="_ftnref61"><sup>[395]</sup></a> İbnü’s-Salâh da (ö. 643/1245) Fetâvâ’smda aynı kanaati zikretmekte,<a href="#_ftn62" name="_ftnref62"><sup>[396]</sup></a> İbnü’l- Mülakkm (ö. 804/1401)<a href="#_ftn63" name="_ftnref63"><sup>[397]</sup></a> ve İbn Hacer (ö. 852/1448) rivayetlerin sıhhatine ilişkin kanaatlerini “muttefekun aleyh” diyerek ortaya koymakta,<a href="#_ftn64" name="_ftnref64"><sup>[398]</sup></a> Şuayb Amaût, Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’ine yaptı­ğı talikinde rivayetlerin sahih olduğunu belirtmekte,<a href="#_ftn65" name="_ftnref65"><sup>[399]</sup></a> İbn Mâce’nin es-Sünen’i üzerine yaptığı talikte de Elbânî (ö. 1999) rivayetin sahih olduğunu ifade etmektedir. Bunun yanı sıra rivayetin hiçbir varyan­tına mevzuat kaynaklarında rastlanmamış, ilel eserlerinde ise <em>Kütüb-i Tıs‘a</em> dışındaki kaynaklarda nakledilen Câbir b. Abdullah kaynaklı tarikin senedinin illetli olduğunun belirtilmesi sebebiyle Dârekutnî tarafından rivayetin illetsiz isnadının belirtilmesiyle yer almıştır.<a href="#_ftn66" name="_ftnref66"><sup>[400]</sup></a></p>
<p>Rivayetlerin sahih olduğunu ifade ederek “muttefekun aleyh” olarak vasıflandıran bu değerlendirmelerin tam tersine, rivayetin metninin tarihsel gerçekliğe aykırı olduğu iddia edilerek sahih olmadığı öne sürülmüştür. Nitekim İbn Kuteybe, böylesi bir zihnî algıyla rivayetin sahih olmadığını söyleyenlerin kanaatlerini şu şekil­de nakletmektedir:</p>
<p>&#8221;Müslümanlardan (ona) yardım edecek, ikram edecek ve borç verecek biri yok muydu? Halbuki Allah onların mallarını, gelir­lerini çoğaltmış, onlara birçok beldeyi fethetmeyi nasip etmiş, Yemen’in bir ucuyla Bahreyn’in ve Uman’ın bir ucu arasındaki yerleri ve Necid ile Hicaz’ın çorak topraklarını toplamışlardı.</p>
<p>Üstelik Osman, Abdurrahman ve emsalleri gibi (zengin) sahabenin malları da vardı. Onlar neredeydi? Bu bir yalandır. Bunu söyleyen, Resûlullah’ı züht ve fakr ile methetmek istemiştir. Peygamberler böyle methedilmez! Orduları teçhiz eden, yüzlerce kurbanlık deve ve sığın önüne katıp süren bir kimse, Allah kendisine Fedek ve diğerlerini ganimet olarak vermiş iken, nasıl aç kalır?&#8221;<a href="#_ftn67" name="_ftnref67"><sup>[401]</sup></a></p>
<p>Rivayetin metninde aktarılan bilginin tarihsel gerçekliğinin kabul edilebilir bulunmayışıyla başlayan zihnî algı kaçınılmaz olarak rivayetin sahih olmasının mümkün olamayacağı sonucuna yönlendirmektedir. İbn Kuteybe’nin eserinde nakletmesinden de anlaşılacağı üzere tarihsel süreç içerisinde de mezkûr rivayetin sıh­hatinin söz konusu olmadığını ifade edenler<a href="#_ftn68" name="_ftnref68"><sup>[402]</sup></a> olduğu gibi modem dönemde de aynı gerekçelerle rivayetin sıhhatine ilişkin kanaatler şekillenebilmiştir.</p>
<p>Meselâ Mısırlı yazar Mustafa Mahdûd, rivayet metinlerini Kur’an’a arzederek, Duhâ sûresindeki “Seni fakir bulup zenginleştir­medi mi?”<a href="#_ftn69" name="_ftnref69"><sup>[403]</sup></a>  ifadesine göre Hz. Peygamberin zengin olduğunu, Kur’an’la hadisin çelişmesinin mümkün olamayacağını, bu sebeple de zırh rivayetlerinin ancak İsrâiliyat kaynaklı yalan ve akıl ermez bir iftira olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etmektedir <a href="#_ftn70" name="_ftnref70"><sup>[404]</sup></a></p>
<p>Abdülfettâh Asâkir ise rivayet metinlerini Kur’an’a arzederek sahih olmadıklarını söylemesinin ardından rivayetlerin farklı var­yantlarının senetlerini ele almakta, Buhârî’deki bütün rivayetlerin ortak râvisi olan Ameş’in bazı cerh âlimlerince tedlîsle itham edilen birisi olduğu bilgisi üzerinden rivayetlerin senedinde de problem olduğunu belirterek kendi kanaatini desteklemeye çalışmaktadır.<a href="#_ftn71" name="_ftnref71"><sup>[405]</sup></a></p>
<p>Bir başka yaklaşımda ise rivayetin diğer varyantları kabule şayan görülmemekle birlikte yalnızca Abdullah b. Abbas tarikiyle nakledilen rivayetin kabul edilebileceği ama bu durumda münferit haber olarak vasıflanmak durumunda kalınacağı ve sadece bir rivaye­te bakarak hüküm ortaya konulamayacağı için “tesebbût”ün gerekli olduğu ifade edilmektedir. Kanaatlerini destekleyici bir görüş olarak da İbn Abbas’tan nakilde bulunan İkrime hakkında tevakkufun vâcip olduğu hususu zikredilmektedir.<a href="#_ftn72" name="_ftnref72"><sup>[406]</sup></a> Rivayetlerin senetlerine ilişkin bu değerlendirmelerin klasik kaynaklardaki aynı rivayetlere ilişkin tespitlerle farklı yerde konumlanması, müellifin kişisel duruşuna göre sıhhat değerlendirmesinin farklılaşabilmesinin bir örneği olarak da zikredilebilir.</p>
<p>Rivayetin sıhhatine ilişkin farklı uçlarda yer alan bu kanaatler, müelliflerce Hz. Peygamber’in kendi malını rehin vermek durumun­da kalacak kadar düşkün durumda kalmasının kabul edilemeyecek bir bilgi olarak görülmesiyle yakından ilişkilidir. Meselâ Süleyman Ateş kendisine Hz. Peygamber’in zırhının rehin olarak verilmesine ilişkin bir soru yöneltildiğinde şu cevabı vermektedir:</p>
<p>Medine döneminde de bir devlet başkanı olarak ganimetlerin beşte biri kendisine verilmiş ve o, bu payım ailesi ve İslâm için harcamıştır. Vefadan sırasında zırhının, bir yahudide rehin olduğu şeklindeki rivayetlerin ne kadar sakat olduğu açıktır. Çünkü o sırada Medine’de zaten yahudi kalmamıştı. Bir devlet başkanının zırhı bir gayri müslime rehin verilir mi? Aynca yahudi kabilesinden savaşsız alman Fedek arazisi kendi mülküydü. Bunun gelirini ailesine ve konuklarına harcardı.<a href="#_ftn73" name="_ftnref73"><sup>[407]</sup></a></p>
<p>Abdurrahman Nevfel de benzer bir yaklaşımla rivayetlerin sahih olmadığına ilişkin kanaatini şu ifadelerle ortaya koymaktadır:</p>
<p>Düşmanların ve hasımların etkinliğine son vermemiz ve onların şaşırabilecekleri yollan kapamamız gerekmektedir. Sîret kitapla­rında, Allah resulü öldüğünde zırhının, kendisinin ve ev halkının yiyeceği karşılığında bir yahudide rehin olarak bulunduğu şeklinde nakledilen rivayeti nasıl kabul edebiliriz? Her ne sebeple olursa olsun, bir asker silâhını rehin olarak düşmanına verir mi? Bunu bir komutan nasıl yapar? Hele hele bir nebî zırhını düşmanına nasıl teslim eder? Kime? Bir yahudiye&#8230; Daha sonra da o zırhı rehinden Ebû Bekir alıyor. Buna inanmıyorum. Bunu akıl almıyor&#8230;<a href="#_ftn74" name="_ftnref74"><sup>[408]</sup></a></p>
<p>Rivayet metninin, müellifin zihin dünyasına uyum göstermeme­sine bağlı olarak oluşan ön yargılarla, “hasımların saldırabileceği yollan kapatmak” şeklinde ifade bulan rivayetten kunulma psikolojisi eşliğin­de , yeri geldiğinde Kur’an’a arz gerekçesiyle yeri geldiğinde senedinde problemler olduğunu ispatlamaya çalışarak rivayetlerin sıhhati hakkın­da kanaat belirtilebilmektedir. Şu halde, yukarıda incelenen rivayetin sıhhatine ilişkin yaklaşımlar bir tablo halinde şöyle ortaya konulabilir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rivayetin Sıhhatine İlişkin Değerlendirmeler</strong></p>
<table style="height: 943px;" width="475">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;" width="160"></td>
<td width="66">Muttefekun</p>
<p>Aleyh</td>
<td width="47">Sahih</td>
<td width="46">Hasen-</p>
<p>Sahih</td>
<td width="44">Mevzû</td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Buhâri (ö. 256/870)</td>
<td width="66"></td>
<td width="47">X</td>
<td width="46"></td>
<td width="44"></td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Müslim (ö. 261/875)</td>
<td width="66"></td>
<td width="47">X</td>
<td width="46"></td>
<td width="44"></td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Tirmizî (ö. 279/892)</td>
<td width="66"></td>
<td width="47"></td>
<td width="46">X</td>
<td width="44"></td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Begavî (ö. 516/1122)</td>
<td width="66"></td>
<td width="47">X</td>
<td width="46"></td>
<td width="44"></td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">İbnü’s-Salâh (ö. 643/1245)</td>
<td width="66"></td>
<td width="47">X</td>
<td width="46"></td>
<td width="44"></td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Zehebî (ö. 748/1348)</td>
<td width="66"></td>
<td width="47">X</td>
<td width="46"></td>
<td width="44"></td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">İbnü’l-Mülakkın (ö. 804/1401)</td>
<td width="66">X</td>
<td width="47"></td>
<td width="46"></td>
<td width="44"></td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">İbn Hacer (ö. 852/1448)</td>
<td width="66">X</td>
<td width="47"></td>
<td width="46"></td>
<td width="44"></td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Sindi(ö. 1138/1726)</td>
<td width="66"></td>
<td width="47">X</td>
<td width="46"></td>
<td width="44"></td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Elbânî (ö. 1999)</td>
<td width="66"></td>
<td width="47">X</td>
<td width="46"></td>
<td width="44"></td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Şuayb Arnavût</td>
<td width="66"></td>
<td width="47">X</td>
<td width="46"></td>
<td width="44"></td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Süleyman Ateş</td>
<td width="66"></td>
<td width="47"></td>
<td width="46"></td>
<td width="44">X</td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Mustafa Mahmûd</td>
<td width="66"></td>
<td width="47"></td>
<td width="46"></td>
<td width="44">X</td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Abdûlfettâh Asâkir</td>
<td width="66"></td>
<td width="47"></td>
<td width="46"></td>
<td width="44">X</td>
<td width="7"></td>
</tr>
<tr>
<td width="160">Abdurrahman Nevfel</td>
<td width="66"></td>
<td width="47"></td>
<td width="46"></td>
<td width="44">X</td>
<td width="7"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p dir="ltr">Tabloda görüldüğü üzere, rivayetin sıhhatine ilişkin kanaatler müelliflerinin duruş noktasına göre farklılık göstermektedir. Hz. Peygamber’in zırhını vefatı öncesinde bir yahudi tüccara emanet etmesini aklî görmeyen müellifler, bazan Kur’an’a arz ölçüsüyle bazan da tarihe arz kıstası eşliginde rivayetin sahih olmadığını iddia etmektedirler. Burada dikkat çekici olan husus, hadislerin sıhhatini tespitte önemli bir unsur olarak işlev görebilecek, hadis rivayetini Kur’an’a ve tarihî bilgiye arz metotlarının; müelliflerin, ön yargılarını ulaştıkları hükme yansıtmalarinın bir aracı haline gelebilmesidir.409</p>
<p dir="ltr">Zikredilen örneklerde görüldüğü üzere, gerek erken dönemde gerekse modern dönemde hadislere yönelik akılcı yaklaşımlar, aklı vahye takdim etme ve hadisleri&#8217; kolaylıkla reddetme özellikleri itibariyle ortak bir niteliğe sahiptir. Aklın, insana bahşedilmiş en büyük nimet oldugu bilinciyle birlikte sınırlı bir mahiyete sahip oldugu idrak edilmediğinde, İblis’in kendi aklıyla Hz. Adem’i çamurdan ibaret kabul ederek secde etmeyi reddetmesi gibi, indirgemeci bir tutum ortaya çıkabilmektedir. Bütün bu örnekler, -çalışmamızın birinci bölümünde ifade edilen- sıhhati hakkında ittifak edilemeyen rivayetler hakkında ulaşılacak kanaatlerin kişilerin benimsedigi metodolojiye göre farklılık arz edebildiğini ve müellifin kendi anlam dünyasının, ön anlama ve ön yargılarının, varılacak hükümde belirleyici olabildiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, hadisin sıhhatini tespit faaliyetinde irfani bilginin öncelenmesi halinde nasıl bir neticeye varılacağı sorusunu gündeme getirmektedir.</p>
<p>Salih Kesgin &#8211; Hadisleri Anlama Sorunu,syf:142-162</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[317]</a>  Başer, “Sosyal Bilimler Açısından Kutsal Metinlerin Anlaşılması”, s. 24-25.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[318]</a>  Swingewood, <em>Sosyolojik Düşüncenin Kısa Tarihi,</em> s. 50.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[319]</a>  Günay, <em>Din Sosyolojisi Dersleri,</em> s. 84.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[320]</a> Wilkens, <em>Christianity and Westem Thought,</em> s. 23-39.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[321]</a>  Öyle ki bu duruşa göre Hz. Peygamber’in son peygamber oluşu bile onun risâletinin evrenselliğine değil, artık akim yetkinleştiğine, vahye ve mucizelere muhtaç olmadığına delâlet etmektedir (bk. Baljon, Kur’dn <em>Yorumunda Çağdaş Yönelimler,</em> s. 89-91); benzeri hususlarda farkla değerlendirmeler için bkz. Recep Demir, <em>Kur’an Tefsirinde Tarihselci Yöntem, </em>İstanbul: Hikmetevi Yayınlan, 2013, s.239, 254, 267, 77, 293.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[322]</a>   Sibâî, <em>Oryantalizm ve Oryantalistler: Yararlan-Zararları,</em> s. 38.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[323]</a>   Modem dönemde İslâmî alana dönük tamamen dışarıdan gösterilen bu ilginin arka planmda, “Tanımak hükmetmektir” felsefesinin ve “bilginin başkaları üzerine abanan bir iktidar olduğu ve böylece başkalarını tanımladığı” (Lee, “Bilgi Yapıları”, s. 225) bilincinin hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim <em>Oryantalizm</em> adlı eserinde Edward Said’in, “İnsan gerçeğine bu kadar uzak ve gözleri kapalı bir ilmin varlığını farketmeseydim bu kitabı yazmazdım” (Said, <em>Oryantalizm, s.</em> 10) ifadelerini kullanarak oryantalistik çalışmaları tasvir etmesi, ayrıca oryantalistik çalışmaların felsefesinin Doğu’ya ilişkin resmin olduğu gibi değil, görülmek istendiği gibi tasvir edilmesi olduğunu belirtmesi (Said, <em>Oryantalizm,</em> s. 11) dikkat çeken bir husustur (benzeri tespitler için bk. Hatiboğlu, “Transmission of Westem Hadith Critique to Turkey: On the Past and the Future of Academic Hadith Studies”, s. 50).</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[324]</a>   Burhanettin Tatar bu durumu şu şekilde tasvir etmektedir: “Batının kendi dışındaki kültürlere karşı yürüttüğü metinler arası mücadelede ve bunun bir ayağı olan oryantalistik metin üretiminde nesnellik ve ideoloji karışmış durumdadır. Batı, ürettiği metinler içerisinde diğer kültürleri nesnel olarak temsil edebildiği iddiasında bulunurken, aynı zamanda bu kültürlere bundan sonra neyapmalan gerektiği konusunda da rehberlik yapmaya çalışmaktadır. Böylece hem “olan”ı hem de olması gerekeni belirlemekle nesnellik ve ideoloji karışmaktadır” (Tatar, “Ayrımların Eşiğinde Anlama”, s. 415).</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[325]</a> Bk. Hatiboğlu, <em>Çağdaşlaşma ve Hadis Tartışmaları,</em> s. 52 vd.; Umerî, “Oryantalizmin Sünnet ve Siyer İlmine Yaklaşım Tarzı”, s. 244.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[326]</a> Muir, <em>The Life of Mohamet,</em> I, s. xxxviii.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[327]</a> Muir, <em>The Life of Mohamet,</em> 1, s. lxvii &#8211; lxxi.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[328]</a> Goldziher, <em>Müslim Studies,</em> 11, 19-22.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[329]</a>  Meselâ Goldziher’in, Emevîler’in kendilerini destekleyecek rivayetlerin uydurulmasını sağladıklarına ilişkin genellemeci yaklaşımına karşı Azamî, <em>Studies in Early Hadith Literatüre</em> adlı eserinde, sistemli bir destekle devlet lehinde rivayet uydurulduğunu belirten bu tespiti ispatlayacak herhangi bir delilin olmadığına değinerek Emevîler’i destekleyici nitelikteki uydurma rivayetlerden yola çıkarak böyle bir değerlendirmenin yapılamayacağını ifade etmektedir (Azamî, <em>Studies in Early Hadith Literatüre,</em> s. 14).</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[330]</a>  Bk. Taberî, <em>Târih,</em> III, 218.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[331]</a>  Goldziher, <em>Müslim Studies,</em> II, 47; aynca bk. Koçyiğit, “1. Goldziher’in Hadisle İlgili Görüş ve Kanaatlerinin Tahlil ve Tenkidi”, s. 43-55.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[332]</a>  Goldziher, <em>Müslim Studies,</em> 11, 47.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[333]</a> Bk. Taberî, Târih, III, 218.</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[334]</a> İbnü’l-Cevzî, <em>Kltâbü’l-Mevdûat,</em> I, 42, jî jî jî                                 T.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[335]</a> Goldziher, <em>Müslim Studies,</em> II, 74-75,</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[336]</a> İbnü’l-Cevzî, <em>Kitâbü’l-Mevdûat,</em> I, 42.</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[337]</a> Bu hususta, İslâm hukuku alanındaki çalışmalarıyla bilinen Vâil B. Hallâk’ın (Wael b. Hallaq) hadislerin epistemolojik değerine ilişkin tespitlerde bulunduğu “Nebevî Hadisin Sıhhati: Yapay Bir Problem” başlıklı makalesinde, İslâm âlimleri nezdinde âhâd hadislerin zannî bilgi ifade ettiğine dikkat çekilmekte, oryantalist araştırmacıların hadislerin güvenilirliğinin sadece ihtimale dayalı olarak ifade edilişini tam olarak idrak edememiş olmaları sebebiyle hadislerin sıhhati hakkındaki değerlendirmelerde sert bir tutum takındıktan ifade edilmektedir (bk. Haltaq, “Authenticity of Prophetic Hadith: A Pseudo-Problem”, s. 78-83).</p>
<p>338.Hadisler karşısında oryantalist aklın sergilediği tutuma ilişkin değerlendirmeler için aynca bk. Yücel (ed.), <em>Oryantalistlerin Gözüyle İslâm, </em> 140-142 vd.; Akın, “Hadislerin Yazılı Kaydı ve Literatür Esaslı Bir Disiplin Olma Süreci -A. Sprenger, I. Goldziher, G. Schoeler’in Yaklaşımları-”, s. 47-70; Okçu, “lgnace Goldziher’in Taberfden Aktanmda Bulunarak Bazı Kırâatleri Tenkidi ve Meselenin Arka Plânı”, s. 137-151.</p>
<p>339.Kızıl, <em>Oryantalistlerin Hadislerin Menşeini Tespite İlişkin Yöntemleri s</em> 44- 59.</p>
<p>340.Buhârî, “Savm”, 67; Müslim, “Hac&#8221;, 415, 511, 512; Nesâf, “Mesâcid”, 10.</p>
<p>341.Goldziher, <em>Müslim Studies,</em> II, 44-45.</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[342]</a> Bk. Brown, <em>Hadith, s.</em> 206; Koçyiğit, “I. Goldziher’in Hadisle İlgili Görüş ve Kanaatlerinin Tahlil ve Tenkidi”, s. 48-52.</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[343]</a> Koçyiğit, “I. Goldziher’in Hadisle İlgili Görüş ve Kanaatlerinin Tahlil ve Tenkidi”, s. 51.</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[344]</a> Azami, <em>Studies in Early Hadith Literatüre,</em> s. 218.</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[345]</a> <em>el-Muvatta’,</em> “Kur’ân” 16.</p>
<p>346.Buhârî, “Sücûdü’l-Kur’ân”, 10.</p>
<p>347.Schacht, <em>The</em> Origins, s. 164. &#8221;</p>
<p>348.Azamî, <em>Studies in Early Hadith Literatüre, s.</em> 239-240</p>
<p>349.Schacht, <em>The Origins, s. 140,</em> 171 vd.- Juynboll -Hadis Tarihinin Yeniden <em>İnşası, s. 25.</em></p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[350]</a> Schacht, <em>The Origins, s.</em> 140.</p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[351]</a> Bk. Schacht, <em>The Origins, s.</em> 171; Juynboll, <em>Hadis Tarihinin Yeniden İnşası, </em>s. 20.</p>
<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[352]</a> Bk. Schacht, <em>The Origins, s.</em> 172-175; Kızıl, <em>Oryantalistlerin Hadislerin Menşeini Tespite İlişkin Yöntemleri, s.</em> 19-44.</p>
<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[353]</a> Bk. Küçük, “İsnad”, s. 158.</p>
<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[354]</a>  Bk. Motzki, <em>Anafysing Müslim Traditions, s.</em> 49; Juynboll, “Nafi the Mawla of ibn Umar and His Position in Müslim Hadith Literatüre”, s. 219,238-239.</p>
<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[355]</a>  Meselâ Gregor Schoeler müşterek râvi teorisini esas alarak yaptığı tahlillerde müşterek râvilerle ilgili çok daha erken tarihler vermektedir. Üzerinde çalıştığı mevkuf hadislerin müşterek râvilerinin kibâr-ı tabiînden olduğunu ifade eden Schoeler bu hadislerin, JuynbolFün aksine, isnat edildiği sahabelerle bağlantılı olma imkânını göz ardı etmemektedir (bk. Schoeler, “Oral Torah and Hadith: Transmission, Prohibiting of Writing, Redaction”, s. 141-146).</p>
<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[356]</a>  Motzki, <em>Anafysing Müslim Traditions, s.</em> 62.</p>
<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[357]</a>  Bk. Motzki, Analysing <em>Müslim Traditions, s.</em> 73-74.</p>
<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[358]</a>  Müşterek râvi teorisinde kaynak kullanımı ve metotlarına ilişkin değerlendirmeler için bk. Motzki, <em>İsnad ve Metin Bağlamında Hadis Tarihlendirme Metodları, s.</em> 33-43.</p>
<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[359]</a> Bk. Cook, Eariy <em>Müslim Dogma: A Source Critical Dogma, s.</em> 107-108.</p>
<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36"></a>360 Cook, <em>Early Müslim Dogma: A Source Critical Dogma, s.</em> 108.</p>
<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[361]</a>  Motzki, “Dating Müslim Traditions: A Survey”, s. 234.</p>
<p>362.Crone, <em>Meccan Trade and the Rise of İslam,</em> 109-110, 203-231; Burton, <em>An Introduction to the Hadith,</em> s. 181.</p>
<p>363.Allah resulünün Necm sûresinin 58. âyetini okurken vehme düşerek putlan övdüğü iddia edilmiştir. “Garânîk olayı” diye isimlendirilen bu durumla ilişkili olarak İslâm âlimlerinin farklı görüşleri olmakla birlikte, çoğunluk bu rivayetlerin sıhhat şartlarını taşımadığını belirterek onlan reddetmiştir (bk. Cerrahoğlu, “Garânîk”, s. 361).</p>
<p>364.Fahreddin er-Râzî, <em>Mefâtîhu’l-gayb,</em> 111, 451.</p>
<p>365.Beyzâvî, <em>Envârü’t-tenzîl ve esrârü’t-te’vîl,</em> II, 690.</p>
<p>366.Akseki, <em>Bir Zındık Uydurması Garanik Safsatası: Kur’an’a ve Peygamber e Çirkin Bir İftira, s.</em> 53-100.</p>
<p><a href="#_ftnref38" name="_ftn38">[367]</a>  <em>Bk. Paret, Kur&#8217;an Üzerine Makaleler, s.</em> 136; Dozy, <em>Târîh-i İslâmiyyet,</em> 1, 71.</p>
<p><a href="#_ftnref39" name="_ftn39">[368]</a> Mürüvve, <em>İslâm ve Çağdaş Bilim: İzafiyyet Teorisi ve Kur’ân İlkeleri, s.</em> 7.</p>
<p><a href="#_ftnref40" name="_ftn40">[369]</a> Paçacı, <em>Kur’ân ve Ben Ne Kadar Tarihseliz, s.</em> 55-56.</p>
<p><a href="#_ftnref41" name="_ftn41">[370]</a> Abduh, <em>Risâletü’t-tevhîd, s.</em> 19-21.</p>
<p><a href="#_ftnref42" name="_ftn42">[371]</a> Bk. Sıddıkî, <em>İslâm Dünyasında Modemist Düşünce, s.</em> 11-15.</p>
<p><a href="#_ftnref43" name="_ftn43">[372]</a> Guenon, <em>Modem Dünyanın Bunalımı, s. 99.</em></p>
<p><a href="#_ftnref44" name="_ftn44">[373]</a> Guenon, Modem <em>Dünyanın Bunalımı, s.</em> 116.</p>
<p><a href="#_ftnref45" name="_ftn45">[374]</a> Binşık, <em>Hint Altkıtası Düşünce ve Tefsir Ekolleri, s.</em> 318-320.</p>
<p><a href="#_ftnref46" name="_ftn46">[375]</a> Lammens, <em>İslam Beliefs and Institutions, s.</em> 69.</p>
<p><a href="#_ftnref47" name="_ftn47">[376]</a>  Hadis rivayetlerinin aklîlik ölçüsü esas alınarak sıhhat tespitine tâbi tutulması hiç şüphesiz ilk defa modernist müslümanlar diye nitelenen kişilerce benimsenmiş bir tutum değildir. Benzeri yaklaşımlar erken dönemlerde de savunulmuştur (özellikle Cehmiyye’nin bu tutumu kabullendiğine ilişkin değerlendirmeler için bk. Koçyiğit, “Cehmiyye (Mutezile)de Akılcılık”, s. 113-114).</p>
<p><a href="#_ftnref48" name="_ftn48">[377]</a>   Binşık, <em>Hint Altkıtası Düşünce ve Tefsir Ekolleri, s.</em> 342-343.</p>
<p><a href="#_ftnref49" name="_ftn49">[378]</a>  Mütevâtir hadislerin modernist düşünce tarafından inkârına örnekler için bk. Sabri, <em>Mevkıfü’l~akl,</em> IV, 21; modernist müslümanların hadisleri sahih kabul etmeyen ve yok sayan bu duruşları neticesinde, meselâ devlete verilen vergi zekâta mahsup sayılmış, orucun ramazanın dışında daha uygun zamanlarda da tutulabileceği dahi söylenmiştir (Binşık, <em>Hint Altkıtası Düşünce ve Tefsîr Ekolleri, s.</em> 323-324; Sabri, <em>Mevkıjü’l-akl,</em> IV, 19; ayrıca bk. Kırbaşoğlu, <em>İslâm Düşüncesinde Sünnet, s.</em> 130-131).</p>
<p><a href="#_ftnref50" name="_ftn50">[379]</a>  Muhammed Abduh, Reşîd Rızâ, Tâhâ Hüseyin ve Sir Ahmed Han gibi modem dönem düşünürlerinin hadislerin sıhhatinin tespitine ilişkin kanaatleri için bk. Sıddıkî, <em>İslâm Dünyasında Modernist Düşünce, s.</em> 85-92.</p>
<p><a href="#_ftnref51" name="_ftn51">[380]</a>  Hz. Peygamber e sihir yapılışına ilişkin bilgiler için bk. Yıldınm, <em>Hadis Problemleri,</em> s. 293-319.</p>
<p><a href="#_ftnref52" name="_ftn52">[381]</a>  Rızâ, <em>Târthu’l-üstâzi’l-lmâm eş-Şeyh Muhammed Abduh,</em> I, 1033; Hatiboğlu, <em>Çağdaşlaşma ve Hadis Tartışmaları,</em> s. 156.</p>
<p><a href="#_ftnref53" name="_ftn53">[382]</a>  Buhârî, “Tıb”, 49; Müslim, “Selâm”, 43; İbn Mâce, “Tıb”, 45; Ahmedb. Hanbel, <em>el-Müsned,</em> IV, 367; VI, 57, 63-66.</p>
<p><a href="#_ftnref54" name="_ftn54">[383]</a>  Bk. Yıldırım, <em>Hadis Problemleri,</em> s. 317.</p>
<p><a href="#_ftnref55" name="_ftn55">[384]</a>  el-Felâk 113/4.</p>
<p><a href="#_ftnref56" name="_ftn56">[385]</a>  el-İsrâ 17/47; el-Furkân 25/8.</p>
<p>386.İbn Hacer, <em>Fethu’l-Bâri, X,</em></p>
<p>387.Resûlullah bir gün mescitte iken kısa bir süre uyudu, sonrasında tebessüm ederek başını kaldırdı. Kendisine “Ey Allah’ın resulü! Niçin gülüyorsunuz?” diye sorulunca “Bana az önce şu sûre nazil oldu” deyip besmele çekti, sonuna kadar Kevser sûresini okudu: “Bismillâhirrahmânirrahîm! Ey Muhammed! Doğrusu biz sana pek çok nimet verdik. Öyleyse rabbin için nama? kıl, kurban kes! Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir” (el-Kevser 108/1-3). Resûlullah kıraati tamamlayınca sordu: “Kevser’in ne olduğunu biliyor musunuz?” Biz “Allah ve resulü bilir” dedik. Resûlullah açıkladı: “Bu bir nehirdir, rabbim onu bana vaat et<u>miş</u>tir O nehir üzerinde pek çok hayır var. Bu bir havuzdur da. Kıyamet günü ümmetim onun başında (su içmek üzere) toplanacak. Bu havuzdaki maşrabalar gökteki yıldızlar kadar çoktur. Derken içlerinden bir kul çıkarılıp atılacak. Ben müdahale edip ‘Ey rabbim (onu niye atıyorsun?) O benim ümmetimdendir?’ diyeceğim. Ancak Cenâb-ı Hakk ‘Bunlar senden sonra ne bidatlar işlediler, senin haberin yok’ diyecek” (Müslim, “Salât”, 53; Buhârî, “Tefsîr”, Sûretü innâ a‘taynâke’l-kevser; “Rikâk”, 53; Tirmizî, “Tefsîr”, Kevser; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 26; Nesâî, “Salât”, 21).</p>
<p>388.Ertürk, “Havz-ı Kevser”, s. 548; detaylı bilgi için bk. Ertürk, <em>Metin Tenkidi (Gayb ve Fiten Hadisleri Örneği), s.</em> 245-320.</p>
<p>389.Abduh, <em>Tefsîrü cüz’i Amme,</em>165-166.</p>
<p>390.Abduh, <em>Tefsîru cüz’i Amme, s.</em> 165-166.</p>
<p><a href="#_ftnref57" name="_ftn57">[391]</a>  Rivayetler için bk. Buhârî, “Leyletü’l-Kadr”, 3; “i&#8217;tikâf’, 1; Müslim, “i‘tikâf”, 5; <em>el-Muvatta’,</em> “VtikâT, 7; Tirmizî, “Savm”, 71-72; Nesâî, “Mesâcid”, 18; Ebû Dâvûd, “Sıyâm”, 77; İbn Mâce, “Sıyâm”, 59.</p>
<p><a href="#_ftnref58" name="_ftn58">[392]</a> Abduh, <em>Tefsîru cüzi Amme, s.</em> 132.</p>
<p><a href="#_ftnref59" name="_ftn59">[393]</a> Abduh, <em>Tefsîru cüz’i Amme, s. 132.</em></p>
<p><a href="#_ftnref60" name="_ftn60">[394]</a> Tirmizî, “Savm”, 71-72.</p>
<p><a href="#_ftnref61" name="_ftn61">[395]</a>  Begavî, <em>Şerhu’s-sünne,</em> IV, 19.                                            \</p>
<p><a href="#_ftnref62" name="_ftn62">[396]</a>  İbnü’s-Salâh, <em>Fetâvâ tbni’s-Salâh,</em> 1, 176.</p>
<p><a href="#_ftnref63" name="_ftn63">[397]</a>  İbnü’l-Mülakkın, <em>Tuhfetü’l-muhtâc,</em> 11, 254.</p>
<p><a href="#_ftnref64" name="_ftn64">[398]</a>  İbn Hacer, <em>ed-Dirâyefi tahrîci ehâdîsi’l-Hidâye,</em> II, 147-157.</p>
<p><a href="#_ftnref65" name="_ftn65">[399]</a>  Ahmed b. Hanbel, <em>el-Müsned,</em> I, 236.</p>
<p><a href="#_ftnref66" name="_ftn66">[400]</a>  Dârekutnî, <em>el~îtelü’l-vâride,</em> XIII, 378.</p>
<p><a href="#_ftnref67" name="_ftn67">[401]</a>  İbn Kuteybe, <em>Te’vîlü muhtelifi’l-hadîs,</em> s. 142.</p>
<p><a href="#_ftnref68" name="_ftn68">[402]</a> Klasik kaynaklar içerisinde rivayetin sıhhat koşullarını taşımadığını iddia edebileceğini düşündüğümüz pek çok kaynak incelenmiş, ancak somut bir örnek bulmak mümkün olmamıştır.</p>
<p><a href="#_ftnref69" name="_ftn69">[403]</a> ed-Duhâ 93/8.</p>
<p><a href="#_ftnref70" name="_ftn70">[404]</a> Mahmûd, eş-Je/da, s. 41-43.</p>
<p><a href="#_ftnref71" name="_ftn71">[405]</a> Asâkir, <em>Rehnü dir‘ü’n~rıebî, s.</em> 1-28.</p>
<p><a href="#_ftnref72" name="_ftn72">[406]</a> Taberî, Tehztbü1-4sdr, 1, 240.</p>
<p><a href="#_ftnref73" name="_ftn73">[407]</a> Ateş, “Peygamberimiz Servetini İslâm İçin Harcamıştır”.</p>
<p><a href="#_ftnref74" name="_ftn74"></a>408 Nevfel, “Bi Münâsebeti zikri’l-Hicreti’l-mübâreke”, s. 6.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/modern-donemdeki-akilci-yaklasimlar-ve-rivayetlerin-tespiti/">Modern Dönemdeki Akılcı Yaklaşımlar ve Rivayetlerin Tespiti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/modern-donemdeki-akilci-yaklasimlar-ve-rivayetlerin-tespiti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadis Kaynaklarının Güvenilirliği Hakkındaki Oryantalist İddialar ve Eleştirileri-2</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Oct 2017 14:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Goldziher]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis Kaynaklarının Güvenilirliği Hakkındaki Oryantalist İddialar ve Eleştirileri]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis Kitaplarının Binlerce Hadislerden Seçildiği Az Sayıda Hadis Ihtivası Iddiası]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis Metinlerinin Mükemmelleştirildiği Iddiası]]></category>
		<category><![CDATA[Juynboll]]></category>
		<category><![CDATA[Schacht]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18068</guid>

					<description><![CDATA[<p>IV. HADİS METİNLERİNİN MÜKEMMELLEŞTİRİLDİĞİ İDDİASI VE ELEŞTİRİSİ Oryantalistlerin temel hadis kaynaklarına yönelik eleştirilerinden biri, bu eserlerde yer alan hadis metinlerinin, hicrî ikinci asırdaki metinlerin mükem­melleştirilmiş hali olduğu iddiasıdır. Nitekim Schacht, ilk dönemde Peygamber ve diğerlerine isnad edip kanıt olarak ileri sürülen bilgilerin hepsinin genelde kısa ve tek cümle şeklinde olduğunu ifade etmektedir.(89) O, önce mevcut [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-2/">Hadis Kaynaklarının Güvenilirliği Hakkındaki Oryantalist İddialar ve Eleştirileri-2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-1/indir-160/" rel="attachment wp-att-18077"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18077" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/indir.jpg" alt="" width="304" height="166" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/indir.jpg 304w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/indir-300x164.jpg 300w" sizes="(max-width: 304px) 100vw, 304px" /></a>IV. HADİS METİNLERİNİN MÜKEMMELLEŞTİRİLDİĞİ İDDİASI VE ELEŞTİRİSİ</strong></p>
<p>Oryantalistlerin temel hadis kaynaklarına yönelik eleştirilerinden biri, bu eserlerde yer alan hadis metinlerinin, hicrî ikinci asırdaki metinlerin mükem­melleştirilmiş hali olduğu iddiasıdır. Nitekim Schacht, ilk dönemde Peygamber ve diğerlerine isnad edip kanıt olarak ileri sürülen bilgilerin hepsinin genelde kısa ve tek cümle şeklinde olduğunu ifade etmektedir.(89) O, önce mevcut olma­yan hadislerin daha sonraki devirlerde ortaya çıktığı ve dolayısıyla uyduruldu­ğu, ya da sonraki metinlerin öncekilerden daha tam ve bu nedenle de sonraki metinlerin tahrif edilmek suretiyle genişletilmiş hali olduğu görüşündedir.(90) Juynboll da, “Bir hadis ne kadar ayrıntılı olarak düzenlenmişse onun redak­siyonu (gerekli düzenlemeleri yapılmış şekli) da o kadar geç bir tarihe aittir”, “Bir hadis ne kadar çok ayrıntılı olarak düzenlenmişse tedavüle çıkma tarihi de o kadar geçtir”,(91) “bir metin ne kadar detaylı ise onun tedavüle girmesi de o kadar geç bir tarihtedir”(92) şeklindeki açıklamalarıyla hadis metinlerinin tarihî süreçte geliştirildiğini ve uzun metinlerin geç tarihli olduğunu ifade etmek­tedir. Kısaca oryantalistler hadis metinlerinin süreç içerisinde geliştirildiği ve uzun metinlerin daha sonraki bir tarihe ait olduğunu iddia etmektedirler. Do­layısıyla Schacht ve Juynbolla göre temel hadis kaynaklarında bulunan hadisler süreç içerisinde geliştirilmiş metinlerdir ve bunların nispet edildikleri kaynağa aidiyetleri tartışmalıdır.</p>
<p>Hadis metinlerinin mükemmelleştirildiği iddiası, Batı’da İncillerin tarihlendirilmesiyle ilgili geliştirilen “uzun metin daha sonra tarihlidir, metin farkları konu­sunda kısa olan tercih edilir”(93) prensibini hadislere uygulama anlayışından kaynak­lanmaktadır. Bu anlayışı benimseyen oryantalistlere göre özellikle İmam Şafiî’nin merfu hadisin ön plana çıkarılması hakkındaki gayretleri sonucu merfu hadisler daha mükemmel hale getirilmiştir. Ancak bu iddia hadis tarihiyle örtüşmemektedir. Zira “idrâc”, “ziyâdetü s-sika/güvenilir râvinin hadise yaptığı ilave”“ihtisar” ve “takti”,“el-mezîd fî muttasıli’l-esânîd/ muttasıl isnada yapılan ilave” kavramlarıyla ifade edi­len, hadis metinlerinin değişime uğramasıyla ilgili terimler, hadis âlimlerinin bu ko­nudaki hassasiyetini ve oryantalistlerin iddialarının aksini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Oryantalisderin iddiasının aksine, hadis âlimlerinin başlangıçtan itibaren hadis metinlerine ilave yapmayı kesinlikle doğru bulmamışlardır. Metnin tama­mının değil de bir kısmının rivâyet edilebileceğini(94) ifade eden hadis âlimleri, herhangi bir şekilde metne yapılan ilaveyi ise hiçbir zaman onaylamamışlardır. Nitekim Mücâhid (ö. 103/721) “İstersen hadisin metninden bir kısmını zikret­meyebilir, eksik rivâyet edebilirsin. Ama hadisin metnine ilave asla”,(95) Süleyman b. Mihrân el-A‘meş (ö. 147/764) “Hadis ilmi, ehli tarafından çok önemsenirdi. Onlar hadise vav, elif, dal gibi bir harf ilave etmektense gökten yere düşmeyi tercih ederlerdi”,(96) Yahya b. Maîn (ö. 233/847) de, “Hadis rivâyet ederken hata yapmaktan endişe ettiğinde onda kısaltmaya git, ama ilave yapma”97 şeklindeki açıklamalarıyla bu duruma işaret etmişlerdir.(98) Son dönemde yapılan araştırma­lar da bu hassasiyetin temel hadis kitaplarına yansıdığını göstermektedir.(99)</p>
<p>Hadis âlimleri, hadisin sened veya metnine, aslında olmayan bir şey ilave etmeyi idrâc, bu özelliği taşıyan rivâyete ise müdrec demişlerdir. Kasten yapılan idrâcın râvinin adâlet vasfına, yanılma sonucu yapılan idrâcın ise —çok olması durumunda-râvinin zabt vasfına zarar vereceği kabul edilmiştir. Bu tabir, hadis âlimlerinin isnad ve metne yapılan ilaveleri ve bunları yapanları takip ettiklerini göstermektedir. Bu da rivâyet döneminde hadis metinlerine keyfî ve kasıtlı olarak ilave yapmanın istisnaî bir durum olduğunu göstermektedir. Nitekim ko­nuyla ilgili Hatîb el-Bağdâdî tarafından telif edilen el-Fasl li&#8217;l-vasli&#8217;l-müdrec fi&#8217;n- nakl(100)isimli eserde, senedinde ve metninde idrâc bulunan toplam 111 rivâyet tespit edilmiştir. Bunların bir kısmının senedle ilgili olduğu dikkate alındığında hadis metinlerine yapılan ilavelerin çok fazla olmadığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Hadis âlimleri, aynı hocadan hadis rivâyet eden güvenilir râvilerden biri­nin, bir hadisin isnadında veya metninde diğerlerinin rivâyetinde bulunmayan bir bilgi zikretmesini ziyâdetus-sika/güvenilir râvinin hadise yaptığı ilave olarak isimlendirmişler ve bu tür rivâyetlerin kabul edilip edilmeyeceğini tartışmışlar­dır. İlave yapan râvinin güvenilir olduğunu dikkate alanlar, diğerlerinin sahip olmadığı ek bilgi elde etmiş olabileceğini esas alarak bu ilavenin kabul edile­ceğini ileri sürmüşlerdir. Çoğunluğa uymadığı için ilavede bulunan râvide zabt kusurunun bulunmasını esas alan âlimler ise bu tür rivâyetlerin reddedileceğini savunmuşlardır.(10)1 Bu durum da hadis âlimlerinin güvenilir râvilerin isnad ve hadis metinlerine yaptıkları ilaveleri tespit edip değerlendirdiklerini ortaya koy­maktadır.(102)</p>
<p>Hadis âlimleri güvenilir râvilerin rivâyetlerinde bulunmayan hadis me­tinlerine ilave yapmayı muhalefet olarak değerlendirmişlerdir. Hadis ilminde muhâlefet, râvinin hadis rivâyetindeki güvenilirliğini ortadan kaldıran on cerh sebebinden (metâin-i aşere) biri olarak kabul edilmiştir. Râvinin zabtı ile ilgili bir kusur kabul edilen muhalefet genellikle, “Hadisinde fazlalık vardır”, “Hadi­si müdrecdir”, “Güvenilir râvilere muhalefet eder”, Hadisinde aykırılık vardır”, “Hadisiyle uyuşan rivâyet bulunmaz”, “Daha güvenilir râvilerin rivâyetlerine uymadıkça hadisi delil olmaz” gibi ifadelerle belirtilir ve bu râviler “Hadisi ila­velidir, müdrectir, münkerdir, şâzdır, zayıftır” sözleriyle cerhedilir.(103) Sözgelimi Dârekutnî, Eş&#8217;as b. Sevvâr (ö. 136/753-754) ve Hasan B.Umâre’yi (ö. 153/770) hadis metnini güvenilir râvilere aykırı bir şekilde ilaveli naklettikleri için eleştirmiş ve bu sebeple onları “metrûk”ve “zayıf” olarak nitelemiştir.(104)<br />
Hadis âlimleri sadece metne değil isnada yapılan ilaveleri de tespit etmiş­lerdir. Nitekim güvenilir râvilerin zikretmediği bir râvinin yanlışlıkla muttasıl bir senede ilave edilmesi durumunu el-mezîd fi muttasıli&#8217;l-esânîd kavramlarıyla ifade etmişler, bu şekilde nakledilen hadisi de zayıf olarak nitelemişlerdir. Hatîb d- Bağdâdî’nin günümüze ulaştığı bilinmeyen Kitâbü Temyizil-mezid fi muttasılı&#8217;l- esânid isimli eserinde bu vasfı taşıyan hadisleri bir araya getirdiği kaynaklarda zikredilmektedir.(105)</p>
<p>Özellikle hicri üçüncü asırda, başta Kütüb-i Sitte olmak üzere konu esaslı hadis kaynaklarında birkaç konuyu ihtiva eden hadislerin tam metni yerine sa­dece ilgili kısmının yer alması (takti*) yaygın bir uygulamadır.(106) Bu durum da oryantalistlerin iddiasının aksine, hadis âlimleri özellikle hicri üçüncü asırda me­tinleri mükemmelleştirmemiş, hadisleri konularına göre bölüp aktarmışlardır. Başka bir ifadeyle hadis âlimlerinin hicri üçüncü asırda uygulaması, oryantalist iddialarıyla örtüşmemektedir.</p>
<p>Hadis âlimleri hadis metinlerine yapılan ilaveler bir tarafa isnad ve metin­de meydana gelen okuyuş hatalarını tespit eden çalışmalar da yapmışlardır. Ni­tekim Haşan b. Abdullah el-Askerî (ö. 382/992) Tashîfâtul-muhaddisîn isimli eserinde,(107) Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerin yazılışında yapılan yazıyla ilgili hataları (tashîf) incelemektedir. Hamd b. Muhammed el-Hattâbî (ö. 388/998) de Islâhu galatı l-muhaddisîn isimli eserinde(108) bazı muhaddisler tarafından yanlış rivâyet edildiğini tespit ettiği 140 kadar kelimenin doğrusunu göstermiş, bunların bir kısmını da açıklamıştır.(109)</p>
<p>Hadis âlimlerinin isnad ve hadis metinlerine yapılan ilavelerle ilgili geliştir­dikleri sözü edilen kavramlar, hadis metinlerinde yapılan hataları tespit faaliyet­leri, hadis metinlerine ilave yapan râvileri eleştirmeleri ve konuyla ilgili müstakil eserler telif etmeleri, oryantalistlerin söz konusu iddialarının yanlışlığını ortaya koymaktadır. Özellikle böylesine İlmî faaliyet ve hassasiyetin bulunduğu bir or­tamda, hadis metinlerinin iddia edildiği gibi keyfî bir şekilde geliştirildiğinden söz etmek, peşin hükümlü bir yaklaşımdan başka bir şeyle izah edilemez.</p>
<p><strong>V. HADİS KİTAPLARININ BİNLERCE HADİSTEN SEÇİLMİŞ AZ SAYIDA HADİS İHTİVA ETTİĞİ İDDİASI VE ELEŞTİRİSİ</strong></p>
<p>Binlerce hadisten seçilmiş az sayıda hadis ihtiva etmeleri sebebiyle hadis kitaplarına güvenilemeyeceği de oryantalistlerin iddialarından biridir. Goldziher, Ahmed b. Hanbel’in Müsnedinin 750.000 hadisten seçilerek telif edil­diğini kabul etmemekte ve bunun abartı geleneğinden kaynaklandığım ifade etmektedir.(110) Buhârî’nin el-Câmius-sahih&#8217;inin 600.000 hadisten seçilmiş 4000 hadis ihtiva etmesi de oryantalistlerin hadis kitaplarına güvenilemeyeceğiyle ilgili iddialarından biridir.(111) Aynı husus hadis âlimlerinin bildiği hadis sayısıyla ilgili olarak da gündeme getirilmektedir. Nitekim Juynboll, kaynaklarda hadis âlimlerinin bildikleri hadislerin sayısı ile ilgili zikredilen rakamları hayalî olarak nitelemektedir.(112)</p>
<p>Bu yanlış anlayışın temel sebebinin söz konusu rakamların delâletleri hakkındaki bilgisizlik olduğu anlaşılmaktadır. Zira gerek hadis âlimlerinin eser­lerine ne kadar hadisten seçme yaptığını ifade eden, gerekse hadis âlimlerinin bildiği hadis sayısından söz eden rakamların hadis metniyle ilgili olduğu dü­şünülmektedir. Ehli tarafından bilindiği üzere sözü edilen rakamlar hadis me­tinleriyle değil isnadlarla ilgilidir. Hadis âlimlerinin, hadisin Hz. Peygambere aidiyetini tespitte isnadı esas almaları bir metnin her isnadını farklı bir hadis olarak değerlendirmelerini gerektirmiştir. Onlar “bu hadis sahihtir” veya “bu hadis sahih değildir” dediklerinde öncelikle hadisin isnadı hakkında karar ver­mektedirler. Dolayısıyla aynı hadis metni hakkında bazen hem “sahihtir” hem de “sahih değildir” şeklinde birbirine aykırı iki farklı görüş bulunabilmektedir Bu, “bu isnadla sahih”, “şu isnadla ise sahih değil” demektir. Bu durumun daha iyi anlaşılması amacıyla aşağıda önce aynı hadis metninin isnadları sebebiyle sayısının arttığını ifade eden âlimlerin açıklamaları zikredilecek, daha sonra da sadece sahâbe ve tâbiîn nesilleri esas alınarak verilecek bir misalle konu ortaya konulacaktır.</p>
<p>Hadislerin, metinler esas alınarak sayıldığına dair bazı misaller bulun­makla birlikte,(113) hadislerin sayımında genel yaklaşım isnadlarla ilgilidir.(114) Sahâbeden itibaren hicri üçüncü asra kadar râvilerin bildikleri hadis sayıla­rının artması da bu durumu teyit etmektedir.(115) İlk dönemlerden itibaren ha­dis âlimleri birden fazla isnadı olan bir hadis metninin farklı hadisler olarak kabul edildiğini ifade eden açıklamalar yapmışlardır. Nitekim önde gelen ha­dis âlimlerinden Abdurrahman b. Mehdi (ö. 198/813) “Mest üzerine mesh yapmakla ilgili yanımda Muğîre b. Şu‘be’nin rivâyet ettiği Hz. Peygamberin onüç hadisi bulunmaktadır”(116) açıklamasını yapmış, zikrettiği rakamla hadi­sin farklı isnadlarını kastetmiştir. Ibnüs-Salah da “iki farklı isnadla rivâyet edilen tek hadis iki hadis olarak kabul edilir”(117) ifadesiyle bu duruma işaret etmiştir. Burada misal olarak “Müslüman diğer Müslümanların elinden ve di­linden güvende olduğu kimsedir” hadisi verilerek yetinilecektir.(118) Birçok hadis kaynağında yer alan bu hadis Kütüb-i Sitte, Ahmed b. Hanbel’in Müsnedı ve Dârimî’nin Sünen i çerçevesinde incelendiğinde sahâbe neslinde Abdullah b. Amr, Ebû Hureyre, Câbir b. Abdullah ve Ebû Mûsâ el-Eş‘arî olmak üzere dört râvisi bulunduğu görülecektir. Dolayısıyla metni aynı olmakla birlikte bu hadis sahabe neslinde dört hadistir.</p>
<p>Abdullah b. Amr’dan Ebû Kesir,&#8221;(119) Amir eş-Şâ&#8217;bi,(120) Ebü’l-Hayr,(121) Ali(122) ve Hilâl el-Hecerî,(123) olmak üzere beş; Ebû Hureyre’den bir,(124) Câbir b. Abdullah&#8217;tan Ebû Süfyân(125) ve Ebü’z-Zübeyr(126) ol­mak üzere iki; Ebû Mûsâ el-Eş‘ari’den bir tabiî(127) rivâyette bulunmuştur. Bu durum söz konusu hadisin tâbiın neslinde dokuz olduğu anlamına gelmekte­dir. Dolayısıyla metni aynı olmakla birlikte bu hadis sahabe ve tabiîn neslinde on üç hadis olmaktadır. Kütüb-i Sitte dönemine kadar beş veya altı nesil olduğu dikkate alındığında hadisin isnadları her nesilde genişleyerek ve artarak sadece bir hadis metni 100 veya 150 hadis olarak görülecektir. Sözgelimi Buhârî&#8217;nin el-Câmiu’sahih&#8217;inde metin olarak 4000 hadis varsa isnadlarıyla birlikte düşü­nüldüğünde 400.000 veya 600.000 hadis olacaktır.</p>
<p>Hadis âlimlerinin sahâbe ve tâbiîne ait bilgileri de “mevkuf hadis” ve “maktû&#8217; hadis&#8221; diye isimlendirerek hadis olarak kabul ettikleri ve bunları da isnadlarıyla değerlendirdikleri dik­kate alındığında,(128) söz konusu rakamların ne anlama geldiği daha iyi anla­şılacaktır. Bazı hadisler farklı sahâbıler tarafından rivâyet edildiği için daha sahâbe neslinde seksen hadis olabilmektedir. Nitekim daha önce zikredildiği üzere “mesh ale’l-huffeyn&#8221; hadisi 70 sahâbî, “ergenlik çağma gelmeden çocuğu ölen Müslüman&#8221; hakkındaki hadis 40 sahâbi, “men kezebe aleyye” hadisi 80 sahâbî, “havzu kevser&#8221; hadisi 65 sahâbî tarafından rivâyet edilmek suretiyle daha sahâbe neslinde sadece bir hadis metni 40-80 hadis olabilmiştir.(129) Hadis âlimlerinin bildiği hadis sayılarındaki mübalağalı gözüken rakamlarda da aynı durum söz konusudur.</p>
<p>Verilen bilgilerden oryantalistlerin hadis âlimlerinin geliştirdikleri isnad sis­temini doğru olarak anlamadıkları veya kasıtlı ve önyargılı yaklaşımları sebebiyle sözü edilen son derece yanlış ve hadis tarihiyle örtüşmeyen görüşler ortaya at­tıkları anlaşılmaktadır. Onların anlayışına göre hadis tarihi âdeta, sahte metin ve isnadlarla, sahtekâr râvi ve muhaddislerin ortak yapımı, uzun soluklu karmaşık bir senaryodan ibarettir.(130) Bu senaryonun oluşturulmasında malzeme seçerken sadece kabul edilen aksiyom ile aralarında şu veya bu şekilde ilgi kurulabilecek rivayetler kullanılmaktadır. Ancak ilgili hususlar ayrıntılı olarak incelendiğinde bu iddiaların gerçeği yansıtmadığı görülmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Prof.Dr.Ahmet Yücel &#8211; Oryantalist Hadis Anlayışı ve Eleştirisi,syf;148-174</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1- Goldziher, Müslim Studies, II, 22-23,182.</p>
<p>2- Goldziher, a.g.e., II, 189-190.</p>
<p>3- Goldziher, a.g.e., II, 195-196.</p>
<p>4- Goldziher, a.g.e., II, 192,193,194.</p>
<p>5- Goldziher, a.g.e., II, 196-197,198,202</p>
<p>6 Goldziher, a.g.e., II, 216.</p>
<p>7- Goldziher, Müslim. Studies, II, 19, 73-83; Schacht, Origins, s. 4; Juynboll, Modem Mısır&#8217;da Hadis Tartışmaları, s. 9; Berg, The Development of Exegesis in Early İslam, s. 9-12.</p>
<p>8- Goldziher, a.g.e., II, 18-19. Ayrıca bk. Fazlurrahman, İslâm, s. 53.<br />
Goldziher, a.g.e., II, 19; Schacht, Origins, s. 3-5; Juynboll, Modem Mısır&#8217;da Hadis Tartışmaları, s. 9.</p>
<p>10- Akgün, Goldziher ve Hadis, s. 162 (Goldziher, “Die Religion des İslam”, s. 101’den naklen).</p>
<p>11- Schacht, Origins, s. 4-5; a. mlf., “Hadislerin Yeniden Değerlendirilmesi”, s. 135.</p>
<p>12- Schacht, Origins, s. 149.</p>
<p>13- Schacht, a.g.e., s. 140-141,149; Juynboll, Modem Mısır&#8217;da Hadis Tartışmaları, s. 10; a.mlf., “Erken Dönem Hadis Literatüründen Hareketle İlk Fukaha Hakkında Bazı Mülâhazalar”, (çev. Rahik Yılmaz), Hadis Tetkikleri Dergisi, 2009/1, s. 123-124. Schacht’a göre bizzat Peygamber’den ge­len sünnetler hicri ikinci yüzyılın ortalarına doğru muhaddisler tarafından piyasaya sürülmüştü] (Schacht, Origins, s. 138; a. mlf., îslâm Hukukuna Giriş, s. 45).</p>
<p>14- Schach,Origins,s. 4-5. Juynboll, Modern Mısırda Hadis Tartışmaları,s.10;Berg,The Development of Exegesis in Early Islam,s.13-14</p>
<p>15- Schacht, a.g.e, s. 4-5.</p>
<p>16- Schacht, Origins, s. 3-4</p>
<p>17- Schacht, a.g.e., s. 159.</p>
<p>18 Schacht, a.g.e., s. 176.</p>
<p>19- Juynboll, Hadis Tarihinin Yeniden İnşâsı, s. 127-128.</p>
<p>20- Juynboll, a.g. e., s. 20.</p>
<p>21- Juynboll, a.g.e., s. 20.</p>
<p>22- Juynboll, Modern Mısır&#8217;da Hadis Tartışmaları, s. 9-10. Schacht’ın sözü edilen iddiası için bk.Schacht, a.g.e., s. 140-141.</p>
<p>23- Juynboll, Hadis Tarihinin Yeniden İnşâsı, s. 101.</p>
<p>24- Juynboll, “İbn Ömer’in Azadlı Kölesi Nâfî ve Onun Hadis Literatüründeki Yeri”, s. 99.</p>
<p>25- Juynboll, “İlk Devir İslâm Toplumunun İsnad Kullanma Yöntemleri”, s. 74.</p>
<p>26- Juynboll, a.g. m., s. 74.</p>
<p>27- Juynboll,“Hadis İlmindeki Kimi Terimlerin Yeniden Değerlendirilmesi,s.144</p>
<p>28-Fazlurrahman, İslâm, s. 63.</p>
<p>29- Schacht, “Peygamberin Sünneti Tabiri Hakkında”, s. 83-84. Schacht, “Peygamber’in hadislerin­de vücud bulan bu yeni sünnet kavramı, eski ekollerin yaşayan geleneklerinin yerini almıştır&#8221; (Schacht, İslâm Hukukuna Giriş, s. 57) ifadesiyle “Peygamber sünneti”nin kaynağının peygamber değil eski ekollerin “yaşayan geleneği” olduğuna vurgu yapmaktadır. Bu yaklaşımın tarihî gerçek­lerle örtüşmediği “Sünnet ve Peygamber’in Sünneti Kavramları” başlığında ele alınmıştır.</p>
<p>30- Schacht, “Hadislerin Yeniden Değerlendirilmesi”, s. 140.</p>
<p>31- Goldziher, Müslim Studies, II, 22-23,182.</p>
<p>32- Son dönem hadis âlimlerinden Muhammed Mustafa el-A’zamî’nin tespitine göre 52 sahâbî ha­tırlamak amacıyla hadis yazmıştır (bk. A zamî, Dirâsât, 1,92-167).</p>
<p>33- Söz konusu sahîfenin neşir ve farklı dillere tercümeleri hakkında bk. Erul, Hadislerin Dili İlk Hadis Belgesi Hemmâm ın Sahîfesi, s. 8.</p>
<p>34- Mücâhid&#8217;in tefsiri Abdurrahman Sûretî tarafından Tefsiru Mücâhid adıyla (Devha 1976; Beyrut ts.) Haşan el-Basrî’nin tefsiri ise Muhammed Abdurrahîm Muhammed tarafından et~Tefsir is­miyle (Kahire ts.) yayımlanmıştır. Haşan el-Basrî’nin Risâle ilâ &#8216;Abdilmelik b. Mervân fii-kader is­miyle yazdığı risâle Muhammed İmâre tarafından yayımlanmıştır (Resâi/üi- &#8216;adi ve&#8217;t-tevhid içinde, Kahire 1971, s. 81-93)</p>
<p>35- Eser Süheyl Zekkar tarafından el-Megazi&#8217;n-nebeviyye adıyla yayınlanmıştır.  (Dımaşk 1401/1981)-</p>
<p>36- Konuyla ilgili rivâyetler için bk. Buhârî, “İlim&#8221;. 34;Dârimi ,Mukaddime,43;Fesevi,el-Marife,1,442-443;Ramehürmizi,el-Muhaddisu&#8217;l-fasıl,s.373-374;Hatib el-Bağdadi,Takyidü&#8217;l-ilm,s.105</p>
<p>37- İbn Sa‘d, et-Tabakat VII, 448</p>
<p>38- Abbâsîler dönemindeki ilmi gelişmeler için bk. Yıldız, “Abbâsîler”, DİA, l, 40-46.</p>
<p>39- Râmehurmüzî, el-Muhaddisu&#8217;l-fâsıl, s. 611 -613,</p>
<p>40- Eser, talebesi Abdürrezzâk b. Hemmam’ın el-Musannefin  sonunda (X, 379-468; XI, 3-471) yayımlanmıştır.</p>
<p>41- Eserin farklı rivâyet ve baskıları için bk. Kandemir, “el-Muvatta”, DİA, XXXI, 416-417.</p>
<p>42- Eser, Ebu&#8217;l-Vefâ el-Efgânî tarafından 1355 tarihinde Kahire’de yayımlanmıştır.</p>
<p>43- Eser, Ebü’l-Vefâ el-Efgânî tarafından (1883 Leknev, 1965 Haydarâbâd, 1987 Peşaver) yayım­lanmıştır.</p>
<p>44- Eser, Ebu&#8217;l-Vefâ el-Efgânî tarafından 1990 tarihinde Beyrut&#8217;ta yayunlanmıştır.</p>
<p>45- Eserin tek nüshas, Zâhiriyye Kütüphanesindedir (mecmua 118/5,2,3,107-124).</p>
<p>46- Eser, Muhammed Abdülmuhsin et-Türki tarafından 1999 tarihinde Cîze’de yayınlanmıştır.</p>
<p>47- Zehebî, Siyer, XVIII, 203.</p>
<p>48- Tirmizî, el-îlelü’s-sağîr, s. 46.</p>
<p>49- Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye, s. 441.</p>
<p>50- Tirmizî, a.g.e., s. 46.</p>
<p>51- Eserin günümüze gelen kısmı talebesi Abdürrezzâk b. Hemmâmin el-Musannefinde (X, 379- 468; XI, 3-471) bulunmaktadır.</p>
<p>52- Ma&#8217;mer el Râşid’in el-Camii adlı eseri ve özellikleri hakkında bk.Erul,&#8221;Hicri İkinci Asırda Rivayet Üslubu I ,8.27-61; Hicri ikinci Asırda Rivâyet Üslûbu II&#8221;, s. 57-90.</p>
<p>53- Erul, Hadislerin Dili, s. 7, 8.</p>
<p>54- Fıten rivâyetleri çerçevesinde ilk iki asır hadis eserlerindeki rivâyetlerin temel hadis kaynakla­rına intikali konusunda bk. Güşen, İlk İki Asır Hadis Eserlerindeki Rivâyetlerin Temel Hadi* Kaynaklarına İntikali (yayımlanmamış doktora tezi, 2014, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).</p>
<p>55- Goldziher, Müslim Studies, II, 141.</p>
<p>56- Goldziher, a.g.e., II, 134.</p>
<p>57- Schacht, Origins, s. 3-4</p>
<p>58- Caetani, İslam Tarihi, 1,85.</p>
<p>59- Caetani, a.g.e., 1,88-89.</p>
<p>60- Caetani, a.g.e., 1,93.</p>
<p>61- Metin tenkidi kavramının farklı kullanımları ve hadis ilminde kullanılan metin tenkidi tabirinin “Hadiste Muhteva/İçerik Tenkidi” şeklinde kullanılmasının daha isabetli olduğuna dair bk. Adat, Metin Tenkidi, s. 23-25,294.</p>
<p>62- Eser, Ali Sâmi en-Neşşâr ile Ammâr et-Talibî tarafından Akâidü&#8217;s-selef içinde (İskenderiye 1971) neşre dilmiştir.</p>
<p>63- Eser, Ali Sâmi en-Neşşâr ile Ammâr et-Talibî tarafından Akâidü&#8217;s-selef içinde (İskenderiye 1971) neşredilmiştir.</p>
<p>64- Eser, Ali Sâmi en-Neşşâr ile Ammâr et-Talibî tarafından Akâidü&#8217;s-selef içinde (İskenderiye 1971) neşredilmiştir.</p>
<p>65- Eser, Abdüsselâm Muhammed Hârûn tarafından Resâilü&#8217;l-Câhız içinde (Kahire 1399/1979 içinde 111,303-351) neşredilmiştir.</p>
<p>66- Buhârî, “İtisâm”, 13,21; Müslim, “Akziye”, 15.</p>
<p>67- Eser, Ebü’l-Vefâ el-Efgânî tarafından neşredilmiştir (Kahire 1357/1938),</p>
<p>68- Eser, Ebu&#8217;l-Vefâ el-Efgânî tarafından neşredilmiştir (Kahire 1357/1938).</p>
<p>69- Eser, Mehdî Haşan el-Keylânî tarafından neşredilmiştir (Haydarâbâd 1385-1390/1965-1971)</p>
<p>70- Sözü edilen kavramlarla ilgili literatür hakkında bk.Özen,&#8221;İhtilaf&#8221;,DİA,XXI,565-658;a.mlf,&#8221;Hilaf&#8221;,DİA,XVII,527-538;Yavuz,&#8221;Cedel&#8221;,DİA,VII,208-210</p>
<p>71- Dârimî, “Mukaddime”, 54.</p>
<p>72- Hatîb el-Bağdâdî, el-Câmiy II, 452.</p>
<p>73- Hatîb el-Bağdâdî, a.g.e., 1,435.</p>
<p>74- Muâraza yönteminin sahâbe ve tâbiîn dönemlerindeki uygulama örnekleri için bk. A‘zamî, Menbecü ’n &#8211; nakd, s. 50-79.</p>
<p>75-Hz. Aişe’nin metin tenkidinde kullandığı yöntemler hakkında bk. Zerkeşî, Hz, Aişe&#8217;nin Sabıkeye Yönelttiği Eleştiriler (naşirin mukaddimesi, s. 35-50).</p>
<p>76- Geniş bilgi için bk. Dümeynî, Hadis&#8217;te Metin Tenkidi, s. 53-95; Polat, Hadis Araştırmaları, s. 178- 180; Karacabey, Hadis Tenkidi, s. 210-212; Ertürk, Metin Tenkidi, s. 61-69, 70-74, 93-96, 98, Yıldırım, Hadiste Metin Tenkidi,s. 117-134.</p>
<p>77- Hâkim en-Nîsâbûrî, Ma&#8217;rife, s. 58-59.</p>
<p>78- Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye, s. 472,474.</p>
<p>79- Eser, 1390/1970’te Halep’te Abdülfettah Ebû Gudde tarafından yayımlanmıştır.</p>
<p>80- İbn Kayyim, el-Menârül-münîf, s. 50.</p>
<p>81- Ebû Yûsuf, er-Red, s. 24-25.</p>
<p>82- Unal, Ebû Hanifi&#8217;nin Hadis Anlayışı s. 171-172; Özşenel, Ebû Yûsuf&#8217;un Hadis Anlamı, s. 65-89.</p>
<p>83- Mânevi inkıta hakkında geniş bilgi için bk. Ahmet Aydın, İbnus-Saati Öncesi Hanefî Usûl Eserlerinde Mânevi İnkıtâ Kavramı, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2007, M.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü).</p>
<p>84- Kâdî Abdülcebbâr, Fazlul-i‘tizâl, s. 193-194.</p>
<p>85- Ebü’l-Hüseyin el-Basrî, el-Mutemed\ II, 549</p>
<p>86- Kâdî Abdülcebbâr, Şerhul-usûli&#8217;l-hamse, s. 770.</p>
<p>87- Mutezilenin muhteva tenkidiyle ilgili temel prensipleri için bk Hansu, Mu &#8216;tezile veHadis s. 134-137.</p>
<p>88-Metin tenkidi hakkında geniş bilgi için bk. Dümeynî, Hadis&#8217;te Metin Tenkidi, s. 102-410; Polat, Hadis Araştırmaları, s. 157-218; Karacabey, Hadis Tenkidi, s. 199-217; Ertiirk, Metin Tenkidi, S. 21&#8243; 106; Yıldırım, Hadiste Metin Tenkidi, s. 415-614. Metin tenkidinde karşılaşılan sorunlar hakkında bk. Polat, Metin Tenkidi, s. 307-314.</p>
<p>89- Schacht, Origins, s. 3.</p>
<p>90- Schacht, a.g.e., s. 180.</p>
<p>91- Juynboll, Hadis Tarihinin Yeniden İnşâsı, s. 165.</p>
<p>92- Juynboll, “İsnad Analiz Metotları&#8221; s. 80.</p>
<p>93- Sözü edilen prensibin Batı’da on bes metin tenkidi kuralının en önemlisi olduğuna dair bk.Polat,<br />
Metin Tenkidi, s. 74-75.</p>
<p>94- İhtisar, bir hadisin ihtiva ettiği mânaları daha az kelimelerle ifade edecek şekilde kısaltmak an­lamına gelmektedir. Temel hadis kitapları da dahil pek çok kaynakta ihtisar yapıldığı bilinmek­tedir (Aydınlı, “İhtisar”, DİA, XXI, 572-573). Ancak bu tür rivâyetten kaynaklanan problemler de bulunmaktadır. Bunlar hakkında bk. Karacabey, “Hadiste İhtisar ve Muhtasar Rivâyetten Kaynaklanan Problemler”, s. 53-70.</p>
<p>95- Tirmizî, Sünen (el-İlel), V, 746; Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye, s. 223.</p>
<p>96- Hatîb el-Bağdâdî, a.ge., s. 212.</p>
<p>97- Hatîb el-Bağdâdî, a.g.e., s. 224.</p>
<p>98- Hadis âlimlerinin bu konudaki hassasiyetleriyle ilgili geniş bilgi için bk. Hatîb el-Bağdâdî, a.g.e.,<br />
s. 212-219,223-227.</p>
<p>99- Hoca-talebe ilişkisi çerçevesinde hadislerin naklinde isnad ve metinlerde önemli ölçüde deği­şiklik olmadığının misallerine dair Seyit Ali Güşen, İlk İki Asır Hadis Eserlerindeki Rivâyetlerin Temel Hadis Kaynaklarına İntikali (yayımlanmamış doktora tezi, 2014, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü) ve Dilek Tekin, Yazılı-Şifâhî Rivâyet Bağlamında Müslim&#8217;in Eser Sahibi Hocalarından Rivayetleri (yayımlanmamış doktora tezi, 2014, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü) doktora tezlerine bakılabilir.</p>
<p>100- Eser, Muhammed b. Matar ez-Zehrânî tarafından 1418/1997 tarihinde Rıyad’dan eşredilmiştir.</p>
<p>101- Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye, s. 446-449.</p>
<p>102- Konuyla ilgili iki müstakil çalışma yapılmıştır. Bunlardan biri Yusuf Suiçmez tarafından Sikanın Ziyadesi ismiyle yapılan yüksek lisans tezi (yayımlanmamış yüksek lisans tezi, 1998, Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), diğeri Nurullah Şevket Halil Peker tarafından Ziyâdetü&#8217;s-sikât ve mevhfi&#8217;l-muhaddısin ve’l-fukahâ minhâ adıyla yapılan doktora teridir (yayım­lanmamış doktora tezi, 1423/2002, Câmiatü Ümmi&#8217;l-Kurâ).</p>
<p>103- Âşıkkutlu, “Muhalefet”, DÎA, XXX, 402-403.</p>
<p>104- Dârekutnî, Sünen, V, 49.</p>
<p>105- İbnü’s-Salah, Ulûmu l-hadîs, s. 287.</p>
<p>106- İbnü’s-Salah, a.g.e., s. 215-217.</p>
<p>107- Eser, 1904 tarihinde Kahire’de yayımlanmıştır.</p>
<p>108- Eser, Muhammed Ali Abdülkerîm er-Rudeynî tarafından 1407/1987 tarihinde Dımaşk’ta yayım­lanmıştır.</p>
<p>109- Gerek râviler gerekse hadis metinlerinde yapılan hatalar ve ilgili çalışmalar konusu Ahmet Tahir Dayhan tarafından Hadislerde Tashîf ve Tahrif adıyla doktora tezi olarak incelenmiştir (yayımlan­mamış doktora tezi, 2005, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).</p>
<p>110- Akgün, Goldziber ve Hadis, s. 234 (Goldziher, “Neue Materialien zur Littcratur des Ueberlicferungswcscns bei den Muhammedanem”, s.477’den naklen).</p>
<p>111- Gustav Weilm iddiası için bk. Akgün, Goldziher ve Hadis, s. 22 (Gustav Weil, Geschichte der Chalifen, Mannhcim 1848, II, 290-29l’d en naklen); Kırbaşoğlu, Alternatif Hadis Metodolojisi, s. 389. Hicrî üçüncü asır hadis âlimlerinin bildikleri hadis sayısı ve eserlerini ne kadar hadisten seçe­rek telif ettikleri hakkında bk. Karataş, Hadislerin Sayısı ve Artması, s. 18-19.</p>
<p>112- Juynboll, Hadis Tarihinin Yeniden İnşâsı, s. 23.</p>
<p>113- Karataş, Hadislerin Artması ve Sayısı, s. 49-58.</p>
<p>114- Karataş, a.g.e., s. 64,122.</p>
<p>115- Yapılan araştırmalara göre hicri birinci asırda hadis âlimlerinin bildiği hadis sayısı ortalama 1000 rakamının altında iken hicri ikinci asrın son çeyreğinde 30.000-40.000, hicri üçüncü asırda ise 100.000-1.000.000 civarındadır, bk. Karataş, Hadislerin Artması ve Sayısı, s. 181,192,203.</p>
<p>116- İbn Ebî Hatim, el-Cerh, 1,261.</p>
<p>117- Ibnüs-Salah, Ulûmul-hadis,s. 20-21. .</p>
<p>118- Diğer misaller için bk. Karataş, Hadislerin Artması ve Sayısı, s. 74-76,81-82,130132.</p>
<p>119- Ahmed b. Hanbel, II, 159-160.</p>
<p>120- Ahmed b. Hanbel, II, 163; Dirimi, “Rikik&#8221;, 8; Buhiri, “İman”, 4, *Rikik”, 26; Ebû Dâvüd, “Cihad&#8221;,2.</p>
<p>121- Ahmed b. Hanbel, II, 187; Müslim, “İman&#8221;, 63.</p>
<p>122- Ahmed b. Hanbel, II, 206.</p>
<p>123- Ahmed b. Hanbel, II, 203.</p>
<p>124- Ebû Hureyre’den Ebû Salih’in rivayeti için bk. Ahmed b. Hanbel, II, 379;Tirmizî,“İman&#8221;, 12.</p>
<p>125- Dirimi, “Rikâk”, 4.</p>
<p>126- Müslim, “İman”, 64.</p>
<p>127- Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den Ebû Bürde’nin rivâyeti için bk. Buhiri, “iman”, 5; Tirmizî, “Kıyamet&#8221;, 52.</p>
<p>128- Karataş, Hadislerin Artması ve Sayısı, s. 49.</p>
<p>129- Karataş, a.g.e., s. 65-66,71,73.</p>
<p>130 Dayhan, “İstişrâk ile İstişhad Edilir mi? Eleştirel Bir Bakış&#8221;, s. 38.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-2/">Hadis Kaynaklarının Güvenilirliği Hakkındaki Oryantalist İddialar ve Eleştirileri-2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadis Kaynaklarının Güvenilirliği Hakkındaki Oryantalist İddialar ve Eleştirileri-1</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-1/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Oct 2017 13:55:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Goldziher]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis Kaynaklarının Güvenilir Olmadığı Iddiaso]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis Kaynaklarının Güvenilirliği Hakkındaki Oryantalist İddialar ve Eleştirileri]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Hicri 2.Asırdan Sonra Yazıldığı Iddiası]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Imam Şafii Sonrası Tedavüle Sokulduğu Iddiası]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Tenkidi Yapılmadığı Iddiası]]></category>
		<category><![CDATA[Schacht]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oryantalistler hadis ilminde en çok kullanılan ve hadis anlayışının oluşumunda belirleyici olan “hadis”, “sünnet”, “Peygamber’in sünneti” ve “isnad” kav­ramlarına Müslüman âlimlerden bütünüyle farklı anlamlar yüklemektedirler. Aşağıda önce oryantalistlerin sözü edilen temel kavramlar hakkındaki iddiaları ele alınacak, daha sonra bunların değerlendirilmesi yapılacaktır. &#8220;Hadis kaynaklarının güvenilirliği, başka bir ifadeyle ihtiva ettikleri hadis­lerin kaynağına aidiyeti konusunda oryantalistlerin temel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-1/">Hadis Kaynaklarının Güvenilirliği Hakkındaki Oryantalist İddialar ve Eleştirileri-1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-1/indir-160/" rel="attachment wp-att-18077"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18077" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/indir.jpg" alt="" width="304" height="166" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/indir.jpg 304w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/indir-300x164.jpg 300w" sizes="(max-width: 304px) 100vw, 304px" /></a></p>
<p>Oryantalistler hadis ilminde en çok kullanılan ve hadis anlayışının oluşumunda belirleyici olan “hadis”, “sünnet”, “Peygamber’in sünneti” ve “isnad” kav­ramlarına Müslüman âlimlerden bütünüyle farklı anlamlar yüklemektedirler. Aşağıda önce oryantalistlerin sözü edilen temel kavramlar hakkındaki iddiaları ele alınacak, daha sonra bunların değerlendirilmesi yapılacaktır.</p>
<p>&#8220;Hadis kaynaklarının güvenilirliği, başka bir ifadeyle ihtiva ettikleri hadis­lerin kaynağına aidiyeti konusunda oryantalistlerin temel yaklaşımı olumsuz­dur. Oryantalistlere göre hadis kaynaklarında yer alan hadisler hicrî ikinci asırda ortaya çıkarılmıştır, dolayısıyla onların Hz. Peygamber’le bir ilişkisi bulunma­maktadır. Onların bir diğer iddiasına göre ikinci asırda ortaya atılan hadislerin metinlerinin tarihî süreçte geliştirildiği ve daha önce kısa olan metinlerin hicrî üçüncü asır eserlerinde mükemmelleştirilerek kayda geçirildiği şeklindedir. Aşa­ğıda önce hadis kaynaklarının güvenilir hadis ihtiva etmediği, daha sonra hadis­lerin mükemmelleştirildiği iddiaları ayrı başlıklar altında incelenecektir.</p>
<p><strong>1- HADİS KAYNAKLARININ GÜVENİLİR HADİS İHTİVA ETMEDİĞİ İDDİASI</strong></p>
<p>Hz. Peygamber döneminden itibaren sahabe ve tâbiîn nesillerinin, şahsa özel notlar halinde hadisleri yazdıklarını kabul eden Goldziher e göre,(1) Emevîler dö­neminde tarihî konularla ilgili dinî olmayan literatür söz konusuydu.(2) Ömer b. Abdülazîz’in hadislerin tedvinini resmî olarak başlattığı konusundaki rivâyetler ise çelişkili olduğu için doğru kabul edilemezdi.(3) Hicrî ikinci asırda Abbâsîler döneminde ise dinî ilimler hâkim olmuş ve hukuk literatürü ortaya çıkmıştı.(4) Bu asırda îbn Cüreyc (ö. 150/767), Saîd b. Ebû Arûbe (ö. 156/772), İmâm Mâlik (ö. 179/795) gibi âlimler tarafından telif edilen Sünen, Musannef ve Muvatta türü eserlerin hadis kitabı olmakla bir ilgisi bulunmamaktadır. Bunlar konu esas­lı fıkıh kitaplarıdır. Bu dönemde kendisine başvurulabilecek herhangi bir hadis kitabı söz konusu değildir.(5) Dolayısıyla ona göre, hadis literatürü daha sonra ortaya çıkmış, hatta yalnızca bir hadis kitabı olarak yazılan ilk musannef türü eser Buhârî tarafından telif edilmiştir.(6)</p>
<p>Goldziher, hadislerin Hz. Peygamber ile bir ilişkisinin bulunmadığım ifa de etmiştir. Ona göre İslâm kaynaklarında hadis olarak söz konusu edilen metinlerin Hz. Muhammed’le doğrudan bir ilgisi bulunmamaktadır. Kaynaklarda hadis olarak zikredilen bilgiler Müslümanlar arasındaki siyasî çatışmalar ve fır­ka ihtilaflarında, tarafların kendi görüşlerini Peygamber’in otoritesiyle destek­leme teşebbüslerinin sonucudur. Başka bir ifadeyle ona göre hadisler İslâm’ın birkaç asır devam eden oluşum süreci içinde bu sürece katılan siyasî, İçtimaî İktisadî birçok faktörün sonucudur. Dolayısıyla hemen hemen hiçbir hadisin, Peygamber’in gerçek sözleri olduğu veya onun davranışının güvenilir bir tasviri olduğu ispatlanamaz.(7)</p>
<p>Goldziher’e göre geniş hadis malzemesinden güven duyulabilecek ve Hz. Peygamber’e veya sahâbîlerine doğru olarak isnad edilebilecek bir parçayı bul­mak hemen hemen imkânsızdır. Hadis malzemesi itikâdî ve fıkhî mezhep­lerin çeşitli ve çoğunlukla birbiriyle çelişik görüşlerine paralellik gösterdiği ve onları yansıttığı için, Hz. Peygamber’in kendi öğretisi ve davranışının bir kaynağı olarak hicrî üçüncü asırdaki hadis kaynaklarının genellikle güveni­lir olmaktan uzak sayılmalıdır.(8) Dolayısıyla hadis literatürünün Islâm’ın ilk iki yüzyıldaki dinsel, tarihsel ve sosyal gelişiminin bir sonucu olarak mütâlaa edilmesi gerekmektedir.(9)</p>
<p>Goldziher, Batı’da uzun süre Kütüb-i Sitte ile Buhârî ve Müslim’in Sahihlen hakkında Müslümanların verdikleri bilgilere güvenildiğine ancak bunun yanlış olduğuna da işaret etmektedir. Ona göre, Müslümanların söz konusu anlayışı önceleri yeteri kadar incelenmemişti. Halbuki Müslümanların bakış açısı mo­dern tarih biliminin kendilerine sunulan kaynaklara uyguladığı eleştirel metotla örtüşmemektedir. Batılılar uzun zaman bu kaynaklara güvenirken söz konusu sebeple kendisi buna karşı çıkmaktaydı.(10)</p>
<p>Schacht’ın “doğrudan kabul edebileceğim esaslardan biri Goldziher’in Peygamber’den ve sahâbeden geldiği iddia edilen ve Islâm’ın erken dönemlerine ait oldukları savunulan hadislerin söz konusu döneme ilişkin çok fazla doğru bilgi ihtiva etmediği; bilakis hicrî ilk iki buçuk asrın görüşlerini yansıttığı seklindeki keşfidir şeklindeki açıklaması, hadislerin sıhhati ve hadis kaynaklarının güvenilirliğiyle ilgili Goldziherle aynı görüşü paylaştığını göstermektedir. Schacht’a göre hukukla ilgili merfu hadisler daha sonraki bir tarihte formüle edilmiş hukuk! bir doktrinin sahte bir ifadesi olarak kabul edilmelidir.(12) Do­layısıyla Schacht a göre de hadislerin Hz. Peygamber’in mirasıyla doğrudan bir ilişkisi bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle hadisler peygamber ve ashabından gelmemektedir. Hukukî hadislerin önemli bir kısmı hicrî ikinci asrın ortalarına doğru ortaya çıkmıştır.(13)</p>
<p>Klasik eserlerdeki hadislerin büyük çoğunluğu ise Şâfii’den sonraki bir za­manda tedavüle çıkarılmıştır.(14) Schacht, “Klasik ve diğer mecmualardaki hadis­lerin büyük çoğunluğu Şâfiî’den sonra tedavüle sokulmuştur. Eski hukuk ekol­lerinin yaşayan geleneğin in ve sahâbîler ile diğer otoritelerden gelen daha erken döneme ait rivâyetlerin aksine, Peygamber’den gelen hukukî hadislerin dikkate değer ilk bölümü ikinci yüzyılın ortalarına doğru ortaya çıkmıştır. Sahâbîlerden ve diğer otoritelerden gelen rivâyetler aynı büyüme sürecinden geçmiş olup, Peygamber’den gelen hadislerdeki gibi aynı bakış açısıyla değerlendirilmelidir derken bu durumu ifade etmekteydi.</p>
<p>Schacht’a göre İslâm âlimleri hadisin, kaynağına aidiyeti hususunda tama­men isnadı esas almakta, dolayısıyla şekilci bir yaklaşımı benimsemektedir. An­cak bu yeterli değildir. Zira temel hadis kaynakları sahih olmayan rivâyetlerle do­luydu. Böylesi kendi içinde çelişkili yığından daha önce isimlendirildiği şekliyle “tarihsel sezgiye” dayanarak sağlam bir öz çıkarma gayretlerinin tümü başarısız olmuştur. Nitekim Goldziher, Peygamber’den gelen hadislerin büyük kısmının ait olduklarını iddia ettikleri zamana değil, İslâm’ın ilk asrında doktrinlerin gelişiminin birbirini izleyen basamaklarına ait dokümanlar olduğunu açık bir şekil­de ortaya koymuştur.(16)</p>
<p>Schacht’a göre sahâbe ve tâbiînin isimleri, mevcut doktrinleri desteklemek için serbestçe ileri sürülmüştür.(17) Dolayısıyla sahih mevkûf hadis bulmak, sahih merfu‘ hadis bulmak kadar imkânsızdır. Maktû‘ hadislerin de I. (VII.) yüzyılda yaşamış tâbiîne nispet edilenleri büyük oranda uydurmadır.(18)</p>
<p>Hadislerin önemli bir kısmının uydurma olduğuna ilk dikkat çeken or­yantalistin Sprenger olduğunu ifade eden Juynboll, konuyla ilgili Goldziher ve Schacht’ın görüşlerini naklederek onlara katıldığını belirtmektedir. Nitekim o, “Goldziher’in silip süpürücü değerlendirmelerine göre, kendilerine daha faz­la nüfuz kazandırmak için Peygambere atfedilmiş olan ve hepsi az ya da çok uydurma olarak damgalanan temel kaynaklardaki pek çok nebevi hadis”(19) ve “Goldziher ve Schacht’ın bulguları, hadis literatürünün büyük kısmının, onun sözde kaynaklarına (Peygamber, sahâbe veya daha sonrakilere bile) atfının sa­hihliğini gerçekten inkar anlamını taşımaktadır”(20) şeklindeki açıklamalarıyla, konuyla ilgili Goldziher ve Schacht’ın vardığı sonuçları benimsediğini ve esas aldığını belirtmektedir. Ayrıca o, Goldziher’in, “Hemen hemen hiçbir hadisin, Peygamber’in gerçek sözü veya onun davranışının güvenilir bir tasviri olduğu ispatlanamaz. Hadis literatürünün Islâm’ın ilk iki yüzyıldaki dinsel, tarihsel ve sosyal gelişiminin bir sonucu olarak mütalaa edilmesi gerekir” şeklindeki açıkla­masını naklettikten sonra onun bu görüşünün ilim dünyasını ikna ettiğini ifade etmektedir. O, Schacht’ın Origins adlı eserine hayranlığını dile getirmekte(21) ve Goldziher’in hadisle ilgili temel anlayışını Schacht’ın geliştirdiğini belirtmekte­dir. Ayrıca onun hadislerin hicrî ikinci asırdaki mezhepler tarafından uydurulup yaygınlaştırıldığı şeklindeki görüşünü de kaydeder.(22)</p>
<p>Juynboll’a göre hadis kaynaklarındaki hadislerin hemen hiçbiri güvenilir değildir. Nitekim o, bir yerde “Bir veya birkaç temel hadis eserinde &#8211; ya da hat­ta temel eserler dışındaki eserlerde- zikredilen nebevi hadislerin en azından bir kısmının Islâm Peygamberi’nin yaptığı ya da söylediği veya yapmış ya da söylemiş olabileceği şeylerin doğru tasviri olarak kabul edilmeyi hak ettiği olası gözükmektedir fakat birkaç örnek hariç Peygambere böyle bir atfın gerçekliğini reddedilemez bir kesinlikle ispat etme konusunda tam olarak başardı bir metot bulabilmemiz kesinlikle olası değildir”(23) demektedir. Bir başka yerdeki “Fiilen hadis eserlerinde gerçekliği ve menşei tespit edilecek hiçbir hadis metni mev­cut değildir”(24) ifadesiyle de bu görüşünü açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca ona göre, Kütüb-i Sittedeki hadislerin çoğunluğu tek râvili rivâyet zincirine sahip isnadlarla desteklenmektedir.(25) O, “Ferd hadisleri de içine alan isnad tarikleri meşhur sahih hadis koleksiyonlarında ve diğer hadis eserlerinde çokça yer alsa bile, bu tariklerin tarihen gerçek olduğu garantisini vermez. Bilakis tarihî geçer­liliği olmadığını gösterir”(26) demek suretiyle söz konusu eserlerdeki rivâyetlerin, müelliflerinin veya onların hocalarının uydurması olduğunu ifade etmektedir.(27)</p>
<p>Oryantalistlerin, hadislerin Hz. Peygamberde ilişkisi ile hadis kaynak­larının güvenilirliği konusundaki görüşlerini Arent Jan Wensinck (ö. 1939), David Samuel Margoliouth (ö. 1940) ve Theodorus Willem Juynboll’un (ö. 1948) açıklamaları özetler mahiyettedir. Margoliouth’a göre, Hz. Pey­gamber Kur’ân dışında herhangi bir hüküm veya dinî karar bırakmamış­tır. Hz. Peygamber’den sonra, ilk İslâm toplumunun uyguladığı sünnetin Peygamber’in sünnetiyle hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Bunlar, İslâm ön­cesi Arapların örfüdür. Hicrî II. (VIII.) yüzyılda, Müslüman nesiller bu örfî otoriteye normatiflik sağlamak amacıyla “Peygamber’in sünneti” kavramını geliştirmişler ve bu kavramı gerçekleştirmek için de hadis aracını uydurmuş­lardır.(28) Schacht’ın “Peygamber’in sünneti” kavramıyla ilgili açıklamaları daMargoliouth’un yaklaşımıyla aynıdır.29</p>
<p>Wensinck’in, “Kanonik koleksiyonlar da bulunan materyal yığınının çoğu, son şeklini III. (IX.) yüzyılın ortalarında almış olsa da, II. (VIII.) asrın başından daha geriye gitmeyen bir dönemi kapsar”(30) açıklaması da temel hadis kaynaklarındaki rivâyetlerin hicri ikinci asırdan sonra oluşturulduğunu dolayısıyla güvenilir olarak nitelenemeyeceği­ni ifade etmektedir.</p>
<p><strong>II. HADİS KAYNAKLARININ GÜVENİLİR HADİS İHTİVA ETMEDİĞİ İDDİASININ ELEŞTİRİSİ</strong></p>
<p>Verilen bilgilerde Goldziher’in, Emevîler döneminde dinî literatür olmadı­ğı, Ömer b. Abdülazîz’in hadisleri tedvinine dair bilginin sahih kabul edileme­yeceği, Abbâsîler döneminde dinî edebiyatın hâkim olduğu, Sünen, Musannef, Muvattâ isimleriyle hicrî ikinci asırda telif edilen eserlerin hadis kitapları ol­madıkları, hadisle ilgili ilk musannef türü eserin Buhârî’ye ait olduğu iddiala­rını ileri sürdüğü görülmektedir. Ayrıca sözü edilen üç oryantalistin de temel hadis kaynaklarının güvenilir hadis ihtiva etmedikleri, özellikle Schacht’ın dil­lendirdiği hadislerin büyük çoğunluğunun Şâfiî’den sonra tedâvüle sokulduğu iddialarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu iddialar aşağıda ayrı başlıklar altında incelenecektir.</p>
<p><strong>A. HİCRÎ İKİNCİ ASIRDA HADİS KİTABI BULUNMADIĞI İDDİASININ ELEŞTİRİSİ</strong></p>
<p>Islâm tarihinde hicrî birinci asır genelde şifahî bilgi dönemi olmakla birlik­te Goldziher’in Emevîler döneminde dinî literatür olmadığı iddiası tarihî ger­çeklerle örtüşmemektedir. Nitekim yukarıda da ifade edildiği gibi bizzat Gold­ziher sahâbe döneminde hadis sahifelerinin bulunduğunu zikretmektedir. O, başta Abdullah b. Amr b. Âs (ö. 65/684) olmak üzere Sa‘d b. Ubâde (ö. 14/635), Esmâ bint Umeys (ö. 40/661), Semüre b. Cündeb (ö. 60/680), Câbir b. Ab dullah (ö. 78/697) gibi sahâbîlerin sahifelerinin bulunduğunu belirtmektedir.(31)</p>
<p>Vefat tarihlerinden de anlaşıldığı üzere bunların bir kısmı Emevîler döneminde de yaşamış sahâbîlerdir. Bunların dışında Amr b. Hazm el-Ensârı (ö. 53/673), Abdullah b. Abbâs (ö. 68/687), Abdullah b. Ebû Evfâ (ö. 86/705), Encs b. Mâlik (ö. 93/711) de hadis yazdığı bilinen sahâbîlerdir.(32) Ebû Hureyre’nin (ö. 58/678), talebesi Hemmâm b. Münebbih’e (ö. 132/750) yazdırdığı 138 hadis ihtiva eden ve Sahifetü Hemmâm b. Münebbih diye tanınan hadis sahîfesi ise günümüze gelmiştir.(33)</p>
<p>Emevîler döneminde yaşayan Mücâhid b. Cebr (ö. 103/721) ve Hasan el- Basrî’nin (ö. 110/728) telif ettikleri tefsirleri ile Haşan el-Basrî’nin kader ko­nusunda Abdülmelik b. Mervâna yazdığı risâle günümüze gelmiştir.(34) Aynı dönemde İbn Şihâb ez-Zührî’nin (ö. 124/742) İslâm tarihiyle ilgili yazdığı el-Megâzi(35) isimli telifi de günümüze ulaşmıştır. Bu bilgiler Emevîler döne­minde dinî literatür olmadığı iddiasının isabetli olmadığını göstermektedir. Goldziher’in, Ömer b. Abdülazîz’in hadislerin tedvinini resmî olarak başlattığı konusundaki rivâyetlerin çelişkili oldukları iddiası da gerçekleri yansıtmamak­tadır. Nitekim konuyla ilgili rivâyetlerde çelişki olmadığı görülmektedir.(36) Ay­rıca hadislerin tedvinini Ömer b. Abdülazîz‘den önce Mısır valisi iken babası Abdülazîz b. Mervânın (ö. 86/705) düşündüğü, bu amaçla Kesîr b. Mürre el- Hadramî’ye (ö. 75/694) bir mektup yazdığı da kaynaklarda zikredilmektedir.(37)</p>
<p>Dolayısıyla Ömer b. Abdülazîz’in, babasının gerçekleştiremediği bu faaliyeti yerine getirmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır, Goldziher in sahabe hadis sahifelerinin bulunduğunu ifade ettiği halde Emevîler döneminde hadis sahifelerinin bulunduğunu ifade ettiği halde Emeviler döneminde dini literatür bulunmadığını söylemesinin ise açık bir çelişki olduğu görülmektedir.</p>
<p>Goldziher’in “Abbâsîler döneminde dinî edebiyatın hâkim olduğu” şeklin­deki görüşü ise, “bu türden çalışmaların geliştiği” tarzında anlaşılırsa isabetli kabul edilebilir. Zira Abbâsîler dönemi İslâmî ilimlerin gelişme dönemi olduğu gibi, diğer ilimlerde de önemli ölçüde mesafe alındığı bir devre olmuştur. Nite­kim bu dönemde tıp, astronomi, matematik, mantık ve felsefe alanında tercüme ve telif birçok çalışma ortaya konulmuştur. Bu dönemde antik Yunan, Hint, İran kültürlerine ait İlmî ve felsefî eserler tercüme yoluyla İslâm dünyasına kazandı­rılmıştır. Yüksek seviyede İlmî araştırmaların yapıldığı, tercüme faaliyetlerinin gerçekleştirildiği “Beytülhikme” de bu dönemde kurulmuştur.(38) Dolayısıyla Abbâsîler dönemi Goldziher’in iddia ettiği gibi sadece dinî edebiyatın hâkim olduğu bir devre olmayıp tıptan felseye her türlü ilmin gelişme ortamı bulduğu bir dönemdir.</p>
<p>Yukarıda ifade edildiği üzere Goldziher’in iddialarından biri, ilk musannef türü eserin üçüncü asırda yazıldığıdır. Ona göre ilk musannef türü eser Buhâri tarafından telif edilmiştir. Böylece o, iki asır sonra telif edilen hadis kaynakları­na güvenilemeyeceğini ima etmektedir. Ancak onun bu görüşü tarihî bilgilerle örtüşmemektedir. Zira hicrî ikinci asrın başlarında başlayan tedvin faaliyeti kısa sürede yaygınlaşmış, aynı asrın ortalarına doğru konu esaslı hadis kitapları telif edilmeye başlanmıştır. Nitekim bu dönemde birçok hadis âlimi konu esaslı ha­dis kitabı telif etmiştir. İbn Cüreyc (ö. 150/772), Ma‘mer b. Râşid (ö. 153/770), Saîd b. Ebû Arûbe (ö. 156/772), Rebi‘ b. Sabîh (ö. 160/776), Süfyân es-Sevrî (ö. 161/777), Hammâd b. Seleme (ö. 167/783), Mâlik b. Enes (ö. 179/795), Abdul­lah b. Mübârek (ö. 181/797), Hüşeym b. Beşîr (ö. 193/808), Süfyân b. Uyeyne (ö. 198/813) bu dönemde musannef/konu esaslı hadis kitabı yazan âlimlerdendir.(39) Mamer b. Râşid’in el-Câmi&#8217;i(40), Hz. Peygamber’in hadisleri yanında sahâbî ve tabiîlerin görüşlerini de ihtiva eden Malik b. Enes’in el-Muvata&#8217;ı,(41) Ehl-i re’y’in önde gelen âlimlerinden Ebû Yusuf’un (ö. 182/798) el-Âsâr&#8217;ı(42) ve Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin (ö. 189/805) el-Âsârı(43) ile Kitâbul-Asl(44) isimli eserleri bu dönemden günümüze ulaşan musannef eserlerdir.</p>
<p>Konu esaslı kitaplardan kısa bir süre sonra ise hadisleri sahâbîlerin isimleri altında bir araya getiren yeni bir eser türü telif edilmeye başlanmıştır. Bu tür eserlere müsned ismi verilmiş­tir. Abdullah b. Mübârek, Ebû Dâvûd et-Tayâlisî (ö. 204/819), Esed b. Mûsâ (ö. 212/827), Ubeydullah b. Mûsâ (ö. 213/828) gibi âlimler hicrî ikinci asrın sonlarına doğru müsned türü eser telif eden âlimlerden bir kaçıdır. Bunlardan Abdullah b. Mübârek(45) ve Ebû Dâvûd et-Tayâlisî’nin(46) müsnedleri günümüze gelmiştir. Dolayısıyla Goldziher’in ilk musannef türü eserin Buhârî tarafından telif edildiğine dair iddiası, sözü edilen eserlerden haberdar olmadığı veya onları görmezlikten geldiği anlamına gelmektedir.</p>
<p>Yukarıda ifade edildiği gibi Goldziher’in iddialarından bir diğeri, hicrî ikin­ci asırda Abbâsîler döneminde hadis literatürünün bulunmadığı sadece hukuk literatürünün ortaya çıktığıdır. Dolayısıyla bu asırda İbn Cüreyc, Saîd b. Ebû Arûbe, İmâm Mâlik gibi âlimler tarafından telif edilen Sünen, Musannef ve Muvattâ türü eserlerin hadis kitabı olmakla bir ilgisi bulunmamaktadır. Bunlar konu esaslı fıkıh kitaplarıdır. Bu dönemde kendilerine başvurulabilecek herhangi bir hadis kitabı söz konusu değildir. Dolayısıyla ona göre, hadis literatürü daha sonra ortaya çıkmış hatta sırf bir hadis kitabı olarak yazılan ilk musannef türü eser Buhârî tarafından telif edilmiştir.</p>
<p>Goldziher’in İmâm Mâlik’in el-Muvatta&#8217;ı ile İbn Cüreyc ve Saîd b. Ebû Arûbe’nin eserlerini fıkıh kitabı olarak nitelemesi de tartışmaya açıktır. Zira Hz. Peygamber’in hadisleriyle birlikte, Medine halkının uygulamasını (amel-i ehl-i Medine) yansıtan sahâbe görüşleri ile tâbiîn fetvalarını da ihtiva eden İmâm Mâlik’in el-Muvatta&#8217;ı birçok âlim tarafından hadis kitabı olarak da kabul edilmiştir.</p>
<p>Nitekim el-Muvatta&#8217;da,Hz. Peygambere ait 600, sahabeye ait 613 ve tabiine ait 285 rivâyet bulunmaktadır. Ayrıca o, Sahîhaynden sonra, Ebû Dâvûd ve Nesai&#8217;nin es-Sünenleriyle birlikte zikredilmesi gereken hadis kitaplarından biri olarak nitelendirilmiştir.(47) Kaynaklarda es-Sünen veya es-Sünen fı&#8217;l-fıkh adlarıyla îbn Cüreyc ve Saîd b. Ebû Arûbe’ye nisbet edilen eserlerin müstakil birer fıkıh kitabı olmaktan çok fıkıh konularına göre tasnif edilmiş hadis eserleri olma ihtimalleri daha yüksektir. Nitekim hicrî üçüncü asırda “es-Sünen” ismiyle telif edilen eserler de fikıh konularına göre telif edilmiş hadis kitaplarıdır.</p>
<p><strong>B. HADİS KAYNAKLARINA GÜVENİLEMEYECEĞİ İDDİASININ ELEŞTİRİSİ</strong></p>
<p>Şu&#8217;be b. Haccâc ve İmam Mâlik gibi istisnaları bulunmakla birlikte hicrî ikinci asırdan itibaren hadis âlimlerinin genel yaklaşımı güvenilir-zayıf ayırı­mı yapmaksızın her râviden sahih, zayıf ve hatta kısmen uydurma olmak üzere her türlü rivâyeti almaktı. Tirmizî bu durumu, “Birçok hadis âlimi durumlarım da açıklayarak zayıf râvilerden rivâyette bulunmaktaydı. Dolayısıyla güvenilir râvilerin zayıflardan rivâyeti seni hataya düşürmesin” ifadeleriyle açıklamaktadır. Muhammed b. Şîrîn de hadisi aldığı kimsenin güvenilir olmakla birlikte isna­dındaki bir önceki râvinin yalancılıkla itham edilebildiğini belirtmektedir.(48)</p>
<p>Dönemin önde gelen hadis âlimlerinden Süfyân es-Sevrî’nin (ö. 161/778), “hadisi din edinmek/amel etmek, araştırmak ve uydurma olduğunu bilmek amaçlarından biriyle alırım”(49) açıklaması da bu durumu ifade etmektedir. Süfyân es-Sevrî “Kelbî’den sakının” diye uyarıda bulunduğu halde kendisi on­dan rivâyet etmekteydi. Sebebi sorulduğunda ise “Ben onun doğrularını da ya­lanlarını da bilirim”(50) açıklamasını yapmaktaydı. Nitekim hicrî ikinci asırdan kısmen günümüze gelen Mamer b. Râşid’in el-Câmisl isimli eserinde sahih, zayıf, az da olsa mevzû hadisler bulunmaktadır. Ayrıca isnadlarında meçhul râviler yer almakta, eserde belâğ türü rivâyetler de zikredilmektedir.(52) Kısaca ifade etmek gerekirse bu dönemde isnadını zikretmek şartıyla hadis eserlerinde her türlü rivâyeti bir arada zikretme geleneği hâkimdir.</p>
<p>Bu ilmi gelenek önemli ölçüde hicri üçüncü asırda da devam etmiştir. Söz konusu dönemde isnadın zikredilmesi aynı zamanda hadislerin sıhhati hakkın­da da bilgi vermek anlamına gelmekteydi. Başka bir ifadeyle hadislerin esere isnadıyla alınması, onların araştırılmasına imkân vermekteydi. Sözü edilen ilmi geleneğin istisnası ise İmam Buhârî ve Müslim’in eserleridir. Bu asırda ilk defa Buhârî ve talebesi Müslim sadece sahih hadisleri toplamak amacıyla eser telif etmişlerdir. Her iki âlim de eserlerini el-Câmius-sahîh olarak isimlendirmişler­dir.</p>
<p>Onlar “es-Sahih” ifadesiyle eserlerine aldıkları hadislerin sahih olduğuna, “el-Câmi” ile ise eserlerinin sahih olmak şartıyla Islâm’ı ilgilendiren her konuda hadis ihtiva ettiğine işaret etmişlerdir. Bu, İslâm’ı ilgilendiren bir konuda az mik­tarda da olsa sahih hadis varsa eserlerine alacakları anlamına gelmektedir. Ancak Buhârî’nin eserinin isminde “el-muhtasar” ifadesine yer vermesi, amacının tüm sahih hadisleri toplamak olmadığını göstermektedir. Aynı durum Müslim için de söz konusudur.</p>
<p>Schacht ve Juynboll’un hadis kaynaklarının güvenilir olmadığına dair gö­rüşleri müşterek râvi teorilerine dayanmaktadır. Zira onlara göre hadisin metnini ve isnadını, isnadın kendisinden kollara ayrıldığı müşterek râvi uydurarak Hz. Peygambere nispet etmiştir. Dolayısıyla hadis kaynaklarındaki metinler müşte­rek râvilerin marifetidir. Ancak yukarıda “Müşterek Râvi Kavramının Eleştirisi” başlığı altında ele alındığı gibi müşterek râvi teorisi de tarihî verilerle örtüşmemektedir.</p>
<p>Hadis kaynakları, senedleri açık olarak zikretmek bakımından önem­li ölçüde araştırma imkânı da tanıyan bir yöntemle pek çok rivâyeti toplamayı amaçlayan eserlerdir. Bu tür eserler hakkında tüm hadislerinin güvenilir veya güvenilmez olduğunu söylemek, eserlerin özelliklerini bilmemekten kaynakla­nan genellemeci bir yaklaşımdır. Özellikle hicrî üçüncü asırda telif edilen temel hadis kaynaklarından Kütüb-i Sitte de diğerlerine nispetle daha çok sahih hadis bulunduğu söylenebilir. Ancak bu, onlarda hiç zayıf hadis bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Rivâyet dönemine ait eserlerde senedlerin zikredilmesi, hadisin sıhhatiyle ilgili değerlendirmeyi muhataba bırakmak anlamına gelmekteydi.Dolayısıyla söz konusu oryantalistlerin temel hadis kaynaklarının önemli ölçüde güvenilir olmadığını söylemeleri, İlmî olmaktan çok önyargılı bir anlayışın sonucu olarak görülmektedir.</p>
<p><strong>C. HADİSLERİN İMAM ŞÂFİÎ SONRASI TEDÂVÜLE SOKULDUĞU İDDİASININ ELEŞTİRİSİ</strong></p>
<p>Schacht’ın temel hadis kaynaklarındaki hadislerin büyük çoğunluğunun Şâfiî’den sonraki bir zamanda tedâvüle çıktığı iddiası da tarihî bilgilerle örtüşmemektedir. Zira ilk iki dönemdeki hadis kaynaklarında bulunan hadislerin te­mel hadis kaynaklarına intikali konusunda son dönemde yapılan araştırmalar, hicrî üçüncü asır temel hadis kaynaklarındaki hadislerin Şafiî öncesindeki eser­lerde de bulunduğunu ortaya koymuştur. Nitekim en çok sayıda hadis rivâyeti etmiş olmasıyla tanınan Ebû Hureyre’nin talebesi Hemmâm b. Münebbih’e yaz­dırdığı günümüze ulaşan ilk yazılı hadis vesikası olarak takdim edilen Sahife’deki hadislerin çoğu, Buhârî ve Müslim’in Sahîtileri ile diğer hadis kaynakları tara­fından nakledilmiştir.</p>
<p>Sözü edilen Sahifedeki toplam 138 hadisten 137’si Ahmed b. Hanbel’in Müsned&#8217;inde, 98’i hadis Buhârî ve Müslim tarafından farklı kitap ve bablarda rivâyet edilmiştir.(53) Son dönemde yapılan araştırmalar, temel hadis kaynaklarında, Şafiî öncesi hicrî ikinci asırda telif edilen eserlerden bol miktarda hadis yer aldığı tespit edilmiştir. Bu durum, Schacht’ın temel hadis kaynakla­rındaki hadislerin büyük çoğunluğunun Şâfiî’den sonraki bir zamanda tedâvüle çıktığı iddiasının isabetli olmadığını göstermektedir.(54)</p>
<p><strong>III. METİN TENKİDİ YAPILMADIĞI İDDİASI VE ELEŞTİRİSİ</strong></p>
<p>Oryantalistlerin temel hadis kaynaklarına yönelik eleştirilerinden biri, bu eserlerde yer alan hadislerin metin tenkitlerinin yapılmadığı iddiasıdır. Nitekim Goldziher, Müslümanların hadislerin sıhhatini tespitte isnadı esas alıp metni ihmal ettiklerini ileri sürmektedir. Ona göre herhangi bir Müslümanın, metni akla veya tarihî bilgiye aykırı olan bir hadisin isnadının sahih olduğundan şüphe ettiğini söylemesi mümkün değildir. Müslüman münekkitlere göre hadisin sahih olması için tarihî bilgiye aykırı olsa bile isnadın sahih olması yeterlidir. Bu yakla­şım geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir.(55) Kısaca Goldziher, kaynağına aidiyetini tespitte Müslümanlar için hadisi nakleden râvilerin güve­nilirliğini esas olduğu, onlar için metnin önem arz etmediği, hadisin sahih olup olmadığının râvilerle belirlendiği görüşündedir.(56)</p>
<p>Schacht’a göre de İslâm âlimleri hadisin kaynağına aidiyeti hususunda ta­mamen isnadı esas almakta, dolayısıyla şekilci bir yaklaşımı benimsemektedir. Ancak bu yeterli değildir. Zira temel hadis kaynakları sahih olmayan rivâyetlerle doludur. Böylesi kendi içinde çelişkili yığından, daha önce isimlendirildiği şek­liyle “tarihsel sezgiye” dayanarak sağlam bir öz çıkarma gayretlerinin tümü ba­şarısız olmuştur. Nitekim Goldziher, Peygamber’den gelen hadislerin büyük kıs­mının ait olduklarını iddia ettikleri zamana değil, İslâm’ın ilk asrında doktrinle­rin gelişiminin birbirini izleyen basamaklarına ait dokümanlar olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur.(57)</p>
<p>Burada İslam Tarihi isimli eseri Türkçe’ye tercüme edilen Leone Caetani’nin (ö. 1935) görüşlerine işaret etmek de yerinde olacaktır. Goldziher ve Schacht gibi o da hadis âlimlerinin ve genelde Müslümanların metin tenkidini önemse­medikleri görüşündedir. Ona göre hadis âlimlerinin araştırmaları sadece isnadlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Hadislerin metinleri ise hiç araştırılmaz.58 Ona göre şarklıların fikri tenkidi hiçbir zaman bir hadd-i muayyenden öteye geçemez ve bir şeyi kabul etmeden evvel onu şüpheli görmeğe cesaret edemez. Zira bunu kabul etmek, bütün hadis ilminin temellerini sarsacaktı ve bütün Islamiyeti na­zardan düşürecekti. İslam uleması, hiçbir zaman, bu kadar cüret-i tenkide malik olamadılar ve böyle esash surette tahripkâr bir şüphe izharına cesaret edemedi­ler.(59)</p>
<p>Hadislerin metinlerinin tenkit edilebileceğini kabul etmek, iman ve akaid kapılarını tahripkar akıl ve mantığa açık bulundurmak olurdu, İslâmiyet&#8217;in esasını sarsardı.(60) Böylece Caetani Müslümanların hem hadislerle ilgili metin ten­kidi yapmadıklarını hem de tenkit zihniyetine sahip olmadıklarını ifade etmek­tedir. Söz konusu açıklamalar oryantalistlere göre metin tenkidi yapılmadığı için hadis kaynaklarındaki metinlere güvenilemeyeceği anlamına da gelmektedir.</p>
<p>Verilen bilgilerden anlaşıldığı üzere oryantalistlerin söz konusu ettiği metin tenkidi, hadislerin muhtevasının özellikle akıl ve tarihi bilgiler esas alınarak de­ğerlendirilmesidir.(61) Goldziher’in, “Müslüman münekkitlere göre tarihî bilgiye aykırı olsa bile isnadın sahih olması kabulü için yeterlidir”, “Bir Müslümanın, metni akla veya tarihî bilgiye aykırı olan bir hadisin isnadının sahih olduğundan şüphe ettiğini söylemesi mümkün değildir” ve Caetani’nin “Hadislerin metinle­rinin tenkit edilebileceğini kabul etmek, iman ve akaid kapılarını tahripkar akıl ve mantığa açık bulundurmak olurdu”.ve “Hadis âlimlerinin araştırmaları sadece isnadlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Hadislerin metinleri ise hiç araştırılmaz” şeklindeki açıklamaları bu durumu teyit etmektedir. Goldziher’in, “Bu yaklaşım geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir” açıklaması ise, başlan­gıçtan itibaren Müslümanların isnad tenkidiyle yetindiklerini ifade etmektedir. Caetani ayrıca Müslümanların tenkit zihniyetine sahip olmadıklarına vurgu yapmaktadır. Ancak sözü edilen oryantalistlerin genelde Müslümanlar özellikle de hadis ilmiyle ilgili ortaya attıkları bu iddialar tarihi gerçeklerle örtüşmemektedir. Başka bir ifadeyle tarihi bilgiler esas alındığında oryantalistlerin sözü edi­len yaklaşımının isabetli olmadığı görülmektedir.</p>
<p>Burada öncelikle Müslümanların tenkit zihniyetine sahip olmadıklan id­diasının cehalet veya ön yargının eseri olduğunu belirtmek gerekmektedir. Zira Islâm tarihi boyunca gerek itikadı gerekse fıkhî ekollerin ortaya çıkışı tenkit zih­niyetinin sonucudur. Bu ekollerin ortaya çıkışının en temel sebeplerinden biri dinî kaynakları anlamadaki yöntem farklılıklarıdır. Nitekim ilk dönemlerden itibaren telif edilen ve “er-Red” başlığını taşıyan eserler Müslümanların inanç alanında, “ihtilâf” ismini taşıyanlar ise fıkıh sahasında tenkit zihniyetini ortaya koyan ürünlerdir.</p>
<p>Ehl-i hadis âlimlerinden Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) er-Red ale&#8217;z-zenâdıka ve&#8217;l-Cehmiyye(62) Osman b. Saıd ed-Dârimi&#8217;nin (ö. 280/874) er-Red alel-Cehmiyye(63) ve er-Red alâ-Bişr el-Merisi(64) ile Mütezile âlim Câhız’ın (ö. 255/869) er-Red ale n-nasârâ ve&#8217;l- yehud(65) isimli eserleri bunlardan birkaçı­dır. Hz. Peygamber’in, “İctihadda isabet eden iki, hata eden bir sevap kazanır.'(66) hadisi fıkıh alanında başlangıçtan itibaren İslâm âlimlerinin tenkit zihniyetini oluşturan en önemli etken olmuştur. Nitekim hicrî ikinci asrın başlarından itiba­ren fıkıh ekollerinin oluşmasıyla isabetli görüşü tespit veya hatalı görüşü eleştiri amaçlı eserler yazılmaya başlamıştır. Nitekim İmam Ebû Hanife’nin önde gelen talabelerinden Ebû Yusuf’un (ö. 182/798) İhtilâfu Ebi Hanife ve İbn Ebî Leyla(67) ve er-Red alâ Siyerıl-Evzâı&#8217;si(68) ile Muhammed b. Haşan eş-Şeybânî’nin (ö. 189/805) Medine fıkhına karşı Hanefi fıkhını müdafaa amacıyla telif ettiği el- Hücce alâ ehlıl-Medîne'(69) isimli eserleri bu türün ilk örneklerini oluşturmaktadır.</p>
<p>Özellikle fıkıh literatüründe sık karşılaşılan “hilâfen li-fîilân/Falanın görüşüne aykırı olarak” kavramı, fıkıh ve kelâm ilimlerinde kullanılan “hilâf ”, “ihtilâf” ve “cedel” tabirleri ile ilgili literatür(70) de İslâm âlimlerinin tenkit zihniyetinin gös­tergelerinden bir kısmıdır.</p>
<p>Müslümanların sadece isnadla meşgul oldukları, hadis metinleriyle ilgilenme­dikleri ve metin tenkidi yapmadıkları ile ilgili, sözü edilen oryantalist iddialar tarihî gerçeklerle örtüşmemektedir. Zira Müslümanlar ilk dönemlerden itibaren bir ha­disin farklı rivâyederini karşılaştırarak en sağlam metni tespit etme gayreti içinde olmuşlardır. “Muâraza” olarak isimlendirdikleri bu yöntemle hadis metinlerindeki farklılıkları ve en sağlam metni tespit etmeyi amaçlamışlardır. Tâbiînin önde gelen âlimlerinden Eyyüb es-Sahtiyânî’nin (ö. 131/748) “Hadisi aldığın hocanı hatasını tespit etmek istiyorsan aynı hadisi diğer hocaların rivayetiyle karşılaştır”(71) Abdullah b. Mübârek’in (ö. 181/797) “Hadisin sahihini tespit etmek istiyorsan birbiriyle karşılaştır”(72), İmâm Şafiî’nin “Bir kitaba ilave ve düzeltmeler yapıldığı­nı görürsen bil ki, sahih bir nüshadır”(73) şeklindeki açıklamaları bu yöntemin ilk dönemlerden itibaren teşvik edilip uygulandığını göstermektedir.(74) Nitekim ha­dis metinlerinde karşılaşılan “idrâc/hadise yapılan ilave”, “ziyâdetu&#8217;s &#8211; sika/güvenilir râvinin hadise yaptığı ilave”, “ihtisar ve taktî‘/hadis metnini konularına ayırarak kı­saltma”, “el-mezîd fi muttasıli’l-esânîd/muttasıl isnada yapılan ilave” gibi durumlar bu yöntemle tespit edilmiştir. Bütün bunlar hadis âlimlerinin sadece isnadla değil hadis metinleriyle de ilgilendiklerini göstermektedir.</p>
<p>Oryantalistler, Müslümanları, hadislerin muhtevasını akla ve tarihî bilgilere arzetmedikleri, dolayısıyla metin tenkidi yapmadıkları gerekçesiyle de eleştirmişlerdir. Ancak sahâbe neslinden itibaren hadislerin Hz. Peygamber&#8217;e aidiyetini tespitte met­nin esas alındığına dair uygulamaların varlığı bilinmektedir. Başta Hz. Aişe(75) ol­mak üzere bazı sahâbîler Hz. Peygamber’den nakledilen bir kısım bilgileri Kurana, sahih sünnete ve akla aykırı olduğu gerekçesiyle kabul etmemişlerdir. Konuyla ilgili yapılan çalışmalarda buna dair azımsanmayacak sayıda misal bulunmaktadır.(76)</p>
<p>Tabiîn döneminden itibaren ise özellikle hadis ilmiyle meşgul olan, başka bir ifadeyle Ehl-i hadis diye nitelenen âlimlerin yaklaşık ilk üç asırda bu anlamda metin tenkidinden çok isnad tenkidini benimsedikleri söylenebilir. Hadislerde müteşâbih, mecaz ifadelerle cennet-cehennem gibi gaybî haberlerin de yer almasının hadis âlimlerinin özellikle isnad tenkidini tercih etmelerinin sebebi olduğu düşünülebilir.</p>
<p>Dördüncü asırda ise Hâkim en-Nîsâbûrî (ö. 405/1014) Mdrifetü ulûmıl-hadîs isimli hadis usûlü eserinin 19. bölümünü isnadı sağlam ve güvenilir râvilerden meydana geldiği halde metnindeki problemlerden dolayı sahih kabul edilmeyen hadislere ayırmış­tır. Bu başlık altında verdiği misallerdeki “Bu, güvenilir hadis imamlarından oluşan bir isnaddrr fakat metni hatahdır/bâtıldır”, “Bu, güvenilir hadis imamlarından oluşan bir isnaddır fakat son derece zayıf ve illetlidir” ifadeleriyle isnadları sağlam olduğu halde sahih özelliği taşımayan hadislere işaret etmektedir. Aynı başlık altında bir ha­disin sıhhatinin yalnızca râvileri yoluyla tespit edilemeyeceğini, ayrıca ince bir anlayış, rivâyetleri hıfz ve hadis ilim/semâ meclislerine katımak gerektiğini ifade etmekte­dir.(77)</p>
<p>Hatîb el-Bağdâdî de bir haberin sahih kabul edilebilmesi için akla, Kuranın muhkem nassına, mütevâtir sünnete, ümmetin icmâına, her türlü kesin delile aykırı olmaması gerektiğini ifade etmektedir.(78) Dolayısıyla Ehl-i hadis âlimlerinin sıhhat tespiti genelde isnad merkezli olmakla birlikte metnin de dikkate alınması gerektiği­ni ifade eden âlimler bulunmaktadır. Hicrî altıncı asırdan itibaren mevzû hadislerin müstakil kitaplarda bir araya getirilmeye başlamasıyla bu tür hadisleri tespit amacıyla metin tenkidi prensipleri yazıh hale getirilmiştir. Nitekim İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350) el-Menârü&#8217;l münîf fı&#8217;s-sahîh ve&#8217;d-daîf(79) isimli eserinde senedi incelenmek- sizin bir hadisin mevzû olduğunun anlaşılabilmesinin prensiplerini tespit etmiştir.(80)</p>
<p>Öte yandan Ehl-i rey ve Mutezile ise başlangıçtan itibaren muhteva tenkidi yapan ekollerdir. Nitekim İmam Ebû Hanife’nin (ö. 150/767) önde gelen öğren­cisi Ebû Yûsuf (ö. 183/798), “Rivâyetler çoğaldıkça, bilinmeyen, fıkıh ehlinin bil­mediği, Kitaba ve Sünnete uygun olmayan rivâyetler ortaya çıkar. Şâz hadislerden sakın, hadisçilerin ve fakihlerin bildikleri ile Kitap ve Sünnet e uygun olanları al, diğerlerini buna göre değerlendir. Çünkü Kurana aykırı olan, Hz. Peygamber’den rivâyet edilmiş dahi olsa ondan değildir” demiştir.(81) Bunun dışında Ehl-i re’y’e göre rivâyet edilen haber-i vâhid, dinin temel kaynaklarından elde edilen usul­ler ile meşhur sünnete aykırı ve râvi, rivâyet ettiği habere muhâlefet etmekte ise veya umûmu&#8217;l-belvâ bir konuda ise reddedilmelidir.(82) Hanefi ekolü rivâyetin sözü edilen şekildeki muhalefetini, mânevi inkıtâ (anlam kopukluğu) olarak isimlendirmişlerdir.(83) Verilen bu bilgiler başta İmam Ebû Hanife olmak üzere Ehl-i rey&#8217;in hadisleri kabul için hadis metinlerini sözü edilen ölçüler çerçevesinde inceledikle­rini ve sıhhat tespitini sadece isnadla belirlemediklerini göstermektedir.</p>
<p>Mutezile de haber-i vahidin sıhhatinin hem isnad hem de metin tenkidi ile belir­leneceği kanaatindedir. Mutezile, hadisin sıhhatini tesbitte isnadın güvenilir olmasını gerekli görmekle birlikte öncelikle ve çoğunlukla muhteva tenkidine önem vermekte­dir. Hatta bu konudaki düşüncelerini desteklemesi sebebiyle hadisçilerin sahih kabul etmedikleri, “Benden size muhtelif hadisler gelecektir. Allahın Kitabı’na ve sünneti­me uygun olanlar benden gelmiş demektir. Bunlara aykırı olanlar ise benden değil­dir” rivayetini delil olarak zikretmişlerdir.(84)</p>
<p>Mutezili âlim Ebu&#8217;l-Hüseyin el-Basrî (ö. 436/1046) akla aykırı haberin kabul edilemeyeceğini ifade etmiş,(85) Kâdı Abdülcebbâr akla aykırı haberin reddedileceğini ancak akla uygun rivâyetlerin Hz. Peygambere ait olduğunun söylenebileceğini belirtmiştir.(86) Mutezile âlimleri, hadisin sahih kabul edi­lebilmesi için muhtevasının Kurana,mutevatir sünnete, icmaya, sahâbe uygulamasına, akla aykırı olmaması, tarihî bilgi-tecrübe ve diğer rivayetlerle çelişmemesi geneli ilgi­lendiren (umûmü’l-belvâ) konularda bulunmaması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.(87)</p>
<p>Görüldüğü gibi Ehl-i hadis âlimleri muhteva tenkidi hususunda belirli bir süre çekimser kalmışlarsa da Islâm düşünce geleneğinde hadislerin sıhhatini tes­pitte önemli ölçüde metin tenkidi uygulanmıştır. Nitekim son dönemde konuyla ilgili yapılan çalışmalar da bu gerçeği desteklemektedir.(88) Bu durum, Müslü­manların sadece isnad tenkidi yaptıkları tarzındaki oryantalist iddianın tarihî gerçeklerle örtüşmeyen bir genelleme olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Prof.Dr.Ahmet Yücel</p>
<p><strong>Devamı için bkn:</strong></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="UnniLxAx4R"><p><a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-2/">Hadis Kaynaklarının Güvenilirliği Hakkındaki Oryantalist İddialar ve Eleştirileri-2</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Hadis Kaynaklarının Güvenilirliği Hakkındaki Oryantalist İddialar ve Eleştirileri-2&#8221; &#8212; İlim Cephesi" src="https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-2/embed/#?secret=gUyL0Twf6z#?secret=UnniLxAx4R" data-secret="UnniLxAx4R" width="525" height="296" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-1/">Hadis Kaynaklarının Güvenilirliği Hakkındaki Oryantalist İddialar ve Eleştirileri-1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadis-kaynaklarinin-guvenilirligi-hakkindaki-oryantalist-iddialar-ve-elestirileri-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Temel Hadis Kavramlarıyla İlgili Oryantalist İddialar ve Eleştirisi-2</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Oct 2017 13:43:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Goldziher]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis Kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[Schacht]]></category>
		<category><![CDATA[Temel Hadis Kavramlarıyla İlgili Oryantalist İddialar ve Eleştirisi-2]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18065</guid>

					<description><![CDATA[<p>B. HADÎS KAVRAMI Yukarıda ifade edildiği gibi Goldziher ve Schacht sünneti ilk Müslüman cemaatin uygulamaları, hadisi ise bu sünnet ve uygulamaların, Hz. Peygamber e nispet edilen sözlü ve tarihî belgeleri olarak görmektedir.(81) Onlara göre, hicrî ikinci asırdaki Müslümanların özellikle fıkhî tartışmalarda ortaya attıkları düşünceleri Hz. Peygambere nispet edilerek hadisleştirilmiş ve tarihî süreçte ihtiyaca uygun versiyonları [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-2/">Temel Hadis Kavramlarıyla İlgili Oryantalist İddialar ve Eleştirisi-2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-1/images-4-19/" rel="attachment wp-att-18072"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18072" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/images-4.jpg" alt="" width="247" height="325" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/images-4.jpg 247w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/images-4-228x300.jpg 228w" sizes="(max-width: 247px) 100vw, 247px" /></a></strong></p>
<p><strong>B. HADÎS KAVRAMI</strong></p>
<p>Yukarıda ifade edildiği gibi Goldziher ve Schacht sünneti ilk Müslüman cemaatin uygulamaları, hadisi ise bu sünnet ve uygulamaların, Hz. Peygamber e nispet edilen sözlü ve tarihî belgeleri olarak görmektedir.(81) Onlara göre, hicrî ikinci asırdaki Müslümanların özellikle fıkhî tartışmalarda ortaya attıkları düşünceleri Hz. Peygambere nispet edilerek hadisleştirilmiş ve tarihî süreçte ihtiyaca uygun versiyonları ortaya çıkarılmıştır. Dolayısıyla hadis kaynakların­daki rivâyetlerin Hz. Peygamberle bir ilgisi olmadığı gibi isnadlar da sonradan ortaya çıkarılmıştır. Nitekim Schacht, fıkıh ekollerinin fıkıhla ilgili yeni bir unsur olarak ortaya çıkan Nebevi sünnete büyük bir şiddetle karşı çıktıklarını ileri sürmektedir.(82)</p>
<p>Öncelikle fıkıh ekollerinin hadislere karşı çıktığı ve onlara karşı şiddetli mücadele ettiği iddiası tarihi gerçeklerle örtüşmemektedir. Özellikle Ehl-i rey fıkhının hadis ve sünnete değer vermediği şeklindeki yaklaşımın yanlışlığı ortadadır. Nitekim Ebû Hanife, Basralı âlim Osman el-Bettî’ye yazdığı mektupta “Bildiğiniz ve insanlara öğrettiğiniz şeylerin en faziletlisi sünnettir”(83) tavsiyesinde bulunarak, öğrenilmesi ve öğretilmesi gereken en önemli bilginin sünnet olduğunu belirtmiştir. Onun, “Hz. Peygamber’in söylediğini duyduğumuz duymadığımız her şey can baş üstünedir. Biz onla­rın hepsine iman ettik, onların Allah’ın Resûlü’nün söylediği gibi olduğu­na şehadet ederiz”(84) şeklindeki açıklaması da Hz. Peygamber’in hadisleri­ne verdiği değeri göstermektedir. Ehl-i re’y fıkhının temel kitapları sayılan Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’in eserleri, Ebû Hanife’nin hadise bağ­lılığını gösteren örneklerle doludur. Nitekim o zaman zaman, “Çünkü bu konuda hadis vardır”,(85) “Zira Peygamber şöyle buyurmuştur”,(86) “Nitekim Peygamber’den gelen rivâyet şöyledir”,(87) “Çünkü Resûlullah’tan bize şöyle bir rivâyet gelmiştir”(88) diyerek içtihadının gerekçesinin Hz. Peygamber’den kendisine ulaşan hadis olduğunu ifade etmektedir.(89)</p>
<p>Onun önde gelen talebesi Ebû Yusuf’un Evzâî’ye yönelttiği eleştirilerde, “Görüşünü destekleyen sika râvilerden gelen müsned/Hz. Peygambere ait bir hadis var mı?” “Rasûlullah’a muhalefet nasıl caiz görülebilir?” diye sorması,(90) ortaya koyduğu görüşlerine Hz. Peygamber’den nakledilen hadisleri delil olarak zikretmesi(91) ve “Bu konuda hadis çok, sünnet de marûftur”(92) demesi hadislerin konumu hakkındaki yaklaşımını ortaya koymaktadır.(93)</p>
<p>Ebû Hanife’nin önde gelen diğer talebesi Muhammed b. Haşan eş- Şeybânî’nin, “Fukahâ arasında maruf olan/bilinen hadisi nasıl olur da terk ederler?”(94) diye sahih hadisin terk edilmesine karşı hayretini ifade etmesi, “marnf hadise göre”,(95) “Bize Hz. Peygamber’den hadis ulaşmıştır”,(96) “Rasûlullah’ın ha­disinin ne anlamı kalır?”(97) “Bu konuda hadisler birçok kişiden gelmektedir”(98) gibi ifadelerle görüşünü güvenilir hadislerle delillendirmesi hadislerin konumu hakkındaki yaklaşımım ortaya koymaktadır.</p>
<p>Hicrî ikinci asırda fıkıh ekolleri arasında gerek hadislerin sıhhatini gerekse sünneti tespitte farklı yaklaşımlar bulunmaktadır.(99) Ancak bu durum oryanta­listlerin iddia ettiği gibi sözü edilen dönemde fikıh ekollerinin sünnete değer vermedikleri veya hadislere karşı mücadele ettikleri anlamına gelmemektedir. Nitekim söz konusu bilgiler fıkıh ekollerinin, oryantalistlerin iddia ettiği gibi hadislere karşı çıkması ve onlara karşı şiddetli mücadele etmeleri bir yana, Ehl-i re’y olarak bilinen Ebû Hanife ve talebelerinin bile azımsanmayacak sayıda ha­disi delil olarak kullandıklarını açıkça ortaya koymaktadır. Gerek Ehl-i re’y’in gerekse Medine merkezli Ehl-i amel’in günümüze ulaşan kitaplarında bol mik­tarda hadisin yer alması da bu durumu desteklemektedir. Nitekim imam Ebû Hanife’nin talebeleri ve Hanefî ekolünün önde gelen âlimlerinden İmam Ebû Yusuf’un (ö. 182/798) el-Âsâfında bulunan toplam 1152 rivâyetin 234’ü Hz.Peygambere, 358’i sahabeye, 560’ı ise tâbiîne aittir.(100) Muhammed b. Hasan eş Şeybânî’nin (ö. 189/805) el-Âsârın&#8217;da ise 26 muallak rivâyet dışında toplam 913 rivayetin 138’i Hz. Peygambere, 214&#8217;u sahabeye, 535’i tâbiîne aittir.(101)</p>
<p>Ayrıca bu dönemde yazılan, İmam Mâlik’in (ö. 179/795) Muvatta&#8217;ında da benzeri bir du­rum söz konusudur. Nitekim Muvattadz. 600 Hz. Peygambere, 613 sahâbeye ve 285 tâbiîne ait rivâyet bulunmaktadır.(102) Bu dönemde telif edilen Ebû Yusuf&#8217;un el-Harac ve İmam Şeybânî’nin el-Hücce(103) adlı eserlerinde de durum farklı değil­dir. Bu eserlerde sahâbe ve tâbiîn sözlerinin Hz. Peygamber’in hadislerinden faz­la olması sadece fıkıh ekolü eserlerinin değil, dönemin eserlerinin genel özelli­ğidir. Nitekim bu dönemin ehl-i hadis âlimlerinden Abdürrezzâk es-San’ânî’nin (ö. 211/826) Musannefınde de toplam 19.418 rivâyetin 4000’i Hz. Peygambere, geri kalanı ise sahâbe ve tâbiîne aittir.(104) Ayrıca sözü edilen eserlerde Hz. Pey­gamber, sahâbe ve tâbiîne ait görüşlerin, kaynaklarına isnadlı olarak nispet edil­mesi de dönemin âlimlerinin merfu, mevkûf ve maktu rivâyetleri ayrı türler olarak değerlendirdiklerini göstermektedir.</p>
<p>Oryantalistlerin hadisi hicrî ikinci asırdaki ilk Müslüman cemaa­tin uygulamalarının veya sahâbe ve tâbiîn görüşlerinin hicrî üçüncü yüzyıl­da Hz. Peygambere nispet edilmiş hali, başka bir ifadeyle mevkûf ve maktu rivâyetlerin merfulaştırılması olarak nitelemeleri de tarihî gerçeklerle örtüşmemektedir. Nitekim yukarıda da işaret edildiği gibi hicrî ikinci asrın sonla­rına doğru telif edildiği anlaşılan Abdurezzak es-San’ani’nin el-Musannefinde 19.418 rivâyetten 4000 kadarı merfu geri kalanı ise mevkûf ve maktûdur. Hicri üçüncü asırda telif edilen Ebû Bekir b. Ebû Şeybe’nin el-Musannefindeki yaklaşık 34.840 rivâyetin 6916 merfu, 681 merfu‘ mürsel, 11.245 mevkûf, 15.998 maktû‘dur.(105) Ayrıca hicrî üçüncü asırda telif edilen başta câmi’, sü­nen ve müsned türü eserlerde de az da olsa farklı sayılarda mevkûf ve maktu&#8217; rivâyet bulunmaktadır. Bu durum oryantalistlerin mevkûf ve makt’ların üçüncü asırda merfulaştırıldığı iddiasının isabetli olmadığını göstermektedir. Eğer iddia edildiği gibi bir durum söz konusu olsaydı üçüncü asır hadis kitaplarında mevkûf ve maktu rivâyet bulunmaması gerekirdi.</p>
<p>Bu iddianın yanlışlığını ortaya koyan bir diğer husus da Müslüman âlimlerin kullandığı reffa kavramıdır. Bu tabir hadis âlimleri tarafından hadisi kaynağı­na nispet konusunda gerektiği gibi titizlik göstermeyerek mevkûf ve maktu rivâyetleri de Resûlullah’a (s.a.) nispet eden râvi anlamında kullanılmaktadır. Özellikle sahâbe ve tâbiîn nesilleri rivâyetleri Hz. Peygambere nispet etmekten son derece sakınırlardı. Nitekim Şahî’ye (ö. 103/712), Hz. Peygambere nispet etmekten sakındığı rivâyetleri hususunda “Bu hadis Resûlullah’tan rivâyet edil­mektedir” denilince o, “Daha sonrakilere nispet etmek bizim için daha iyidir. Zira fazlalık veya noksanlık varsa bunu Hz. Peygambere nispet etmemiş olurum”(106) şeklinde cevap vermiştir.</p>
<p>Hadis râvileri hadisi Hz. Peygamber&#8217;e nispet konusunda genellikle hassas olmalarına rağmen bu hususta gevşek davrananlar veya hata ya­panlar da bulunmaktaydı. Bunlar reffa&#8217; tabiriyle nitelendirilerek bu tür rivâyetleri ihtiyatla karşılanmıştır. Adî b. Sâbit el-Ensârî el-Kûfî (ö. 126/743)107, Ali b. Zeyd b. Cüdan (ö. 131/748),108 Yezid b. Ebî Ziyâd el-Kureşî el-Hâşimî (ö. 136/753)109, Velid b. Müslim el-Kuraşî (ö. 194/809)110 reffa olarak nitelenen râvilerdendir. Bu tabir, bir taraftan hadis âlimlerinin mevkûf ve maktu rivâyetlerin merfu olarak nakledilmesini doğru bulmadıklarını diğer taraftan bu hataya düşen kişileri reffa olarak nitelendirerek bu rivâyetlerinin ihtiyatla karşılanması gerektiğine işaret ettiklerini göstermektedir. Nitekim söz konusu râviler, ricâl kitaplarında hadis münekkideri tarafından zabtları açısından eleştirilmiş, mevkûf rivâyetleri merfu olarak nakletmeleri de bir zabt kusuru olarak tespit edilmiştir.(111) Dolayısıyla râviler arasında mevkûf ve maktu rivâyetleri merfulaştıranlar bulunmakla birlik­te onların bu tutumu hadis âlimleri tarafından doğru bulunmamaktaydı. Ayrıca bunların kimler olduğu tespit edilmekte ve bu tür rivâyetleri de ihtiyatla karşılanmaktaydı.</p>
<p>Hadis âlimlerine göre mevkûf ve maktu&#8217; rivayetlerin merfu&#8217; olarak nakledilmesi genel bir uygulama değildi. Mevkûf ve maktu&#8217; rivayetleri kasıtlı olarak merfu nakledenler bulunmakla birlikte bu durum daha çok zabt kusurundan kaynaklanmaktaydı. Nitekim rical kitaplarında güvenilir olduğu ifade edilen bazı râvilerin yanlışlıkla mevkûf ve maktû&#8217; rivâyetleri merfû&#8217; olarak rivayet ettikleri tespit edilmektedir.(112) Oryantalistlerin iddiasına göre ise ref’ olgusu,(113) ikinci asrın sonlarından itibaren özellikle üçüncü asırda yoğun olarak gerçekleş­tirilen bir faaliyetti. Hadis âlimleri tarafından sözü edildiği gibi kullanılan reffâ&#8217; tabiri, oryantalistlerin söz konusu iddialarının tarihî gerçeklerle örtüşmediğini göstermektedir.</p>
<p>Hadis kaynaklarında bir hadisin hem merfu&#8217; hem de mevkûf olarak bu­lunması da oryantalisderin iddialarının isabetsizliğini ortaya koymaktadır. Zira oryantalistlerin iddia ettiği gibi mevkûf rivâyetler merfu&#8217; hale getirilseydi, hicri üçüncü asır hadis kitaplarında mevkûf rivâyetler olmamalıydı. Hadis kaynak­larında aynı hadisin hem mevkûf hem de merfu olarak yer almasının ise fark­lı sebepleri olabilir. Öncelikle sahâbe neslinden hata yapma endişesiyle Hz. Peygambere nispet etmeme hassasiyetinde olanlar bulunmaktaydı. Bu sahâbîler hadisleri Hz. Peygambere nispet etmedikleri için naklettikleri rivâyetler hadis kaynaklarına kendi görüşleri olarak intikal etmiştir. Aynı bilgi bir başka sahâbî tarafından Hz. Peygambere nispet edildiği için kaynaklara merfu* olarak intikal etmiş, böylece aynı bilgi kaynaklarda hem mevkûf hem de merfû&#8217; olarak bulunabilmiştir. Nitekim tâbiînden Câbir b. Zeyd’in (ö. 93/711), “Sahâbeden bazılarına yetiştim, fetvalarının önemli bir kısmı Hz. Peygamber’in hadisi idi”(114) açıklamasıda bu durumu desteklemektedir. Bu durumun bir diğer sebebi ise, sahâbe döne­minde bazı kişilerin, verdiği fetvaların gerekçesi olan hadisleri zikretmemeleridir. Daha sonraki eserlere mevkûf olarak kaydedilen bir rivâyet, başka bir sahâbî tarafından bu fetvanın kaynağı Hz. Peygamber’in hadisi (merfu&#8217;) olarak nakledi­lince kaynaklarda mevkûf ve merfu&#8217; şeklinde yer alabilmektedir.(115)</p>
<p>Prof.Dr.Ahmet Yücel &#8211; Oryantalist Hadis Anlayışı ve Eleştirisi,syf:43-65</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1- Müslim World, 11, 1921, s. 239-245; Islamic Law and Legal Theory (ed. 1. Edge), Aldershot. Dartmouth, 1996, s. 133-139.</p>
<p>2- Müslim World, 2/2,1912, s. 113-121.</p>
<p>3- Açta Orientalia, 21,1950-1953, s. 10-22.</p>
<p>4- Studia Orientalia Loanni Pedersen, 1953, s. 12-20</p>
<p>5- Islamic Quarterly, 13/4,1969, s. 169-182.</p>
<p>6- Islamic Quarterly, 14,1970, s. 19-21.</p>
<p>7- Zeitschrift der Deutschen Morgerılandischen Gesellschaft, 93/1,1939, s. 1-32.</p>
<p>8- Arabica, 5212,2005, s. 204-253.</p>
<p>9- Studies in Arabic Literary Papyri II: Qur&#8217;anic Commentary and Tradition, s. 65-72.</p>
<p>10- 1969’da Leiden’de yayımlanmıştır.</p>
<p>11- 1983’te Cambridge’de yayımlanmıştır.</p>
<p>12- Oryantalistler ve Hadis isimli çalışmamızda oryantalistlerin yazdıkları kitap, makale, tebliğ isim­lerinde hadis yerine tradition kelimesini onlarca defa kullandıkları tespit edilmiştir (bk. Yücel* Oryantalistler ve Hadis, s. 67-251).</p>
<p>13- Ahmed Naîm söz konusu kelimenin kilise ile ilgili bir kavram olduğuna dikkat çekmektedir. ö&gt; kelimenin uzun süre nakledilegelen ve kaynağı belli olmayan anonim bilgiler hakkında kullanıl dığını ve râvileri bilindiği için hadîslerle ilgili kullanımının isabetli olmayacağını ifade etmektedir (bk. TecridMukaddimesi, 1,85-86).</p>
<p>14- Ünal, “Fazlurrahman’ın Sünnet Anlayışı ve ‘Yaşayan Sünnet’ Kavramı Üzerine”, s. 286.</p>
<p>15- Aydın, “Hıristiyanlık”, DtA, XVII, 341,345.</p>
<p>16- Goldziher, Müslim Studies, II, 19, 73-83; Schacht, Origins, s. 4; Juynboll, Modern Mısır’da Hadis Tartışmaları, s. 9; Berg, The Development of Exegesis in Early İslam, s. 9-12.</p>
<p>17- Schacht, Origins, s. 140-141, 149; Juynboll, Modern Mısır’da Hadîs Tartışmaları, s. 10; a.mlf-, “Erken Dönem Hadis Literatüründen Hareketle İlk Fukaha Hakkında Bazı Mülâhazalar’ ’ (çev. Rahile Yılmaz), Hadis Tetkikleri Dergisi, 2009/1, s. 123-124. Schacht’a göre merfu* hadisler hicrî ikinci yüzyılın ortalarına doğru muhaddisler tarafından tedavüle sürülmüştür (Schacht, Origins, s. 138; a. mlf, Islâm Hukukuna Giriş, s. 45).</p>
<p>18- Schacht, Origins, s. 4-5; Juynboll, Modern Mısır’da Hadîs Tartışmaları, s. 10; Berg, The Development of Exegesis in Early İslam, s. 13-14.</p>
<p>19- Schacht, Origins, s. 4-5.</p>
<p>20- Schacht, Origins, s. 3, 33, 72-73, 80; a. mlf., İslâm Hukukuna Girif, s. 40-41; Juynboll, Modt Mısır’da Hadis Tartışmaları, s. 10; Berg, The Development of Exegesis in Early İslam, 8.13.</p>
<p>21- Schacht, Origins, s. 2-3.</p>
<p>22- Juynboll, Hadis Tarihinin Yeniden İnşâsı, s. 20.</p>
<p>23- Juynboll, Modern Mısır&#8217;da Hadis Tartısmaları,s.9-10 Schacht&#8217;ın sözü edilen iddiası için bkn:Schacht, Origins, s.140-141.</p>
<p>24- Juynboll, Hadîs Tarihinin Yeniden İnşâsı, s. 20.</p>
<p>25 -Fazlurrahman, İslâm, s. 63.</p>
<p>26- Schacht, “Peygamberin Sünneti Tabiri Hakkında”, s. 83-84. Schacht, “Peygamber’in hadislerinde vücud bulan bu yeni sünnet kavramı, eski ekollerin yaşayan geleneklerinin yerini almıştır” (bk. Islâm Hukukuna Giriş, s. 57) ifadesiyle “Peygamber sünneti”nin kaynağının peygamber değil eski ekollerin “yaşayan geleneği” olduğuna vurgu yapmaktadır. Ancak bu yaklaşım tarihî gerçeklerle örtüşmemektedir. Zira Schacht’ın eski ekollerle kastettiği Medine ve Irak ekolleridir. Bunlardan Medine ekolünün Medine ameline, Irak ekolünün ise kıyas ve içtihada önem verdiği bilinmekle birlikte fıkhî geleneklerinin oluşmasında yegane kaynakları bunlardan ibaret değildir. Nitekim söz konusu ekollerin günümüze ulaşan eserlerinde Hz. Peygambere ait merfu&#8217;, sahabeye ait mevkut ve tabiîne ait maktû&#8217; rivayetler bol miktarda yer almakta ve bunları delil olarak kullandıkları bi­linmektedir. Şu halde sözü edilen ekollerin yaşayan geleneklerinin oluşmasında Hz. Peygamber&#8217;in hadislerinin hiç yer almadığı şeklindeki Schacht’ın yaklaşımı son derece tartışmaya açıktır.</p>
<p>27- Juynboll, Theodorus VVillem, “Hadis”, İA, V/1, 48.</p>
<p>28- Goldziher, Müslim. Studies, II, 25.</p>
<p>29- Hadis kelimesi söz ve haber anlamında âyetlerde de kullanılmıştır (bk. el-Kehf, 18/6; Tâhâ, 20/9; et-Tûr, 52/34; el-Mürselât, 77/50).</p>
<p>30- Goldziher, a.g.e., II, 18-19. Ayrıca bk. Fazlurrahman, İslâm, s. 53.</p>
<p>31- Goldziher, Rfcl II, 19; Schacht, Origins, s, 3-5; Juynboll, Madam Mısır&#8217;da Hadis Tartışmaları,s.9</p>
<p>32- Goldziher, Tegabuch, Leiden 1978, s. 123’ten naklen Hatiboğlu, “Goldziher ve Kullandığı Metodun Hadise Yaklaşımına Etkisi”, s. 47.</p>
<p>33- Goldziher, Müslim Studies, II, 126.</p>
<p>34- Schacht, Origins, s. 140-141.</p>
<p>35- Schacht, a.g.e., s. 3, 33, 138; a. mlf, îslâm Hukukuna Giriş, s. 50; “Hadislerin Yeniden<br />
Değerlendirilmesi”, s. 138, 139; Juynboll, Modem Mısırda Hadis Tartışmaları, s. 10. Ayrıca bk.Fazlurrahman, Islâm, s. 57.</p>
<p>36- Schacht, Origins, s. 4-5; a. mlf.,îslâm Hukukuna Giriş, s. 45; “Hadislerin Yeniden Değerlendirilmesi*, s. 137,144.</p>
<p>37- Schacht, Origins, s. 169-170.</p>
<p>38- Juynboll, “İlk Devir İslâm Toplumunun İsnad Kulanma Yöntemi”, s. 106.</p>
<p>39- Juynboll, Hadis Tarihinin Yeniden İnşâsı, s. 37,102,104,106,121,203.</p>
<p>40- Juynboll,Theodorus Willem, “Hadis”, İ/l, V/l, 48.</p>
<p>41- Juynboll, Hadis Tarihinin Yeniden İnşâsı, s. 66; Motzki, “Hadis İncelemeleri Nereye Gidiyor?”, s.<br />
207.</p>
<p>42- Goldziher,Muslim Studies&#8221;II, 24‘28- Goldziher’in sünnet tabiri hakkındaki görüşü için aynca bk.Köktaş, Bazı Yeni Sünnet Tanımları Üzerine”, s. 96-98</p>
<p>43- Fazlurrahman, Islâm, s. 55.</p>
<p>44- Schacht, Origins, s. 21.</p>
<p>45- Schacht, a.g.e., s. 2-3,58,77,69,80.</p>
<p>46- Schacht, “Peygamberin Sünneti Tabiri Hakkında ! s. 83.</p>
<p>47- Schacht, İslâm Hukukuna Giriş, s. 28-29.</p>
<p>48- Schacht, Origins, s. 58-59.</p>
<p>49- Schacht, İslâm Hukukuna Giriş, s. 43-44. Schacht’ın sünnet tabiri hakkındaki görüşü hakkında<br />
ayrıca bk. Köktaş, “Bazı Yeni Sünnet Tanımları Üzerine”, s. 101-103.</p>
<p>50- Juynboll bu bilgiyi İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 243’ten aktarmaktadır (Juynboll, Hadis Tarihinin Yeniden İnşâsı, s. 47). Yaptığımız araştırmada Hz. Ömer’in söz konusu vasiyeti İbn Sa‘d, et-Tabakât, III, 339’da yer almaktadır. Ancak Hz. Ömer’in tavsiyesinin Juynboll’un naklettikleri ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Söz konusu metinde öncelikle Kur’ân lafzı bulunmamaktadır. Öyle anlaşılıyor ki Kur’ân lafzı kendi görüşünü desteklemek amacıyla metne Juynboll tarafından ilave edilmiştir. Ayrıca Juynboll’un iddia ettiği gibi söz konusu metinde Hz. Ömer’in kendisinden son­ra Müslümanların problemlerini çözmek üzere müracaat edecekleri kimselerden veya müracaat kaynaklarından söz edilmemektedir. Metinde Hz. Ömer kendisinden sonra yönetime gelecek­lerin muhâcirler, ensâr, çöl halkı ve son olarak ehl-i zimmet hakkında hassas davranmaları, on­ların haklarını korunmaları ve onları üzecek davranışlardan uzak durmalarını tavsiye etmektedir. Görüldüğü gibi Juynboll, kendi görüşünü destekleyebilmek için Hz. Ömer’in ölüm döşeğindeki tavsiyesinin önce metnine Kur&#8217;ân kelimesini ilave etmiş, sonra da onu bağlamıyla hiç ilgisi bu­lunmayacak şekilde yorumlamıştır. Juynboll’un söz konusu hatasının Daniel Brown tarafından da aynen tekrar edılmiştir, bk. Brown, İslam Düşüncesinde Sünneti Yeniden Düşünmek, s. 21-22.</p>
<p>51- Juynboll, Hadis Tarihinin Yeniden İnşâsıI s. 47,52-53,55.</p>
<p>52- Juynboll, a.g.e., s. 56,58-60.</p>
<p>53- Juynboll, “Islâm’ın İlk Döneminde Teknik Bir Terim Olarak Sünnetin Gelişmesiyle İlgili Bazı Yeni Düşünceler”, s. 2.</p>
<p>54- Juynboll, “İslâm’ın İlk Döneminde Teknik Bir Terim Olarak Sünnetin Gelişmesiyle İlgili Ban Yeni Düşünceler”, s. 4.</p>
<p>55- Juynboll, “İslâm’ın İlk Döneminde Teknik Bir Terim Olarak Sünnetin Gelişmesiyle İlgili Ban Yeni Düşünceler&#8221;, s. 5.</p>
<p>56- Juynboll, “İslâm’ın İlk Döneminde Teknik Bir Terim Olarak Sünnetin Gelişmesiyle İlgili Ban Yeni Düşünceler”, s. 3,6.</p>
<p>57- Juynboll, “İslâm’ın İlk Döneminde Teknik Bir Terim Olarak Sünnetin Gelişmesiyle İlgili Ban Yeni Düşünceler&#8221;, s. 9.</p>
<p>58- Juynboll, Hadis Tarihinin Yeniden İnşâsı, s. 55.</p>
<p>59- Juynbollün sünnet tabiri hakkındaki görüşü hakkında ayrıca bk. Köktaş, “Bazı Yeni Sünnet Tanımları Üzerine”, s. 112-114. “Peygamber’in sünneti” tabiri hakkında oryantalist yaklaşım iç ayrıca bk. Brown, İslam Düşüncesinde Sünneti Yeniden Düşünmek, s. 20,22.</p>
<p>60- Fazlurrahman, Tarih Boyunca İslami Metodoloji Sorunu, s. 17-18.</p>
<p>61- İbn Manzûr, Lisânu&#8217;l-arab, 1,134.</p>
<p>62- Müslim, “İlim”, 15; “Zekât”, 69; Nesâî, “Zekât”, 64.</p>
<p>63- Buhârî, “Nikâh”, 1; Müslim, “Nikâh”, 5.</p>
<p>64- Mâlik, “Kader”, 3.</p>
<p>65- Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 5.</p>
<p>66- Mâlik, “Ferâiz”, 4; Tirmizî, “Ferâiz”, 10; Ebû Dâvûd, “Ferâiz”, 5.</p>
<p>67- Müslim, “Talak”, 44,46; Ebû Dâvûd, “Talak”, 40.</p>
<p>68- Buhârî, “Hac”, 34.</p>
<p>69- Nesâî, “İftitah”, 13.</p>
<p>70- Müslim, “Mesicid&#8221;, 257; Nesâî, “İmâmet&#8221;, 50.</p>
<p>71- Abdurrezzâk b. Hemmâm, el-Musarınef, V, 34.</p>
<p>72- Sünnet kelimesinin ilk dönemlerde farklı kullanımları ile sahâbenin “sünnet” ve “Peygamberin sünneti” ifadelerini Hz. Peygamber’in örnek alınması gereken uygulaması anlamında kavram olarak kullandıklarına dair geniş bilgi için bk. İmtiyaz Ahmed, Delâilut-tevsik, s. 14-74; Erul. Sahabenin Sünnet Anlayışı, s. 43-77.</p>
<p>73- Buhârî, “Ahkâm”, 43.</p>
<p>74- Tabiîn neslinin bu tabiri kullanımları hakkında misaller için bk. Ulu, Tabiûnun Sünnet Anlayıp^- 129-133,136.</p>
<p>75- Ahmed b. Hanbel, II, 56; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, IV, 528.</p>
<p>76- İlk dönemde sünnet kavramının farklı kullanımları ve değerlendirmesi için ayrıca bk. Azamî, Islâm Fıkhı ve Sünnet, s. 45-54.</p>
<p>77- Schacht, Origins, s. 63.</p>
<p>78- Eser 1972 tarihinde Leiden’de yayımlanmıştır.</p>
<p>79- Bravmann, The Spiritual Background of Early İslam, s. 123-194.</p>
<p>80-Yavuz Köktaş Bravmann’ın söz konusu eserinin bu kısmını esas alarak “Peygamber’in Sünneti Tabiri İle İlgili Oryantalist Bir Yaklaşıma Oryantalist Bir İtiraz” ismiyle bir makale telif etmiştir (bk. Köktaş, Hadis ve Sünnette Oryantalist Yaklaşımlar, s. 247-277; Oryantalizmi Yeniden Okumak Batı&#8217;da Islâm Çalışmaları Sempozyumu, Ankara 2003, s. 229-246).</p>
<p>81-Goldziher, Müslim Studies, II, 24-28; Schacht, Origins, s. 3-5.</p>
<p>82- Schacht, Origins, s. 57.</p>
<p>83- Ebû Hanife, el-Âlim ve&#8217;l-müteallim, s. 10.</p>
<p>84- Ebû Hanife, a.g.e., s. 24-25.</p>
<p>85- Ebû Yusııf, İhtilâfu Ebî Hanife ve İbn Ebî Leylâ, s. 172.</p>
<p>86- Ebû Yusuf, a.g. e. s. 21.</p>
<p>87- Ebû Yusuf, a.g.e., s. 16-17.</p>
<p>88- Ebû Yusuf, ag.e., s. 78-79.</p>
<p>89- Ebû Hanife’nin hadis ve sünnet karşısındaki tavrı ve hadisleri delil olarak kullandığına dair misaller için ayrıca bk. Ünal, İmam Ebû Hanife&#8217;nin Hadis Anlayışı, s. 66-72; Yiğit, Ebû Hanife&#8217;nin usul Anlayışında Sünnet, 114-122.</p>
<p>90- Ebû Yusuf, er-Red, s. 22,55.</p>
<p>91- Ebû Yusuf, Harâc, s. 371 vd.</p>
<p>92- Ebû Yusuf, er-Red, s. 37-38.</p>
<p>93- Ebû Yusuf’un hadis anlayışı hakkında geniş bilgi için bk. Özşenel, Ebû Yûsuf&#8217;un Hadis Anlayışı, s. 19-50.</p>
<p>94- Şeybânî, el-Hücce, 1,213.</p>
<p>95- Şeybânî, a.g.e., II, 298,671-672</p>
<p>96- Şeybânî, a.g.e., 1,272; III, 447-449.</p>
<p>97- Şeybânî, a.g.e., II, 614.</p>
<p>98- Şeybânî, a.g.e., III, 132.</p>
<p>99- Hicrî ikinci asırda sünneti ve hadislerin sıhhatini tespitte ekoUerin farklı yaklaşımları için bk. Yücel, Hadis Usûlü, s. 37-42,159-164.</p>
<p>100- Bayram, Ebû Yûsuf&#8217;un Kitâbü&#8217;l-Âsârı, s. 24.</p>
<p>101- Kalkan, imâm Muhammed&#8217;ın Kitâbul-Âsârı, s. 69.</p>
<p>102- Çakan, Hadis Edebiyatı, s. 72.</p>
<p>103- Nitekim el-Hûccddt bulunan toplam 990 rivâyetten 54 tabiî mürselleri hariç 228’i 1 İz. Peygambere. 448’i sahabeye ve 314&#8217;ü tâbiîne aittir (bk. Temel, İmâm Muhammed&#8217;ın el-Hücce Adlı Eseri, s. 21)-</p>
<p>104- Tokpınar,“el-Musannef&#8221;, DİA,XXXI,236.</p>
<p>105- Yatkın, Ebû Bekr İbn Ebi Şeyhe, s. 176-177.</p>
<p>106- Dârimî, “Mukaddime”, 28.</p>
<p>107- İbn Hacer, Tehzîb, VII, 165-166.</p>
<p>108- Fesevî, el-Manfe, II, 109;Tirmizî,“îlim”, 16; İbn Ebî Hatim, el-Cerh, 1,147; Zehebî Mîzân III 127.</p>
<p>109- Fesevî, el-Ma’rife, III, 108; Zehebî, Siyer, VI, 130; İbn Hacer, Tehzîb, XI, 329.</p>
<p>110- İbn Hacer, Tehzîb, XI, 154-155.</p>
<p>111- Misal İçin bk. İbn Hacer, Tehzib, VII, 165-166; XI, 329-330.</p>
<p>112- Güvenilir olduğu bilinen Ebû Dâvûd et-Tayâlisî’nin (ö. 204/819) yanlışlıkla bazı mevkûf hadisleri merfu&#8217; olarak rivâyet ettiği (bk. İbn Hacer, Tehzîb, IV, 184-185) ricâl kitaplarında zikredilmekte­dir. Diğer misaller için bk. İbn Hibbân, el-Mecrûhîn, 1,179; II, 135-136; İbn Adi, el-Kâmil, III, 400.</p>
<p>113- Oryantalistler tarafından kullanılan ref&#8217;olgusu tabiri, mevkûf ve maktû&#8217; rivâyetleri Hz. Peygambere nispet ederek merfulaştırma faaliyeti anlamındadır. Juynboll, rejfa olarak nitelenen râvilerin ricâl kaynaklarında “sayılamayacak kadar”, “yüzlerce” olduğunu ifade etmektedir (Juynboll, Hadis Tarihinin Yeniden inşâsı, s. 53-54). Böylece o, mevkûf rivâyetlerin merfu&#8217; hale getirilmesinin yo­ğun bir faaliyet olduğu izlenimini vermektedir. Halbuki ricâl kaynaklarında reffâ&#8217;olarak nitelenen râvilerin sayısı iddia edildiği gibi sayılamayacak kadar çok değil, aksine oldukça sınırlı sayıdadır. Ayrıca bu râvilerin mevkûf rivâyetleri merfu&#8217; hale getirmeleri kasten değil hata ile gerçekleşmiştir. Bu sebeple de hadis âlimleri onları hadis uydurucusu/kezzâb olarak değil reffâ&#8217;d iye nitelemişlerdir.<br />
114- Rebi&#8217;b. Habîb, el-Câmius-sahih, s. 11.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-2/">Temel Hadis Kavramlarıyla İlgili Oryantalist İddialar ve Eleştirisi-2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Temel Hadis Kavramlarıyla İlgili Oryantalist İddialar ve Eleştirisi-1</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-1/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Oct 2017 13:39:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Goldziher]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalistlerin Hadis Anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalistlerin Hadis Kavramı Anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalistlerin Sünnet Kavramı Iddiaları]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantantalistler ve Peygamber Sünneti Kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[Schacht]]></category>
		<category><![CDATA[Temel Hadis Kavramlarıyla İlgili Oryantalist İddialar ve Eleştirisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18064</guid>

					<description><![CDATA[<p>I. “HADİS” VE “SÜNNET” YERİNE “TRADITION/GELENEK” KAVRAMINI KULLANMALARI İlk dönemde farklı kullanımları bulunmakla birlikte genellikle Müslümanlar “sünnet” tabiri ile Hz. Peygamber’in sünnetini kastetmektedir. Oryantalistler ise söz konusu tabirin ilk iki asırda Hz. Peygamberde ilişkisi bulunmadığını, bu irtibatın sonradan kurulduğunu iddia etmektedirler. Ayrıca oryantalistler çalış­malarında “sünnet” veya “hadis” yerine kendi görüşlerini ve kültürlerini yansıtan tradition (gelenek) [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-1/">Temel Hadis Kavramlarıyla İlgili Oryantalist İddialar ve Eleştirisi-1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-1/images-4-19/" rel="attachment wp-att-18072"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18072" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/images-4.jpg" alt="" width="247" height="325" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/images-4.jpg 247w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/images-4-228x300.jpg 228w" sizes="(max-width: 247px) 100vw, 247px" /></a>I. “HADİS” VE “SÜNNET” YERİNE “TRADITION/GELENEK” KAVRAMINI KULLANMALARI</strong></p>
<p>İlk dönemde farklı kullanımları bulunmakla birlikte genellikle Müslümanlar “sünnet” tabiri ile Hz. Peygamber’in sünnetini kastetmektedir. Oryantalistler ise söz konusu tabirin ilk iki asırda Hz. Peygamberde ilişkisi bulunmadığını, bu irtibatın sonradan kurulduğunu iddia etmektedirler. Ayrıca oryantalistler çalış­malarında “sünnet” veya “hadis” yerine kendi görüşlerini ve kültürlerini yansıtan tradition (gelenek) tabirini kullanmayı tercih etmektedirler. Onların hadisler hakkında yazdıkları eser ve makale isimlerinde de bu durum açıkça görülmek­tedir. Arentjan Wensinck (ö. 1939), Margoliouth (ö. 1940), Johannes Heindrik Kramers (ö. 1951), Arthur John Arberry (ö. 1969), Johann W. Fück (ö. 1974) gibi ilk dönem ve Harald Motzki, Nabia Abbott, Gautier Herald A. Juynboll ve benzeri son dönem oryantalistlerinin eser ve makale isimlerinde hadis yerine tra­dition kelimesi kullanılmaktadır.</p>
<p>Nitekim Arentjan VVensinck “The Importance of Tradition for the Study of Islam/Islâm Araştırmalarında Hadisin Önemi”,(1) David Samuel Margoliouth “On Moslem Tradition/Hadisler Üzerine”,(2) Johan­nes Heindrik Kramers “Une Tradition a Tendence Manicheenne: La Mange- use de Verdure/Maniheist Eğilimli Bir Hadis: Âkiletü’l-hadir”(3), Arthur John Arberry “Al-Qushairi as Traditionist/Hadisçi Olarak Kuşeyrî”(4) ve “Traditions byThree Links/Sülâsî Hadisler”,(5) “Al-Khatib on Traditionists/Hatîb el-Bağdadi ve Hadisçiler”,(6) Johann W. Fück “Die Rolle des Traditionalismus im Islam/ İslam’da Sünnetin Rolü”'(7) isimli makalelerinde hadis yerine tradition kelimesini kullanan ilk dönem oryantalistleridir.</p>
<p>Harald Motzki “Dating Müslim Traditj. ons: A Survey/Hadis Tarihlendirme Metotları: Bir Araştırma (8), Nabia Abbott “Grovvth of Tradition/Hadislerin Çoğalması”(9) isimli makalelerinde; Gautier Herald A. Juynboll ise The Authenticity of the Tradition Literatüre; Discussion in Modern Egypt/ Modern Mısırda Hadis Tartışmaları(10) ve Müslim Tradition-Studies in Chronology Provenance and Authorship of Early Hadith/ Hadis Tarihinin Yeniden İnşâsı-İlk Dönemde Hadisin Ortaya Çıkış Zamanı, Yeri ve Sorumlularına İlişkin İncelemeler(11) isimli eserlerinde tradition kelimesini hadis yerine kullanan son dönem oryantalistlerinden bir kısmıdır.(12)</p>
<p>Oryantalistlerin hadislerle ilgili araştırmalarında tradition (gelenek)(13), living tradition (yaşayan gelenek),putting into circulation (tedavüle sokmak), processing of grozuth (gelişim süreci), growth of traditions (hadislerin çoğal­ması), originating (ortaya çıkmak), appearing later (sonradan ortaya çıkmak), dating of traditions (hadislerin ortaya çıkış tarihini tespit) gibi ifadeleri sık sık kullanmaları da bu durumu teyit etmektedir. Zira söz konusu ifadeler belirli bir döneme değil gelişim sürecine vurgu yapmaktadır. Dolayısıyla oryanta­listlere göre “traditions” diye ifade edilen hadisler Müslümanların zaman içe­risinde geliştirdikleri geleneklerini ifade etmekte ve bunların Hz. Peygamber ile bir ilişkisi bulunmamaktadır. Nitekim Schacht’ın living tradition/yaşayan gelenek kavramını Hz. Peygamber&#8217;in sünnetinden bağımsız ve zaman zaman ona üstün bir statüde kullandığını düşünen Fazlurrahman, onun yerine Hz. Peygamberi ve onun sünnetini esas alarak ilk dönem İslâm toplumunun karşılaştıkları problemlerle ilgili ürettikleri çözümleri livıng sunnah/yaşayan sünnet tabiriyle ifade etmiştir.(14)</p>
<p>Böylece Fazlurrahman, Schacht’ın kullandı­ğı kavramla hadislerin Hz. Peygamber’le bir ilişkisinin bulunmadığını ifade ettiğini, kendisinin ise esas itibariyle Müslümanların bilgi kaynaklarının Hz. Peygamber’le ilişkili olduğuna dikkat çekmek istediğini belirtmiş olmakta­dır. Söz konusu ifadenin oryantalist araştırmalarda merkezî bir konumda ol­ması, özellikle dinlerinde geleneğin önemli bir yeri olan Batılılar tarafından, hadislerin Hz. Peygamber ile bir ilişkisinin bulunmadığı şeklinde anlaşılma­sına da sebep olmuştur.</p>
<p>Oryantalistler tarafından tradition (gelenek) tabirinin seçilmesinde, sözü edilen kavramın Hıristiyanlarca yaygın olarak bilinen anlamıyla hadis veya sün­neti özdeşleştirme anlayışının bulunduğu görülmektedir. Böylece Hıristiyanlıkta olduğu gibi önemli ölçüde hadis veya sünnet kavramlarının Hz. Peygamber’le ilişkisinin bulunmadığı daha kolay izah edilmiş olacaktır. Zira söz konusu ta­bir Hıristiyanlık açısından önemli ve belirleyici bir kavramdır. Nitekim Kitâb-ı Mukaddes’in yamnda özellikle Katolik kilisesinde geleneğin (tradition) önemli bir yeri vardır. “Dinî konularla ilgili olup Kitâb-ı Mukaddes’te bulunmayan bilginin nakledilmesi” anlamında tradition (gelenek), doktrinle ilgili gerçeğin kriteridir. Hıristiyanhk’ta tradition (gelenek), Mesih hakkındaki bilgilerle bun­ların teolojik açıdan önemi ve Hıristiyan hayatı için kullanımını içeren apostolik (havârilere ait öğreti) olarak nitelendirilir.</p>
<p>Kutsal Kitap bir geleneğin so­nucu meydana gelmiştir. Katolik inancında menşelerine göre “İlâhî”, “apostolik” ve “kiliseye” ait olmak üzere üç çeşit tradition (gelenek) söz konusudur. Tanrı veya Mesih İlâhî geleneği başlatmıştır. Ruhulkudüs un ilhamı altında havâriler apostolik geleneği, havâriler sonrası Kilise ise Kilise geleneğini oluşturmuştur. Hıristiyanlara göre gelenek, kilise babalarının inançlarından konsil kararlarına kadar geniş bir çerçeveyi ifade eder ve dogmanın kaynağıdır.(15) Buna göre gele­nekle (tradition,) Hz. İsâ arasında herhangi bir ilişki bulunmamaktadır. Tradition(gelenek) Hz. Isâ’dan sonraki döneme işaret etmektedir. Böylece oryantalistle hadis veya sünnet yerine tradition (gelenek) tabirini kullanmak suretiyle bunlarln Hz. Peygamberle bir ilişkisinin bulunmadığını ifade etmek istemektedirler.</p>
<p>Goldziher hadislerin Hz. Peygamber ile bir ilişkisinin bulunmadığını açık­ça ifade etmiştir. Ona göre Islâm kaynaklarında hadis olarak söz konusu edilen metinlerin sınırlı birkaç örnek dışında Hz. Muhammedle doğrudan bir ilgisi bulunmamaktadır. Kaynaklarda hadis olarak zikredilen bilgiler, Müslümanlar arasındaki siyasî çatışmalar ve fırka ihtilaflarında, tarafların kendi görüşlerini Peygamber’in otoritesiyle destekleme teşebbüslerinin sonucudur. Başka bir ifa­deyle ona göre hadisler, Islâm’ın birkaç asır devam eden oluşum süreci içinde bu sürece katılan siyasî, İçtimaî, İktisadî birçok faktörün sonucudur.(16)</p>
<p>Schacht ve Juynboll’a göre de hadislerin Hz. Peygamber’in mirasıyla doğ­rudan bir ilişkisi bulunmamaktadır. Hadisler Peygamber ve ashâbından gel­memektedir. Hukukî hadislerin önemli bir kısmı hicrî ikinci asrın ortalarına doğru ortaya çıkmıştır.(17) Klasik eserlerdeki hadislerin büyük çoğunluğu ise Şâfiî’den sonraki bir zamanda tedâvüle çıkarılmıştır.(18) Schacht, “Klasik ve di­ğer mecmualardaki hadislerin büyük çoğunluğu Şâfiî’den sonra tedâvüle so­kulmuştur. Eski hukuk ekollerinin yaşayan geleneğinin ve sahâbîler ile diğer otoritelerden gelen daha erken döneme ait rivâyetlerin aksine, Peygamber’den gelen hukukî hadislerin dikkate değer ilk bölümü ikinci yüzyılın ortalarına doğru ortaya çıkmıştır. Sahâbîlerden ve diğer otoritelerden gelen rivâyetler aynı büyüme sürecinden geçmiş olup, Peygamber’den gelen hadislerdeki gibi aynı bakış açısıyla değerlendirilmelidir”(19) derken bu durumu ifade etmektey­di. Zira ona göre Şâfiî’den önceki klasik hukuk ekollerinde sünnet, onların yaşayan geleneğini (living tradition) teşkil eden, toplumun ideal geleneksel uygulamalarıydı. Onlar sahâbe ve tâbiîn görüşleriyle Peygamber’in hadislerini aynı seviyede kabul etmekteydi.</p>
<p>Bu sebeple Şafiî’den önceki iki nesilde sahâbe ve tâbiîne atıf yaparak onları esas almak kural; Peygamber hadislerini delil olarak kullanmak ise istisna idi. Aynı durum mevkûf ve maktû* hadisler içinde söz konusudur. Önce maktûlar esas iken daha sonra mevkûflar esas olmuştur. Dolayısıyla maktûlar önce, mevkûflar ise daha sonra ortaya çıkarılmıştır.(20) Şâfıî ise, sünnetin Peygamberle ilgili olmasını zorunlu görmeyen önceki âlimlerin aksine sünneti Peygamber’in örnek davranışı olarak tanımlayan ilk hukukçuydu. Dolayısıyla Şâfıî’ye göre, sahâbe ve tâbiînin görüşleri yardımcı delil kabul edilse de sadece Peygamber’in davranışları otorite olmalıydı.(21)</p>
<p>Görüldüğü üzere Schacht, Şâfıî’den önce hicrî ikinci asır âlimlerinin, sahâbe,tâbiîn ve kendi görüşleri ile toplumun örfünü yaşayan gelenek kabul edip esas aldıklarını ve Peygamber’in hadislerine istisnaî olarak müracaat ettiklerini ifade etmektedir. Ona göre Peygamber hadislerinin (merfû&#8217; hadislerin) önem ve otorite kazanması Şâfıî ile birlikte gerçekleşmiştir. Bu sebeple de hadislerin büyük çoğunluğu Şâfıî’den sonraki dönemde ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Hadislerin önemli bir kısmının uydurma olduğuna ilk dikkat çeken oryan­talistin Aloys Sprenger (ö. 1893) olduğunu ifade eden Juynboll, konuyla ilgili Goldziher ve Schacht’ın görüşlerini naklederek onlara katıldığını belirtmekte­dir. Nitekim o, Goldziher’in, “Hemen hemen hiçbir hadisin, Peygamber’in ger­çek sözü veya onun davranışının güvenilir bir tasviri olduğu ispatlanamaz. Hadis literatürünün İslâm’ın ilk iki yüzyıldaki dinsel, tarihsel ve sosyal gelişiminin bir sonucu olarak mütâlaa edilmesi gerekir” açıklamasını naklettikten sonra onun bu görüşünün ilim dünyasını ikna ettiğini söylemektedir. O, Schacht’ın Origins adlı eserine hayranlığını dile getirmekte(22) ve Goldziher’in hadisle ilgili temel anlayı­şını Schacht’ın geliştirdiğini belirtmektedir. Ayrıca onun, hadislerin hicrî ikinci asırdaki mezhepler tarafından uydurulup yaygınlaştırıldığı şeklindeki görüşünü kaydetmektedir.(23)</p>
<p>Netice itibariyle Juynboll’un ifadesiyle Goldziher ve Schacht’ın bulguları, hadis literatürünün büyük kısmının, onun sözde kaynaklarına (peygamber, sahabe veya daha sonrakilere bile) atfının sahîh olmadığını ortaya koymaktadır.(24) David Samuel Margoliouth (ö. 1940) ve Theodorus Willem Juynboll’un açıklamaları, Oryantalistlerin, hadislerin Hz. Peygamber’le ilişkisi konusundaki görüşlerini özetler mahiyettedir. Margoliouth’a göre, [Hz.] Peygamber Kur’ân dışında herhangi bir hüküm veya dinî karar bırakmamış­tır. [Hz.] Peygamber’den sonra, ilk İslâm toplumunun uyguladığı sünnetin Peygamberin sünnetiyle hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Bunlar, Islâm öncesi Arapların örfüdür. Hicrî II. yüzyılda, Müslüman nesiller bu örfî otoriteye nor­matiflik sağlamak amacıyla “Peygamberin sünneti” kavramını geliştirmişler ve bu kavramı gerçekleştirmek için de hadis aracını uydurmuşlardır.(25) Schacht’ın “Peygamberin sünneti” kavramıyla ilgili açıklamaları da Margoliouth’un yak­laşımıyla aynıdır.(26) Theodorus Willem Juynboll’un hadislerle ilgili açıklaması ise şöyledir: “Muhaddisler, Peygamberin kavil ve fiillerini yeni zamanın dü­şüncelerine uygun şekle soktular ve bu suretle ortaya, istihdâf edilen gayeye uygun birçok hadisler çıkarıldı; bunlarda o zamanlar hangi türlü hareket veya tefekkür tarzı şahsî olarak uygun görülüyorsa, o, Peygamberin fiil veya kavli imiş gibi gösteriliyordu.”(27) Dolayısıyla oryantalistlere göre, hadisler dinî bir metin değil, Islâm toplumunun siyasî, sosyal ve kültürel durumlarını yansıtan tarihî metinlerdir.</p>
<p><strong>A. “HADİS” KAVRAMI HARKINDAKİ İDDİALARI</strong></p>
<p>Ignaz Goldziher, “hadis” ve “sünnet” kavramlarının ilk dönemlerde birbi­rinden farklı anlamlarda kullanıldığı görüşündedir. Bu iki terimin aynı olduğu görüşü daha sonraki dönemlere aittir. Ona göre hadis, Peygamber e nispet edilen şifahî sözdür. Sünnet ise, dinî veya hukukî alanlarda ilk Müslüman cemaatin uygulamalarıdır. O, hadis ile sünnet kavramlarının farklılığını Abdurrahman b. Mehdî’nin (ö. 198/813) açıklamasıyla delillendirmektedir. Onun açıklamasına göre, Süfyân es-Sevrî (ö. 161/778) hadiste imam olduğu halde sünnette imam değildir. Evzâî (ö. 157/774) sünnette imam olduğu halde hadiste imam değil­dir. Mâlik (ö. 179/795) ise her ikisinde imamdır. Goldziher, Ebû Yusuf’un (ö. 182/798) sâhibu hadîs ve sâhibu sünne şeklinde nitelenmesi ile Kitâbus-Sünen bi- şevâhidıl-hadîs ismini taşıyan kitap adlarının bulunmasını da görüşünün delilleri olarak zikreder.(28)</p>
<p>“Haber” ve “yeni” gibi farklı sözlük anlamları bulunmakla birlikte(29) keli­me anlamını “hikâye” ve “efsane” olarak tercih eden Goldziher&#8217;e göre hadis, Hz. Peygamber’in hatta sahâbîlerin hayat ve öğretilerinin bir kaydı olmaktan çok, ilk Müslümanların görüş ve tutumlarının bir kaydı olarak görülmelidir. Dolayısıyla geniş hadis malzemesinden Hz. Peygambere veya sahâbîlerine nispet edilmiş güven duyulabilecek bir parçayı bulmak hemen hemen imkânsızdır. Hadis mal­zemesi itikâdî ve fıkhî mezheplerin çeşitli ve çoğunlukla birbiriyle çelişik gö­rüşlerine paralellik gösterdiği ve onları yansıttığı için, Hz. Peygamber’in kendi öğretisi ve davranışının bir kaynağı olarak hicrî üçüncü asırdaki hadis kaynak­larının genellikle güvenilir olmaktan uzak sayılması gerekir.(30) Dolayısıyla ha­dis literatürünün İslâm’ın ilk iki yüzyıldaki dinsel, tarihsel ve sosyal gelişiminin bir sonucu olarak mütâlaa edilmesi gerekmektedir.(31) Onun, “Rivâyetlerin, fikir akımları ve birbirleriyle çatışan gruplarla ilgisini kurarak inceledim ve gördüm ki bunlar, çatışmalardan doğmuşlardır. Bu, benim hadis ile ilgili çalışmalarımın esasını teşkil etmektedir”(32) açıklaması da hadislerin, Müslümanların fikrî tartışmalardaki görüşlerinin Hz. Peygambere nispet edilmesi suretiyle oluşturulduğu anlayışında olduğunu teyit etmektedir. Ona göre, rey ve heva, her sünnet ve bidat ifadesini hadislerde bulabilmiştir.(33)</p>
<p>Schacht da, “Büyük bir güvenle diyebiliriz ki, incelemekte olduğumuz fikhî hadisler, uydurularak tedavüle sokulduğunda, mezhebi tartışmalarda kullanılmıştır”(34) şeklindeki açıklamasıyla hadislerin ikinci asırdaki mezhep tartışmalarının sonucu ortaya çıkartıldığını ifade etmektedir. Schacht’a göre önce reye dayanan eski hukuk ekollerinin yaşayan geleneği/living tradition or­taya çıktı. İkinci merhalede bunlar tâbiîne, daha sonra sahâbeye, sonunda ise Peygambere nispet edildi. Şâfıî’den önce sahâbe ve tâbiîn görüşlerine başvurmak esas, Peygamber’den gelen hadislere müracaat istisna idi. Hicrî ikinci yüzyılın ortalarına doğru hadisçiler tarafından hadisleştirilip yayılan sözler yaşayan gele­neği/living tradition sarstı ve Şâfiî ile birlikte hadisler, yaşayan gelenek karşısında üstün bir mevkiye ulaştı.(35) Bu hadislerin hemen hiç birisi sahih olarak kabul edilemez.</p>
<p>Bunlar, bizzat hadisçiler tarafından birtakım yüce amaçlarla hicrî ikin­ci yüzyılın birinci yarısından itibaren ortaya atılmıştır. Dolayısıyla Schacht’a göre de hicrî ikinci asrın ortalarına doğru living tradition!yaşayan gelenek olarak orta­ya çıkan görüş ve uygulamalar, Şafiî’den sonra klasik hadis kitaplarına hadis şek­linde geçmiştir. Hicrî üçüncü asra ait klasik hadis kitaplarındaki hadisler önemli ölçüde Şâfiî’den sonra ortaya çıkmışlardır.(36) Schacht’a göre sahâbeden nakledi­len fıkhî görüşler de Hz. Peygambere nispet edilen hadisler gibi çok az sahihtir. Zira bunlar görüşlerini söz konusu sahâbînin otoritesi altına yerleştirmiş olan mezheplerin ürünleridir.(37) Bu anlayışı benimseyen Gautier Herald Juynboll’a göre Goldziher ve Schacht’tan bu yana, hadisleri gerçek kabul etmek her şeyi kolayca kabullenen çok safdil ilim adamlarının boşa geçirdiği vakit olarak telakki edilmelidir.(38) Böylece Juynboll da hicrî ikinci asırdaki fıkhî görüşlerin sonradan Hz. Peygambere dayanan hadislere dönüştürüldüğü kanaatine katılmaktadır.(39)</p>
<p>Theodorus Willem Juynboll’un (ö. 1948) hadislerle ilgili açıklaması ise şöyledir: Muhaddisler, Peygamber’in kavil ve fiillerini yeni zamanın düşüncelerine uygun şekle soktular ve bu surede ortaya, istihdâf edilen gayeye uygun birçok hadisler çıkarıldı; bunlarda o zamanlar hangi türlü hareket veya tefekkür tarzı şahsî olarak uygun görülüyorsa, o, Peygamber’in fiil veya kavliymiş gibi göste­riliyordu.(40) Dolayısıyla oryantalisdere göre, hadisler dinî bir metin değil, İslâm toplumunun siyasî, sosyal ve kültürel durumlarını yansıtan, bunlar sebebiyle or­taya çıkmış ve onların yansıması olan tarihî metinlerdir.(41)</p>
<p><strong>B. “SÜNNET” ve “PEYGAMBER’İN SÜNNETİ” KAVRAMLARI HARKINDAKİ İDDİALARI</strong></p>
<p>Yukarıda ifade edildiği gibi Ignaz Goldziher, hadis ve sünnetin farklı an­lama geldiği görüşündedir. O, sünnet kavramının cahiliye döneminden itibaren kullanıldığını, bu dönemde ataların adet ve geleneklerinin sünnet olarak görül­düğünü ifade etmektedir. Ona göre, İslâmî sünnet, eski Arap anlayışının yeniden gözden geçirilmiş şeklidir. İslâmın gelişiyle sünnet kavramının içeriği, Müslümanlar için, Hz. Peygamber’in örnek davranışı, onun yazılı hale getirilmiş olan fiil ve sözlerinden elde edilen amelî kurallar şeklinde bir değişikliğe uğramıştır. Buna göre sünnet ilk İslâm cemaatinin fiilen yaşayan tatbikatı şeklinde tanım­lanabilir. Böylece o, sünnet kelimesini Hz. Peygamberde değil ilk dönem Müs­lüman toplumuyla ilişkilendirmektedir. Çünkü ona göre sünnet, ilk Müslüman cemaatin uygulamaları, hadis ise bu sünnet ve uygulamaların Hz. Peygamber’e nispet edilen sözlü ve tarihî belgeleridir. Ayrıca ona göre sünnetin tatbike konuluşu ilk önce muttaki Medine çevrelerinde olmuştur.(42)</p>
<p>David Samuel Margoliouth (ö. 1940) Hz. Muhammed’den sonra ilk Islâm cemaatinin uyguladığı sünnetin onun sünneti olmadığını, Kur’ân vasıtasıyla ta‘dile uğrayan Islâm öncesi Arap örfü olduğunu belirtmektedir. Hz Peygamber Kur’ân dışında hiçbir sünnet ya da hadis bırakmamıştır. Ona göre hicrî ikinci asırda, sonraki nesiller “Hz. Peygamber’in Sünneti” kavramım geliştirmişler, bu kavramı gerçekleştirmek için de hadis uydurma faaliyetine başlamışlardır.(43)</p>
<p>Joseph Schacht ise “sünnet” ve “Peygamber’in sünneti” tabirleriyle özel olarak ilgilenen oryantalisttir. O, “sünnet” ve “Peygamber’in sünneti” tabir­leri hakkındaki görüşlerini The Origins of Muhammadan Jurisprudence ve An Introduction to Islamic Law isimli eserlerinde açıklamaktadır. Ayrıca o, bu kavramlar ile ilgili olarak “Peygamber’in Sünneti Tabiri Hakkında” ismiyle Türkçe’ye tercüme edilen müstakil bir makale de yazmıştır. Schacht’a göre Şafiî’ye kadar sünnet, Peygamber’in sünneti anlamında değil, örf/toplumun uygulamaları, âlimlerin reyleri (living tradition) manasında kullanılmak­taydı. O, bu uygulamaları eski hukuk ekollerinin yaşayan geleneği olarak isimlendirmektedir.</p>
<p>Eski hukuk ekolleri, yaşayan geleneklerini ve mevkûf rivâyetleri hadislere takdim etmekteydi.(44) Ona göre Şafiî’den önceki fakihler nazarında sünnetin mutlaka Peygamber’le ilgili olması şart değildi. Sünneti Peygamber’in model davranışı olarak belirleyen ilk kişi Şafiî’dir. O, Peygamber’in sünnetini ondan nakledilen hadislerle özdeşleştirmiştir.(45) Schacht söz konusu makalede, Ibâdîlerin reisi Abdullah b. Ibâd’ın 76/695 senesi civarında Emevî halifesi Abdülmelik’e yazdığı mektuptan hareketle sözü edilen tabirin tarihini tespite çalışmaktadır. Onun tespitine göre söz konusu yıllarda “Peygamber’in Sünneti” tabiri Kur’ân’la bir seviyede, müs­takil düstur olarak henüz yerleşmiş değildi. Onun düşüncesinde, bu tabir henüz Kur’ân’da bildirilmiş ahkâmın ötesine geçmemekteydi. Dolayısıyla Peygamber’in sünnetine uymak, bizzat Peygamber’in yaptığı gibi Allah’ın Kitâbı’na uymaktan ibaretti. Sözü edilen mektuptan anlaşıldığına göre Kur’ân’ın yanında başka bir düstur varsa, bu, Peygamber’in sünneti değil, Ebû Bekir ve Ömer’in sünnetidir. Zira Abdullah b. İbâd mektupta bir defa bile Peygamberin çizdiği yola atıfta bulunmuş değildir. Atıfda bulunduğu daima Kur&#8217;ândır. Dolayısıyla Schacht&#8217;a göre ilk dönemde sünnet, hukukî değil siyasî anlamda kullanılmaktaydı.(47)</p>
<p>Schacht a göre “sünnet” ve “Peygamberin sünneti” tabirleri dinî ve hukukî anlamda Şafiî&#8217;den önce bulunmamaktaydı. Bu tabirlerin eş anlamlı olarak İslâm hukuk teorisine girişi Şafiî ile söz konusu olmuştur.(48) İraklılar (Ehl-i rey), hicrî ikinci yüzyılın başlarında, “Peygamberin sünneti” tabirini mahallî bir cemaatin idealleştirilmiş tatbikatı ve cemaate mensup bilginlerin doktirini demek olan “sünnet” ile bir tutmuşlardır. İraklıların “Peygamberin sünneti” anlayışı, Suriye­liler tarafından da benimsenmişti.(49)</p>
<p>Juynboll, sünnetle ilgili görüşüne delil olmak üzere Hz. Ömer&#8217;in, ölüm döşeğinde, etrafındakilere karşılaştıkları problemleri çözmek için Kur’ân’a, muhacirlere, ensara, çöl halkına ve son olarak ehl-i zimmete başvurmalarını tavsiye ettiğine dair bir bilgi nakleder.(50) Buna göre Hz. Ömer, Kur ân ın yanında kendilerine başvurulacaklar arasında muhâcirleri, ensârı, çöl halkı­nı ve son olarak ehl-i zimmeti zikrettiği halde Hz. Peygamber i söz konusu etmemiştir. Bu durum Juynboll’a göre sözü edilen dönemde sünnetü&#8217;n-nebi/Peygamber’in sünneti” kavramının ve sünnetin otoritesinin olmadığını göstermektedir.(51)</p>
<p>Ona göre, İslâmî kaynaklarda “sünnetü’n-nebi/ Peygamber’in sünneti” kavramı üzerinde yoğunlaşan ve onu Kur’ân’dan sonra ikinci kaynak olarak ileri süren ilk kişi Ömer b. Abdülazız’di. Ancak onun bu yaklaşımını sadece Medineli birkaç kişi benimsemekteydi.(52)Dolayısıyla Juynboll da, “Peygamber’in sünneti” anlayışının daha sonra hadis eserlerinin çoğalmasıyla arttığı görüşündedir.(53) Ancak o, hadis kitaplarında “Peygamber’in sünneti” şeklinde zikredilen rivâyetlere güvenmemektedir.(54) Ona göre kaynaklarda zikredilen “Ebû Bekir’in sünneti”, “Ömer’in sünne­ti” şeklindeki ifadelerde de görüldüğü gibi sünnet kelimesi Peygamber’in halefleri için de kullanılmıştır. Üstelik Hz. Ömer’in Sevad arazisiyle ilgili daha önce konulmuş bir kuralı değiştirmesi, Hz. Peygamber’in otoritesinin, daha sonraki dönemdeki seviyesine henüz ulaşmamış olduğunu göster­mektedir.(55) Dolayısıyla Juynboll’a göre de üçüncü asırdan önceki eserlerde sünnet kelimesi “Peygamber’in sünneti” anlamında dinî değil siyasî bir te­rim olarak kullanılmaktadır.(56) O, “Peygamber’in sünneti” tabirinin Şafiî ile birlikte belirginleştiği hususunda Schacht ile aynı görüşü paylaşmaktadır.(57)</p>
<p>Juynboll, “Bir din olarak Islâm’ın, özel olarak da İslâmî hükümlerin gelişi­mi, aslında tabakât kitaplarında fukaha veya ulemâ olarak belirtilen kişilerin elinde gerçekleşmiştir, insanlar arasında ihtilaf çıktığında veya hayatın her alanına ilişkin umûmî problemlere çözümler arandığında insanlar genel olarak yöneticilere değil; bilakis fukaha olsun ulemâ olsun bilgili insanlara danışmışlardır”(58) şeklindeki açıklamasıyla İslâm hükümlerinin gelişmesin­de Hz. Peygamber’in sünnetinin dikkate alınmadığını ifade etmektedir.(59)</p>
<p>Fazlurrahman’ın tespitiyle oryantalistlerin “Nebevi sünnet/Peygamber’in sünneti” kavramını reddetmelerinin üç temel sebebi bulunmaktaydı.</p>
<p><strong>a.</strong> Bu araştırmacılar, sünneti oluşturan muhtevanın bir kısmının, Arap­ların İslâm öncesi örf ve adetlerinin doğrudan bir devamı olduğunu düşünü­yorlardı.<br />
<strong>b.</strong> Sünnetin muhtevasının büyük bir kısmı ilk İslâm hukukçularının hür dü­şünce hareketinin bir neticesiydi ve bu muhteva içinde Yahudi kaynaklarından, Bizans ve İran idari tatbikatından yeni unsurlar da yer alıyordu.<br />
<strong>c.</strong> Hadis hareketi hicrî ikinci yüzyılın sonlarından itibaren büyük çaplı bir hareket halini aldığı zaman daha önceki dönemin bütün sünneti, “Nebevi sün­net/Peygamber’in sünneti” kavramı adı altında Hz. Peygambere sözlü olarak atfedilmişti.(60)</p>
<p><strong>II. “HADİS” VE “SÜNNET” KAVRAMLARIYLA İLGİLİ İDDİALARIN ELEŞTİRİSİ</strong></p>
<p>Yukarıda ifade edildiği üzere oryantalistlere göre, Hz. Peygamber’den ba­ğımsız olarak hicrî ikinci asırda itikâdî, fıkhî ve siyasî tartışmalarda çözüm olarak üretilen anlayış sünneti yaşayan gelenek,, yaklaşık ikinci yüzyılın ortalarından iti­baren isnadlar oluşturularak Peygamber’e nispet edilen temel hadis kaynakların­daki rivâyetler ise hadis olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla onlara göre hem sünnet hem de hadisin Hz. Peygamberle bir ilişkisi bulunmamaktadır. Aşağı­da oryantalistlerin temel görüşü olan, “tarihî süreçte önce sünnetin, daha sonra onun hadisleştirilmesinin gerçekleştiği” anlayışı esas alınarak konu iki ayrı başlık altında incelenecektir.</p>
<p><strong>A. “SÜNNET” ve “PEYGAMBERİN SÜNNETİ” KAVRAMLARI</strong></p>
<p>Verilen bilgilerden anlaşıldığı üzere oryantalistlerin hadisle ilgili temel yalaşımlarının başında hadis ve sünnet yerine tradition (gelenek) kavramım kullanmaları gelmektedir. Yukarıda da ifade edildiği gibi bu kavram Batı kültüründe Hıristiyanlıkla ilgili önemli bir kavramdır ve özellikle kilisenin din hakkındaki açıklama ve kararlarını ifade etmektedir. Dolayısıyla tradition (gelenek) kavramıyla Hz. Isa’dan bağımsız ve onunla ilgisi bulunmayan, daha sonraki dönem­lerde kilise tarafından üretilen dinî bilgiler kastedilmektedir. Oryantalistler hadis ve sünnet yerine tradition (gelenek) kavramını kullanmak suretiyle hadis veya sünnetin de Hz. Peygamber’le bir ilgisinin bulunmadığına dikkat çekmek iste­mektedirler. Bu görüşlerini delillendirmek üzere ise özellikle “Sünnetu&#8217;n-nebi/ Peygamber’in sünneti” tabirinin Müslümanlar tarafından hicrî ikinci asırda &#8211; Schacht’a göre Şâfıî sonrasında- kullanılmaya başlandığını ispata çalışmaktadır­lar. Hicri ikinci asır öncesinde kullanılan “sünnet” tabirinin de Hz. Peygamber’le bir ilişkisinin bulunmadığını ortaya koymaya gayret etmektedirler. Bu amaçla hicrî ikinci asırdan önce tespit edilen sünnet tabirinin hukukî değil siyasî anlam­da kullanıldığını iddia etmektedirler.</p>
<p>Oryantalistlerin söz konusu iddiaları son dönemde Müslüman âlimler tara­fından delilleriyle reddedilmiştir. Yine bu dönemde bazı oryantalistler de bahsi geçen yaklaşımın İlmî olmadığını ve tarihî gerçeklerle örtüşmediğini gerekçele­riyle ifade etmişlerdir. Aşağıda bunlardan bir kısmı zikredilerek ilgili kaynaklara atıfla yetinilecektir.</p>
<p>Sünnet, İslâm öncesi Arap toplumunda bilinen ve “ataların geleneği”, “örnek alınan uygulama”, “örf ve gelenek” anlamında kullanılan bir kelimeydi.(61) îslâm ile birlikte kelimenin “örnek alman uygulama” anlamı kullanılmaya devam et­miştir. Ancak bu dönemde, cahiliye devrindeki atalar, örf ve gelenek yerine Hz. Peygamber ile onun Hz. Ebû Bekir gibi önde gelen sahâbîlerinin uygulama ve davranışları örnek alınmaya başlanmıştır. Hz. Peygamber de hadislerinde söz konusu kelimeyi “insanlar tarafından iyi veya kötü örnek alınan uygulama” an­lamında kullanmış(62) ve kendisi ile önde gelen sahâbîlerinin uygulamalarının örnek alınmasını tavsiye ederken de sözü edilen kelimeyi kullanmıştır. Nitekim Hz. Peygamber, Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.’(63) ve &#8221;Size iki şey bı­raktım, onlara tutunduğunuz sürece sapmazsınız: Allah&#8217;ın kitabı ve Peygamberinin sünneti&#8221;(64) hadislerinde uygulama ve davranışlarının örnek alınmasını tavsiye et­miştir. “Benim ve benden sonraki râşid halifelerin sünnetine uyun&#8221;(65) hadisinde ise önde gelen sahâbîlerin uygulama ve davranışlarının örnek alınmasını öğütlemiştir. Netice itibariyle Hz. Peygamberle birlikte, onun uygulaması ve davranışları Islâm toplumu için sünnet teşkil etmiş ve İslâm öncesi Arap sünnetinin idealliği sona ermiştir.</p>
<p>Sahâbe ve tâbiîn nesillerinin yaşadığı hicrî birinci asırda sünnet, kelime anlamıyla da kullanılmakla birlikte başlangıçtan itibaren aynı zamanda Hz. Peygambere nispet edilerek “Peygamber’in sünneti” şeklinde kavram olarak da zikredilmekteydi. Burada sahâbe ve tâbiîn nesillerinin kullanımlarına dair birkaç misal verilmekle yetinilecektir. Hz. Ebû Bekir, miras talebiyle kendisine gelen nineye “Senin hakkında Allah’ın kitabında bir şey yoktur. Ben, Rasûlullah’ın (s. a.) sünnetinde de senin için bir şey verildiğini bilmiyorum”(66) şeklinde verdiği cevapta “Sünnet&#8217;ü Resûlullah/Peygamber’in sünneti” tabirini kulanmıştı. Fâtıma bint Kays’la ilgili Hz. Ömer’in, “Biz, ezberlediğini veya unuttuğunu bilmediği­miz bir kadının sözünden dolayı Allah’ın Kitabını ve Peygamberimizin sünnetini terk etmeyiz. Onun (iddeti bitinceye kadar) barınak ve nafaka hakkı vardır&#8230;”(67) şeklindeki açıklamasında da “Peygamberimizin sünneti” kavram olarak kulla­nılmıştı.</p>
<p>Hac ile birlikte umre yapılması yasağına dair Hz. Ali, “Ben, bir kimse­nin görüşünden dolayı Hz. Peygamberin sünnetini terk edecek değilim”(68) derken “Peygamber’in sünneti” tabirini kullanmaktaydı. Namazda ayaklarını bitiştiren bir adam için önde gelen sahâbîlerden Abdullah b. Mes‘ûd da, “Sünnete aykırı davrandı/sünnete göre hatalı davrandı”(69) ve namazların evde kılınmasıyla ilgili olarak, “Böyle yaparsanız Peygamberimizin sünnetini terk edersiniz”(70) ifadeleriyle Hz. Peygamberin sünnetini kastetmekteydi. Abdullah b. Abbasin “Allah’ sana inanarak, Kitabı’nı ve Peygamberinin sünnetini tasdik ederek” diye selamlamasına dair(71) açıklamasında “Peygamberin sünneti” tabiri kullanılmaktaydı.(72)</p>
<p>Abdullah b. Ömer de Abdülmelik’e biat ederken Allah’ın ve Peygamber&#8217;in sünneti üzerine itaat edeceğini dile getirerek(73) “Peygamberin sünneti” tabirini kullanmıştır. Söz konusu misallerin farklı kaynaklarda “Peygamberin sünneti” yerine “Peygamberin fiili” veya “Peygamberin uygulaması” gibi ifadelerle geçmesi mânen rivâyet edildiklerine işaret etmektedir. Bu ise, farklı şekillerde ifade edilse de sahâbenin Hz. Peygamberin takip ettiği yol ve uygulamaları “Peygamber&#8217;in sünneti” olarak algıladıklarını gösterir. Görüldüğü gibi “Peygamberin sünneti” tabirini önde gelen sahâbîlerden Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer hukukla ilgili ko­nularda, Hz. Ali, Abdullah b. Mes’ûd ve Abdullah b. Abbâs ise namaz ve hac ibadetleri hakkında kullanmışlardır. Bu durum oryantalistlerin ilk dönemde sünnet kelimesinin siyasî anlamda kullanıldığı iddialarının isabetli olmadığım göstermektedir.</p>
<p>“Peygamber’in sünneti” tabiri tabiîn neslinde de yoğun olarak kullanılmak­taydı. Tabiîn neslinin önde gelen âlimlerinden İbrahim et-Teymî (ö. 92/711), Urve b. Zübeyr (ö. 94/712), İbrahim en-Nehaî (ö. 96/714), Mücâhid b. Cebr (ö. 103/721), Ömer b. Abdülaziz (ö. 101/719), Sâlim b. Abdullah (ö. 106/724), Kâsım b. Muhammed (ö. 107/725) ve Haşan el-Basrî (ö. 110/728) “Peygamber’in sünneti” tabirini kullanmaktaydı. Bu neslin de sözü edilen tabiri çoğunlukla fıkhı bağlamda kullandıkları görülmektedir.(74)</p>
<p>Sahâbe ve tâbiîn nesillerinin sünnet kelimesini Hz. Peygamber’in örnek uy­gulaması anlamının yanında “Sünnet&#8217;ü Ebî Bekr/Ebû Bekir’in sünneti”, “Sünnet&#8217;ü Ömer/Ömer’in sünneti”, “Sünnet&#8217;ü Fülan/Falanın sünneti(75) gibi ifadelerle önde gelen sahâbîlerin örnek uygulama ve davranışları hakkında da kullandıkları, kaynaklarda zikredilmektedir. Netice itibariyle “sünnet” ilk dönemde çeşitli an­lamlarda kullanılmıştır. Ancak bu kullanımlar, Hz. Peygamber’in sünnetine karşı veya ondan daha üstün bir konumda olmamıştır.(76) Bu durum Schacht’ın “Me­dine ameli önce, Peygamber ve sahâbîlerden gelen sünnetler ise daha sonradır”(77) şeklindeki yaklaşımının da isabetsiz olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Oryantalistlerden Brawmann da The Spiritual Background of Early İslam(78) isimli eserinde “Sunna and Related Concepts/Sünnet ve İlgili Kavramlar” baş­lığı altında tespit ettiği deliller çerçevesinde “sünnet” tabirinin başlangıçtan itibaren “Sünnetü’n-nebi/Peygamber’in sünneti”(79)anlamında kullanıldığına dikkat çeker.(80)</p>
<p>Bütün bu bilgiler oryantalistlerin, “sünnet” ve “Peygamberin sünneti” tabir­lerinin ikinci asrın sonlarına doğru ortaya çıktığı yönündeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını göstermektedir. Söz konusu deliller, bu tabirlerin baştan beri kul­lanıldığını ve kısa sürede kavramsallaştığını açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Prof.Dr.Ahmet Yücel</p>
<p><strong>Devamı için bkn:</strong></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="cC1obpbiQR"><p><a href="https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-2/">Temel Hadis Kavramlarıyla İlgili Oryantalist İddialar ve Eleştirisi-2</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Temel Hadis Kavramlarıyla İlgili Oryantalist İddialar ve Eleştirisi-2&#8221; &#8212; İlim Cephesi" src="https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-2/embed/#?secret=8fLOA4BZyx#?secret=cC1obpbiQR" data-secret="cC1obpbiQR" width="525" height="296" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-1/">Temel Hadis Kavramlarıyla İlgili Oryantalist İddialar ve Eleştirisi-1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/temel-hadis-kavramlariyla-ilgili-oryantalist-iddialar-ve-elestirisi-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
