<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sadreddin Yüksel | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/sadreddin-yuksel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 May 2019 16:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Sadreddin Yüksel | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İslam&#8217;da Örtünme(Tesettür)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/islamda-ortunmetesettur/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/islamda-ortunmetesettur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Feb 2019 10:23:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Örtünme(Tesettür)]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınların Örtünmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sadreddin Yüksel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21389</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu mesele birçok garplı yazarların tenkitlerine uğramış bir meseledir. Onlar, örtünmeyi bir türlü kafalarına sığdıramıyorlar. Fakat Kur’an-ı Kerim onu, ancak ahlâk ve namusu korumak maksadıyla emretmiştir. Düşünelim: Tehlike arzeden herhangi bir şeyle savaşmak için hürriyeti tahdid pahasına bile olsa kanunlar vaz&#8217;edilir. Halbuki insandaki behimî ve şehevî his birçok tehlikeli şeylerden daha tehlikelidir. O halde bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islamda-ortunmetesettur/">İslam’da Örtünme(Tesettür)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/fft5_mf679467.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-12286 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/fft5_mf679467-300x200.jpeg" alt="" width="357" height="238" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/fft5_mf679467-300x200.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/fft5_mf679467-360x240.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/fft5_mf679467-277x184.jpeg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/fft5_mf679467-296x197.jpeg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/fft5_mf679467-270x180.jpeg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/fft5_mf679467-370x247.jpeg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/fft5_mf679467-236x157.jpeg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/fft5_mf679467.jpeg 400w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" /></a></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-22458 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL.jpg" alt="" width="448" height="299" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL.jpg 900w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-600x400.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/ae490490adff4f695d8831b6d20b97cf_XL-768x512.jpg 768w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" /></a></p>
<p>Bu mesele birçok garplı yazarların tenkitlerine uğramış bir meseledir. Onlar, örtünmeyi bir türlü kafalarına sığdıramıyorlar. Fakat Kur’an-ı Kerim onu, ancak ahlâk ve namusu korumak maksadıyla emretmiştir. Düşünelim: Tehlike arzeden herhangi bir şeyle savaşmak için hürriyeti tahdid pahasına bile olsa kanunlar vaz&#8217;edilir. Halbuki insandaki behimî ve şehevî his birçok tehlikeli şeylerden daha tehlikelidir. O halde bu en büyük tehlikeye karşı niçin bir kanun vaz’edilmesin? Vaz&#8217;edilmesi gayet normal ve makuldür. Demek ki örtünme şehvetin tehlikesini azaltan İlâhî bir tedbirdir.</p>
<p>Yanlış düşünen bazı kimseler, âyet ve hadislere isabetsiz manalar vererek İslâm’da örtünmenin yeri olmadığını iddia ederler. Şimdi İslâm’a iftira edenlerin yalanlarını meydana çıkartmak için, bu mevzuda İslâm&#8217;ın açık ve kesin hükmünü bildiren birkaç âyet-i kerimeyi ele almayı faideli buluyoruz.</p>
<p><strong>Birincisi:</strong></p>
<p>&#8220;Ey Peygamberi Zevcelerine, Kızlarına ve Mü&#8217;minlerin kadınlarına, geniş ve uzun elbiselerini vücûtlarının her tarafına indirmelerini söyle. Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur. Allah gafur ve rahimdir.&#8221; (Ahzâb-59).</p>
<p>Bu âyet-i kerime, Müslüman kadınlardan elbiselerinin uzatılmasını, göğüs, sırt, kol ve bacaklarının kapatılmasını istemektedir. Âyet’e göre bunun hikmeti de namuslu kadınların, fuhuş yapan kadınlardan tanınıp ayrılmaları; fasıklar tarafından gelen eziyetten mahfuz kalmalarıdır. Zira açık-saçıklık, onları da kötü kadınlar gibi gösterir Böylece fasık kişilerin behimi hislerini tahrik ederek, sözle veyahut fiil ile o zayıf ve nahif mahluklara sataşmalarına yol açar.</p>
<p><strong>İkincisi:</strong></p>
<p>Mü’min erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar. Mahrem yerlerini fuhuştan korusunlar. Bu, kendileri icin temiz bir harekettir. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını çok iyi bilendir.Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini &#8216;harama bakmaktan sakınsınlar. Irzlarını korusunlar zıynetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısmı (yüzler ve eller) müstesnadır. Baş örtülerini, yakalarının üstüne (kapayacak surette) koysunlar«.Gizli ziynetleri bilinsin diye, yürürlerken ayaklarını da yere vurmasınlar. Hepiniz Allah&#8217;a dönün ey Mü&#8217;minler, ta ki umduğunuza nail olasınız.&#8221; (Nûr-80,81).</p>
<p>Bu iki âyet erkeğe de, kadına da birbirine bakmamalarını emrediyor. Ayrıca kadınlara başlarını örtmelerini ve örtüsünün fazlasını da boyun ve yakayı kapamak üzere aşağıya indirmelerini emretmektedir. Âyet-i kerîme örtünmenin terkine asla müsaade etmez. Ancak üç grup müstesna. Kadın onların huzurunda örtünmeye mecbur değildir.</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Kadına nikâhı olmayan akrabaları.</p>
<p><strong>İkincisi:</strong> Rüşd çağına ermemiş çocuklar.</p>
<p><strong>Üçüncüsü,</strong> ise kendisinde erkeklik hissi olmayan erkeklerdir.</p>
<p>Âyet, bu İlâhî hükmün doğruluğunda ve hikmetinde şüpheleri bulunanlara şöyle der:&#8221;Allah mahluklarının huy ve tutumlarını kendilerinden daha iyi bilendir. Onun içindir ki örtünmeyi emretmiştir.&#8221;</p>
<p><strong>Üçüncüsü:</strong></p>
<p>&#8220;Ey Peygamberin zevceleri! Siz kadınlardan Herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah&#8217;tan korkuyorsanız nâmahrem erkeklerle yumuşak konuşmayın. Sonra kalbinde nifak bulunan tamaa düşer. Yani kötü bir mana anlar. Sözü maruf veçheyle söyleyin. (Vakar ile) evlerinizde oturun. Eski cahiliyet devri gibi açılmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah ve Resulüne itaat edin.&#8221;<br />
(Ahzâb-32,33).</p>
<p>Bu âyetlerdeki hitab, doğrudan doğruya Efendimizin zevcelerinedir. Cenab-ı Hak, onlara; &#8220;Evlerinize sahip olun, cahiliyet devrinin kadınları gibi olmayın. Hal icabı olarak erkeklerle konuştuğunuz zaman ciddî ve kısa konuşun. Namaz ile zekât gibi İslâmî sembolleri yerine getirin. Ve Allah&#8217;ın tayin ettiği hudutları da aşmayın&#8221; diye emretmektedir. Çünkü bütün bunlar, manevî temizliğin, töhmetten ve fasıkların kötü niyetlerinden selâmette kalmanın yegâne çaresidir.</p>
<p>Bazı kimseler, bu iki âyetteki hitabın yalnız Peygamberin zevcelerine müteveccih olduğunu, dolayısıyla hitabtaki hükümlerin de Peygamberin zevcelerine has olduğunu tahmin etmektedir. Fakat bu tahmin apaçık bir hatadan ibarettir. Zira Resûlullah Efendimiz, Müslümanlar için en güzel bir nümune-i iktida ve en yüce bir örnek olduğu gibi, zevceleri de diğer Müslüman kadınlar için en yüce örneklerdir. Madem Efendimizin tertemiz ve örnek olan zevceleri için en ihtiyatlı ve en sağlam yol budur ve bu hükümler’e göre amel etmeleridir; elbette bu hükümler, iffet babında Zevcât-ı Tâhire&#8217;den çok geride olan diğer Müslüman kadınlar için de zarurî ve şarttır.</p>
<p>Erkek ve kadınların birbirine karışmaları ya her iki tarafta da şehvanî hissin artmasına ve coşmasına sebebiyet verir, veyahut o hissin zayıflamasına ve büyük çapta azalmasına müncer olur.<br />
İkinci şık, cinsî ve şehvânî hissin soğumasına,sönmesine yol açar. Bu soğuma ise, bizâtihî bir hastalıktır. Ona yakalananlar arazlarından şifa bulmak için doktorlara baş vururlar.</p>
<p>Bu cinsî soğuma, iki tehlikeli sonuç doğurur:</p>
<p><strong>Birincisi,</strong> cılız, cüce ve geri zekalı bir neslin türemesi,</p>
<p><strong>İkincisi ise,</strong> cinsî sapıklığın yayılıp gelişmesidir.</p>
<p>Kendilerine &#8220;kadın müdafileri&#8221; adını takanların, bir sürü mugalatalı sözleri vardır. O mugalataların başında da şu iddiaları geliyor: &#8220;Kadının evine bağlanması, ev kadını olması, cemiyetin yarısını felce uğratmaktır.&#8221; Onlar böyle söylerler. İleri sürdükleri bu iddia, ancak kadının evde hiç bir işi olmazsa doğru olur. Halbuki ev işlerim nizam ve intizam altına sokması, kocasının ve çocuklarının çeşitli ihtiyaçlarına hakkıyla bakması onun bütün vaktini işgal eden vazifelerdir. Hatta bazen ev içindeki vazifeleri o kadar çoğalır ki, zamanına sığmaz olur.</p>
<p>Artık bu durum muvâcehesinde, bazı kimselerin kadının eve bağlanması cemiyetin yarısını felce uğratmak demektir, diye iddia etmesinin ne kadar gerçekten uzak olduğunu takdirlerinize havale ediyorum.</p>
<p>İslâm nazarında kadının savaşa katılabilmesine gelince o, zaruretin icabı olarak müstesna bir durumdur. Hatta katılma, kadınlıkla mütenasib bir hizmet şeklinde olur. Mesela ordunun gerisinde hasta ve yaralılara bakması gibi.</p>
<p>Erkek ve kadınların birbirlerine karışmalarında dinî mahzur görmeyenler hatadadırlar. Hatalarının da esas menşei, istisnayı teşkil eden hallere külli kaideler imiş gibi bakmalarıdır. Ve bazen de fertlerin yaptıklarını dinî bir esas imiş gibi kabul etmeleridir. Halbuki her ikisi de yanlıştır.</p>
<p>Sadreddin Yüksel – İslami Araştırmalar,syf.85-90</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islamda-ortunmetesettur/">İslam’da Örtünme(Tesettür)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/islamda-ortunmetesettur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Tercümesi Meselesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerimin-tercumesi-meselesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerimin-tercumesi-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Feb 2019 10:21:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim'in Tercümesi Meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Sadreddin Yüksel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21391</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlâhiyat mevzuunda bilgileri kıt bir sürü şahıslar, Kur&#8217;an-ı Kerim’i dillerine dolamışlardır. &#8220;Efendim, Kur&#8217;an ana dilimiz olan Türkçe’ye çevrilsin; herkes Kur’an’ın ne olduğunu bilsin. İbadet de Türkçe edilsin; tercüme aslın yerine geçsin&#8230;” diye bir takım hezeyanları sıralıyorlar. Bu mahmuru (saçma sapan söz söyleyen) insanların kopardıkları yaygaraya hiç bir ehli iman kapılmıyor, ehemmiyet vermiyor. Hamd olsun, o [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerimin-tercumesi-meselesi/">Kur’an-ı Kerim’in Tercümesi Meselesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/752x395-kuran-i-kerimde-hangisi-uzerine-yemin-edilmemistir-iste-cevabi-1506187098738.jpeg"><img decoding="async" class="wp-image-21365 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/752x395-kuran-i-kerimde-hangisi-uzerine-yemin-edilmemistir-iste-cevabi-1506187098738-300x158.jpeg" alt="" width="471" height="248" /></a><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/kuran-678x381.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-22461 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/kuran-678x381.jpg" alt="" width="493" height="277" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/kuran-678x381.jpg 678w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/kuran-678x381-600x337.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/kuran-678x381-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 493px) 100vw, 493px" /></a><br />
İlâhiyat mevzuunda bilgileri kıt bir sürü şahıslar, Kur&#8217;an-ı Kerim’i dillerine dolamışlardır. &#8220;Efendim, Kur&#8217;an ana dilimiz olan Türkçe’ye çevrilsin; herkes Kur’an’ın ne olduğunu bilsin. İbadet de Türkçe edilsin; tercüme aslın yerine geçsin&#8230;” diye bir takım hezeyanları sıralıyorlar. Bu mahmuru (saçma sapan söz söyleyen) insanların kopardıkları yaygaraya hiç bir ehli iman kapılmıyor, ehemmiyet vermiyor. Hamd olsun, o cihetten en ufak bir endişemiz bile yoktur. Lâkin meseleyi İlmî cepheden ele almamız daha yerinde olur. Filhakika bu tercüme mevzuu çok ehemmiyetlidir. Hatta din için ölüm-dirim meselesidir. Eğer İslâm dininin esas kaynağını teşkil eden Kur’an-ı Kerim Türkçe’ye çevrilip o tercüme aslın yerine ikame edilse zamanla Kur’anın tercümeleri çoğalıp diğer semavî kitaplar gibi maazallah büyük tahrifatlara uğrayarak semaviliğini kaybedecektir.</p>
<p>Bir de Kur’an&#8217;a hakikî ve tam bir tercüme yapılamaz. Zira beşerî zekanın mahsulü olarak beşerin ağzından çıkan dar kelime ve cümleler, genişlik ve zenginlik bakımından insan ilminin hududunu aşan İlâhî kelime ve cümlelerin yerlerini tutamaz. Zaten Kur&#8217;an&#8217;m İlâhî bir kelam olduğunu ispat eden,sayısız delillerden birisi de, Kur&#8217;an&#8217;ın bu cihetidir, yani çok kısa ve muhtasar cümlelerle pek geniş ve çok zengin manalara delâlet etmesidir.</p>
<p>Esasında çok az bir bilgiye sahip olan insanoğlu, Kur’anın manasındaki o İlahî genişliği muhafaza edebilecek kelime ve cümleleri nereden getirecektir? Şu halde Kur&#8217;an&#8217;a dair yazılacak her tercüme ise Kur&#8217;an sayılmaz.</p>
<p><strong>Ben şahsen şöyle inanıyorum:</strong> Asırlardan beri gerek müsteşrikler ve gerekse İslâm âlimleri tarafından Kur’an&#8217;ı Azimu&#8217;ş-Şân&#8217;ı açıklamak maksadıyla yazılmış bütün tefsir kitapları bile kâfi gelmiyor. Zira Kur’an bütün insanlık âlemine tevcih edilmiş ezelî ve ebedî bir hitabedir, umuma ait serilmiş İlahî bir sofradır. İçinde herkesin, her sınıfın hissesi bulunması lâzım gelir. Zaman ilerledikçe Kur’an&#8217;ın işaretleri tavazzuh eder, meydana çıkar. Her asır ve her nesil Kur&#8217;an’daki hissesini alır, gelecek asır ve nesillerin hisselerine karışamaz.Yani her müfessir ancak kendi asrına göre Kur’an&#8217;a bir tefsir yazabilir. Zamanla tavazzuh edecek işaretlere nüfuz edemez. Madem kütüphaneleri dolduran yazılmış binlerce tefsir ciltleri Kur’an’ı tefsir etmek hususunda kâfi gelmiyor ve Kur’an’ın genişliğini ihata edemiyor, tek bir cilde sığacak kadar az beşerî bir tercüme mı kâfi gelecek? Kur’an’ın yerini tutacak? Bu tercüme safsatasını ne mantık kabul eder, ne de ilim!</p>
<p><strong>Dahası var:</strong> Nahiv kaidelerine dayanan Arap lisanı yerine Kur&#8217;an’ın meziyet ve nüktelerini başka bir lisan muhafaza edemez. Çünkü lisan âlimleri nazarında Arap dili, anasır ve müfredat itibarıyla diğer bütün dillerden çok üstündür. Lafızlarındaki fesahat gayet aşikârdır. Tek bir manayı türlü yollarla ifade edebilen bir lisandır. Bunun içindir ki lisanı Arabi’den maâda hiç bir lisan Kur&#8217;an’daki harikalı belâgatin yükünü taşıyamaz. Öyle ise hiç bir tercüme Kur’an’ı ihata edemez ve onun yerini tutamaz.Bu davamıza bir ışık tutacak ümidiyle salâ-hiyetli, büyük İslâm âlimlerinin eserlerinden bir kaç misâl nakletmeden geçmiyeceğim. Meselâ, &#8216;İşârâtu&#8217;l İ&#8217;caz&#8221; adlı tefsirde şu âyet-i kerime şöyle tahlil ediliyor:</p>
<p>Ve mimarezeknahum yun fi kune</p>
<p>&#8220;Bu cümlenin heyetleri (keyfiyetleri) sadakanın beş şartına işaret eder.</p>
<p><strong>Birinci şart:</strong> Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki &#8220;mimmâ&#8221; lafzındaki &#8220;min&#8221; teb&#8217;iz ile o şartı ifade eder.</p>
<p><strong>İkinci şart:</strong> Ali’den alıp Veli’ye vermek değil, belki kendi malından vermektir. Bu şartı’rezeknahum’’<br />
lafzı ifade ediyor. &#8220;Size rızık olandan veriniz&#8221; demektir.</p>
<p><strong>Üçüncü şart:</strong> Minnet (başa kakmak) etmemektir. Şu şarta &#8220;rezeknâ&#8221; daki &#8220;nâ&#8221; lafzı işaret eder; yani ben size rızkı veriyorum, benim malımdan benim ahdime (kuluma) vermekte minnetiniz yoktur.</p>
<p><strong>Dördüncü şart:</strong> Öyle adama veresin ki nafakasına sarf etsin. Yoksa sefahata sarf edenlere sadaka makbul olmaz. Bu şarta &#8220;yun fıkûne&#8221; lafzı işaret ediyor. Yani mal benimdir. Benim namımla vermelisiniz.</p>
<p>Bu şartlarla beraber tavsi’de var. Yani sadaka nasıl mal ile olursa ilim ile dahi olur. Kavil ile, fiil ile, nasihat ile de oluyor, işte bütün bu envâlara (çeşitlere) &#8220;mimmâ&#8221; lafzındaki &#8220;mâ&#8221; kelimesi umumiyet ile'(genel olarak) işaret ediyor. Çünkü mutlaktır; umumu ifade eder.</p>
<p>İşte sadakadan bahis (bahseden) bu kısacık cümle beş şart ile beraber sadakanın geniş bir dairesini akla ihsan ediyor. Heyetiyle ihsas ediyor. İşte Kur&#8217;an’da bunun gibi pek çok heyet ve nezimler (kelime ve cümleler arasındaki bağlantılar) vardır.”1</p>
<p>Şimdi Kur’an-ı Kerim’in bu tek cümlesi, tek bir cümle ile tercüme edildiği zaman acaba o tercüme aslı gibi yukarıda bahsi geçen genişliği ihata edecek mi? Edemediği takdirde Allah’ın bir kısım emir ve maksatları ortadan kaybolmayacak mı?</p>
<p>&#8220;îşârâtu’l î’caz&#8221;dan bir parça daha:</p>
<p>‘’elhamdulillah’’cümlesi, sarf ve nahiv ilimlerine nazaran şöyle bir manayı ifade eder: Bütün senalar, ezelden ebede kadar, kimden sadır olsa, kime karşı yapılırsa, varlığı zarurî olan mabuda mahsustur. İşte &#8220;bütün” kelimesi, &#8220;Elhamdü&#8221; deki lâm-ı istiğ- rak&#8217;tan almıyor. &#8220;Ezelden ebede kadar&#8221; da cümle- i ismiyle olan ‘’elhamdulillah’’dan anlaşılıyor. Çünkü cümle-i ismiye yani müb- tedâ&#8217; ve haberden müteşekkil bir cümlenin heyeti, devam manasını ifade eder. &#8220;Kimden sadır olsa kime karşı yapılırsa”, bu da fail ve mefu’lün terk edilmesinden fehm olunur. Yani &#8220;hamd&#8221; lafzı mastar olduğundan ona fail ve meful iki kelime lâzımdır. Zikir edilmemişler ki umum anlaşılsın. &#8220;Varlığı zarurî olan mabud” da Allah lafza-i celilesinden mefhumdur. Zira bu lafız o manaya alem olmuştur. &#8220;Mahsustur&#8221; kaydı da &#8220;Allah&#8221; lafzındaki lâm-ı cer&#8217;in medlûlüdür. İşte Kur&#8217;an’ın kısacık bir tek cümlesi, sadece nahiv ilmi nokta-i nazarında bu kadar manaları ifade ederse, başka ilimlere göre tahlili cihetine gidildiği takdirde daha çok manaların meydana çıkacağı ehli insafça muhakkaktır.&#8221;</p>
<p><strong>Şimdi soruyorum:</strong> Hangi tercümedir ki, sadece iki kelime ile bu kadar uzun bir manayı ihtiva edebilsin? Tekrar ediyorum: Kur&#8217;an’ın lisanından başka bir lisan, Kur’an’ın inceliklerini muhafaza edemez. Zira alelâde bir şiirin bile yazıldığı dilden başka bir dile çevrilemediği herkesçe bilinen bir hakikat iken, Kur’an gibi İlâhî bir eserin bütün incelikleri, işaret ve delâletleriyle başka bir dile çevrilmesi elbette imkânsızdır. Bakınız meselâ: &#8220;Kıyamet günü&#8221; manasına gelen &#8220;vakıa, karia, dâmme, sahhe, hakke, gaşiye&#8221; kelimeleri eğer &#8220;kıyamet&#8221; diye tercüme edilirse insanı büyük tesirler altında bulunduran ve dolayısıyla onu bir çok fe-nalıklardan vazgeçiren, maksudu bizzât olan iştikaki manaları kaybolur gider. Evet &#8220;dehşetiyle kalbleri vuran&#8221; mealindeki ’’karia&#8221; ve &#8220;meydana getirdiği seslerle kulakları sağır eden&#8221; manasını bildiren &#8220;sahhe&#8221; kelimeleri, kendi tercümeleri olan &#8220;kıyamet&#8221; kelimesinden yüz derece tesirlidir.</p>
<p>Eğer yukarıda geçen kelimeler tercüme edildiği zaman yalnız iştikakî manaları yazılsa o zaman kıyamet günü anlamını ifade etmez ve eğer her ikisi de gözönüne alınarak yazılsa artık o tercüme, tercüme olmaktan çıkar, tefsir nev&#8217;ine girer. Müştak (türemiş) âlemlerde hüküm böyledir.</p>
<p>Edat olan kelimelere gelince, o hususta da başka lisan, lisan-ı Arabi&#8217;nin yerini tutamaz. Arap lisanında hasr’ı tahsisi ifade eden iki edat var. Birisi &#8220;innemâ&#8221; dır. Diğeri de nefî ve &#8220;illâ” dır. Yani olumsuzluk, menfilik edatı ile istisna edatı olan‘’illa’’dır. Fakat delâlet ettikleri hasrın arasında gayet ince bir fark var: &#8220;innemâ&#8221; kelimesi, muhatabın evvelce bildiği hükümlerde kullanılır. Nefi ve &#8216;’illâ’&#8217; ise tamamen bunun aksinedir. Bakınız En’am sûresinin şu âyetine:</p>
<p>*De ki! Bana vahyolunan şeyler arasında, yiyen bir kimseye yasak edilmiş bir şey bulmuyorum. Yalnız leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki, şüphesiz murdardır- ve Allah&#8217;tan başkası adına kesilmiş hayvan müstesna.&#8221; (En am-145).</p>
<p>Evet bu âyet-i kerime&#8217;deki hüküm, nefi ve &#8220;illâ” ile ifade edilmiş. Çünkü bu âyet, aynı meale delalet eden Bakara sûresinin 173. ve Nahl sûresinin de 115. âyetlerinden evvel nâzil olmuştur. Demek En&#8217; am âyeti, evvelce hiç bilinmemiş bir hükmü beyan buyurmuştur. Bakara ve Nahl sûrelerindeki âyetler ise En’am sûresinde zikrolunan aynı hükmü bir kez daha tekid etmişlerdir. Onun içindir ki bu son âyetlerde tahsis edatı olarak &#8220;innemâ’’ kelimesi getirilmiştir.</p>
<p>Acaba Türkçe&#8217;de böyle farklı hasr edatları varmı?</p>
<p>Arap lisanına has edatlardan bir misal daha verelim: Şarta delâlet eden &#8220;in” kelimesi, muhatapça meçhul ve inkâr edilebilen, &#8220;izâ&#8221; kelimesi ise muhatapça malûm ve inkâr edilmeyen hükümlerde istimal edilir. Halbuki Türkçe’de şart edatlarından böyle farklı edatları bilmiyoruz. Tercümelerde, bu incelik hangi edatlarla belirtilecek?&#8230;</p>
<p>Şimdi misal olarak Kur’an-ı Kerim&#8217;den şu cümleyi de ele alalım:</p>
<p>&#8220;Ey iman edenler, siz sarhoşken, ne dediğinizi bilinceye ve cünûb iken de -yolcu olmanız müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayınız.&#8221; (Nisâ-43)</p>
<p>İşte burada ‘’la tekrabu selate’’cümlesini mukayyed bir cümle yapan iki &#8220;hal zarfi&#8221; var:</p>
<p><strong>Birincisi</strong> ‘’ve entum sekera’’</p>
<p><strong>İkincisi de</strong> &#8220;cünûben&#8221; kelimesidir.</p>
<p><strong>Birinci hal</strong> -ve entüm sukâra- devam manasına delâlet eden isim cümlesi suretinde zikredilmiştir ki sarhoşluğun namazdan evvel yas aklığına delalet etsin. Çünkü sarhoşluk tam namaz vaktinde yasak olduğu gibi namaz vaktinden evvel de yasaktır. Zira namaz vakti girince sarhoş kimse ya namazı terketmeye mecbur kalacak, veyahut da sarhoş iken namaza duracak. Bu her iki şık de memnûdur. Demek, bu tabirle ‘’ve entum sekera’’namaz vaktine kadar devam edebilen sarhoşluk yasaklanmıştır. İkinci halde -cünûben- müfred olarak getirilmiş. Çünkü cünûb bulunmak, ancak namaz sırasında yasaktır, ondan önce yasaklığı yoktur. Bu incelik bazı şer’î hükümlere de medâr olmuştur.</p>
<p>Kat’i olarak inanıyoruz ki, bu incelik Arap lisanından başka lisanlara nasip olmamıştır. Kur’an&#8217;a tam layık bir tercümenin mümkün olamayacağına şu âyet-i kerime de işaret etmektedir:<br />
De ki: And olsun, insü cin şu Kur’an&#8217;ın benzerini meydana getirmeleri için bir araya toplansa ve yekdiğerine yardımcı da olsalar, yine onun benzerini getiremezler. (Isrâ-88).</p>
<p>Delâlet edişinin kısa izahı şöyledir: &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ın harika genişlik ve belagatini ihata edebilen tercüme Kur&#8217;an&#8217;ın bir benzeridir. Halbuki böyle bir benzerin imkân dışı olduğu yukardaki âyet-i kerimede kesinlikle ifade edilmiştir.</p>
<p>Bazı kişiler tarafından, &#8220;İslâm dinini muhtelif milletlere tanıtmak için Kur’an’ın tercüme edilmesi dinî bir zarurettir&#8221; denilmektedir. Fakat biz de bunlara deriz ki: Dinî bakımdan böyle bir zaru¬ret yoktur. Olsaydı onu ya doğrudan doğruya Kur&#8217;an emredecekti yahut Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifi ile beyan buyuracaktı. Hem eğer öyle bir zaruret bahis konusu olsaydı umum dünya milletleri hararetle Islâm dinine davet edildikleri devirlerde, Islâm âlimleri tarafından tercümeler kaleme alınacaktı. Halbuki asrı seadetten beri Islâm dini hergün biraz daha yayıldığı ve inkişaf ettiği halde bahsi geçen zaruret hiç hissedilmemiştir. Eğer hissedilmiş olsaydı Kur&#8217;an, mutlak surette tercüme edilecekti. Ve yine eğer Kur’an’ı tercüme etmek dinî bir zaruret olsaydı Efendimiz Bizans Imparatoru’na yazdığı mektupta âyetleri Arapça olarak değil, kralın bildiği bir lisana çevirip gönderecekti.</p>
<p>Kur’an’ın emirlerini ve derin manalarını umuma duyurmak, tanıtmak meselesine gelince; O, din ve İlim hâzinesi olan Kur&#8217;an-ı Kerim üzerine tefsir ve tevil kitaplarını yazmakla mümkündür. Aynı zamanda bu yol, daha sağlam ve daha umumidir. Zira kifayetsiz ve kasa tercümelerden ancak okuyucuların binde biri faydalanabilir. Yani tercümeden herkes, Cenab-ı Hak&#8217;kın maksat ve muradını anlayamaz. Fakat geniş tefsir, umumî bir caddedir, herkes ondan istifade edebilir.</p>
<p>Bir de, sırf dünya hayatında muvaffak olayım diye günde İngilizce&#8217;den kırk-elli kelime ezberleyen bazı Müslüman gençler, maalesef yüzde yüz ebedî seadetinin anahtarı mesabesinde olan Kur&#8217;an-ı Azimü&#8217;ş-Şân&#8217;dan her Müslüman için bellenmesi dinen şart olan namaz sûrelerini bile tamamen ihmal etmekteler. Bu gerçek çok acı ve yüreklere elem vericidir. Zira kendi dinine sadık münevver katolik bir genç, mutlaka latinceyi öğre-nir. Çünkü onların kiliselerinde dua ve ibadet dili latincedir.</p>
<p>Son olarak tercüme taraftarlarına Bedîü&#8217;zzaman&#8217;ın şu sözlerini nakletmem herhalde faydalı olur: &#8220;Kur&#8217;an&#8217;daki İlâhî lafız ve kelimeler câmid libas (elbise) hükmünde değil ki, değiştirilmesiyle bir zarar vâki olmasın. Bilakis hayat, dar cild mesabesindedir. Libas değiştirilir, fakat cüd ise değiştirilemez. Çünkü vücuda zarar getirir. Düşünelim ki, bir elma, kabuğu üzerinde olduğu müddetçe mukavemetli olur, çabuk bozulmaz. Soyulduğu zaman gerçi muvakkat bir zerafet, güzellik arzeder, fakat çabuk siyahlanıp bozulur. Hiç bir şeye yaramaz bir şekil alır. Kur&#8217;an da aynen öyledir&#8230;&#8221;<br />
Allah, kimseyi Kur&#8217;an&#8217;ın beşeriyete açtığı cadde-i kübrasından şaşırtmasın, ayırmasın. Amin!..</p>
<p>Sadreddin Yüksel – İslami Araştırmalar,syf.112-120</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerimin-tercumesi-meselesi/">Kur’an-ı Kerim’in Tercümesi Meselesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerimin-tercumesi-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
