<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Rüyetullah | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ruyetullah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 Mar 2025 22:35:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Rüyetullah | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İlâhi Zâtın İspatı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ilahi-zatin-ispati/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ilahi-zatin-ispati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Mar 2025 22:34:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Allah/Ruyetullah]]></category>
		<category><![CDATA[İstiva]]></category>
		<category><![CDATA[Abdüllatif Kudsi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın zâtının isbâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Rüyetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Vâcibü’l-Vücud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=27695</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bu kısım Allah’ın zâtının isbâtı ile ilgilidir. Bunun da kendi­ne mahsus kaideleri olup bunların ilki şudur: Bilmelisin ki din Allah’ın zâtının mahiyeti hakkında hiçbir şey söylememiştir. Dolayısıyla aklın bu konuda düşünmesi lüzumsuzdur. Aslında aklın bu hususta düşünmesine fikrin buna dair hükmü sebep olmuştur, yoksa akıl taklide her şeyden daha müsaittir. Diğer yandan akıl ilahı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ilahi-zatin-ispati/">İlâhi Zâtın İspatı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu kısım Allah’ın zâtının isbâtı ile ilgilidir. Bunun da kendi­ne mahsus kaideleri olup bunların ilki şudur:</strong> Bilmelisin ki din Allah’ın zâtının mahiyeti hakkında hiçbir şey söylememiştir. Dolayısıyla aklın bu konuda düşünmesi lüzumsuzdur. Aslında aklın bu hususta düşünmesine fikrin buna dair hükmü sebep olmuştur, yoksa akıl taklide her şeyden daha müsaittir. Diğer yandan akıl ilahı bir delile sahip olduğunu da zanneder. Halbuki sadece düşünceden kaynaklanan bir delile sahiptir ve dilediği yere onunla gider. Yine akıl tıpkı bir köre benzer hatta hak yola karşı tam anlamıyla kördür. Bundan dolayı ehlullah kendi düşüncelerini taklit etmemişlerdir; zira mahlûk, mahlûka ait şeyleri taklit etmez.</p>
<p>Yine bu sebeple onlar [kendi görüşlerini bırakıp] Allah Teâlâ’ya uymaya yöneldiler. Böylece Allah’ı Allah ile tanıdılar. Çünkü Allah kendisi hakkında ne söylemişse öyledir. Yoksa lüzumsuz aklın O’nun hakkında verdiği hükme göre değil! Hayret doğrusu nasıl olur da akıllı kimse bir taraftan düşünceyi doğru ve yanlış olarak ayırırken diğer taraftan düşünce gücünü taklit edebilir? Aksine onun doğru ile yanlış düşünceyle ilgili hüküm verecek bir ayırt ediciye ihtiyacı vardır. Dolayısıyla bunların arası salt düşünce yoluyla ayırması mümkün değildir ve bu hususta Allah Teâlâ’ya ihtiyaç duyması kaçınılmazdır. Nitekim biz de doğru <u>fikr</u>i yanlış olanından ayırt etmede Allah’a iltica ederiz ki onunla hüküm verebilelim. Yine bize istediğimiz bir konuda fikrî bir çabaya ihtiyaç duymadan [vehbî bir] ilim vermesi için de Allaha yöneliriz.</p>
<p>Sûfîler bilgi hususunda Allah’a dayanmışlar ve fikirlerine ge­rektiğinden fazla önem vermemişlerdir. Sahih idrakte düşüncenin ulaşacağı son noktanın, fikrî delillerin duyularla alakalı şeylere dayanıyor olduğunu bilmişler ve duyuların yanıldığı ve kesin bilgi (bedîhiyyât) sunmadığına hükmetmişlerdir. Fakat sonrasında delil getiremedikleri için duyulara dayanan düşünceleri de almak zorunda kalmışlardır. Halbuki Allah Teâlâ’nın “<em>Bütün işler O’na döndürülür.&#8221;</em> buyurduğu üzere her işte Allah’a yönelmek evlâ olduğu gibi ilimde de Allah’a yönelmek gerekmektedir.</p>
<p>Şu hâlde ilim yoktur sadece ilm-i İlâhî vardır. Çünkü ilm-i ilâhı ilimlerin başı ve en değerlisidir. Şüphesiz ilmin değeri malûmun değerine göre artar. Allah Teâlâ bütün varlıkların en yücesi ve en büyüğü olduğuna göre O’nunla ilgili bilgi de aynı şekilde ilimlerin en yücesi ve en değerlisidir. Dolayısıyla sadece Allah alimdir ve her türlü noksanlıktan münezzehtir. Biz ise Allah’ı ve diğer şeyleri bilmede yalnızca Ona tâbi oluruz.</p>
<p><strong>Allah&#8217;ın zatını isbatla ilgili kaidelerin İkincisi</strong> O&#8217;nun varlığını bilmekle ilgilidir. Bilmelisin ki aklın hükmüne göre malûm ya zorunlu (vâcib), ya imkânsız (muhal) ya da mümkündür (caiz). Bu üç şıktan başka şık bulunmadığına göre, malûm eğer yokluğu (‘adem) kabul etmiyorsa vâciptir. Eğer hem yokluğu aynı zaman­da hem de varlığı (vücûd) kabul ediyorsa caizdir. Fakat varlığı hiçbir şekilde kabul etmiyorsa imkânsızdır. Vâcib ve muhal için fail gerekli değilken caiz için gereklidir. Çünkü varlık ve yokluk bizatihi ‘adem ve vücûdu [var ve yok olmayı] kabul eder. Bu konunun ayrıntılı bir şekilde açıklaması şöyledir: Mesela, âlemin sonradan var olduğu kesinse ondan önce yokluğu gerekir.</p>
<p>Bu durumda varlıktan önce yokluk varsa âlemin yokluğu ve varlı­ğı mümkün olup varlığı kendi zâtından kaynaklanmaz, aksine kendi dışındaki şeylerle alakalıdır. Aklın imkanı dahilinde her iki taraf (adem ve vücûd) eşit olduğuna göre [âlemin] varlığın veya yokluğunu tercih edecek birisinin (müreccih) olması gerekir; aksi halde âlem bulunduğu durumda kalıp yok olmaya devam edecektir. Yine âlemin varlığa çıkacağı vakti diğer vakitlere göre belirleyecek birisinin (muhassis) bulunması gerekir; yoksa onun varlığı için belirlenen vakit diğerlerinden daha evla olmazdı. Sonra [âlemin varlığını] tercih eden ve belirleyen kişinin varlığı zâtı itibariyle zorunlu (vâcibu’l-vücûd) olmalıdır. Çünkü eğer varlığı ve yokluğu mümkün (câizu l-vücûd) olursa, kendisini var kılacak bir başka müreccihe ihtiyaç duyar, o da bir başkasına ve bu durum sonsuza kadar böyle devam edip gider veya sonunda varlığı kendinden olan bir zâta dayanır ki O da <u>Allah</u> Teâlâ’dır.</p>
<p><strong>İsbat-ı zatla ilgili kaidelerin üçüncüsü</strong> Allah Teâlâ’nın kıde­minin bilinmesidir. Allah Teâlâ’nın zâtı açısından vâcibü’l-vücûd olduğu sabit ve kesin olunca kıdemi de sabit olur. Kıdemi sabit olunca yokluğu (‘adem) muhaldir; çünkü O’nun varlığını gerek­tiren zâtı ezelde ve ebedde kâimdir.</p>
<p><strong>Dördüncüsü</strong> Allah Teâlâ’nın bekâsını bilmektir. Cenâb-ı Hakk’ın zâtı açısından vâcibü’l-vücûd olduğu sabit ve kesin olunca bekâsı da sabit olur. O, başlangıcı olmaksızın Evvel, sonu olma­yan Ahir, misli ve benzeri bulunmayan Zâhir ve hayalle idraki mümkün olmayan Bâtın’dır.</p>
<p><strong>Beşincisi</strong> Allah Teâlâ’nın cevher, cisim ve araz olmadığının bi­linmesidir. Yukarıda söylediklerimiz göz önünde bulundurulursa bilinmelidir ki bir kimsenin Allah’ı cevher, cisim ve araz şeklinde isimlendirmesi doğru değildir. Bunların tümü, Allah Teâlâ hak­kında kullanılması mümkün olmayan manalardır. Yine bu gibi şeylerle O’nu isimlendirmek hem dil hem de din açısından caiz değildir. Dil açısından bakıldığında lafız vazolunduğu anlamın dışında kullanılmış olur. Şeriat açısından ise tevkife riayet Allah’ı isimlendirmede şarttır.<sup>5</sup> Nitekim Allah Teâlâ ilaçlan bildiğinden &#8216;dolayi ne tabib; helâl, haram, hudûd ve ahkâmı bildiğinden dolayı ne de fakih olarak isimlendirilebilir. Bu isimlerde tevkif olmadığı için Cenâb-ı Hakk’ı bunlarla isimlendirmek caiz değildir. Nasıl olsun ki! Bunlar terkîb ve sonradan var olma (hudûs) anlamlarını akla getirmektedir. Dolayısıyla bunların Allah hakkında kulla­nılması kesinlikle caiz değildir.</p>
<p><strong>Altıncısı </strong>Allah Teâlâ’nın mekândan münezzeh olduğunu bil­mektir. Cenâb-ı Hak ezelde kevn ve mekandan, dehr ve zamandan önce azamet ve celâl sıfatlarıyla tek olarak vardır. Çünkü mekân Allah’ın yarattığı cevherlerden ve cisimlerden oluşmuştur. Dehr de Allah’ın belirlediği zaman ve vakitlerden ibarettir. Bunların hepsi hudûs özelliğini taşır. Biz ise zaman ve mekânı Allah’ın bize tanıtmasıyla biliriz. Nitekim O dileseydi bizi zaman ve mekânı bilemeyecek şekilde yaratırdı. Bizi mekânda yarattı, dilese mekân olmaksızın yaratırdı. Böylece biz aklımızın hükümlerinden ha­reketle bir mekân olmadan var olmayacağımızı öğrendik. Bu hükümleri ise onlardan yola çıkarak ma’kûlü anlamamız ve malûm olanı bilmemiz için hazırladı. Dileseydi hükümleri bizim için hazırlamazdı. O’nun kudret âlemleri sınırsızdır ve dilemesinin (meşîet) şaşırtıcılıkları gizli değildir. Sahip olduğumuz ilim de akıl da O’nun âlemlerinden bir âlemdir. Diğer yandan “Allah Teâlâ dileseydi bizi mekânsız yaratırdı” şeklindeki sözüm imkânsızmış gibi düşünülmesin. O, mekânı da mekansız yaratmıştır. Çünkü mekânın mekânı olsaydı bu durum teselsüle sebep olurdu. Sen kudreti aklınla sınırlayamazsın. Zira aklın gücü ancak hikmeti siniri andırabilir fakat kudreti sınırlandıramaz.</p>
<p><strong>Yedincisi</strong> Allah’ın cihetten münezzeh olduğunu bilmektir. Yukarıda zikredilen hususlardan öğrendik ki Allah Teala kainatta bir cihet üzere bulunmaz. Çünkü mekan ve mekanda yaratılanlar O’nun eseridir ve yine hem zaman hem de takdir edilen şeylerin hepsi O’nun âlemlerinden bir alem olup kudretinin büyüklü­ğünün küçücük bir örneğidir. Şu halde zaman, mekan, O nun mülk, şehadet ve hikmet âlemlerinden zuhura getirdiği şeyler böyle bir zâtı nasıl kuşatıp sınırlandırabilir?</p>
<p>Bize ihsan edilen ve kendisiyle tasarrufta bulunduğumuz akıl bu âlemle ilgili işlerden sorumludur. Dolayısıyla arştan yere ka­dar olan âlem ve bu âlemi anlayan, kavrayan, bilen, cisimlere, cevherlere ve arazlara ayıran akılla beraber bunların hepsi O’nun âlemlerinden biridir. Yine bu âlemin görüntüsü, ihtiva ettiği şeyle­rin suretleri olup bunları akıl sahipleri kavrayabilirler. Bu suretler arasında ise yer, gök, su, ateş, hava, arş, kürsü, cinler, ins<u>anlar,</u> felekler, melekler, renkler, kevnler, gök <u>cisiml</u>eri, güneş, ay ve gök katmanlarının derinliklerinde bulunan yıldızlar yer almaktadır. Hardal tanesi kâinata nispetle ne kadar küçükse bunlar da ilahı azamete nispetle o denli daha küçük ve daha önemsizdir. Bunları duyup anladığına göre Allah Teâlâ, âlemin dâhilinde mi yoksa hâricinde midir kıyasım kalbinden söküp at. Sen ne kadar küçük­sün, sen gerçekten çok küçüksün ve ilmin de oldukça küçüktür! Şayet basiret gözünü açabilseydin yaptığın kıyastan, fikrinden, vehminden, hayalinden dolayı mahcup olurdun.</p>
<p>Ey bilgisi az ve görüşü dar kişi! Kendin gibi düşüncenin de ancak belli sınırlan vardır ve kuşatılabilecek şeyleri üretir. Ey yönlerle kuşatılan kimse! ilmin ancak bu yönlere bağlı olarak hüküm verebilir ki onlar da âlemin cüzleridirler. Böylece sen âlemin Allah’ın azametine nispetle ne kadar küçük olduğunu öğrenmiş oldun. Âlemlerin Rabbi olan Allah yüceler yücesidir.</p>
<p><strong>Sekizincisi </strong>Allah Teâlâ’nın görülebilmesi hakkındadır. Pey­gamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah nurdan doksan dokuz perde ile Örtülüdür. Şayet bunlardan birisi bile açılacak olsa yüzünden (zat) yayılan nurlar ulaştıkları her şeyi yakıp yok ederdi.’*<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[6]</sup></a> Dolayısıyla Allah’ın bu dünyada gözle görülmesi imkânsızdır; çünkü bu âlem fanî, âhiret ise bakîdir. Öte yandan bu hadis iki şekilde anlaşılabilir: Hadiste de belirtildiği üzere bu perdelerden biri açılmış olsaydı her şeyi yakmış olurdu [yakmadığına göre açılmamıştır ve dolayısıyla rü’yetullah müm­kün değildir.] Bu açıdan bakarak rü&#8217;yeti inkâr eden kimse için hadis delildir. Aynı şekilde hadis rü&#8217;yete inananlar için de delildir.</p>
<p>Şöyle ki: Resulullah bu perdelerin açılmasının yakmak ve ifnâ etmekle bilinebileceğini söylemiştir. Kul karâr yurduna (dâru’l- karâr) yerleşip bekâ ve istikrar elbisesini giydiğinde ardından nurlar denizinde yüzmeye başlayıp sıdk makamına (mak adü’s- sıdk) ve vuslat yaygısına oturduğunda fena ve zevâl olma bağından kurtulur, işte o zaman perdeler açılır, Allah’ın azameti (sübuhât) tecelli eder ve kul yanmaktan ve fenâ bulmaktan emin olacağı bir mahalle kavuşur. Artık dünyevî sıfatlar özellik değiştirir, tecelli kadehleri her doldurulduğunda kul daha fazlasını ister. Şu hâlde kalpler Allah Teala yı dünyada iman nazarıyla, gözler de âhirette iyan nazarıyla apaçık görür. Nitekim Peygamberimiz “Sizler Rabbinizi kıyamet gününde, dolunayın olduğu bir gecede ayı gördüğü gibi görürsünüz ve O’nu görme hususunda birbirini­zin görmesine engel olmazsınız”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[7]</sup></a> buyurmuştur. Hadiste görme yönü benzetilmiş yoksa görünen görünene benzetilmemiştir. [Yani benzetme dolunay gecesinde ayın net görünmesi açısından yapılmış yoksa Cenâb-ı Hak aya benzetilmemiştir.]</p>
<p>Âlimlerden bazılarının dünyada ihne’l-yakînden nasibi vardır. Onlardan mertebeleri daha yüksek olanların ise ayne’l-yakînden nasiplen vardır. Nitekim içlerinden bazısı “Kalbim Rabbimi gördü”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[8]</sup></a> demiştir. Yine iman hususunda daha önce bulunduğu mertebeden daha ileri bir mertebe kendisine açılınca Harise “Ger­çek bir mümin oldum”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[9]</sup></a> derken bu anlamda Mu az b. Cebel de “Geliniz bir saat iman edelim&#8221;<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[10]</sup></a> demiştir. Bu husus imanın yük­selmesine, artmasına ve eksilmesine işaret etmektedir. Âlimlerden bir kısmı imanın artacağına veya eksilebileceğine inanırken bir kısmı da imanda artma ve eksilme olmayacağını söylemişlerdir. Bu husustaki her bir sözün kendine göre bir manası ve yorumu vardır. Zâhid ve muttaki âlimlerden bir grup için ayne’l-yakîn söz konusu olabilir ve bu takdirde onlara göre rü’yet aynî [bizatihi gözle görme şeklinde] olacaktır. Kıyamet gününde de onların rü’yet hususunda ulaşmış oldukları mertebeleri daha da artar.</p>
<p>Ey ru&#8217;yeti inkâr eden kişi! Mesele senin anladığın gibi değildir. Çünkü sen görmenin ancak uygun bir mesafe ve hava şartlarının müsait olması koşuluyla gözbebeğinden yayılan ışıklar vasıtasıyla gerçekleştiği şeklinde anlıyorsun. Senin anladığın bu saha mülk ve şehadet âlemiyle alakalıdır. Halbuki göz ve gözbebeği, kıyamet gününde bizim dünyada anladığımız tabiatları üzere kalmayıp değişir. Kudret hikmete, hikmet kudrete, kalp göze ve göz kalbe açılır. Yine hava ve ışıklar senin anladığından başka olup renkler ve kevnler de senin alıştığından ve bildiğinden farklı olacaktır.</p>
<p><em>O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve in­sanlar bir ve Kahhâr (her şeyin üzerinde yegâne hâkim) olan Allah&#8217;ın huzuruna çıkarlar.”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup><strong>[11]</strong></sup></a></em></p>
<p>Ey mülk ve şehadet âleminde sınırlı kalmış kişi! Melekût ve gayb âlemine yüksel; perdelerden, araç, gereç ve aletlerden kurtul ve Allah’a iman ettim, de. Hiç kuşkusuz müminler Allah’ı göreceklerdir. Kâfirler ise Kur’ân’ın haber verdiği ve doğruluğuna apaçık burhan ve delil getirdiği üzere O’nu görmekten alıkonul­muşlardır. Bu alan başlı başına bir ilimdir ve dünyada bu sahayı bilen nice âlimler vardır. Gel sen onları ara ve onlarla birlikte bulun ki bereketleri seni kaplasın; basiretin açılsın da kudretin hikmete nasıl yol bulduğunu bilesin. Böylece işittiğin her şeyi bizatihi görür ve müşahede edip “ <em>Gözler O’nu idrak edemez. O gözleri idrak eder”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup><strong>[12]</strong></sup></a></em> âyetini [rü’yet hususunda] delil getirmezsin; çünkü bu âyette rü’yeti imkânsız kılan bir delil yoktur.</p>
<p>Bilmelisin ki âhirette göz dünyadaki kalp mesabesindedir. Kalp bilir ve görür fakat idrak edemez. Çünkü idrak başkadır, görmek başkadır. Allah kalp tarafından görülür ve bilinir fakat idrak edilemez. Aynı şekilde kıyamet gününde gözle görülür fakat idrak olunamaz. Zira O, idrak edilemeyecek kadar yücedir. Aynı zamanda idrak bir şeyde bulunma, beraber olma (iştirak) gibi anlamları ifade eder. Cenâb-ı Hak ise birdir; eşi, benzeri ve dengi yoktur,</p>
<p><strong>Dokuzuncusu </strong>Allah Teâlâ’nın bir olduğunu (vahdaniyet) bilme hakkındadır. Tevhid ve tenzihi doğru kalp bilir, selim akıl buna hükmeder ve derin ilim sahibi (râsih) âlimler de Allah’ın kendisi için şahitlik ettiği şeye şahitlik ederler. Nitekim <em>“Allah,           </em><em>melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle şahitlik ettiler. O’ndan başka ilah yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.</em> ”<sup>13</sup> Allah yücedir ve O’ndan başka ilah yoktur.</p>
<p>Yine O’nun zıddı, eşi, benzeri, misli, çocuğu, babası, yardımcısı ve dengi söz konusu değildir. Vehimler Allah’ın azametinin key­fiyetini idrak edemez; zihinler kibriyâsının yüceliğine ulaşamaz; tesir, tağyir, elemler, hastalıklar, uyuklama, uyku, ayrılık ve bir araya gelme O’nun mukaddes zâtını değiştiremez. Hak Teâlâ vesveselerin akla getirdiği ve duyuların şekillendirdiği şeylerden yücedir; kıyasın hüküm verdiği şeylerden büyüktür. Hiçbir hayal O’nu tasvir edemez ve hiçbir örnek O na benzemez. Zeval bulmak asla O’na arız olmaz. O’nun için intikal söz konusu değildir. Yine hiçbir fikir O’na ulaşamaz ve hiçbir zikir O’nu kuşatamaz. Allah Kayyûm’dur, ezelîdir, daimî ve ebedîdir. O&#8217;nun ezeli olması ne zaman” sorusu, ebedî olması da ne zamana kadar sorusuyla sınırlandırılamaz. Her türlü tağyir ve tesirden uzaktır. “Nerede ve hangi zamandadır?** diye sorarsan Allah zaman ve mekandan öncedir. “Nasıldır?” diye sorarsan O, ona benzeme ve dengi ol­manın ötesindedir. Eğer delil istersen gözle görme (iyân), bilgiden (haber) daha güçlüdür; beyan istersen kâinatın zerreleri beyan ve burhandır. Allah evvel, âhir, bâtın ve zahirdir. Başlangıçlar (evâil) ve sonlar (evâhir) O nun ezeliyet ve ebediyetinde kaybolmuştur.</p>
<p>Onuncusu teşbihi nefyetme hakkındadır. Allah Teâlâ <em>“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir <sup>14 </sup></em>buyurmaktadır. Bir olan zâtının varlığı mekân, yön ve benzerleri gibi hakkında caiz olmayan her şeyden münezzeh olduğu şen ve aklî delillerle senin için sabit olduğuna göre âyet ve hadislerde geçen sıfatlarla ilgili istiva, nüzul, el, ayak, tereddüt ve hayret (taaccüb) etme ve diğer şeyleri teşbih ve ta’tîl ile değerlendirme. Bütün bunlar tevhidin delilidir. Şayet bunları Allah Teâlâ ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) haber vermemiş olsalardı akıl, bu sahanın etrafında bile dolaşmaya cesaret edemez, yine akıl sahibi kimselerin akıllan ve zekâları bunları anlayamazdı. Allah Teâlâ kullarına haber verdiği şeylerle onlara yalanlaşmış, izhar ettikleriyle kendisine işaret etmiş, vech-i kibriyâsını örten perdelerden birini kaldırarak azamet ve yüceliğinin heybetinden az bir şeyi göstermiştir. O’nun sıfatlarıyla ilgili bütün haberler ilahı tecelliler, keşifler ve yüce lütuflardır. Bunları anlayan anla­mış, anlamayan da anlamamıştır. Sana yakın olduğu halde Allah Teâlâ’dan teşbih yoluyla uzaklaşma ve ta’tîl yoluyla da yaklaşmaya çalışma. İstivâyı mutlak olarak anla ve nasıl olduğunu düşünme. Diğer sıfatlarda da durum böyledir.</p>
<p>Ebû Bekir eş-Şibli&#8217;ye (rahimehullah) Allah Teâlâ’nın &#8221;<em>Rah­man arşa istivâ etti&#8221;15</em> ayetinin anlamını sorduklarında “Rahman ezelî, arş ise sonradan yaratılmıştır&#8221; cevabını vermiştir. O, böyle söyleyerek bir taraftan Hakk&#8217;ın [ezelî| varlığını kabul ederken diğer taraftan da O’na mekan atfetmeyi nefyetmiştir. Zira Allah zâtı ile mevcuttur, eşya be tümüyle O’nun hikmeti üzere dilediği şekilde mevcuttur. Yine İmâm-ı A’zâm hazretlerine istivanın anlamı sorulduğunda &#8220;Kim Allah Teâlâ gökte mi yoksa yerde midir? derse kâfir olmuştur” şeklinde cevap vermiştir. Çünkü bu söz Allaha ait bir mekânın olduğunu akla getirir. Hakka ait bir mekânın bulunduğunu vehmeden kimse müşebbihe [Allah’ı mahlûkata benzetenlerden] olur. Aynı soru imam Malik haz­retlerine sorulduğunda “İstivanın Kuran’da yer aldığı malûm keyfiyeti ise meçhuldür. İstivaya <u>inanmak</u> vacip, onunla ilgi­li soru sormak ise bid attır” demiştir, <u>imam</u> Şafiî hazretleri de &#8220;İstivâ teşbih o<u>lmak</u>sızın Allah Teâlâ’nın haber verdiği gibidir, temsil olmaksızın da doğrudur. Nefsimi onu <u>anlama</u> konusunda eksik görüyorum ve bu konuya dalmaktan kendimi bütünüyle  alıkoyuyorum” demiştir. İmam Ahmed b. Hanbel hazretleri ise “İstiva zannedildiği şekilde değil Allah Teâlâ’nın haber verdiği  şekildedir” demiştir.</p>
<p>Dört imamın konuyla ilgili görüşleri böyledir. Her kim imam­lar arasında sahih itikad konusunda bir ayrılığın bulunduğunu zannederse onlara en büyük iftirayı atmış, haklarında suizanda bulunmuş hatta edebe aykırı davrandığından gazabı hak etmiş olur. İmamların sıfatlarla ilgili âyet ve hadislerde vârid olanların tümüne yönelik itikadları böyledir. Sen de aynı şekilde bütün sıfatlarda onların benimsedikleri görüşlere uymalısın.</p>
<p>Abdüllatif Kudsi · &#8211; Hadi&#8217;l-Kulub İla Likai&#8217;l-Mahbub(Kalplerin Allah İle Buluşması) &#8211; ,syf: 21-31</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>2.Saff, 61/4.</p>
<p>3.Bakara, 2/282.</p>
<p>4.Hud,11/123</p>
<p>5 Allah’ı isimlendirmede O’nun bildirdiği isimleri kullanmaya <em>tevkifi</em> denir.İlahî isimlerin tevkîfî olduğunu kabul eden âlimler, övgü iride etse bile naslarda yer almayan kavramların Allah’a nispet edilmesine karşı çıkmış­lardır.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[6]</a> Benzer bir hadis için bkz. Müslim, iman, 293; îbn Mâce, Mukaddime, 13.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[7]</a> Buhârî, Tevhid, 24; Müslim, <u>İman,</u> 299, Zühd, 16.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[8]</a> İmam Gazzâlî, <em>İhyâu ulûmiddin,</em> <u>(Kahir</u>e 1969), <u>ITT,</u> 14.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[9]</a> İbn Ebû Şeybe, <em>el-Musannef,</em> (Riyad 2006), 15/623, no. 31063.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[10]</a> Buharı, iman, 1.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[11]</a> İbrahim, 14/48.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[12]</a> Enam, 6/103.</p>
<p>13 Âl—i Imrân, 3/18.</p>
<p>14 Şûra, 42/11.</p>
<p>15 Tâ-Hâ. 20/5.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ilahi-zatin-ispati/">İlâhi Zâtın İspatı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ilahi-zatin-ispati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözler O&#8217;nu(c.c) İdrak Edemez</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gozler-onuc-c-idrak-edemez/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gozler-onuc-c-idrak-edemez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Dec 2018 13:58:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Allah/Ruyetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Cenab-ı Hakk'ın uluhiyyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Mansûr el-Mâtürîdî]]></category>
		<category><![CDATA[En'am 103.Ayet Tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[Rüyetullah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20819</guid>

					<description><![CDATA[<p>En&#8217;am 103. &#8220;Gözler O&#8217;nu idrak edemez, halbuki O gözleri idrak eder. O en ince şeyleri bilir ve her şeyden haberdardır:&#8217; Gözler O&#8217;nu idrak edemez, halbuki O gözleri idrak eder. Denildi ki: Allah burada gözler anlamına gelen &#8220;ebsar&#8221; lafzını yaratılanlardan kinaye olarak kullanmıştır. Sanki şöyle buyurmuştur: Yaratılanlar O&#8217;nu idrak edemez, halbuki O yaratılanları idrak eder. Her [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozler-onuc-c-idrak-edemez/">Gözler O’nu(c.c) İdrak Edemez</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/11/İman-ve-inkâr-insanın-tercihine-bağlıdır.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-20782 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/11/İman-ve-inkâr-insanın-tercihine-bağlıdır-300x150.jpg" alt="" width="368" height="185" /></a></em></p>
<p><em><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/quran-name-of-Allah.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-22309 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/quran-name-of-Allah.jpg" alt="" width="493" height="262" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/quran-name-of-Allah.jpg 900w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/quran-name-of-Allah-600x319.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/quran-name-of-Allah-300x160.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/quran-name-of-Allah-768x409.jpg 768w" sizes="(max-width: 493px) 100vw, 493px" /></a>En&#8217;am 103. &#8220;Gözler O&#8217;nu idrak edemez, halbuki O gözleri idrak eder. O en ince </em><em>şeyleri bilir ve her şeyden haberdardır:&#8217; Gözler O&#8217;nu idrak edemez, halbuki O gözleri idrak eder.</em></p>
<p>Denildi ki: Allah burada gözler anlamına gelen &#8220;ebsar&#8221; lafzını yaratılanlardan kinaye olarak kullanmıştır. Sanki şöyle buyurmuştur: Yaratılanlar O&#8217;nu idrak edemez, halbuki O yaratılanları idrak eder. Her şey ancak gözlerle görülüp idrak ve ihata edilebildiği için Allah &#8220;ebsar&#8221; lafzını yaratılanlardan kinaye yapmıştır, kinayenin anlamı budur. En doğrusunu Allah bilir. &#8220;Ebsar&#8221;dan maksadın, gerçek anlamda gözler olduğu söylenmiştir; fakat kalp gözüdür, çünkü bilgiler onunla elde edilmektedir. Eğer burada kastedilen yüzdeki gözler ise, o zaman bunda ru&#8217;yetullahın ispat edilmesine dair delil vardır. Gerçek olduğu ortaya çıkar, çünkü ayette Allah sadece idraki reddetmektedir.</p>
<p>Şayet görmek ihtimali yoksa idraki reddetmenin anlamı olmaz, çünkü görülmeyen şey zaten idrak edilmez. İdrakin reddi, ru&#8217;yetullah&#8217;ın ahirette vuku bulacağına işaret eder. Allah görülür, fakat mahiyeti idrak edilemez ve ihata edilemez, nitekim bir ayet-i kerimede buyurulduğu gibi: &#8220;Onların bilgisi O&#8217;nu kuşatamaz&#8221;400• Çünkü görmenin gerçekleştiği görünen nesnelerin [§]gerçek mahiyeti ve keyfiyeti idrak ve takdir edilemez; göz, kulak, dil, burun, el ve diğer organların gizli olan bir tarafı bulunur. Gözle nesneler görülür, fakat gözün gerçek keyfiyeti ve mahiyeti bilinmez. Kulak da böyledir, onun nasıl bir şey olduğu ve ne ile duyduğu bilinmez.</p>
<p>Diğer bütün organların yanı sıra duyu organları da böyledir. El, dokunduğu nesnenin sertliğini ve yumuşaklığını hisseder, fakat bunu nasıl hissettiği ve nasıl algıladığı bilinmez. Dilin konuşması da, burunun koku alması da böyledir; bunun ne olduğu, güzel ve çirkin kokuyu nasıl ve ne ile bulduğu bilinmiyor. Buna göre gözün değdiği zahirdeki nesneler hakkında yaratılanların bilgisi ile onların gerçek mahiyeti idrak edilemez, keyfiyeti bilinemez, ilim olarak da kuşatılamaz. Bunları hikmetiyle belirleyen, lütfuyla insanın vücuduna yerleştiren ve her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah, mahiyeti itibariyle idrak edilmekten en uzak ve idrak edilmeyip ihata edilmemeye en layık olan varlıktır.</p>
<p>Bu husus, Mücessime&#8217;nin(401) görüşlerini reddetmektedir; çünkü onlar Rab&#8217;lerini kalplerinde tasvir ediyorlar ve O&#8217;nu yaratıklarına benzetiyorlar, bu tasvire göre O&#8217;na kulluk yapıyorlardı; onlar Müşebbihe&#8217;dir.(402)[§]</p>
<p>İşin aslı şudur: Cenab-ı Hak duyularla ve müşahedelerle değil, mucizelerle ve delillerle bilinir. Bilinme yolu mucizeler ve deliller olan her varlık ihata edilemez ve mahiyeti de idrak olunmaz. Allah kendisini nasıl nitelediyse öyledir: &#8220;Onların bilgisi O&#8217;nu kuşatamaz&#8221;(403)</p>
<p>Gözler O&#8217;nu idrak edemez, çünkü idrak ve ihata, ancak duyularla algılanan varlıklarda olur, mucizelerden ve delillerle bilinen varlıkta değil. Peygamberlerin delilleri de bu minvalde gelmiştir. Mesela Firavun kendisine Rabb&#8217;ini sorduğunda Hz. Musa (s.a.) şöyle cevap vermiştir: &#8220;Firavun, &#8216;Sizin Rabb&#8217;iniz de kimmiş ey Musa?&#8217; dedi. Musa, &#8216;Bizim Rabb&#8217;imiz her şeye özüyle ve biçimiyle varlık veren, sonra da işin yolunu yordamını gösterendir&#8217; diye cevap verdi&#8221;(404) Hz. İbrahim (s.a.) de şöyle dedi: &#8220;İbrahim, &#8216;Rabb&#8217;im hayat veren ve öldürendir&#8217; dedi. İbrahim &#8216;.Allah güneşi doğudan getirmektedir&#8217; dedi&#8221;(405)• Hz. Musa&#8217;nın (s.a.) ve Hz. İbrahim&#8217;in (s.a.) bu sözleri, başka bir yönden değil, mucize ve delil olmak itibariyle Cenab-ı Hakk&#8217;ın uluhiyyetine ve vahdaniyyetine işaret eder.</p>
<p>Buna göre Cenab-ı Hak da yaratılanların, vahdaniyyetini ve rablığını bilmeleri için şu ayetleri delil getirmektedir: &#8220;O, yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratmıştır&#8221;(406)&#8221;Güneşi aydınlatıcı, ayı ise aydınlık yapan ve ona menziller belirleyen O&#8217;dur&#8221;(407)• &#8220;Gökten su indiren O&#8217;dur. (Buyurdu ki:) İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bitirdik&#8221;(408)• Cenab-ı Hak insanların, zatını kuşatmak ve mahiyetini idrak etmek itibariyle değil, uluhiyyetini ve vahdaniyyetini anlamalarını sağlayacak mucizelerle ve delillerle onlara kılavuzluk etmektedir. Hidayeti ve doğru yolu bulmak ancak Allah sayesinde mümkündür.</p>
<p>İmam Maturidi &#8211; Tevilat&#8217;ul Kur&#8217;an,cild.5,syf.183-185</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>400-Taha, 20/110</p>
<p>401-Mücessime, pek çok fırkayı içine alan bir isimdir. Onlar, Allah Teala&#8217;nın, organları ve sınırları olmak gibi cismani sıfatları bulunduğunu iddia ederler. Ayrıntılarda farklı görüşlere sahiptirler (bk. Eş&#8217;ari, Makalatu&#8217;l-İslamiyyin, 1, 207; İbn Hazın, el-Fas/ fi&#8217;l-milel ve&#8217;/-ehva ve&#8217;n-niha/, il, 127).</p>
<p>402-Müşebbihe iki gruptur, bir grubu Allah&#8217;ın zatını başkasının zatına benzettiler. Diğer grup da Allah&#8217;ın sıfatlarını başkalarının sıfatlarına benzettiler. Bu iki gruptan her biri de çok farklı fırkalara ayrılmışlardır. Teşbihin ilk ortaya çıkması, Rafıziler&#8217;in aşırı (ğulat) olan kısmında görülmüştür. Bazı hadisçilerde de teşbih anlayışı görülmüştür (bk. Bağdadi, el-Fark beyne&#8217;l-firak, 1, 214; Şehristani, el-Milel ve&#8217;n-nihal, I, 103).</p>
<p>403-Taha, 20/110.</p>
<p>404- Taha, 20/49-50.</p>
<p>405-&#8221;.Allah&#8217;ın kendisine verdiği iktidara dayanarak Rabb&#8217;i hakkında İbrahim ile tartışmaya giren kimseyi görmedin mi? İbrahim &#8216;Rabb&#8217;im hayat veren ve öldürendir&#8217; deyince o, &#8220;Hayat veren ve öldüren benim&#8221; dedi. Bunun üzerine İbrahim, &#8216;.Allah güneşi doğudan getirmektedir hadi sen de onu batıdan getir&#8217; dedi, inkarcı ne diyeceğini bilemedi. Allah zalimler topluluğuna rehberlik etmez&#8221; (el-Bakara, 2/258).</p>
<p>406-el-En&#8217;am, 6/97.<br />
407-Yunus, 10/5.<br />
408-el-En&#8217;am, 6/99.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozler-onuc-c-idrak-edemez/">Gözler O’nu(c.c) İdrak Edemez</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gozler-onuc-c-idrak-edemez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’ın Görülebilmesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allahin-gorulebilmesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allahin-gorulebilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2015 22:17:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Allah/Ruyetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Te’âlâ âhirette görülecektir]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Görülebilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Mansûr el-Mâtürîdî]]></category>
		<category><![CDATA[Rüyetullah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8354</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Te’âlâ âhirette görülecektir. Rü’yet (görme, görülme) kelimesinin mânası, Allah Teâlâ’yı tıpkı dünyada görülebilen başka şeyleri görür gibi ve fakat cihet ve keyfiyetten münezzeh olarak, gözle görmek suretiyle bilgi edinmemizdir. Biz o görülebilir demişizdir. Çünki “mevcut’tur ve  her mevcudun görülmesi mümkündür, o halde Allah da görülebilir. Ortada cinler gibi görülemeyen birçok şey durup dururken nasıl [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-gorulebilmesi/">Allah’ın Görülebilmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/images16.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-8355" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/images16.jpg" alt="Allah’ın Görülebilmesi" width="328" height="328" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/images16.jpg 225w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/images16-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 328px) 100vw, 328px" /></a></p>
<p>Allah Te’âlâ âhirette görülecektir.</p>
<p>Rü’yet (görme, görülme) kelimesinin mânası, Allah Teâlâ’yı tıpkı dünyada görülebilen başka şeyleri görür gibi ve fakat cihet ve keyfiyetten münezzeh olarak, gözle görmek suretiyle bilgi edinmemizdir. Biz o görülebilir demişizdir. Çünki “mevcut’tur ve  her mevcudun görülmesi mümkündür, o halde Allah da görülebilir.</p>
<p>Ortada cinler gibi görülemeyen birçok şey durup dururken nasıl olur da siz her mevcut görülür dersiniz denemez. Çünkü biz “aklen kesinlikle görülecektir demedik,  görülebilir dedik” diyoruz. Görülebilir hükmünden görüldü sonucu çıkmaz. (Cevazdan  vuku’ lazım gelmez) Sonra sizin söylediğiniz herkesin kabul ettiği bir şey değildir. Çünkü cinniyi başka biri görmese de saralı görür. Birçok salih kişiden cinleri gördükleri  şeklindeki sahih haberler bize ulaşmıştır. İster cinnî olsun veya başka şeyler olsun varlıklar içinde görülemeyen şeylerin bulunması Allah’ın adetini, onların görülmesi isti­kametinde yürütmesindendir yoksa bizzat onların görülemez olmasında değildir;</p>
<p>Peygamber (s.a.) Cebrail’i (a.s.) gördüğü halde huzurunda bulunanlar onu gör­müyorlardı. Bizim âlimlerimiz Allah’ın âhirette görüleceği ve onu müminlerin göreceği konusunda ittifak etmişlerdir.</p>
<p>Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur. “Siz Rabbinizi, dolunay gecesinde ayı gördü­ğünüz gibi (rahatça) göreceksiniz, onu görmekte izdihama düşmeyeceksiniz”. Bu doğ­ruluğu üzerinde ittifak edilmiş bir hadistir.(el-Buhari, &#8220;Tevhid&#8221; 24, Müslim, &#8220;İman&#8221; 299.)</p>
<p>Mu’tezile ve Havâric’e göre Allah “onu gözler, idrak edemezler”(En&#8217;am,103) âyetinden dola­yı görülemez.</p>
<p>Biz buna karşılık şöyle deriz: Görüşümüzü, bu âyet mucibince düzenliyoruz. Çün­kü şöyle diyoruz: O idrak edilemez. Çünki idrak, bütün yönlerine vukuf demektir. Âyet ise Allah’ın ihata edilemeyeceğine, gücünün yüceliğine delalet etmektedir, yoksa onun görülemeyeceğine değil ve biz Allah ihata edilir demiyoruz. Bilakis O sadece görülebilir diyoruz.</p>
<p>Keza onlar şöyle derler: Bir vasıtayla görüş, görülen şeyle karşı karşıya olmayı, yüz yüze gelmeyi, belli bir mesafede bulunmayı, ya tümünü veya bir kısmını görmeyi gerek­tirir. Bütün bunlar Allah hakkında muhaldir. O halde bizim Allah’ı görmemiz de mu­haldir.</p>
<p>Buna karşılık bizim cevabımız şöyle olur: Bu görüş Allah&#8217;ın mesafe ve yön olmak­sızın görülmesi hususunda batıldır. Keza Allah&#8217;ın bilinmesi hakkında da böyledir. Çün­kü O, mesafe ve yüz yüze gelme olmaksızın bilinir. Nitekim yön ve mesafe görülebilmenin şartlarından değildir.</p>
<p>Musa’nın (a.s.) “bana kendini göster, sana bakayım”(A&#8217;raf,143) demek suretiyle Allah’tan rü’yet talep etmesi bu gerçeğe yani rü’yetin mümkün olduğuna delalet eder. Çünkü rü’yet muhal olsaydı o elbette bunu istemezdi. Nitekim, mümkün olmayan bir şeyi istemek, aklı başında olan kişilere uygun bir davranış değildir; nasıl olur da peygamber­ler için uygun olur.</p>
<p>Muhaliflerimiz bize karşı Allah’ın Musa’ya (a.s.) cevaben “sen beni asla göremez­sin” (len terani)(A&#8217;raf,143)âyetini ileri sürerler ve “bu ifade rü’yetin mümkün olmamasını ge­rektirir. Çünkü ‘len’ harfi ebedîlik bildirmek içindir. Allah’ın kendisiyle konuştuğu (kelimullah) Mûsâ (a.s.) onu ebediyen göremezse başkaları haydi haydi göremez” der­lerse biz buna karşı şu cevabı veririz: “Len” harfi “Onu (ölümü) ebediyyen istemeyecek­lerdir” şeklindeki âyette (len yetemennevnehu) gelir. Hâlbuki onlar ölümü âhirette isteyeceklerdir.(Bakara,95)</p>
<p>Bu durum &#8220;len” harfinin ebedîlik ifade ettiği görüşünü savunanların aleyhine bir şeydir ki, Zemahşerî “Enmuzec” isimli kitabında zikretmiştir Zemahşerî “Keşşaf isimli eserinde “len”in te’kitli nefi ifade ettiğini belirtmiştir.</p>
<p>“Len”in ebedîlik ifade ettiği görüşü delilsiz bir davadan ibarettir.“Len” ebedîlik ifade etseydi “ben bugün asla hiçbir insanla konuşmayacağım“(Meryem,26)âyetindeki menfi ifade de “el-yevme” ile niçin sınırlanmıştır. Bu durumda “onu ebediyyen istemeyeceklerdir”(Bakara,95) âyetindeki ebedîlik zikri tekrar içindir.</p>
<p>Mu’tezile, rü’yetin vukuu konusunda sarih olan “O günde birtakım yüzler rablerine bakarak parlayacaktır”(Kıyamet,22-23)mealindeki âyeti te’vil etmişler ye “Rablerinin nimetini i bekleyerek” mânasındadır demişlerdir.</p>
<p>Biz buna karşılık deriz ki: Bu te’vil batıldır. Çünkü beklemek yorgunluk ve bitkinliktir. Hâlbuki cennet yorgunluk yurdu değildir.</p>
<p>“Nazar” kelimesi “ilâ” kelimesi ile beraber kullanılırsa bu ancak gözle görüş manasına dır. ”Nazara ileyhi” dendiği zaman bu “Onu gördü” demektir. Allah&#8217;ın Mûsâ hakkında hikaye ettiğine göre Mûsâ “Ya-rabbi bana kendini göster sana bakayım”(A&#8217;raf,143) yani  “seni bekleyeyim” değil “seni göreyim” demiştir.</p>
<p>Âhirette rü’yetin vukuu bulacağını aklen isbat edenler bu rü’yetin dünyadaki imkânının nakli delillere dayalı olarak isbatında ihtilafa düşmüşlerdir:</p>
<p>Bir kısmı nakli delillere göre Allah’ın dünyada görülmesi mümkün değildir demişlerdir.</p>
<p>Bir diğer grup ise dünyada rü’yetin mümkün olduğu görüşünde olanlardır.</p>
<p>Keza Allah’a “idrak edilebilir varlık” denip denemeyeceği konusunda da ihtilaf etmişlerdir:</p>
<p>el-Kalânisî ve Abdullah b. Said böyle demenin yasaklanması görüşünü savunmuşlardır.</p>
<p>Allah’ın rüyada görülüp görülemeyeceği konusunda da ihtilaf etmişlerdir.</p>
<p>Bizim âlimlerimiz Allah’ın bizzat kendini görmesinin mümkün olduğu görüşünde ittifak etmişlerdir. Rü’yeti inkâr edenler içinde bu görüşü benimseyen bir gurup vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>M.Said Yeprem &#8211; Maturidi&#8217;nin Akide Risalesi ve Şerhi,syf.73-76</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-gorulebilmesi/">Allah’ın Görülebilmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allahin-gorulebilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahirette Allah&#8217;ın Görülecek Olması,Kuran&#8217;a Aykırı mı ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ahirette-allahin-gorulecek-olmasikurana-aykiri-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ahirette-allahin-gorulecek-olmasikurana-aykiri-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2015 21:55:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yavuz Köktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ahirette Allah'ın Görülecek Olması]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Görülmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'a Aykırı mı ?]]></category>
		<category><![CDATA[Rüyetullah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7592</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ebû Hureyre’den rivâyet edilmiştir: “İnsanlar; “Ey Allâh’ın Resûlü!  Kıyâmet günü Rabbimizi görecek miyiz?” diye sordular. Hz. Pey- gamber onlara; “Bulutsuz bir günde ve öğle vaktinde güneşi görmekte zorlanır mısınız?” diye sordu. “Hayır!” dediler. Tekrar; “Bulutsuz ve  dolunaylı bir gecede ayı görmekte zorlanır mısınız?” diye sordu. Yine “Hayır!” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, şunları söyledi: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahirette-allahin-gorulecek-olmasikurana-aykiri-mi/">Ahirette Allah’ın Görülecek Olması,Kuran’a Aykırı mı ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/unnamed.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-7593" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/unnamed.jpg" alt="Ahirette Allah'ın Görülecek Olması,Kuran'a Aykırı mı ?" width="368" height="230" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/unnamed.jpg 1280w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/unnamed-600x375.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/unnamed-300x188.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/unnamed-768x480.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/unnamed-1024x640.jpg 1024w" sizes="(max-width: 368px) 100vw, 368px" /></a></p>
<p>Ebû Hureyre’den rivâyet edilmiştir: “İnsanlar; “Ey Allâh’ın Resûlü!  Kıyâmet günü Rabbimizi görecek miyiz?” diye sordular. Hz. Pey- gamber onlara; “Bulutsuz bir günde ve öğle vaktinde güneşi görmekte zorlanır mısınız?” diye sordu. “Hayır!” dediler. Tekrar; “Bulutsuz ve  dolunaylı bir gecede ayı görmekte zorlanır mısınız?” diye sordu. Yine “Hayır!” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, şunları söyledi: “Ha­yatım elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, (o gün) Rabbinizi görmek konusunda çekeceğiniz zorluk, ancak (bugün) ay ve güneşi görmek ko­nusunda çektiğiniz zorluk kadar olacaktır&#8230;’’(Müslim,Zühd,16)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Konuyla ilgili başka hadîsler de vardır.(Buhari,Mevakıt,16-26;Tefsir,50/1;Tevhid,24 ; Ebu Davud,Sünnet,20;Tirmizi,Cennet,16)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ehl-i Sünnet âlimleri, cen­nette Allâh’ın görülmesini aklen mümkün, naklen vâcib görmüşlerdir. Aklen mümkündür, çünkü “Mademki, Allâh mevcuddur, öyle ise gö­rülecektir. Zira mevcut olan her şey görülür; öyle ise Cenab-ı Hak da görülecektir, fakat O’nu görmenin mahiyeti ve keyfiyeti meçhuldür.</p>
<p>Naklen vâcib olmasına gelince, yukarıdaki hadîsler ve onları teyid eden âyetler, bunun delilidir. Bu âyetler şunlardır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><strong>a-</strong>“Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine baka­caklardır (O’nu göreceklerdir)&#8221;.(Kıyamet,21-22)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>b-</strong>“Mûsâ, tayin ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de, Rabbi onunla ko­nuştuğu zaman, Rabbim! bana (kendini) göster, Seni göreyim! dedi. Rabbi: (ona şöyle) dedi: ‘Sen beni asla göremezsin, fakat şu dağa bak; eğer o yerinde durabilirse beni göreceksin.’ Rabbi o dağa tecellî edince, onu paramparça etti”.(A’raf,143)</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğer Allâh‘ın görül­mesi imkânsız olsa idi, Mûsâ peygamber bu tür bir talepte bu­lunmazdı. Zîrâ Ehl-i Sünnet’e göre, bir peygamber, Allâh’ın sı­fatlarından habersiz olamaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>c-</strong>“Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası (ziyade) vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır”(Yunus,26) Âlimler bu âyette “ziyâde” ile kastedilenin Al lâh‘ı görmek olduğunu söylemişlerdir ki, bunu teyid eden hadîs de bulunmaktadır.(Müslim,İman 297;Tirmizi,Cennet 16)</p>
<p>Bütün bunlara rağmen, rü’yetullahın Kur’ân’a aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Buna göre, rü’yetullahı nefyeden âyetler şöyledir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><strong>&#8211;</strong>“Gözler O’nu göremez (idrâk edemez); halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır’’.(En’am,103)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8211;</strong>“Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca,‘Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım’ dedi. Allâh da, ‘Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.’ dedi. Rabbi, dağa tecellî edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılın­ca, ‘Seni eksikliklerden uzak tutarım Allâhım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim ‘ dedi.”(A’raf,143)</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlk âyette geçen idrâk kelimesi, bir şeyi her cihetiyle anlamak demek değil, mahdut olan bir şeyi ihata etmek anlamındadır. Bu bakımdan, idrâk ile rü yet aynı şey değildir. İdrâk hususi, rü’yet ise umumîdir. Âyette asıl vurgulanmak istenen husus; “Her göz sahibi, O’nu idrâk edemez.” demektir. İbn Kesir şöyle der: “Bu gözler idrâk edemez” demek kıyâmet gününde Allâh’ı göremez demek, değildir. Çünkü AlIlâh mü’min kullarına, dilediği gibi görünecektir. Fakat gözler, Yüce AlIlâh’ın azamet ve celâlini mahiyetiyle idrâk edemezler.”</p>
<p>Cenab-ı Hakk’ın idrâk etmesi ise, yarattığı her mahlûku hakkıyla  bilmesidir. O, her latif olanı bilir, gözleri de idrâk eder. Zira gözü veren O’dur. Çünkü, meselâ; gözü veren zât, hem gözü görür, hem ince  bir mana olan gözün gördüğünü görür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>“Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki, O, göğüslerin  özünü bilir. Yaratan bilmez olur mu ? O, latiftir, ( en ince içleri görüp bilmektedir) ve her şeyden haberdardır.”(Mülk,13-14)</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buradan da anlaşılıyor ki; rü’yet genel, idrâk ise özeldir. Her idrâk rü’yettir, fakat her rü’yet idrâk değildir.”</p>
<p>İkinci âyete gelince, bu tamamen dünya ile alakalıdır. “Şu dünya­da beni asla görmezsin” demektir. “Asla görmezsin” ifadesinden “hiç­bir zaman” gibi bir mana çıkaranlar vardır. Oysa buna gerek yoktur. ! Allâh, bu dünyada asla görülemeyeceğini vurgulu bir şekilde ortaya koymaktadır.</p>
<p>Mu’tezile ve Cehmiyye mezhepleri, rü’yetullahın mümkün olduğu­nu söylemenin Allâh‘ı yarattıklarına benzeteceği düşüncesiyle, rü’yetullah’ı kabul etmezler. Bu mezheplere göre, rü’yetullah’ın mümkün ol­duğunu kabul etmek, Allâh‘ın cisim olduğunu iddia etmeye benzer ki, Islâm dîni akidesinin tevhîd kuralına göre bu imkânsızdır. Bu sebeple Mu’tezile ve Cehmiyye mezheplerine göre Allâh&#8217;ın âhirette görülmesi kabul edilemezdir; çünkü hiçbir âyette Allâh gözlerle görülür, denilme­miştir. Bilakis aksini ifade eden âyet vardır. Buna göre, “Gözler O’nu göremez (idrâk edemez); halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır”.(En’am,103)</p>
<p>Malumdur ki, letâfet, kesâfetin zıddıdır, incelik manasınadır; Bir ismi “Latîf” olan Cenab-ı Hak, yarattığı her mahlûkun her şeyini, bü­tün incelikleriyle bilir, kullarına lütuf ve keremde bulunup, onlara karşı son derece şefkat ve merhamet eder.</p>
<p>İnsan, her gördüğü şeyi idrak edemez. Su üzerinde ihtisası olma­yan bir insan, bir nehre baktığında sudan başka bir şey göremezken, bir elektrik mühendisi o nehrin arkasında şelâleleri ve elektrik cereyanını müşahede etmektedir. Büyük bir deryaya bakan bir insan, o deryanın derinliklerinde nelerin olduğunu idrâk edemez; inci, mercan ve yakut gibi paha biçilmez mücevherâtı göremez. Aynı şekilde âmi bir insan, güneşe bakınca onu bir elma kadar zanneder, ama bir astronomi âlimi, o güneşin bu dünyadan bir milyon üç yüz bin kat daha büyük olduğu­nu, onda nice patlamaların meydana geldiğini bilir ve görür.</p>
<p>Sıradan bir insan, kanı, kırmızı bir su olarak görürken; bir doktor, o kan içindeki milyarlarca alyuvar ve akyuvara nazar edebilmektedir.</p>
<p>Botanik ilminden habersiz olan bir kişi, bir bitkinin yüzüne bakıp dururken; o fende terakki etmiş ve ihtisas yapmış bir kişi, onda giz­li olan birçok hikmetleri ortaya çıkarmakta ve bir eczacı ise onlardan ilâç yapmaktadır.</p>
<p><strong>Fahreddin Râzî, idrâk ile rü’yetin farkını şöyle izah etmektedir;</strong></p>
<p>“Rü’yet ikiye ayrılır:</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Sınırları ve sonu olan bir şey, bu sı­nırlar ve son ile görüldüğü zaman, o şeyin görülmesi, idrâk ile ifade edilebilir. Bu takdirde rü’yet ile aralarında bir fark olmayabilir.</p>
<p><strong>İkincisi ise;</strong> hudutsuz ve nihayetsiz olan bir şeyin görülmesidir ki; onun idrâk edilmiş olduğu anlamına gelmez. Buna göre, rü’yetin bazen idrâkle birlikte, bazen de idrâkten ayrı olarak meydana geldiğini söyle­mek mümkündür. Şimdi her iki halde de “rü’yet” kelimesinin kullanıl­ması mümkün olsa ve mesela, “falan şeyi gördüm” denilmek süretiy­le, hem mücerred rü’yet, hem de idrâkle birlikte rü’yet kastedilmiş ol­sa bile; idrâk kelimesinin kullanılması ve mesela, “falan şeyi idrâk et­tim” denilmesi, idrâk etmeksizin mücerred rü’yetin kastedilmiş oldu­ğuna delâlet etmez.</p>
<p>Bundan da anlıyoruz ki; rü’yet genel, idrâk ise özeldir. Her idrâk ruyettir, fakat her rü’yet idrâk değildir.”</p>
<p>Şunu hemen ifade edelim ki, göz her şeyi göremediği gibi akıl da her şeyi anlayamaz, idrâk edemez. İnsan; sesi duyar, kokuyu hisseder, ama göremez. Cenab-ı Hak insanı bunları görecek bir kabiliyette ya­ratabilirdi, ama bazı şeylerin görülmemesi de büyük bir nimettir. Eğer insan, mesela, elindeki mikropları görseydi, asla yiyip içemezdi. Karın­canın ayak sesini duysaydı, bu dünya onu daima rahatsız eden gürültü­lü bir hane haline gelirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yavuz Köktaş &#8211; Kurana Aykırı Görülen Hadisler</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ahirette-allahin-gorulecek-olmasikurana-aykiri-mi/">Ahirette Allah’ın Görülecek Olması,Kuran’a Aykırı mı ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ahirette-allahin-gorulecek-olmasikurana-aykiri-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rüyet Nedir ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ruyet-nedir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ruyet-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2015 16:24:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Allah/Ruyetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Rüyet Nedir ?]]></category>
		<category><![CDATA[Rüyetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdet-i Vücud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6651</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rüyet, Cennette müminlerin Cenâbı Hakk’ın cemâlini seyretme lütfuna ermeleridir. Bir ömür boyu, onun yarattığı şu kâinattan yine onun ihsan ettiği beden ile istifade eden ve her biri ayrı bir ilâhî ihsan olan akıl, kalp ve hissiyatıyla nice hakikatlere muhatap olan insanoğlu, kendisini bu kadar lütuflara gark eden rabbini görmeyi elbette aşk derecesinde arzu ediyor. İnsan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ruyet-nedir/">Rüyet Nedir ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/tumblr_m0l6qrfild1qkwmgko1_1280.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-6652" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/tumblr_m0l6qrfild1qkwmgko1_1280.png" alt="Rüyet Nedir ?" width="389" height="293" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/tumblr_m0l6qrfild1qkwmgko1_1280.png 621w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/tumblr_m0l6qrfild1qkwmgko1_1280-600x452.png 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/tumblr_m0l6qrfild1qkwmgko1_1280-360x270.png 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/tumblr_m0l6qrfild1qkwmgko1_1280-300x226.png 300w" sizes="(max-width: 389px) 100vw, 389px" /></a></h2>
<p>Rüyet, Cennette müminlerin Cenâbı Hakk’ın cemâlini seyretme lütfuna ermeleridir. Bir ömür boyu, onun yarattığı şu kâinattan yine onun ihsan ettiği beden ile istifade eden ve her biri ayrı bir ilâhî ihsan olan akıl, kalp ve hissiyatıyla nice hakikatlere muhatap olan insanoğlu, kendisini bu kadar lütuflara gark eden rabbini görmeyi elbette aşk derecesinde arzu ediyor.</p>
<p>İnsan kalbine yerleştirilen bu arzunun cevabı, cennette verilecek ve insan, cennet lezzetlerini çok gerilerde bırakan en ileri ihsana böylece ermiş olacaktır. Rüyet hakkında çok münakaşalar cereyan etmiştir. Ana hatlarıyla, ehl-i sünnet alimleri rüyetin hak ve câiz olduğunda, mahiyetinin ise bilinemeyeceğinde ittifak etmişlerdir. Dalâlet fırkalarından olan Mutezile mezhebinde ise rüyet kabul edilmez.</p>
<p>Her şeyi akılla halletmeye çalışan insanoğlu bu büyük tecellinin nasıl olacağına da az kafa yormuş değildir. Gerçekte bu saha aklın değil kalbin, düşüncenin değil zevkin sahasıdır. Ama akıl uzaktan uzağa da olsa bir şeyler anlamak, bazı ipuçları yakalamak ve tatmin olmak istiyor. Allah Resulünün (asm.) ifadesiyle, <strong>&#8220;Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insan kalbine gelmemiş&#8221;</strong> bir âlem olan cenneti ve en büyük bir ilâhî rahmet olan rüyeti, bu dünyada nasıl anlayabilir ve nasıl kavrayabiliriz!</p>
<p>(Risale-i)Nur Külliyatından Sözlerde <strong>&#8220;Göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder.&#8221;</strong> buyurulmakla, ruhun başka âlemleri bu göze muhtaç olmadan da seyredebileceğine işaret edilir. Bunun en güzel misâli rüya hadisesidir. Mesnevî-i Nuriye de ise <strong>&#8220;Ruhu cismaniyetine galib olan evliyanın işleri, fiilleri, sürat-ı ruh mizanıyla cereyan eder.&#8221; </strong>buyrulur. Bilindiği gibi, cihet ve yön ancak beden için söz konusu. Ruh için ön, arka, sağ sol gibi kelimeler kullanılmaz.</p>
<p>O halde, ruh bedene galip olunca yön ve cihet devreden çıkar ve ruh, her tarafı birlikte ve beraber görebilir. Nitekim Allah Resulü (a.s.m), arkadan gelenleri de aynen öndekiler gibi rahatlıkla görürdü. Ehl-i cennetin ruhları bedenlerine galiptir. Bir anda birçok mekânda birlikte bulanabilirler. Ve yine cennet ehlinin görmeleri de bu dünyadakinden çok ileri bir seviyededir. Aralarında gölge ile asıl kadar fark vardır. Dünyada sadece maddi eşyayı görebilen insan gözü kabirden itibaren artık melekleri görmeye başlayacaktır.</p>
<p>Buna bir de, rüyetteki ilâhî yakınlığın nuru eklendiğinde, o kâmil ruh, o anda bir feyze gark olacak ve Rabbini cihetten, mesafeden ve şekilden münezzeh bir keyfiyetle seyrederek kendinden geçecek ve kalbi nice mânevî zevklerin cevelan ettiği bir ummana dönecek ve o bahtiyar kul, cennetten edindiği zevkle kıyaslanmayacak kadar ileri bir hazzı, Rabbinin rüyetiyle tadacak, mest olacaktır.</p>
<p>Üstad Bediüzzaman hazretleri, vahdetül-vücut meşrebi için, <strong>&#8220;Tevhitte istiğraktır.&#8221; </strong>buyurur. Bu fâni âlemdeki görme, işitme, yeme, içme kısacası her şey, ebediyet yurdundakilere göre ancak gölge derecesinde kaldığı gibi, bu dünyadaki istiğrak hâlinin aslı da tariflere sığmaz bir ulviyet ile, rüyet hadisesinde kendini gösterecektir.</p>
<p>Rüyeti müjdeleyen bir âyet-i kerime: <strong>&#8220;Nice yüzler o gün ışıldar, parlar; rabbine nâzır (onun cemâline bakmaktadır).&#8221; </strong>(Kıyamet Suresi, 22)</p>
<p>Büyük müfessir Elmalılı Hamdi Yazır, bu âyetin tefsirinde şöyle buyurur: <strong>&#8220;Ehl-i sünnet, bu bakışı, rüyet mânâsıyla anlayarak ahirette müminlerin Cemâlullahı rüyetini ispat etmişlerdir. ‘lenterani’ye (sen beni göremezsin ) ayetine sarılan Mutezile bu bakışı intizar (bekleme) mânâsına haml eylemişlerdir. Halbuki gayeye ermeyen intizarın neticesi neşe değil, inkısar-ı hayal ve elem(dir)&#8221; </strong></p>
<p>Lenterani, &#8220;sen beni göremezsin” mânâsına geliyor. Cenâb-ı hakk’tan, rüyet talebinde bulunan Musa aleyhisselâma bu ilâhî kelamla karşılık verilmiş. Füsus şarihi, değerli bilim ve fikir adamı Ahmed Avni bey , Musa alehisselâmın rüyet talep etmesini rüyete delil olduğunu beyan eder ve buyurur ki: <strong>&#8220;Rüyet muhâl olsaydı, Musa (a.s.) böyle bir talepte bulunmazdı.&#8221; </strong></p>
<p>Ahmed Avni Bey, rüyet halinde kişinin kendinden geçeceğini, kendisinde varlık namına bir şey kalmayacağını, ilâhî tecelliye ve yakınlığa gark olacağını ifade ederek cennetteki rüyet için önemli işaretler verir.</p>
<p><strong>&#8220;İyi davrananlar için daha güzel karşılık, bir de ziyade vardır.&#8221; </strong>(Yunus suresi, 26) ayetinde geçen &#8220;ziyade&#8221; kelimesini, Allah Resulü (asm.), &#8220;Rahmanın cemaline nazar&#8221; şeklinde tefsir etmişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>sorularlarisale</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ruyet-nedir/">Rüyet Nedir ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ruyet-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
