<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Rüku | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ruku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 May 2019 13:13:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Rüku | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Hadis-i Kudsi ve Şerhi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-i-kudsi-ve-serhi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-i-kudsi-ve-serhi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Dec 2018 10:34:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fahruddin Er-Râzi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Teâlâ'yı zikretmenin önemi]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hamdü]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyam]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Namazdan maksat]]></category>
		<category><![CDATA[rükûdan doğrulma]]></category>
		<category><![CDATA[Rüku]]></category>
		<category><![CDATA[Secde]]></category>
		<category><![CDATA[zikir makamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20304</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz. Peygamber (s.a.s.) Cenâb-ı Allah&#8217;ın şöyle buyurduğunu nakl etmiştir: &#8220;Salât Sûresini (Fatiha Sûresi&#8217;ni)kulum ile aramda ikiye bölüştürdüm. Kul, besmeleyi okuduğunda Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Beni zikretti &#8220;der. Kul, dediğinde, Cenâb-ı Allah, &#8220;Kulum bana hamdetti&#8221; der Kul dediğinde. Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Bana tazim etti&#8221; der. Kul: dediğinde, Allah: -Kulum Beni yüceltti&#8221; der. -Diğer bir rivayette de- &#8220;Kulum [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-i-kudsi-ve-serhi/">Bir Hadis-i Kudsi ve Şerhi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/topkapi-sarayinda-5-asirdir-kesintisiz-kuran-i-kerim-okunuyor-300x244.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-20950 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/topkapi-sarayinda-5-asirdir-kesintisiz-kuran-i-kerim-okunuyor-300x244-300x244.jpg" alt="" width="300" height="244" /></a><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32.jpeg"><img decoding="async" class="wp-image-22223 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32.jpeg" alt="" width="581" height="387" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32.jpeg 848w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-600x400.jpeg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-360x240.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-277x184.jpeg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-296x197.jpeg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-613x408.jpeg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-570x380.jpeg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-270x180.jpeg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-585x390.jpeg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-370x247.jpeg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-236x157.jpeg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-750x500.jpeg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-300x200.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/32-768x513.jpeg 768w" sizes="(max-width: 581px) 100vw, 581px" /></a></p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s.) Cenâb-ı Allah&#8217;ın şöyle buyurduğunu nakl etmiştir: &#8220;Salât Sûresini (Fatiha Sûresi&#8217;ni)kulum ile aramda ikiye bölüştürdüm. Kul, besmeleyi okuduğunda Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Beni zikretti &#8220;der. Kul, dediğinde, Cenâb-ı Allah, &#8220;Kulum bana hamdetti&#8221; der Kul dediğinde. Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Bana tazim etti&#8221; der. Kul: dediğinde, Allah: -Kulum Beni yüceltti&#8221; der. -Diğer bir rivayette de- &#8220;Kulum işlerini Bana havale etti&#8221; der. Kul, dediğinde, Cenâb-ı Allah: -Kulum Bana ibadet etti&#8221; der. Kul, dediğinde İse, Allah: &#8216;-Kulum bana tevekkül etti&#8221; der. -Diğer bir rivayette- Kul dediği zaman, Allah: &#8220;Bu Benimle kulum arasındadır&#8221;der. &#8216;dediğinde de &#8220;Bu kulumundur. Kuluma dilediği vardır (verilecektir)&#8221; der.(bk.Müslim,Śalât”, 38, 40)</p>
<p><strong>Bu hadisten elde edilecek olan faydalar:</strong></p>
<p><strong>Birinci fayda:</strong> Cenâb-ı Allah&#8217;ın: &#8220;Fatiha Sûresi&#8217;ni Benimle kulum arasında ikiye bölüştürdüm&#8221; sözü, şer&#8217;î hükümlerin dayanağının, mahlûkatın faydasına olan şeyleri gözetmek olduğunu gösterir Nitekim O: &#8220;Eğer iyilik yaparsanız, kendiniz için yapmış olursunuz, kötülük yaparsanız, yine kendinize yapmış olursunuz&#8221; {isrâ. 7) buyurmuştur. Bu böyledir, çünkü, kulun en önemli işi, kalbini, önce rubûbiyyet bilgisiyle, sonra da ubûdiyyet bilgisiyle aydınlatmasıdır. Çünkü o, bu söze riayet etmek için yaratılmıştır Nitekim, Allah Teâlâ: &#8220;Cinleri ve insanları, ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım &#8221; (Zârıyat, 56), &#8220;Hakikaten Biz, insanı karışık bir damla sudan (meniden) yarattık. Onu imtihan ediyoruz.</p>
<p>Bu sebeble onu işiten ve gören yaptık.&#8221; {Dehr. 2) ve &#8220;Ey İsrailoğulları, size in&#8217;âm ettiğim nimetleri hatırlayınız ve ahdimi tutunuz ki, Ben de size verdiğim ahdi yerine getireyim &#8221; (Bakara. 40) buyurmuştur. Durum böyle olunca, hiç şüphe yok ki, Cenâb-ı Allah, bu Fatiha Sûresi&#8217;ni Hz. Muham-med (s.a.s.)&#8217;e indirmiş, bu ahdi yerme getirme hususunda, muhtaç olunan her şeyi ihtiva etsin diye de sûrenin ilk kısmını rububyyet, ikinci kısmını da ubudiyet bilgisine tahsis etmiştir. Namazda Fatiha Sûresini okumak şarttır.</p>
<p><strong>İkinci fayda:</strong> Allah Teâlâ. Fatiha Sûresine. &#8220;Salât&#8221; ismini vermiştir. Bu birçok hükme delâlet eder: Birinci hüküm: Fatiha sûresi namazda okunmadığı zaman, namazın olmaması gerekir. Bu da, namazda Fatihayı okumanın, bizimkilerin (Şâfiîlerin) dediği gibi, namazın bir rüknü olduğuna delâlet eder. Bu delil, başka delillerle kuvvet bulur:</p>
<p><strong>1-)</strong> Hz. Peygamber (s.a.s.). namazda her zaman Fatiha Sûresı&#8217;ni okumuştur. Cenâb-ı Allah&#8217;ın O) Peygambere uyunuz&#8221; (Araf, 158) ayeti ve Hz. Peygamber (s.as)in &#8220;Benim nasıl namaz kıldığımı görüyorsanız, siz de aynı şekilde namaz kılınız.”[114] hadisinden ötürü, namazda Fatiha okumanın bize de farz olması gerekir</p>
<p><strong>2-)</strong> Hulefâ-i Râşıdîn de bu sûreyi, her zaman namazlarında okumuşlardır. Re-sûllah (s.a.s.)&#8217;ın: &#8220;Benim ve benden sonra gelecek olan Hulefâ-i Râşidîn&#8217;in sünnetine sarılınız.[115] hadisinden dolayı, bunun bize farz olması gerekir.</p>
<p><strong>3-)</strong> Doğudan batıya bütün müslümanlar ancak Fatiha Sûresi&#8217;yle namaz kılarlar Binaenaleyh, Cenâb-ı Allah&#8217;ın &#8220;Kim müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu döndüğü yere dönderir ve onu cehenneme yaslarız.&#8221; {Nisa. 115) ayetinden dolayı onlara uymamız gerekir.</p>
<p><strong>4-)</strong> Hz. Peygamber (s.a.s.) &#8220;Fâtihâtü&#8217;l-Kitab olmadan namaz olmaz.&#8221; demiştir. [116]</p>
<p><strong>5-)</strong> Cenâb-ı Allah &#8220;Kur&#8217;ân&#8217;dan kolayınıza geleni okuyunuz&#8221; (Müzzemmıl, 20) buyuruyor. Ayetteki &#8220;okuyunuz&#8221; ifadesi emirdir. Emrin zahiri ise vucûb (yapılmasının farz olduğunu) ifade eder. Buna göre, Kur&#8217;ân&#8217;dan insanın kolayına geleni okuması farzdır. Fatiha Sûresi&#8217;nden başkasını okumak farz olmadığına göre, emrin zahiri ile amel edilerek, namazda Fatihayı okumanın farz sayılması gerekir.</p>
<p><strong>6-)</strong> Fâtiha&#8217;yı (namazda) okumak ihtiyatlı bir yoldur. Dolayısıyla ihtiyatlı olanı yapmalı. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.) &#8220;Sana şüpheli gelen şeyi bırak, şüpheli olmayana geç demiştir. 117[117]</p>
<p><strong>7-)</strong> Hz. Peygamber (s.a.s.). Fâtıha&#8217;yı her zaman namazlarında okumuştur. Bu sebeble, onun yolundan dönmenin haram olması gerekir. Çünkü Cenâb-ı Allah: &#8220;Onun emrinden uzaklaşıp gidenler çekinsinler&#8230;&#8221; (Nûr, 63) buyuruyor.</p>
<p><strong>😎</strong> Namazda Fâtiha&#8217; okumanın, onun dışındaki sûreleri okumaktan daha faziletli ve iyi olduğu hususunda müslümanlar arasında bir ihtilaf yoktur Bunun böyle olduğu sabit olunca biz deriz ki kul namaz kılmakla mükellef tutulmuştur. Var olan bir şeyde aslolan, onun devam etmesidir. Böylece, namazını ancak Fatiha Sûre-si&#8217;ni okuyarak ifa ettiğinde insanın sorumluluktan çıkacağına hükmederiz. Bu şekilde kılınan namazın, Fâtiha&#8217;dan başka bir sûrenin okunmasıyla kılınan namazdan daha üstün ve faziletli olacağına işaret etmiştik. Kâmil bir şekilde yapmakla mükellef olunan bir amelin sorumluluğundan, onu noksan bir şekilde yaparak kurtulunamaz. Buna göre, Fâtiha&#8217;dan başka sûre okunarak kılınan namazla sorumluluktan kurtulunamaz.</p>
<p><strong>9-)</strong> Namazdan maksat, kalbin zikrinin meydana gelmesidir. Cenâb-ı Hakk: Ve Beni zikretmek için namaz kıl&#8221; (Tâhâ. 14) buyurmuştur Fatiha Sûresi kısa olmasına rağmen, rubûbiyyet ve ubûdiyyet makamlarını ihtiva eder. Bütün mükellefiyetlerden maksat, rubûbiyyet ve ubûdiyyet bilgilerinin elde edilmesidir İşte bu sebeble Cenâb-ı Allah, bu sûreyi Biz sana Sebu&#8217;l-Mesâniyi (Fatiha Sûresi&#8217;ni) ve Kur&#8217;ân-ı Azim&#8217;i verdik {Hicr, 87) diyerek, bütün Kur&#8217;ân&#8217;a denk kılmıştır Bundan dolayı, diğer sûrelerin onun yerini tutmaması gerekir.</p>
<p><strong>10-)</strong> Rivayet ettiğimiz haberler, Fatiha Sûresi okunmadan namazın olmayacağını gösterir.[118]</p>
<p><strong>Allah Teâlâ&#8217;yı zikretmenin önemi:</strong></p>
<p><strong>Üçüncü fayda:</strong> Cenâb-ı Allah&#8217;ın kudsî hadîsinde, &#8220;kul, besmeleyi okuduğunda. Allah; &#8216;Kulum beni zikretti&#8221; der.&#8221; ifadesinde birçok hüküm vardır.</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Cenâb-ı Allah. &#8220;Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim&#8221; (Bakara. 152) buyurur. İşte burada kul, Cenâb-ı Allah&#8217;ı zikretmeye yöneldiğinde şüphesiz ki Cenâb-ı Hakk, onu kendisini andığı bir toplumdan daha hayırlı bir toplulukta anar.</p>
<p><strong>İkincisi:</strong> Bu, zikir makamının, kullukta çok yüce ve şerefli bir makam olduğunu gösterir. Çünkü geçen ayette, Cenâb-ı Allah, önce kulun zikrini mevzubahis etmiştir. Yine bu zikir makamının mükemmel bir makam olduğuna Cenâb-ı Allah&#8217;ın, zikri emrederek şöyle buyurması da delâlet eder: &#8220;Beni zikredin ki. Ben de sizi zikredeyim.&#8221; Sonra Cenâb-ı Allah &#8220;Ey iman edenler Allah&#8217;ı çok çok zikredin.&#8221; (Ahzâb, 41) &#8220;Onlar ayakta iken, otururken ve yanlan üstünde yatarlarken hep Allah&#8217;ı (hatırlayıp) zikrederler&#8221; {Âlı İmrân. 191) ve &#8220;Takvaya erenler, kendilerine şeytandan bir arıza iliştiği zaman, İyice düşünürler. Bir de bakarsın ki onlar (hakikati) görüp bilmişlerdir&#8221; {Araf, 201) buyurmuştur.</p>
<p>Cenâb-ı Hakk, kulluk makamlarından olan, zikir makamı üzerinde durduğu kadar hiçbir şeyin üzerinde durmamıştır.</p>
<p><strong>Üçüncüsü:</strong> O&#8217;nun kudsî hadisteki, &#8220;Kulum beni zikretti&#8221; sözü &#8220;Allah&#8221; lâfzının Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kendine mahsus zatı için bir alem (özel) ismi olduğuna delâlet eder. Eğer &#8220;Allah'&#8221; lâfzı, türetilmiş (müştak) bir isim olsaydı, onun mefhumu küllî bir mefhum[119] olurdu. Şayet böyle olsaydı, o zaman Cenâb-ı Hakk&#8217;ın hususî ve muayyen zatı bu lâfızla anılmazdı. &#8220;Rahman&#8221; ve &#8220;Rahîm&#8221; lâfızlarının küllî birer lâfız olduğu zahirdir. Böylece Allah&#8217;ın &#8220;Kulum beni zikretti&#8221; sözü, &#8220;Allah&#8221; lâfzının,Cenâb-ı Hakk&#8217;ın alem ismi olduğuna delâleti sabit olur.</p>
<p>Hadisteki, &#8220;Kul dediğinde, Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Bana hamdetti&#8221; der&#8221; ifadesi, hamd makamının zikir makamından daha üstün olduğunu gösterir. Âlemin ilk defa yaratılmasında söylenilen sözün olması da buna delâlet eder. Çünkü, Hz. Adem (a.s.) yaratılmadan önce, melekler &#8220;Biz Seni hamdinle teşbih ve seni takdis ederiz &#8221; (Bakara. 30) demişlerdir. Bu âlemin yok olmasından sonra söylenilen en son söz de &#8220;el-Hamdü&#8221; lâfzıdır. Çünkü Cenâb-ı Allah, cennetliklerin vasıfları hakkında: &#8220;Onların dualarının sonu demektir.&#8221; (Yûnus. 10)</p>
<p>Akıl da hamd makamının, zahir makamından üstün olduğunu gösterir, Çünkü Cenâb-ı Allah&#8217;ın zâtı hakkında tefekkür etmek imkansızdır. Zira, Hz. Peygamber (s.a.s.) &#8220;Mahlûkat hakkında düşünün fakat Yaratan(ın zâtı) hakkında tefekkür etmeyiniz[120] buyurmuştur ve çünkü bir şeyi düşünmeden önce, onu tasavvur etmek lâzım. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın hakikatinin künhünü tasavvur etmek ımkânsızdır. Bu se-beble Cenâb-ı Allah&#8217;ın zatı hakkında tefekkür etmek imkânsızdır. Buna göre O nun, ancak fiilleri ve yarattıkları üzerinde tefekkür etmek mümkün olur. Sonra hayır olan şeyin bizatihi; şer olan şeyin ise geçici sebeblerden ötürü arandığı ve istendiği delil ile sabittir.</p>
<p>Buna göre Cenâb-ı Allah&#8217;ın yaptıkları ve yarattıktan üzerinde tefekkür eden herkes, O&#8217;nun rahmet, fazi ve ikramına daha çok vâkıf olur. Bu sebeble kişinin hamd ve şükürle meşguliyeti daha çok artar. Böylece&#8221;Elhamdü lillâhi rabbil’alemin &#8221; der. Bunu deyince de Cenâb-ı Allah: &#8220;Kulum Bana hamdetti&#8221; der, ve bu sebebe Allah Teâlâ, kulunun, aklı ve fikri ile, gerek ulvî âlemlerin ve gerekse süfli âlemin tertibindeki ihsanına ve keremine vâkıf olduğuna; onun lisanının, aklına uygun ve ona denk olduğuna şehadet eder. Eğer Kul, O&#8217;na iman etme, kalbiyle, diliyle, aklıyla ve beyanıyla O&#8217;nun keremini tasdik deryasına dalarsa bu ne yüce bir hâl olur!</p>
<p>Hadîs-i Kudsî&#8217;deki &#8220;Kul &#8221;Errahmânir’rahim&#8221;dediğinde, Allah Teâlâ: &#8220;Kulum Bana tazim etti.&#8221; der.&#8221; ifadesine geîince, bu hususta birisi şöyle diyebilir: Kul, besmeleyi okuduğunda da &#8220;rahman&#8221; ve &#8220;rahîm&#8221; lâfızlarını söylemişti, ama orada Cenâb-ı Allah &#8220;Kulum Bana tazim etti&#8221; dememiştir. Fakat Fatiha Sûresı&#8217;nde &#8221;Errahmânir’rahim&#8221;dediğinde, &#8220;Kulum Bana tazim etti&#8221; demiştir. Bu ikisi arasındaki fark nedir?</p>
<p>Buna şu şekilde cevap verilir: Kulun&#8221;Elhamdü lillâh&#8221; sözü, onun, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın zatında kemâl sahibi ve başkasını kemâle erdirici olduğunu ikrar ettiğini gösterir. Sonra,&#8221;rabbil’alemin&#8221;der. Bu da, zatında kâmil olan ve başkasını kemâle erdiren ilâhın, tek ve şeriki olmayan bir ilâh olduğunu gösterir. O,&#8221;Errahmânir’rahim&#8221;dediği zaman, bu, zatında kâmil ve başkasını kemâle erdiren ilâhın, rahmette, kullarına son derece lütuf ve ikram etmesinde şerikten, ortağı olmaktan, misli ve benzeri olmaktan, zıddı bulunmaktan münezzeh olduğuna delâlet eder. Şüphe yok ki kemâl ve celâl manalarını tasavvur etme hususunda, insan aklının, anlayışının ve hayalinin ulaşabileceği en son nokta ancak bu makamdır.</p>
<p>İşte bu sebeble, Cenâb-ı Hakk burada: &#8220;Kulum bana tazim etti&#8221; demiştir Hadis-i Kudsî&#8217;deki: &#8220;Kul,Mâliki yevmiddin dediğinde, Allah: &#8220;Kulum beni yüceltti .&#8221;,</p>
<p>Bana yakışmayan şeylerden tenzih ve takdis etti&#8221; der.&#8221; ifadesine gelince, bunun izahı şudur: Biz bu dünyada zalimlerin mazlumlara baskı yaptığını; güçlülerin güçsüzleri ezdiğini; muttakî, kâmil bir âlimin geçim sıkıntısına düşebildiğini; günahlara dalmış kâfirin ise rahatın ve lüksün zirvesinde yaşadığını görüyoruz. Bu durum ise merhametlilerin en merhametlisi, hükmedenlerin en iyisi olan Allah&#8217;ın rahmetine uygun düşmez. Cenâb-ı Allah&#8217;ın zalimlerden mazlumların hakkını alması, kendisine itaat edenlere mükafaatlarını, inkar edenlere ise cezalarını vermesi için kıyamet, ba&#8217;s ve haşr bulunmasaydı, bu ihmal ve imhal {mühlet tanıma), Allah&#8217;ın kullarına bir zulmü olurdu.</p>
<p>Ceza günü ve din günü var olunca, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kullarına zulmettiği vehmi ortadan kalkar. Bu sebebten dolayı Cenâb-ı Allah: &#8220;(Bütün bunlar) kötülük edenleri, yaptıklarına mukabil cezalandırması, güzel hareket edenleri de daha güzeli ile mükâfatlandırması için &#8221; (Necm, 31) buyurmuştur. Kudsî hadisteki işte Cenab-ı Allah&#8217;ın, &#8220;zulüm ve zulüm huyundan Beni tenzih eden&#8221; kulum Beni yüceltti&#8221; sözünden kastettiği budur.</p>
<p>&#8220;Kul &#8221;İyyâke na’budü ve iyyâke neste’în&#8221; dediğinde, Allah: Bu Benimle kulum arasındadır&#8221; der.&#8221; ifadesine gelince, bu cebr ve kader meselesinin esrarına işarettir. Çünkü kulun&#8221;İyyâke na’budü&#8221;sözünün manası, kulun ibadet ve taat işine yöneldiğini haber vermektir. Sonra Cebr ve Kader bahsi gelir. Bu da şu demektir: Kul, bu işi yaparken bağımsız mıdır, değil midir?</p>
<p>Gerçek şu ki o, bağımsız değildir. Çünkü kulun kudreti, ya hem yapmaya hem de yapmamaya elverişlidir veya değildir. Eğer gerçek olan birincisi ise bu kudretin yapmamanın değil de yapmanın kaynağı olması ancak bir müreccih (tercih eden) sebebiyledir. Eğer bu müreccih kul ise, başa dönülmüş olur. Eğer bu müreccih kul değil de Allah ise, Allah&#8217;ın, engellerden kurtulmuş olan bu sebebi yaratmış olması, O&#8217;nun yardım etmesidir.&#8221;ve iyyâke neste’în&#8221; sözü ve, &#8220;kalbimizde bizi batıl inançlara ve bozuk amellere davet eden bir sebeb yaratma ve bize katından bir rahmet ver!&#8221; anlamına gelen (al-ı imrân. 8) ayetinden kastedilen de budur. Bu rahmet, Allah&#8217;ın bizi iyi &#8220;âmellere ve doğru inançlara çağıran sebebi yaratmasıdır.</p>
<p>İşte yardım etme ve yardım talebinde bulunmadan maksat budur. Bu sözü söylemeyen bir kimse, kesin olarak sözünün manasını anlamamıştır. Bu ortaya çıkınca, Hakk Te-âlâ&#8217;nın: &#8220;Bu benimle kulum arasındadır&#8221; sözünün doğruluğu ortaya çıkmış olur. Cenâb-ı Hakk&#8217;tan olan kısma gelince, bu Allah&#8217;ın kesin müessir sebebi yaratmasıdır. Fiilde kuldan olan kısma gelince bu kuldaki kudret ile Cenâb-ı Allah&#8217;ın yarattığı sebebin bir araya gelmesiyle, bu fiilin meydana çıkmasıdır. Bu, üzerinde iyice düşünülmesi gereken dakik bir meseledir.</p>
<p>Hadîsi Kudsîde Cenâb-ı Allah&#8217;ın: Kul &#8221;İhdinessırâtel müstâkim&#8221;dediğinde, Allah: &#8220;Bu kuluma aittir ve kuluma istediği vardır&#8221; der ifadesine gelince, bunun izahı şöyledir: Biz, ulûhiyetle ilgili bütün meseleleri ısbat ve nefy hususunda, nübüvvet meşelerinin tamamında ve meâd (ahiret)la ilgili meselelerin bütününde, insanların ihtilâf ettiklerini görüyoruz.</p>
<p>Bu konuda, şüpheler baskın çıkıyor ve karanlıklarsa her tarafı basmıştır. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın künhüne ve hakikatine, çoğunluk içindeki pek az insan vasıl olabilir Bütün insanlar, akıl, fikir, çok araştırma ve iyice düşünme hususunda eşit olmalarına rağmen, bu hâl pek azına nasip olabilmiş.. Şayet Cenâb-ı Allah&#8217;ın hidayeti ve yardımı olmasaydı, hakkı isteyenin gözünde hakkı süsleyip, batılı da onun gözünde çirkin göstermemiş olsaydı -nitekim Cenâb-ı Hakk &#8220;Fakat Allah size imam sevdirdi ve onu kalblerinizde süsledi. Küfrü, (âşıklığı ve isyanı da size çirkin gösterdi&#8221; (Hucurât. 7) buyurmuştur- hiç kimsenin hakka ulaşması mümkün olmazdı.</p>
<p>İşte bu sebeble kulun &#8221; &#8220;Bizi dosdoğru olan yoluna ilet&#8221; sözü de, bu duruma işaret etmiş olur Yine, bâtılı bâtıl olarak bilen kimsenin bâtıla razı olmaması, onun ancak gerçek bir inancı, sağlam bir dini ve doğru olan hükmü istemesi de, buna delâlet eder. Eğer iş, sadece kulun ihtiyarıyla olmuş olsaydı, hiç kimsenin hataya düşmemesi gerekirdi. Birçok kimsenin sapıklık denizinde boğulduğunu görünce,Hakka ulaşmanın sadece Allah&#8217;ın hidayeti ile olduğunu anlarız. Bütün peygamber ve meleklerin bunda mutabık olmaları da, bu görüşümüzü güçlendirir. Meleklere gelince &#8220;Rabbimiz, seni tenzih ederiz. Senin öğrettiklerinden başka, bizim ilmimiz yoktur. Muhakkak kı Sen, her şeyi hakkıyla bilen ve sonsuz hikmet sahibi olansın &#8221; (Bakara, 32) derler.</p>
<p>Hz. Âdem, &#8220;Rabbimiz, bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, muhakkak ki biz hüsrana uğramışlardan olacağız&#8221; (A&#8217;râf. 23); Hz. İbrahim. &#8220;Eğer Rabbim beni hidayete ulaştırmazsa, muhakkak ki ben, sapılmışlardan olacağım!&#8217; (En&#8217;âm 77); Hz. Yûsuf, &#8221; &#8220;Beni müslüman olarak öldür ve beni salih kulların arasına kat&#8221; (Yûsuf. 101); Hz. Mûsâ, &#8220;Rabbim, göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz, ki sözümü anlayabilenler&#8230;&#8221; (Tâhâ, 25-28) ve</p>
<p>Hz. Muhammed (s.a.s.) de. &#8220;Rabbimiz, bizi hidâyete erdirdikten sonra, kalblerimizi sapıtma! Ve bize, katından bir rahmet ver! Muhakkak ki, sen çokça verensin!&#8221; (Âl-i İmrân. 8) diye dua etmişlerdir</p>
<p>Bu hadîs-i kudsideki incelikler hususunda söyleyebileceğimiz söz budur. Söylemediklerimizse, söylediklerimizden daha çoktur.</p>
<p><strong>Dördüncü fayda:</strong> <strong>Fatihanın ayetleri yedidir.</strong> Namazda gözle görülen ameller de yedidir Bunlar, kıyam, rükû, rükûdan doğrulma, ilk secde, bundan doğrulma, ikinci secde ve tahiyyâta oturmadır. Böylece Fâtiha&#8217;nın ayet sayısı, namazdaki bu işlerin sayısına eşit olmuş olur. Bundan dolayı da bu işler sanki bir beden, Fatiha ise o bedenin ruhu gibidir. Kemâl derecesi, ancak ruh ile bedenin birleşmesiyle elde edilir. Buna göre, besmele, namazdaki kıyamın karşılığıdır. Görmez misin ki besmeledeki &#8220;be&#8221; harfi Allah&#8217;ın ismi ile birleşince ayakta kalır Yine besmele ile işlere başlanır Peygamberimiz (s.a.s.) &#8220;Besmele ile başlanılmayan her önemli iş güdük&#8217;i&#8221;[121] buyurmuştur. Cenab-ı Allah da: &#8220;Hakikaten, iyi temizlenen ve Rabbinin adını zikredip de namaz kılan kimse felaha ermiştir&#8221; (Alâ. 14-15) buyurmaktadır.</p>
<p>Namazdaki işlerden kıyamın da durumu aynıdır. Böylece, şu yukarıda zikredilen hususlar muvacehesinde besmele ile kıyam arasındaki münasebet görülmüş olur.&#8221; sözü, namazdaki rükûun karşılığıdır. Çünkü kul, hamdetme makamında hem Hakka hem de mahlûkata bakar. Çünkü hamdetmek, Cenâb-ı Hakk&#8217;tan gelen nimetler sebebiyle O&#8217;na sena etmekten ibarettir. Bu makamda kul, hem nimet verene, hem de nimete bakar.</p>
<p>Bu bakımdan hamd makamı,arazlarla, istiğrak hali arasında orta bir haldir. Rükû da kıyamla secde arasında orta bir haldir.&#8221;el hamdu&#8221; lâfzı nimetlerin çokluğunu gösterir. Çok nimet ise, kişinin sırtına ağır gelen şeylerdendir.</p>
<p>Bu nedenle, insanın sırtı rükû ederek eğilmiştir.&#8221;er rahmanir rahim&#8221; sözü rükûdan doğrulma haline uygundur. Çünkü kul, rükûda, Allah&#8217;a tazarru edip eğilince, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rahmetine yakışan, onu yeniden doğrultmasıdır. İşte bu sebeble Hz. Peygamber (s.a.s.): &#8220;Kul, (ruküdan kalkıp da) (Cenâb-ı Allah, kendisine hamdedeni duyar) dediğinde, Allah o kula rahmet ile bakar&#8221; buyurmuştur. &#8221;Maliki yev middin&#8221;sözü ilk secde haline uygundur. Çünkü senin böyle söylemen, Cenâb-ı Hakkın kahrının, celâlinin ve kibriyasının kemâline delâlet eder. Bu da çok şiddetli bir korkuyu gerektirir.</p>
<p>Bundan dolayı, buna, en mükemmel bir şekilde huzû ve huşu yakışır ki işte bu secdedir. &#8221;İyyâke na&#8217;budu ve <em>iyyâke nestaîn&#8221;</em> sözü iki secde arasındaki oturuşa uygundur. Çünkü sözü birinci secdeyi sözü ise ikinci secdeyi yapabilmek için Cenâb-ı Allah&#8217;tan yardım istediğini haber vermektedir.</p>
<p>&#8221;Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn&#8221;(sözü, en mühim şeyi istemektir. Dolayısıyla bu isteğe, huzurun zirvesini gösteren ikinci secde uygun olur, sözü de, namazdaki tahiyyata oturma haline uygundur. Çünkü kul, son derece mütevazi olunca, Allah Teâlâ, onun tevazuuna ikram ile karşılık vermiştir. Bu ikram da, Allah&#8217;ın ona huzurunda oturmasını emretmesidir.</p>
<p>Bu ise Allah&#8217;ın, kula en büyük inamıdır. Bu, sözü ile bunun arasında son derece kuvvetli bir münasebet vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;i, &#8220;Kabe kavseyn&#8221;e yükseltmiş olduğu için, ona nimet vermiş olunca, O, bu esnada: &#8220;En mübarek selâmlar ve en hoş salâtlar Cenâb-ı Allah&#8217;a aittir.&#8221; demiştir. Namaz müminin miracıdır Mü&#8217;min, miracında, Allah&#8217;ın huzurunda oturmasından ibaret olan, ikramın zirvesine mazhar olunca, Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in miraçta söylediği kelimeleri söylemesi vâcib olur. Yine kul, &#8220;ettehiyyât&#8217;i okur ve bu, namazda meydana gelen miracın, Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in miraç güneşinden bir meşale, ve o miracın denizinden bir damla olduğuna bir tenbih gibi olur.</p>
<p>Bu da Cenâb-ı Hakk&#8217;ın: &#8220;İşte onlar, Allah&#8217;ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddikler, şehitler ve sâlih kimselerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştır&#8221; (Nisa. 69) ayetinin gerçekleşmesidir Bil ki sayısı yedi olan Fatiha ayetleri, namazdaki bu yedi iş için, bir ruh; bu yedi fiil de, insanın yaratılmasında mevzubahis olan yedi mertebenin ruhu mesabesinde olur.</p>
<p>İnsanın yaratılışındakı yedi mertebe de şu ayetlerde bahsedilenlerdir: &#8220;Andolsun ki insanı çamurdan bir hulasadan yarattık. Sonra onu sarp ve metin bir karargâhta (rahimde) bir nutfe yaptık. Sonra o nutfeyi bir kan damlası haline getirdik, derken o (canlı) kan damlasını bir çiğnem (lokmalık) et yaptık. O bir çiğnem eti de kemiklere çevirdik ve o kemiklere et giydirdik. Daha sonra onu başka bir yaratışla inşa ettik. Suret yapanların en güzeli olan Allah&#8217;ın sanı ne yücedir&#8221; (Mü&#8217;minûn. 12-14). Buna göre bedenin ve ruhun birçok derecesi bulunduğu görülür. Ruhların ruhu, nurların nuru ise Cenâb-ı Hakk&#8217;tır. Nitekim Cenâbı Allah: &#8220;Şüphesiz en sonunda gidiş ancak Rabbinedir.&#8221; (Necm. 42) buyurmuştur. 122[122]</p>
<p>Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/377-386.</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>113 Müslim. Salât. 38. 40 (1/296, 297); Ebû Dâvud. Salât, 132 (1/217); Tirmizi, Tefsir; 2 (5/201); Ne-sâı, İttitah, 23 (2/136)</p>
<p>[114] Daha önce geçti.</p>
<p>[115] Daha önce geçti.</p>
<p>[116] Daha önce geçti.</p>
<p>[117] Daha önce geçti.</p>
<p>[118] Namazların her rekâtinde Fatiha Sûresi´nin okunmasının farz oluşu, Şafiî Mezhebine göredir. Ha-nefılere göre, namazda Fatiha Sûresi´ni okumak vaciptir.</p>
<p>[119] Mefhûm-u küllî: Manasında birçok varlığın ortak olduğu bir kelimedir &#8220;İnsan&#8221; kelimesi gibi. Bu kelime insan olan her varlığı ifade eder.</p>
<p>[120] Bu hadisi Ebu Nu´aym. Htlye´sınde; Tabarânî, Evsafında; Beyhakî, Şu´ab´mda zikretmiştir (Keşfu´l-Hafâ. 1/311)</p>
<p>[121] Daha önce geçti.</p>
<p>[122] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu?l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/377-386.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-i-kudsi-ve-serhi/">Bir Hadis-i Kudsi ve Şerhi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-i-kudsi-ve-serhi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Namazın Farz ve 5 Vakit Oluşunun Hikmeti</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/namazin-farz-ve-5-vakit-olusunun-hikmeti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/namazin-farz-ve-5-vakit-olusunun-hikmeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Dec 2018 09:43:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Hakkı Bursevi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyam]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Namazın Farz ve 5 Vakit Oluşunun Hikmeti]]></category>
		<category><![CDATA[Rüku]]></category>
		<category><![CDATA[Rekat]]></category>
		<category><![CDATA[Secde]]></category>
		<category><![CDATA[Teşbih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20798</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Rasûlü (s.a.) Mi’râc gecesi semâya yükseltildiği zaman semâvâtın melekûtunu ve oradaki meleklerin ibâdetlerini bütün incelikleriyle müşâhede etti. Onların değişik ibâdetlerini görüp beğenerek imrendi. Bu ibâdetlerin benzerlerinin ümmeti için de olmasını diledi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, beş vakit namazda bütün meleklerin ibâdetlerini cem etti. Çünkü bu meleklerden bâzısı kıyâmda, bâzısı rükûda, bâzısı secdede idi. Bâzısı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/namazin-farz-ve-5-vakit-olusunun-hikmeti/">Namazın Farz ve 5 Vakit Oluşunun Hikmeti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/namaz-3.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-20948 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/namaz-3-300x201.jpg" alt="" width="366" height="245" /></a></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/650x344-1449819020073.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-22227 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/650x344-1449819020073.jpg" alt="" width="499" height="264" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/650x344-1449819020073.jpg 650w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/650x344-1449819020073-600x318.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/650x344-1449819020073-300x159.jpg 300w" sizes="(max-width: 499px) 100vw, 499px" /></a></p>
<p>Allah Rasûlü (s.a.) Mi’râc gecesi semâya yükseltildiği zaman semâvâtın melekûtunu ve oradaki meleklerin ibâdetlerini bütün incelikleriyle müşâhede etti. Onların değişik ibâdetlerini görüp beğenerek imrendi. Bu ibâdetlerin benzerlerinin ümmeti için de olmasını diledi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, beş vakit namazda bütün meleklerin ibâdetlerini cem etti. Çünkü bu meleklerden bâzısı kıyâmda, bâzısı rükûda, bâzısı secdede idi. Bâzısı tahmîd ve tesbîh ve diğer ibâdetlerle meşguldü. Müslümanlar beş vakit namaz kılınca Allah Teâlâ gök ehlinin ibâdetlerinin ecrini onlara verecektir.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın namazı ikişer, üçer ve dörder rekât kılmasının hikmetine gelince Efendimiz Mi’râc gecesinde melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı olarak görmüştü.Allah Teâlâ bir bakıma ibâdetleri Hak katına çıkaran meleklerin şekillerini namazın nûrânî sûretiyle cem etmişti. Çünkü her ibâdet, nûrânî heykeller ve sûretler içinde şekillenir (temessül eder). Nitekim bu konuda bâzı işâretler vârid olmuştur. Hattâ meleklerin sâlih amellerden yaratıldığına dâir sahîh hadîsler vardır. Aynı şekilde Allah Teâlâ meleklerin kanatlarını üç mertebe yapmış, kulların kendileriyle Allah’a uçtuğu kanatlarını da onların kanatlarına denk düşsün ve kullar için mağfiret talebinde bulunsunlar diye böyle yapmıştır.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.) namazın rekât sayılarının azaltılması isteğiyle Allah Teâlâ’ya birkaç defa mürâcaat edip gerekli tahfîf yapıldıktan sonra Allah Teâlâ buyurur ki: “Ya Muhammed, bunların tamâmı bir gün ve gecede beş vakittir. Her namaz için on hasene vardır. Böylece elli eder. Nitekim namaz bizden öncekilere de elli vakitti.”[185]</p>
<p>Mi’râc gecesinde tahfîf edilerek beş vakte indi ve bire on hesâbıyla yine elli namaz değerine ulaştı.</p>
<p>Bunun bir başka hikmeti de şöyledir: “Geçmiş ümmetlerde beş vakit namaz parça parça olarak vardı. Allah Teâlâ hazretleri bunları, Peygamberi ve O’nun ümmeti için cem etti. Çünkü dünyevî ve uhrevî faziletlerin hepsi Peygamberimiz’de toplanmıştı. O’nun ümmeti de diğer ümmetler arasında bu durumdadır.</p>
<p>Sabah namazını ilk kılan Âdem, öğle namazını İbrâhîm, ikindi namazını Yûnus, akşam namazını Îsâ, yatsı namazını Mûsâ (a.s.)’dır. İşte bunlar namazların beş vakit olarak tesbitinin sırrıdır.</p>
<p>Şöyle bir görüş de vardır: Beş vakit namazı ilk kılan Âdem (a.s.)’dır. Sonra bunlar peygamberler arasında dağılmıştır. Vitir namazını ise ilk defa Rasûl-i Ekrem (s.a.) Mi’râc’da kılmıştır. Nitekim: “Rabbim bana beş vakit namaza bir namaz daha ilâve etti.”[186] buyurmuştur. Buradaki fazlalık vitir, ya da gece namazıdır.</p>
<p>Secdeye ilk davranan Cebrâîl’dir. Bu yüzden nebîlere yoldaş ve yardımcı olmuştur.İlk “Sübhânallah” diyen yine Cibrîl, “el-Hamdülillah” diyen Âdem (a.s.), “Lâ ilâhe illâllah” diyen Nûh (a.s.), “Allahu Ekber” diyen İbrâhîm (a.s.), “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm” diyen Hz. Muhammed (s.a.)’dir. Bunların hepsi Keşfü’l-künûz ve hallu’r-rumûz adlı eserde yazılıdır.</p>
<p>el-Hıkemu’ş-Şâziliyye ve şerhinde şöyle denilmektedir: Hakk Teâlâ insanda meydana gelebilecek bir bıkkınlık hâlini ilm-i ezelîsiyle bildiğinden, ibâdetleri değişik şekillerde emretmiştir. Ki insan bu sûretle bu ibâdetlerden birinden ötekine geçerek dinlensin, gönül huzûruna ersin.</p>
<p>Yine Allah Teâlâ insanı emellerine ulaşmaktan alıkoyacak, bıkkınlığa düşürecek bir hırsın varlığını bildiğinden ibâdetleri vakitlere bağımlı kılmıştır. Çünkü günde beş vakit namaz, senede bir ay oruç, kırkta bir zekât,ömürde bir hac vardır. Bu ibâdetlerin herbirinin yerine getirileceği özel zamanları vardır ve zamânında yapılamayan ibâdet sahîh olmaz. Aslında her şeyin böyle vakit ve zamanla sınırlandırılmış olması, insan için bir şefkat, kulluk için kolaylıktır. Allah Teâlâ, ibâdetleri bizzat kendi zamanları ile bağımlı tutmuştur ki, insanda daha sonra yaparım duygusu yer etmesin; daha vakti var anlayışı insanı tenbelleştirmesin.Zamanların biraz geniş tutulmasının sebebi ise, kişide irâde ve ihtiyâr sıfatının yerleşmesi içindir.</p>
<p>Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (k.s.) der ki:</p>
<p><em>Eğer ortada mahlûkun fiili olmasaydı,</em><br />
<em>Hiç kimseye şu niçin şöyle, diyemezdik.</em><br />
<em>Yaratıkların fiil ve irâdesi meydanda olduğu için,</em><br />
<em>Mahlûkun irâdesine itiraz olunur: Şu şöyle niçin?</em><br />
<em>Halkın fiiliyle Hakk’ın fiilini lâyıkıyla anlatmak için.</em></p>
<p>et-Te’vîlâtü’n-Necmiyye’den: Namazın başı ikame, sonu idâmedir. Namazın ikamesi; vaktinde, rükû, sücûd, zâhirî ve bâtınî şartlarını tam yaparak kılmaktır. İdâmesi ise murâkabeye sarılmak, Rabbin namaza tevdî ettiği lütuf esintilerini taleb için cem-i himmet etmek, yâni teksîf olmaktır. Nitekim Allah Rasûlü (s.a.) buyurur: “Sizin dünyâ günlerinizde Allah’ın nefhaları; esintileri vardır. Gözünüzü açın ve onlara tâlib olun.”[187]</p>
<p>Namazın zâhirî şekli, organların kulluğudur. Namaz emri Hakk’ın kulu cezbedişinin sûrî bir şeklidir. Çünkü namaz senin bedenini kulluk dışında başka bir işte kullanmaktan alıkor. Namazın sırrı, yöneliş ve taleb sırrıdır. Namazın şartlarının, rükünlerinin,sünnetlerinin, âdâbının ve hey’etlerinin herbirinde O’na yönelişin hakîkatine işâret eden bir sırr vardır.</p>
<p>Abdest namazın şartlarındandır. Abdestin her farz, sünnet ve edebinde insanı namaz kılmaya hazırlayan tahârete işâret eden bir sırr vardır. Ellerin yıkanmasında, nefsin günah kirlerinden, kalbin saldırganlık gibi şeytânî ve hayvânî sıfatlarla kirlenişinden temizlenmesine işâret vardır. Nitekim Allah Teâlâ Habîb-i Ekrem (s.a.)’ine: “Elbiseni temizle!” (el-Müddessir, 74/4) buyurmuştur. Tefsîr’de burada elbise olarak anlatılan temizliğin kalb temizliği olduğuna işâret edilmiştir.</p>
<p>Yüzün yıkanması, dünyâ sevgisinin kir ve karanlığından temizlenmeye işârettir. Çünkü dünyâ sevgisi her türlü günahın başıdır.Namazın şartlarından olan “İstikbâl-i kıble”de yakınlık ve münâcât talebiyle Rubûbiyyet makamına yöneliş vardır. Dolayısıyle Hakk’ı taleb etmenin dışındaki her türlü yönelişten yüz çevirmeye işârettir.</p>
<p>Ellerin kaldırılması himmet elinin dünyâ ve âhıretten çekilmesine işârettir. Tekbîr getirmek Hakk’ı yüceltmektir. O’nu kulun kalbinde talep, sevgi, azamet ve izzet olarak herşeyden daha büyük görmektir.</p>
<p>Niyyetin tekbîre bitişik olması Hakk’ı talepteki niyyetin samimiyetinin, Allah’ı tekbîre ve O’nu ta’zîme bitişik olması gerektiğine işârettir. Aslında Allah’dan, Allah’dan başka bir şey istememek gerekir. O’ndan başkasına tâlib olarak tekbîr alan kimse, gözünde matlûbu olan şeyi ta’zîm etmiş olur, Allah’ı değil. Nasıl ki zâhiren tekbîr almayanın namazı câiz değilse, aynı şekilde gönlüyle başkalarına yönelenin namazı da hakîkat i’tibârıyla câiz olmaz. “ed-Dünyâ ekber”, (Dünyâ en büyüktür), “ve’l-Ukbâ ekber” (Âhıret en büyüktür) diyen kimsenin “Allahu Ekber” deyinceye kadar namazı sahîh olmaz.</p>
<p>Sağ eli sol el üzerinde göbeğin üstüne konması, kul ve kölenin sâhibinin huzûrunda kulluğunu ifâdesine ve kalbi mâsivâ sevgisinden korumaya işârettir. Kıyâm’da “Ben yüzümü tamâmen gökleri ve yeri var edene çevirdim. Artık ben O’na ortak koşanlardan değilim.” (el-En‘âm, 6/79) diye başlayan duâ ile kırâata başlanması, [188] Hakk’ın dışında hiçbir şeye tâlib olmadan hâlisâne Hakk’a yönelişi gösterir.<br />
Namazda Fâtiha okumanın vâcib oluşu ve Fâtiha’sız namazın câiz olmayışı, kulun gerçek kulluk arayışına işârettir. Çünkü Fâtiha’da, âlemlerin Rabbı’na hamd, şükür ve hidâyet talebi ile rubûbiyyeti i’tirâf için cem-i himmet (yoğunlaşma) vardır. Bu durum,“İnsanların ve cinlerin amellerine denk sayılan cezbe-i İlâhiyyedir.” Kulun Allah’a yakınlaşması Rabb ile kul arasında taksîm edilmiş olan namazın ilk yarısıyla başlar.</p>
<p>Çünkü kıyâm, rükû ve sücûd, kulun ruhlar âlemine ve daha önce geldiği gayb merkezindeki yerine dönüşüne işârettir. İnsanın yaşadığı bu âlemle ilgisi önce nebâtî, sonra hayvânî, sonra da insânî unsurlarla olur. Kıyâm, insânî unsurlara, rükû hayvânî unsurlara, secde ise nebâtî unsurlara işârettir. Yâni bunların husûsiyetlerindendirler. Nitekim Allah Teâlâ: “Necm (yıldızlar) ve ağaçlar (bitkiler) secde etmektedir.” (er-Rahmân, 55/6) buyurmaktadır.</p>
<p>Bu mertebelerin herbirinde kâr da zarar da vardır. Nûrânî ve ulvî olan rûhun zulmânî ve süflî olan cesede girmesinin hikmeti, işte bu kâr olan tarafıdır. Nitekim Allah Teâlâ,Peygamber (s.a.) lisânıyla şöyle buyurmaktadır: “Ben mahlûkatı benden kazanç elde etsinler diye yarattım. Ben onlardan kâr elde edeyim diye yaratmadım.”[189] buyurmaktadır. Rûhun süflî mertebelerden herbirinde ulvî mertebelerde bulunmayan kazançlar sağlaması bir fâidedir. Vâkıa insanoğlu bu âlemde önce zarara uğrayacağı bir musîbetle karşılaşsa da sonra kazançlı çıkabilecektir. Nitekim Allah Teâlâ buyurmuştur:“Andolsun Asr’a, İnsanoğlu zarardadır. Ancak îmân edenler müstesnâ&#8230;.” (el-Asr, 103/1-3)</p>
<p>Îmân ve sâlih amelin nûru ile kul, süflî mertebelerden, hüsrândan kurtulur ve onların kazancıyla feyz bulur. Namazdaki tezellül ile kıyâm ve kullukta tevâzu; kulu “ben sizin yüce rabbınızım” (en-Nâziât, 79/24) diyecek duruma getiren kibir ve büyüklük hüsrânından kurtarır. İnsan bu hastalıktan ulüvv-i himmet kazancı ile kurtulur. Ulüvv-i himmet kemâle erince insan, varlık talebine iltifât etmez olur, varlığı yaratanı ister.Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) de böyleydi: “Sidre’yi kaplayan kaplamıştır. Muhammed’in gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı. Andolsun Rabbının âyetlerinden en büyüğünü gördü.” (en-Necm, 53/16-18)</p>
<p>Kul, tekebbürden kurtulunca insânî kıyâmdan sonra tevâzu ile hayvanların duruşuna benzer tarzda (rükûa) döner. Rükû sâyesinde hayvânî sıfatın zarar ve hüsrânından kurtulur ve eziyete tahammül ve hilm kazancıyla necâta erer. Rükûdan sonra da nebâtî sücûda; yâni bitkilerin yere kapanışı gibi secdeye döner. Secde sâyesinde nebâtî zilletin hüsrânından ve süflî denâetin zararından kurtularak ebedî kurtuluş vesilesi olan huşûu elde etmek sûretiyle başarıya ulaşır. Çünkü ebedî ve büyük kurtuluş huşûdadır. Nitekim Allah Teâlâ: “Namazlarını huşû ile kılan mü’minler kurtuluşa erdi.” (el-Mü’minûn,23/1-2) buyurur.</p>
<p>Huşû, kullukta yükselmede en mükemmel araçtır. Huşû rûhun nârî olan cesede taalluku sûretiyle meydana gelir. İnsandan başka âlemlerdeki diğer varlıkların huşûdan nasîbi yoktur. Bu incelik sebebiyledir ki melekler ve diğerleri ilâhî emâneti yüklenmekten kaçınmışlardı. (bk. el-Ahzâb, 33/72)</p>
<p>“İbâ” kelimesi huşûun zıddıdır. İnsanın emâneti yüklenmesi huşûa olan kabiliyeti sebebiyledir. Kulun huşûu secde ile kemâle erer. Çünkü secde, namazın şeklinde ve insanın zâhirinde tevâzu ve alçak gönüllülüğün en ileri noktasıdır. Rûhun süflî âlemle bağının kesilişinin son halkası ve insanın nebâtî, hayvânî ve insânî mertebelerden dönmek sûretiyle süflî âlemden, ulvî ve rûhânî âlemlere yükselişidir. Hakk’ın lütuf esintilerini talebin kemâl noktasıdır. Varlık ve enâniyet libâsından sıyrılmada ve mevcûdu infâkta âzamî gayrettir. Nitekim Allah Teâlâ: “Namazı dosdoğru kılarlar.” (Bakara: 3) buyurmaktadır. Yine aynı âyette: “Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler.” buyurulur.</p>
<p>İsmail Haķkı Bursevi &#8211; Ruhu&#8217;l Béyan Tefsiri.cild.1,syf.122,125</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/namazin-farz-ve-5-vakit-olusunun-hikmeti/">Namazın Farz ve 5 Vakit Oluşunun Hikmeti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/namazin-farz-ve-5-vakit-olusunun-hikmeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebu Talib el-Mekki&#8217;de Namazda Şekil ve Mana İlişkisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ebu-talib-el-mekkide-namazda-sekil-ve-mana-iliskisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ebu-talib-el-mekkide-namazda-sekil-ve-mana-iliskisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2015 00:34:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Talib el-Mekki]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Certel]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyam]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Namazda Şekil ve Mana İlişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Rüku]]></category>
		<category><![CDATA[Secde]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf Dergisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6137</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230;İbadetin özü Allah’a saygı ve itaattir. Bu da Allah’ı gereği gibi takdir etmekle olur. Sırf cennet ümidiyle ibadet etmek veya cehennem korkusuyla isyandan ka­çınmak, Mekkî’ye göre Allah’ı hakkıyla takdir edememekten ileri gelmektedir.. Namazda Şekil ve Mana İlişkisi Mekkî,namazın sözlü ve şeklî rükûnları olan tekbir, kıyam, rükû’, kıraat gibi fenomenlerin bedenen ve lisanen yerine getirilişi esnasında [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-talib-el-mekkide-namazda-sekil-ve-mana-iliskisi/">Ebu Talib el-Mekki’de Namazda Şekil ve Mana İlişkisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-6138" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-2.jpg" alt="Ebu Talib el-Mekki'de Namazda Şekil ve Mana İlişkisi" width="488" height="331" /></a>&#8230;İbadetin özü Allah’a saygı ve itaattir. Bu da Allah’ı gereği gibi takdir etmekle olur. Sırf cennet ümidiyle ibadet etmek veya cehennem korkusuyla isyandan ka­çınmak, Mekkî’ye göre Allah’ı hakkıyla takdir edememekten ileri gelmektedir..</p>
<p><strong>Namazda Şekil ve Mana İlişkisi</strong></p>
<p>Mekkî,namazın sözlü ve şeklî rükûnları olan tekbir, kıyam, rükû’, kıraat gibi fenomenlerin bedenen ve lisanen yerine getirilişi esnasında bunların içte ruhen ve zihnen de yaşanmasının gereğine dikkat çeker. Ona göre mü’minin kalbi, na­mazın rükûnlarıyla vasıflanmak, yani kişi yaşayarak namaz kılmalı, diliyle söyle­diğine ve bedeni ile yaptığı davranışa kalbi iştirak etmelidir. O “Allahu Ekber” dediğinde, Allah’ın her şeyden yüce olduğunun şuurunda olmalı, Allah’ın zikri olan namaz, kalbinde en büyük yeri kaplamalıdır. “Allahu Ekber” diyen kişi, bu­nu söylerken bir başkasının sözü olarak nakletmemekte, bir başkasından haber vermemekte, kendi samimî inancını manasına vermiş olarak ifade etmektedir. “Allahu Ekber” derken, söze uygun amel, Allah’ın kalbte her şeyden daha büyük olmasıdır. Bunu dil ile söylerken kişi kalbinde dünyada yüksek mevki ve statü sahibi olan kişilere, Allah’tan daha büyük yer veriyorsa, o kişi tekbir cümlesinin manasını yaşamamış olur. Onun sözü ile özü birbirine uymamıştır. (el-Mekkî, Kûtu l-Kulûb, c. II, sş. 196, 198.)</p>
<p>Kıyam, ilâhî huzurda saygı ile duruştur. Namaza niyetlenerek ayağa kalktı­ğında kalbi âlemlerin Rabbi için kıyam ettiğine şehadet eder. Allah’a ta’zim duy­gusu onun bütün varlığına hakim olur, her şeyi gözetimi altında tutan Allah ın korkusu onu içine alır.(ayn eser,cilt:2,s.198)</p>
<p>Kur an okumaya başladığı zaman, kelâmın sahibiyle olan beraberliği onun kaygısını azaltır. Çünkü o, kelâmın sahibiyle konuşmaktadır. Namazda Kuran  ayetlerini okurken tertîl ile (yavaşça) okumalı, İlâhî kelâmın manaları üzerinde düşünmeli ve manası yaşanmaya çalışılmalıdır. Bir rahmet âyeti ile karşılaşılaştığında onu arzulamalı, istemeli, azap âyetiyle karşılaşıldığında korkup Allah&#8217;a sığınmalı, teşbih ve tazim ifade eden bir âyet okunduğunda (kalkan) hamd, teshih ve tazîmde bulunmalıdır. (el-Mekkî, Kûtu&#8217;l-Kulûb, c 2, ss 195. 198)</p>
<p>Huşû ile namaz kılan kişi, ruküa eğildiği zaman kalbi derin bir saygı ile dolar, onun gönlünde Allah&#8217;tan daha yüce hiçbir şey bulunmaz. Rükûdan doğrul­du ğu zaman hamdın ancak Allah&#8217;a mahsus olduğunu müşahede eder, kalbi hu­zurla dolar. (Aynı eser, c. II, s. 199.)</p>
<p>Secde kulun ruhen Allah’a en çok yaklaştığı, kalbinin ulvî mertebelere ulaş­tığı andır. Bu durum Kur’ân’da “Secde et ve Allah’a yaklaş.&#8221; âyetinde ifadesini bulmuştur.</p>
<p>Burada yeri gelmişken namazdaki kıyam, rükû ve secdeden ibaret olan şek­li erkânın, dindarın Rabbi karşısında duyduğu saygının bedenen ifade edildiği fenomenler olduğunu hatırlatalım. Buna göre ibadetler aynı zamanda kulun Rabb ine duyduğu ta’zim hislerinin bedenen ifade edilişidir.</p>
<p>ed-Dehlevînin de belirttiği gibi, ta zimin bedenen ifade edilişinde esas olan, boyun eğip teslim olunarak saygı gösterilenin huzurunda kıyam, rükû ve secde şeklinde birbirini takiben bir arada yerine getirilmesidir.&#8217; Buna göre kıyam, Al­lah’a saygı (tazim)nin gösterilişinin ilk aşaması, rükû ikinci aşaması, secde ise en ileri aşamasıdır.(Abdullah Yıldız,Namaz,syf;111)</p>
<p>Mekkî, sahibini her türlü büyük günahlardan ve ahlâk dışı davranışlardan alı­koyan namazın gereği gibi kılman ve Allah taralından kabul edilen namaz oldu­ğunu söyler.Kur’ân-ı Kerim de de namazın inananlar üzerinde gerçekleşmesi beklenen bu işlevine dikkat çekilerek “Sana vahyedılen Kur’ân-ı oku ve namazı kıl. Gerçekten namaz, kötü işlerden ve uygunsuz davranışlardan alıkor.’’ bu­yurmaktadır.</p>
<p>Namazın günlük hayatla müminler üzerinde görülmesi beklenen kötülüklere karşı frenleyici etkisi, namazla oluşacak ilâhı murakabe hissi ve güç kazanan inanç ve irade gücü sayesinde gerçekleşebilir. Sırf dinî sorumluluktan kurtulmak, dindar bir çevrede yaşadığı için sosyal uyumun bir sonucu olarak toplumda kabul gör­mek için biçimsel olarak, şuuruna varmadan âdeten kılınacak namazlardan böyle bir sonucun alınamayacağı açıktır. Günümüzde dindarların bir ahlâk problemi varsa ve ibadetlerine devam eden insanların bir çoğu ahlâkî zaaflarıyla sık sık eleştiriliyorsa, yani ibadetleri kişinin davranışlarına müsbet yönde etki etmiyorsa, bu­nun bir sebebi de ibadetleri ve özellikle namazı özümseyememektedir.</p>
<p>Namaz ilk bakışta tek bir ibadet gibi görünmekle birlikte o, bir ibadetler mec­muasıdır. Mekkî bu hususa da dikkat çekerek, namazın kıyâm, rükû, secde, tek­bir, hamd, kıraat, teşbih, duâ, istiğfar ve salâvât gibi öğelerinden her birinin müstakilen yapılması hâlinde de ayrı birer ibâdet ve zikir olduğunu söyler.(el Mekki,cilt:2,syf;200) Buna göre namaz en şumullü ibadettir. Namaz ona göre aynı zamanda diğer farz iba­detlere değer ve anlam kazandırır. Oruç, hac ve zekât ibadetleri, ancak namazla bir anlam kazanır. Yani kişinin namaz kılmaksızın haccetmesi, oruç tutması ve­ya zekât vermesi sağlıklı bir dinî yaşayış değildir.(El-Mekki,age,c.2,syf;306)</p>
<p><sup> </sup></p>
<p>Hüseyin Certel,Tasavvuf Dergisi 2003,Sayı:10</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-talib-el-mekkide-namazda-sekil-ve-mana-iliskisi/">Ebu Talib el-Mekki’de Namazda Şekil ve Mana İlişkisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ebu-talib-el-mekkide-namazda-sekil-ve-mana-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
