<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/prof-dr-yasar-fettahoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 Sep 2017 14:23:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hikmet Nedir?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hikmet-nedir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hikmet-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Sep 2017 14:19:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Nedir ?]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=17224</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hikmet lügatte, hakka uygun söz, adâlet, ilim, hilm, felsefe anlamlarına gelmektedir. Cürcânî, Tar&#8217;ifat&#8217;ında hikmet için özel olarak şu mânâları ver­miştir: Hikmet, kendisinde eşyanın hakikatinden bahsedilen bir ilim; aklın aşırdıklarından uzak, itidâl hâlindeki bilme gücü; ilim, icâd ve efâl; helâl ve haramın bilinmesi; hakka uygun söz; ma’kûl ve haşviyattan uzak söz; amelle beraber ilim&#8230;(1) Nâkib Attas [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hikmet-nedir/">Hikmet Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/hikmet-nedir/hikmet-nedir/" rel="attachment wp-att-17225"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17225" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/hikmet-nedir.jpg" alt="" width="319" height="217" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/hikmet-nedir.jpg 450w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/hikmet-nedir-300x205.jpg 300w" sizes="(max-width: 319px) 100vw, 319px" /></a></p>
<p>Hikmet lügatte, hakka uygun söz, adâlet, ilim, hilm, felsefe anlamlarına gelmektedir.</p>
<p><strong>Cürcânî, Tar&#8217;ifat&#8217;ında hikmet</strong> için özel olarak şu mânâları ver­miştir: Hikmet, kendisinde eşyanın hakikatinden bahsedilen bir ilim; aklın aşırdıklarından uzak, itidâl hâlindeki bilme gücü; ilim, icâd ve efâl; helâl ve haramın bilinmesi; hakka uygun söz; ma’kûl ve haşviyattan uzak söz; amelle beraber ilim&#8230;(1)</p>
<p><strong>Nâkib Attas hikmeti şöyle tanımlıyor:</strong> “Hikmet, kendisinde bilgi olan kişinin bu bilgiyi, adâleti tezâhur ettiren bir tarzda tatbik etmesini sağlayan Tanrı vergisi bir bilgidir.”(2)</p>
<p><strong>Ali Medar,</strong> hikmet “Mantıklı düşünmek, gerçekleri araştırmak ve gerçek bilgi anlamına gelir.” diyor.(3)</p>
<p>Ahlâkın esasını hikmet, şecâat, iffet ve adâlete bağlayan Gazzalî hikmet için şunları söylüyor: “Hikmet, bir hâl ve keyfiyettir ki ihtiyarımızla yaptığımız işlerimizde doğruyu yanlıştan onunla ayırt ederiz.” Başka bir ifadesinde ilim kuvvetinden bahisle diyor ki: “Bunun güzelliği (ilim kuvvetinin) iyiliği sözlerde, doğruyu ve yalanı inançlarda, hak ile bâtılı işlerde, güzel ile çirkini kolaylıkla ayırt edebilecek bir hâl almasıdır. İlim sayesinde bu kuvvetlerin elde edil­mesinden meydana gelen neticeye de hikmet denir.(4)</p>
<p><strong>Gazzaliye göre “hikmet” sözü iki anlama gelmektedir;</strong></p>
<p><strong>“1</strong>&#8211; Eşyanın düzeninin ve en ince en yüce mânâlarını mücerred olarak kuşatmak ve onlardan umulan gâye tamamlanıncaya ka­dar bu eşyanın nasıl olmaları gerektiği hususunda belirli bir hükme varmaktır.</p>
<p><strong>2-</strong>  Eşyanın tertip ve düzeninin yaratmaya ve bunları tam ve sağ­lam bir şekilde tesise sebep olan bir kudretin bu lafza eklenmesidir.”(5)</p>
<p>Gazzalî&#8217;, tefekkür kuvvetinin gerektiği şekilde terbiye ve ıslah edilmesiyle hikmetin hasıl olacağını söylüyor.(6)</p>
<p>Allah (c.c.) Kur anda şöyle buyuruyor: “Allah, hikmeti dilediği­ne verir Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır; ’(7)</p>
<p><strong>Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, bu âyeti tefsir ederken hik­met kelimesinin 29 mânâsına işaret etmiş. Bunlardan 23 tanesini tadât ediyor. Özede şöyledir: Hikmet;</strong></p>
<p><strong>1-</strong>Kavilde ve fiilde isabettir; <strong>2-</strong> İlm u ameldir; <strong>3-</strong> İlim ve fıkıh demektir; <strong>4-</strong> Meânî-yi eşyayı mârifet-ü fehimdir (Eşyanın hakika­tini anlama yeteneği); <strong>5-</strong> Akıl fî emrillâhdır (Allah’ın emrindeki akıldır); <strong>6-</strong> Fehm demektir; <strong>7-</strong> İcâd demektir; <strong>8-</strong> Eşyayı mevzî ve mertebesine koymaktır (Her şeyi kendi yerine koymak); <strong>9-</strong> Ef’âli hasene-i sâibeye ikdâmdır (Fiilleri güzel şeylere yöneltmek);<strong>10-</strong> Siyâsette insan tâkati ölçüsünde Allah’a iktidadır; <strong>11-</strong> İlâhî ahlâkla ahlâklanmaktır; <strong>12-</strong> Tefekkür fî emrillâh ve ona ittibâdır;<strong>13-</strong> Allah’a tâat, fikıh, din ve ameldir; <strong>14-</strong> Kendisiyle vesvese ile makam fark edilen bir nurdur; <strong>15-</strong> Doğruya isabet eden cevap süratidir; <strong>16-</strong> Savaba reddir; <strong>17-</strong> Ervâhın müntehâ-yî sükunet ve itmînânıdır; <strong>18-</strong> Sebepsiz işârettir; <strong>19-</strong> Cemî ahvâle hakkı işhâddır; <strong>20-</strong> Din ve dünya salahdır; <strong>21-</strong> İlm-i ledünnîdir; <strong>22-</strong> Vurûd-ı ilhâm için tecrîd-i sırdır; <strong>23-</strong> Bunların hepsidir.(8)</p>
<p><strong>Mukâtilden rivâyet olunduğuna göre hikmet kelimesi Kur’ân’da dört anlamla yorumlanmıştır:</strong></p>
<p><strong>1-</strong>Kur’ân mânâsında. Örnek: Bakara 2/231.</p>
<p><strong>2-</strong>İlim ve anlayış mânâsında. Örnek: Lokman 31/12.</p>
<p><strong>3-</strong> Nübüvvet mânâsında. Örnek: Nisâ 4/54.</p>
<p><strong>4- </strong>Acâib-i esrâriyle” Sûre-i Nahilde geçen âyetlerdeki mânâlarda.Örnek:12/125.</p>
<p>Fahreddin Râzî, bu dört mânânın &#8220;ilim” mânâsına râcî olduğu­nu söylemiştir.(9)</p>
<p><strong>Bursalı İsmail Hakkı,</strong>&#8221;Felâsifenin hikmet tesmiye ettiği mâkûlât hakikatte hikmet değildir zira mü’min ve kâfir anda müsavidir ve âfet-i vehm-ü hayâl şevâibinden hâlî değildir. Bir mânâ ki kesb-i fikir ile hâsıl olmuş ola, zannıdir ve bir emir ki keşfi-i Hakla vücud bulmuş ola, kat’ıdir.’diyor. Ona göre vahiv nasıl “mevhihe-i enbiya’’ ise hikmet de ‘’mevhibe-i Evliyadır.(10)</p>
<p>Yukarıda da belirttiğimiz gibi Kur’ânda sultan, âyet, burhan kelimeleri de kesin bilgi ve hak anlamında kullanılmıştır.(11)</p>
<p>Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu – Kur’an’da Zihin Eğitimi,Çamlıca Yayınları,syf:181-184</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1- Cürcânî, Ta’rifât, “hikmet” md.</p>
<p>2- Attas, a.g.e., s. 174.</p>
<p>3- Ali Medar, İslâm Eğitiminin Kur’ânî Metodu, s. 89.</p>
<p>4-  Gazzalî, İhyâ, c. III, s. 126,127.</p>
<p>5-  S. Hayri Bolay, a.g.e., s. 157; el-İktisâd, s. 165’den.</p>
<p>6- Çamdibi, a.g.e., s. 161.</p>
<p>7- Bakara 2/269.</p>
<p>8- Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. I, s. 915-926.</p>
<p>9- Elmalılı, a.g.e., c. I, s. 928.</p>
<p>10  Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara 1976, s. 81.</p>
<p>11-Bk. Âraf 7/71; Yûnus 10/68; İbrâhim 14/10; Yusuf 12/105; Yunus 10/92; 4/174; Mü’minun 23/117.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hikmet-nedir/">Hikmet Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hikmet-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okuma Tekniği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/okuma-teknigi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/okuma-teknigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Sep 2017 14:11:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Tekniği]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Verimli Okuma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=17220</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;Okuma eyleminin şüphesiz bir de teknik yönü vardır. Ne yapa­lım, hangi teknik ve metodu kullanalım ki verimli bir okumayı elde edelim? Okuma olayında daha çok iki organımız faaliyet halindedir: Gözümüz ve beynimiz. Verimli bir okuma bu iki organın koordineli bir şekilde çok iyi kullanılmasına bağlıdır. Gözümüzün ve bey­nimizin çok iyi kullanılması demek 1&#8211; Süratli okumak, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/okuma-teknigi/">Okuma Tekniği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/okuma-teknigi/gun-batimi-kitaplar-780x429/" rel="attachment wp-att-17221"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-17221" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/gun-batimi-kitaplar-780x429.jpg" alt="" width="498" height="274" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/gun-batimi-kitaplar-780x429.jpg 780w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/gun-batimi-kitaplar-780x429-600x330.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/gun-batimi-kitaplar-780x429-300x165.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/gun-batimi-kitaplar-780x429-768x422.jpg 768w" sizes="(max-width: 498px) 100vw, 498px" /></a></p>
<p>&#8216;Okuma eyleminin şüphesiz bir de teknik yönü vardır. Ne yapa­lım, hangi teknik ve metodu kullanalım ki verimli bir okumayı elde edelim?</p>
<p>Okuma olayında daha çok iki organımız faaliyet halindedir: Gözümüz ve beynimiz. Verimli bir okuma bu iki organın koordineli bir şekilde çok iyi kullanılmasına bağlıdır. Gözümüzün ve bey­nimizin çok iyi kullanılması demek <em><strong>1</strong></em>&#8211; Süratli okumak<em><strong>, 2-</strong></em> Daha iyi anlamak demektir.(1)</p>
<p><strong>1-Süratli okumak:</strong> Gözümüz bir metni takip ederken aralıklı hareketlerle takip eder. Elimizdeki kitabın satırlarını, sabit bir hızla, duraklamaksızın âdeta bir yıldızın kayışı gibi okumalıyız.</p>
<p>Aynen arûz vezniyle yazılmış bir şiiri taktı&#8217;üzere okuyuşumuz gibi belli kelime veya kelime gruplarında duraklar yaparak okumaya çalışırız. Okuma zamanımızın yüzde 90&#8217;ının bu duraklamalar sı­rasında, yüzde 10 ‘unun da duraklar arasındaki kaymalarda geçtiği söylenmektedir.(2)</p>
<p>Okuma hızımız yukarıda söylediğimiz durma ve kaymalarla ilgilidir. Başka bir ifadeyle gözümüzün bir satırda yaptığı durakla­ma sayısı ve müddeti ile ilgilidir: (3) Bazı okuyucular hecelerde bazı okuyucular kelimelerde bazı okuyucular ise kelime gruplarında du­raklamalar yaparak okurlar. En verimli okuma, sonuncu okumadır. Çünkü bu okumada zaman kaybı en aza indirilmiş, görme eylemin­den âzami derecede yararlanılmış demektir.</p>
<p>Hızlı okumanın gereklerinden biri de geriye dönüşler yap­mamaktır. Bazı okuyucular, zihnî yetersizlik, egzersiz yetersizliği ve başka sebepler dolayısıyla sık sık geri dönmek mecburiyeti hissederler. Bu da onların vakitlerini alır. O hâlde hızlı okumayı engelleyen sebeplerin ortadan kalkması gerekir. Bu da bir eği­tim meselesidir. Kayıtsızlık, dikkatsizlik, alışkanlık, heceleyerek okuma, geriye dönüş, lüzumsuz meşgaleler, egzersiz yetersizlik­leri, anormal duraklamalar ve buna benzer okuma süratini dü­şüren faktörler iyi bir okuma eğitimi ile giderilebilir. Burada en önemli husus, okuyucuya iyi ve verimli okuma bilincinin kazan­dırılmasıdır.</p>
<p><strong>2-Daha iyi anlamak:</strong> Dale Carnegie, “Kitap okuduğu­nuz zaman bir tek kelimeyi anlamadan geçmeyiniz.&#8221; diyor.(4) Daha iyi anlamak demek, zihnî faaliyetimizden azamî verimin alınması demektir. Bunun da bazı şartları vardır. Bunlardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p><strong>a- Amaç:</strong> Her okuyucu neden ve niçin okuduğunu bilmelidir Niçin ve neden okuduğunu bilmeyen, okuduğu kitap veya makale­den bir beklentisi olmayan insan verimli bir okumayı gerçekleşti­remez.(5)</p>
<p><strong>b- Okuma zevki:</strong> Her alışkanlık, başlangıçta bir engelle karşı­laşabilir. Bu engelin azim, sabır ve gayretle aşılması hâlinde yapılan iş angarya olmaktan çıkar, zevk hâline dönüşür. Sigarayı ilk kez iç­tiğinizde ağzınızın zehir gibi olduğunu göreceksiniz. Fakat bu acı­lık sizi yıldırmaz da içmeye devam ederseniz bir süre sonra zararlı da olsa bir zevke ulaşacaksınız. Okuma da böyledir. Okumaya ilk başladığımızda sıkılmış olabiliriz. Şayet bu sıkıntı engelini ciddiye almaz, sabır ve gayretle okumaya devam edersek belli bir süre so­nunda “Zevkle okuyorum.” diyebiliriz. Zamanla okuma alışkanlığı öyle bir iptilâ haleni gelir ki okumamız yasaklansa bile bırakmaz, gizli okumaya başlarız.</p>
<p>Amerikan tarihinde hiçbir kimseye nasip olmayan görevler yüklenmiş; milletinin tarihini yapan olaylarda ünlü roller oynamış; La Haye Büyükelçisi, Ingiltere Büyükelçisi, Prusya Büyükelçisi, Rusya Büyükelçisi, Harvard Üniversitesi Profesörü, Birleşik Dev­letler Senatörü, Massachusetts Eyalet Senatörü, İngilizlerle yapılan barış anlaşmasında Amerikan Delegasyon Başkanı, Hariciye Vekili, Temsilciler Meclisi Üyesi ve Amerika Birleşik Devletleri Cumhur­başkanı olmuş; hatıra defterinde Washingtony Jefferson, Franklin, James Madisony John Mars hail, Andrew Jacksony Andrew Johnsony Dantel Webter ve Lincoln gibi birçok ismin eş, dost ve arkadaş ola­rak geçtiği ünlü bir ismin bir mektubunu buraya almayı konumuz açısından uygun buluyorum. Daha dokuz yaşındayken babaya ya­zılan bir mektup&#8230; Bu mektup, bir ülkenin kimler tarafından, hangi niteliklere sahip insanlar eliyle kalkınabileceğini ve nerelere gelebi­leceğini bizlere gösterir sanırım. Küçük Adams diyor ki:</p>
<p>Muhterem Efendim,</p>
<p><em>Bana mektup yazılmasını çok seviyorum; bu sevgi, bendeki mektup yazmak sevgisinden çok fazladır. Biliyorum, çok güzel yazı yazamıyorum. Kafamın içi sanki maymun iştahlı. Düşün­celerim kuş yumurtaları, oyunlar, küçük ve değersiz şeylerin ar­dında koşuyor; bu ise beni çok üzüyor. Annem beni kitaplarımın başında tutmak için ne çekiyor bilseniz. İtiraf ederim, bunun için kendi kendimden utanıyorum. Rollin Tarihinin üçüncü cildine henüz başladım, oysaki şimdiye kadar yarılamış olmalıydım. Kararıma sadık kalmayı başaracak olursam, hafta sonunda size daha sevinçli bir havadisler verebilirim. Bana lütfen zamanımı en faydalı şekilde nasıl kullanacağımı gösterecek bir yazı yaz­sanız. Vaktimin ne kadarını derslerime, ne kadarını oyunlara ayırmam gerektiğini öğrenirsem ve bu emirlerinizi daima ya­nımda taşırsam, onlara sadık kalmaya çalışırım.</em></p>
<p><em>Daha iyi bir insan olmaya çalışacağıma yeniden karar ver­diğimi saygılarımla arz ederim.</em></p>
<p>Oğlunuz John Quincy Adams(6)</p>
<p>Dokuz yaşındaki bu değerli çocuğun şu cümlelerini bir kez daha okuyalım: “Annem beni kitaplarımın başında tutmak için ne çekiyor bilseniz. İtiraf ederim, bunun için kendi kendimden uta­nıyorum. Rollin Tarihi’nin üçüncü cildine henüz başladım, oysaki şimdiyi kadar yarılamış olmalıydım&#8230;”</p>
<p>Dokuz yaşındayken Rollin Tarihi’nin üçüncü cildini okuyan bir çocuk on dokuz, yirmi dokuz, otuz dokuz yaşlarında neleri okur, kestirmek zor değildir.</p>
<p>Bu çocuğun içinde bulunduğu imkânlarla bu hâle gelmesinin tabiî olduğunu söyleyenler çıkabilir. Bunun tersine bir örneğimiz daha var­ dır ki o da Amerikalı bir zencidir. Çocukluğu fakru zarûret içinde ged­miş, gençliğini sokak serserisi olarak yaşamış, sonunda soygunculuk­tan mahkum olmuş. Bu mahkûmiyet onun okumasını sağlamış. Kısa zamanda o kadar çok okumuş ki ünü Aurnerika’ya yayılmış, peşinden kitleleri sürüklemiş. Onun bu hızlı yükselişi rakiplerini korkutmuş, ha­yatına son vermişler. Bu zat, meşhur zenci lider Malcolm X’dır.</p>
<p>Verimli bir okumanın insanları nerelere yükselteceğini Mal­colm X’de de görmek mümkündür.(7)</p>
<p><strong>c- Yargılayarak okumak:</strong> Okuduğumuz bir kitap veya makalede­ki duygu ve düşünceleri gözü kapalı kabul etmek zorunda değiliz. Böyle bir duruma düşmemek için okurken aktif olmalıyız.(8) Bu aktivite, bizim okuduğumuz kitap veya makaleyi değerlendirme­mizi, yargılamamızı sağlar. Bu suretle kitabın bütün fikirlerine ka­tıldığımızı, katılmıyorsak hangi fikir ve düşüncelere katılıp katıl­madığımızı ortaya koyabiliriz. Kısacası okuduğumuz şeyi ne peşin hükümle okumak ve ne de kitaba mahkum olmalıyız.</p>
<p><strong>d- Dikkatli okumak:</strong> Dikkatimizin dağınık veya zayıf olması, algılarımızın zayıf olması demektir. Algılarımızın zayıf olması ise bilgilerimizin zayıf olması anlamına gelir. Bu itibarla okuduğumuz konuya kendimizi vermemiz bütün varlığımızla konu üzerinde yo­ğunlaşmamız gerekir.(9) Bu da okuyacağımız zaman ve mekânı iyi seçmemizi gerekli kılar. Ayrıca dikkati etkileyen diğer engelleri or­tadan kaldırmamızı gerektirir.</p>
<p><strong>e- Sesli veya sessiz okumak:</strong> Bazı kimseler sesli okuyunca daha iyi anladığı hâlde bazıları sessiz okumayı tercih ederler. Sesli oku­manın bazı faydaları olmakla beraber(10) insanın sessiz okumaya alışmasında da fayda vardır. Okuyucu bu alışkanlığı kazanamadığı takdirde kütüphanelerde, başkalarının rahatsız edilmemesi gere­ken diğer yerlerde sıkıntıya düşer. Sesli okusa başkaları rahatsız olur, sessiz okusa okuduğunu anlamaz. Böyle bir duruma düşme­den önce okuyucunun eğitilmesi gerekir.</p>
<p><strong>f- Okuyup anlamanın bir başka yolu kolaydan zora doğru oku­maktır.</strong> Bu da okumada bir program gerektirir. Okumaya ilk defa felsefeden başlayan bir okuyucu okuduğu konuyu anlamakta zorluk çekebilir, bu yüzden bir okuma fobisi oluşabilir. Halbuki okuyup anlayabileceği bir seviyeden başlayıp zora doğru yükselse daha sağ­lıklı bir okumayı başlatmış olur. Bize göre okuma şöyle bir seyir ta­kip etmelidir: Okumayı söken bir çocuk, işe önce masalla başlamalı; masaldan hikâyeye, hikâyeden edebî ama yalın romanlara geçmeli; sonra tarihî romanlar okumalı; daha sonra psikolojik romanlar oku­mak; arkasından sosyoloji, mantık ve felsefeye geçmelidir. Bu çizgi­yi takip eden bir okuyucu -uzmanlık isteyen konular dışında- oku­duğu bir kitap veya makaleyi rahatlıkla anlayıp değerlendirebilir.</p>
<p><strong>g- Özet çıkarmak:</strong> Okunan şeyin özetini çıkarmak konuyu kav­ramayı kolaylaştıracaktır.</p>
<p><strong>h- Fişleyerek okumak:</strong> Bu yöntem, okuduğumuz konuyu kavra­mamıza yardımcı olacağı gibi bilgimizi tekrar tekrar kullanmamıza da yardıma olur.</p>
<p><strong>ı- Soru sormak:</strong> Okuduğumuz konu üzerinde kendi kendimize bazı sorular sormak konuyu kavramamızı kolaylaştırır.</p>
<p><strong>i-</strong> <strong>Konuyu tartışmak: </strong>Okunan bir kitap veya makaleyi bir ya­kınımıza anlatarak onun üzerinde tartışmak hem konuyu kavrayıp hazmetmemize hem de o konuda başkalarının düşüncelerini alma­mıza yardımcı olur.(11)</p>
<p><strong>j-</strong> <strong>Değişik konularda okumak</strong> da uzun vadede okuyup anlamayı geliştiren tedbirler arasında zikredilmiştir.(12)</p>
<p><strong>k-Konuşma, yazma,dinleme ve düşünme,</strong>faaliyetlerinin okuma ve unlamayla ilgisi vardır.</p>
<p><strong>l- Çok okumak:</strong> Çok okumak, hem egzersiz olması hem de bilgi birikimi bakımından önem taşımaktadır. Çünkü biz biliyoruz ki ön bilgilerimiz ne kadar zengin ve sağlıklı ise sonradan elde edeceği­miz bilgilerin öğrenilip anlaşılmaları o derecede kolay olur.(13)</p>
<p>İnsanların okumaları önemli olmakla beraber, ne okudukları daha önemlidir, insanlara zihnî bir irtifa kazandırmayan okumalar, ideal okumalar değildir. Günlük magazin haberlerini, resim altlarını, peryodik yayınlardaki dedikodu sütunlarını okumanın insanımıza vereceği pek bir şey yoktur. Duygu ve düşüncelere kuluçkalık yapacak fikir ve sanat yazıları okumak insanların hedefi olmalıdır. Özel bir sohbette bir Amerikalı bilim adamı, Türk toplumunun gazete kültürüyle yaşa­dığım, kitap kültürüne geçmeden kalkınamayacağım söylemişti. Çok isabetli söylenmiş bu sözü, okuyucunun, üzerinde imâl-i fikr etmesi düşüncesiyle kaydediyorum. Okuma- yazma seferberliğine girmiş olan Türkiye’nin okumada kaliteyi yakalaması en halis dileğimizdir.</p>
<p>Kur’ân’ı anlamak başka bilimleri okumaya kesinlikle engel de­ğildir. Aksine Kur’ân’ı daha iyi anlamak için diğer bilimleri okumak zorunludur.</p>
<p>Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu – Kur’an’da Zihin Eğitimi,Çamlıca Yayınları,syf:384-390</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1-Ümit Şimşek, Araştırma Teknikleri, İstanbul 985, s. 63.</p>
<p>2- Şimşek, a.g.e. s. 64.</p>
<p>3- Şimşek, a.g.e. s. 64.</p>
<p>4- Dale Carnegie. Söz Söylemek ve İş Başarmak Sanan cev:Ö.Rıza Doğrul, İstanbul 1988, s. 334</p>
<p>5- Şimşek, a.g.e. s. 67.</p>
<p>6- John F. Kennedy, Fazilet Mücâdelesi, çev: Arif H. Özbilen, İstanbul 1963, s. 49,50.</p>
<p>7 -Hayatını anlatan bir kitap “Malcolm X” adıyla Turkçede yayımlanmıştır.</p>
<p>8- Şimşek, a.g.e. s. 68.</p>
<p>9- Şimşek, a.g.e. s. 69.</p>
<p>10- Seyit Kemal Karaalioğlu, Kompozisyon Sanatı, İstanbul 1974, s. 30.</p>
<p>11- Şimşek, a.g.e. s. 70.</p>
<p>12- Şimşek, a.g.e. s.70.</p>
<p>13- Ömer Mart, Eğitim Psikolojisi, s. 233; Morgan, a.g.e. s, 115.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/okuma-teknigi/">Okuma Tekniği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/okuma-teknigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğrendiklerimizi Zihinde Tutma ve Unutmaya Tesir Eden Faktörler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Sep 2017 13:04:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrendiklerimizi Zihinde Tutma ve Unutmaya Tesir Eden Faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[Hafıza Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Hatırlamak]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Unutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Unutmanın Sebepleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=17198</guid>

					<description><![CDATA[<p>Öğrendiklerimizi zihnimizde uzun süre saklamanın yolu ne­dir? Unutmaya tesir eden faktörler nelerdir? Biraz da bunlar üze­rinde duralım: 1- Öğrendiklerimizin zihinde tutulması için iyi tesbit edilmesi gerekir. Bu ise iyi bir öğrenmeyi gerekli kılar. Unutmayı önleme­nin en iyi yollarından biri öğrendiğimiz şeyi iyi öğrenmemizdir.(554) Yüzeysel öğrenmelerde unutma miktarı fazla ve süratlidir.(555) Aşırı Öğrenme ise unutmayı en [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/">Öğrendiklerimizi Zihinde Tutma ve Unutmaya Tesir Eden Faktörler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/indir-1-96/" rel="attachment wp-att-17200"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17200" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/indir-1-1.jpg" alt="" width="303" height="167" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/indir-1-1.jpg 303w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/indir-1-1-300x165.jpg 300w" sizes="(max-width: 303px) 100vw, 303px" /></a></strong></p>
<p><strong>Öğrendiklerimizi zihnimizde uzun süre saklamanın yolu ne­dir? Unutmaya tesir eden faktörler nelerdir? Biraz da bunlar üze­rinde duralım:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Öğrendiklerimizin zihinde tutulması için iyi tesbit edilmesi gerekir. Bu ise iyi bir öğrenmeyi gerekli kılar. Unutmayı önleme­nin en iyi yollarından biri öğrendiğimiz şeyi iyi öğrenmemizdir.(554)</p>
<p>Yüzeysel öğrenmelerde unutma miktarı fazla ve süratlidir.(555) Aşırı Öğrenme ise unutmayı en aza indiren ideal bir öğrenmedir.(556) Bura­da kastedilen öğretimin canlı olması da önemlidir. Çünkü canlı bir öğrenme saklamanın en iyi şartıdır. Dikkat pasif, tekrarlar gevşek ve gelişigüzelse kuvvetli bir hatırlama niyeti de yoksa az öğrenilir ve kısa zamanda unutulur.(557)</p>
<p><strong>2- </strong>   İyi düşünülmüş şeyler kolay unutulmazlar.(558) Bu itibarla hâfizaya yapılacak en büyük hizmet düşünmek ve düşündürmeye alıştırmaktır.</p>
<p><strong>3-  </strong>  Aralarında bağlantı kurulamamış parça bilgiler organize bilgilere oranla daha çabuk unutulurlar.(559) Yeni kazandığımız bil­gilerimiz eski bilgilerimize öyle bağlanmak ki yeni edinilen bilgi zihinde bekleyenlerle buluşsun ve birleşsin. O zaman saklama uzun ömürlü olacaktır.</p>
<p><strong>4-   </strong> Öğrenme sürecinin arkasından gelen başka bir faaliyet öğ­rendiğimiz şeylerin daha çabuk unutulmasına yol açmaktadır. Bu olaya “geriye ket vurma” denmektedir.(560) Bir öğrenme olayının he­men arkasından uyku gelirse unutmanın en az olacağı belirtilmiştir.</p>
<p><strong>5-   </strong> Hatırlama olayında kişiliğin ve zihin seviyesinin etkisi vardır. Hatıralar bunların kudret ve seviyelerine göre gün ışığına çıkarlar.(561)</p>
<p><strong>6- </strong>   Öğrenilen materyalin manîdâr yani anlamlı olması hem öğ­renmeyi kolaylaştırır hem de öğrenilen şeyin uzun süre hâfızada kalmasını sağlar. Hiçbir anlam taşımayan materyaller daha kolay unutulurlar. Çünkü bunlar sadece hâfızaya dayanmaktadırlar.Halbuki manîdâr olan materyaller hem hâfızaya dayanmakta hem çağrışımla desteklenmektedirler.(562)</p>
<p><strong>7-  </strong> Yapılan çalışmalar “kullanma ve uygulama yeteneğinin te­rim bilgisinden daha yavaş unutulduğunu” göstermiştir. Bu itibarla öğretmen, öğrettiği bilgilerle yaşanan hayat arasında canlı bağlar kurmalıdır.(563)</p>
<p><strong>8- </strong>  Unutmayı azaltmada tekrarın da önemli katkısı vardır. Her» hangi bir konuyu Öğrenip anladıktan sonra unutmayı en aza indir­mek için öğrenilenler belli aralıklarla yeniden gözden geçirilmeli­dir. Önemli olan bir husus da şudur: Bu tazeleme ve uygulamalar kısa bir zaman sonra yapılmalıdır.(564)</p>
<p><strong>9- </strong>  Bir bünyeyi hâiz materyaller daha az unutulur. Eski bilgi­lerle ilişki kurularak öğrendiğimiz yeni bilgiler, manzûme hâlindeki kelimeler, başka fikirlerin ortaya çıkardığı fikirler, kelime, yalın fikir ve yalın bilgileriden daha uzun zaman hâfızada yaşarlar.(565)</p>
<p><strong>10-</strong> Harekî mahâretler en iyi muhâfaza edilen mahâretlerdir. Bisiklete binme, yüzme ve benzeri itiyatlar kolay unutulmazlar.(566)</p>
<p>Yukarıdakiler dışında hâfizayı etkileyen başka faktörler de vardır. Meselâ öğrenilecek şeyin kolay veya zor oluşu, öğrenme metodunun iyi veya kötü oluşu, öğrenenin yaşı, zekâ derecesi, öğrenilen materyale karşı takındığı tavır ve ilgi saklamayı ve hatırlamayı etkiler.(567)</p>
<p>Fikir bağlantılarımız mizacımıza ve genel ruh hâletimize uy­gundur. Bu itibarla bir kısmımız neşe verici şeyleri, bir kısmımız da ıstırap yaratıcı şeyleri daha rahat hatırlarız.(568)</p>
<p>Zayıf olan hafızalar için yapılacak şey, türlü tedai ağları örmek, tekrarlara başvurmak, öğrenilen şeyleri mantıkî bir sisteme bağla­maktır.(569)</p>
<p>Beyinde bulunan bazı sinir hücreleri bazı uyarımlarla birçok defa aktif hâle geçirildiği takdirde farklı bir yapı kazanmakta ve uzun vadeli hâfıza doğmaktadır. Geçici aktiflikler ise kısa vadeli hâfızayı doğurmaktadır.(570)</p>
<p>Çocuklarda anî hâfıza çok kuvvetlidir. Bu hâl, okulda onun çabuk öğrenmesini sağlar. Yaşlılarda durum farklıdır. Onlarda anî hâfıza çökmüş durumdadır. Onlarda eski şeyleri hatırlama hâfızası uzun süre cardı kalır. En yeni öğrenilenlerin en çabuk, en eski öğre­nilenlerin ise en geç unutulması olayına “hafızanın Ribot kanunu” denmektedir.(571)</p>
<p>Unutulmuş bir şeyi tekrar ezberlemeye kalktığımızda birinciye nisbetle daha kolay ve çabuk ezberlediğimizi göreceğiz.(572) Bu da “Tam unutma yoktur.” tezini doğrulamaktadır.</p>
<p>Alfred Adler&#8217;e göre “Hatırlamaları belli ruhî bir yönün devamı için yararlı verileri hatırlarız. Unutulmaları yararlı verileri unutu­ruz. Bu durum, hâfızanın tamamıyla izlenen amaca uyan bir intiba­kın hizmetinde olduğunu göstermektedir.(573)</p>
<p><strong>Morgan&#8217;a göre nazarî olarak unutmanın iki sebebi vardır:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Bozucu etki, <strong>2-</strong> Bellekteki çözülme.(574) O, hatırda tutulan mik­tarı pek çok şeye bağlarken üç önemli faktöre dikkat çekmektedir: “Malzemenin anlamlılığı, malzemenin başlangıçta ne kadar iyi öğ­renildiği ve diğer öğrenmelerden gelen bozucu etkiler.”(575)</p>
<p>Unutma; yüksek öğrenim çağında en hızlı, lise çağında daha yavaş seyrederken daha önceki sınıflarda ise en yavaş biçimde seyretmektedir.576</p>
<p>Yapılan araştırmalara göre unutma başlangıçta hızlı giderken bilâhere yavaşlamaktadır.(577)</p>
<p>Hâfiza bozukluklarının da hatırlamaya etkisi vardır. “Şu veya bu şeyi veya gördüğü ve işittiği olayı tesbit edememek, onu uzun bir süre saklayamamak, gerektiği zaman yerini ve zamanını belirtememek ve canlandıramamak gibi hâller hâfızanın unutkanlık (amne- sique) denilen bozukluklarını teşkil eder.”(578)</p>
<p><strong>Hâfiza bozuklukları birkaç bölümde incelenir. Bunları şu şe­kilde sıralayabiliriz:</strong></p>
<p><strong>1-   </strong> <strong>Amnesia (amnezi):</strong> Hâfizanın kaybolması veya unutma, şek­linde tarif olunabilir. Kısmî veya tam olabilir. Bazı hâllerde devamlı, bazı hâllerde geçicidir. Fasılalı veya mahdut mâhiyette olabilir. İn­sanın geçmişi ile ilgili hatıraları tamamen unutması anlamına gelen “tam unutma” nâdiren vukû bulur.(579)</p>
<p><strong>2-    Paramnesia (paramnezi):</strong> Bir nevi hatırlama hatasıdır. Bu durumdaki hasta, geçmiş olayları ya yanlış olarak hatırlar veya ol­mamış, yaşanmamış olayları olmuş zanneder.(580)</p>
<p><strong>3-    Hyperamnesia (hiperamnezi):</strong> Belli olaylarla ilgili belleğin aşırı derecede canlı oluşuna bu ad verilir. Bu tabir hâfizanın aşırı derecede artışını ifâde eder.(581)</p>
<p><strong>4-    Hypoamnesia (hipoamnezi):</strong> Bu durumdaki kimsenin belleği yavaşlar, azalır.(582)</p>
<p>Duyumları mânâlandıran, idrâkleri zenginleştiren., öğrendiklerimizi saklayan, gerektiği zaman hatırlatan hâfiza müstakil meleke (faculte) değildir. Tedailer (çağrışım) ile çalışır. “Bilgi ve tecrübelerimizin hâzinesidir.” Hafıza olmasa düşünce, dolayısıyla dilde olmayacaktı. Olayları önceden kestirmede hafızanın büyük payı vardır. Havanın kararmasıyla yağmurun beklenmesi onun sayesindedir.(583)</p>
<p>Adasal, hâfiza bozukluklarını özelliklerine göre “saptama <u>unut­</u>kanlığı”, “hatırlama unutkanlığı”, “bütünlüğüne unutkanlık” ve “tam olmayan amnezi” gibi kısımlara ayırmaktadır.(584)</p>
<p>Herbert Sorenson hafızadan bahisle şunları söylüyor: “Hâfiza zekânın temel unsurudur. Onsuz zekânın var olabileceği pek dü­şünülemez. işittiğimiz kelimeleri, gördüğümüz yüzleri, edindiğimiz genel bilgileri, gittiğimiz yerleri ve daha birçok şeyleri hatırlayama- saydık birer zavallı aptaldan başka bir şey olamazdık.”(585)</p>
<p>Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu &#8211; Kur&#8217;an&#8217;da Zihin Eğitimi,Çamlıca Yayınları,syf:138-143</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>554 Sorenson, Eğitim Psikolojisi, s. 412; Mart, a.g.e., s. 257.</p>
<p>555 Mart, a.g.e., s. 257.</p>
<p>556 Sorenson, a.g.e., s. 413. Aşırı öğrenme, öğrenmenin, materyalin artık öğrenilmiş olduğu söylenilebilecek safhadan daha ileriye götürülmesini ifade eder. Bk. A.y.</p>
<p>557 Sorenson, a.g.e., s. 412.</p>
<p>558 Tunç, a.g.e., s. 73.</p>
<p>559 Mart, a.g.e., s. 263.</p>
<p>560 Sorenson, a.g.e., s. 416.</p>
<p>561 Tunç, a.g.e., s. 73.</p>
<p>562 Mart, a.g.e., s. 259; Sorenson, a.g.e., s. 411.</p>
<p>563 Mart, a.g.e., s. 255; Sorenson, a.g.e., s. 410.</p>
<p>564 Sorenson, a.g.e., s. 413.</p>
<p>565 Mart, a.g.e., s. 253; Sorenson, a.g.e., s. 412.</p>
<p>566 Mart, a.g.e., s. 261; Sorenson, a.g.e., s. 402.</p>
<p>567 Garrett, Psikolojiye Giriş, s. 151.</p>
<p>568 Adasal, a.g.e., s. 747.</p>
<p>569 Tunç, a.g.e., s. 70.</p>
<p>570 Özbaydar, a.g.e., s. 77.</p>
<p>571 Adasal, a.g.e., s. 763.</p>
<p>572 Tunç, a.g.e., s. 71.</p>
<p>573 Adler, İnsanı Tanıma Sanatı, s. 45.</p>
<p>574 Morgan, Psikolojiye Giriş, s. 140.</p>
<p>575 Morgan, a.g.e., s. 137.</p>
<p>576 Sorenson, a.g.e., s. 415.</p>
<p>577 Mart, a.g.e., s. 256.</p>
<p>578 Adasal, a.g.e., s. 766,768.</p>
<p>579  Mitat Enç, Ruh Sağlığı Bilgisi, s. 82; Dinçmen, a.g.e., s. 4,5.</p>
<p>580 Enç, a.g.e., s. 83; Dinçmen, a.g.e., s. 4,5.</p>
<p>581 Enç, a.g.e., s. 83; Dinçmen, a.g.e., s. 4,5.</p>
<p>582  Dinçmen, a.g.e., s. 4,5.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/">Öğrendiklerimizi Zihinde Tutma ve Unutmaya Tesir Eden Faktörler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ogrendiklerimizi-zihinde-tutma-ve-unutmaya-tesir-eden-faktorler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğrenme Stratejileri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ogrenme-stratejileri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ogrenme-stratejileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Sep 2017 12:44:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenenle ilgili etkenler]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenilen materyalle ilgili etkenler]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenme Stratejileri]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenme yöntemleriyle ilgili etkenler]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenmede Rekabet]]></category>
		<category><![CDATA[Övgü ve Yergi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitimde Ceza ve Ödül]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Uyarılmışlık Hali]]></category>
		<category><![CDATA[Motiv- Güdü-Dürtü-Itilim]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=17191</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Zaman insanların en kıymetli sermâyesidir. Çağın farkına var­mış, aldım kullanma yeteneğine sahip bütün insanlar zamanın de­ğerini takdir ederler. Zaman her konuda olduğu gibi eğitim-öğretim konusunda da büyük bir önemi hâizdir. Dünyanın uygarlık ya­rışına girdiği çağımızda eğitimcinin hiç mi hiç kaybedecek zamanı  yoktur. Yalnız eğitimci için değil öğrenen için de durum aynıdır. Kendimize şöyle bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ogrenme-stratejileri/">Öğrenme Stratejileri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/ogrenme-stratejileri/indir-157/" rel="attachment wp-att-17193"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-17193" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/indir-1.jpg" alt="" width="396" height="198" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/indir-1.jpg 318w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/indir-1-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 396px) 100vw, 396px" /></a></p>
<p>Zaman insanların en kıymetli sermâyesidir. Çağın farkına var­mış, aldım kullanma yeteneğine sahip bütün insanlar zamanın de­ğerini takdir ederler. Zaman her konuda olduğu gibi eğitim-öğretim konusunda da büyük bir önemi hâizdir. Dünyanın uygarlık ya­rışına girdiği çağımızda eğitimcinin hiç mi hiç kaybedecek zamanı  yoktur. Yalnız eğitimci için değil öğrenen için de durum aynıdır.</p>
<p>Kendimize şöyle bir soru sorabiliriz: Ne yapalım, nasıl yapalım da en kısa zamanda, en kolay, en verimli ve kalıcı bir öğrenmeyi sağlayabilelim? Bunun cevabı öğrenme stratejilerini oluşturur. Başka bir deyimle öğrenme şartlarını&#8230;</p>
<p>Öğrenmeye olumlu veya olumsuz tesir eden faktörler genel olarak üç bölümde ele alınır: Birinci gruptakiler öğrenenle, ikin­ci gruptakiler öğrenilen materyalle, üçüncü gruptakiler ise arada kullanılan öğrenme yöntemleriyle ilgilidir.(302) Bazıları bunu, öğre­nenle ilgili etkenler ve öğrenilenle ilgili etkenler olmak üzere iki grupta ele alır.303</p>
<p style="text-align: center;"><strong>1- Öğrenenle ilgili etkenler:</strong></p>
<p>İnsanların çeşitli sebeplerden dolayı farklı özelliklere sahip ol­duklarını biliyoruz. Bu özellikler bireylerin öğrenmelerini şu veva bu oranda etkiliyor. Tabiatıyla az etkileyenler var, çok etkileyenler var. Morgan, öğrenmeyi önemli ölçüde etkileyen faktörleri dört başlıkta ele alıyor:</p>
<p><strong>1-</strong>  Zekâ, <strong>2-</strong> Yaş, <strong>3</strong>&#8211; Genel uyarılmışlık hâli ve kaygı, <strong>4</strong>&#8211; Daha önceki öğrenmelerden yapılan aktarmalar (transfer).(304)</p>
<p><strong>1-Zekâ</strong>: Kısaca yeni durumlara intibak yeteneği olarak ta­nımlayacağımız zekânın öğrenme olayı üzerindeki etkisi herkesçe bilinir.(305) İleride zekâ üzerinde ayrıntılı biçimde duracağımız için burada fazla detaya girmeyeceğiz.</p>
<p><strong>2-Yaş:</strong>Yaşın da öğrenme üzerinde önemli etkisi var şüphesiz. Yapılan araştırmalar öğrenme yeteneğinin 20. yaşa kadar arttığını, 20-30 yaşlarında aynı düzeyde kaldığını, bundan sonra da her bir yaş için %1lik bir kaybın söz konusu olduğunu göstermiştir.(306)</p>
<p><strong>3-Genel uyarılmışlık hâli:</strong> Öğrenmeyi gerçekleştirmenin şart­larından biri genel uyarılmışlık hâlidir (arousal). Bir organizmanın öğrenebilmesi için genel uyarılmışlık hâline gelmesi lazımdır. Bu­rada da ifrat ve tefrit verimli bir öğrenmeyi engeller. Uyku hâli gibi çok zayıf bir genel uyarılmışlık, öğrenmeyi olumsuz yönde engeller. Uyku hâli gibi çok zayıf bir genel uyarılmışlık, öğrenmeyi olumsuz yönde etkileyeceği gibi aşırı derecede bir genel uyarılmışlık hâli de öğrenmeyi olumsuz yönde etkiler.(307) Meselâ aşırı kaygı (anxiety) veya şiddetli heyecan hâlleri, öğrenmeyi negatif yönde etkileyici hâllerdir. Morgan, genel uyarılmışlık hâli ile öğrenme arasındaki bağlantıyı tersine U biçiminde bir eğriyle açıklıyor.(308)</p>
<p>Öğrenme olayında sadece genel uyarılmışlık hâli de yetmez, güdülenmiş olmak da gerekir. Yine Morgan, genel uyarılmışlık hâliyle güdü arasında dairesel bir bağlantı kurmaktadır. Ona göre “Genel uyarılmışlık hâlinde olan bir denek, ses, koku, çevresindeki yeni nesneler gibi dış uyarıcılarla kolayca güdülenir. Bu uyarıcılar denekte merâka ve açımlayıcı davranmalara (exploratory responses) yol açar.”(309) Genel uyarılmışlık hâli açlık, susuzluk ve benzeri içsel güdülerle de sağlanabilir.</p>
<p>Mademki güdülenmiş olmanın öğrenmede önemli etkisi var­dır, o hâlde güdü ve güdülenmeyi biraz açmamızda yarar vardır.</p>
<p><strong>Motiv- Güdü-Dürtü-Itilim:</strong></p>
<p>Bireyde bir harekete sebep olacak derecede kuvvetli olan her uyaran bir dürtüdür.(310) “Öğrenmeyi teşvik eden, mümkün kılan ko­şullara öğrenme motivasyonu denir.”(311) Bir canlıyı bir öğrenmeye sevk edebilmek için ona mutlaka o öğrenmeyle ilgili bir ödülün verilmesi, şayet o canlı cezâlı bir durumda ise ondan kurtarılması gerekmektedir. Aksi hâlde bir öğrenmeden bahsedemeyiz.</p>
<p><em><strong>Adasal,</strong></em> “Dürtünün harekete geçirme derecesi kuvvetine ol­duğu kadar öğrenenin yaşına, cinsine, zekâsına, ilgilerine, benliği­ni teşkil eden vasıflarına ve içindeki bulunduğu psişik durumuna bağlıdır.”(312) diyor.</p>
<p><em><strong>İ<u>tilim</u>,</strong></em> öğrenme faaliyetinin başta gelen öğesidir. Yeterli bir itilim bir öğrenme faaliyetini başlatmakla kalmaz, aynı zamanda onu yönetir ve devamını sağlar.(313) Yeterince itilim (motiv) olmadan ne bir öğrenme ne bir düzenli düşünme ve ne de çaba ve ilgi gibi başarı için gerekli şartları hazırlamak mümkün değildir.</p>
<p>Öğrenme faaliyetini başlatan itilimler genel olarak iki bölüm­de incelenir: İçten gelen itilimler, dıştan gelen itilimler. İçten gelen itilim için Ryan şunları söylüyor: “İtilimin bu en etkin şekli öğ­renilecek konuyu öğrenci için ilginç ve anlamlı kılmakla sağlanır. Öğrenme mükâfatını birlikte getirir. İlgi faaliyetin kendi içindedir ve öğrenciyi işine, çalışmasına bağlar.”(314)</p>
<p>İçten gelen itilim ideal bir itilim şekli olmasına rağmen bazen öğrenmenin onsuz da yürütülmesi gerekebilir. Birey zihince olgun­laşmamış olabilir veya elde ettiği sonuçlara ve ideallere karşı duyarlı olmayabilir. İşte, bunlar içten gelecek olan itilimin önünde bir engel teşkil edebilir.</p>
<p>Şöhret arzusu, alkışlanma isteği, ihtiras, gurur ve benzeri top­lumsal güdüler öğrenmeyi sağlayacak ve faaliyeti kendi yönetimin­de devam ettirecek birinci dereceden güdülerdir.(315)</p>
<p>Psikoloji insanda hükmetme, imrenme, toplumca beğenilme arzusu, rekâbet, kıskanma, tecessüs gibi dıştan gelen güdülerin var­lığını her zaman kabul etmiştir.(316)</p>
<p>Itilimleri belli bir sayıya inhisâr ettirmek mümkün görünmese bile bazı eğitimci ve ruh bilimciler birtakım sıralamalar yapmışlar­dır. Ryan bunlardan biridir. Ona göre dıştan gelen itilim biçimleri şu şekilde özetlenebilir: 1- Övgü ve yergi, 2- Rekâbet, 3- Cezâ ve ödül, 4- İlerleyişin bilinmesi (sonuç hakkında bilgi), 5- Diğer itilim kaynakları.(317)</p>
<p><strong>1- Övgü ve Yergi:</strong> Övgü ve yergi öğrenme faaliyetinin başarıyla sonuçlanmasında en etkili güdülerdendir. Bazı araştırma­lar, denenmiş dürtüler içinde en etkilisinin övgü olduğunu göster­miştir.(318) Yine yapılan araştırmalar övgünün, yermek ve kötülemek­ten daha da etkin olduğunu ortaya koymuştur.(319)</p>
<p>Rastgele insanın “aferin” demesi bireyi etkiler mi? Buna ve­rilecek cevap olumsuzdur. Çünkü övgü ve yergi öğrencinin saygı duyduğu, değer verdiği kimselerden geldiği zaman bir anlam taşır, yani öğrenciyi motive eder.(320) Övgünün, çözümü istenen problemin zorluğu veya kolaylığı ile orantılı olması gerekir. Çok güç bir prob­lemin çözülmesi neticesinde öğrenciye küçük bir sözlü takdir ifa­desi öğrencinin düş kırıklığına uğramasına sebep olabilir; aynı tip öğrenme olayları ile tekrar karşılaştığında motiv yetersiz kalabilir. Küçük bir başarı için öğrenciyi ödüllendirerek göklere çıkarmak da onda bir ilgisizliğe sebep olabilir.(321)</p>
<p>Övülmeye ahşan bir öğrenci bu motive şartlanabilir. Her za­man övülmeyi bekler. Bunu bulamadığı zaman ise doping sonrası bir duruma düşer.</p>
<p>Yergi de övgü kadar olmasa bile önemli bir motivdir. Başkala­rı tarafından yerilmeyen, sorgulanmayan bir insanın —hele vicdanî duyguları da körelmişse- her yaptığının veya yapamadığının yanına kalacağı inancı gibi bir çıkmazla karşılaşması kaçınılmazdır, insan­lara sorumluluğu biraz da çevreleri yükler. Yalnız hemen söyleyelim ki burada da her türlü aşırılıktan uzak durmak gerekir. Aşırılığa kaçan yermeler, çocukta kendine güvensizliğe, ümitsizliğe, pısırıklığa, problemlerin tekrarı anında paniğe yol açar. Kur’ân eğitim sistemi,böyle bir çıkmazı asla kabul etmez. O sorgular ama itmez, azarlar ama ümitsizliğe sevk etmez, insanlardan Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelerini(322) ister. Mevlânâ “gel” derken ona tercüman olur.</p>
<p><strong>2-Rekabet:</strong> Rekabet birden fazla insan arasındaki bir ya­rışı ifâde eder, insanlarda yarışma ve kazanma temâyülü her zaman var olagelmiştir. Eğitimci bu temâyülden yararlanabilir. Çünkü öğ­renmede önemli bir motivasyondur.(323) Birey başkaları ile rekabete girişebileceği gibi kendi kendiyle de rekabete girişebilir.</p>
<p>Başkalarıyla rekabet insanı kamçılar ama denetimi gerekir Çünkü başkalarıyla rekabet içinde olan bir insanda kıskançlık, kır­gınlık gibi istenmeyen duygular ortaya çıkabilir. Öğrencilik haya­tımızda bizimle rekabete girişen bir arkadaşımızın bir yazılı imti­han esnasında “Arkadaşlar kopya çekiyor.” diye bizi öğretmenimize şikâyetini hiç unutmam. Halbuki hiç öyle bir davranışımız olma­mıştı. Öğretmenliğim esnasında da arkadaşlarıyla rekabete girdiği için onlardan gizli ders çalışan, onlardan az not almamak için kop­yaya teşebbüs eden öğrencileri hatırlarım.</p>
<p>Rekabet kontrol edilmediği zaman kişilik çöküntülerine, si­nir yıpranmalarına da sebep olabilir. Bu yüzden bazı ruh bilimciler rekabetin bir öğrenme motivasyonu olarak devamlı kullanılmasını sakıncalı bulmuşlardır.(324)</p>
<p>Ryan, “Kendi kendiyle rekabet ya da kişinin geçmişteki duru­mu ile rekabeti en değerli olan rekabet şeklidir.”(325) diyor. “Bir günü diğer günüyle eşit olan ziyandadır ”(326) diyen Hz. Muhammed belki bu gerçeğe işaret ediyordu.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerîm de rekabeti bir motiv olarak kullanır. Örnek: “Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlı işlerde bir birinizle yarı­şın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar. Allah şüphesiz her şeye kadirdir. ”(327) Kur’ân, rekabeti hayırlı yolda kullanır. Ora­da yarışı kazananları takdir ve teşvik eder. Tevbe Sûresi’nin 100. âyetinde şöyle buyrulmaktadır: “iyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnud ol­muştur. Onlar da Allah&#8217;tan hoşnuddurlar. Allah, onlara, içinde temelli ve ebedî kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamışlar. Işte büyük kurtuluş budur. ” Bir başka yerde konuya şöyle yaklaşılır. Rablerini eş koşmayanlar; Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpermek vermeleri gerekeni verenler; işte onlar iyi içlerde yarış eder­ler; o uğurda ileri geçerler.(328)</p>
<p>Ayetlerde de görüldüğü gibi rekâbet bazı güzel davranışlarla bağlantı kurularak övülmektedir. Şu âyetler, iyilikte rekabetin sonu­cunu vazıh bir şekilde bildirmektedir: “İyilik işlemekte önde olanlar,karşılıklarını almakta da önde olanlardır. Naîm cennetlerinde Allah&#8217;a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır. &#8220;(329)Yarışı kazananlar için verilecek ödüller devam eden âyetlerde tâdât edilmektedir. Fakat insanlar için, daha doğrusu burada yarışı kazanan insanlar için Allah’a yakın olmanın ne demek olduğu izahtan vârestedir. Biliyo­ruz ki motivin şiddeti ile ödülün değeri arasında kesin bir bağlantı vardır. Bu itibarla insanlar, Allah’a yakın olmak gibi çok değerli bir ödülle motive edilmektedir.</p>
<p>İyi davranışlarda rekabeti teşvik ve tebrik eden, ödüllendiren Kur’ân, kötü davranışlarla ilgili rekabeti yermekte, tevbih ve takbih etmektedir. Allah (c.c.), elçisi Hz. Muhammed&#8217;e hitaben buyuruyor ki: “Ey Muhammed, küfürde yarışanlar seni üzmesin, şüphesiz onlar, Allah&#8217;a bir zarar veremezler. Allah, âhirette onlara bir pay vermemek istiyor. Onlara büyük azâb vardır. &#8220;(330)</p>
<p><strong>3-Cezâ ve Ödül:</strong> İnsanların fıtratlarında kazanmak, kay­betmemek, rahat ve huzur içinde olmak, hâlinden memnun, gele­ceğinden endişesiz yaşamak gibi birtakım eğilimler vardır. Hayat boyu bunları elde etmek, elde ettiklerini kaybetmemek için çırpınır dururlar. Cezâ ve ödül onların bu arzularını etkileyen iki önem­li motivdir. Cezâ, huzur ve rahatlarını yok ederken, ödül ise onları mutlu ve bahtiyar kılmaktadır. Bu itibarla birinden kaçarken öbürüne koşarlar. Yani ikisinin de yaptırım gücü vardır. Ne var ki bunların etki güçleri biribirinden farklıdır. Meselâ ödüllendirmenin cezalandırmaya oranla daha etkili olduğu görülmüştür. Şayet ceza istenmeyen tepkileri engelliyor veya zayıflatıyorsa o zaman etki gücüne sahip demektir.(331)</p>
<p>C e z â veya ödülden pedagojik sonuçlar alabilmek için bazı kurallara uymak zorunluluğu vardır. Bunların başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:</p>
<blockquote><p><strong>1-</strong>Cezâ (özellikle fizik cezâ) en son başvurulacak bir yol ol­malıdır.(332)</p>
<p><strong>2-</strong>Suçsuz cezâ olmaz.</p>
<p><strong>3-</strong>Cezâ bir suça karşı verilecekse o suçtan caydırıcı olmalıdır.</p>
<p><strong>4-</strong>Cezâda adâlet esastır. Ne amacı aşmalı ne de suça devamı sağlayacak derecede az olmalıdır. Suç işleyen herkese uygulanma­lıdır.(333)</p>
<p><strong>5-</strong>Cezâ, insanın bireysel ve sosyal durumuna uygun olmalı­dır. Bazı kimselerin gözüne bakmak yeterli bir cezâ tesiri bırakır­ken duyarsız insanlara fizik cezânın bile etkisiz kaldığını söylemek mümkündür. Bu itibarla cezâ verilecek kimsenin çok iyi tanınması gerekir. Bazı öğrenciler vardır ki öğretmeni yüzüne baktığı zaman kızarır. Böyle bir öğrenci için hiddet ve şiddete başvurmak fevkalâde yanlış olur. Atalarımız “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.” derken insanların bireysel farklılıklarına ve bunlara karşı takınılacak tavra dikkat çekmişlerdir. Yine buradan hareketle diye­ceğiz ki:</p>
<p><strong>6-</strong>Cezâ verirken yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, ailevî durum dik­kate alınmalıdır.</p>
<p><strong>7-</strong>Sağlıksız insanlara cezâ vermek hem verenin hem alanın başına felaketler açabilir. Böyle talihsiz durumlara düşen meslektaşlar biliriz.</p>
<p><strong>8-</strong>Cezâ verilecek kimse bir zarara sebep olmuşsa tazmin yoluna gidilmelidir.</p>
<p><strong>9-</strong>Cezâ veren kimse, bunu istemeyerek vermeli ve bu hâlini cezâ verdiği kimseye hissettirmelidir. Mahkemelerimizde ağır cezâ vermek durumunda kalan bir hâkimin kalemini kırma geleneği sanırım bu psikolojiyi yansıtmaktadır.</p>
<p><strong>10-</strong>Eğitim-öğretim faaliyetlerinde cezâ çok ağırsa, sebebi belirgin değilse, doğruluğu kabul görmemişse çocukta cezâ verene, kuruma ve öğrenim biçimine karşı bir küskünlük ve oradan kaçınma isteği doğabilir.(334) Bir okul, öğretmen fobisi zuhûr edebilir.</p>
<p><strong>11-</strong>Garrett, cezânın, yanlış hareketin hemen ardından verilmesi gereğini vurguluyor. Cezâda adâleti savunuyor.(335)</p>
<p><strong>12-</strong>Cezânın herkesin huzurunda alenen veya kimsenin görmediği kapalı bir yerde verilmesi meselesi cezâ alan kimseyle onu gören kimselerde bırakacağı izlenim açısından değerlendirilmelidir. Hangisinde daha terbiyevî sonuçlar alacaksak onu tercih etmeliyiz.</p></blockquote>
<p><strong>Ödül için de şunları söyleyebiliriz:</strong></p>
<blockquote><p><strong>1-</strong> Ödül de davranışı tahrik eden bir faktördür.(336)</p>
<p><strong>2- </strong>Öğrencinin başardı olabümesi için sadece maddî ödül yetmez. Bunu mânevî ödülle takviye etmek gerekir.(337) Bu da ödül ala­nın kişiliği ve ihtiyaçlarıyla ilgilidir. Bazı insanları maddî ödüller, Bazılarını manevî ödüller, bazılarını da hem maddî hem manevî ödüller motive edebilir.</p>
<p><strong>3-</strong>“ Öğrenci kendi adına ödül alacak biçimde güdülendirildiğj zaman elde ettiği sonuç en yüksek, grup adına çalıştığı zaman daha düşük, motivsiz çalışmaya oranla grup adına çalışmada daha başarılı görülmüştür.(338)</p>
<p><strong>4-  </strong> Ödül ya bir başarının karşılığı veya başarıya götüren bir motivdir. Bunda da ölçünün kaçırılmaması gerekir. Yani ödül, başarıya denk ve ölçülü olmalıdır. Ödül, ihtiyaca cevap verdiği ölçüde insanı motive eder, aksi hâlde etmez.(339)</p>
<p><strong>5- </strong>Ödül, öğrenciyi şımartmamak, onda bencil, kendini diğer arkadaşlarından üstün gören duygular uyandırmamakdır. Okulları­mız başarılı öğrencileri ödüllendireyim derken bir yığın ukalâ üret­me durumuna düşmemelidir. Bazı karakterler alkışı, takdiri ve ödü­lü hazmedemeyebilir. Bu durumdaki insanları ödüllendiren okul ve öğretmenler, ödül verdikleri kimsede kötü duyguların oluşmaması için gerekli eğitimi vermelidirler. Aksi hâlde kendilerini de eğitme­ye kalkan bir ukalâ de karşı karşıya gelirler. Öğretmenlik hayatımda öğretmenleri ve çevresi tarafından “dâhî” unvanı verilmiş nice anor­maller gördüm. Bu unvanı alan zavallı çocuklar kendilerine göre bir “dâhî” tipi çiziyor, onun gibi yürüyor, onun gibi konuşuyor, onun gibi giyiniyor, hülasâ onun gibi yaşıyorlar. Bir türlü tabiî ve gerçekçi olamıyorlar.</p>
<p><strong>6-</strong>Bir öğrenciyi ödüllendirirken diğer öğrencilerin hased ve kıskançlık duyguları kamçılanmamalıdır.(340) Aksi hâlde hem ödül alan öğrenciye hem ödül veren öğretmen ve okula karşı olumsuz bir tavır oluşur. Ayrıca ödül alamayan öğrencinin kişiliğinde birtakım çatlamalar meydana gelebilir. Bu itibarla okul ve öğretmenler ödül verirlerken de tedbirli olmalıdırlar.</p></blockquote>
<p>Cezâ ve ödül, eşyanın tabiatına uygun bir gerçek olmakla bir­likte en ideal motivler de değildir. En ideal motiv eylemin ve kişi­nin içinden zuhur eden motivdir. Bir eylemi bir ödüle şartlanarak yapan bir insanın samimiyeti tartışılabilir. Bundan dolayı her iki motiv de eğitimciler tarafından tartışılmıştır.(341)</p>
<p>Uhud Savaşı&#8217;nda gerek münâfıkların ve gerekse Müslüman­ların davranışlarında konumuza ışık tutan çarpıcı örnekler vardır. Orada ganimete ulaşmaya karşı Bedirde olduğu gibi şehâdete ulaş­ma galip gelseydi belki de savaş kaybedilmeyecekti. Halbuki öyle olmamış, Müslümanların bir kısmı ganimete teslim olmuştur.(342)</p>
<p>Firavunun sihirbazları da bu konuda enteresan bir örnek teşkil eder. Hz. Musa’ya, karşı mahâretlerini gösterecek olan sihirbazlar “Gâlip gelirsek bize muhakkak ödül var değil mi?” diyerek Firavun&#8217;a karşı zamirlerini ortaya koydular. Tabiî sonunda onu yalnız bıraka­rak Hz. Musa tarafına geçtiler.(343) Bu, şunu gösteriyor: Bir şahıs veya bir olaya benimsemeden, sırf çıkar kaygısıyla angaje olan insanlar güvenilir değillerdir. Onları bu angajmana iten ödül de ideal bir motiv değildir. Yunus diyor ki:</p>
<p>“Cennet cennet dedikleri</p>
<p>Birkaç evle birkaç huri</p>
<p>İsteyene vergil anı</p>
<p>Bana seni gerek seni. ”(344)</p>
<p>İbrahim Tennûrî Hazretleri de Allah&#8217;a karşı duygularını şu mıs­ralarla açıklıyor:</p>
<p>&#8221;Hoştur bana senden gelen</p>
<p>Ya gonca gül yahut diken</p>
<p>Ya hilat u yahut kefen</p>
<p>Lütfün da hoş kahrın da hoş. ”(345)</p>
<p>Bu iki Islâm büyüğünde de gördüğümüz şey, onların Allaha bağlılıkları hiçbir çıkar hesabına dayanmıyor, içlerinden gelen sa­mimi duygulara, kendi içlerinde alevlenen İlâhî aşka dayanıyor.</p>
<p>Şöyle bir soru sorulabilir: Mâdemki cezâ ve ödül ideal bir mo­tiv değildir, o hâlde neden Kur’ân ikide bir cennet ve cehennemden bahsediyor? Kur’ân abesle mi iştigal ediyor? Hâşâ!&#8230; Kur’ân abesle iştigal etmiyor. Kur’ân, insan gerçeğinden hareket ediyor. Kur’ân’ı indiren veya gönderen biliyor ki insanların fıtratları farklıdır. Do­layısıyla algılamaları da motivasyonları da farklı olacaktır. Öyle in­sanlar vardır ki ödül, cezâ ve benzeri motivlerle harekete geçmez; inat ederler. Öyle insanlar vardır ki bu tür motivler sayesinde ha­rekete geçerler. Bir kısım insanlar da vardır ki bunlar hem içten gelen bir motivle benimser hem de dıştan gelen bu tür motivlerin etkisi altında kalırlar.</p>
<p>Öyle insanlar da vardır ki içten gelen güçlü bir motivle hareket eder, dıştan gelecek bir ödül veya cezâya iti­bar etmezler. Kur’ân bütün bu gerçekler ışığında eğitim verir. Her insan, Kur’ân’da kendi mizacının yaklaşımını bulur. Bizim söyle­mek istediğimiz, en ideal motiv hiçbir çıkar hesabına dayanmayan, ivazsız garazsız bir benimsemedir. Bu sonuca ulaşamayan insanlar için tabiatıyla en ideal yol cennet, cehennem ve benzeri motivleri kullanmaktır. Sonuç olarak bu konuyu şöyle bağlayabiliriz: İnsan­ların kendi gerçeklerine uygun olan yaklaşım, en ideal yaklaşımdır. Kur’ân bunu yapmaktadır.</p>
<p>Yukarıda da kaydettiğimiz gibi Kur’ân, cezâ, ve ödülü bir motiv olarak kullanmaktadır. Kur’ân’da 147 defa cennet, 2 defa firdevs, 6 defa huld, 11 defa adn,77 defa cehennem, 26 defa cahîm,145 defa nâr kelimeleri kullanılmıştır.(346)</p>
<p><strong>Kur’ân-ı Kerîm’in konuya yaklaşımını şu şekilde sıralayabiliriz:</strong></p>
<blockquote><p><strong>1</strong>-İlâhî adalet mucibince herkes yaptığının karşılığını görür. Ör­nek: “Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür. &#8220;(347) “İnkâr edenler&#8230; Onlar için şiddetli bir azab vardır. îman edip amel-i sâlih işleyenler&#8230; Onlar için de mağfiret ve büyük bir mükâfât vardır. &#8220;348</p>
<p><strong>2-</strong>Cezâ ve ödül konusunda kulun lehine bir durum vardır. Tevbe eden, af dileyenler için bağışlanma, suç işleyenlerin cezâ olarak suça denk bir cezâ ile karşılanmalarına rağmen, iyilik yapanların daha fazlasıyla ödüllendirilmesi gibi. Örnek: “Ey inananlar; yürekten tev­be ederek Allah&#8217;a dönün ki Kalbiniz kötülüklerinizi örtsün, sizi içlerin­den ırmaklar akan cennetlere koysun&#8230;&#8221;(349) “Her kim iyilikle gelirse ona, ondan daha hayırlısı vardır. Kim de kötülükle gelirse ancak yaptıkları ile cezâlandırılırlar.&#8221;(350) “Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme. &#8221;(351) “Kim ortaya bir iyilik koyarsa ona on katı verilir; ortaya bir kötülük koyan ise ancak misliyle cezâlandırılır. Onla­ra haksızlık yapılmaz.&#8221;(352)</p>
<p>Bu âyetlerden de anlıyoruz ki Allah’ın amacı, kullarını cezâlandırmak değildir. O istiyor ki insanlar isteklerini yerine getirsinler, hata yapanlar tevbe edip af dilesinler, Allah da onları bağışlasın.</p>
<p><strong>3- </strong>Adâlet esastır; hiç kimseye zulmedilmez. Hiç kimseye işleme­diği bir suçtan dolayı cezâ verilmez. Hiç kimsenin suçunun cezâsını başkası çekmez. Örnek: “Allah, şüphesiz zerre kadar haksızlık yap­maz. zerre kadar iyilik olsa onu kat kat artırır ve yapana büyük ecir verir. &#8220;(353) “Sana ne iyilik gelirse Allah&#8217;tandır. Sana ne kötülük dokunursa kendindendir&#8230;”(354) “Günahkâr kimse diğerinin günahını çekmez. Gü­nah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yü­künden bir şey taşınmaz..”(355)</p>
<p><strong>4- </strong>Kur&#8217;ânda genel eğilim, cezânın hemen verilmemesidir. Örnek: “Ey Muhammed, sen inkârcılara mehil ver; onlara mukabeleyi biraz geri bırak. ”(356) Zaten bunun aksi olsaydı Kur&#8217;ân çizgisinin dışına çı­kan bütün insanların âcilen cezâlandırılması gerekirdi.</p>
<p><strong>5-</strong>İlâhî adâlet için her eylemin bir şâhidi vardır. “Her ümmete bir şâhid getirdiğimiz ve ey Muhammed,seni de bunlara şâhid getir­diğimiz vakit durumları nasıl olacak?”(357) “Yeryüzü Rabbinin nûruyla aydınlanır, kitap açılır, Peyamberler ve şâhidler getirilir ve onlara hak­sızlık yapılmadan, aralarında adâletle hüküm verilir.”(358)</p>
<p><strong>6-</strong>Cezâ veya ödül, dünyada da âhirette de uygulanabilir. Örnek: “Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse ona hoş bir hayat yaşa­tacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.”(359) Ayetin yorumunda Mevdûdî, “Bu âyet, âdil, doğru ve şerefli bir tutum içinde olanların âhirette kazançlı çıkmalarına rağmen bu dünya­da daima kaybedeceği gibi yanlış bir fikre kapılan mu mirilerin ve kâfirlerin bu düşüncesinin doğru olmadığını ortaya koymaktadır.”(360) diyor. Başka bir âyette şöyle buyrulmaktadır: “Benim kitabımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyâmet günü de onu kör olarak haşrederiz. O zaman Rabbim, beni niçin kör olarak haşret­tin? Oysa ben gören bir kimseydim.&#8217; der. Allah, Böyledir, âyetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun. Bugün de öylece unutulursun! der. İşte, haddi aşanları, Rabbinin âyetlerine inanmayanları böylece ce­zalandıracağız. Hem âhiretin azabı bu dünya azabından daha şiddetli ve daha devamlıdır. ”(361)</p>
<p>Daha önceki âyette dünyadaki ödüle işaret edilirken bu âyette hem dünyada hem âhirette verilecek cezâ vurgulanmaktadır.</p>
<p><strong>7-</strong>Verilen cezâ veya ödülün gerekçesi belirtilir. Örnek: “Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. O ne fena dönüş yeridir. &#8220;(362)</p>
<p>Ayetlerimizi yalanlayanlara ve onlara inanmayı kibirlerine yedireme­yenlere gelince böyleleri cehennemliktirler. Orada ebedî kalacaklardır. ”(363) Bu âyetlerde gerekçe Allah’ı inkâr, âyetleri yalanlamak şeklinde be­lirtilmiştir. Şu âyetlerde de gerekçe, “Allah&#8217;a itâatsizlik&#8221; olarak ifâde edilmektedir: “Şu muhakkak ki Allah, kâfirleri lânetlemiş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır. Onlar orada ebedî kalırlar ve orada ne bir velî bulurlar ne de yardımcı. O gün yüzleri ateşte çevrilirken Ah ne olurdu bizler Allah&#8217;a itaat etseydik.&#8217; derler. &#8220;(364)</p>
<p>Allah’tan korkanlar için ödül: “Rabbinin makamından korkan kimseye iki cennet vardır. &#8220;(365) Bir başka örnek: işte onlara ben sab­retmelerine karşılık bugün bu mükafâtı verdim. Murada erenler ger­çekten onlardır. ”(366) Burada da sabır, ödülün gerekçesi. Şimdi dikka­timiz inanmaya, güzel davranışlara (amel-i salih) sabra ve Allah’a tevekküle çekilmektedir: “İman edip de amel-i salih işleyenleri, elbette onları cennette altından ırmaklar akan köşklere yerleştireceğiz. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (Böyle) amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir. Ki onlar, sabredip yalnız Rablerine tevekkül edenlerdir. &#8220;(367) “Onlar, na­mazı kılan, zekâtı veren ve âhirete kesin olarak inananlardır. İşte on­lar, Rablerinden bir hidâyet üzeredirler. Kurtulanlarda işte onlardır. &#8220;(368) Namaz kılmak, zekât vermek, âhirete inanmak&#8230; Ebedî kurtuluşun gerekçelerinden birkaçı.</p></blockquote>
<p>Gerekçelerin belirtilmesi, esas problemi göstermesi, dikkatin orada yoğunlaşması bakımından hayli önemlidir.</p>
<p>Kur&#8217;ânda cezâ ve ödülle ilgili ilkelerin daha da çoğaltılıp mümkündür. Fakat konumuzu taşırmamak için daha fazla detaya girmiyoruz.</p>
<p><strong>4-ilerleyişin Bilinmesi:</strong> Sonuç hakkında bilgi,öğrenmeyi önemli ölçüde etkiler.(369)</p>
<p>Öğrenme faaliyetinde bir geriye bildirme (feedback) olayı vardır, Öğrenci bu yolla başarı veya başarısızlığını öğrenir. Şayet başarılı olduğunu öğrenirse bu onun için daha çok başarma sebebi olur. Çünkü öğrenme faaliyetinde başarı derecesini bilmek, öğrenmeyi daha bir motive eder.(370) Belli bir konuda başarı elde eden öğrenci­nin o konuya karşı ilgi ve hevesi de artar. Bu da öğrencinin yete­neklerinin artması demektir. Sorenson, “İlgi ve bir işe düşkünlük o alanda kazanılan yeteneğin türevleridir.” diyor. “Başarı kadar başarı doğuran hiçbir şey yoktur.”(371) sözünü tekrar ediyor.</p>
<p>Başarının bilinmesi bir güdüyü güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda devamını da sağlar.(372)</p>
<p>Öğrenme faaliyeti başarısızlıkla sonuçlanmış, öğrenci bunu da öğrenmişse başarısızlık sebebini, nerelerde hata yaptığını da bile­cektir. Bu nedenle bir daha o hatalara düşmez ve daha kolay öğrenir.</p>
<p>Neyi ne kadar başardığını bilmeyen bir öğrenci genellikle yavaş öğrenir veya öğrenemez.(373)</p>
<p>Eskiden okullarımızda yapılan klâsik yazdı imtihan ve ödev­lerin bu açıdan büyük faydası vardı. Öğretmen, öğrencinin yazılı kâğıdını veya ödevini okur, yaptığı hataları renkli kalemle işaret­ler, bu kâğıtları sınıfta öğrenciye dağıtır, onların hata ve sevaplarını görmelerini sağlardı. Bu usûlün büyük faydaları vardı. Öğrenci hem öğrenmesi gereken konuyu hem de maksadını ifâde etmeyi öğre­nirdi. Hatalarını gören öğrenci, öğretmeninin haksızlık ettiği inan­cına kapılmazdı. Ayrıca güzel ve okunaklı yazmayı, imlâ kurallarına uymayı öğrenirdi. Bu âdet son zamanlarda ya azaldı ya da yok oldu. Test tekniği ile yapılan sınavlar da şüphesiz öğrenciye geri bildirim açısından faydalı olabilir ama öbürünün yanında bu fayda cılız kalır sanırım. Bu olumsuz gelişme, liseyi bitiren bir öğrencinin dilekçesi­ni başkalarına yazdırması gibi bir sonucu da doğurdu.</p>
<p><strong>5- Diğer İitilim Kaynakları:</strong> Yukarıdan beri sıralayageldiğimiz itilim kaynakları dışında öğrenmeyi etkileyen başka kaynaklar da vardır şüphesiz. Değişik bilgi ve fikirlerin, ideal ve dü­şüncelerin, duygu ve heyecanların, sevgi ve korkuların, ümit ve bek­lentilerin öğrenme faaliyetlerinde büyük katkıları vardır. Bunların hepsini döküp sayacak değiliz. Bize konuyla ilgili fikir verebilecek birkaç örnekle yetineceğiz.</p>
<p>Duygularımız, öğrenmemizde kuvvetli bir motivasyon kay­nağıdır. Bir öğrenme olayından haz veya elem duymamız başarılı veya başarısız olmamızın en güçlü ilk sebepleridir. Duygulanma tek başına bir olay değildir. Burada beden ve zihin iç içedir. Öğrenme­de duygunun etkilerini ilk olarak 1911 yılında Thorndike formüle etmeye çalışmıştır.(374)</p>
<p>İnsan davranışlarında heyecanların da önemli rolleri vardır. Bu­rada kastedilen heyecanlar itidal hâlinde bulunan ılımlı heyecanlar­dır. Yoksa aşın heyecanlar bir kasırga gibi her şeyi alt üst edebilir.(375)</p>
<p>Sınıfta kalmaktan korkan bir öğrenci kendini öğrenmeye mec­bur hisseder. Bu da gösterir ki korku da bir motivasyon kaynağıdır. Şu var ki korku, daha çok korku veren obje veya olaylardan bireyi [uzaklaştıran bir motivdir. Başka bir ifâde ile korku, kurtulma hare­ketlerinin güç ve kuvvet kaynağıdır.(376)</p>
<p>Öğrenme olayında lisan kapasitesinin de rolü vardır.(377) İnsan varlıkları sembolleriyle öğrenir. O sembolleri bilmeden öğrenmeyi gerçekleştirmek mümkün değildir.</p>
<p>Gerek dilin oluşması ve kullanılmasında, gerek sezginin oluş­masında ve gerekse gözlem yoluyla öğrenmede beyin korteksinin ve buradaki birleştirici sahaların önemi vardır.(378)</p>
<p>Rasim Adasal, öğrenmeyi etkileyen şartlardan bahsederken duyu organlarının rolünden de bahsetmektedir.(379)</p>
<p>Buraya kadar gördük ki bir motivasyon olmadan öğrenme ol­muyor. Sorenson, bir maksad ve motivden yoksun olan öğrencinin yayla devresine gireceğini söylüyor. Bu ise öğrenme eğrisinin düz gitmesi anlamına gelmektedir.(380)</p>
<p>Bir motivin etkili olabilmesi öğrenen kimsenin yaşına, cinsi­yetine, zekâsına, ilgilerine, kişilik özelliklerine ve içinde bulunduğu şartlara bağlıdır.(381) Ayrıca bireyin kültür ve bilgi birikimi de motivin şiddet ve miktarına tesir eder.(382)</p>
<p>Güdü (motiv)nün amacından uzaklaşmaması gerekir. Güdü bir araçtır. Zaman zaman bazı öğrenciler tarafından amaç hâline dönüşmektedir. Asıl amacı öğrenmek olan bir öğrenci bu amaçtan uzaklaşarak sınıf geçmeyi bir amaç hâline getirebilmektedir. Bu, altı çizilecek bir yanlıştır. Böyle bir öğrenci öğrenmeden çok, sınıf geçmenin yollarını arayacaktır. Ülkemiz okullarında son zamanlar­da başvurulan kopya ve benzeri gayr-ı meşrû yollar câlib-i dikkattir- Diplomalı cahiller ancak böyle yetişirler.</p>
<p>Motivler zamanla değişikliğe de uğrayabilirler. Anne veya ba­basının isteğiyle piyano çalmasını öğrenen bir çocuk, alkışlandığı zaman bir başka motivle karşılaşmış olur. İlk motiv, yerini alkışa bırakır.(383)</p>
<p>Öğrenme olayında ruh sağlığının büyük önemi vardır. Ruh sağlığının bozulduğu yerde öğrenme süreci de bozulur. Psikopato­lojik hâller bireyin algılama, muhâkeme, dikkat ve hâfizasını etkiler. Adasal, klinik açıdan en çok göze batan bozuklukların zekâ gerilik­leri ve zekâ yıkımları olduğunu belirtiyor.(384)</p>
<p>Şunu da kaydedelim ki öğrenme faaliyetlerinin başarı ile so­nuçlanmasında fizik ve sosyal çevrenin etkisi büyüktür. Öğrenme durumunda bulunan kimsenin içinde yaşadığı kültürel ortam ne kadar uygunsa öğrenmesi o kadar kolaylaşacaktır. Atalarımızın “Balık, gölünde büyür.” sözü bunu anlatmaktadır.</p>
<p>Öğrenmeyi etkileyen faktörleri sıralarken zekâ, yaş, genel uyarılmışlık hâli ve daha önceki öğrenmelerden yapılan aktarmalardan (transfer) bahsetmiştik. O arada genel uyarılmışlık hâli ile birlikte çeşitli motivasyon kaynakları ile ilgili özet bilgiler verdik. Şimdi bi­raz da transferden bahsedelim.</p>
<p><em><strong>Transfer:</strong></em></p>
<p>Dünyaya gelişimizden ölümümüze kadar her gün yeni şeyler öğrenir, pek çok öğrenme durumlarıyla karşılaşırız. Bu öğrenme durumlarından bir kısmı diğerlerine benzer. İşte, insanın bir du­rumda öğrendiklerini diğer durumlara aktarması olayına transfer denir.(385) Başka bir ifâde ile “Geçmişte öğrendiğimiz bilgi ve hü­nerlerin yeni öğrenmelerimize -bilgi ve hüner edinmemize- etki etmesi olayına transfer denilir.”(386)</p>
<p>Olumlu ve olumsuz olmak üzere iki türlü transfer vardır. Geç­mişte öğrendiklerimiz yeni öğrendiklerimizi kolaylaştırıyor, bize yardımcı oluyorsa buna “olumlu (pozitif) transfer” adı verilir.(387) Basketbolun hendbolu kolaylaştırması gibi&#8230;</p>
<p>Şayet geçmişte öğrendiklerimiz yeni öğrendiklerimizi engelliyor veya zorlaştırıyorsa buna “olumsuz (negatif) transfer” adı verilir.(388)</p>
<p><strong>Transfer olayı üç açıdan meydana gelir:</strong></p>
<blockquote><p><strong>1-</strong>Muhtevanın benzerliği açısından,</p>
<p><strong>2-</strong>Tekniklerin benzerliği açısından,</p>
<p><strong>3-</strong>Prensiplerin benzerliği açısından.(389)</p></blockquote>
<p>Morgan&#8217;a göre uyarıcı benzerliği ile davranım benzerliği, olumlu aktarmayı (transfer) kolaylaştırmaktadır.(390)</p>
<p style="text-align: center;"><strong>2-Öğrenilen materyalle ilgili etkenler</strong></p>
<p>Öğrenme olayını kolaylaştıran veya zorlaştıran faktörlerden biri de öğrenmeye konu olan materyalin bizzat kendisidir. Evet, öyle malzeme veya durumlar vardır ki bunları öğrenmek diğerlerine oranla daha kolaydır. Meselâ:</p>
<blockquote><p><strong>1-</strong>Algısal bakımından ayırt edilebilir olan yani diğer nesneler­den kolayca fark edilebilen şeyler daha kolay öğrenilebilir.(391)</p>
<p><strong>2-</strong>Öğrenen açısından fazla çağrışıma sahip olan materyaller daha kolay öğrenilir.</p>
<p><strong>3-</strong>Morgan, “Başka kavramlara benzeyen kavramlar ile basa­maklar dizisi şeklinde düzenlenebilen çağrışımlar da kolay öğreni­lir.” diyor.(392)</p>
<p><strong>4- </strong> Bir malzeme veya bir iş, bir ders konusu ne kadar anlamlı ise öğrenilmesi o kadar kolay olur.(393) Bunu iki şekilde değerlendirmek mümkündür: Birincisi materyal veya durumun kendisinin bir mâna ifâde etmesi, İkincisi ise öğrenen kimsenin amaç ve ihtiyaçlarına cevap vermiş olmasıdır. Her iki hâlde de öğrenme kolaylaşır. Eğer bir nesne öğrenenin amaç ve ihtiyaçlarına cevap vermiyorsa yeterli ilgiyi çekmeyeceği için öğrenme pek kolay olmaz. Çünkü biz biliriz ki, “Oduncunun gözü ormanda olur.”</p>
<p><strong>5- </strong> Hoşumuza giden, bizde ilgi uyandıran malzemeler hem kolay öğrenilir hem de uzun süre saklanabilir.(394)</p>
<p><strong>6- </strong> Belli bir yapıya sahip olan materyaller daha kolay öğrenilir.</p>
<p><strong>7- </strong> Bireyde dikkat uyandıran objeler daha kolay öğrenilir.</p>
<p><strong>8- </strong> “Şekil ve simetriler” de daha kolay öğrenilen objeler arasındadır.(395)</p></blockquote>
<p style="text-align: center;"><strong>3-</strong> <strong>Öğrenme yöntemleriyle ilgili etkenler</strong></p>
<p>Öğrenirken izlediğimiz yol da öğrenme olayını etkiler. Daha rasyonel olmayan ilkel yöntemler öğrenme başarımızı düşürür. Ko­lay öğrenmede etkili olan etkenleri şöyle sıralayabiliriz:</p>
<blockquote><p><strong>1-</strong>Öğreneceğimiz materyalleri, kullanacağımız metotları ferdî farklılıkları da dikkate alarak ilgi, bilgi ve tecrübelerimizle birleştirebilirsek daha kolay, daha verimli ve daha kalıcı başarılar sağlayabiliriz.</p>
<p><strong>2-</strong>Yöntem olarak tekdire oranla takdir daha verimli bir yoldur.</p>
<p><strong>3-</strong>“Şunu yapma, bunu okuma!” gibi olumsuz istekler yerine “Bunu yap, şunu oku!” şeklindeki istekler, verimi artırmaktadır.(396)</p>
<p><strong>4-</strong>Başarısızlıklar üzerinde durmaktansa başarılar üzerinde durmak da olumlu sonuçlar almamıza sebep olur.</p>
<p><strong>5-</strong>Dikkat, öğrenmeyi kolaylaştıran en etkin faktörlerden biridir. “Dikkatin teksifi sayesindedir ki öğrenme suhûletle (ko­laylıkla) ve isâbetle vâkî olur. Diğer hususlar aynı kalmak şartıy­la dikkat, gayret, azim, ferdi, öğrenmek istediği şeyin sahibi ve mâliki kılar.”(397)</p>
<p><strong>6-</strong>Bir hafta içinde yedi saat çalışma imkânına sahip olan bir kimsenin bir günde yedi saat çalışmak yerine bu yedi saati uygun zaman dilimlerine ayırarak çalışması daha kolay ve verimli sonuç almasını sağlar.(398)Çünkü bir konuyu makul olmayan uzunlukta bir süre çalışmak ilgiyi, dikkati dağıtır, sıkıntı ve yorgunluğa sebep olur.</p>
<p><strong>7-</strong>Bütünü öğrenmenin parça parça öğrenmeden daha verimli olduğu söylenmektedir.399 Morgan bunu bazı şartlara bağlamak­tadır. Ona göre bu şartlardan biri, “bütünün, dinlenmeler arasın­da çok fazla çalışma gerektirmeyecek kadar” kısa olması; İkincisi, “malzemenin çok anlamlı ve kolayca birbirine bağlanabilir” olması lazımdır. Üçüncüsü ise öğrencinin yeteneği ile ilgilidir. Şayet öğ­renci zeki ve kolay öğrenen biri ise bütün hâlinde öğrenmesi daha kolaydır.(400)</p>
<p><strong>8-</strong>Dersi anlatma (recitation)nın öğrenmeyi kolaylaştırdığı tesbit edilmiştir. Bu nedenle öğretmenler çocuklardan birtakım so­rular sorarak sınıfın huzurunda anlatmalarını isterler.(401) Bu metot çocuğun konuşma yeteneğini artırdığı gibi kendisine güven duymasını da sağlar.</p>
<p><strong>9-</strong>İlgi ve amaçla birleşebilen tekrarlar öğrenmeyi kolaylaştırır.(402) Aksi hâlde pek verimli olmazlar. Sorenson, yalnız tekrarın yetmeye­ceğini, öğrenmenin anlamlı, güdü ve ilgiye dayanması gerektiğine işaret ediyor.(403)</p>
<p><strong>10-</strong>Bazı insanlar görerek bazı insanlar ise dinleyerek daha iyi öğrenirler. Morgan, “İster gözle, ister kulakla olsun, kişiler, aldıkları malzemeyi edegen bir biçimde örgütlüyor ve kendi kendilerine an­latıyorlarsa öğrenmeleri daha verimli olacaktır.” diyor.(404)</p>
<p>Morgan&#8217;ın öğrenmeyi kolaylaştıran etkenlerle ilgili görüşlerini dört maddede hülâsâ etmek mümkündür:</p>
<p><strong>1- </strong> Malzemeyi belli aralıklarla çalışmak, toplu çalışmaktan daha verimlidir;</p>
<p><strong>2- </strong> Sonuçlar hakkında bilgi sahibi olmak öğrenmeyi ko­laylaştırır;</p>
<p><strong>3- </strong> Sadece okuma yerine aynı zamanda anlatmak öğren­meyi kolaylaştırır;</p>
<p><strong>4- </strong> Öğrenilecek materyal kısa ise bütün olarak, uzun ise parçalar hâlinde öğrenmek daha kolay ve verimli olur.(405)</p>
<p><strong>11- </strong> Yapılan denemeler, direktifin öğrenme olayında olumlu sonuçlar verdiğini göstermiştir. Kendilerine direktif verilen bir grup öğrenmeyi gerçekleştirmiş, verilmeyenler ise aynı şeyi görmelerine rağmen öğrenmeyi ya gerçekleştirmemişler veya çok az gerçekleş­tirmişlerdir. Sebebi sorulduğu zaman da kendilerine bir şey söylen­mediğini ileri sürmüşlerdir.(406)</p></blockquote>
<p>Prof.Dr.Yaşar Fettahoğlu &#8211; Kur&#8217;an&#8217;da Zihin Eğitimi,Çamlıca Yayınları,syf:83-106</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>302 Morgan, Psikolojiye Giriş, s. 113.</p>
<p>303 Adasal, Medikal Psikoloji, s. 822.</p>
<p>304 Morgan, a.g.e., s. 113.</p>
<p>305 Adasal, a.g.e., s. 823.</p>
<p>306 Ömer Mart, a.g.e., s. 253.</p>
<p>307 Morgan, a.g.e., s. 78.</p>
<p>308 Morgan, a.g.e., s. 78.</p>
<p>309 Morgan, a.g.e., s. 78.</p>
<p>310 Adasal, a.g.e., s. 818.</p>
<p>311 Öztabağ, a.g.e., s. 135.</p>
<p>312 Adasal, Medikal Psikoloji, s. 818.</p>
<p>313 John J. Ryan, a.g.e., s. 79.</p>
<p>314 Ryan, a.g.e., s. 79.</p>
<p>315 Adasal, a.g.e., s. 818.</p>
<p>316 Ryan, a.g.e., s. 80.</p>
<p>317 Ryan, a.g.e., s. 80,81,82.</p>
<p>318 Ryan, a.g.e., s. 80.</p>
<p>319 Öztabağ, a.g.e., s. 136.</p>
<p>320 Ryan, a.g.e., s. 80.</p>
<p>321 Öztabağ, a.g.e., s. 135</p>
<p>322 Zümer 39/53.</p>
<p>323 Sorenson, Eğitim Psikolojisi, s. 398.</p>
<p>324 Lütfı Öztabağ, Psikolojide İlk Adım, s. 136; Sorenson, a.g.e., s. 398.</p>
<p>325 John F. Ryan, a.g.e., s. 80,81; Garrett, a.g.e., s. 125.</p>
<p>326 İsmail b. Muhammed el-Aclûnî, a.g.e., c. II, s. 233.</p>
<p>327 Bakara 2/148.</p>
<p>328 Mü&#8217;minun,23/57-61</p>
<p>329 Vakıa 56/10,11,12.</p>
<p>330 Al-i İmran 3/176.Diğer bazı örnekleri için bk.Maide 5/51,Maide 5/62;Enbiya 21/90;Mü&#8217;minun 23/61;Hadid 57/21;Maide 5/48</p>
<p>331 Garrett, Psikolojiye Giriş s. 125.</p>
<p>332 Mustafa öcal, Din Eğitimi ve öğretiminde Metotlar, Ankara 1990, s. 192.</p>
<p>333 M. Faruk Bayraktar, İslâm Eğitiminde öğretmen-öğrenci Münâsebetleri,İstanbul 1984, s. 256.</p>
<p>334 Ryan, a.g.e., s. 81; M. Faruk Bayraktar, a.g.e., s. 258.</p>
<p>335 Garrett. Psikolojiye Giriş, s. 125. Aksini savunanlar da var. Bkz. M. Faruk Bayraktar, a.g.e., s. 258.</p>
<p>336 Ömer Mart, Eğitim Psikolojisi, s. 218.</p>
<p>338 Sorenson, Eğitim Psikolojisi, s. 380.</p>
<p>339 Öztabağ, a.g.e., s. 135.</p>
<p>340 Mustafa Öcal, a.g.e., s. 135.</p>
<p>341 Öcal, a.g.e., s. 190,191; Ryan, a.g.e., s. 81.</p>
<p>342 Bk. Mevdûdî,Tefhîmu’l-Kur an, c. I, s. 290-310.</p>
<p>343 Araf 7/13.</p>
<p>344 Mustafa Tatçı, Yunus Emre Divam, c. II, Ankara 1990, s. 384</p>
<p>345 Vasfi Mahir Kocatürk, Tekke Şiiri Antolojisi, Ankara 1968, s. 115.</p>
<p>346 Muhammed Fuâd, el-Mucem, a.g.e., md.ler.</p>
<p>347 Zilzâl 99/7,8.</p>
<p>348 Fâtır 35)7.</p>
<p>349 Tahrîm 66/8.</p>
<p>350 Kasas 28/84.</p>
<p>351 A’râf 7/199.</p>
<p>352 Enam 6/160.</p>
<p>353 Nisâ 4/40.</p>
<p>354 Nisâ 4/79.</p>
<p>355 Fâtır 35/18.</p>
<p>356 Târik 86/17.</p>
<p>357 Nisâ 4/41.</p>
<p>358 Zümer 39/69.</p>
<p>359 Nahl 16/97.</p>
<p>360 Mevdûdî,Tafhîmu 1-Kur’ân, c. III, s. 58.</p>
<p>361 Tâhâ 20/124,125,126,127.</p>
<p>362 Mülk 67/6.</p>
<p>363 Araf 7/36.</p>
<p>364 Ahzâb 33/64,65,66.</p>
<p>365 Rahmin 55/46.</p>
<p>366 Mu minûn 23/111.</p>
<p>367 Ankebut 29/58,59.</p>
<p>368 Lokman 31/4,5.</p>
<p>369 Rasim Adasal, Medikal Psikoloji, s. 822; Morgan, a.g.e., s. 121.</p>
<p>370 Öztabağ, a.g.e., s. 136.</p>
<p>371 Sorenson, Eğitim Psikolojisi, s. 391.</p>
<p>372 Sorenson, a.g.e., s. 374.</p>
<p>373 Morgan, Psikolojiye Giriş, s. 121.</p>
<p>374 öztabağ, a.g.e., s. 141.</p>
<p>375 Garret,Psikolojiye Giriş, s. 50,51; Adasal, a.g.e., s, 823; Mart, a.g.e„ s. 253.</p>
<p>376 Garrett, a.g.e.,s. 51.</p>
<p>377 Adasal, Medikal Psikoloji, s. 823.</p>
<p>378 Adasal, a.g.e., s. 824.</p>
<p>379 Adasal, a.g.e., s. 822.</p>
<p>380 Sorenson, Eğitim Psikolojisi, s. 333.</p>
<p>381 Garrett, Psikolojiye Giriş, s. 104.</p>
<p>382 Ömer Mart, Eğitim Psikolojisi, s. 217.</p>
<p>383 Garrett, a.g.e., s. 104.</p>
<p>384 Adasal, a.g.e., s. 380.</p>
<p>385 Morgan, Psikolojiye Giriş, s. 85,115.</p>
<p>386 Öztabağ, a.g.e., s. 137.</p>
<p>387 Öztabağ, a.g.e., s. 137.</p>
<p>388 Öztabağ, a.g.e., s. 137, Morgan, a.g.e., s. 115.</p>
<p>389 Öztabağ, a.g.e., s. 138.</p>
<p>390 Morgan, a.g.e., s. 117.</p>
<p>391 Morgan, a.g.e., s. 133.</p>
<p>392 Morgan, a.g.e., s. 133.</p>
<p>393 Ömer Mart, a.g.e., s. 253; Morgan, a.e.g., s. 128.</p>
<p>394 Öztabağ, a.g.e., s. 137.</p>
<p>395 Rasim Adasal, Medikal Psikoloji, s. 823.</p>
<p>396 Mart, a.g.e., s. 252.</p>
<p>397 Mart, a.g.e., s. 253.</p>
<p>398 Mart, a.g.e., s. 247; M. Şekip Tunç, a.g.e., s. 84,85.</p>
<p>399 Morgan, a.g.e., s. 123; Mart, a.g.e., s. 248.</p>
<p>400 Morgan, Psikolojiye Giriş, s. 123.</p>
<p>401 Morgan, a.g.e., s. 122.</p>
<p>402 Herbert Sorenson, a.g.e., s. 352.</p>
<p>403 Sorenson, Eğitim Psikolojisi, s. 352.</p>
<p>404 Morgan, a.g.e., s. 123.</p>
<p>405 Morgan, a.g.e., s. 119-127.</p>
<p>406 Garrett, Psikolojiye Giriş s. 212,122.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ogrenme-stratejileri/">Öğrenme Stratejileri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ogrenme-stratejileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
