<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Osmanlı Devleti | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/osmanli-devleti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Dec 2017 17:26:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Osmanlı Devleti | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yavuz Sultan Selim Alevi Katliamı Yaptımı ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yavuz-sultan-selim-alevi-katliami-yaptimi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yavuz-sultan-selim-alevi-katliami-yaptimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2015 10:31:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Çaldıran]]></category>
		<category><![CDATA[İdrisi Bitlisi]]></category>
		<category><![CDATA[Alev]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Şah İsmail]]></category>
		<category><![CDATA[Şahkulu]]></category>
		<category><![CDATA[Emecen]]></category>
		<category><![CDATA[Feridun Emcen]]></category>
		<category><![CDATA[Katliamı Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Kim Alevi Katliamı yaptı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Safevi]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz 40 bin alevi öldürdümü]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Devri]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Katliam Yaptımı]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim icraatları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8432</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; XVI. yüzyılın ikinci yarısında kaleme alınmış Osmanlı tarihlerinde yapılan teftişler sonucu 40.000 kişinin tespit edilip bunların bütünüyle imha edildikleri veya bir bölümünün sürgüne gönderildiği bilgisi bulu­nur. Bu bilgiler zamanla Anadolu’da yapılan bu teftişler sonucu “40.000 Alevi’nin Yavuz Sultan Selim tarafından katledildiği” şeklinde nerdeyse tartışılmaz bir kabule dönüşen bilgi hâline gelerek, bugün sosyal ve siyasi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yavuz-sultan-selim-alevi-katliami-yaptimi/">Yavuz Sultan Selim Alevi Katliamı Yaptımı ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/yavuz-sultan-selim.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="  wp-image-8431 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/yavuz-sultan-selim-300x194.jpg" alt="yavuz-sultan-selim" width="571" height="369" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/yavuz-sultan-selim-300x194.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/yavuz-sultan-selim-600x388.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/yavuz-sultan-selim-768x497.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/yavuz-sultan-selim-1024x662.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/yavuz-sultan-selim-1536x993.jpg 1536w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/yavuz-sultan-selim.jpg 1587w" sizes="(max-width: 571px) 100vw, 571px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>XVI. yüzyılın ikinci yarısında kaleme alınmış Osmanlı tarihlerinde yapılan teftişler sonucu 40.000 kişinin tespit edilip bunların bütünüyle imha edildikleri veya bir bölümünün sürgüne gönderildiği bilgisi bulu­nur. Bu bilgiler zamanla Anadolu’da yapılan bu teftişler sonucu “40.000 Alevi’nin Yavuz Sultan Selim tarafından katledildiği” şeklinde nerdeyse tartışılmaz bir kabule dönüşen bilgi hâline gelerek, bugün sosyal ve siyasi vesilelerle sık sık tekrarlanan bir “paradigma” olmuştur. Bu bil­ginin yer aldığı kaynakların tahliline ve aslında meselenin nasıl anla­şılması gerektiğine girmeden önce Şah İsmail’in kendi dinî görüşlerini yaymak için İran’da Azerbaycan’da yaptığı hareketlere kısaca temas etmekte fayda vardır.</p>
<p>Safevi kaynakların yanında bazı Osmanlı kaynaklarında da yer alan bilgilere göre Şah İsmail, kendi dinî inançlarını kabul ettirmek için ele geçirdiği şehir ve kasabalarda halka çok sert davranmış, Sünni ka­lanlara yaşama hakkı tanımamıştır. Özellikle Isfahan, Fars, Yezd, Kir­man hatta Horasan gibi bölgelerdeki yoğun Sünni nüfus Şah İsmail’in inançlarına karşı çıktıkları için topluca katledilmişlerdi . Mesela sa­dece Tebriz’de katledilen Akkoyunluların sayısını dönemin Osmanlı tarihçilerinden İbn Kemal (Ö.1534), 40.000-50.000 olarak gösterir ve mealen şöyle yazar:</p>
<blockquote><p>“&#8230; Tebriz’e doğrulup herhangi bir engelle karşılaşmadan şehre girdi. Akkoyunlu cemaatinden bulduğuna aman vermedi, kırdı, atasının öcünü alıp, yaşlı-genç, kadın-çocuk kırk elli bin mıkdarı Akkoyunluyu helâk edip Haşan Han ile Mirza Ahmed’i bırakıp diğer emir ve sultanların kemiklerini mezarlarından çı­kardı ateşe attırdı., kendi anasını ki Haşan Han’ın kızıydı, kü­für ve zulümden men edip ona karşı çıktığı için kendi eliyle öldürdü&#8230;</p></blockquote>
<p>İlginç şekilde benzeri ifadeleri dönemin çağdaş bir seyyah/tarihçi<sub>si</sub> olan Angiolello (ö. 1525) da tekrarlar:</p>
<blockquote><p>Bu şehre girdikten sonra muhaliflerine acımasızca davran­dı. Öyle ki mollalardan kadınlara ve çocuklara varıncaya kadar ahaliden pek çoğunu parça parça ettirdi. Nihayet o beldelerin ve etrafının ahalisi emrine itaat edip şehrin bütün sakinleri onun şi­arı olan kızıl başlık giydiler. Burada 20.000’den fazla insan öldü, ileri gelenlerden bir kaçının kemiklerini mezardan çıkarmalarını ve yakmalarını emretti, annesini de öldürttü..</p></blockquote>
<p>Birbirinden haberdar olmayan aynı dönemde yaşamış bu iki çağdaş tarihçinin verdikleri bilgilerin birbiriyle uyuşması, verilen rakamla­rın abartılı olduğu düşünülse bile, ciddi bir kırımın yapılmış olduğuna açık şekilde delalet eder. Öte yandan Safevi tarihçisi Hasan-ı Rumlu (Ö.1577) da bu tür katliamlar hakkında yer yer dikkate değer bilgiler verir. Mesela Karşı Kalesi’nin ele geçirilmesinin ardından şehirdeki yaklaşık 15.000 küçük, büyük, genç yaşlı sivil halkın tamamen imha edildiğini, camiye sığman o vilayetin büyüklerinin (seyyitler) dahi ken­dilerinin Hz. Ali soyundan geldiklerini söylemelerine rağmen “.. Gazi­ler savaşla ele geçirdikleri yerlerin küçük ve büyüklerini öldürürler ve seyit olan veya olmayan ayırımı yapmazlar..” gerekçesiyle merhametsiz­ce katledildiklerini yazmaktadır<sup>190</sup>.</p>
<p>Safevi hareketi hâkim olduğu bölgede kendi mezhebi inançları dışın­da herhangi bir mezhebin yaşamasına izin vermez ve bütünüyle halkın dinî anlayışlarını dönüştürürken Osmanlı topraklarında “Alevi” deni­len gruplar, aşağıda tartışılacak olan 40.000 kişinin katledildiği bilgisi­ne rağmen, varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu durum iki devlet arasındaki katı mezhebi inanç farklılığının mahiyetini anlamak bakımından son derece önemlidir. Üstelik İran’da Şah İsmail’in ön ayak olduğu “Alevi” inancı kısa zaman sonra Şiiliğin Caferi öğretisi hâline gelmiş ve izlerini neredeyse yitirmiştir. Hâlbuki Anadolu’da bu kadar büyük zulme uğ­radığı, katledildikleri belirtilen zümreler bulundukları yerlerde kendi inançlarıyla -içe kapanarak da olsa- hayatlarını sürdürme imkânı bul­muşlardır. Hiç şüphesiz Osmanlılar, Şah İsmail ile başlayan bu dönem­de Sünni öğretiyi bütün devlet kademelerinde ve sosyal hayatta ikame etmeye yönelik tedbirler almaya çalışmış, önceki dönemlere göre kendi resmi ideolojisini ve yaklaşımını katı sınırlarıyla belirlemiştir. Fakat bu anlayış? toplumun bütün kademelerine sirâyet edecek şekilde, tıpkı Şah İsmail’in zorla yaptığı gibi, toplumu dinî inanç yönünden tamamıyla dönüştürecek bir boyuta ulaşmamıştır.</p>
<p>Bu bakımdan konuyu değerlendirirken tarihî serinkanlılıktan azade olarak bir tarafı göz ardı edip diğer tarafı öne çıkarmak ve bundan sos­yal (belki de siyasi!) bir menfaat beklemek, toplumlar arası husumeti körüklemekten ve karşılıklı boş suçlamalarla içtimai ahengi bozmaktan başka bir işe yaramaz.</p>
<p>“40.000 Alevi’nin Yavuz tarafından katledildiği” söylemine ge­lince: Öncelikle bu konudaki ilk bilgilerin dönemin kaynakları olan Selimnâme literatüründe geçmediği tespit edilmektedir. Konuyu açık şekilde ve bazı ayrıntılar vererek izah eden ilk kaynak İdris-i Bitlisi’nin Selimşahnâme adlı kitabıdır. I. Selim’in yanında bulunmuş ve önemli hizmetler görmüş olan İdris-i Bitlisi, II. Bayezid döneminin bir bölü­münü içine alan Heşt Behişt adlı sekiz ciltten oluşan Farsça bir Osmanlı tarihi kaleme almış, daha sonra I. Selim dönemiyle ilgili bilgileri de toplamış, fakat ölümü sebebiyle bunları temize çekme ve düzenleme imkânı bulamamıştı. Daha sonra oğlu Ebulfazl Mehmed Çelebi baba­sını notlarını düzenleyerek ve kendi edindiği bilgilerle de eklemeler yaparak Selimşahnâme adlı eseri tamamlamıştı. İşte bu eserde, Çaldı­ran Seferi’ne çıkmadan önce Edirne’de hazırlık yaparken Selim’in “Kızılbaş taifesinin kökünü kazımak için” memleketteki idarecilere bir hüküm yolladığı belirtilerek şöyle emrettiği belirtilir:</p>
<blockquote><p>“..hiç beklemeksizin her yörede Kızılbaş taifesinden her kim varsa ve nerede oturuyorsa, üç atasına dek bu Safeviye şeyhle­rinin üç tabakasına (Şah İsmail ve atalarını kastediyor) .inanan müritlerden iseler, her halükarda ‘imânı inkâr ile değiştiren şüphesiz doğru yoldan sapmış olur* ayeti gereğince köklerinin kazınmasını ve tebdil ile cezalandırılmayı hak etmişlerdir; kaçı­nılmaz olarak Rum (Anadolu) beldelerinde oturan ve yolculuk (konargöçer demek istiyor) hâlinde bulunan bu taifenin yediden yetmişe hepsini yazsınlar ve kadılar arz etsinler..”</p></blockquote>
<p>Bu emir uyarınca onlardan büyük bir kitlenin öldürüldüğünü yazan İdris-i Bitlisi, hemen ardından manzum olarak olayları özetlediği yerde bu defa şiir diliyle şunu belirtir:</p>
<blockquote><p>“&#8230;Yazıcılar isimleri deftere kaydedince yaşlı ve gençlerden oluşan kayıtların sayısı kırk bini buldu/ Ulaklar yazılan defterleri her yörenin hâkimine ulaştırdıktan sonra her yörede keskin kılıç adım adım yazılanlara yöneldi/ Bu öldürülenlerin sayısı hesapla­nan kırk bini de aştı/ İtaat bakımından Hak’tan kim yüz çevirirse Hak onu siyaset kılıcıyla öldürür.. .”</p></blockquote>
<p>İdris-i Bitlisi’nin bu bilgisi daha sonraki tarihçilerden olup bu eseri de görmüş olduğu anlaşılan Hoca Sadeddin Efendi (Ö.1599) ile Geli­bolulu Mustafa Alî (Ö.1600) tarafından benzeri cümlelerle tekrarlanır. Hoca Sadeddin Efendi, deftere kaydedilen 40.000 kişinin bazısının kati bazısının ise hapse edildiğini (“..tefahhus ve tedkik-i hükkâm ile tah­kik bulan kırk bin mikdarı ru’us-ı habîsü’n-nüfus kimi maktûl ve kimi mahbûs olmuş idi..”)<span style="font-size: 13.3333330154419px; line-height: 20px;"> </span>yazarken Alî, ele geçirilen “ kırk bin mikdarı” râfızinin kılıçtan geçirilip defterinin merkeze yollandığını bildirir. Daha sonraki Osmanlı tarihleri bu bilgileri esas alarak daha da yayılma­sına yol açmışlar, bu durum kaynaklara şüpheci yaklaşmayan modem çalışmalara da yansımıştır<span style="font-size: 13.3333330154419px; line-height: 20px;">.</span></p>
<p>Bu konuda öncelikle şu husus vurgulanmalıdır ki ldris-i Bitlisi’nin yapıldığını iddia ettiği böyle bir teftişin döneminde gerçekleştirilip ger­çekleştirilmediği, söz konusu defterlerin hazırlanarak hükümet merke­zine yollanıp yollanmadığı konusunu teyit edecek herhangi bir arşiv belgesi yahut döneminin çağdaş bir kitabî kaynağı mevcut değildir. Aslında bu bilginin menşei, I. Selim’in kardeşi Ahmed ile mücadelesi sırasında ona ve Kızılbaş olduğu belirtilen yeğeni Murad’a katılanların tesbiti için çeşitli bölgelere yollanan hükümler olmalıdır. Nitekim 1513 yılı başında Şehzade Ahmed ve oğullarına taraftar olanların isimleri tesbit edilerek merkeze gönderilmiştir. Burada yapılan teftişin gerekçesi şöyle açıklanmaktadır:</p>
<blockquote><p>“..şöyle emrolunmuş ki vilâyet-i Rum’da Sultan Ahmed’e va­ran ve varmayan taifenin ki ellerinden hayr ve şer gelir, anın gibi kimseleri arzınla irsâl edesin deyü, varanı ve varmayanı ellerine verdiğin arzda ilam edesin, öyle olsa.. .ellerinden hayr ve şer ge­len kimseleri esâmileriyle ve halleri ve evsâflarıyla defter olunup irsâl olundu..”</p></blockquote>
<p>Burada Tokat, Niksar, Gedegra, Kavak, Bafra, Sonisa, Amasya, Ço­rum, Ladik, Muşali Karahisar (Akdağ Madeni) nahiyelerinden Şehzade Ahmed’e katılan, katılmayan, Kızılbaş olan, Şehzade Murad’ın yanına giden şahısların (muhtemelen timarlı sipahilerin) adları verilmiştir. Bunun dışında bu hususla ilgili herhangi bir belgeye rastlanmamakta- dır. Defterde nispeten geniş bir bölgede zikredilen şahıs adedi toplamı­nın 70’i geçmemesi de manidardır.</p>
<p>Şu hâlde öncelikle verilen 40.000 rakamının abartılı olduğu veya rakam olarak değil de bir hacmi belirtmek üzere yuvarlak bir sayıyı işa­ret ettiği söylenebilir. Nitekim yukarıda temas edildiği gibi îbn Kemal de Şah İsmail’in Tebriz’de yaptığı katliamın rakamını 40.000-50.000 olarak göstermiş; ayrıca yine Idris-i Bitlisi Şahkulu isyanı sırasında Anadolu’da 50.000 kişinin hayatını kaybettiğini yazmıştır<span style="font-size: 13.3333330154419px; line-height: 20px;">.</span> Bundan dolayı bu gibi rakamları gerçek addedip ona göre yorumlarda bulunmak doğru bir yaklaşım olmaz. Bunlar çok sayıda kaybı gösterme amacına matuf olarak okuyucuların zihinlerinde bir canlandırma yapmasını sağ­layacak bilgiler şeklinde mütalaa edilmelidir. Ayrıca yukarıdaki kay­naklara inanılacak dahi olsa 1513-1514 arasında oldukça kısa bir sürede bu kadar kişinin tahririnin yapılıp merkeze gönderilmesi, ardından da bu defterlerin tekrar ilgililere yollanarak isimleri yazılı olanların kat linin gerçekleştirilmesi pek mümkün görünmemektedir. Üstelik Hoca Sadeddin Efendi’nin yazdığına dikkat edilecek olursa bunların hepsinin değil bir kısmının katledildiği, diğerlerinin ise hapse atıldığı anlaşılır Nitekim II. Bayezid döneminden beri isyanlara kat ilanlar veya Kızılbaş olduğu iddiasıyla yakalananların çoğunun Mora Yarımadası’na sürgün edildiği bilinmektedir.</p>
<p>Geç tarihli kaynaklarda bu bilgilerin abartılarak nakledilmesinde aslında Safevi ve Osmanlılar arasındaki siyasi-dinî çekişme yatmakta, Sünni inancı bütünüyle ortaya çıkaran XVI. yüzyılın tarihçileri bir öl­çüde karşı tarafa gözdağı verme, yandaşlarına da iftihar vesilesi veya dinî inanca ne kadar bağlı olunduğunu kuvvetle vurgulama amacıyla bu gibi bilgileri daha da abartarak kullanma eğilimi sergilemektedir. Ayrıca Çaldıran Savaşı arifesinde başlandığı anlaşılan ve vergi amaçlı nüfus tespitlerini içine alan bazı tahrir defterlerinde, mesela Trabzon kesiminde, Çepnilerin yoğun olarak bulundukları yaylalık alanlarda­ki köylerin boşalıp Şah İsmail’e katılmış bulunduklarına dair kayıtlara rastlanır. Hatta daha sonra söz konusu köylerin halkının geri dönmele­ri durumunda vergi muafiyeti ile iskânlarının sağlanacağına dair resmî emirler bulunmaktadır. Sonuç olarak hiç şüphesiz Şah İsmail’in mek­tuplarıyla yakalanan Safevi halifeleri, bunların Anadolu’nun çeşitli yerlerinde temas kurdukları tarikat şeyhlerinin bazıları ve âsi elebaşları şiddet uygulanarak katledilmiştir, fakat bunun sistemli bir “Kızılbaş te­mizliğine” dönüştüğünü söylemek yukarıdaki veriler de nazarı itibara alınırsa, kanaatimizce büyük bir yanılgıdır.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Feridun M. Emecen &#8211; Yavuz Sultan Selim (Sayfa: 95-100)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yavuz-sultan-selim-alevi-katliami-yaptimi/">Yavuz Sultan Selim Alevi Katliamı Yaptımı ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yavuz-sultan-selim-alevi-katliami-yaptimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı&#8217;da, İslam&#8217;ın İnsan ve Devlet Anlayışı Hakimdi&#8230;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/osmanlida-islamin-insan-ve-devlet-anlayisi-hakimdi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/osmanlida-islamin-insan-ve-devlet-anlayisi-hakimdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2015 21:49:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı'da İslam'ın İnsan ve devlet anlayışı mevcuttu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlı İmparatorluğu adını verdikleri devletimizin asıl adı, Devlet-i Aliyye (Yüce Devlet) idi. Hiç bir zaman ne hedefleri ne yapısı itibariyle imparatorluk denebilirdi ona. Baştan sona her kuruluşunda islâm insanının devlet anlayışını gerçekleştirmek düşünce, inanç ve heyecanı görülüyordu. Müslümanları bir bayrak, bir devlet kanadı altında toplamıştı. Batiya karşı, müslümanları doğrudan doğruya, Asya&#8217;yı da dolaylı olarak koruyan, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanlida-islamin-insan-ve-devlet-anlayisi-hakimdi/">Osmanlı’da, İslam’ın İnsan ve Devlet Anlayışı Hakimdi…</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/817157_19ac02c69bf74b13aef39453891c89f0.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-6039" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/817157_19ac02c69bf74b13aef39453891c89f0.jpg" alt="Osmanlı'da, İslam'ın İnsan ve Devlet Anlayışı Hakimdi..." width="539" height="539" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/817157_19ac02c69bf74b13aef39453891c89f0.jpg 1200w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/817157_19ac02c69bf74b13aef39453891c89f0-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/817157_19ac02c69bf74b13aef39453891c89f0-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/817157_19ac02c69bf74b13aef39453891c89f0-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/817157_19ac02c69bf74b13aef39453891c89f0-360x360.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/817157_19ac02c69bf74b13aef39453891c89f0-768x768.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/817157_19ac02c69bf74b13aef39453891c89f0-1024x1024.jpg 1024w" sizes="(max-width: 539px) 100vw, 539px" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Osmanlı İmparatorluğu adını verdikleri devletimizin asıl adı, Devlet-i Aliyye (Yüce Devlet) idi. Hiç bir zaman ne hedefleri ne yapısı itibariyle imparatorluk denebilirdi ona. Baştan sona her kuruluşunda islâm insanının devlet anlayışını gerçekleştirmek düşünce, inanç ve heyecanı görülüyordu. Müslümanları bir bayrak, bir devlet kanadı altında toplamıştı.</p>
<p>Batiya karşı, müslümanları doğrudan doğruya, Asya&#8217;yı da dolaylı olarak koruyan, tarihî, siyasî, askeri, sosyal bir çin şed<span class="text_exposed_show">di idi. Yalnız maddî anlamda bir sed değildi, ayni zamanda manevi alanda da Kur’an-ı Kerimde anılan Zülkarneyn Şeddi gibiydi. Yüzyıllarca yukardan Rusların, Batıdan Avrupalıların, Doğudan İranlıların durmak bilmez saldırılarıyla yıkmak istedikleri bu devlet, üç kıtanın kavşak noktasında bütün dünyaya insanlık dersi veren, adaletin, merhametin, faziletin kalesi bir islâm ve bir ortadogu devletiydi. Ne zaman ki düşmanlarımız onu yıktı, o zaman, Ortadoğuya ve bütün islâm ülkelerine zillet yağdı; çirkef, bendi yıkılmış baraj sulan gibi boşandı üstümüze.</span></p>
<div class="text_exposed_show">
<p>Yüce Devleti Avusturya imparatorluğu, Rus Çarlığı gibi günü geçmiş bir devlet sayarak Birinci Cihan Savaşında yıkılışını tabii görenler, basit fakat hain bir propagandanın zihnî kurbanı oluyorlar. Rus Çarlığı yıkıldı ama yerine daha korkunç bir komünizm imparatorluğu kuruldu. Avusturya-Macaristan imparatorluğunun yerini Almanya aldı. Ama Yüce Devletin yerini alan bir devlet kurulmadı. Daha doğrusu kurdurulmadı. İslam devletleri irili ufaklı lokmalar halinde batılıların intihasına terk edildi.</p>
<p>Sezai Karakoç,Sur Yazıları (3)</p>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanlida-islamin-insan-ve-devlet-anlayisi-hakimdi/">Osmanlı’da, İslam’ın İnsan ve Devlet Anlayışı Hakimdi…</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/osmanlida-islamin-insan-ve-devlet-anlayisi-hakimdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düşünce Mirasımıza Dair</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dusunce-mirasimiza-dair/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dusunce-mirasimiza-dair/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2014 15:39:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Rüşd]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Sina]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazali]]></category>
		<category><![CDATA[Aristoculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce Mirasımıza Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Dücane Cündioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Eş'ari]]></category>
		<category><![CDATA[Farabi]]></category>
		<category><![CDATA[Feyz Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Keşfi Kadim(İmam Gazali'ye Dair)]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam ile Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Maturidilik]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Platonculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2307</guid>

					<description><![CDATA[<p>…&#8221;Yeni bir şeyler söylemek&#8221; iddiasıyla ortaya çıkanlar, farklı bir medeniyetin sözcülüğünü yapar hâle düştüklerini bile fark etmeksizin egemen olanı evrensel olan mertebesine çıkardıkları gibi, &#8220;hak taaddüt etmez.&#8221; düsturunu unutup birdenbire başka hakikatler olabileceği yalanıyla kendilerini aldatmayı tercih etmişlerdir. Bu toprakların çocukları Ben Hakikatim demeyi unuttukları günden beri yeni bir şeyler ortaya koymaya çalışıyorlar ama yaklaşık [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dusunce-mirasimiza-dair/">Düşünce Mirasımıza Dair</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://ilimcephesi.com/dusunce-mirasimiza-dair/tahsil2-702x336-2/" rel="attachment wp-att-17137"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-17137" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/tahsil2-702x336.png" alt="" width="492" height="235" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/tahsil2-702x336.png 702w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/tahsil2-702x336-600x287.png 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/tahsil2-702x336-300x144.png 300w" sizes="(max-width: 492px) 100vw, 492px" /></a>…&#8221;Yeni bir şeyler söylemek&#8221;</em> iddiasıyla ortaya çıkanlar, farklı bir medeniyetin sözcülüğünü yapar hâle düştüklerini bile fark etmeksizin egemen olanı evrensel olan mertebesine çıkardıkları gibi, &#8220;hak taaddüt etmez.&#8221; düsturunu unutup birdenbire başka hakikatler olabileceği yalanıyla kendilerini aldatmayı tercih etmişlerdir.</p>
<p>Bu toprakların çocukları Ben Hakikatim demeyi unuttukları günden beri yeni bir şeyler ortaya koymaya çalışıyorlar ama yaklaşık bir asırdır ne yeni bir şeyler söylüyorlar, ne de yeni bir şeyler ortaya koyuyorlar. Yeni bir şeyler ortaya koymayı marifet addettikçe, o ortaya koyduklarını zannettikleri yenilikler, kendi dünyalarının değil, egemen dünyanın kabul ve takdir edebileceği lâfazanlıklardan öteye gitmiyor.</p>
<p>Evet, bu toprakların çocukları, yeni bir şeyler ortaya koymayı marifet addettikçe, bir türlü kendileri kalmayı beceremiyorlar; bir türlü tarihlerini ve coğrafyalarını kendi bütünlüğü ve sürekliliği içinde algılayamıyorlar. Yapısal bütünlüğü parçalanmış, tarihsel sürekliliği kesintiye uğramış böylesi bir dünya tasavvuruna saplanıp kaldıkça da yeniden ve bir daha o muhteşem imparatorluk ufkuna, o muazzam İstanbul ufkuna yerleşmek imkânını ele geçiremiyorlar. Oysa bir kez, evet bir kez o ufuktan dünyaya bakmayı denerlerse, eksik parçalar yerini bulacak ve keşf-i kadîm çabası daha önce olduğu gibi bugün de kendilerine güç ve kuvvet verecektir!</p>
<p>Kadîm olanı keşfetmek, yeni olanı ortaya koymaktan belki daha güç ve fakat hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki çok daha asil bir çabadır! Tarih, bugüne değin, kadîm olanı keşfetmek için çaba sarf etmeyen hiçbir toplumun yeni bir şey ortaya koyabildiğine tanıklık etmedi. İşte zaten bu yüzden bu toprakların çocuklarının öncelikli görevi vaz&#8217;-ı cedid değil, keşf-i kadîm olmalıdır. (Keşf-i Kadîm, sf.17-18)</p>
<p>Çağdaş İslâm Düşüncesi&#8217;nin mevcut formunu kazanmasına katkıda bulunanlar, İslam Düşüncesi&#8217;nin nazarî mirasını göz göre göre ve hiç acımadan nisyana terk ettiler, küçümsediler ve bir süre sonra onunla irtibat kuramayacak bir noktaya geldiler. Öyle ki terk ettikleri tarafından terk olundular. Şunun şurasında henüz bir asır bile dolmadan Dilbilim ve Mantık&#8217;ta mesela Cürcani, Sekkakî, Kazvinî veya Urmevî&#8217;yi değil, sadece Ahmed Cevdet Paşa, Elazığlı Abdünnâfi Efendi ile Said Nursî&#8217;yi; Kelâm&#8217;da Îci, Taftazanî veya Seyyid Şerif&#8217;i değil, Giritli Sırrı Efendi ile Harputlu Abdüllatîf Efendi&#8217;yi; Tefsir&#8217;de Taberî veya Zemahşerî&#8217;yi değil, sadece Elmalılı Hamdi Efendi&#8217;yi; Hadis&#8217;te Askalânî, Kastalânî veya Aynî&#8217;yi değil, Babanzâde Ahmed Naim&#8217;i; Usûl-i Fıkıh&#8217;ta Abdülaziz Buharî veya Pezdevî&#8217;yi değil, Büyük Haydar Efendi ile Seyyid Bey&#8217;i; Tasavvufta İbn Arabî, Konevî veya Mevlâna&#8217;yı değil, Ahmed Avni Konuk ile Elif Efendi&#8217;yi; Felsefe&#8217;de Farabî, İbn Sina, Gazâlî veya İbn Rüşd&#8217;ü değil, Süleyman Hasbî Efendi&#8217;yi, hiç değilse Rıza Tevfik ile İsmail Fenni Ertuğrul&#8217;u bile anlamaktan aciz kalınmasının nedeni bu basiretsizce yapılan redd-i mirastır.</p>
<p>Evet, Çağdaş İslam Düşüncesi köklerine dönmelidir! Fakat şimdilik hiç değilse bir asır öncesine dönmek için yola düşmeli, bir daha yolda düşmemek için son düştüğü yerden ayağa kalkabileceğini ispat etmelidir. Çünkü bu kâbustan bir an evvel kurtulamazsak, genç nesiller İslam Düşüncesini &#8216;miras&#8217; olmaktan çıkarıp &#8216;tereke&#8217; haline getiren imitasyon meraklılarının açtığı çukurlarda çırpınmayı sürdürmekten kurtulamayacaklar! (Keşf-i Kadîm, sf.38-39)</p>
<header class="header effect-1 header-a99f91 active">
<div class="container">
<div class="row">
<div class="col-md-24">
<div class="template classible"><span class="name">Dücane Cündioğlu : İslâm Düşüncesi****nin Özgünlüğü Sorunu (I)</span></div>
<nav class="option right">
<ul>
<li class="item social drop-down"><span class="button">PAYLAŞ<i class="icon-arrow-share"></i></span>
<div class="drop-content right">
<div class="share share-single classible share-change" data-id="48162" data-type="5" data-url="https://www.yenisafak.com/yazarlar/ducanecundioglu/islm-duuncesinin-ozgunlugu-sorunu-i-48162" data-title=" İslam Düşüncesinin Özgünlüğü Sorunu (I)">
<div class="icon-group circle x32"></div>
<div class="icon-group circle x32"></div>
<div class="icon-group circle x32"></div>
<div class="icon-group circle x32"></div>
<div class="icon-group circle x32"></div>
</div>
</div>
</li>
<li class="item save drop-down"><i class="icon-turned-in"></i></li>
</ul>
</nav>
</div>
</div>
</div>
<div class="overlay dark"></div>
<div id="progressbar" class="progress"></div>
</header>
<section class="main">
<section class="header header-a99f91">
<div class="container">
<div class="row">
<div class="col-md-24">
<nav class="nav header swiper-container swiper-container-horizontal swiper-container-android" data-swipe="index-menu">
<ul class="swiper-wrapper">
<li class="swiper-slide swiper-slide-active"><a class="ripple" title="Manşet" href="https://www.yenisafak.com/">Manşet</a></li>
<li class="swiper-slide swiper-slide-next"><a class="ripple" title="Gündem" href="https://www.yenisafak.com/gundem">Gündem</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" title="Dünya" href="https://www.yenisafak.com/dunya">Dünya</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" title="Spor" href="https://www.yenisafak.com/spor">Spor</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" title="Ekonomi" href="https://www.yenisafak.com/ekonomi">Ekonomi</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" title="Teknoloji" href="https://www.yenisafak.com/teknoloji">Teknoloji</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" title="Hayat" href="https://www.yenisafak.com/hayat">Hayat</a></li>
<li class="swiper-slide"></li>
<li class="active swiper-slide"><a class="ripple" title="Yazarlar" href="https://www.yenisafak.com/yazarlar">Yazarlar</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" title="Video" href="https://www.yenisafak.com/video-galeri">Video</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" title="Foto Galeri" href="https://www.yenisafak.com/foto-galeri">Foto Galeri</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" title="Bilgi Kartları" href="https://www.yenisafak.com/bilgi">Bilgi Kartları</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" title="İnfografik" href="https://www.yenisafak.com/infografik">İnfografik</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" title="Son Dakika" href="https://www.yenisafak.com/son-dakika">Son Dakika</a></li>
</ul>
<div class="swiper-controls"></div>
</nav>
</div>
</div>
</div>
</section>
<section class="header header-a99f91 sub">
<div class="container">
<div class="row">
<div class="col-md-24">
<nav class="nav category swiper-container swiper-container-horizontal swiper-container-android" data-swipe="category-menu" data-category="yazarlar">
<ul class="swiper-wrapper">
<li class="swiper-slide swiper-slide-active"><a class="ripple" href="https://www.yenisafak.com/yazarlar">Yazarlar</a></li>
<li class="swiper-slide swiper-slide-next"><a class="ripple" href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/bugun-yazanlar">Bugün Yazanlar</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/gazete">Gazete Yazarları</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/internet">İnternet Yazarları</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/spor">Spor Yazarları</a></li>
<li class="swiper-slide"><a class="ripple" href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/arsiv">Arşiv Yazarları</a></li>
</ul>
<p><i class="icon-arrow-left"></i><i class="icon-arrow-right"></i></nav>
</div>
</div>
</div>
</section>
<section id="article-list" class="content infinite-scroll-container">
<div class="infinite-scroll-item infinite-scroll-item-initial infinite-scroll-item-active">
<div class="ads-group">
<div class="container">
<div class="row">
<div class="col-md-24">
<div class="ads masthead">
<div id="ad-masthead-48162" class="head dev-ad-masthead"><iframe title="Masthead" src="https://www.yenisafak.com/ad/masthead?adv=yazarlar" width="320" height="100" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" data-mce-fragment="1"></iframe></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="content-group" data-content="article" data-id="48162" data-author-name="Dücane Cündioğlu" data-author-url="/yazarlar/ducanecundioglu">
<div class="container">
<div class="row">
<div class="col-md-24">
<div class="ads pageskin"></div>
</div>
</div>
<div class="row border">
<div class="col-md-6"></div>
<div class="col-md-15 offset-md-2">
<header class="head-col">
<div class="category"><a class="item border-a99f91" title="Gazete Yazarı" href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/Gazete" data-color="a99f91">GAZETE YAZARI</a></div>
<div class="title">
<h1>İslâm Düşüncesi&#8221;nin Özgünlüğü Sorunu (I)</h1>
</div>
<div class="article" data-display="mobile">
<div class="bio">
<div class="bio-group flex">
<div class="photo circle"><img decoding="async" src="https://image.yenisafak.com/resim/imagecrop/2017/08/09/07/47/554x554resized_98494-89aa5164editor2.png" alt="Dücane Cündioğlu" /></div>
<div class="name">Dücane<strong>Cündioğlu</strong><small>Gazete Yazarı</small></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="information"><time class="item time" data-color="green">30 Mar 2001, Cuma</time></div>
</header>
<article class="main-col">
<div class="reactions flex">
<div class="reaction-group">
<section id="side-comment-48162" class="pid-comment pid-top" data-main="#main-comment-48162">
<div class="pid-rating ng-scope" style="box-sizing: border-box; vertical-align: top; position: relative;">
<div class="pid-select-comment-icon-wrapper pid-flx"></div>
<div class="pid-rating-overlay"></div>
</div>
</section>
</div>
<div class="comment-popup" data-id="48162"></div>
</div>
<div class="text">İslâm Düşüncesi&#8221;nin özgünlüğü sorununu ele almak ve dolayısıyla sağlıklı bir hükme varabilmek için, hiç kuşkusuz bu düşünce geleneğinin bütün dönemlerini ve mahsûllerini eksiksiz bir biçimde ele almak gerekir. Oysa hem Batı dünyasında, hem de İslâm dünyasında yapılan akademik çalışmalar daha şimdiden -henüz ikna edici bir tablo ortaya konulmadan- birtakım önyargılı karalamalarla dolup taşmakta, neredeyse eline kalem alan herkes İslâm düşünce tarihini İmam Gazâlî&#8221;den öncesi ve sonrası diye kabaca ikiye ayırıp ilkini göklere çıkarmakta, ikincisini ise âdeta yere/yerin dibine (!) batırmaktan çekinmemektedir.İlk dört asrın altın asırlar olduğu, ictihad kapısının açık bulunduğu, düşüncenin özgürce yeşerebildiği, Kindi-Farabî-İbn Sina gibi büyük düşünürlerin yetiştiği ve fakat İmam Gazâlî&#8221;nin felsefe eleştirisinden sonra aklın donduğu, özgür düşüncenin karardığı, zihinlere skolastizmin hâkim olduğu, İslâm dünyasını ataletin bürüdüğü, orijinal ilim ve felsefe adamlarının yetişmediği, vb. şikayetler öne sürülmekte; böylelikle Gazâlî öncesi için aydınlık, sonrası içinse karanlık tasvirler imal edilip -yalana kuvvet!- bu medeniyetin mensuplarına eşik teşkil edecek o koca zemin ayaklarının altından usûlce çekilivermektedir.</p>
</div>
</article>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</section>
</section>
<p>Sözü uzatmadan açıkça söyleyelim: Gazâlî öncesi dönem, İslam Düşüncesi&#8217;nin çocukluk dönemidir, emekleme asırlarıdır; İslam Düşüncesi&#8217;nin zirveye çıktığı, sadece düşünce alanında değil, bilim alanında da en özgün, en yüksek mahsûllerini verdiği asıl dönem ise Gazâlî sonrası asırlardır. Öyle ki bu asırlar, İslam Düşüncesi&#8217;nin -iddia edildiği gibi- zevâl değil, kemâl asırlarıdır!</p>
<p>Bu hakikatin ısrarla görmezlikten gelinmesi siyasi maksatlıdır ve oryantalist proje, bidayetinden bu yana Selçuklu ve bilhassa Osmanlı dönemlerinin karanlıkta kalması için kasd-ı mahsusla Gazâlî sonrasını küçümsemekte, yazılan onbinlerce eserin üzerine küçücük bir ışık huzmesi bile düşmesini engellemek için var gücüyle çalışmaktadır. Ne yazık ki bu insanlar kendilerine İslam dünyasından taşeronlar bulmakta da hiç zorlanmamışlar, bu kasıtlı cehaletin (tecahülün) sözcülüğünü üstlenmekten ar etmeyen birtakım nevheveskâr yerliler de çıkmıştır.</p>
<p>Osmanlı deyince akıllarına kardeş katlinden veya harem hikâyelerinden başka birşey gelmeyen bu zavallıların, kendi tarihleri hakkındaki olumsuz yargılarının ardında oryantalist projenin hiçbir ilmi mesnede dayanmayan indî iddiaları vardır.<br />
Askeri ve siyasi mağlubiyetlerinin tazminatını ilmi miraslarından vazgeçmekle ödeyebileceklerini sanan; kendi tarihine, kendi kültürüne, kendi ilmî-dinî geleneğine düşmanlık besledikçe, kendi benliğini inkar ettikçe ve ettiği takdirde adam olacağı yalanına inanan bu ben-idrakinden mahrum gürûh, Gazâlî sonrasını inkar etmekle, tanımadığı, anlamadığı, takdir etmekten aciz kaldığı bu ilim mirasını küçümsemekle ne denli büyük bir hata yaptığını fark edememektedir bile.(Keşf-i Kadîm, sf.46-47)</p>
<p>Sizi bilmem ama ben bu zevâtın yorumlarını değil, yorumlarına mesnet teşkil eden bilgilerini hesaba çekmenin vacip olduğuna inanıyorum. Nitekim İslam düşünce geleneğinin büyük ustaları, bilginin kaynakları ve yöntemleri hususunda takip edilecek vasıtaları ve bu vasıtaların üzerinde yürüyebileceği zemini tanımlamak sadedinde şöyle diyorlardı: Marifete vüsûl iki tarik üzredir: Birincisi Nazar, ikincisi Keşf. Şayet &#8216;nazar&#8217; bir nebinin vahyini (haber-i sâdık) esas alıyorsa bunun adı Kelâmdır; almıyorsa Felsefedir (Meşşaîlik, Aristoculuk). Kezâ &#8216;keşf&#8217; vahyi esas alıyorsa bunun adı Tasavvuf-ı Müteşerriadır; almıyorsa İşrakiliktir (Platonculuk).</p>
<p>İşte bu yüzden Kelâm, İslami ilimler hiyerarşisinin koruyucu şemsiyesidir. Hüccetimiz Gazâlî&#8217;nin ifadesiyle: Bütün İslâmi ilimler cüzîdir ve en nihayet bir cüz&#8217;ün ilmidir. Ancak Kelâm İlmi müstesna; zira bir tek o küllîdir. Bu bakımdan Kelam, İslâmî nassların (Kur&#8217;an ve Sünnet akidesinin) aklî inşası demektir ve zannedildiği gibi salt bir savunma aracı değildir. Bilakis nassın ifade ettiği hakikati aklen inşa etmenin yoludur Kelam. Bu yönüyle cedelî değil, inşaî bir ilimdir. Gazâlî öncesi Kelâm İlmi için söylenildikte, bu cedelî sıfatı belki bir kıymet arzedebilir ve fakat Gazâlî sonrası Kelâmı (müteahhirîn devri) için katî surette bir tanımlamadır.</p>
<p><strong>Nitekim Müteahhirîn Kelâmı&#8217;na dair yazılan eserler umumiyetle dört bölümden oluşurlar:</strong></p>
<p>1) Mebâdî (Aklî ilkeler, mantık)</p>
<p>2) Umûr-i Âmme (vücûd-u adem, mahiyet-hüviyet, vahdet-kesret, vs.)</p>
<p>3) Mümkinât (tabiat bilimleri: optik, astronomi, vs.)</p>
<p>4) Semiyyât (Sıfatlar meselesi, nübüvvât, mucive, vs.)</p>
<p>Bugün sözümona Kelâm İlmi diye bilinen ve ilahiyatlarda okutulan bahisler, Kelam sistematiği içerisinde çok küçük bir yer işgal eden Semiyyât bahsine ait olup ilk üç bölüm Kelâm&#8217;a felsefe karıştırılmıştır iddiasıyla hasıraltı edilmektedir.</p>
<p>Kelâm&#8217;da niçin aklın evvel, naklin müevvel olduğu çağdaşlarımız tarafından yeterince anlaşılamadığından, biraz da selefî rüzgarların etkisinde kalındığından, ne yazık ki Kelâm İlmi denince, herkesin aklına mesail-i nakliye gelmekte, dolayısıyla bu ilim aleyhinde ileri-geri konuşmak bir marifet addedilmektedir.</p>
<p>Bu kısa açıklamalara binaen söyleyecek olursak Osmanlı&#8217;nın, Yavuz Sultan Selim&#8217;in Mısır&#8217;ı fethinden sonra Eşarî âlimlerin istilasına uğrayıp Eşarîleştiği iddiası, işte Kelam&#8217;ın İslam dünyasında Gazâlî&#8217;den sonra kazandığı formu bilmeyenlerin, anlamayanların uydurduğu bir iddiadan ibarettir. Çünkü Osmanlı dönemi İslam düşüncesi Kelâmî karakterdedir ve Osmanlı uleması Kelâm&#8217;da değil, Akide&#8217;de Eşarî veya Maturidîdir; ancak hepsi de Sünnî Kelâm geleneğinin mensuplarıdır. Nitekim Adududdin Îcî (Mevakıf), Seyyid Şerif Cürcanî (Şerh-i Mevakıf), Fenerîzâde Hasan Çelebi (bu şerhin haşiyesi) ya da Taftazanî (Şerh-i Mekâsıd), Ali Kuşcu (Şerh-i Tecrîd) Osmanlı Kelâmı&#8217;nın büyük ustalarıdır ve bir Eşarî olan Fahr&#8217;ur-Razî&#8217;nin izleyicileridir.</p>
<p>I.Bayezid devrinde (1300&#8217;lü yıllarda) Molla Fenarî&#8217;nin derinleştirdiği evlekte yürüyen talebeleri Osmanlı topraklarında ve bâhusus Mısır&#8217;da cirit atıyorlardı. Böylelikle Osmanlı uleması, Mısır&#8217;ın fethinden çok önceleri medreselerin müfredatını bu sistem üzre teşekkül ettirmişlerdi bile. (Bu arada Hâşiye-i Tecrid medreselerini hatırlayınız.)</p>
<p>Eşarîlik ve Maturidîlik arasındaki farklara (furukât) gelince, bunlar furuâta dair farklar olup esasa dair değildir; tabir-i diğerle iki akidevî ekol arasında mahiyet değil, derece farkı vardır ve bu farklar bu âlimlerin aynı Kelâm sisteminin içinde birlikte hareket etmelerine mani olmamıştır. İmam Eşarî&#8217;nin zat-sıfat ayrımı yaptığı, İmam Maturidî&#8217;nin zat-sıfat ayrımı yapmadığı şeklindeki iddialar ise tek kelimeyle vehimdir ve hiçbir ilmî temeli de yoktur.</p>
<p>Kelâm&#8217;la Felsefe arasındaki temel fark, bir Kâdir-i Muhtar Tanrı&#8217;yı merkeze alıp almamak meselesiyle alakalıdır. Bu bakımdan Maturidîler ile Eşarîlerin ortaklaşa inşa ettikleri Kelâm nazariyâtını yıkmak isteyenlerin Fransız oryantalizminin desteğindeki modernist saldırıyı püskürtmek amacıyla Maturidîliği bırakıp Eşarîliğe geçen Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi&#8217;nin müdafaasındaki asaleti fark edememeleri gayet tabiidir.</p>
<p>Eşarîlik-Maturidîlik meselesinde ve bâhusus aleyhinde bulunmanın marifet sayıldığı Kelâm İlminin sağlıklı bir biçimde anlaşılması konusunda daha ziyade tafsilât verilmesi gayet tabiidir. Müteferrik yazılarda bu tür meseleleri tafsilatıyla ele almayı münasip bulmamakla beraber, yine de bazı başlıklara işaret etmenin ve okuru piyasaya sürülen ucuz fikirlerin parlaklığına aldanmamaları maksadıyla uyarmanın faydadan hâli olmayacağına inanıyorum. Binaenaleyh ilmi mirasımızdan bî-haber olan geniş kitlelerin dahi bazı hakikatleri bilmek ve tedavülde olan fikirleri mukayese etmek hakkı vardır.</p>
<p>….. Tarihi tamamen devrin ideolojik ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde çarpıtan bu söylem, bugün sadece popüler-bilim çevrelerinde değil, ilâhiyatçılar arasında da kendisinden kuşkulanılmayan bilimsel bir tespit değeri kazanmıştır. Sanırım dünyanın hiçbir yerinde, Râzî, Amidî, Taftazanî, Cürcanî, Mevlâna, Konevî, Sühreverdî, Simavî düzeyindeki ilim ve irfan devleri kendi çocukları tarafından böylesine beylik tahlillerle mahkûm edilmemiş ve bu denli aşağılanmamıştır.(Keşf-i Kadîm, sf.71)</p>
<p>….Sözün özü, düşünmenin bu topraklara geri dönmesi, sadece düşünmenin hakkını vermekle değil, düşünmenin hakkını verenlerin hakkını vermekle de mümkün olabilir ancak! Aksi takdirde tarihimizden ibret de alamayız, kuvvet de.(Keşf-i Kadîm, sf.73) y</p>
<p>Not: Bu yazı, Dücane Cündioğlu&#8217;nun Keşf-i Kadîm isimli eserinden bazı önemli bölümler dikkate alınarak özetlenmiştir.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dusunce-mirasimiza-dair/">Düşünce Mirasımıza Dair</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dusunce-mirasimiza-dair/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
