<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Oğuzlar | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/oguzlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Jun 2017 14:49:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Oğuzlar | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Büyük Selçuklular- Tuğrul Bey (2. Bölüm)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-tugrul-bey-2-bolum/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-tugrul-bey-2-bolum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 20:13:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Bey]]></category>
		<category><![CDATA[İmparatorluk]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasi Halifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Altuncan]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Dukak]]></category>
		<category><![CDATA[Karahanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynak: Nesimi Yazıcı – İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt]]></category>
		<category><![CDATA[Mikail]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuzlar]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tuğrul Bey (1040-1063) Tuğrul Bey döneminde Selçuklu sınırlarının büyük bir hızla genişle­tilmesine devam edildi. Değişik Selçuklu kumandanları eliyle 1040’da Herat, 1041 ’de Sistan, 1051’den itibaren Kirman, Umman fethedilerek ül­keye katıldı. Bu sırada aile fertleri arasında bazı mücadelelerin varlığına da temas etmek gerekir. İbrahim Ymal, Resul Tekin ve Kutalmış’ın isyan­ları gibi. Bu vesileyle Hârizm’in ele geçirilişini [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-tugrul-bey-2-bolum/">Büyük Selçuklular- Tuğrul Bey (2. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-15955 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-300x253.jpg" alt="" width="464" height="391" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-300x253.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-600x505.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-768x647.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-1024x863.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal.jpg 1187w" sizes="(max-width: 464px) 100vw, 464px" /></a></h2>
<h2><strong>Tuğrul Bey (1040-1063)</strong></h2>
<p>Tuğrul Bey döneminde Selçuklu sınırlarının büyük bir hızla genişle­tilmesine devam edildi. Değişik Selçuklu kumandanları eliyle 1040’da Herat, 1041 ’de Sistan, 1051’den itibaren Kirman, Umman fethedilerek ül­keye katıldı. Bu sırada aile fertleri arasında bazı mücadelelerin varlığına da temas etmek gerekir. İbrahim Ymal, Resul Tekin ve Kutalmış’ın isyan­ları gibi. Bu vesileyle Hârizm’in ele geçirilişini de (1043) kaydetmek ge­rekir. Bu arada gerek bu fetihte büyük yararlılığı görülmüş olan ve gerek­se daha önce Belh, Cüzcân, Badgîs, Huttalân ve diğer Toharistan şehirle­rine hakim olan ve kardeşinin sultan olmasına rıza gösterecek kadar mah­viyet sahibi bulunan Çağrı Bey 70 yaşında olduğu halde (Safer 453/Mart 1060) Serahs’ta öldü. Bilindiği gibi naaşı daha sonra oğlu Alp Arslan ta­rafından yaptırılan Merv’deki türbesine nakledilecektir.</p>
<p>Sultan Tuğrul Bey’in devletinin sınırlarını kuzey, güney ve doğu yön­lerinde genişletmesi yanında, önemli icraatlarından biri de, Türkmen çıkın­larını Anadolu&#8217;ya kanalize etmek suretiyle, bu toprakların ebedî bir Türk yurdu olmasına katkısıdır. Dandanakan zaferinin kazanılmasından sonra Oğuzlar, büyük kütleler halinde Selçuklu ülkesine göç etmeye başladılar. Beraberlerinde biraz da intizamsızlık ve düzensizliği getirmişlerdi. Bu du­rumda Tuğrul Bey’e düşen, hakim olduğu İslâm ülkelerindeki halkı koru­mak, refahlarını sağlamak, bu arada devletinin temelini ve askerî gücünü oluşturan bu ırkdaşlarına yurt bulmak ve geçim imkânlarım hazırlamaktı. O aynı zamanda da İslâm’ın sultanı ve hâmîsi idi. Bu vaziyet karşısın^ İslâm ülkelerine giren Türkmenler, isabetli bir biçimde Bizans ülkesin yönlendirildiler, böylece bölgenin Türkleşmesine önemli katkıları temin edildi. Tabiatıyla bu arada İran ve Azerbaycan’da da muhtelif fetihler ger­çekleştirilmiştir. Nitekim fütuhât bölgesine yakınlığı dolayısıyla Nişabur yerine buradaki Rey başkent yapılmıştır (1043). Bizans’la yapılan ve İb­rahim Yınal’ın yönettiği Selçuklu ordusuyla Bizans ordu komutanı Lipa­rit arasındaki savaşta (18 Eylül 1048) Bizans ordusu mağlup edilmişti. Bu sene, Çağrı Bey’in daha Önceki faaliyeti bir kenara bırakılırsa, Türklerin Bizans topraklarına sürekli akınlarmın başlangıç tarihi olarak belirlenebi­lir. Hasankale zaferi sonrasında esirler arasında bizzat Liparit de vardı. Ganimet çok boldu. Bu savaşın sonunda batıdan Peçenekler tarafından sı­kıştırılan Bizans imparatoru Monomakhos ile bir antlaşma yapıldı. Liparit zengin hediyeler karşılığı kurtulmuştu. Tuğrul Bey, daha sonraki yıllarda bizzat ordusunun başında (1054 başları) Doğu Anadolu’ya gelerek, fetih hareketlerini düzenleyecek ve destekleyecektir. Onun bölgeden ayrılma­sından sonra ise akınlar ve fetihler görevlendirdiği Selçuklu şehzadeleri, emirler ve Türkmen beyleri tarafından yürütülmüştür.</p>
<p>Tuğrul Bey’in Anadolu’ya ilgisi ve bu ülkeyi bir Türk-İslâm yurdu yapma çalışmaları, tahtta bulunduğu sürece devam edecek, kendisinden sonrakilere de, mutlaka gerçekleştirilmesi gereken, değişmez bir hedef olarak intikal edecektir. Bununla birlikte onun dönemindeki Anadolu ha­rekâtı, tam anlamıyla bir fetih niteliğini taşımaktan ziyade, bilhassa da da­ha sonraki yıllarda yapılacak olan fetih ve kalıcı yerleşme hareketlerine uygun zeminler hazırlamış olmasıyla önemlidir.</p>
<p>Bu vesileyle genelde Selçuklular ve özelde Tuğrul Bey ile Bağdat Abbasî Hilâfeti’nin ilişkileri üzerinde kısaca durmak gerekir. Bilindiği gi­bi daha önce Halifenin elçisi Tuğrul Bey’e gelmiş, onun tarafından da Ha­lifeye elçi gönderilerek iyi ilişkiler tesis edilmişti. Bu arada Çağrı Bey’in kızı Hatice Arslan ile Halife Kâim-Biemrillah’ın evlendiklerini görüyo­ruz. Daha sonra Halife bazı Türkmen gruplarının İslâm diyarlarındaki ha­reketleri dolayısıyla tanınmış İslâm bilgini el-Ahkâmu’s-Sultâniye’nin müellifi el-Mâverdî’yi Tuğrul Bey’e göndermiştir. Selçukluların her yöne doğru hızla fetihlerini sürdürdükleri sırada Abbasî Halifesi Şiî Büveyhîler ve Fatımîler tarafından desteklenen Arslan Besâsirî’nin baskısı altın­daydı. Kâim-Biemrillah’m daveti üzerine Tuğrul Bey Bağdat’a yöneldi. 25 Ramazan 447/18 Aralık 1055’te şehre girdi. Böylece 110 yıldan fazla sürmüş olan Abbasî Hilâfeti üzerindeki Büveyhî hakimiyetine son verildi,</p>
<p>Besâsirî kaçmıştı. Tuğrul Bey, Halife’nin tahsisâtını artırdı. BöyleceiL basî Halifesini himaye etmek suretiyle Sünnî İslâm dünyasının müdafaa, nı da üstlenmiş oluyordu. Ay-Tigin (Aytekin)’i Bağdat’a askerî vali u ne) olarak bırakan Tuğrul Bey, şehrin yeniden imarını da başlatmış ve oradan ayrılmıştır.</p>
<table style="height: 45px;" width="1362">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tuğrul Bey Z. Kâde 449/Ocak 1058’de Bağdat’a tekrar geldi. Bu sırada büyük törenler yapıldı. Halife Kâim-Biemrillah, Tuğrul Bey’e sancaklar, hil’atlar verdi, taç giydirdi, kılıç kuşattı. Onu Melikü’l-Meşrik vel Mağrib ilan etti. Ebû Talib künyesi ile Rüknü’d-Dünya ve’d-Din lâkabını de ve Yemînü Emîri’l-Mü’minîn, Kasîmü Emîri’l-Mü’minîn unvanlarını ver­di. Böylece halife, dünyevî yetkilerini Tuğrul Bey’e devretmiş oluyordu Maamafıh O. Turan’ın da isabetle İfade ettiği üzere, Şiî Büveyhîler döne­minde de Halifenin dünyevî yetkileri onlar tarafından kullanılmıştı.</p>
<p>Selçuklu Tarihi mütehassıslarından birçoğunun kabul ettiği bir görüşe Se göre, Halife ile Tuğrul Bey’in bu ilişkileri, hiç şüphesiz tarihinin en güçsüz dönemlerinden birini geçirmekte olan Bağdat Abbasî Hilâfeti açısın­dan olduğu kadar, Büyük Selçuklu Devleti açısından da çok önemlidir. Zira yeni durumda Halife ve onu takip edenler Büveyhî baskısından kurtu­luyor, tam müstakil değillerse de, saygı duyulan bir mevkiye yükseltiliyor­lar, daha doğru ifadesiyle hilâfetin bütün Müslümanlarca gönülden bağlanılan saygıdeğer niteliği, büyük çapta iade ediliyordu. Bununla birlikte ha- ® lifeler bu durumu çok da büyük bir memnuniyetle kabul etmiş değillerdi. Nitekim bundan sonra onlar, tamamen bağımsız olmanın, dünyevî alanlar­da da yetki kullanmanın yollarını her fırsatta arayacaklardır.</p>
<p>Tuğrul Bey yönünden ise yeni durum, bir devletin sultanı olmak veya geniş toprakları içeren ülkeleri fethedip oraları devletine katmaktan çok daha mühim bir gelişme idi. Zira bundan sonra adı hutbelerde, halife®® j<sup>1</sup> isminden hemen sonra zikredilecek, “Doğunun ve Batının Hakânı” olan Abbasî Halifesi’nin tanındığı her yerde Müslüman cemaatin işleriyle ilgilenecekti. Zaman içerisinde Abbasî Hilâfeti’nin olan bütün bölgeleri y*® den bir elde toplamak, tabiatıyla rakip Kahire Fatımî Hilâfeti&#8217;ni kaldırmaya çalışmak, artık Tuğrul Bey’e ve ondan sonra kendisini eden sultanlara düşen bir görev, Büyük Selçuklu Devleti’nin takip etmesi gereken önemli bir siyasî hedef olacaktı.</p>
<p>Ana bir kardeşi İbrahim Yınal’ın isyanı üzerine Bağdat tan Tuğrul Beyin ayrılmasını fırsat bilen Arslan Besâsirî tekrar Bağdat’a girdi (Ara­lık 1058) ve el-Mansur Camii’nde hutbeyi Mısır Fatımî Halifesi el-Muntasır (1036-1094) adına okuttu, el-Mustanstrî adlı dinarlar bastırdı. Tuğrul Bey, İbrahim Yinal meselesini hallettikten sonra Bağdat’a üçüncü defa gelerek (Aralık 1059) Halife’yi tekrar makamına oturttu. Yangınlar­dan harap olmuş olan Bağdat’ı yeniden inşaya girişti. Emir Porsuk’u Bağdat şahnesi tayin etti, devlet işlerini rayına oturttu, sonra da Rey’e dön­dü. Bu arada Besâsirî, üzerine gönderilen Selçuklu birliğinin hücumuyla ele geçirilerek öldürüldü (Ocak 1060).</p>
<p>Tuğrul Bey’in Abbasî Hilâfeti ve halife Kâim-Biemrillah (1031-1075) ile olan ilişkisi dolayısıyla hatırlanabilecek bir konu da, halifenin kızı Seyyide Hatun’la evlenmesi meselesidir. Tuğrul Bey’in, zekâsı ve hayır severliği ile tanınmış olan karısı Altuncan Hatun, Aralık 1060’da Çağrı Bey’den dokuz ay sonra vefat etmişti. Hiç çocuğu olmayan Altuncan Ha­tun, bir rivayete göre Tuğrul Bey’e Halife’nin kızı ile evlenmesini tavsiye etmişti. Önce bu evliliğe razı olmayan Halife, sonra kabul etmiştir. 22 Ağustos 1062’de Tebriz dışında nikah kıyıldı. Düğün ertesi sene Şubat 1063’te Bağdat’ta son derece gösterişli bir biçimde yapıldı. Fakat daha sonra Rey’e hareket eden Tuğrul Bey, burada kısa bir süre sonra hastala­narak 70 yaşında olduğu halde 4 Eylül 1063’te öldü. Tahran’a 22 km. uzaklıkta bulunan Rey’deki türbesine (Kümbed-i Tuğrulı) gömüldü. “Ada­leti ve dindarlığı bütün kaynaklarda belirtilen Tuğrul Bey, zekâsı ve siya­sî görüşlerindeki isabeti ile, Selçuklu ailesi içinde temayüz etmiş, bu se­beple Selçuklu Devleti’nin ilk sultanı olmuş ve 25 yıla yakın saltanatı es­nasında temelini attığı Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun Yakın-doğuda dinî anlaşmazlıkları giderici, asayişi yerleştirici vasfı ile de sarsılmaz bir siyasî teşekkül olarak gelişmesini temin etmiştir. Bu itibarla Tuğrul Bey, Türk-İslâm Tarihinde seçkin bir yer tutmaktadır”<sup>85</sup></p>
<p>Tuğrul Bey’in dindar bir hükümdar olduğunu ifade etmiştik. “Kendi­ne saray yapıp yanında Allah’ın evini (cami) inşa etmezsem utanırım” sözü ona aittir. Kaynaklar Pazartesi ve Perşembe günleri daima oruçlu oldu­ğu da eklerler. Âlimlere ve din adamlarına sevgi ve saygı onun tabiatı- /f&#8217; paleti, şefkati, ihtiyatlılığı, sabrı, tahammülü ile göçebe bir teşkilâtın fiğinden imparatorluğun başına geçebilmiştir. Onun ölümünde devletin sınırları; Ceyhun’dan Fırat’a kadar ulaşmış, tâbî devletlerin sayı» bulmuştur. Ayrıca o, Türkmenleri Bizans’ın idaresinde bulunan Anadoluya sevk ederek burasının bir Türk yurdu haline gelmesine de İli olmuştur.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Nesimi Yazıcı – İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-tugrul-bey-2-bolum/">Büyük Selçuklular- Tuğrul Bey (2. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-tugrul-bey-2-bolum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Selçuklular 1040-1157 (1. Bölüm)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-1040-1157/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-1040-1157/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 12:28:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu tARİHİ]]></category>
		<category><![CDATA[Dukak]]></category>
		<category><![CDATA[Karahanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt 1071]]></category>
		<category><![CDATA[Mikail]]></category>
		<category><![CDATA[Nesimi Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Nesimi Yazısı - İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuzlar]]></category>
		<category><![CDATA[Samani]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15954</guid>

					<description><![CDATA[<p>BÜYÜK SELÇUKLULAR (1040-1157) Selçuklu İmparatorluğu, Türklerin kurmuş olduğu yüze yakın siyasî teşekkül arasında yer alan dört büyük imparatorluk (Hun, Göktürk, Sel­çuklu, Osmanlı)’dan üçüncüsüdür. Aynı zamanda da ilk ikisinin, Müslü­man Türkler tarafından kurulmadığı düşünülürse, Türklerin İslâmiyet’i ka­bullerinden sonra kurdukları iki büyük imparatorluktan birincisini oluştur­duğu ortaya çıkar. Selçuklu İmparatorluğu’nun temelleri Horasan’da yani tamamıyla İs­lâmlaşmış bir muhitte atılmıştır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-1040-1157/">Büyük Selçuklular 1040-1157 (1. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-15955 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-300x253.jpg" alt="" width="500" height="422" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-300x253.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-600x505.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-768x647.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-1024x863.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal.jpg 1187w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a></h2>
<h2><strong>BÜYÜK SELÇUKLULAR (1040-1157)</strong></h2>
<p>Selçuklu İmparatorluğu, Türklerin kurmuş olduğu yüze yakın siyasî teşekkül arasında yer alan dört büyük imparatorluk (Hun, Göktürk, Sel­çuklu, Osmanlı)’dan üçüncüsüdür. Aynı zamanda da ilk ikisinin, Müslü­man Türkler tarafından kurulmadığı düşünülürse, Türklerin İslâmiyet’i ka­bullerinden sonra kurdukları iki büyük imparatorluktan birincisini oluştur­duğu ortaya çıkar.</p>
<p>Selçuklu İmparatorluğu’nun temelleri Horasan’da yani tamamıyla İs­lâmlaşmış bir muhitte atılmıştır. Bu nedenle de onda eski Türk toplumu değerleriyle İslâmî değerlerin uyumlu bir kaynaşmasına şahit oluruz. Şüp­hesiz Büyük Selçuklu Devleti; Türk Tarihi’nin akışına yeni bir yön vermiş ve İslâm dininin akideleriyle donatarak zinetlendirdiği Türklüğe, yeni ve köklü bir hamle kudreti kazandırmıştır. Bu nedenledir ki, bütün Türk top­lulukları ve siyasî teşekküllerinde, günümüzde bile Selçuklu damgasının tesirleri hissedilmektedir.</p>
<p>Sınırlarının doğuda Sibirya’dan batıda Marmara denizi ve Ege kıyıla­rına, kuzeyde Kafkaslardan güneyde Mısır’a kadar uzandığı yani Afrika dışındaki bütün İslâm dünyasını içerdiği ve hatta Anadolu’yu da İslâm yurdu haline getirdiği düşünüldüğünde, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun ortaya çıkışının, Türk Tarihi açısından olduğu kadar, genel İslâm Tarihi yönünden de ne kadar büyük bir mana ifade ettiği kolaylıkla anla­şılır. Nitekim Türk Tarihi’nde olduğu gibi, İslâm Tarihi’nde de Selçuklu­lar, dört büyük İslâm imparatorluğu içerisinde (Emevî, Abbasî, Selçuklu, Osmanlı) üçüncüsünü oluştururlar ve ilk ikisi bugün için büyük çapta ha­tıra değeri olan tarihî vâkıalar halini aldılarsa da, Osmanlılarla birlikte Sel­çukluların müspet izlerini, başta hakimiyet bölgelerindekiler olmak üzere, daha sonraki hemen bütün İslâm devletlerinde kolaylıkla görmemiz müm­kündür.<sup>81</sup> Bu sebeple de Selçuklular, Türk Tarihi için olduğu gibi, İslâmTarihi için de önemli bir dönüm noktası oluştururlar. Zira onlar Türk ve İslâm imanını birleştirmek suretiyle XI-XIII. yüzyıla silinmez damgalarnı vurmuşlar, bu suretle de dünya tarihinde haklı olarak geniş yer bulmuşlardır.</p>
<p><strong>1- Selçukluların Siyasî Tarihi</strong></p>
<p><strong>a- Selçuklu Ailesi ve Kuruluş</strong></p>
<p>Devlete ismini veren hükümdar ailesinin atasının adının telaffuzu konusunda değişik görüşler ortaya çıkmıştır. Kısaca Salçuk, Selçük, Selçığ, Salçug, Selçuk şekillerinde söylenen bu kelimenin Türkçe’de Selçuk şeklinde telaffuz edilmesi umumileşmiştir. Kelimenin Selçük şekli ile “küçük sel&#8221; veya Salçug şekli ile “mücadeleci” anlamına geldiği ileri sürülmüştür.</p>
<p>Selçuk ailesi Oğuzların Kınık boyuna mensuptur. Selçuk’un babası Dokak (Dukak) adını taşımakta ve önemli bir aileden gelerek Oğuz Yabgu Devleti’nde mühim bir mevki işgal etmekte idi.<sup>83</sup> Oğuz Yabgu Devleti, Sel­çukluların mensup oldukları Kınık da dahil olmak üzere, genellikle konar göçer yirmi dört Oğuz boyunun, beyleri vasıtasıyla Yabgu’ya feodal bir bağ­la bağlı bulundukları, bir boylar birliğinden oluşmaktaydı. İslâm aleminden Hazar ve İdil (Volga) Bulgarları&#8217;na giden ticaret kervanları onların toprak­larından geçiyordu. Güçlü dönemlerinde (965’te yıkılana kadar), Hazarlar’a bağlı olan Oğuz Yabgu Devleti’nde Yabgu vekili Külerkin, Subaşı (ordu ko­mutam), Tarhatı ve Yınal unvanlarına sahip yöneticiler bulunuyordu.</p>
<p>Oğuzlar, muhtemelen Müslüman tüccarların da etkileriyle, onuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren Müslüman olmaya başlamışlardır. Dokak’ın soyundan İslâmiyet’i kabul eden ilk kişi ise Selçuk’tur.</p>
<p>Oğuz Yabgu Devleti’nin hizmetinde bulunan Dokak öldüğünde, onuncu yüzyıl başlarında doğan oğlu Selçuk 17-18 yaşlarında olmalıdır Oğuz Yabgu’sunun yanında yetişmiş ve daha sonra babasının bu devlette­ki yüksek mevkiini işgal ederek Subaşı olmuştur. Selçuk’un kendine bağ­lı Oğuzlarla Yabgu’dan ayrılarak güneye inmesi konusunda değişik bazı rivayetler bulunmakta ise de bunun, Tarihteki büyük Türk göçlerinin ço­ğunda olduğu gibi yer darlığı ve otlak yetersizliğine bağlı olması gerekir. Zira Selçuk’un yönetimindeki kitlelerin kalabalık olduğu ve yerleri kâfi gelmediğinden, Maveraünnehir’e doğru indiklerini XII. yüzyıl kaynakları tasrih ederler. Oğuz Yabgu Devleti’nin kışlık merkezi Yenikent (Yengi- kent)’ten ayrılırken Selçuk’un beraberinde, başta Kınık boyu mensupları olduğu halde, diğer Oğuz kütlelerinin külliyetli miktarda at, deve, koyun ve sığır getirmiş olmaları da bu durumun kanıtıdır.</p>
<p>Selçuk’un Sırderya (Seyhun)’nın sol kenarında yine bir Oğuz şehri olup Yabgu’ya, ancak yılda bir defa gelen memurlarına belirli bir vergi vermek gibi oldukça da zayıf bir bağla bağlanmış bulunan Cend’e (muh­temelen 960’ı müteakip) gelmesi, tarihte mühim bir dönemin başlangıcını oluşturur. Zira burası Maveraünnehir’den göç ederek gelmiş Müslümanla­rın oturduğu Türk ve İslâm ülkeleri arasında bir sınır şehridir. Ayrıca bu dönemde kalabalık Türk kitleleri İslâmiyet’i kabul etmekteydiler. Bu du­rumda Selçuk, Buhara ve Hârizm gibi komşu İslâm ülkelerinden din adamları isteyerek, kendisine bağlı Oğuzlarla birlikte İslâmiyet’i kabul et­miştir. Selçuk’u bu kararı almaya sevk eden en önemli âmil, yeni dinin ca­zibesi kadar, aynı zamanda da bu sayede kazanacağı siyasî imkânlar olma­lıdır. Tabiatıyla bu arada yoğun ticarî ilişkiler ve mutasavvıfların İslâm’ı yaymak yönündeki etkili çalışmalarını da hatırlamamız gerekecektir. Ar­tık bu kabulden sonra Tarih kaynakları onlardan, bizim Selçuklular deme­mize karşılık Salçûkiyân, Salâçika, Türkmen şeklinde bahsedeceklerdir.</p>
<p>Şimdi sıra Oğuz Yabgusu ile siyasî bağlılığı son vermeye gelmiştir. Nitekim yıllık verginin tahsili için Cend’e gelen memurlarını Selçuk; “kâ­firlere haraç vermeyeceğini” söyleyerek uzaklaştırmış, böylece İslâm yo­lunda savaşa hazır bir “gazi” olduğunu göstermiştir. Bundan sonra kendi­sine “el-Melikü’l-Gazî Selçuk” denmesine sebep olacak savaşlarına başla­mış ve bunlardan birbirine bağlı iki önemli fayda temin etmiştir: Önce Müslümanların ve savaşlara katılmak isteyen Türklerin yardımlarını sağ­lamış, sonra da Cend ve çevresini Yabgu’dan ayırarak, müstakil sayılabi­lecek bir idare oluşturmuştur.</p>
<p>Selçukluların Cend’e geldikleri sırada, bölge çevresinde ikisi Türk, Karahanlı ve Gazneliler ile biri îranlı hanedânların yönetiminde Samanilerler olmak üzere üç devlet vardı. Selçuklular bu komşularıyla çeşitlj^W nümler sergileyen ilişkiler içerisine girmişlerdir. Karahanlılara kar mânîler’e yardım etmek, Maveraünnehir’le ilgili Karahanlı, Gazneli ve Sâmânîler arasındaki çeşitli olaylara karışmak gibi. Bu arada 1005’te Samânî Devleti tamamıyla ortadan kalkmış, Karahanlılar Maveratinnehi ’ Gazneliler de Horasan’a hakim olmuşlardı. Nihayet Selçuk, Türk-İslam Tarihi’nde olduğu gibi, dünya tarihinde de sürekli tesirler uyandıracak kendi adıyla anılacak Selçuklu İmparatorluğu’nun temellerini attıktan sonra, bu büyük Türk-İslâm devletinin ortaya çıktığı yer ve sınır şehri o|. ması dolayısıyla siyasî ve tarihî öneme haiz Cend’de, muhtemelen 1009 a doğru, yüz yaşlarında vefat etmiştir.</p>
<p>Selçuk’un Mikâil, Arslan (İsrail), Yusuf, Musa isimlerinde dört oğlu vardı. En büyük oğlu Mikâil, daha babası hayatta iken (995’ten sonra) bir savaşta ölmüş, onun iki oğlu Tuğrul ve Çağrı beyler bizzat dedeleri Selçuk tarafından yetiştirilmiştir. Selçuk’un vefatı üzerine, Oğuz devlet teşkilâtına uygun biçimde Arslan, Yabgu unvanını aldı, diğer kardeşleri de durumlarına uygun unvanlar almışlardı. O sırada 17-20 yaşlarında olmala­rı gereken Tuğrul ve Çağrı’ya da Bey unvanı verilmiş ve ailenin diğer fert­leri gibi onlar da, idaredeki yerlerini almışlardı.</p>
<p>Bu sıralarda Cend’den ayrılarak Maveraünnehir’e inmiş bulunan Sel­çukluların, müttefiki Sâmânî Devleti ortadan kalkmış olduğundan onlar, doğrudan doğruya Karahanlılarla karşı karşıya gelmişlerdi. Burada Kara- hanlı İlig Han’dan haklı olarak çekinen Tuğrul ve Çağrı beyler, yine Ka- rahanlılardan Buğra Han’a müracaat etmeye karar vererek, Talaş havali­sine gitmişlerse de, Tuğrul Bey, Han tarafından tevkif edilmiştir. Çağrı Bey, bu durumda anî bir baskınla kardeşini kurtarmış ve diğer Selçuklula­rın yanına Maveraünnehir’e geri dönmüştür. Bu sırada Selçukluların de­vamlı bir biçimde Karahanlıların baskılarına uğramakta olduğunu görüyo­ruz. Nitekim Ali Tegin; Selçukluları Keş ve Neşheb sahrasından çıkarmak için “Türkistan melik ve hükümdarlarına” mektuplar yazmıştı. Bu siy^<sup>1</sup> baskı, yer sıkıntısı ve istikbal endişesi Selçuklulara, Gaznelilerin idaresi&#8221; deki Horasan ile Büveyhîlerin yönetimindeki Irak-ı Acem’de kendileri için uygun yerler bulunamayacağını, dolayısıyla daha uzaklara gitmeleri gerektiğini düşündürdü. Bu durumda Tuğrul Bey “uzak ve geçilmesi müşkül” çöllere açılırken kardeşi Çağrı Bey, komutasındaki 3.000 kişilik seçme süvari kuvvetiyle Doğu Anadolu’ya meşhur akınlarını gerçekleştirdi (1016-1021).</p>
<p>Biz Selçuklularla ilgili önemli sayılabilecek bazı gelişmeleri burada atlayarak, Ârslan Yabgu’nun, Gazne Sultanı Mahmud tarafından kur­nazlıkla Semerkant’a getirilerek tevkif edildiğini (1025) ve Hindistan’da Kalincar kalesinde yedi senelik bir mahpus hayatından sonra öldüğünü belirtelim (1032). Çok önemli sonuçları olan bu hadiseden sonra artık -Yı- nal unvanıyla tanınan üçüncü kardeş Yusuf un da tahminen 995’ten sonra ölmüş olması nedeniyle- Selçukluların başında Musa İnanç Yabgu varsa da (ölümü 1064’ten sonra) gerçek güç, Tuğrul ve Çağrı beylerde idi ve bu ikisi ailede ön plana çıkmışlardı.</p>
<p>Selçukluların Maveraünnehir’deki sıkışık vaziyeti yukarıda söz konu­su edilmişti. Bu durumda Tuğrul Bey taarruzdan uzak sahalara çekilirken, ağabeyi Çağrı Bey’in 3.000, yolda aldığı takviyelerle en çok 5/6.000 ki­şilik bir süvari kıtasının başında, Gaznelilere rağmen Horasan’ı geçerek Doğu Anadolu’ya gerçekleştirdiği akın (1016-1021) önemlidir. Bu akınla Ermeni ve Gürcüler karşısında başarılı olunmuş, çok fazla ganimet elde edilmesi yanında, o bölgede, gelecek Türklere mukavemet edebilecek cid­dî bir kuvvetin bulunmadığı da tespit edilmiştir ki, bu durum ileride mü­him sonuçlar doğuracaktır. Nitekim bundan sonra iki kardeşin Maveraün­nehir’deki itibarları büyük ölçüde artmıştır.</p>
<p>Çeşitli hadise ve gelişmelerden sonra Selçuklular Mayıs 1035’te Cey­hun’u aşarak Gazneli toprağı olan Horasan’a geçtiler. Bu sırada Tuğrul ve Çağrı beylerin yanında, kendi kuvvetleriyle birlikte Musa İnanç Yabgu ve Yınallar (Yusuf Yınâl’m oğlu, Tuğrul Bey’in üvey kardeşi İbrahim Yınal ve kuvvetleri) bulunuyordu. Bu geçiş daha sonra doğuracağı neticeleri göz önüne alındığında, son derece de önemli bir olay tarzında değerlendirilmek gerekir. Zira bundan sonra artık gelişmeler, Tuğrul ve Çağrı beylerin yöne­timinde Selçuklu İmparatorluğu’nun temellerinin Horasan’da atılmasına imkân verecektir. Tabiatıyla bu durumu Gaznelilerin itirazsız kabul etme­leri mümkün değildi. Burada karşımıza üç merhalede toplayabileceğimiz Selçuklu-Gazneli ilişkileri çıkar. Bunun ilk safhası Nesâ çevresinde geçer. Nitekim 1035 Haziranının son haftasında (29 Haziran) Nesâ sahrasında karşılaşılan Hâcib Beg-toğdı (Beydoğdu) komutasındaki fillerle takviyeli Gazne ordusu, Selçuklular tarafından büyük bir mağlubiyete uğratılmıştır. Selçukluların bu zaferi onlara, çok zengin ganimetler kazandırması yanında, devletlerinin temellerini burada atabilecekleri inancını vermiş olm dolayısıyla, bilhassa önemlidir. Gazneliler Ferâve’yi Musa Yabgu’ya Hindishistan’ı Çağrı Bey’e, Nesâ’yı da Tuğrul Bey’e veriyorlardı. Bunu müteakip Gaznelilere yarı bağımlı bir durumun kabulü şartıyla, barış sağlanır gibi ol duysa da, devamlı olamamıştır. Bir süre sonra Selçuklular, kendilerine ay nlan bölgelerin yetersizliğinden bahsederek Merv, Serahs ve Bâverd’ind<sub>e</sub> ilavesini istediler. Tabiatıyla Sultan Mesud buna çok sinirlendi.</p>
<p>Selçuklu-Gazneli münasebetlerinin ikinci merhalesinde, Serahs yakınlarında Talhâb denilen yerde 1038 Mayısının üçüncü haftasında Hâcib Suba­şı komutasındaki Gazneli ordusu, bilhassa Çağrı Bey’in gayretleriyle ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. Böylece Horasan kesin biçimde Selçuklu idaresine girmiştir. Bunun üzerine bölge aile fertleri (Çağrı Bey, Musa İnanç Yabgu, Tuğrul Bey’in ana bir üvey kardeşi Yusuf Yınal’ın oğlu İbrahim Yinal) ara­sında paylaşılmıştır. Şimdi artık Tuğrul Bey devletin başındadır ve Nişabur’u merkez edinmiştir. Burada kendisine “es-Sultanu’l-Muazzam” unva­nıyla hutbe okunmuştur. Bunun yanında hemen gerekli askerî düzenleme ya­pıldığı gibi, Selçukluların bölgedeki durumlarım meşrûlaştıran Halife Ka-im-Biemrillah (1031-1075)’ın elçisi de Nişabur’a gelmiştir. Netice itibarıy­la 1038 Mayısında kazandıkları zafer, Selçukluların müstakil bir devlet kur­maları yolundaki çok önemli bir merhaleyi oluşturmuştur.</p>
<p>Selçuklularla Gazneliler arasındaki üçüncü büyük savaş daha önemli sonuçlar doğuracaktır. Bu sırada içinde bulunduğu durumun ciddiyetini anlayan Sultan Mesud, bu defa ordunun yönetimini bizzat üstlenmişti. Sultan 300 savaş fili ile desteklenen 50.000 süvari ve piyadeden oluşan or­dusunun başında Belh’e geldi ve hemen Serahs’a doğru yürüdü. Onun or­dusunda bulunan dönemin tarihçisi Beyhakî’ye göre; “Bütün Türkistan’ın da mukavemet edemeyeceği kadar büyük ve techizatlı” bir ordu kurulmuş­tu ve yeni katılan kuvvetlerle durmadan sayısı artıyordu.</p>
<p>Çağrı Bey Serahs’ta idi. Tuğrul Bey Nişabur’dan oraya hareket etti Musa Yabgu da oraya gelmişti. Selçuklu ordusu 20.000 süvariden oluşu­yordu. Çağrı Bey, savaş taraftarıydı. Ramazan 430/Mayıs 1039’da başlayan uzun muharebelerde Selçuklular, yıpratma savaşları yapmak üzere dağınık şekilde, çöllere çekildiler. Sultan Mesud, Selçukluların boşalttığı Nişabur’a girdi (Kasım 1039). Bu arada Gazneli ordusunun sahra savaşlarına uygun olarak yetiştirilmesine çalışıldı. Baharda Çağrı Bey’in ısrarıyla Selçuklular ortaya çıktılar. Kendilerini takip eden Gazneli ordusunu devamlı olarak taciz ediyorlar, su şebekesini tahrip ederek geriye çekiliyor­lardı.. Sonuçta yeni iltihaklar dolayısıyla sayısı aşağı yukarı 100.000 civa­rına ulaşmış bulunan Gazneli ordusuyla Selçuklu ordusu, Merv yakınında Dandanakan hisarı önünde, bugünkü Taşrâbâd (taş şehir, taş kasaba)’da karşılaştı. Üç gün boyunca (7-9 Ramazan 431/22-24 Mayıs 1040) süren çarpışmalar sonunda Gazne ordusu büyük bir hezimete uğradı. Hazîneleri ve külliyetli miktardaki savaş malzemesi Selçukluların ellerine geçti. Sul­tan Mesud, maiyetindeki yüz kadar askerle güçlükle Gazne’ye ulaştıysa da, savaşın tesirinden kurtulmak ve tekrar güçlenmek amacıyla Hindis­tan’a giderken, kendi adamları tarafından öldürüldü. Neticede Gazneliler Horasan’ı kesin olarak kaybederken, İran muhtemel hiç bir direnci kalma­yan açık bir ülke durumuna düşmüştü. Fakat savaşın esas önemi, Selçuk­lu Devleti’nin kesin olarak müstakil bir devlet tarzında bununla kurulmuş olmasındadır. Nitekim muharebenin son günü Cuma namazından sonra Tuğrul Bey, Selçuklu Devleti’nin sultanı ilan edildi. Civar hükümdarlara fetihnâmeler gönderildi.</p>
<p>Dandanakan’dan bir ay sonra Selçuklu ileri gelenleri Merv’de, kur­dukları devletin asıl teşkil ve tanzimini hedefleyen ve Tuğrul Bey’in ko­nuşmasıyla açılan büyük bir kurultay düzenlediler. Rivayete göre kurultay açılışında Tuğrul Bey, eline aldığı bir oku ağabeyi Çağrı Bey’e vermiş ve bunu kırmasını istemişti. O, oku kolayca kırmıştı. Ok sayısı ikiye çıktığın­da da zorlanmayan Çağrı Bey, üç oku güçlükle kırmış, dört ok yanyana geldiğinde ise kırması mümkün olamamıştı. Selçuklu ailesine aralarında dayanışmanın zaruretini göstermeyi hedefleyen Tuğrul Bey, bunun üzeri­ne bir nutuk irad ederek, birlik halinde bulunmalarını, yoksa tek tek oklar halinde kolayca kırılabileceklerini ifade etmişti. Tuğrul Bey bu düşünce­lerinde çok haklıydı ve daha kendisinin hükümdarlığı döneminde, başta ana bir kardeşi İbrahim Yınal ve amcasının oğlu Kutalmış’ın uzun süreli isyanlarıyla karşılaşmıştı. Bunlardan birincisini güçlükle halledebilecek, diğeri ise halefi Alp Arslan’a kalacaktı.</p>
<p>Önemli kararların alındığı Merv kurultayında, öncelikle Türklerin çok eskiden beri sahip oldukları cihan hakimiyeti ülküsü uyarınca, gerek doğu­da ve gerekse batıda hedeflenen fetihler kararlaştırıldı. Ayrıca Tuğrul Bey’in imzasını taşıyan bir mektup, Selçuklu elçisi Ebû İshâku’l-Fukkâı ile Bağdat’a Halife Kâim-Biemrillah’a gönderildi. Mektupta Hora­san’daki son durum açıklanarak, bölgede adaletin tesis edildiği, Hak yolunda yürüneceği, Emîru’l-Mü’minîn’e sadakatle bağlı oldukları ifade ediliyordu. Kurultayda alınan kararlardan biriyle de, ülke ve ileride fethe­dilecek bölgeler, Selçuklu hanedânma mensup üç reis arasında taksim edilmiş, yeni kurulan devlet iyi yetişmiş Gazneli ve Sâmânî görevlilerle takviye edilmişti.</p>
<p>Serahs ve Belh şehirlerinin dahil bulunduğu Ceyhun ve Gazne arasın­daki bölge merkez Merv olmak üzere Melikü’l-Mulûk Çağrı Bey’e; He- rat merkez olmak üzere Büst ve Sistan havalisi Musa İnanç Yabgu’ya; Başkent Nişabur’da kalmak üzere Irak bölgesi bütün Selçukluların sultan sıfatıyla Tuğrul Bey’e verildi. Hanedânın ikinci derecedeki mensuplarına da diğer yerler verilmişti.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Nesimi Yazıcı &#8211; İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi s.206-212</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-1040-1157/">Büyük Selçuklular 1040-1157 (1. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-1040-1157/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
