<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nicelik | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/nicelik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 May 2019 20:52:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Nicelik | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Simone Weil &#8211; Yerçekimi ve İnayet &#8216;Notlar&#8217;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/simone-weil-yercekimi-ve-inayet-notlar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/simone-weil-yercekimi-ve-inayet-notlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 14:11:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Antikçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu]]></category>
		<category><![CDATA[Benlik]]></category>
		<category><![CDATA[Cebir]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Haz arayışı]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kötülük]]></category>
		<category><![CDATA[Modern yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Nicelik]]></category>
		<category><![CDATA[Para]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Simone Weil]]></category>
		<category><![CDATA[Yerçekimi ve İnayet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21669</guid>

					<description><![CDATA[<p>Köklerini yitirmiş bir avuç Yahudi, tüm yerkürenin köksüzleşmesine neden oldu. Hıristiyanlıktaki payları, Hıristiyanlığı geçmişine göre kökünden kopmuş bir şey haline getirdi. Rönesans’ın yeniden kök salma girişimi başarısızlığa uğradı çünkü Hıristiyanlık karşıtı bir eğilimi taşıyordu. “Aydınlanma” girişimi, 1789, laiklik vb. gelişim yalanı yoluyla köksüzleşmeyi daha da artırdı. Ve köksüzleşen Avrupa dünyanın kalan kısmını sömürgeci fetihleriyle köksüzleştirdi. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/simone-weil-yercekimi-ve-inayet-notlar/">Simone Weil – Yerçekimi ve İnayet ‘Notlar’</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-21946" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-1024x1024.jpg" alt="" width="532" height="532" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-1024x1024.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-360x360.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-768x768.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet.jpg 1080w" sizes="(max-width: 532px) 100vw, 532px" /></p>
<p>Köklerini yitirmiş bir avuç Yahudi, tüm yerkürenin köksüzleşmesine neden oldu. Hıristiyanlıktaki payları, Hıristiyanlığı geçmişine göre kökünden kopmuş bir şey haline getirdi. Rönesans’ın yeniden kök salma girişimi başarısızlığa uğradı çünkü Hıristiyanlık karşıtı bir eğilimi taşıyordu. “Aydınlanma” girişimi, 1789, laiklik vb. gelişim yalanı yoluyla köksüzleşmeyi daha da artırdı. Ve köksüzleşen Avrupa dünyanın kalan kısmını sömürgeci fetihleriyle köksüzleştirdi. Kapitalizm, totalitarizm, köksüzleştirme içindeki bu gelişmeye bağlıdır?</p>
<hr />
<p>Niceliğin ağırlığı altında ezilen zihnin etkinlikten başka bir ölçütü yoktur.</p>
<p>Modern yaşam ölçüsüzlüğe teslim olmuştur. Ölçüsüzlük her yeri işgal ediyor: eylem ve düşünce, kamusal ve özel yaşam. Sanatın dekadansının kaynağı budur. Artık hiçbir yerde denge yok</p>
<hr />
<p>Para, makineleşme, cebir. Bugünkü uygarlığın üç canavarı Tam benzerlik.</p>
<p>Cebir ve para esas olarak düzleştirir, ilki entelektüel olarak, ikincisi fiilî olarak.</p>
<hr />
<p>Doğadaki güzellik: duyulur izlenim ile zorunluluk duygusunun birliği. Bunun (en başta) böyle olması gerekir ve tam da bu böyledir.</p>
<p>Güzellik ruha kadar geçme iznini elde etmek için teni baştan çıkarır. Güzellik, diğer zıtlık birlikleri arasında, anlık ve ebediyet birliğini ıçerir.</p>
<p>Güzellik temaşa edilebilen şeydir..</p>
<hr />
<p>Değerli şeylerin yaralanabilir oluşu güzeldir.<br />
Çünkü yaralanabilirlik varoluşun bir işaretidir.</p>
<hr />
<p>Hümanizma ve onu takip eden şey Antikçağ’a bir dönüş olmayıp, Hıristiyanlığa sızan zehirlerin bir gelişimidir.</p>
<p>Özgür olan, doğaüstü aşktır. Onu zorlamak isterken, onun yerine doğal bir aşk konmaktadır.Ama bunun tersine, doğaüstü aşk barındırmayan özgürlük,1789’un özgürlüğü tamamen boştur ve hiç gerçekleşme olasılığı olmayan basit bir soyutlamadır</p>
<hr />
<p>Ben’i ölen kişiler için, hiçbir şey, kesinlikle hiçbir şey yapılamaz. Ama belirli bir insanda ben’in tamamen öldüğü mü yoksa yalnızca cansızlaştığı mı hiçbir zaman bilinemez. Eğer ben tamamen ölmemişse, aşk onu bir iğne batırıyormuş gibi canlandırır, ama bunu yalnızca tamamen saf olan ve hiçbir lütufkârlık izi taşımayan aşk yapabilir, çünkü en küçük küçümseme emaresi ölüme götürür.</p>
<hr />
<p>Bizi Tanrı&#8217;ya yaklaştırmayan bir bilimin kıymeti yoktur.</p>
<hr />
<p>Zorunluluk alanı olan bu dünya bize araçlardan başka hiçbir şey vermez, isteğimiz, bir bilardo topu gibi hiç durmadan bir araçtan diğerine gider gelir.</p>
<p>Bütün istekler yiyecek isteği gibi çelişiktir. Sevdiğim insanın beni sevmesini isterim. Ama eğer kendini bana tamamen adarsa, artık var olmaz ve ona olan sevgim biter. Ve kendini bana tamamen adamadığı sürece de beni yeteri kadar sevmiyordur. Açlık ve doyma.</p>
<p>Arzu kötü ve aldatıcıdır ama buna rağmen arzu olmadan gerçek mutlak, gerçek sonsuzluk aranmayacaktır. Buradan geçmek gerekiyor. Yorgunluğun, arzunun kaynağı olan bu ek enerjiyi yok ettiği varlıklara ne yazık. Aynı zamanda arzunun kör ettiği varlıklara da ne yazık.</p>
<hr />
<p>Değersiz olan her şey ışıktan kaçar Bu dünyada, tenin altına saklanılabilîr.Ölümde ise bu artık yapılamaz. lşığa çıplak teslim olunmuştur. Duruma göre bu cehennem, araf veya cennettir.</p>
<hr />
<p>Düşünceler değişkendir, tutkulara, fantezilere, yorgunluğa boyun eğerler. Eylem her gün uzun saatler boyu sürmelidir. O halde düşüncelerden, yani ilişkilerden kurtulan eylem dürtülen gerekir: bunlar putlardır.</p>
<hr />
<p>Hiçbir düşkünlüğün seni hapsetmesine izin verme. Yalnızlığını koru. Olur da bir gün sana gerçek bir sevgi sunulursa, içsel yalnızlık ile dostluk arasında bir karşıtlık olmayacaktır, bilakis. Onu tam da bu şaşmaz işaretten tanıyacaksın. Diğer düşkünlükler ise katı biçimde terbiye edilmelidir.</p>
<hr />
<p>Her haz arayışı, yapay bir cennet, bir sarhoşluk, bir büyüme arayışıdır. Ama bu arayış, kendisinin nafile olduğu deneyimi dışında bize hiçbir şey vermez, Yalnızca sınırlarımıza ve sefaletimize dair tefekkür bizi bir üst seviyeye çıkarır.</p>
<p>“Alçalan yükselmiş olacaktır.”</p>
<p>Bizdeki yükselen hareket, alçalan bir hareketten kaynaklanmıyorsa nafiledir (hattâ nafıle olmaktan da beterdir).</p>
<hr />
<p>Aşk her zaman daha ileriye gitmeye eğilimlidir. Ama aşkın bir sınırı vardır. Sınır aşıldığında aşk nefrete dönüşür. Bu dönüşümden kaçınmak için, aşkın başka bir şey haline gelmesi gerekir.</p>
<hr />
<p>Aşkın gerçekliğe gereksinimı vardır. Bedensel bîr görünüş üzerinden sevmiş olduğumuz hayalî bir varlığın hayalî olduğunun farkına vardığımız günden daha korkunç ne olabilir,zira ölüm, sevilenin yaşamış olmasını engellemez.</p>
<p>Bu, aşkı hayalle beslemiş olma suçunun cezasıdır.</p>
<hr />
<p>Aşk her zaman daha ileriye gitmeye eğilimlidir. Ama aşkın bir sınırı vardır. Sınır aşıldığında aşk nefrete dönüşür. Bu dönüşümden kaçınmak için, aşkın başka bir şey haline gelmesi gerekir.</p>
<hr />
<p>Dünya birçok anlamı olan bir metindir ve bir anlamdan diğerine çalışmayla geçilir. Yabancı bir dilin alfabesini öğrendiğimiz zaman olduğu gibi bedenin her zaman payının olduğu bir çalışma: harfleri yaza yaza bu alfabenin elin içine girmesi gerekir. Bunun dışında, düşünme tarzındaki her değişim aldatıcıdır.</p>
<hr />
<p>İşçilerin ekmekten çok şiire gereksinimleri vardır. Yaşamlarının bir şiir olması gereksinimi. Bir ebediyet ışığına gereksınım.</p>
<p>Yalnızca din bu şiirin kaynağı olabilir.</p>
<p>Halkın afyonu din değil, devrimdir.</p>
<p>Bu şiirden yoksun olmak moral çöküntüsünün bütün biçimlerini açıklar.</p>
<p>Kölelik, şiirsiz, dinsiz ve ebediyet ışığından yoksun çalışmadır.</p>
<p>Ebedi ışık, bir yaşama ve çalışma nedeni değil de, bu nedeni araştırmaktan kurtaran bir doluluk versin.</p>
<hr />
<p>Kendi içine inerse insan,tam arzuladığı şeye sahip olduğunu bulur.</p>
<hr />
<p>Kötülüğün tanımlandığı tarzda tanımlanan iyiliğin reddedilmesi gerekir. Oysa kötülük iyiliği reddetmektedir. Ama kötü bir şekilde reddetmektedir.</p>
<p>Kendisini kötülüğe adayan varlıklarda uzlaşmaz kötülüklerin birleşmesi var mıdır? Zannetmiyorum. Kötülükler yerçekimine tâbidir ve bu nedenle kötülükte derinlik, aşkınlık yoktur.</p>
<p>İyiliği ancak onu gerçekleştirerek deneyimleriz. Kötülüğü ancak kötülük yapmaktan kaçınarak veya kötülük yapmışsak ondan pişmanlık duyarak deneyimleriz.</p>
<p>Kötülük yaptığımız zaman, onu göremeyiz, çünkü kötülük ışıktan kaçar.</p>
<hr />
<p>Bu dünya kapalı kapıdır. Bir engeldir. Ve aynı zamanda geçittir.</p>
<p>Yan yana zindanlarda duvara vurarak iletişim kuran iki tutsak. Duvar onları ayıran ve aynı zamanda onlara iletişim kurma imkânı veren şeydir. Biz ile Tanrı arasındaki durum da böyledir. Her ayırım bir bağlantıdır</p>
<hr />
<p>Görünüm varlığa yapışır ve yalnızca ıstırap onları birbirinden koparabilir.</p>
<p>Varlığa sahip olan, görünüşe sahip olamaz. Görünüş varlığı zincirler.</p>
<hr />
<p>Adalete zarar vermek isteğiyle veya adaleti yanlış okuyarak adaletsiz olabiliriz. Ama bu neredeyse her zaman ikinci şıktan kaynaklanır. Hangi adalet sevgisi bizi kötü okumadan korur? Eğer herkes, hep okudukları adalete göre davranıyorsa, adil olan ile olmayan arasındaki fark nedir?</p>
<hr />
<p>Saf bir gönül borcu hissetmek için (dostluk durumu dışta tutulduğunda), bana acıma, sempati veya kapris sonucu, lütuf veya ayrıcalık olarak veya mizacın doğal bir sonucu olarak değil de adaletin gerektirdiği şeyi yapma arzusuyla iyi davranıldığını düşünmem zorunludur. Böylece, bana bu şekilde davranan kişi kendi durumunda bulunan herkesin benim durumumda bulunan herkese böyle davranmasını temenni ediyor demektir.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/simone-weil-yercekimi-ve-inayet-notlar/">Simone Weil – Yerçekimi ve İnayet ‘Notlar’</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/simone-weil-yercekimi-ve-inayet-notlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tekbiçimleştirme</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tekbicimlestirme/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tekbicimlestirme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2015 04:28:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Nicelik]]></category>
		<category><![CDATA[Nicelik ve Nitelik]]></category>
		<category><![CDATA[Nitelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Tekbiçime İndirgeme]]></category>
		<category><![CDATA[Tekbiçimleştirme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şunu ısrarla belirtmeliyiz ki, niceliksel karakterli olan her şey, gerek Allah-insan münasebetlerinde, gerekse insanlar arası ilişkilerde, da­ima ayırır, parçalar; birleştirmez! Çünkü maddeden kaynaklanan her şey, değişik formlar altında bile görünse, Mutlak olanla sürekli bir zıtlaşma doğurur. Sadece dünya boyutluluktan beslenen Niceliğin hakimiyet araç­ları olan tekbiçime indirgeme ile, fertleri, aralarında ru­ha dönük münasebetler bulunmayan basit birimlere [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tekbicimlestirme/">Tekbiçimleştirme</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şunu ısrarla belirtmeliyiz ki, niceliksel karakterli olan her şey, gerek Allah-insan münasebetlerinde, gerekse insanlar arası ilişkilerde, da­ima ayırır, parçalar; birleştirmez! Çünkü maddeden kaynaklanan her şey, değişik formlar altında bile görünse, Mutlak olanla sürekli bir zıtlaşma doğurur. Sadece dünya boyutluluktan beslenen Niceliğin hakimiyet araç­ları olan tekbiçime indirgeme ile, fertleri, aralarında ru­ha dönük münasebetler bulunmayan basit birimlere dö­nüştürme çabasına, bazan, kudreti Mutlak olanı taklit hevesleri de yansır, istisnasız, dünyanın değişik özellikli yönetim yelpazelerinde var olan, beşerî tartışılmaz bu­yurgan güçlerin desteğindeki bu tekbiçimlileştirme, kök­leşebilmek için insana, kendinde taşıdığı dünyanın bilin­cini tazeleyici bütün zatî niteliklerinden yalıtılmış ve sa­dece basit canlılara dönüşmüş varlıklar gözüyle bakmak arzusundadır.</p>
<p>Tekbiçimlileştirme, insanın kendi özünü gerçekleşti­rebilmesi, etrafına örülen &#8220;kapalı toplum’ çitlerini aşabil­mesi için tek yol olan, ‘Hürriyet’ sadasını, kendisine rap­tettiğimiz Mutlak kaynağı ile susturmaya, zedelemeye ve yok etmeye yönelir. Çevresinde yükseltilen bu çitin kendisine sunacağı rahatlığa karşılık &#8220;özgürlük’, egoizmaya karşılık ‘adalet’, zihinsel dinginliğe karşılık ‘eleşti­ren ve doğruyu öneren’ bir benlik bilincine ulaşmanın mücadelesini veren insan, her taraftan, “Bana, ancak bana teslim ol, bırak kendini!” çağrılarıyla kuşatılır. Ke­sintisiz olan bu çağrının netice alıcı araçlarıyla beyni durdurulmaya çalışılan insan, ‘Hürriyet korkusu’na ya­lan değilse de, gerçekleri devam ettirme cesaretini göste­remez hale gelir<sup>.</sup> Bu bir bakıma, kendi ‘öz varlık bilinci’ne sahip çıkamayan ferdin, özel bir biçimde imhası, kendinden nefret etmesi demektir. Zira insan, tarihinin başlangıcında doğal çevre tarafından tehdit ediliyorken, şimdi artık bizzat kendisinin kurduğu dünyalar tarafın­dan tehdit edilmektedir. Yani insanın oluşturduğu, &#8220;top­lumsal kurumlar ve ‘obje’, onun kontrolünden çıkarak ona yabancılaşmış, onu tehdit eder hale gelmiştir.</p>
<p>Planlı bir direncin olmaması halinde, ‘tekbiçimlileştirmeye teslimiyet, iyi niyetle benimsenen yumuşatıcı bir psikolojiye dönüştüğünde, ‘yeni bir kalıba dökülmüş’ ya da ‘yenibaştan inşa edilmiş’ fert zuhur etmiş olur.. Gerçi şimdilik, böylesi yoğunlukta bütünüyle tekbiçime indirgenmiş kitleler henüz yok ise de, bazı insanları orta­lama zihnî seviyenin üstündeki yetenek ve beklentilerini ileriye götürmekten alıkoymuş bir Tekbiçime indirgeme’ her zaman mevcuttur. Tekbiçime indirgeme’nin zorlayı­cı ve buyurgan olmasına ek olarak, kendi bâtılının körü-körüne savunucusu olması, tüm gönülleri ve kafaları ona boyun eğdirmek istemesi, belirlenmiş çizgiyi aşan inanç ve düşüncelere katlanaaması anlamında, bir ‘çağdaş cahiliyye dogmatizmi’ni simgelemektedir. Bu nedenle modern düşünce, kısmî bir hareket olarak kalmak değil, global olmak ve kendine ait zihnî ve somut tavırlarını, gerektiğinde, zorla benimsetmek çabasındadır. Ne var ki, gerçek hep ayni kalacaktır: Farklı dünyaların mede­niyetleri veya bir medeniyetteki değişik ve özgün düşün­ce boyutları ‘tekbiçim’e indirgenmek istendikçe, dünya­daki veya toplumdaki ayrılma ve çeşitlenme de o oranda artacaktır.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Sadık Kılıç-Fıtratın Dirilişi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tekbicimlestirme/">Tekbiçimleştirme</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tekbicimlestirme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
