<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Neoliberal Kültür | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/neoliberal-kultur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 27 May 2019 14:22:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Neoliberal Kültür | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Küresel Kültüre Bağlanırken</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuresel-kulture-baglanirken/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuresel-kulture-baglanirken/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 13:52:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Adorno]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Güç]]></category>
		<category><![CDATA[Harcamak İçin Kazanmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hedonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Kültüre Bağlanırken]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Mahremiyet ve Görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[Modernite]]></category>
		<category><![CDATA[Modernite: Yaşatarak Öldürmek]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Popüler Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Terry Eagleton]]></category>
		<category><![CDATA[Yoksunluk Kültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20975</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye içinde bulunduğu konjonktürde tarihin en önemli değişimlerinden biriyle karşı karşıya. Toplum olarak bu du­rumu yaşadığımız için süreç boyunca değişimin mahiyetine vâkıf olmakta geç kalmaktayız, ileriki yıllarda, Türk milletinin tarihsel bağlamından nasıl koparıldığı daha net fark edilecek. Görünüşte tarihi fonksiyonunu icra ediyormuş gibi olsa da Türk milleti ontolojik bir inkârın içindedir. Türkiye’de kültür son yıllarda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuresel-kulture-baglanirken/">Küresel Kültüre Bağlanırken</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/global.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-21001 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/global-300x170.jpg" alt="" width="332" height="188" /></a></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kuresel-piyasalarin-gozu-jeopolitik-risklerde_2140c741c6b07bf62aabe255dc0c8247.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-22186 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kuresel-piyasalarin-gozu-jeopolitik-risklerde_2140c741c6b07bf62aabe255dc0c8247.jpg" alt="" width="531" height="274" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kuresel-piyasalarin-gozu-jeopolitik-risklerde_2140c741c6b07bf62aabe255dc0c8247.jpg 640w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kuresel-piyasalarin-gozu-jeopolitik-risklerde_2140c741c6b07bf62aabe255dc0c8247-600x309.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kuresel-piyasalarin-gozu-jeopolitik-risklerde_2140c741c6b07bf62aabe255dc0c8247-300x155.jpg 300w" sizes="(max-width: 531px) 100vw, 531px" /></a></p>
<p>Türkiye içinde bulunduğu konjonktürde tarihin en önemli değişimlerinden biriyle karşı karşıya. Toplum olarak bu du­rumu yaşadığımız için süreç boyunca değişimin mahiyetine vâkıf olmakta geç kalmaktayız, ileriki yıllarda, Türk milletinin tarihsel bağlamından nasıl koparıldığı daha net fark edilecek.</p>
<p>Görünüşte tarihi fonksiyonunu icra ediyormuş gibi olsa da Türk milleti ontolojik bir inkârın içindedir. Türkiye’de kültür son yıllarda iyiden iyiye neoliberal kültüre eklemlendi; küresel kültürün bir şubesi halini aldı.</p>
<p>Türk milletinin kültürü onu yaşatırdı. Yaşamasına, canlı kalmasına, kendine özgü refleksler geliştirmesine neden olur­du.</p>
<p>Terry Eagleton, Kültür Yorumlan kitabında küresel/post- modern kültürün önce çözüm olarak görülürken ardından sorun olmaya başladığına dikkat çeker. Kültüre ehemmiyet verdikçe millet bağı tehdit altına girdi. Tanzimat’tan beri ge­liştirilmeye çalışılan “merkezsizleştirme” çabası, ortak duygu ve düşünceleri tedavülden kaldırma, millet olmanın getirdiği davranış kodlarını değiştirme gayretleri sonuçlarını göster­mektedir.</p>
<p>Modernité insanların birbirleriyle ilişkilerine olduğu kadar insanın kişisel yaşamına müdahale eder. Her bireyin &#8220;başka”larından habersiz hayat yaşama, iş yapma ihtimali ortadan kalktı. Kimse kimseye söylemez ama herkes birbirinin belirli saatlerde nelerle meşgul olduğunu bilir. Bu yalnızca &#8220;aynı”laştırma değil; standart bir ömürdür. Katiyen &#8220;ortak” hayat alanı da değildir.</p>
<p>Bugünkü kültürün çok etkin olması bireylerin gündelik yaşamlarını ele geçirmesindendir.</p>
<p><strong>Güç, Mahremiyet ve Görüntü </strong></p>
<p>Kamuoyuna sunmak&#8230;</p>
<p>Yerleşik kültür olan bitenin toplum tarafından müzakere edilmesi esasını getirir. Toplum buna teşnedir. Onayı alınsın ya da alınmasın mevzuların kendisi tarafından tartışılmasını bekler. Artık bu durum alışkanlık halini almıştır. Yoksa benli­ğin bir parçası değildir.</p>
<p>Hâlihazır kültür benliği bile ortadan kaldırdığı için iradi sonuçlarla karşılaşmak mümkün olmamaktadır. Milletin ben­liğini, iletişim sektörü uhdesine almıştır. Meşruiyet kaynağı da buradan zuhur eder. Gündelik yaşamı iletişim teknolojileri kontrol eder.</p>
<p>Görünmeyen hiçbir şeyin ciddiyeti yoktur&#8230;</p>
<p>Herkesin mahremi içine taşmayan hiçbir konunun top­lumla bağlantısı kurulamaz. İstisnasız tüm bireyler görmeden mevzuların &#8216;derinliği” ve esası olamaz.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz kültür değersizleştirme ve sıradanlaştırma fonksiyonlarını icra ederek etkinliğini genişletir. Kahvaltı masası ile akşam yemeği arasında sıkışmış gündem maddeleri kadardır bugün Türkiye. Sadece kahvaltılar, yemekler, eğlenceler değil, bireyselliklerin, bohemin, inzivanın da buna eklendiğini söylemek gerekir: özellikle sosyal medyanın “storyleri ayıp olduğunu bildiği halde &#8220;paylaşmaktan vazgeçileme­yen&#8221; durumları mahremiyet sınırlarını aşırarak ortaya serer&#8230; Ayağını uzatmış kitap okuyan, yazı yazan, denize bakan kadınların, çay içen, bıyık buran, arabasını ifşa eden erkeklerin, başörtülü arkadaşlarıyla &#8216;okey partisi&#8221; düzenleyip bunu &#8220;gös­termeden edemeyen&#8221; kızların görüntüsü mahremiyet sınırla­rını açıklar</p>
<p>Yemek süresince ciddiyet vardır. Haberler millet benliğinin ortaya konulması için hazırlanmaktan, izlenmekten çok &#8220;vakit geçirme” &#8220;eğlence” ve &#8220;sosyal sorumluluk&#8221; rollerini yerine ge­tirmeye matuftur.</p>
<p>Wallerstein’a göre kültür güçlülerin silahıdır. Belli bir aşa­madan sonra kültür toplumsal ilişkiler içinde alt sınıflardan üst sınıflara kadar eylemlerin meşrulaştırılması için kullanılır. Çünkü kültür organize eder, kontrolcüdür, emreder, uyarır, engeller, yönlendirir, uzlaştırır, benzeştirir, aynılaştırır. Herkes kültürün içinde bazı gerekçelerle kendi menfaatleri icabınca işlerle ilgilenebilir. Güçlülerin, sistemi idare edenlerin işlerini kültüre dayandırarak yürütmeleri başlarını daha az ağrıtır.</p>
<p><strong>Modernite: Yaşatarak Öldürmek</strong></p>
<p>İçinde bulunduğumuz dönemde kültür &#8220;aşırılıkların ara­sında” çöktü. Çünkü toplum gerçekliğin, bilginin ve anlamın altında kaldı: Kusursuz Cinayet müellifi Jean Baudrilardın deyimiyle &#8220;Anlam kültürümüz, anlamın aşırılığı altında çöker, gerçekliğin kültürü gerçekliğin aşırılığı altında çöker, bilgi kül­türü, bilginin aşırılığı altında çöker.&#8221;</p>
<p>Modernitenin oluşturduğu kültür örtük unsurlar içerdiği gibi bir o kadar da alenidir. Modernite Batı kültürünün yay­gınlaşması için bir araçtır esasında. Çünkü modernin ürettiği öğeler, her ne kadar insanların temel ihtiyaçlarını karşılıyor gibi gözükse bile Batı dışı toplumlar için Batının gereksinimle­rini gidermeye özgüdür.</p>
<p>Eagleton&#8217;ın da vurguladığı üzere modern kültür büyük öl­çüde, milliyetçiliğe, sömürgeciliğe ve emperyalist güce bağlı- dır. Modern kültürü içselleştirmese dahi Türkler modern kültürle kurdukları &#8220;derin” bağlantılarla kendilerini inkâr etmeye başlamıştır.</p>
<p>Siyasa ile kültürün ilişkisi bu bakımdan son derece kes­kindir. Siyasal durum, fiili yapı kendi kültürünü belirler. Türk milleti siyasallığıyla kültürünü örtüştürmüştür. Siyasala olan yatkınlık Türk milletinin kültürünü geri dönülmemecesine dö­nüştürür. Teknik imkânlardan ibaret gördükleri moderniteye eklemlenmekle Türk milleti yaşam tarzının Batılı gibi olmasını kabul etmişti. Bu önceleri siyaseten yapılmış bir tercihti. An­cak teknik ve siyaset kendi kültürünü Türk milletine yerleştir­di. İçinde bulunduğumuz kültür sadece Batılı yaşama biçimini değil,Batılı zihni ve vicdani örgüyü de bünyeye eklediğimizi gösterir.</p>
<p>1970’li yıllardan sonra dünyada görülen kriz sonucunda kapitalizmin evrilmesiyle Türkiye’de de değişimler başladı.</p>
<p>Finans kapitalizm etkinliğini artırdı. Finans kapitalizm için dünyanın “bir örnekliğine” ihtiyaç vardı. Üretim ile tüketim birbirinden ayrılamaz derecede örtüşmeliydi. Dünyanın hiçbir yerinde sistemi “sahiplenmemiş&#8221; kimse kalmamalıydı.</p>
<p>1980’deki darbe ile Türk milleti yeni sisteme uyumlu hale getirildi. Böylece &#8220;herkes” sistemin bir kulpundan tutmuş oldu. Turgut özal’ın liberalizmi dünyada eşine ender rastla­nacak radikallik içeriyordu. İletişim devrimiyle Türkiye’de ula­şılmadık kimse kalmadı. Köyde izole olmuş unsurlar bile etki alanına girmişti.</p>
<p>Piyasa böylece Türkiye’nin etkin kültürü haline geldi. Her konuda piyasa gözetilerek iş yapılır oldu. Piyasasına göre işler yürümeye başladı. Kaliteli ya da niteliksiz olması hiç önem­li değildi, gidiyorsa üretilebilirdi. Dolayısıyla herkes önceli­ği üretime verdi. İçinde bulunduğumuz dönemde piyasadan müşteki olmak zihinlerden çıktı. Piyasa herkesi o kadar içine aldı ki kültürün tek referansı/kutsalı piyasa oldu. Siyasetten, ekonomiye, sosyal yaşamdan özel hayatın kılcallarına kadar piyasanın nüfuzu genişledi.</p>
<p>Postmodemizmle her sektörün kendi piyasası kuruldu. Bu kendi içinde özerklik demekti. Tüm sektörler kendi iç işleyişlerini belirledi. Dolayısıyla çoğulculuk birçok merkez oluşturdu.</p>
<p>Her merkezin bir efendisi, kendine has kültürü şekillendi. Artık merkezler “makro” planda dünya sistemiyle uyum­lu, mikro düzeyde birbiriyle yarış ve savaş halinde örgütlendi. Türk milletinin kültürünü piyasanın işlerliği belirlemeye başla­dı. Bu kültürde hesap verilecek tek hakikat dünya sistemi oldu.</p>
<p><strong>Yoksunluk Kültürü ve &#8220;Ortamdakilerin Egemenliği</strong></p>
<p>Sistem böyle çalışıyor&#8230;</p>
<p>Bugün kendini hâlihazır düzenin dışında tutmak isteyen­ler dahi bu cümleyi kullanmaktan vazgeçmiyor. Çünkü kültür endüstrisince biçimlenen bugünkü kültür ve sistem, direnişin imkânsız olduğu imajını verir. Bu sadece imaj da değildir aslın­da. Sistemin nüfuz ettiği alan o kadar yaygın ve etkin, ulaştığı insan sayısı o derece çoktur ki kimse bir an bile gözünü başka bir yöne kaydıramaz. Zira sistem var olmak, ayakta kalmak için insanların yeniye malik olma arzularını tetikler.</p>
<p>İnsanlar bu bakımdan Türkiye&#8217;de özdeştir. İdeolojik, dini veya kültürel farklılık görülmez. Asgari ücret alan bir emek­çi ile zengin işveren yeni çıkan televizyonu alma derdindedir. Çünkü yoksunluk kültürü içinde yaşıyoruz.</p>
<p>Teknolojinin dışında her tür yeniliğe sahip olma güdüsü yoksunluk kültüyle beraber kişinin köleliğini artırır. Burada doyum krizi devreye girer. Hemen yeni olanı edinememek do­yumun gecikmesine neden olur. Tutku halini alır, malik olma aşkı. Tutku aklı ve diğer insani yetileri devreden çıkarır. Tek hedef elde etmek olduğunda bugünün insanı için hakikat ve kutsal zihinlerde siner. Çıkmaz ama bir başka seküler meta ile yer değiştirir.</p>
<p>Mutluluk hakikatle kurulan irtibatta değildir artık. Mutluluk dünyada yaygınlaşan kültüre, teknolojiye, üretim aracına vakıf ve sahip olup olmamaktadır. Bu düzende kimse mutlu olmaz zira Adorno’nun yıllar önce altını çizdiği gibi &#8220;sistem vaat ettiğini aslında vermeyecektir.”</p>
<p>Türkiye&#8217;de bir şekilde varım diyenler bile bu vaatlerle yapmaktan imtina etmeyecektir. Türkiye’de İslâm düşüncesi ve Müslümanlar bugünün kültüründe üretim araçlarında,pazarlama ve yeni teknolojileri kullanmada gösterdikleri hızla   övünür. Çünkü sistem 1970’lerdeki krizi kendine alternatif geliştirme potansiyeli bulunanlara vazife yükleyerek aştı.</p>
<p>Kültürel hayatımız “orta” olana değer verir. Dolayısıyla toplumun ortasının genişlemesine ön ayak olur. Ortadakiler eko­nomik bağlamda temel ihtiyaçlarını karşıladığı gibi sistemin ürettiği değer ve ürünleri sorgusuzca kullanır. Klasik ekonomi kategorisi içerisinde gelir &#8211; gider düzeyine dayanmaz Türkiye’deki orta sınıf. Orta kısım genişletildikçe, sistemin dengesi daha oturaklı olur.                                                             ,</p>
<p>Ortadakiler dindardır.</p>
<p>Dindarlığa yatkındır, en azından muhafazakârlıktan imtina m etmez. Halk İslâmının sınırlarını genişletir orta sınıf. Ritüel- lere dayak, belli günlere sıkıştırılmış İslâmî inancını, siyasal, ekonomik ve kültürel olarak genişletir. Halk İslâmının sınırlan ve çevresini de bünyesine katarak iyice büyür.</p>
<p>Modernité toplumlara esenlik sağlamadı.</p>
<p>Eşitlik ve adalet getirmedi.</p>
<p>İmtiyazlı devletler ve ayrıcalıklı sınıflar üretti, yönetimi onlara devretti. 1950 öncesindeki yönetim kültürümüzde İslâm,devletin bileşenleri içinde düşünülmüyordu. ABD&#8217;nin dünya sisteminin başına geçmesiyle birlikte İslâm&#8217;ın milletin bağı olduğu dolayısıyla hesaba katılması gerektiği düşüncesi yerleşti. İçinde bulunduğumuz kültürde dindar orta sınıf üretim ve tüketim işlerini devralmak istiyor. Sistem bunda bir sakınca görmüyor.</p>
<p>Geleneksel kültürel nosyonlarla sürdürülebilir bir modern­lik bugünkü dünya düzeninin tercih ettiği bir yaklaşım. Dindar orta sınıfın talepleri de zaten bundan bir adım öteye geçmiyor.</p>
<p>Yürüyen işlerin dindar kişilerce yapılması kâfi görülüyor.</p>
<p>Ortadakiler dindarlıklarını bağladıkları dinin dünya algısı­nı gözlerden uzaklaştırarak genişletiyor. Spesifik hayat teklifle­ri yok. Türkiye&#8217;nin tarihsel misyonunu milletin ufkuna getir­mek bir tarafa oradan sakınmak ön planda.</p>
<p>Ortadakilerin yeni bir zekâ, akıl ve tefekkürle piyasaya çık­tıkları vaki değil.</p>
<p><strong>Popüler Kültürün Kurduğu Ortaklık</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de sınıfsal ayrımı, yüksek kültür/alt kültür ikiliğini, seküler dindar farklılaşmasını, milliyetçiliklerdeki çatışmayı, kuşaklar arasındaki anlayış farkını yıkarak bunları ortaklaştı­ran, kolektif bütünlüğünü sağlamayı başaran en belirgin öğeler kazanma ve tüketmedir. Bu yalnız kapitalist zengin sınıfın vas­fı değildir, artık.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz kültürde yoksullar gelir adaletsizli­ğini tesis eden düzeni değiştirmek değil, daha fazla kazanmak ve tüketmek amacındadır.</p>
<p>Bir kere “herkes&#8221; dünya düzeninin kalıcılığı hususunda an­laşmıştır.</p>
<p>Ortaklık burada başlar. Sonrasında düzenden pay kapma yarışına girişilir. Schopenhauer, buna dikkat kesilir: “İnsan, zevkini yükseltmek için aslında tatmini hayvanlarınkinden an­cak biraz güç olan ihtiyaçlarını bilerek artırır: bütün bu lüksün, lezzetli yiyeceklerin, tütün, afyon ve alkollü içeceklerin, zarif ve gösterişli elbiselerin ve daha bunlar gibi insanın hayatı için zaruri olduğunu düşündüğü binlerce şeyin sebebi budur.&#8221;</p>
<p>İçinde bulunduğumuz kültürel platformda hayat alınıp sa­tılan bir meta halini aldı. Değerler ise ne kadar tecime elverişliyse kıymet kazandı.</p>
<p>1950 yılına kadar Türkiye&#8217;de tüketim ekonomisi yalnızca üst sınıfların tekelindeydi. İkinci Dünya Savaşı dünya sistemi­nin başını da bu gidişatı da değiştirdi. Çünkü Amerika&#8217;nın tarzı sonuca bakmakla ilgilidir. Sonuç getireceğini, kendi sistemine eklemleneceğini, sorun çıkarmayacağını bildiği her elemanın işleyişte katkısı olmasını ister Amerikan tarzı.</p>
<p>Bu yüzden dini değerlerin, ritüellerin ve simgelerin 1950 sonrasında kullanılması Türkiye&#8217;nin dünya sistemi içine girme çabalarını engellemiş değil bilakis desteklemiştir. Çünkü Ame­rikan tarzı Avrupa&#8217;dan farklılaşarak dikey geçişkenliği öngörür.</p>
<p>Tüketim, üretim, kültür, siyasette ayrıcalıklı sınıflar mutlaka olacaktır ama halkta yerini alacaktır. Halkın katılımı o de­rece yüksek olmalıdır ki bir süre sonra sistemin yükünü halk üstüne almalıdır. Nitekim dünyada 1970 krizi, Türkiye&#8217;de de 1980&#8217;den sonra kitlelerin aynılaşması üretimde ve tüketimde ortaklık kurmaları bu kapsamdadır.</p>
<p>1950 sonrasında tüketim ve lüks bu anlamda tabana yayıl­maya başladı.</p>
<p>Türklerin geleneksel üretim ve tüketim anlayışı, ekonomik sistemi, temel ihtiyaçlara dayanır. Her ne kadar temel ihtiyaç­lar konusunda Turkler Avrupalılardan ayrılarak çıtayı yukarı çıkarmışlarsa bile Osmanlı&#8217;daki ekonomik düzen tüketimi değil tüketiciyi öncelemesiyle farklılaşır. Ancak Tanzimat&#8217;tan sonra lüks tüketim mallarının İmparatorluğa girişiyle birlikte kültür de değişmeye, buna göre evrilmeye başlamıştır. Lüks imparatorluğu teslim aldı. Yüksek kültürü etkiledi, onları yö­netmeye girişti. Zira lüks Sombart&#8217;ın da tanımladığı gibi temel ihtiyacı aşacak biçimde yapılan her türlü harcamadır. Lüks, harcamaların artmasının ötesine geçerek toplumu yönlendi­ren ve örnek olan yüksek kültürün, Batılı karaktere bürünme­sine neden oldu.</p>
<p>Kitleselleştirmek kültürün işini çok kolaylaştırır. Tek tek bireylere ulaşmak zorunluluğu ortadan kalkar. Kitle iletişim araçlarını; kitlelerin “kolay kışkırtılmak, kızgınlık, muhakeme yetersizliği, hüküm verme, eleştiri yeteneklerinin olmaması, duygulardaki mübalağa” gibi özelliklerini kullanarak küresel kültür etkinliğini süreklileştirir. Dahası Türk milleti gibi tarih­te dominant rol almış toplumları da kontrol edebilir.</p>
<p>Sıradanlık modernitenin ürettiği kültürün en bariz niteliklerindendir. Sıradanlık ile olağanlık birbirinden keskin hatlar­la ayrılır. Çünkü sıradanlık aynı zamanda bir düzeyi belirtir. Olağanlık ise normal olanı gösterir. Popüler kültür ürünlerinin sıradanlaştırıcı etkisi bugün için bir eleştiri konusu değildir.</p>
<p dir="ltr"><strong>Harcamak İçin Kazanmak</strong></p>
<p dir="ltr">Popüler kültür iyi yetişmiş bireyi dahi alt düzeydekiyle eşitleyebilir.</p>
<p dir="ltr">Bu, popüler kültürün yaygınlık kazanmadığı dönemlerdeki yergilerden biriydi. Ama şimdilerde popülerlik yaygınlaştığı için sıradan davranışları “herkes”ten görebilmekteyiz. Akıl ve vicdan herkesleşmenin panzehiridir.</p>
<p dir="ltr">Dini birikimle birlikte tarihsel potansiyeli doğru okumuş kimseler sahih ve sahici bağlantısını kurabilirler. İçinde bulunduğumuz kültürün sahicilik içermediği konusunda bilgi sahibidirler. Ne var ki uygulamada alt sınıflardan ayrılmazlar. Çünkü kültür, işin yapılmasında o işe inanıp inanmamayı dikkate almaz. Yapılmış olması kâfidir. Bu açıdan sahicilik bilgisine sahip olsalar bile sahici davranmayan kişilerle de çok sık karşılaşırız.</p>
<p dir="ltr">Kültür insanlara mutluluk verir mi? Trend laflardan biriyle söylersek “kişinin kendini iyi hissetmesini sağlar” belki. Bugünkü kültürde kişi ne ile kendini iyi hisseder? Parayla, şöhretle, kariyerle, sağlıkla, geziyle, eğlenceyle, rahat bir eğitimle, rahat bir işle mutluluğu bir tutar. Tasa, kaygı, korku, ölüm, ıstırap hep bağlamından kopmuştur. Arzular yalnızca bireye endekslenmiştir. “Toplum için&#8221; başlığı altındaki eylemlerin de kişi ikbalinden başka amacı yoktur.</p>
<p>Hedonizmin bile anlamı, kapsamı, estetiği bayağılaşmıştır.</p>
<p>Zaten bugünkü kültür içinde hedonizm sıradandır ama yapılanlar bayağılaşmıştır. Herkes her şeyden zevk almaya başlamıştır. Çünkü günde on iki saat çalışanlar bile alın terlerini “başka&#8221;larının önünde harcamak pahasına çekmektedirler. Bu, acı ile yoğrulan keyif halini almıştır. Kazandığını harcama “başka”larının bakışlarına feda ederek tüketim ürünlerine vakfetme, bireysel özgürlük ve yetkinlik ifadesi olarak sunulmaktadır.</p>
<p>Bilhassa kadınlar “kendi parasını harcamak” için çalışma hayatına atılmaktadır.</p>
<p>Böylece “harcamak için kazanmak” bireyin kendi kendini gerçekleştirmesi şeklinde lanse edilmektedir. Doğal olarak bugünkü kültürde “ideal insan” tarifi de değişmiştir. Başkalarına muhtaç olmadan hayatını idame ettirenlerden ziyade başkalarının gözünde üretilen şeylere bir an önce sahip olan kişiler idealize edilmektedir. Bu haz çok çeşitli uyarıcılarla devamlı diri tutulur.</p>
<p>Yeni kültürde kişilerin başka yollara sapmaları kendiliğinden sistemin iç dinamikleri sayesinde engellenmiş olur. Böylece bir döngüye ulaşılır. İnsanların isteyip istememeleri mühim değildir yerleşik kültürün sapasağlam ayakta durması için.</p>
<p>İnsanoğlu dünyada bulunuşunu bir şekilde anlamlandırma peşine düşer.</p>
<p>Bunu dile getirerek göstermek yerine yaşadıklarıyla izah eder. İnsan sadece dünyada yaşama peşinde değildir, iyi yaşamak ister. Dünyada bulunmak iyidir belki ama dünyada iyi ve hoş şekilde yer almak da insan ihtiyaçlarındandır.</p>
<p>Yerleşik kültürel hayat insanlara doyumsuzluğu verirken aynı zamanda aşırılığa da alıştırmaktadır. İnsanlığın bu aşırılığı göğüsleyip göğüsleyemeyeceği şimdilik belli değil ancak doyumsuzluk konusunda insanoğlundan bir tepki de gelmemektedir.</p>
<p dir="ltr">Kazanç kendi kültürünü üretmiştir. Buna Batılı bireysellik denebilir belki ama kişilerin kazanç sağlamak için başkalarını, hatta birincil ilişki kuracakları kişileri bile yok saymaları, onlar rın sırtına tırmanmaları yeni kültürün net görüntülerindendir.</p>
<p dir="ltr">Kimsenin kimseye borç vermemesi finans kapitalin bir sonucu mudur, yoksa finans kapital bunu icbar mı etmiştir? Bunu göz Önüne almaktansa sonuca eğilmek gerekir. Çünkü Türk milletinin belirgin vasıflarından olan itimat yeni kültürde yer bulamamaktadır.</p>
<p dir="ltr">Batı kültürü kendi kimliğini, kültür yapısını küreselleştirirken iki amaç güder.</p>
<p dir="ltr">Birincisi kültürünün yaygınlık kazanmasını sağlamak ikincisi muhalifleri, alternatif dünya görüşü geliştirenleri kafalarını kaldırmadan ezmek, meşgul etmek.</p>
<p dir="ltr">Bugünkü yeni kültürde Türk milletinin asgari millet olma şartlarını geliştirmek bir tarafa tarihsel rollerini unuttukları görülmektedir. Çünkü Türkler Batıyı Kıta Avrupa’sına sıkıştırmış tüm ticaret yollarını tutarak kıstırmış bir anlayışı yaygınlaştırmıştı. Yeni kültür bu tarihselliği gözlerden uzak tutar. Bunu bir yandan diyalog, öteki, kimliklere saygı kavramlarıyla siyasette işlerlik kazandırarak yaparken diğer yandan gündelik hayatlarını “aşırı meşgul” ederek yapar.</p>
<p dir="ltr">Geçim sıkıntısı başlığı altındaki kazanç sağlama çabası Türk milletinin gözünü kör etmiştir.</p>
<p dir="ltr">Yeni kültür bireyleri toplumdan göreli bağımsızlaştırırken benliğinin parçalanmasına da neden olmaktadır. Evde başka, işte başka, arkadaş ortamında başka kimliklerle var olmak bir tarafa yeni kültürün argümanları ve enstrümanları da çeşitlenmektedir.</p>
<p dir="ltr">Böylece birey tekrara düşmeden, yeni ortamlara girebilmektedir. Kafe kültürü ile okul kültürü, ev-akrabalık kültürüyle futbol kültürü birbirinden farklı birey özellikleri geliştirir. Dolayısıyla tatmin edilecek mekân ve atmosfer çeşitlenmiş olur.</p>
<p dir="ltr">Televizyon kültürü, bilgisayar-internet kültürü, cep telefonu kültürü, dizi kültürü, yemek kültürü, zevk kültürü, eğlence kültürü, müzik kültürü, sinema kültürü, kitap kültürü, müze kültürü, lokanta kültürü, siyaset kültürü, oHs kültürü gibi daha onlarca örnekle gündelik yaşamımızın doldurulduğunu, kontrol edildiğini ve en önemlisi ayrıştırıldığını söyleyebiliriz.</p>
<p dir="ltr">Bunlar arasındaki irtibatsızlık her alanın kendi bağımsızlığını açıklamasıyla ilgilidir. Yeni kültürde birey her sahada at koşturarak kendini gerçekleştirdiğini varsayar.</p>
<p dir="ltr">Hâlbuki bu otonom kültürler aynı zamanda hakikat alanları oluşturarak bireyi hapseder. Yeni kültür hakikatin çoğulluyla da Türk milletini tarihinden koparmıştır.</p>
<p dir="ltr">Öfke kültürü, şiddet kültürü, para kültürü, cinsellik kültürü, milliyetçi kültür, lümpen kültür, çatışmacı kültür&#8230; yeni kültürün bireyleri doğrudan zedeleyen unsurlardandır.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ercan Yıldırım &#8211; Türkiyenin Yeni Kültürü,syf.75,86</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuresel-kulture-baglanirken/">Küresel Kültüre Bağlanırken</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuresel-kulture-baglanirken/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayata,Avm&#8217;ye,Kapitalizme Çağırmak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hayataavmyekapitalizme-cagirmak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hayataavmyekapitalizme-cagirmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 13:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Banka Reklamları]]></category>
		<category><![CDATA[Banka Reklamlarının Anlattığı Toplumsal Çözülme]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Mutabakatın Yeni Mekânı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20978</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230; Toplumsal Mutabakatın Yeni Mekânı Kapitalizmin küresel kültür eliyle tektipleştirdiği insan hakikati avm&#8217;lerde değil sadece, üretim ve tüketim dengesi içindeki her kesimde karşılığını buldu. Dolayısıyla insanların hassasiyetleri, üzüntüleri, kederleri, kaygıları ortak kültürün etkisinde renksiz, tonsuz, folklorsuz, kimliksiz ve kişiliksiz bir hal aldı. Avm kültürü bir örnekleştirmenin en önemli araçla­rından biridir. Ortak bir inanç, mensubiyet alanı, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayataavmyekapitalizme-cagirmak/">Hayata,Avm’ye,Kapitalizme Çağırmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/AVM.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-20997 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/AVM-300x150.jpg" alt="" width="346" height="173" /></a><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-22192 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-4.jpg" alt="" width="428" height="214" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-4.jpg 318w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-4-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 428px) 100vw, 428px" /></a>&#8230;</p>
<p><strong>Toplumsal Mutabakatın Yeni Mekânı</strong></p>
<p>Kapitalizmin küresel kültür eliyle tektipleştirdiği insan hakikati avm&#8217;lerde değil sadece, üretim ve tüketim dengesi içindeki her kesimde karşılığını buldu. Dolayısıyla insanların hassasiyetleri, üzüntüleri, kederleri, kaygıları ortak kültürün etkisinde renksiz, tonsuz, folklorsuz, kimliksiz ve kişiliksiz bir hal aldı. Avm kültürü bir örnekleştirmenin en önemli araçla­rından biridir. Ortak bir inanç, mensubiyet alanı, meşruiyet sahası olarak avm&#8217;lerin Türkiye&#8217;de herkesin kabul edebileceği bir gerçeklik, &#8220;toplumsal mutabakat mekânı”na dönüşmesi en az terör kadar tehlikeli. Tüketim, giyim kuşam canavarı oldu­ğu halde avm&#8217;lerden, oradaki hava sirkülasyonuna katlanamamaktan yakınanların küresel kültür ile irtibatı zaten bu mu­tabakat içinde var olduklarını gösterir. Ayrıca, avm kültürünü yaş itibariyle içselleştirmemiş ve belki de birkaç sefer ancak gitmiş kimseler bile avm gerçeğine dil uzatmamaktadır.</p>
<p>Antiamerikancılık, antikapitalistlik, antikonformizm söy­lemlerine sanlanların avm&#8217;lerdeki büyük marketlere sipariş Üstesi verip evlerine getirdiği gerçeğiyle rahatlıkla karşılaşa­bilirsiniz. Dolayısıyla avm kültürü aynen banka, fatura, fiş, döviz, faiz oranları gibi herkesi içine alan bir girdap gibidir. Siyasilerin, aydınların insanları avm&#8217;lerden uzaklaştırma ya da oraya davet etmesi esasında çatışma alanının bu dar kapitalist simgede kilitlendiğini gösterir. Esas mesele terördür, insanları öldüren canlı bombalar, bombalı araçlarla yapılan intihar sal­dırıları&#8230;</p>
<p>Kimse avm&#8217;lerde sönen geleceğin, avm kültürü üzerinden kapitalist kültüre eklemlenmenin açtığı büyük yaraları sorgu­lamıyor.</p>
<p>Hayatın bu lokal binalara sıkışması, insanların ufuklarının bu kadar daralması, adeta &#8220;hapishane külturü&#8221;nü gönüllü, talepkâr, rızaya dayalı ve kapalı mekânla birlikte gerçekleştirmek; ticaretin, iktisadi ortalamanın buralarda korunacağını düşün­mek ülkenin ekonomisi ve geleceği için de büyük tehlikelere işaret eder. Kafelerdeki, oturmalık mekânlardaki hayat algısı, halk adına karar vericilerin konformist bakış açışını ne derece kanıksadığını dahası millet gerçeğine yabancılığı da gösteriyor.</p>
<p>Terörün patlatıp öldüren kimliğine karşı avm çağrısındaki mil­let yabancıılğı, kültürel değer yargıları, itikadi kökenler, dini referanslar, tarihi mücadele sahasının sadece birer retorik kaldığını, gerçek milliyetçiliğin, İslâmcılığın, dindarlığın, muha­fazakârlığın ritüeller boyutunda olduğunu da işaret eder. Artık tarikat ve cemaatlerin de avm&#8217;leri “millîleştirmesi, dindarlaştırması” kendi avmsini kurması, kapitalist kültürün benliklerdeki işgalinin, ülkenin işgali hatta terörle hedeflenenden beter olduğunu gösterir. Hayatı avm’lerde görmek, terörün amacına  ulaştığını kanıtlar. Terörden daha tehlikelidir, gerçek hayatın kapitalizmin bu yeni mabetlerinde aktığını iddia etmek.</p>
<p>“Ev&#8221;den kafeye, avmye çıkma çağrısı, millet varlığının tari­hi bağlamında iflas ettiğinin delilidir. Oysa millet eve, hayata, kendine, aileye davet edilmelidir. Birazcık da evde oturmak, avm’lerden, sokaklardan çıkarak, kafelerden ve küresel kültü­rün sosyalleşme mekânlarından uzaklaşıp eve hicret etmek, aile ile beraber evde olmak terörün değil ama kapitalizmin en büyük korkusudur.</p>
<p>Kapitalizm evden korkar.</p>
<p>Neoliberal kültür evden nefret eder. Yeni küresel kültür herkesi yaşlısından gencine, kadınına kadar her kesimden in­sanı kamuya davet eder. Kapitalizm kamu demektir, dışarısıdır, ev dışı mekânlardır. Bu yüzden terör ile canlı bombalar vasıta­sıyla bir imkânı; kendimize, evimize, ailemize, değerlerimize dönme imkânını, siyasilerin aydınların çağrılarıyla yitirdik, yitiriyoruz. Gerçek hayat sadelikte, sahicilikte oysa küresel kültür meseleleri, kültürel unsurları çoğullaştırarak onu ken­diliğinden uzaklaştırır. Siyasetin insanların yemesinden içme­sinden, gezmesinden eksiltmesinden meydana gelen korkusu sadece eve çağrıdaki doğallığı karşılayacak nitelikte değil aynı zamanda terör üzerinden olup bitenlerin yorumlanması, ha­berlerin takibi, yerli ve mili! taleplerin gündelik hayat içindeki değeriyle de ilgili.</p>
<p>&#8230;..</p>
<p><strong>Banka Reklamlarının Anlattığı Toplumsal Çözülme</strong></p>
<p>Banka reklamlarına bakarsanız Türkiye’nin Osmanlı’dan beri gelişimi, kuruluşu, varlığı bankalara bağlı. Ailenin geleceği de bankaya bağlı. Eskiden Emlak Kredi Bankası vardı;logosu ev şeklindeydi, kapitalizm öyle bir gelecek tasavvur ediyor ki, sanırsınız ki bireyin, topluluğun, ülkenin ve ailenin tüm geleceği bankaların elinde gösteriliyor.</p>
<p>Kapitalizm bilhassa neoliberal iktisadi ve siyasi kültür, kapitalist işleyişi bireyin omuzlarına yükler. O nedenle birey eğer canını dişine takmazsa kapitalizm duracağı gibi kendisi de “rızksız” kalacaktır. Bu nedenle neoliberal kapitalist doktrin iktisadi gelişimi çevreye, hangi dinden, inançtan, kültürden olursa olsun çevre ülkelerine ve bireylerine yükler. Banka reklamları bu açıdan bazı “banka klişeleri”ne dayanır.</p>
<p dir="ltr">Belirtmek gerekir ki banka reklamlarının “sübliminal mesaj&#8221; tehdit içerir. Aile, birey, ülke&#8230; banka olmazsa katiyen batacaktır‘&#8230; Mutluluk, huzur, güven temelli tüm ahlaki erdemler bankada toplanmıştır.</p>
<p dir="ltr">Hele bankalardan birinin yaptığı reklam bir yönüyle haklı olarak Türk milletinin ahlaki kimliğini gayet yerinde anlatırken öte taraftan bankayı yüceltir. İş kurmak isteyen iki kafadar planlar yapar, yakınlarından, akrabalarından, tanıdıklarından bazılarının isimlerini söyleyerek onların kendi işlerine olan maddi, manevi katkılarını sıralarken hemen arkasındaki bu “kuru kalabalık” tek tek sahneden “sıvışır.” Buradaki sıvışma tek güven merciinin banka olduğunu, insanın arkasında sadece bankanın durduğunu bu yüzden bankaya karşı herkesten yani insandan daha fazla itimat beslenmesi gerektiğini “tatlı tehditler”le anlatır. Reklam bir yönüyle gerçeği, Öte yönüyle kendine yontan çağrıyı ve mutlaklığı yaparken esasında Türk milletinin uzun zamandır yaşadığı “içten çürüme” ve toplum bütünlüğünün çözülüşünü de anlatır.</p>
<p dir="ltr">Retoriğe, söze, görüntüye bakarken bir ve beraber gözüken millet varlığı sorumluluğa, paylaşmaya, riski ve yükü paylaşmaya geldiğinde ortalıktan kaybolur; bunu yoğun bireysellikle izah etmek mümkün fakat mesele çok daha ötede bize özgü bütünlüğün, kenetlenmenin kırılmasıyla ilgilidir.</p>
<p dir="ltr">Tam da terör haberlerinin yoğunlaştığı dönemlerde banka reklamlarının gösterdiği bu gerçeklik sorunlu alanların büyüklüğüyle ilgili. Banka reklamlarına bakıldığında müzikler hüzün bile taşısa neşe tonunu ihmal etmeyecek kıvraklıktadır. Reklamların genelinde olduğu gibi yoğun hareketli müzik başka bir hayal âlemine, tüketimin cafcaflı dünyasına götürür kişiyi. Fakat reklamların görünen mesajının karşısında sübliminal art mesajları çok daha etkilidir. Kapitalizmden, tüketmekten, bankaya uğramaktan başka çıkış yolunun olmadığını dikte etmek neredeyse beyne işler. Hastalıkta, savaşta, üretirken toplumun yanında oldugu, bu zor günleri “finanse ettiği” vurgusunu dile getiren bilhassa devlet bankaları, topluma güvenlikle birlikte ontolojik aidiyet ve mecburiyet de dikte eder.</p>
<p>Devlet bankalarının kendilerini kapitalizmle kadim devlet varlığmı birleştirerek “ben yoksam sizde olmazsınız” tavrı üstten, kaba, nobran, zoraki reklam yapıyor havası yaratması endişe verici. Bu süreçte geçmişe, ülkenin zor yıllarına atıflar yapılması dahası, yürüdüğünüz yollar, geçtiğiniz köprüler, tedavi olduğunuz hastaneler, yiyip içtiğiniz ekmeğin suyun tedariki, bindiğiniz arabalar benim paramla yapıldı vurgusu devlet rahatlığının sonucu.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ercan Yıldırım &#8211; Türkiyenin Yeni Kültürü,syf.168-170;172,174</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayataavmyekapitalizme-cagirmak/">Hayata,Avm’ye,Kapitalizme Çağırmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hayataavmyekapitalizme-cagirmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neoliberal İcraatların Olumlu ve Olumsuz Yönleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-icraatlarin-olumlu-ve-olumsuz-yonleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-icraatlarin-olumlu-ve-olumsuz-yonleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 14:57:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[AVM]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Hak ve İşçiler]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat]]></category>
		<category><![CDATA[Merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal İcraatların Olumlu ve Olumsuz Yönleri]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal Islamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[Taşeron Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[TOKİ]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Bir Sınıf: Prekarya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=17909</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;Neoliberal İslâmcılık dönemindeki icraatlar temelde iki yön­de olumlu ve olumsuz yorumlara neden olmuştur: 1. Hizmet sektörünün gelişmesi, tüketim, inşaat sektörü, enerji tesisi in­şaatları, doğanın bozulması, estetik yitimi, ahlaki ve kültürel dönüşüm. 2. Sosyal güvenlik politikaları, işçi hakları, grev ve gösterilere müsaade edilmemesi, taşeron sistemi, işçi güvenli­ği ve ölümleri, özelleştirme mağdurluğu&#8230; 1. Neoliberalizm hizmet sektörü demektir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-icraatlarin-olumlu-ve-olumsuz-yonleri/">Neoliberal İcraatların Olumlu ve Olumsuz Yönleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/neoliberal-icraatlarin-olumlu-ve-olumsuz-yonleri/56a8f946406595/" rel="attachment wp-att-17936"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17936" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/56a8f946406595.jpg" alt="" width="353" height="205" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/56a8f946406595.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/56a8f946406595-600x348.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/56a8f946406595-300x174.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/56a8f946406595-768x446.jpg 768w" sizes="(max-width: 353px) 100vw, 353px" /></a></p>
<p>&#8216;Neoliberal İslâmcılık dönemindeki icraatlar temelde iki yön­de olumlu ve olumsuz yorumlara neden olmuştur: <strong><em>1</em><em>.</em> </strong>Hizmet sektörünün gelişmesi, tüketim, inşaat sektörü, enerji tesisi in­şaatları, doğanın bozulması, estetik yitimi, ahlaki ve kültürel dönüşüm. <strong><em>2</em><em>.</em> </strong>Sosyal güvenlik politikaları, işçi hakları, grev ve gösterilere müsaade edilmemesi, taşeron sistemi, işçi güvenli­ği ve ölümleri, özelleştirme mağdurluğu&#8230;</p>
<p><strong><em>1</em><em>.</em></strong> Neoliberalizm hizmet sektörü demektir. Finansın ulus­lararası boyutta yaygınlaşmasına bağlı olarak kültürel manada bir özdeşlik buna eşlik eder. Klasik dünya sisteminin merkez &#8211; çevre modelinde merkezde yer alan ve sanayi üretimi üst sevi­yeye çıkan ülkeler zamanla teknoloji geliştirmeye bağlı olarak neoliberalizme adım atarken hâlâ merkez olma özelliklerini korudular. Türkiye gibi, gelişmekte olan ülkeler sınıfında ta­nımlanan ülkeler ise ithal ikame modelden arta kalanlara bazı imkânlarıyla var olmaya, asgari sanayi ihtiyaçlarını karşılama­ya çalıştı. Bu tür ülkelerin neoliberal döneme geçişleri büyüle oranda hizmet sektörü üzerindendir.</p>
<p>Neoliberal İslâmcılık 80li yıllardan 28 Şubat dönemine kadar kalkınmayı sanayi üzerinden gerçekleştirme anlayışım muhafaza etti fakat bilhassa iktidar olduktan sonra 2000’li yıl­larda büyümesini daha çok hizmet sektörüne, tüketim kültü­rüne dayandırdı. 2011 kırılmasından sonra bilhassa savunma sanayine dayalı sanayi üretimi ve teknoloji geliştirmesi kat­lanmasına rağmen ekonomideki hizmet sektörü ağırlığı hiç azalmadı. Neoliberalizm zaten tüketim demektir, liberal insan tüketime yatkındır fakat neoliberal dönemde sanayi üretimi yüksek düzeydeki merkez ülkelerin bireyleri neoliberal döne­mi yaşarken büyük sıkıntılar çeker. Neoliberalizmin zengin-fakir arasındaki farkı açan karakteri nedeniyle gelişmiş ülkelerde tüketim çok da yaygınlaşmamıştır; en azından neoliberalizmle büyüyen ülkelerdeki gibi tüketim bir çılgınlık ve zenginleşme vesilesi, ekonominin dinamiği haline gelmemiştir.</p>
<p>Türkiye’de birey tüketimi eleştirirken tüketim yapmaktan vazgeçmez. Yıllarca yaşanan mahrumiyet ve “yokluk” neolibe­ral dönemdeki fazla ürünün kutsanacak derecede makbul ka­bul edilmesini sağlamıştır. Tüketimi bir kültür ve yaşam biçimi olarak gören atmosferin içine doğan gençlerin yanında geç­mişin “yokluklarını yaşayanlar, hususen kadınlar tüketmek­ten çekinmez. “Artırmaktan” mutfak masrafından kısmaktan bıkanlar, tasarruf kavramını tarihe gömmüştür. Recep Tayyip Erdoğan’ın kadınlar üzerindeki etkisinde bu yokluğun görece ortadan kaybolmasının etkisi büyüktür. Özal ve Menderes&#8217;e atıfla bolluk Erdoğan’ın imajını toplumun alt kesimlerinde artırmıştır. Bu kültürün bir tarafında küçük insana, sokaktaki bireye, alt sınıfa vurgu yapan refah varken öteki tarafında ge­nişleyen orta sınıf bulunur.(5)</p>
<p>Bu aşamada tabi tüketim kavramının mahiyeti tartışmalı hale gelir. Toplumumuz tüketim toplumu derken elbette “bü­tün insanların, dahası, bütün canlıların ezelden beri tükettik­lerini&#8217;’ (Bauman, 2010,92) gözden kaçırmadan tüketime klasik insani ihtiyaçların karşılanmasından çok bir İktisadî düzen olarak bakmak, bu ekonomik işleyişin genel kültürel vasfı, ya­şama biçimi olarak da değerlendirmek gerekir. İktisada bağlı kültürel göstergeler hem yeni orta sınıfı hem tüketime dayalı birey tipini daha net izah ederken, Türkiye&#8217;nin geldiği yeri de mukayeseli olarak gösterebilir. Sadece otomobiller, giyim ku­şam, gıdaya dayalı sektörler değil aynı zamanda “yaşam biçi­mi&#8221; okumaları da yeni dindarlık, tüketim kültürü ve neoliberal siyasallığı anlatabilir. Bu bakımdan örneğin geçmişte üniver­site öğrencilerine sadece “çay ocakları” hitap ederken bugün artık pahalı kafelerde öğrencilerden adım atacak yer kalmamış durumdadır.</p>
<p><strong>Müslüman, En Güzeline, En İyisine Layıktır!</strong></p>
<p>Neoliberal iktisadın Türkiye’ye girdiği 1980’li yıllarda Müs­lümanların yaşam biçimleri tam manasıyla gelenekseldir; kıt kanaat geçinen genel çoğunluğun yanında varlıklı dindarlar- muhafazakârlar bile yaşam biçimi bakımından sadeliğe özen gösterirdi. 1990&#8217;ların ortalarına doğru bu algı “Müslümanların en güzeline layık olduğu” görüşüyle birlikte bozuldu. Neolibe­ral İslamcılığın iktidar olduğu yıllar bilhassa 2010’lere doğru, neoliberal kültür Müslümanlar arasında artık “eleştirilecek ka­dar” içselleştirilmiştir. Öyle ki neoliberal İktisadî, siyasi ve top­lumsal kültürü dindarlar normalleştirdi; “bir lokma bir hırka”(<sup>6)</sup> fikrini Meşrutiyet&#8217;ten bu yana hiçbir zaman kabul etmeyen İslâmcılık, neoliberal imkânlardan sonuna kadar yararlanmayı bildi. Bu tüketim kültürü dindar seküler ayrımı gözetmeden tüm bireyleri aynı kimliğe büründürmeyi başardı:</p>
<p>Neoliberalizm çok tüketen, az tasarruf eden, geliri yetmediği zamanlarda dahi talebini canlı tutan bir insan modeli kurguluyor. Bu birey için borçlanmak, cüzdanını kredi kartlarıyla şişirmek, araba mı alınacak hemen tüketici kredisine başvurmak doğal, kaçınılmaz. (&#8230;) Faizler bir puan düşünce, üç aylığı nereye park edeceğiz, diye evhamlanan emekli; Mortgage yasası çıkınca &#8216;ev sahibi oluyorum’ heyecanıyla düğün bayram yapan profesyonel; kredi kartının minimumunu yatırınca ‘buna da şükür’ demeyi bi­len memur, hep bu finansal sistemin dişlileri.</p>
<p>Neoliberalizmin kapsayıcılığı, pazar ve piyasa, ürettiği kül­türle ilgilidir. Mortgage, krediyle lüks araba almak bir tarafa, kahve, simit, gıda zincirleri, dondurulmuş ürün kültürü, şişe­lenmiş su ve içecek kültürü, suni tohum, endüstriyel tarım ve ormancılık, bebek ürünleri, güvenlik görevlisi, mikro kredi, de bu kapsamda değerlendirilebilir. (Kozanoğlu-Gür-Özden, 2008,100 -123) Esasında solun yaptığı yoruma göre bu İktisadî kültür bir bakıma sadece AK Partiye bağlanır. Hâlbuki kapita­lizm de, dünya sistemi de Ak Parti ve İslâmcıların icadı değil, içine doğdukları bir yapı. Dolayısıyla Türkiye’deki sistem soru­nu, kapitalizmin çıkmazı, ortaya çıkan meseleler İslâmcıların üretimi değil bilakis AK Partiyi doğuran sebepler bu krizlerin neticesidir:</p>
<p>AKP, bir siyasi parti olarak Türkiye’deki demokrasinin, yapı­sal ve kurumsal, bir o kadar da bunlara eklenmiş kültürel-norma­tif krizinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. 2000’li yıllara Türkiye, bir türlü derleyip toparlayamadığı kapitalizmi ve bu kapitalizme karşılık gelen bir siyasal meşruiyet sorunuyla başlamıştı (Çiğdem, 2014,49).</p>
<p><strong>AVM, inşaat, TOKİ, Taşeron Sistemi</strong></p>
<p>Neoliberalizmin ekonomideki aktif sektörlerinin başında inşaat gelir. Türkiye&#8217;de neoliberal İslâmcılık eleştirisinin birinci sırasında, tüm kesimlerin üzerinde ittifak ettikleri eleşti­ri konusu TOKİ ve şehir yapılanması gelir. TOKİ neoliberal kurumlardan biri olarak Türkiye&#8217;de 1980 sonrasında kuruldu, en aktif dönemini ise bilhassa 2000&#8217;li yıllarda geçirdi. Devlet konut üretimini artırmak için TOKİ&#8217;yi kurarken, TOKİ&#8217;nin 2000&#8217;lerden sonra ürettiği binaların yüksekliği, biçimi, kü­çüklüğü, coğrafya ve kültürel ortam ayrımı yapmadan aynı tip binalar üretmesi büyük eleştiriye uğradı. TOKİ’ye yönel­tilen eleştirilerin daha çok kadim kültür ve estetik üzerinden yapılması genellikle muhafazakâr ve dindarlar nezdinde ger­çekleştirilirken, sol ve siyasi muhalif kesimler konut ve inşaat sektörünü çoğunlukla siyasilerin, oy potansiyeli işlevi gördüğü fikrinden hareketle tenkitte bulunur. (Balaban, 2011, 23)</p>
<p>Taşeron kavramının en çok inşaat sektöründe görülmesi, arsa spekülasyonları, devlet müteahhitliği (Gülhan, 2011, 32 33) eleştirerek tartışılırken, TOKİ&#8217;nin varlığını savunanlar da ciddi tezlerle karşı çıkış gerçekleştirir: kentleşmeye bağlı ola­rak ortaya çıkan konut ihtiyacının TOKİ ile giderilmesi, Cum­huriyet elitinin sahip olduğu apartman ayrıcalığının TOKİ ve belediyelerin yaptığı konutlar eliyle alt düzeye ulaşması, gece­kondulardan kurtulan insanların TOKİ&#8217;yi hiç de yadırganacak şekilde değerlendirmemesi, refahın dağıtımında konut bağ­lamında yine alt düzeylere fırsatların sağlanması, “mülkiyet fetişizmi&#8217;ne bağlı olarak (Çavuşoğlu, 2011, 49) aşırı kentleş­me ve daire sahibi olma iştiyakı inşaat gibi ekonomideki tüm fay hatlarını hareketlendirebilen bir sektörü canlandırması bir bakıma İktisadî yapının gereğidir.</p>
<p>Solun inşaat fetişizmi­ni, mülkiyet fetişizmi ile birleştirerek tümden bireyin “başını sokacak bir ev sahibi olma” iştiyakını hor görmesi, Komünist dinamikler bakımından da sorunlu görünmektedir. “Kentin markalaşması” ve “pazarlanması” yanında artık siteler ve yük­sek güvenlikli konutlar “sosyo-kültürel ayrışmayı” palazlandı­racak şekilde icat edilmekte, yeni bir şehir yapısı dizayn edilmektedir. (Penpecioğlu, 2011, 68) Aslında dikey yapılanma, estetikten uzak binalar, başta İstanbul olmak üzere silüetin bozulması, dar yollar, imara yeni açıldığı halde birbirine yakın apartmanlar sadece solun değil tüm kesimlerin üzerinde itti­fak ettiği karşı çıkışı oluşturmaktadır.</p>
<p>Bilge mimar Turgut Cansever ömrü vefa edip neoliberal İslamcı dönem şehir yapılanmasına şahit olduğu için ciddi eleştiriler geliştirmiştir. Ona göre TOKİ mantığıyla kapitalist şehir algısı örtüşür; tek tip bina ve şehir formu, dikey yapılan­ma, metropol diline uygun devasa uydu yapılarının kapitaliz­min güç ve tek tipleştirici kimliğiyle yakın bağlantısı vardır. Cansever’in (2012, 72) “Teknoloji bize çok katlı bina yapma imkanı veriyor; çok katlı bina yapılırsa alt yapı masraflarının azalacağı düşünülüyor” şeklindeki uyarısı dikkat çekicidir. Keza Cansever kentlerin artık “tutumluluk”, çocukların oyna­yabileceği otantik yeşillik ve ferah mekânlar haline gelmesi ge­rektiği kanaatindedir. Cansever’in bu şehir algısına karşı teklifi kadim Türk Evi’dir.</p>
<p>İslâmcıların Cumhuriyet karşısındaki varolma çabaları, yeni şehirler kurma, geri kalmış şehirleri yeni binalarla bu­luşturma istekleri “muazzam &#8211; büyüklük” fetişizminin doğma gerekçelerinden biridir. Bu anlamda ekonomi inşaat üzerine odaklanınca sonuçta ortaya çıkan yapı “şehvetin” ürünü olarak tanımlanır:</p>
<p>Çaresizlik diyemem, asıl neden tek kelimeyle yetersizlik. Söz­gelimi şu TOKİ rezaleti, hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki tüm icraatı öteki’ni hesaba katma alışkanlığı olmayan, çevreden merkeze, dışarıdan içeriye, senden ben’e doğru hareket etmek bilincinden yoksun bir hoyratlığın mahsulü. Dünyadaki bütün kalkınmacı sağ doktrinlerin zaaflarına sahipler ne yazık ki (Cündioğlu, 2014).</p>
<p>Dücane Cündioğlu, Çamlıca&#8217;da inşa edilen Cami için kullandığı “ülkem adına kâbus olarak değerlendiriyorum” (Cün­dioğlu, 2012) sözlerini aynı şekilde Gezi olaylarının nedenleri arasında gösterilen Taksim Kışlası’na karşı çıkarken sarf et­miştir.</p>
<p>Neoliberal İslâmcılığın şehir karnesi alt düzey gelir grubu haricinde hemen hiçbir kesimden geçer not almadı. Kentsel dönüşümlerde yapılan yüksek ve modern binaların, iptidai barakalar ve gecekondulara tercih edilmemesi, AVM kültürü, özel alan ve sitelerin yaygınlaşması, zengin ile fakir arasındaki uçurumun şehir içerisinde gözle görülür bir kisveye bürün­mesi belli başlı eleştiri noktalarındandır. AVM&#8217;lerin çokluğu, AVM kültürü kesin olarak reddedilirken yine eleştirenlerin o mekânları doldurması, çelişkinin derinliğini ve aslında iktidar ve devlet algısının niteliğini gösterecek denli netleştirmiştir.</p>
<p>Umrelere, Kudüs’e, Bursa’ya, Çanakkale’ye yapılan gezi­ler, etnik lokantalar, kafe kültürünün yaygınlaşması, spor ve yüzme havuzu, yapay orman, iç turist sayısının artması gibi birçok konu iktidara, AK Parti’ye hususen Erdoğan’a yüklenir­ken, dindarların, İslâmcıların bu kültürü sahiplenip taşıyıcılı­ğını yaptığı gerçeği, iktidarın &#8220;piyasadaki bu olguyu ne şekil­de destekleyip engelleyebileceği muamması çözülememiştir. Buradaki sorun her kesimden muhalifin AVM’leri eleştirmesi karşısında iktidarın AVM’leri yasaklamasıyla sorunun çözüme kavuşup kavuşmayacağıyla ilgili. İktidar AVM’leri kapatsa bu sefer de Gezi olaylarıyla birlikte dillendirilen diktatörlük it­hamları farklı boyutlarda zikredilecek. Gezicileri, sol liberal muhalefeti ve hatta İslâmcı muhalifleri, “maaşlı burjuva olma talebi” ile tanımlayan Zizek (2013,106), ilginç bir şekilde hem iktidar hem muhalefet bakımından olan bitenin biraz da “Ah­lakın ön plana çıkarılmasının nedeni kapitalizm eleştirisinin önüne geçmek” olarak yorumlar.</p>
<p>Gerçekte Türkiye’deki sol ve sosyalist çevreler gibi İslamcılık da kapitalizmin karşısında durma niyetinde değildir; ülkedeki tüm kesimlerin neoliberal imkânlardan azami faydalanabilme yollarını araştırıp, sonuna kadar zorlama gayretinde olduğu gözleniyor!</p>
<p><strong>Merhamet, Hak ve İşçiler</strong></p>
<p><strong>2.</strong>Neoliberalizm 1960’lı yıllara damgasını vuran işçi ve öğrenci hareketleriyle grev ve boykotlardan çok çekmiş kapitalizmin bu tür hakları ve hürriyetleri askıya almasıyla gelişme göstermiştir. Anglo-Sakson dünya işçi hareketlerine ve grevlere karşı büyük bir tepki göstermiş, ABD sendikaları yasaklamıştır.</p>
<p>1991 yılında madencilerin Zonguldak&#8217;tan Ankara&#8217;ya yaptı­ğı yürüyüş ile 2010 yılında tekel işçilerinin Kızılay’da yaptığı eylem Türkiye&#8217;de neoliberalizmin gördüğü en önemli protes­tolar arasındadır. Tabiî arada neoliberal politikaları askıya alan 90&#8217;ların yaşadığı ekonomik kriz, Anayasa kitapçığıyla ortaya çıkan siyasî krizin doğurduğu esnaf protestosu da yer alır.</p>
<p>Neoliberalizm işçi sevmez, işçi haklan konusunda önyar­gılı davranır. İslâmcılar 90&#8217;lı yıllardan itibaren devlette ça­lışmayan, âtıl bekleyen kadroların çalıştırılması ya da onun yerine özelleştirilmesi fikrini politika olarak savundu. 2000&#8217;li yıllardan sonra uygulanan taşeronluk sistemi çok mühim ve sert eleştirilere maruz kalırken, aynı muhalefeti sergileyenler kamuda insanları çalıştırmanın zorluğundan da dert yanmış­lardır. Özellikle 2000&#8217;li yıllardan sonra hükümete, İslâmcılara yöneltilen eleştiriler arasında çalışma hayatıyla ilgili meseleler bulunur. Bilhassa yabancı sermayeye Türkiye’de yatırımlara teşvik etme hususunda çağrılarda bulunan iktidara, işçi hak­ları konusunda belli bir düzensizlik sergilediği yönündeki it­hamlara ucuz iş gücü ile çocuk emeğinin yükseldiği eleştirileri de eklenir. İktidarın hususen kız çocuklarının okuması yönün­de sergilediği performansı mevsimlik işlerde çalışan çocuklar için göstermediği, çocukların yoğun olarak ağır işlerde çalıştı­rıldıkları, çalışma koşullarının son derece ağır olduğu görüşle­ri de yoğun olarak sıralanır.</p>
<p>İşsizliğin yüksek seyretmesi, iş güvenliğinin dikkate alın­madığı gibi konular özellikle 2012&#8217;den sonra iyice artmış, Gezi olayları ve 17/25 Aralık darbe süreçleriyle birlikte yoğunlaş­mıştır. Son yıllardaki işçi ölümleri, Soma ve Ermenek’teki ma­den kazaları, 2014’teki asansör faciası, 2012 yılında işçilerin kaldığı çadırların tutuşmasıyla 11 işçinin yanarak ölmesi gibi olaylar insani boyutun öne çıkarılmasına, “merhametsiz büyü­me” kavramının yerleşmesine neden olmuştur. Tüketim kültü­rü eleştirisinde ucuza teknoloji sahibi olmak isteyenlerin bunu gerçekleştirmek için çocuk işçileri onaylıyor olması pek akıllara gelmezken işsizliğin kamu istihdamı ve geniş taşeron ağıyla aşıldığı da bir başka gerçeği oluşturur. Dolayısıyla taşeron işçi­liğindeki güvenli olmayan çalışma şartları en büyük patlamayı Somada gerçekleştirdi.</p>
<p>Neoliberalizmin aşırı üretim için aşırı tüketim ve yeni ih­tiyaçlar ortaya çıkaran kimliği zorunlu olarak kısıtlamaları işçi hakları üzerinden sağlar. Emeklilik yaşının yükselmesi, AVM’lerde ve diğer hizmet sektörlerindeki uzun, ağır ve aile yapısını bölen çalışma saatleri, az tatil merhamet ve insanilik boyutunu ön plana çıkarır. Özel sektördeki çalışma koşulları­nın kötülüğü, sigortasız çalışma bireylerin bir an önce kamuda iş bulma hayallerini kışkırtmaktadır. AK Parti iktidarı bu ko­nularda çok sert eleştirilere muhatap olurken, taşeron sistemi toplumun genelinde olduğu gibi iktidarda da sıkıntıyla kar­şılanmıştır. 2011 yılında 1700, 2012 yılında 744, 2013 yılında 1235 ve 2014’te 1800’e yakın işçinin hayatını kaybetmesi neo­liberal politikaların bizzat insana temas eden kısımlarının çok büyük zayiatlar verdiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Yeni Bir Sınıf: Prekarya</strong></p>
<p><strong>3.</strong>Neoliberalizm bu dönemde yeni bir sınıf da ortaya çıkar­mıştır. İşçi sınıfının yanında tamamen bu dönemde ortaya çı­kan bu yeni sınıf, “prekarya” dünyanın genelinde olduğu gibi Türkiye’de de artış göstermiştir. Beyaz yakalı denilen bu kesim, uzun süre belli bir işte maaşlı ve güvenceli olarak çalışmayan kimseleri anlatır. “İşsizler ordusu” kavramının tanımlayamayacağı bu kesimin sabit bir işi hatta bir işyeri bile yoktur. Neo­liberalizmin “taşeron” mantığı, ülkemizde olduğu gibi hizmet sektörünün genişlemesi, sürekli farklı işyerlerine girip çıkma mecburiyeti, devlet dairelerinde çalışma özlemi prekaryanın doğal çevresidir. “Parçalı statü’ye sahip olan prekaryanın var- lığı ile yokluğu belirgin değildir. Kariyerleri olmayan, geçici olarak farklı işlerde çalışan, fırsat bulma sıkıntısı yaşayan pre­karya yarı zamanlı istihdamla da karşı karşıyadır.</p>
<p>Taşeronda çalışanlar, çağrı merkezlerinde iş bulanlar, staj­yerler, uzaktan, evden çalışanlar, bakıcılar, kendilerine büyük unvanlar verilen geçiciler, gazete dağıtıcıları yani medya dağı­tım görevlisi, çöpçü yani temizlik görevlisi, kapıcı yani apart­man görevlisi, hijyen danışmanı yani tuvalet temizlikçisi bun­lardandır. Endişe içinde, işin saygınlığı olmadığından kendini sürekli tehlikede hisseden, emeklilik garantisi bulunmayan, emekli olduğu halde çalışmak zorunda olanlar geniş bir ke­sim olarak gelişmektedir. (Standing, 2014, 22-73) Neoliberal İktisadî kültür meslekleri bölerek örgütlenmeyi, hak aramayı, engellediği için yeni alanlar, istihdam pozisyonları üretmiştir.</p>
<p>Neoliberalizm işverenin, finans sahibinin her halükarda kazanması için yapılabilecek her şeyi hayata geçirebilme kabi­liyetinin de adıdır esasında.</p>
<p>Ercan Yıldırım &#8211; Neoliberal İslamcılık(1980-2015)İslamcıların Dünya Sistemine Entegrasyonu,pınar yay.,syf:207-216</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><strong>5-</strong> Buradaki yeni çıkan orta sınıf klasik kalıplarda tanımlanan orta sınıf değil “tüketim baz alınarak” belirlenen kesimi karşılar. Dolayısıyla neoliberallerin bilhassa Türkiye gibi ülkelerdeki orta sınıf tanımı, gelirden çok gidere gör*- tüketim ideolojisini karşılama oranına göre hesap ettikleri kesimi anlatır.</p>
<p><strong>6-</strong> Bir dönem MÜSİAD&#8217;ın da başkanı olan Erol Yarar, risk alarak Müslümanla­rın, dindarların, İslâmî burjuvanın kendi içinde söylediği fakat kamuda çok da dillendirilmeyen klasik tezlerin hepsini sarsan açıklamalarda bulundu. (Yarar, 2009) Yarar, “bir lokma bir hırka bize yutturulmuş bir zoka” derken, “fakir yaşamak Peygamberin tercihiydi&#8221; sözleriyle Peygamberimizin fakir olmadığı­nı ifade eder. Yarar&#8217;ın zenginlik, israf üzerine görüşleri sadece yeni dönemin değil dindar orta sınıfın genel hissiyatının sonucudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-icraatlarin-olumlu-ve-olumsuz-yonleri/">Neoliberal İcraatların Olumlu ve Olumsuz Yönleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-icraatlarin-olumlu-ve-olumsuz-yonleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Kültür,Neoliberal Kültür</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sivil-kulturneoliberal-kultur/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sivil-kulturneoliberal-kultur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Oct 2017 13:19:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Çoğulculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Ulus Devlet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=17469</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil kültürden bahsetmek her şeyden evvel aydınlanma­nın, dolayısıyla ulus devletin kurucu rol üstlenmiş, buna karşılık kaypak özellikli birkaç kavramından biri olan “kültür&#8221; kavramını, sonra da Müslüman cihetinden bu kavramla hesaplaşmayı gündeme getirir. Ödünç alınmış bir kavram olarak “sivil kültürü&#8221; ancak bundan sonra söz konusu edebiliriz. Ne var ki, sivil kültür de bu defa bizi “vatandaş&#8221; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sivil-kulturneoliberal-kultur/">Sivil Kültür,Neoliberal Kültür</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/sivil-kulturneoliberal-kultur/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-2/" rel="attachment wp-att-17470"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17470" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-1.jpg" alt="" width="329" height="245" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-1.jpg 1300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-1-600x448.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-1-300x224.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-1-768x573.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-1-1024x764.jpg 1024w" sizes="(max-width: 329px) 100vw, 329px" /></a></p>
<p>Sivil kültürden bahsetmek her şeyden evvel aydınlanma­nın, dolayısıyla ulus devletin kurucu rol üstlenmiş, buna karşılık kaypak özellikli birkaç kavramından biri olan “kültür&#8221; kavramını, sonra da Müslüman cihetinden bu kavramla hesaplaşmayı gündeme getirir. Ödünç alınmış bir kavram olarak “sivil kültürü&#8221; ancak bundan sonra söz konusu edebiliriz. Ne var ki, sivil kültür de bu defa bizi “vatandaş&#8221; olmakla “mümin olmak&#8221;, ayrıca sivil değer­lerle İslâm&#8217;ın değerleri arasında istemesek bile mukayese yapmaya zorlayacaktır.</p>
<p>Hesaplaşmaya ve mukayese yap­maya bizi mecbur bırakan sorunlu bir kavram olmasına rağmen, yine onu kendine temel alarak yakın zamanlarda türetilmiş &#8220;İslâm kültürü” terkibinin de, aydınlanmadan sürüp gelen hastalıklı bir içeriğinin olduğunu belirtme­mizde fayda var. Yakın tarihin bir alışkanlığı olarak kul­lanmayı sürdürsekte, kanımca bizim &#8220;İslâm kültürü” adı altında yaptığımız bu kavramsallaştırmanın İslâm&#8217;ın en­telektüel muhayyilesi cihetinden uygun olacağını söyleyemiyoruz. Zira kültür kavramı, içeriğindekini gizleyen ve Müslüman muhayyileyi her zaman “iğva”ya sevk etme özelliği taşıyan bir kavramdır. Kültür kavramının İslâm&#8217;da karşılığı &#8220;sünnet&#8221;tir.</p>
<p>Aydınlanma geleneği içinden değerlendirdiğimizde kültürün, insanı din karşısında &#8220;özgürleştirici” bir kavram olduğunu kabul etmemiz gerekir. Klasik liberal anlayış si­vil kültürün imkânıyla insanı din ve gelenek baskısından kurtarma vaadinde bulunmuştur, buna karşılık üzerinde durmaya çalıştığımız günümüzün neoliberal sivil kül­türü de sözünü ettiğimiz gibi aklın, bilimin ve devletin baskısından kurtaracağını vaat ediyor. Klasik sivil kültür ile günümüzün sivil kültürünü birbirinden ayıran önemli noktalardan biri liberalizmin aydınlanmaya ait köklerin­den kopması olurken, diğer önemli bir nokta da çağdaş liberalizmin yaşadığı teleolojik dönüşümdür. Bunlardan biri toplumun ve toplumu kuran ortak iyinin meşruiyeti­ni tartışmaya açarken, diğeri de toplum dediğimiz &#8220;iler­leme” inancına dayalı varoluşun geleceğiyle ilgili bütün tahayyülleri anlamsızlaştırıp gündem dışına atmaktadır.</p>
<p>Klasik anlamı içinde &#8220;toplum/sosyal” şeklinde tanım­lanmış olan modernitenin yarattığı bir şeydir; nihayette toplum yani &#8220;sosyal olan”, bir &#8220;politik beraberlik” biçimi­ni ifade eder. Toplumu meydana getiren fertlerin onayını almış bir “ortak iyi&#8217;nin bu beraberliği sağladığı varsayılir. Söz konusu ortak iyi, hem toplum için öngördüğü bir hayat tarzını hem de toplumun gelecekte nasıl olacağına dair bir tasarımı içkindir. Bu klasik diyeceğimiz toplum modelinde sivil kültürün belirlediği kamu alanı ve/veya liberal demokratik kamu alanıyla, dini inanç ve ahlak de­ğerlerinin belirlediği “kamu alanı&#8221; benzer görünmelerine rağmen mahiyetleri farklı şeylerdir. Bunu modernist sos­yal/siyasal teorinin kuruluş tarzında olduğu kadar; dinin ideal insan modeli olarak gördüğü mümin/mümine mo­deli ile, ulus devletin veya modern iktidarın ideal insanı olarak vatandaş modeli arasındaki farkta açıkça görmek mümkündür.</p>
<p>Klasik liberal sivil toplumda eğitim, bireyi vatandaş olmaya ikna edecek uygun değerlerin aktarılmasıdır. Ta­nımlanmış bir ortak iyinin peşinden gitmesi için bireyin, söz konusu ortak iyinin hakikaten “iyi&#8221; olduğuna ikna edilmiş olması gerekir. Bu önemli imkânı ulus devlette “sivil kültür” sağlar. Sivil kültürün kendinde içkin ikna etme gücü olduğu gibi, sivil eğitim de ikna etmeye yöne­lik bir faaliyet olma özelliği taşır. Bu kültür, yönlendirici gücüyle her an ve her yerde insana hitap eder; ona göre hiçbir vatandaş sivil değerlere yeteri kadar sahip olduğu iddiasında bulunamaz. Bu yüzden istisnasız her insanın eğitimden geçmesi gerekli görülür. Ulus devletin eğitimi karşılıksız ve bütün toplumu kuşatacak şekilde uygula­mak istemesi, sadece vatandaşlarını düşünmesinden de­ğil, onları kendi meşruiyeti için vatandaş yapma isteğin­den kaynaklanır.</p>
<p>Günümüzün liberal siyasal doktrini, pozitivist dünya görüşüyle beraber liberal kamusal alanla da olan düzen­leyici ilişkisini koparıyor; böylece bireyin tam özgürleş­mesine imkân vereceğini varsaydığı “ortak iyi&#8221;si olmayan bir özgürlük alanının oluşmasını öngörüyor. Zira tekil bir kültürün tanımladığı “ortak iyi&#8221;nin hakikaten peşin­den gidilmesi gereken bir iyi olduğuna, yaşanmakta olan ciddi epistemolojik dönüşümlerden sonra artık günümüz insanı emin değil; bu yüzden klasik sivil toplumun öngör­düğü ideal vatandaş bugün söz konusu ortak iyi ile olan bağlarını koparmaya çalışmakta ve kendi “kişisel” dün­yasına “dönmek” istemektedir.</p>
<p>Bunun İslâm cihetinden hiçbir zaman meşruiyeti olamamış modernist siyasal/ sosyal teoriye bunalım yaşattığını görüyoruz. Birey özel yaşamının kendine ait ideali ile sözünü ettiğimiz “iyi”nin kendisini tefrik etmeyi, kişisel bir tecrübe olarak artık yaşayıp öğrenmek istiyor. Bu nedenle günümüzün post- modern sivil toplumunun demokratik vatandaşı olmak, aynı zamanda “ortak iyi” den bağımsız sadece kendine has bir yaşam formunun temsilcisi olmak anlamına geli­yor; çünkü postmodern siyasal kültürde vatandaş olmak kendinin inşa ettiği bir yaşam biçiminin yolunu tutmuş olmak demektir.</p>
<p>Yine bu bağlamda sivil özgürlüğün amacı da, total- leştirici bir dünya görüşü veya ortak bir hayat tarzına karşı insan arzularının önündeki engelleri kaldırmaktır. Burada klasik özgürlük kavramının içerik olarak yeni bir anlam dönüşümüne uğradığını belirtmemiz gerekiyor. Yarın için ideal olan bir toplumsal düzen, bir gelecek ta­sarımında bulunmak fikri ve bunun için elzem olan öz­gürlük anlayışı, yerini sadece şimdi/bugünle kendini sı­nırlandırmış olan “arzu”nun tecrübe edilmesi için lazım olan bir özgürlük anlayışına bırakıyor.</p>
<p>Dolayısıyla dünün liberal sivil kültürü, ikna etmek üzere bireye ve topluma hitap ederken, günümüzün neoliberal sivil kültürü bire­yin arzularına hitap etmektedir ve bireyin kendine has arzularının karşılanması için toplumsal dünyayı kuran &#8220;ortak iyi&#8217;yi izafileştirerek özgürleştirmek istiyor. Bu yüz­den neoliberal siyaset sosyal, kültürel, iktisadi hâkimiyet ilişkilerine atfedilen insan arzuları üzerindeki baskıları kaldırma ideali taşımakta, bunu yapabilmek için de pozi­tivizmin karşısında dinin desteğine ihtiyaç duymaktadır.</p>
<p>Klasik sivil kültür aydınlanmanın akıl ve bilgi kavramı üzerine kurulu olduğundan, dinle kendisi arasına mesafe koymuştu. Pozitivizmi de kendini meşrulaştırma ve yeni­den üretmenin imkânı gördüğünden, doğal olarak dinden herhangi bir destek talebinde bulunmayı düşünmemiş, buna karşılık bilimsel bilgi, sivil kültürün, sivil değerle­rin ve sivil eğitimin temelini teşkil etmiştir. Oysa buna karşılık günümüzün postmodern sivil kültürü, kendi pozitivist köklerini terk ederken, kendini yeniden ve &#8220;çoğul­cu” bir yapıda inşa etmek üzere dinin yardımına ihtiyaç duyuyor. Ancak dinin savunduğu değerlerden bazılarının bireysel ideallere destek vermesi demek, dinin liberal si­vil kültürü onayladığı anlamına elbette ki gelmez.</p>
<p>Buna rağmen günümüzde pozitivizmle olan bağlarını koparma sürecindeki neoliberal sivil kültür, kendini yeni bir içe­rikle inşa edebilmek için dinin yardımına hayati derecede ihtiyacı olduğunu gizlememektedir. Dinin sivil kültürü, sivil toplumu, sivil siyaseti motive edici bir güç olarak yeni imkânlar sunabileceğine inanıyor; açıkçası sivilite nosyonu kendini din ile tamir etmek istiyor. Arzunun özgürleştirimini esas mesele olarak kabul edersek, neoliberalizmin, dini, postmodern sivil kültürü destekleyen ve onu dinamik kılan bir güç olarak görmesi ve katkı bek- lemesini doğal karşılamak mümkün; ancak bunu yapar­ken mevcut yapısı içindeki dinden beslenerek değil, dini kendi izafileştirici muhayyilesinin süzgecinden geçirerek yapmak istemektedir. Çoğulculuk şeklinde nitelendirdiği bu anlayış dinin yeni bir yorumu olarak görünse de, bunu kendi mahiyeti içinde değerlendirdiğimizde, dinin yeniden icadı olarak kabul etmemiz gerekiyor.</p>
<p>Öte yandan bu izafileştirici felsefe, her dinin bu ne­denle bir diğeriyle &#8220;eşit değerde” kabul edilmesi gerek­tiğini söylemekte, dolayısıyla dinlerin birbirlerine karşı olan üstünlük iddialarının olamayacağını savunmaktadır. Bunun yanında dinlerin kendileri açısından ezeli ve ebe­di olduğunu kabul edip savundukları hakikatleri &#8220;tarih­sellik” kategorisine alarak izafileştirmektedir. Buna göre hakikat, yani varlığın anlamı ancak insan eliyle oluştu­rulmuş dünyada, yani tarihsel bir dünyada elde edilebi­len bir anlamdır. Dolayısıyla insanı tarihselliğin dışında nitelemek ve belirlemek, bu görüş açısından mümkün değil.</p>
<p>Tarihsellik insanın özü sayılmakta; her şey buna göre geçici ve tekil olmak özelliği taşımakta; insan kendi faaliyetleriyle yaptıklarının bir ürünü olarak kabul edil­mektedir. Aslında postmodern dönemde sorun, İslâm gibi bir dinde, öncelikle bireyi neoliberal anlamda inşa edecek değerlerin nasıl devşirileceği meselesi önemli bir hale gelmiş durumdadır; bu yüzden İslâm&#8217;ın değerlerini bağlamlarından koparmak suretiyle söz konusu bireyi motive edici bir işlevle yükleyerek, birey yeniden inşa edilmek isteniyor.</p>
<p>İslâm düşünceyi, hayatı, insani faaliyeti değil ama or­tak iyi&#8217;yi &#8220;totalize” eden bir dindir. Müslüman teologlar haddinden fazla talepte bulunsalar da, aşırı yorum bom­bardımanına tabi tutulsa da, tevhidden kaynaklanan gü­cünden dolayı İslâm&#8217;dan farklı &#8220;ortak iyi&#8217;ler hâsıl etmek asla mümkün değildir. Tevhid hayatın birliğinin belirle­yici teminatı olduğundan; bu demektir ki dünyada farklı ortak iyilerin peşinde koşan, dolayısıyla hayata dair farklı gayeleri olan, farklı mekânlarda ve farklı zamanlarda ya­şamış olsalar da farklı Müslüman topluluklar olmayacaktır. Bu İslâm&#8217;ın somut bir şekilci şekilde zaman ve mekân üstü bir tehdit olma özelliği taşırlar.</p>
<p>Yaşamakta olduğumuz bu tarihsel dönem; neoliberal sivil toplumun imkânları içinde bir yandan dinin, diğer yandan da klasik anlamdaki sivilitenin deyim yerindey­se yeniden icadıyla bizi karşı karşıya getirmekte. Günü­müzün Müslümanları 28 Şubat 1997de yedikleri tokatla; tüketmeye başladıktan sonra tiryakisi haline geldikleri yeni içerikli özgürlük ile İslâm adına konuşurken çelişkili şekilde, bir türlü güven duygusu veremeyen kurnazlıkla yüklü neoliberal akıl arasında sıkışıp kaldılar. Aslında bi­zimkisi uçurumun kenarında elindeki kutsal kitapla baş başa kalan “âmâ”nın &#8211; yoksa “ümmi” mi demeliyiz &#8211; du­rumuna benziyor; görebilmek için ışığa değil kalp gözü­müzün açılmasına ihtiyaç olduğunu hala anlamakta zor­lanıyoruz.</p>
<p>Abdurrahman Arslan &#8211; Sabra Davet Eden Hakikat,syf:288-294</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sivil-kulturneoliberal-kultur/">Sivil Kültür,Neoliberal Kültür</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sivil-kulturneoliberal-kultur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neoliberal Kültür</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-kultur/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-kultur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Oct 2017 13:11:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Çoğulculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel çoğulculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Postmodernite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=17461</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modernist toplum tasarımı demokratik, politik kuram­ların sürdürülebilmesi için toplumların kültürel farklılık­larının ihmal edilmesini gerekli görmüş olmasına karşı­lık, küresel ya da neoliberal kültür bu farklıklara şiddetle vurgu yapmaktadır. Günümüzün evrilmekte olan toplumunun yeniden düzenlenmesinde ve bireyci tüketim toplumumun ihtiyaç duyduğu hedeflere ulaşmasında, söz konusu kültür aydınlanmacı geleneğin aksine bugün yeni yolların denenmesine kapı açmakta ve meşruiyet [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-kultur/">Neoliberal Kültür</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/neoliberal-kultur/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo/" rel="attachment wp-att-17462"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17462" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo.jpg" alt="" width="402" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo.jpg 1300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-600x448.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-300x224.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-768x573.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/17149339-abstract-word-cloud-for-neoliberalism-with-related-tags-and-terms-stock-photo-1024x764.jpg 1024w" sizes="(max-width: 402px) 100vw, 402px" /></a></p>
<p>Modernist toplum tasarımı demokratik, politik kuram­ların sürdürülebilmesi için toplumların kültürel farklılık­larının ihmal edilmesini gerekli görmüş olmasına karşı­lık, küresel ya da neoliberal kültür bu farklıklara şiddetle vurgu yapmaktadır. Günümüzün evrilmekte olan toplumunun yeniden düzenlenmesinde ve bireyci tüketim toplumumun ihtiyaç duyduğu hedeflere ulaşmasında, söz konusu kültür aydınlanmacı geleneğin aksine bugün yeni yolların denenmesine kapı açmakta ve meşruiyet sağla­maktadır. Bu kültürün tanımlayıcı özelliği, fazlasıyla ikna edici bir gücünün olmasıdır.</p>
<p>Bu onun doğrudan doğruya sadece birey temelli taleplere açık olması ve bu taleple­ri cesaretlendirmesiyle ilgili olduğu kadar, aynı zamanda önerdiği “sivil iyi&#8221;nin içeriğiyle de ilgilidir. Sivil iyi, nihai olarak bilhassa yalnız bireye has ve bireyin tecrübesi ta­rafından onaylanmış bir iyidir. Bireyin kutsanan özerkliği, bilhassa sivil “etik” ve sivil “manevi değerlerin” toplumsal ortak iyiyi önceleyen idealler halini alması, bireysel hak­kın toplumsal ortak iyinin üstünde bir konum ele geçir­mesini kolayca meşru ve kabul edilebilir hale getiriyor.</p>
<p>Oysa daha önce bunlardan hiçbirisi tekil bir kültür veya bu kültüre ait insana göre tanımlanmış değildi; ter­sine bireye ait her şey bütünüyle evrensel olduğu varsa­yılan ölçülere göre tanımlanmıştı. Dolayısıyla klasik libe­ral düşüncenin evrensel ve normatif özelliği günümüzde meşruiyet kaybına uğrayarak ortadan kalkıyor, yerini birey merkezli yeni bir kültür ve değerler alıyor. Bu ise evrensel olmaktan çok, bireye has bir yaşam ve sorum­luluk tarzının her istediğini onaylamak anlamına geliyor. Bu sebeple başta din ve toplumsal gelenekler tüketim toplumunun iktisadi hedeflerinde birer motive edici güç olarak yeni süreçlere çoğulculuk söylemi altında katılma­ya teşvik edilmektedir.</p>
<p>Kültürel çoğulculuk şeklinde ifade edilen bu katılım talebi, üretimin değişen yeni mantığı içinde kapitalist ilişkilere yeni dinamizm, bizim gibi toplumlarda ise bu ilişkilere dini bir heyecan katıyor. Katılı­mın sebep olduğu önemli değişim günümüzün toplumlarında kendine has yeni dindarlaşma hareketlerine de sanal bir kapı açmakta olmasıdır. Özellikle küreselleşme ile beraber Batı dışı toplumların giderek postmodern ni­telik kazanan kültürlerini kendi dini/tarihsel miraslarını iktisadi ve teknolojik adaptasyon sağlamak üzere motive edici bir güç olarak geçmişe göre daha rahat ve dindar­lığı çağrıştırır şekilde fazlasıyla istekli olarak kullanmaya başladıklarını görüyoruz. Neoliberal kültürün açtığı yeni “imkânlar” içinde bölgeselleşmek (Asyalılaşmak, Afrikalılaşmak), İslâmlaşmak, Hindulaşmak, Hıristiyanlaşmak hatta kendisi için farklı anlama gelse de Avrupalılaşmak gibi yeni talepler dile getirilmekte.</p>
<p>Diğer dinlerin mensupları gibi Müslümanlar da bu süreçlere katılırken, İslâm’ın ne dediğinden çok, sözünü ettiğimiz kültürel çoğulculuk perspektifinden hareketle kendi farklılıklarını dile getirmek için bunu bir imkân olarak değerlendirmeye çalışıyorlar. Ancak kültürel ço­ğulculuk bağlamında dile getirilmekte olan kültürlerin ti- kelliği meselesi; bir yandan İslamı kültüre indirgemekte, diğer yandan da küresel çapta dile getirilmekte olan kül­türel çoğulculuk söyleminin bizzat batının kendisine has kültürel tekilliğinin bir formundan başka bir şey olma­dığını görememektedirler.</p>
<p>Yeni formu içindeki kültürün tikelliği, yani her kültürün “biricikliği” meselesi, içeriğini şimdilik kaydıyla bir kenara bıraksak bile, batının kültürel dilini/gramerini kullanmakta olmasıyla bizzat o kültürü ait olduğu kendi dini geleneğine karşı yabancılaştırmak­tadır. Müslümanlar küresel kültürle beraber geçmişe her referansta bulunduklarında, bu yabancılaşmayı yeniden üreterek yaşamak zorunda kalıyor. Bunun yanında önce­likle biliyoruz ki aydınlanma geleneğinin kültürel dili her türlü kültürel çoğulculuğa düşmandır; zira aydınlanma öncelikle Avrupa’yı merkeze koyarak evrensel insanlık için her zaman saf bir evrensel dil sağlama ideali taşımış­tır. Unutmamak lazım ki bugün bu ideal, postmodernitenin çoğulculuk formu içinde değişmeden kendini bir kez daha &#8220;ötekilerin” eliyle geleceğe taşımak istiyor.</p>
<p>Abdurrahman Arslan &#8211; Sabra Davet Eden Hakikat,syf:271-273</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-kultur/">Neoliberal Kültür</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-kultur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
