<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Necip Fazıl | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/necip-fazil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Sep 2026 17:32:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Necip Fazıl | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Necip Fazıl ve Cemil Meriç’e Göre “Yarı” Türkler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/necip-fazil-ve-cemil-merice-gore-yari-turkler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/necip-fazil-ve-cemil-merice-gore-yari-turkler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2017 14:15:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[cemil meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Tahir]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18915</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dosto kendi dilini tahrip eden, kötü konuşan Yahudilere karşı haklı olarak acımasızca tenkit eder. Nefret ettiğini açıkça da beyan etmekten çekinmez. Sadece o mu? Değil! Bir sürü Batı’lı filozof ve şairler, bu ırkın çarpık zihniyet ve karekterleri hakkında yazı yazmışlardır. Mesela belki en düşündürücü ve en çarpıcı ifadeyi hiçte Yahudi düşmanı olmayan, bilakis dostu olan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/necip-fazil-ve-cemil-merice-gore-yari-turkler/">Necip Fazıl ve Cemil Meriç’e Göre “Yarı” Türkler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/necip-fazil-ve-cemil-merice-gore-yari-turkler/images-29-2/" rel="attachment wp-att-18916"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-18916" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-29.jpg" alt="" width="283" height="284" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-29.jpg 384w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-29-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-29-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-29-360x360.jpg 360w" sizes="(max-width: 283px) 100vw, 283px" /></a></p>
<p>Dosto kendi dilini tahrip eden, kötü konuşan Yahudilere karşı haklı olarak acımasızca tenkit eder. Nefret ettiğini açıkça da beyan etmekten çekinmez. Sadece o mu? Değil! Bir sürü Batı’lı filozof ve şairler, bu ırkın çarpık zihniyet ve karekterleri hakkında yazı yazmışlardır. Mesela belki en düşündürücü ve en çarpıcı ifadeyi hiçte Yahudi düşmanı olmayan, bilakis dostu olan ve döneminde Bergson’u müdafaa edip, karşılıklı sıkı dostlukları olan şair Paul Valery ise Yahudiler için şunları söyler: “Yahudiler asla sanatçı olamazlar” der. Ve asla bütün dimensiyonlarıyla da bunlar hakiki düşünür olamazlar. Onlar sadece düşüncenin hergeleleri ve ko­misyoncusu olurlar&#8230;</p>
<p>Andre Gide arkadaşı Paul Valery’nin ölümünden sonra yaz­mış olduğu bu makalesinde şöyle bir teşhisde bulunur. Ona göre: <em>“Batı edebiyatında şair düşünürler arasında hem nesri hemde şi­iri aynı kuvvette olan Goethe ve Valery<sup>,</sup>dir<sup>,.</sup></em>Bu hükme şunuda eklemek lazım: Avrupa’da Sanatçı düşünürler arasında meta dili, nüansı yani kudretli üslûbu ve derin fikirleri olan sadece filozof Schopenhauer ve Niçe’dir.</p>
<p>Bizde ise şu üç düşünür çok önemlidir: Said Nursi, Necip Fazıl ve Cemil Meriç. Birincisinin karşısına bütün 19. asrın ger­çek düşünürlerin hepsini yani bir Kant, Hegel, Marks, Proudon ve Nietzsche vs gibi bu usta düşünürleri bir kefeye koyun, insa­na verdikleri değer bakımından, hayatlarının anlamı hakkında; Şüphesiz Said Nursî daha ağır basar.</p>
<p>Said Nursî yüzde yüz iman, sevgi ve nur yani kristal dü­şüncenin sesi, kudreti, derinliği ve varlığıdır, İşaret’ül İcaz yazarı. Henüz onu bütün dimensiyonlarıyla keşfeden bir düşüncenin fati­hi çıkmadı. Ama ufukta, ufkuna göz kırpan muhakkaki düşünce­nin şehzadeleri çıkacak!..</p>
<p>Maalesef!.. Son üç asırda hiç kimse İslâmın, bütün buudlarıyla içtihad ruhun irtifasının henüz erişemediler. Bizde sadece bu; <em>Düşüncenin üç sultan kapısı gerçek birer Mütaarriftirler&#8230;</em></p>
<p>Buna mukabil bizde Türk edebiyatında hem nesri hemde şiiri aynı kudrette olan sadece şair- düşünür Necip Fazıl’dır. O tıpkı bir Geothe, Viktor Hugo ve Paul Valery gibi nesrinde şiirinde zirve­sidir. .. Kristalin kristali bir nesir ve şiirin gerçek fatihidir. Cemil Meriç ise, o da tıpkı Filozof Schopenhauer, Niçe gibi derin fikirle­rin örgüsünü ören, inşa eden bir düşünür. Bu kendi meta dilini ku­ran, dildeki nüansı tıpkı gökkuşağı renklerine sahip, celîl ve kud­retli bir dilin büyücüsüdür. Cemil Meriç hem dilin hemde derin ve kolay anlaşılmayan bir düşüncenin imzasıdır. Tıpkı Batı’daki bu iki düşünür gibi&#8230; Üstadın nesri gerçek manada bir kristalin kristali, inci ve zarif bir çizgidir, bu erişilmez nesri.</p>
<p>İmdi Cemil Meriç’in çağının bu “Yarı Türk” aydınınından biri olan Nurullah Ataç&#8217;ı nasıl gördüğünü, onlar için neler düşündüğü­ne dikkat kesilip, onun sözlerine pür dikkat, kulak verelim. Üstad 4. Aralık 1967&#8217;de günlüğüne şunları yazmış, bu doğuştan müslüman Türk düşmanı bu karanlık Kilisenin çocukları olan, içimiz­deki bu “Yarı Türkler” gürûhu için: “<em>Anadolu’ya oturak giydiren Selanik</em>. <em>Ve dilinden, dininden</em>, <em>haysiyetinden tecrit edilerek tari­hin dışına itilen milyonlar&#8230;Düşüncenin sırtında Arleguin cübbe­si.</em><em> Bir alay sahtekâr, müstemleke zabitlerinden daha küstah ve yılıışk, intelijansiya rolüne çıkan üç beş okuryazara sofra artıkları yalatmaktan şeytani bir zevk duymaktadır.”<sup>72</sup></em></p>
<p>Sonra Meriç, bu Homo Ludens’in kimlerin oğlu olduğunu, tahsil ve bilgi seviyesini daha doğrusu seviyesizliğinin porteresini derin çizgilerle, bu sûretsiz ve sîretsiz Ataç’ın portresini çizer. Tekrar Üstadı dinleyelim. Ama daha dikkatlice: <em>“Ataç bir cenin-i sakit. Hammer mütercimi ve iktitaf yazarı Ata beyin ölümü döşeğinde sahip olduğu bir ferzent. [&#8230;.]Ataç satıhdı. Her değere düşmandı. Tırnaklarını kemirmekten ve liyakatsiz, yani tehlikesiz bir takım oğlanlara dalkavukluk yapmaktan başka marifeti yoktu. Ataç hiçbir şeye inanmazdı. Çünkü inanmak sevmek demektir. [&#8230;] Atatürkçülük ve Ataç &#8230;yıkılan imparatorluğun iki büyük hastalığı, hayır iki küçük hastalığı. Adi ve mikroskobik. Ataç ’la büyük iki kutuptur, birleşmez. Ataç, Mustafa Kemal rejiminin bütün sefaletlerini edebiyata sokan şımarık, yılışık, cahil ve kabiliyetsiz bir dilekçe yazarıdır”.<sup>73</sup></em></p>
<p>Ve Üstad sesini ateşten bir sese kalb edip, yani ateşîn keli­melerine tarihin bütün meta sesini katarak, bu yakıcı, bu insa­nın beynini, vicdanını kavrayan kelimelerle, bu müleves ruhları, süprüntüleri tarihin meçhuller çukur çöplüğüne süpürür.</p>
<p>Tekrar Üstadın düşünce odamızdaki cesetleri yerinin neresi olduğunu anlamak için, Onu dinleyelim: “<em>Türkiye, bütün kütüphaneleri ya­kılan, bütün mazisi, bütün tarihi imha edilen bu bedbaht ülke, bu panayır soytarısından daha münasip bir mezarcı bulamazlardı.</em><em> İliksiz, usaresiz, ruhsuz bir edebiyat. Melih Cevdet ve benzerleri, Ataç gübreliğinde yetişen son mantarlardır. </em><em>Anadolu, başındaki oturağı tekmeleyip bu süprüntüleri temizlemedikçe, namuslu fikir adamların sığınacağı iki yer var: ölüm ve cinnet</em>” der ve yazısını bu paragrafla tuğralar&#8230;<sup>74</sup></p>
<p>Sonra üstadane, bu ülkenin bütün “Sembolik Kapitallerini’&#8217; yok eden, kendilerine “İlerici” diyen bu Kilisenin, basın ve yazar­ları daha doğrusu bu ülkeye 90 senedir musallat olan, esir alan bu Çin köpeklerin marifetleri ve “sağ” yazarlarının uyuşukluğu, ken­disini anlamamalarından yakınır. Ona göre <em>“Batı ile savaşıyorum, Oysa onların nazarında tek değerim: batılı olmak</em>” der.“İlerici” daha doğrusu bu “Yarı Türk”lerin basınları hakkında 28. Temmuz 1974 yılında şunları yazar: “<em>Batı ile savaşıyorum.</em><em> Oysa onların nazarında tek değerim: batılı olmak.</em><em>Attila solda kalmalıydın diyor. </em><em>Hangi solda?</em><em>İlerici düşünceye istikamet veren son derece mürteci üç organ var:</em><em>Cumhuriyet, Varlık, Türk Dili.</em></p>
<p><em>Cumhuriyet, kurulduğu günden beri tefekkürü felce uğratmağa memur. Kurulu düzenin gerçek koruyucusu. Genç dikkatleri eski fetihlere çivileyen sahte bir ilericilik. 1974′te Atatürkçü. Varlık, Cumhuriyet’in aylık nüshası. Aynı fikir sefaleti, aynı namussuzluk, aynı sahtekârlık. Nadir Nadi ile Yaşar Nabi ikiz kardeştirler. Reculiyetten, samimiyetten mahrum iki harem ağası. Memlekette düşünen insanın türeyememesi bu iki düzenbazın marifetidir. Bu iki düzenbaz belli emellerin temsilcisi, yani fert değil lejyon</em>.<em>[&#8230;.] Cumhuriyet ve Varlık kuru­luşundan beri lağım. ”</em></p>
<p>Ve Meriç, “Sağ”ın şapşal, gözünü sofun şaşı gözüne çeviren, ınnun göğsündeki zehirli sütünü emmek isteyen bu ruhlu varlık ve zihniyetteki “Sağ”ın kendisini anlamayışını ise şöyle ifade eder: <em>“Zaten yazdıklarım da kayboluyor.</em><em> Batı ile savaşıyorum. Oysa onlar</em><em>ın nazarında tek değerim: batılı olmak?&#8217;.</em> Bu ülkenin bütün değer ve mefhumları yurtsuz ve gökkubesiz bırakıldı. Bırakanlar batılılar ve onların içimizde bizi içten kuşatan, kuduz köpekler gibi saldıran: Homo Ludenzler ve Dönmeler yani “Yarı Türk” ler ordusu&#8230;</p>
<p>Basın&#8230; Hegel için gazete “Mütefekkirler için sabahın bereketi kadar realistir” diyor filozof. Evet, bu ülkede ise gazete: günün küfrü ve bereketsizliğ ve zehir fabrikalarıdırlar, içimizdeki bu “Siyonist” ve “Yarı” Türk basını. İhtilâlin yıkım tankları gerçektirler.</p>
<p>Bu Emperyalist Avrupa’nın içimizdeki emir ve yıkım Kipleri. Bu ülkenin her değerlerine ve gerçek düşünürlerine, tıpkı Ludwıg Wittgenstein’nin nefis <em>Çin köpekleri</em> teşbihinde olduğu gibi, bir boşluğa, bir köşeye, bir gölgeye havlarlar. Sonra bir sürü diğer köpekler bu havlama korosuna katılır ve boş dolu gösteri­lir. İşte bizdeki “Yarı” Türkler, filozofun dediği gibi bir hiçe yani köşedeki boşluğa havladıktan sonra, kuduz köpek gibi bu mille­tin gerçek sahibi olan müslüman Türk çocuklarına ve değerlerine saldırırlar.</p>
<p>Ve bu saldırı bir asırdan fazla zamandır başladı, yapı­lıyor. Ve bütün şiddet ve sinsiliği ile devam ediyor. Bunlar ka­ranlığın ve kıyıcılığın ebedi çocuklarıdırlar. Dişi kaz sürüleri. Bir avuç olmalarına rağmen ellerindeki maddi güç, lağım basınları ve Avrupa’lıların gizli ve açık yardım ve destekleriyle halen, biteviye saldırıyorlar. Bu ülkenin kendi değer ve mefhumları kök salmasın, ruhları gibi yurtsuz ve gök kubbesiz kalsın ve bu ülkenin gerçek sahipleri olan Anadolu çocuklarının kendilerinin biteviye kölele­ri olmasını isterler. Ama bunlar düşüncede, metafizikte yakıcı ve diriltici asîl düşüncenin, bu yön değiştiren rücûnun ne olduğunu bilmezler.</p>
<p>Cemil Meriç’in yukarıda adını zikrettiğim, bu tuvalet kağıdını gazete ve dergilerin yanında, Türk Düşüncesi ve Türk şiirinin son Üstadı Necip Fazıl Kısakürek ise <em>“Hürriyetsiz Hürriyet“Milliyetsiz Milliyet&#8221; &#8220;Vatansız Vatan</em>” başka bir vatanın özlemini çekerler vs. gibi, bu karanlık basın ve Dönmeler hakkında ömrü boyunca müca­dele etmiş; bu meş’um toplulukla. Onu dinliyelim, şimdi&#8230;</p>
<p>Milliyetsiz Milliyet Gazetesinde gayr-i Türk ve gayr-i müslim bir muharrir bozuntusu, sadece ilim ve hakikati konuşturmak üzere hazırladığımız 6. Mehmed Vahiddüddin isimli tefrikamızın “Vatan haini” değil, büyük vatan dostu şeklindeki ikinci başlığı ele alarak, henüz eser ortaya çıkmadan bir takım esfel (Provakasyon) lara girişmekte, ”<em>Vahidüddin vatan dostu olunca demek ki Atatürk, Mareşal Çakmak ve bunca istiklâl Şehidine vatan haini olmak dü­şüyor&#8221;</em> demek istemekte ve şunu bunu kışkırtmaya bakmaktadır. Kâfir soyundan İranlı ve Arnavut kanıyla mavi renkli Yahudi kanından terkiplediği katışığa Milliyet ismini veren bu paçavraya ve onun paçavra muharririne ayaklarını denk almalarını tavsiye eder ve birkaç yıl öncesinin “Cüce M&#8230;” hâdisesindeki yüzkarası hezimetlerini hatırlatırız!</p>
<p>Bu defa yüzlerindeki kara, mânevî bir leke halinde kalmayıp korkunç bir surat morartısı şeklinde de tecelli edebilir. Aynı karşı­lığı, dünkü “Akşam” gazetesinde Milliyetsiz Milliyet’in arkasın­dan gitmeye kalkan ve temiz bir ordu köteği yedikten sonra şimdi Milliyetçi ve hakikatçı Türk Ordusunu kışkırtmaya bakan “İlhami Sosyal” isimli maddî ve manevî soysuza da yöneltiriz. Bahsettiği, camii duvarına işeyen köpek değil, onun ancak çişi olan bu adamı, bütün benzerleriyle beraber Sarayburnu önündeki çöplükte göre­ceğimiz gün yakındır.<sup>75</sup></p>
<p>Üstad Necip Fazıl sadece bu çömez, tek marifetleri bu mille­tin her değerine küfredip, alay eden bu gazateciye değil, meşhur “Çankaya” adlı eserin sahibi hani Mehmet Akif Ersoy’a alçakça:</p>
<p><em>“Hadi sen</em>, <em>kumda biraz oyna</em>, <em>bu memlekette işin yok sen</em> di­yen bu dağlı barbar daha doğrusu bir <em>Latenz Mağarası ’nın harem ağası</em> olan: Fatih Rıfkı Atay’a da layık olduğu cevabı daha doğ­rusu kelimelerle sandalyeye oturtup, nefis bir metafor kelimeleri yürüyüşe geçirip, boyuna geçirdikten sonra bu ayrık “Firak” ruhlu çeyreğin çeyreği “Türk’ü ateşten kelimeleriyle, oturduğu sandal­yeye şiddetli tekme savurarak, layık olduğu yere düşürür! Yani ka­ranlığın lağım çukuruna düşürür, bu müslüman Türk ve Anadolu insanına düşman olan ve bu doğuştan Yahudi ve Dönmelerden başka hiç kimseyi sevmeyen, bu anti insana cevap verir.</p>
<p>Üstad, Bu Latenz Mağarası Aydını F. Rıfkı Atay’ın 25 Mayıs 1968’de Dünya Gazetesinde “Politika” adlı bu tarihli makalesin­de tulumbacı gibi Müslüman Türklerin bütün değerlerine, Ulu Hakan’a ve Necip Fazıl’a, Üstadın DTC Fakültesinde verdiği konferanstan dolayı kudururcasına rahatsız olmuş bu “Çanka Yazarı, tam bir kalpazan müsveddesi.</p>
<p>Bu Mustafa Kemal’i Çankaya’da zehirleyenlerin başı otan bu “Çin Köpeği” gibi, bü­tün sembolik kapitallerimize havlayan, bu âdet bezi ruhlu gaze­teci müsveddesine şöyle cevap verir. Bu 20’inci asırda 7’inci asır yürümez diyen, bu Anadolu müslüman Türk’ün tüm değerlerine kuduz köpek gibi saldıran ve dilini kesercesine havlayan ruh sefi­line. Üstadın nefis nesir Türkçesiyle dinleyelim. Bu makalesinin adını: <em>“Frak ve Sümük</em>’ başlığını koyan, şairler Sultanı ve düşün­cenin ebedi şehzadesi:</p>
<p><em>Yine bize sövmeye başladılar. </em><em>Milliyetsiz “Milliyetin ”in peşinden sabah vakti kapkara “Akşam</em>”&#8230; <em>Derken Ebu Cehil kadar eski “Yeni Gazete</em>” <em>ve arkasından, dönek, fakat hakikatsizlikte sabit “Dünya</em>”&#8230; <em>Ah, şu kahpe dünya!.. Bâri bir fikir öfkesine, bir dü­şünce sinirine bağlı olsa bu sövüp saymalar&#8230; Sadece şu (klasik), şu eçkel, şu esfel, devrim efeliği tavrı&#8230;</em></p>
<p><em>Gayet doğru gördükleri tek şey, bizim kendileri hesabına belir- tiğimiz büyük tehlike&#8230; Tahtakuruları (D. D. T)’den ne nispette korkarsa öyle yılıyorlar bizden&#8230; Ve korumaya çabaladıkları söz­de gerçeklerin çürüklüğünü sezmekten ve onları tuzla buz edecek balyozun ne olduğunu kestirmekten geliyor bu halleri!..</em></p>
<p><em>Uykuda bir arslan&#8230; Ve onun pençesindeki iki tırnağın arasına sı­ğınıp, faaliyetine engel gördüğü kediyi arslana rapor eden fare&#8230; İşte bu fareye benziyorlar!..</em></p>
<p><em>Fikirleri yok, hakikatleri yok, imkanları yok, ilimleri yok, samimi­yetleri yok, ve düşünün bütün bunlardan sonra ne çapta ahlâkları yok, insaftan yok, hayâ duyguları yok, haysiyetleri yok, şahsiyetleri yok!..</em></p>
<p><em>Şu, boyuna bıyıklarını dişleyip çektikleri arslan uyansa da asıl bunları parçalasa!.. [&#8230;.]</em></p>
<p><em>Demokrasinin- itiraf edelim ki, felâket çapında-yerleşmeye </em>çalış<em>tığı bu memlekette, hâlâ mı bunlar, bu köhne nakarat ve kokmuş edebiyat</em>?..</p>
<p><em>Bunlar, o kadar savundukları ve pırıl pırıl bir (frak) şeklinde ka­bullendikleri demokrasi libası üzerinde sümük gibi durmuyorlar mı?..</em></p>
<p><em>Onda bile sırıtıyorlar; ya İslâm cübbesinde?.</em></p>
<p>(Bugün Gazetesi, 27 Mayıs 1968)</p>
<p>Düşünen her namuslu insan, Cemil Meriç ve Necip Fazıl’ın bu düşündürücü, sarsıcı hüküm ve teşhislerinin mirasının karşı­sına çıkmalı ve ciddi olarak düşünmelidir. Ve onların ikazlarını içimizde harf harf, hece hece tercüme edip, bu sözlerin mana, an­lam dimensiyonlarını idrakımıza nakş etmeliyiz. Etmeliyiz ki, bu karanlık getto bu hem <em>“Kızıl, kara ve kahverenkli</em>” yani her yıkım, faşist rengin tonlarına, renklerine bürünen, her savaşta her anarji ve darbelerde parmakları olan bu meş’um, doğuştan “<em>Yahudi Serseri</em>” gibi her yeri yangına çeviren ruh sefillerini, bu toprak­lardan, sosyal hayatın sahnesinden ve bu gök kubbeden ebediyen tard edilmelidirler.</p>
<p>Bunlar Türk adları ve libasları altında aramızda yaşıyan, janus yüzlü ve iblis ruhlulardır. Bütün bu ülkede anarşi hareketlerini, terör, tedhiş hareketleri bu cüce topluluk çıkarıyor. Bunları nasıl tasvir edeyim derken, birden aklıma Walter Benjamin’in bir ya­zısında bir cüceden bahsediyor ve Türk kıyafeti giymiş bu <em>cüce </em>aklıma geldi. Benjamin bunu Edgar Poe’nun bir hikayesinden ilham almış, Bir satranç tahtasından bahsediyor. Aslında mevzu “Hristiyan ve Yahudi” ilahiyatının cüce oluşunu ve her ilerleme­yi sekteye uğrattığını ifade etmek için, bu metaforu kullanmış: <em>“Über den Begriffder Geschichte”</em> adlı bu yazısında. Evet bizim “Yan” Türkler ise kamburlu, kızıl saçlı, mavi gözlü, kanlı, canlı cüceler topluluğudur, bunlar.</p>
<p>Bunlar bu satranç tahtasının altın­daki Türk kıyafetli, adları Türk ama Janus çehreli ve bunlar hem Papaz hem de Haham ruhuna sahip, kamburlu cüceye benziyor­lar. Bu satranç tahtasının altındaki kamburlu, habis ruhlu cüce­ler, Batı adına, kendi karanlık emelleri için, bütün müspet şeyleri engelliyen, Türk’ün ataklarını, bu bir nevi mıknatıslı otomatik mekanizmaya benziyen bu satranç tahtasının altındaki kambur­lu cüce.</p>
<p>Biteviye alttan her hareketimizi bildiğinden, karşı atak­ta bulunarak, her ışığı her ufuk açıcı hareketi engeller. Bizler bir nevi bu düşünce ve siyaset satrançın altındaki kamburlu cücelerin hareketlerini görmüyor ve bilmiyoruz. <em>Bunlar satranç tahtasının altındaki Türk adını ve kıyafetini taşıyan</em>: Kamburlu cücelerdir. Batı’nın gizli (Latens) siyasetini iyi bilmeliyiz.Batı denizci bir medeniyet. Yani yalancı ve hıncahınç hırsız bir medeniyetin çocuklarıdır, bir güçlü parçası&#8230;</p>
<p>Şimdi artık bunlar rafineleştikleri için: Kaba hırsızlıktan sanatkârane hırsızlığa terfi oldular. Ya düşünüp aslî ruh libasına bürüneceğiz. Ya da bu habis,meş’um ve şeâmetli kamburlu cüce gürûhun oyuncakları kalıp biteviye darbe alıp, yiyip hedeflerimize asla ulaşamıyacağız. Ya da önlem alıp bu ruh sefillerine; gök kubbeyi başlarına geçirip,kim olduğumuzu göstermeliyiz. Hem Oğuz, Fatih, Yavuz hem de Farâbî, Mevlana, Yunus, Fuzûlî, Necip Fazıl ve Cemil Meriç vs gibi mutaarriflerin ruhlarını içimizde mecz olduğunu göstermeli­yiz, vakit geç olmadan!..</p>
<p>Düşüncenin tek muhatabı vardır: Düşünenler. Sahi bizde bu mutaarrifler kaldı mı, acaba ? Olabilecekler ya öldürüldü veya kuduz köpekler gibi saldırıldı. Türkiye’de bir <em>Posthum</em> düşünce yok. Batı’da da yok yani bu 20. ve 21. yüzyıl Avrupa’sında büyük düşünür yok. Büyük zannedilenler ise birer fragment nefesli ve kendi medeniyetlerinin “Güneş” ve “Yıldızlar Topluluğunu” şerh edenlerdir. Dilini ve irfanını bilmiyenler neyi şerh edecekler?</p>
<p>Batı iki asırdır “Modern” kelimesiyle kendisini ve Dünyayı aldatıyor; Barbarlığını örtmek için. Friedrich Nietzsche için modernizm: “Bir sürü melezleşme ve Tanrısızlıktır”. Yarı barbarılığın diyer adı. J. Paul Sartre, karekteri eserlerinde daha büyüktür. Karanlık güçlerin, bu büyük kapital sahiplerin “Ödül” altındaki ayartlamaları görür ve Nobel ödülünü almaz, filozof. Bugün tanınmış çoğu “Filozof’, “Sosyolog” “Psikolog” ve tarihçiler vs büyük ödüller adı altında kanalize ediliyorlar. Bu 1980 itibaren hızlıca artı. İnsan bir Kyoto, Holberg, Erasmus ve Balzan vs gibi ödülleri düşünün­ce&#8230; Japonlar niçin her yıl 50 milyon Yen veriyorlar? Veya diğer­leri? Evet düşüncenin, ulvî ve hükümrân düşüncenin tek muhatabı vardır: Düşünenler.</p>
<p>Ekrem Tahir &#8211; Yarı Türk,Hitabevi yay.syf.127-136</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong>:</p>
<p><sup>72</sup> Cemil Meriç, <em>Jurnal</em> //, İstanbul, 1993, s. 159</p>
<p><sup>73</sup> a.g.e., s. 159-160.</p>
<p><sup>74</sup> a.g.e.,s. 160.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/necip-fazil-ve-cemil-merice-gore-yari-turkler/">Necip Fazıl ve Cemil Meriç’e Göre “Yarı” Türkler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/necip-fazil-ve-cemil-merice-gore-yari-turkler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasavvufun Kaynağı Gerçekten Hind, Yunan veya Zerdüşt lük mü?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tasavvufun-kaynagi-gercekten-hind-yunan-veya-zerdust-luk-mu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tasavvufun-kaynagi-gercekten-hind-yunan-veya-zerdust-luk-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2015 09:08:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hece Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mistisizm ve Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvufun Kaynağı Nedir ?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu bapta biraz da çağdaş sûfîlere bakalım. Görebildiğimiz kadarıyla tasavvu­fun menşei konusuyla ilgilenmiş ve bu hususta daha tatmin edici şeyler söylemiş bir XX. yüzyıl sûfîsi -üstelik Hind ve diğer Doğu mistisizmlerinin çok iyi tanıyan- Rene Guenon’dur. Bir eserinde yer alan İslâm tasavvufu konulu makalesinde; İs­lâm’ı içinde sahih geleneği barındıran bir din olarak gördüğünü belirterek önemli [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tasavvufun-kaynagi-gercekten-hind-yunan-veya-zerdust-luk-mu/">Tasavvufun Kaynağı Gerçekten Hind, Yunan veya Zerdüşt lük mü?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/tasavvufun-kaynagi-gercekten-hind-yunan-veya-zerdust-luk-mu/tasavvufun-kaynagi-5/" rel="attachment wp-att-17769"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17769" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/tasavvufun-kaynagi-1.jpg" alt="" width="400" height="254" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/tasavvufun-kaynagi-1.jpg 400w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/tasavvufun-kaynagi-1-300x191.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></p>
<p>Bu bapta biraz da çağdaş sûfîlere bakalım. Görebildiğimiz kadarıyla tasavvu­fun menşei konusuyla ilgilenmiş ve bu hususta daha tatmin edici şeyler söylemiş bir XX. yüzyıl sûfîsi -üstelik Hind ve diğer Doğu mistisizmlerinin çok iyi tanıyan- Rene Guenon’dur. Bir eserinde yer alan İslâm tasavvufu konulu makalesinde; İs­lâm’ı içinde sahih geleneği barındıran bir din olarak gördüğünü belirterek önemli şeyler söyler. Bu zemin üzerinde dikkat çekici tespitlerini sıralayarak verelim:</p>
<p>-Tasavvuf hem tarikati, hem hakikati araç ve amaç olarak içerir (s. 30).</p>
<p>-Tasavvuf teriminin Batı dillerine en doğru aktarımı “initiation” (inisiasyon)’dur. “Sufizm” tabiri uydurmadır, (s. 30) Tasavvuf her gerçek inisiasyon gi­bi “ezoterik”tir (s. 34).</p>
<p>-Tasavvuf yoluna giren herkes için eriştiği şey ne olursa olsun “mutasavvıf’ terimi kullanılabilir, fakat “sûfî” kelimesi bu yolda en üst mertebeye ulaşanlar için kullanılmalıdır (s. 31).</p>
<p>-Sûfîlik İslâm öğretisine sonradan eklenmiş, dışarıdan gelmiş bir şey değildir (s. 32).</p>
<p>-İslâm tasavvufunun mistisizm ile uzaktan yakından ilgisi yoktur (s. 33-34).</p>
<p>Bu tespitler, mühtedî bir batılının konuyla ilgili olarak ulaştığı tefekkür sevi­yesini göstermesi açısından çok dikkat çekicidir. Guanon öncelikle tasavvuf te­riminin Batı dilerindeki doğru karşılığının ne olması gerektiği üzerinde kafa yormuştur ki, bu bizim için de önem taşır. Çünkü neredeyse bütün münevverle­rimiz Batılı terminoloji üzerinden düşünmekte ve yazmaktadır.</p>
<p>Batılı kavramlarla düşünen bir kafa için inisiasyon ve ezoterizm ile sufizm arastadaki alâkasızlık, konuyla ilgili bir tefekkür eksikliğine yol açmaktadır. Buna mistizm kavramının Türkçedeki muğlaklığı da eklenince durum daha da vahim bir hal almaktadır. Herkes, mistisizmi tasavvuf kavramıyla müteradif olarak kul­lanmaktadır. Necip Fazıl’ın Tanrı Kulundan Dinlediklerim adlı eserinin “Misti­sizm” başlıklı bölümlerinde dile getirdikleri aslında bu boşluğu doldurma yolun­da bir tefekkür cehdidir. Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu adlı eserinde de ko­nuya değinmiştir. Necip Fazıl, Guanon’u okumamıştır ve söyledikleri tam olarak onunla aynı değildir elbette ama konuyla ilgili yerli düşünce dünyamızda nere­deyse tek dişe dokunur tefekkür çabasıdır. Tabii Rasim Özdenören’in Kafa Ka­rıştıran Kelimeler&#8221;inde yer alan konuyla ilgili bölümler de bu bapta oldukça ay­dınlatıcıdır ve hemen akla gelmelidir.Guenon’un görüşleri özellikle Necip Fazıl’ın mistisizm hakkındaki görüşleriyle karşılaştırılabilir de.</p>
<p>Guenon’un en ikna edici olarak ortaya koyduğu husus tasavvufun İslâm dı­şında bir kökünün olup olmadığı meselesidir. Bu husus gerçekten İslâm dünya­sında çok sık söz konusu edilen bir husustur ve tasavvuf karşıtları da bir tür ko­laycılıkla, zaten sevmedikleri tasavvufun Hint, Yunan, İran menşeli olduğunu id­dia ederek düşüncelerine bir tutamak bulmuş olurlar. Oysa Guenon, tasavvuf de­nen şeyin İslâm’ın özüne ilişkin bir parça olduğunu ve bunsuz İslâm öğretisinin, ana ilkeleri konusunda bile eksik kalacağını vurgulamıştır (s. 32). Ayrıca İslâm tasavvufuna özgü anlatım biçimleri, Arap dilinin yapısıyla sıkı bir biçimde iliş­kili olması da bu düşünceyi geçersizleştirmektedir. Eğer diğer öğretilerle benze­tişen yönler varsa “varsayımlı ‘alıntılar’a başvurmadan kendiliğinden” açıklanabi­lir….</p>
<p>Guenon, tasavvuf tarihçilerinin ‘tasavvuf kavramının ortaya çıkışı ve Arap­ça’da erken veya geç bir dönemde var olmuş olması üzerindeki tartışmalarını da an­lamsız bulur: ‘Tasavvuf pekâlâ, tasavvuf kelimesinden çok önce, ister başka bir ad altında ister ona bir ad verme ihtiyacı duyulmadan mevcut olabilir. (&#8230;) Gelenek açıkça belirtmektedir ki, hem zahirî yollar hem Bâtınî yollar doğrudan Hz. Peygam­ber’in eğitim ve öğretiminden çıkmaktadır” (s. 33). Dolayısıyla aslında “(..,) bu ka­darı, konuya dışından bakmayan biri için, meseleyi çözmesinde yeterlidir.”</p>
<p>Guenonun açıklamaları son derece yalındır ve kolayca anlaşılabilmektedir. Çünkü bu konularda kafası nettir ve üstelik o, ‘konuya dışarıdan bakmayan’ bi­ridir.. Oysa ‘yerli’ düşünce dünyamızdaki birçok isim konuya maalesef dışarıdan bakmaktadır.Bakarken de tamamen,Guenon’un önemle dikkat çektiği kavram kargaşasına düşmektedir.</p>
<p>Tercüme yoluyla da olsa Türkçede mistisizm-tasavvuf karşıtlığını Guénon kadar net açıklayan bir ikinci düşünüre rastlanmaz. O Hıristiyan mistisizmini de çok iyi tanımaktadır ve alandaki yetkinliğiyle yine son derece yalın bir biçimde konuyu açıklığa kavuşturur: “Her şeyden önce, mistisizm tamamen Hıristiyanlı­ğa özgü bir şeydir” (s. 34). İşte mistisizm kavramını uluorta kullanan intelijansiyamızın öncelikle dikkatinden kaçan nokta budur. Bu husustaki açıklamaları tek kelimeyle harikadır; özetleyecek olursak şunları yazabiliriz:</p>
<p>Mistisizm tamamen dinî (religieux) alana aittir; sadece zahirle bağlantılıdır. Mistik sürekli bir “edilgenlik” içindedir. ‘Mistik tarikat’ diye bir şey olamaz. Mis­tik sürekli yalnız yaşayan biri olduğundan manevî etkiyi (bereket) kendisine ulaş­tıracak bir “silsile”den mahrumdur. Oysa bu aktarım, tasavvufu karakterize eden şeydir. Amaçlarının değişikliği bir yana “mistik yol” ile “tasavvufi yol” kökten bağdaşamayacak iki tarzdır. Mistik, çeşitli bilgi dallarıyla da meşgul birisi değil­dir. Ayrıca mistisizm kavramını Arapçada yaklaşık da olsa karşılayabilecek bir te­rim yoktur ve dolayısıyla bu kavram İslâm geleneğine büsbütün yabancıdır.</p>
<p>İmdi, burada özetlenen görüşlerin bir de kitaptan ayrıca okunması gereklili­ğine dikkat çekerek İslâm tasavvufuna dair sureta bilgi ve yargılarla değerlendirilemeyecek bir derinlik taşıdığını belirtmeliyiz. Bir kere Guénon Doğu ve Batı kaynaklarıyla birlikte klasik İslâm kaynaklarını bütünüyle hazmetmiş bir kişilik­tir, böyle bir zeminden konuşmaktadır. Diğer yandan İslâm dünyasında doğup yetişmiş birçok kimse dahi tasavvufu sürekli yalnız yaşamak (bir lokma bir hır­ka) zannetmekte, inzivanın da bir geçiş evresi olduğundan haberi bulunmamak­tadır. Sûfîyâne yolculuğun nihayetine varıldığında orada kalınmaması; tekrar halka dönülmesi gerektiği gibi ayrıntılardan ise hepten bihaberdir. Guénon -baş­ta da vurguladığımız gibi- tasavvufun sadece zahirden ibaret olmadığını, bâtınla zahiri bir arada içerdiğini kabul ederek konuşmaktadır.</p>
<p>Yusuf Turan Günaydın, Hece Dergisi,İslam Medeniyeti Özel Sayı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tasavvufun-kaynagi-gercekten-hind-yunan-veya-zerdust-luk-mu/">Tasavvufun Kaynağı Gerçekten Hind, Yunan veya Zerdüşt lük mü?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tasavvufun-kaynagi-gercekten-hind-yunan-veya-zerdust-luk-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
