<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nasuh Tövbe | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/nasuh-tovbe/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 11 Mar 2024 14:41:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Nasuh Tövbe | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fabrika Ayarlarına Dönmek:Tövbe</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fabrika-ayarlarina-donmektovbe/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fabrika-ayarlarina-donmektovbe/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2024 14:41:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[istiğfar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Yazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Nasuh Tövbe]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26918</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah azap etmek istediği kulun aklına tövbe istiğfarı getirmez. Ali b. Ebû Tâlib [r.a.] İmam Gazzâlî, îhyâu Ulûmi’d-Dîn, 1/313 Tövbeyi nasıl anlamalı? Tövbe insanın ilk yaratılış haline, özüne, özündeki Rabbine dönüşüdür. Malum, her insan İslam fıtratıyla doğar. Her gü­nah fıtrattan çıkıştır. Tövbe, insanı fıtrat yörüngesine yeni­den oturtma ameliyesidir. Modern hayat günah üzerine ku­rulu bir düzense, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fabrika-ayarlarina-donmektovbe/">Fabrika Ayarlarına Dönmek:Tövbe</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/maxresdefault.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-11309 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/maxresdefault-300x169.jpg" alt="" width="357" height="201" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/maxresdefault-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/maxresdefault-1536x864.jpg 1536w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/maxresdefault.jpg 1600w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" /></a></p>
<p>Allah azap etmek istediği kulun aklına tövbe istiğfarı getirmez.</p>
<p>Ali b. Ebû Tâlib [r.a.] İmam Gazzâlî, îhyâu Ulûmi’d-Dîn, 1/313</p>
<p><strong>Tövbeyi nasıl anlamalı?</strong></p>
<p>Tövbe insanın ilk yaratılış haline, özüne, özündeki Rabbine dönüşüdür. Malum, her insan İslam fıtratıyla doğar. Her gü­nah fıtrattan çıkıştır. Tövbe, insanı fıtrat yörüngesine yeni­den oturtma ameliyesidir. Modern hayat günah üzerine ku­rulu bir düzense, insan bu düzenin iradesiz mahkûmudur. Günahsız yaşamanın imkânsız olduğu bir dünyada tövbe bir kaçış koridoru, bir acil çıkış kapısıdır. İnsan günahla insan­lıktan, yani raydan çıkar. Tövbe, raydan çıkmış bir trenin yeniden raya yerleştirilmesi gibi, zaman zaman günah ve is­yanla yoldan çıkan insanın yeniden iman rayına oturmasıdır. Tövbe kaç defa gittiysen git, hep ilk defa gelmişsin gibi karşı­landığın bab-ı rahmettir.</p>
<p>Yine tövbe bir yenilenme halidir, insanın ezelde yapmış ol­duğu kulluk sözleşmesini hatırlaması ve halini o sözleşmeye uygun şekle döndürmesi demektir. însan melekliğin ve şey­tanlığın tam ortasında, her ikisine elverişli bir formata sahip­tir. Melekliğin de şeytanlığın da bir sınırı yoktur. İşte tövbe şeytanlığa meyleden iradeyi, içindeki Allah’a döndürür. Şu ayeti hatırlayalım: “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekil­lendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sa­kınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[7]</sup></a></p>
<p>Tövbeyi bir çarpışma durumuna benzetebiliriz. Bu manada tövbe, insanın içindeki Allah ve şeytanın, iyilik ve kötülüğün mütemadi savaşında şeytana kazandırdığı mevzileri geri al­mak için bir adım geri çekilerek hatalarını tespit edip kendini yenilemiş bir vaziyette, yeni bir stratejiyle yeniden harekete geçirmesi planıdır. Diğer taraftan tövbe bir özeleştiridir. İn­sanın bir şeyi eleştirmesi için ona dışardan bakması gerekir. Dışardan bakmak için de onun dışında olması iktiza eder. Özeleştiri insanın kendine, kendi söz ve davranışlarına dışarı­dan bakarak ve gayriindi bir tarzda ölçüp biçme imkânı verir. Kendine göre değil, hakikate göre hareket edip etmediğini in­san ancak bu şekilde gözlemleyebilir.</p>
<p>Günde kırk defa Fatihayı okuyor olmamızın insanın tövbeye olan ihtiyacı açısından çok derin bir anlamı var. İnsan günde kırk defa inhirafa uğrama, yoldan çıkma haliyle malul oldu­ğundan kırk defa gelip o kapıya yüz sürerek ahd ü peyman ta­zeler. Âdeta her namazda hatta her rekâtta bir kere daha özür dileyerek düzeleceğine söz veriyor.</p>
<p>Tövbe aynı zamanda bir yenilenme süreci, bir iç restorasyon­dur. Deformasyonlardan sonra iç saffeti yeniden kazanmak için ruha arız olmuş günah lekelerinden arınmayı ifade eder. İnsan günah işlemekten korunamayacağı için tövbeden bir an bile dûn olamaz. Doğruluğu teorik ve deneysel olarak ispat­lanmış entropi kanununu Albert Einstein, bütün bilimlerin birinci kanunu olarak tanımlar. Termodinamiğin ikinci ya­sasıdır. Entropi kâinatta düzenden kaosa, intizamdan bozul­maya doğru sürekli bir yönelişin adıdır. Eğer dış müdahale olmazsa» kâinatta bozulma kaçınılmazdır. Eğer sıcağı besle­mezseniz, soğuk olur. Bir yeri düzenli olarak temizlemezse­niz, kirlenir. îşte tövbe bu dış kontrolün adıdır.</p>
<p>insan sürekli tövbeyle kendini yenilemez, arınma kurnasına koşup ruhunu tazeleyemezse, bozulması kaçınılmazdır. Çün­kü en değerli şey bozulduğunda en değersiz olur. Bir salata­lığın bozulması sadece buzdolabını kokutur. Etin bozulması evi kokutur. İnsanın bozulması ise hiçbir şeye benzemez. Bir ağaçtan bir milyon kibrit çıkar ama bir kibrit bir milyon ağacı yakmaya yeter. Öyleyse bir insanın bozulması, bütün insanlı­ğın bozulması demek olacağından büyük tehlike arz eder. Bu noktada tövbe insanın asli hüviyetine dönüşünü ifade eder. Öyleyse tövbe pasif değil, aktif bir eylemdir.</p>
<p><strong>Tövbenin kul ile Rabbi arasındaki canlı boyutu</strong></p>
<p>Öncelikle tövbeyi ritüel boyutuna hasretmeyip yaşam biçimi olarak genellemek gerekiyor. Ona belli zaman ve mekândaki pratikleri yerine getirerek yapılan bir uygulama olarak bak­mamak lazım. Evet, onun da bir usulü var fakat tövbe daha temelde bir yaşam biçimidir. însanın sürekli Rabbi karşısın­da boynunu büküp mahcup durması, af dileme halinde ol­ması demektir.</p>
<p>Hıristiyanlıktaki tövbe ile mukayese, konuyu daha net ortaya koyacaktır. İslam’da tövbe için herhangi bir zaman ve mekân şartı veya sınırlaması yoktur. Belli zaman ve mekânlar töv­benin kabule karin olmasını sağlar ama asla garanti etmez ve tövbe için şart da değildir. Bu uygulama din adamlarının elinde tahrif edilmiş bir Hıristiyanlık âdetidir. İtiraf veya di­ğer adıyla günah çıkarma, kişilerin zaaflarının kilise tarafın­dan bilinerek toplumu daha rahat kontrol altına tutmak için icat edilmiş bir tezgâhtır. Kilisenin topluluklar üzerinde he­gemonyasını sürdürmesinde bu uygulamanın yeri büyüktür. Üstelik günah çıkarma işine bir de belge icat edilmiştir.</p>
<p>Oysa İslam insanın günahı sadece Allah’a itiraf etmesini em­reder. Hatta günahın başkasına anlatılması, affedilme olasılı­ğını zorlaştıran bir şeydir. Abdullah îbn Ömer anlatıyor:</p>
<p>Ben Resulullah’tan şöyle buyurduğunu işittim: Mümin kul Rabbine yaklaşır ve Rabbi onun üzerine örtüsünü koyar ve “İşlediğin falanca günahı biliyor musun?” der. Kul “Evet, ya Rabbi,” diyerek suçunu itiraf eder. Tam cehenneme gidece­ği korkusu onu kaplamışken Rabbi ona “Sen işlediğin güna­hı insanlardan gizledin. Bunun üzerine ben de seni dünyada rezil etmediğim gibi bugün burada bu günahlarım gizleye­rek seni affediyorum.”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[8]</sup></a></p>
<p>Aslına bakarsak, insanı helake götüren günah değil, tövbe- sizliktir. Çünkü tövbeden uzak durmak ya ümitsizliği ya da umursamazlığı ifade eder ki ikisi de küfrün bir başka veçhesi­dir. Efendimiz [s.a.v.] buyuruyor: “Her kul günah işler. Günah işleyenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir.”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[9]</sup></a> En büyük günah ise yaptıklarının affolunmayacağı inancıdır.</p>
<p>Tövbe ayrıca, insanın geçmişiyle hesaplaşmasıdır. Bundan do­layı tövbe eden sadece affedilmez, aynı zamanda ödüllendirilir. Peki, nedir bu ödüller? Burada üç avantajdan bahsedebiliriz. Bi­rincisi, tövbenin kendisidir, yani kişiye tövbe etme fırsatının ve­rilmiş olmasıdır. İkincisi, günahlarının silinmesidir. Üçüncüsü ise işlediği günahların iyiliğe dönmesidir ki yani her günah ken­di cinsinden iyiliğe tekabül edip kayıtlara öyle geçer. Efendimiz [s.a.v.] bu konuda, “Nefsim elinde olana yemin ederim ki eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder, sizin yerinize günah işleyen, ardından tövbe eden bir topluluk getirirdi,” buyurur.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[10]</sup></a></p>
<p>Gerçekten de ardından tövbe gelen günah, açık denizdeki fır­tınaya benzer. Gemiyi sarsar ama güvertede pislik bırakmaz. Nitekim kriz fırsatın öteki adıdır, denir. Bu açıdan günah, insanın günah öncesi durumdan daha iyi bir yere gelmesine vesile de olabilir. Hatırlayalım, insan olmamız, irade nime­tiyle ödüllendirmemiz, cennete namzet kılınmamız, kâinatın Rabbini tanımamız gibi bir dizi nimet Hz. Âdem’in günahı­nın neticeleridir.</p>
<p><strong>Kur’an’da tövbe ve peygamberlerin kıssaları</strong></p>
<p>Kur’an’da 86 yerde tövbe kelimesi ve türevleri geçer. Bunla­rın hemen tamamında tövbe etmenin insanı yüceltmesinden bahsedilir. Ayet-i celileler müminlerden bahsederken “Onlar günah işlemeyen kimselerdir,” demez. Aksine, “Çirkin bir amel işlediklerinde, nefislerine zulmettiklerinde&#8230;” sözleriy­le günah işlemenin değil, haddini bilmemenin yani günahı itiraf etmemenin mümin olmaya aykırı olduğunu ifade eder. İçlerinden çarpıcı bir ayet şunları beyan buyurur: “Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını iste­yenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11"><sup>[11]</sup></a></p>
<p>Bu hususta dikkat ederseniz, şeytan da Hz. Âdem de kusur işlemiştir: “Âdem Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12"><sup>[12]</sup></a> Fakat Âdem günahını itiraf ederek adam, iblis günahta ısrar ede­rek şeytan olmuştur. “Dediler ki: ‘Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.’”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[13]</sup></a></p>
<p>Keza Hz. Musa bir adam öldürmüş ve ardından lafı hiç eğip bükmeden direkt suçunu itiraf ederek tövbe etmiştir: “Musa halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafindan, diğeri düşmanı taraflından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafindan olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Musa, ‘Bu şeytanın işidir. O gerçekten apaçık bir saptırıcı düşman­dır,’ dedi. Musa, ‘Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet,’ dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz o, çok bağışla­yandır, çok merhamet edendir.”<a href="#_ftn14" name="_ftnref14"><sup>[14]</sup></a></p>
<p>Diğer örnekte Hz. Yunus bir hata etti. Emr-i ilahi gelmesi­ni beklemeden kendisini dinlemeyen kavmini terk etti. Balı­ğın kanunda direkt konuyu kendi suçuna getirerek Rabbine kendisini şikâyet etti: “Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulme­denlerden oldum.”<a href="#_ftn15" name="_ftnref15"><sup>[15]</sup></a> Halbuki asıl suç kavminindi ama o başka­larının suçuna değil, kendi günahına odaklandı. “Evet, benim de yanlışlarım olmuştur ama işi bu raddeye, beni bu duruma onlar getirdi yarabbi,” diyebilirdi. Bunu söylemekte yerden göğe kadar haklıydı fakat o değil suçlu aramak, kavmini şikâ­yet edip serzenişte bulunmak; tövbe ederken tek bir kelimeyle bile bunlardan bahsetmeden doğrudan kendini zalim olmakla suçladı ve af diledi. Buradan anlıyoruz ki tövbe tedavidir ve bu yüzden itiraf da teşhistir. Eğer tedavi görmek istiyorsak, önce teşhisi koymalıyız.</p>
<p>Kur’an çok yerde Peygamber Efendimizi de [s.a.v.} tövbe etme­ye davet etmiştir. “Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin?”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16"><sup>[16]</sup></a> “Hem kendinin hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile!”<a href="#_ftn17" name="_ftnref17"><sup>[17]</sup></a> Hadislerde onun af ve mağfiret dileği daha belirgindir: “Ey insanlar! Al­lah a tövbe edip ondan af dileyiniz. Zira ben ona günde yüz defe tövbe ederim.&#8221;<a href="#_ftn18" name="_ftnref18"><sup>[18]</sup></a></p>
<p>Özellikle günahtan azade bir hayat yaşamanın tamamen imkân­sızlaştığı bir çağda günahla alude ruhları tövbeyle temizlemek, en önemli kulluk vazifemizdir. Zira Rabbimiz, “Oysa sen on­ların içinde iken Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir,”<a href="#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[19]</sup></a> buyuruyor. Artık Efendimiz [s.a.v.] içimizde değil. Topyekûn bir ümmet ola­rak azaptan korunmanın istiğfardan başka yolu kalmamıştır.</p>
<p><strong>Nasuh tövbesinin farkı</strong></p>
<p>Nasuh kelimesi Arapça mübalağa kalıbıdır. İhtiva ettiği ma­nanın en ziyadesini ifade eder. Lügatte bir söküğü dikmek, elbisedeki bir yırtığı onarmak, tamir etmek gibi anlamlara gelir. Istılahtaki manası ise samimiyettir. “Din samimiyettir,” hadisindeki <em>en-nasîha</em> kelimesinin samimiyet manasını ifade etmesi de buna delildir.</p>
<p>Peki, tövbenin nasuh olması ne demektir? Farz olan ibadet­ler bile zamanla özünden kopup âdete dönüştüğü gibi, tövbe de gerçek anlamını yitirip bir ağız alışkanlığına dönüşebilir. Kişide, tövbe için söylenmesi gereken sözleri telaffuz ederek gerçekten tövbe ettiği kanısı oluşabilir. Dolayısıyla kişi işlediği cürümden hicap duyup Rabbi karşısında ruhen ıstırap hisset­meden sadece “estağfirullah” demekle tövbe etmiş olmaz.</p>
<p>Bu yönüyle nasuh, tövbenin ruhudur. Hakikatte işlediği her günahı hatırladığında kişiyi hicaptan kıvrandırmayan tövbe geçerli olmaz. Efendimizin [s.a.v.] “Tövbenin alameti nedir?” sorusuna “Pişmanlıktır,” demesi bunun en açık delilidir. Tev- be-i nasuh hulus-i kalp ve hüsnüniyetle kişinin pişmanlığı en derinden hissederek günahtan pişmanlık duyması ve âdeta ciğeri yırtılırcasına inim inim inleyerek yakarmasıdır, insan ruhunu arındırıp dupduru hale getirecek böyle bir tövbe, ilahi iradeyi de devreye sokacak, rahmet-i Rahmân kendisine bir daha günah işleme fırsatı tanımayacaktır.</p>
<p>Nefis muhasebesinin tövbeyle münasebetine gelecek olursak, muhasebe duygusu insanın sürekli kendisini kontrol etmesi­ni, tövbe şuuru ise bu kontrol neticesinde eğer bir bozulma ve kokuşma oluştuysa, hiç tereddüt etmeden hemen geri adım atmasını sağlar. Bir türlü mensup olduğu hareketi ya da temsil ettiği ideolojiyi bırakamayan insanlar, tövbe şuuru gelişmemiş insanlardır. Onlar aynı yerde kırk yıl bulunmakla övünür, hiç değişmemekle iftihar ederler. İçlerinde bulunduğu durumdan bir kere olsun şüphe etmez, düşünce ve söylemlerini bir kere gözden geçirip özeleştiri yapmazlar. Eleştiri elemek, elekten geçirmektir. Özeleştiri insanın kendi duygu, düşünce ve dav­ranışlarını elekten geçirip çürüğü sağlamdan ayırmasıdır.</p>
<p>Günümüzde maalesef kendini değiştirmek bir kenara, halini hiç bozmama durumu çok makbul bir durum gibi takdir edi­lir. Halbuki Efendimizin [s.a.v.] davetine en sert mukabelede bulunanların temel argümanları da buydu. Bu yüzden ara­larında benzer bir psikoloji söz konusudur. Onu dinlemeyi hiç düşünmediler, anlamaya çalışmadılar. Tek söyledikleri, atalarının üzerine olduğu şeyin mutlak hakikat olduğuydu. Peygamberin davetini reddederken de bundan başka hiçbir dayanakları yoktu.</p>
<p>Düşünün, Hz. Ömer altıncı yılda Müslüman oldu ve İs­lam’a girmesine vesile olan Peygamberin mucizesi Kur’an ayetleriydi. Tâhâ suresinin ilk ayetlerini duyduğunda âdeta beyninde şimşekler çakmış, kendinden geçmişti. Bu demek­tir ki altı yıldan beri reddettiği bir inancın ne getirdiğine ne söylediğine bir kere olsun dönüp bakmamıştı. Bu durum, o gün Mekke’deki azılı müşriklerin tamamının ortak tav­rıydı. Neticede altı yıl sonra Hz. Ömer Mekke’deki önyargı duvarını yıkmıştır. Bundan dolayı ondan sonra Mekke’de</p>
<p>Müslümanların sayısı hızla artmıştır. Hz. Ömer’e Faruk sıfatı­nın verilmesinin hikmeti de budur.</p>
<p><strong>Toplumsal veya düşünsel bir tövbeden söz edeb<u>ilir miy</u>iz?</strong></p>
<p>Ferdî tövbenin dışında kalan bu noktalar önemlidir. Evet, tövbenin toplumsal boyutu vardır. Tıpkı bir ferdin heva ve hevesine uyarak günah işlemesi gibi, bazen de topyekûn bir millet yoldan çıkıp yanlışa düşebilir. Bu bazen sürü psikolo­jisiyle, bazen toplumun tamamına tesir etmiş travmatik bir hadisenin etkisiyle, bazen de genel kabule karşı koyma kor­kusuyla gerçekleşir. Böyle bir durumda hiç tereddüt etmeden toplu halde tövbe edip hatadan dönmek gerekir.</p>
<p>Kur’an’da Hz. Yunus kıssası bir topluluğun karıştığı isyanı ve yine toplu tövbeyi anlatır. Bu anlamda Hz. Yunus kıssa­sı toplumsal tövbe örneğidir: “Yunus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yunus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezil­lik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık.”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20"><sup>[20]</sup></a></p>
<p>Hz. Yunus’un kavmi gibi topyekûn bir tövbe hareketi olma­sa da Emeviler dönemindeki Tevvâbîn hareketini de burada anmak yerinde olacaktır. Kısaca hatırlayacak olursak, Hz. Hüseyin’i, Emeviler’e karşı harekete geçmek için ısrarla Kû- fe’ye çağıran halk, Hz. Hüseyin’in bu davete icabet ederek yakınlarıyla beraber Kûfe’ye doğru yola çıktığında Kerbe- la’da katledilmesine göz yumdu. Zamanla yaptıkları hatanm büyüklüğünün farkına vararak tövbe ettiler ve tövbelerinin kabul olması için Hz. Hüseyin’in intikamını almaları ya da bu uğurda ölmeleri gerektiğini insanlara anlatmaya başladı­lar. Kısa zamanda hatırı sayılır kitleye ulaşan ve aralarında çeşitli sahabilerin de bulunduğu bu hareket, kendisine tövbe edenler anlamında Tevvâbîn adını verdi. Nitekim Hz. Hüse­yin&#8217;in intikamını almak için gerçekleştirilen bu ilk önemli te­şebbüs, kanlı bir şekilde sonlandı. Hz. Yunus’un kavminden farklı olarak, bu hareketin siyasi bir yönü de bulunmaktadır. Toplu olarak yaptıkları hatanın farkına vararak tövbe etmeleri ise iki kavmin de ortak noktasıdır.</p>
<p>Bunun dışında düşünsel tövbeden de bahsetmek mümkündür. Tarih, toplum ve tabiatın etkisinden çıkarak salt hak arayışı insanı en sonunda gerçeğe götürecektir. Yine de gerçeğin keş­fi yeterli değildir. Hak tecelli ettikten sonra hakka tabi olmak, tövbe bilincinin gelişmiş olmasıyla doğrudan alakalıdır. Bir in­san hakikati keşfetse ya da bütün çıplaklığıyla hakikat tecelli etse, eğer tövbe bilinci gelişmemişse, o güne kadar söyledik­leri ve yaptıklarını elinin tersiyle bir kenara iterek “Ben hakka tabi oluyorum zira hak tabi olunmaya en müstahak olandır,” demediği müddetçe hakkın kişiye hiçbir faydası olmayacaktır. Roger Garaudy&#8217;in tabiriyle, bir nehir denize doğru aktığında kaynağına ve fıtratına sadık kalır.</p>
<p>Söz konusu hakikat arayışı ve fikrî çaba son derece önemlidir. Buna rağmen, yola koyulmuş bir insan düşebilir. Düşmek aynı zamanda yürüdüğünün de delilidir. Zira yola koyulmayan düşe- mez. Bir şey yapmayan hata da yapamaz. Hata yapmak iş yapanla­ra mahsus bir durumdur. Peygamberin günde yüz defa istiğfar et­mesinin bir anlamı da peygamber olmasına rağmen sürekli korku ve ümit arasında olmasıdır. Bu, kendinden emin olmama halidir.</p>
<p>İşte bu aşamada ümitsizliğin tehlikesini fark ediyoruz. Öyle ya şeytanın tövbe eden bir insana günah işletmedeki asıl maksa­dı, günah işledikten sonra insanın ruhuna arız olan ümitsizlik halini yani kendinden ümit kesmesini gerçekleştirmektir. Her defasında tövbe etmesine rağmen yine günah batağına düşen kişi, bir vakit sonra, ben daha düzelmem deme noktasına ge­lirse, şeytan günah işletmedeki asıl hedefine ulaşmış olur. Mer­hum Akif ne güzel demiş: “Yeis öyle bir bataktır ki düşersen boğulursun. Azmine sarıl sımsıkı, bak ne olursun!”</p>
<p>Muhammed Yazıcı &#8211; Modern Dünya İlmihali,syf:71-80</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Şems, 91:7-8.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Müslim, “Kitabu’t-Tevbe,” 6.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Tirmizî, “Kıyamet”, 49; îbn Mâce, “Zühd”, 30.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Müslim, “Tevbe”</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Âl-i îmrân, 3:135.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Tâhâ, 20:121.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> A’râf, 7:23.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Kasas, 28:15-16.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Enbiyâ, 21:87.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Tevbe, 9:43.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Muhammed, 47:19.</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> Müslim, “Zikir” 42.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> Enfâl, 8:33.</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> Yûnus, 10:98.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fabrika-ayarlarina-donmektovbe/">Fabrika Ayarlarına Dönmek:Tövbe</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fabrika-ayarlarina-donmektovbe/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tevbeye Muvaffak Olabilmek İçin Sebebleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tevbeye-muvaffak-olabilmek-icin-sebebleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tevbeye-muvaffak-olabilmek-icin-sebebleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2015 13:58:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[Makbul Olan Nasuh Tövbenin Şartları]]></category>
		<category><![CDATA[Nasuh Tövbe]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbeye Muvaffak Olabilmek İçin Sebebleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9438</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tevbeye muvaffak olabilmek için sofiler birçok usuller tayin etmiş­lerdir; âdab kitablarından taleb edilir. Burada mühim olan İlmî, fiilî ve hâlî olmak üzere sekiz sebebi beyan etmeyi münasib gördüm. Tevbeye muvaffak olmanın, İlmî olarak üç sebebi vardır: Birincisi, günahların kul ile Allah arasında perde olduğunu; kalbi Allah Teâlâ&#8217;nın sevgisinden gayra döndürdüğünü; ve bu yüzden Allah Teâlâ&#8217;nın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tevbeye-muvaffak-olabilmek-icin-sebebleri/">Tevbeye Muvaffak Olabilmek İçin Sebebleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/indir-11.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-9439" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/indir-11.jpg" alt="Tevbeye Muvaffak Olabilmek İçin Sebebleri" width="373" height="256" /></a></p>
<p>Tevbeye muvaffak olabilmek için sofiler birçok usuller tayin etmiş­lerdir; âdab kitablarından taleb edilir. Burada mühim olan İlmî, fiilî ve hâlî olmak üzere sekiz sebebi beyan etmeyi münasib gördüm.</p>
<p>Tevbeye muvaffak olmanın, İlmî olarak üç sebebi vardır:</p>
<p>Birincisi, günahların kul ile Allah arasında perde olduğunu; kalbi Allah Teâlâ&#8217;nın sevgisinden gayra döndürdüğünü; ve bu yüzden Allah Teâlâ&#8217;nın gazab kapılarını açtığını bilmektir.</p>
<p>İkincisi, rücû&#8217; edilen günahtaki hicabı bilmektir. Cahiller şöyle dur­sun, birçok ehli ilim dahi bunu bilemediklerinden, birçok günahlara dü­şerler; ve kendilerinin iyi bir şey yaptıklarını zannederler. Halbuki insan, kendisiyle mahbûbu ve ma&#8217;bûdu olan Allah Teâlâ&#8217;nın arasına giren hicabı bilmezse, Mahbûb&#8217;una ve Ma&#8217;bûd&#8217;una kavuşması imkansızdır. Bu cihetle günahtan tiksinmek, Allah Teâlâ’ya iman etmek şubesinden sa­yılmıştır. Yani tiksinmemek, imanın en büyük şubesini, Allah Teâlâ&#8217;nın sevgisini ve korkusunu kalbden siler. Tiksinmek de sevgisini celbeder. Bu itibarla Müslim ve Buhârî&#8217;nin de tahric ettiği Ayşe radıyallâhu Teâlâ anhâ&#8217;dan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöy­le buyurdu:</p>
<p>“Gerçekte kul, &#8220;(günahının hicab olduğunu bilip suçunu) itiraf ederse, sonra da tevbe ederse; Allah Teâlâ Kendisi&#8217;ne dönüşünü kabul eder (ondan razı olur).’’ Çünkü itiraf, iki şeyi gerektirir: Birincisi, günahın hicab olduğunu; İkincisi, Allah Teâlâ&#8217;nın o hicabı ortadan kaldırıp afuvu ile mazhar edeceğini..</p>
<p>Tevbeye muvaffakiyetin İlmî üçüncü sebebi, kulun kendisinin bizzat nefsinde tevbeye muktedir olmadığını, Allah Teâlâ&#8217;nın kulunun kalbinde tevbeyi yaratıp, sebeblerini kolaylaştırdığını bilmesidir. Bu itibarla tevbe etmek, Allah Teâlâ&#8217;nın kudret sıfatına inanmak şubesine bağlanmış olur.</p>
<p>Nitekim “&#8230;Sonra Allah (Teâlâ) onların dönüşleri­ni kabul eder; dönmeleri için..” mealindeki Et-Tevbe sûresinin 118&#8217;inci ayetinde bu beyan edilmiştir. Demek tevbeye muvaffakiyet, önce Allah tandır, sonra kuldandır, işte buna inanan kimse, Allah Teâlâ&#8217;ya yalvarır.</p>
<p>Tövbeye muvaffak olabilmenin İki fiili sebebli vardir:</p>
<p>Birincisi, duası kabul olan zevata hizmet atmaktır. Tevbeye en çok bununla muvaffak olunmuştur. Bir fakire sadaka verirsin; duasını alırsın. Bir âlime hizmet edersin; duasını alırsın, özellikle ehil İrşadın hizme­tiyle.. Bu hususta menakıb kitablarında çok vukû bulmuş hikayeler var­dır.</p>
<p>Münâvî&#8217;nln de naklettiği üzere, meşhur muhtasar sahibi şeyh Halil Mâlikî&#8217;nin şeyhi, kenefin temizlenmesi İçin dışarıya temizleyiciyi arama­ya çıkmış; o sırada Şeyh Halil gelmiş; abdest tazelemeye çıkınca, “Nasıl­sa Şeyh hazır değildir, bâri ben burayı temizleyeyim.&#8221; demiş ve başla­mıştır. Şeyhi dönüşte bir gencin sırtında sepet, elinde süpürge, kürek ve levazımlarıyla kenefi temizlediğini görünce ellerini kaldırıp; &#8220;Allâh&#8217;ım, bu genç bizim kenefimizi temizledi; Sen de onun kalbini temizle.’ diye dua etmiştir, işte Şeyh Halil&#8217;in ameli, hepsi bu kadar. Şu ana kadar birçok insanlar onun fazlu kemâlinden faydalanmaktadır.</p>
<p>İmam Yâfiî diyor ki: &#8220;Birçok ayyaşlar suçlarını bildikten sonra, nefsle- rini ayak altına alarak meşayıhın hizmetine girdiler; ve Allah Teâlâ onla­ra sevgi kapısını açtı. Nitekim Ebû Yûsuf, imam Ebû Hanife&#8217;nin hizme­tinde kusur etmediği için Allah Teâlâ onu talebelerinin en meşhuru kıl­mıştır.&#8221;</p>
<p>İkincisi, seher vakitlerinde zikir ve istiğfarda bulunmaktır.</p>
<p>Hâli olarak da üç sebeb vardır</p>
<p>Bunun da birincisi, kötü arkadaşları bırakmaktır. Yani fısktan önce fâsıkı; isyandan önce âsiyi terketmektir. Bu terke muvaffak olmayan, İyi kimselerle arkadaşlığı devam ettiremez. Buna teberrî ve tevellî denilir. Yani kötü insanlardan kaçmak, iyilere sığınmak demek isteniliyor, iyi ar­kadaşı bulamayan, kâmil insanı, yani velî-i mürşidi bulamaz. Mesela bir hasta bir doktora gider, Allah ona şifâ verir; şâir hastalara doktorun maharetini bildirir; onların doktora gitmelerine vesile olur. Böylece iyi ar­kadaşın nasihatiyle veli-i mürşidi bulursun ve hizmetine devam edersin.</p>
<p>İkincisi, irşad yoluna engel olan sebebleri terketmektir. Nitekim imanın en üstün şubesi, kelime-i tevhiddir; en aşağısı, yolda eza cefa vereni temizlemektir; maddi olsun manevi olsun.</p>
<p>İmam Gazâlî bu yola, &#8220;sohbet&#8221; ismini vermiş ise de, aslında hizmete girmek demek istemiştir.</p>
<p>Terk, pişmanlık ve sarılmak şartıyla günahkâr; mü&#8217;min kardeşinin duasını aldı mı, Allah Teâlâ da buna mukabil tövbesini yani rücûunu ka­bul eder. Kabul ettiyse günahını setreder. Setrettiyse, salihlerin zümre­sine katar. O zaman sanki kendisi günah işlememiş gibidir. Nitekim İbnu Mâce, Tabarânî ve Beyhakî&#8217;nin tahric ettikleri, ibni Mes&#8217;üd&#8217;dan gelen mürsel bir hadiste şöyle buyrulmuştur:</p>
<p>“Günahtan dönen bir kimse, günah işlememiş kimse gibidir.”</p>
<p>Tîbî diyor ki: «Burada mübalağa yoluyla, nâkısın kâmile İltihakı vardır; &#8220;Zeyd aslan gibidir&#8221; dediğimiz gibi. Nitekim tevbe eden bir müşrik, masum olan nebilerle muadil değildir, binaenaleyh masum olur demek değildir. Nefsi kırılır, zayıf olur, hevâ ve hevesi gider; çocukluk hevesleri gittiği gibi..»</p>
<p>Üçüncü sebeb, günahlar takdirle olduğu gibi, tevbe ve afuvun da mukadder olduğuna inanmak şartıyla, tedariki mümkün olan taksiratını tedarik etmektir. Yani namaz, oruç gibi borçları ödemeye çalışmaktır. Tevbenin ruhu da budur.</p>
<p><strong>Makbul Olan Nasuh Tövbenin Şartları</strong></p>
<p>Allah Teâlâ&#8217;nın hoşnut olduğu tevbenin ittifâkî beş şartı vardır:</p>
<p>Birincisi, yapmış olduğu günahı bilfiil terketmektir. &#8220;Tevbeye Muvaf­fak Olabilmek İçin Sebebler&#8221; başlığı altında bu izah edilmişti.</p>
<p>İkincisi, yapmış olduğu günahtan son derece pişman olmaktır.</p>
<p>Üçüncüsü, ikinci bir kez aynı günaha dönmemeyi azimlemektir.</p>
<p>Eğer günahta bir insanın hakkı varsa, dördüncü şart olarak, hukuku sahibine iade etmektir. Hak sahibi yok ise mirasçılarına vermek, hakkı geri vermeye imkan bulunmazsa helalleşmek gerekir. Eğer kendisiyle kul arasındaki, zina gibi haklar ise, suçunu teşhir etmesi şart olmayıp, sadece &#8220;Büyük küçük hakkın bana geçmişse, kardeşim hakkını helal et.&#8221; der ve binaenaleyh kendisiyle Allah arasında tevbe eder, pişman olur.</p>
<p>Beşincisi, kazası mümkün olan, oruç, namaz ve hac gibi ibadetleri kaza etmektir. Kazanın vakti yoktur. Mesela özürlü özürsüz namazı terk eden kimsenin, tevbesi anından itibaren, eda hakkında ulaştığı vaktin farzını eda etmesi farz olduğu gibi, geçirmiş olduğu farzları da kaza etmesi farz olup tevbenin şartındandır. Namaz kazasını yapmayanın, eda hakkında tevbesi sahih olduğu halde, kaza hakkında sahih değildir.</p>
<p>Zamanımızda tevbe edenler, bu şartı ihlal etmektedirler. Namaz kazalarını yapmadan, habire nafileyle uğraşırlar. Bu doğru değildir; şey­tanın tuzağıdır. Nafile ile tekarrub, farzın ikmâlinden sonradır. Ancak Ha­nefî mezhebine göre, fıkıh kitablarında beyan olduğu üzere, Hanefiyy-ul -mezheb bir kimsenin, kazaya borçlu olduğu halde nafileye niyet etmesi sahihtir; yani günahkâr olmaz. Hanefînin dışındaki müctehidlere görey­se, nafileyi işlemekle günahkâr olur. Mesela sabah namazını geçiren kimse, öğlenin sünnetini kılabilir; diğer müctehidlere göre kılamaz.</p>
<p>Bu takdirde bir lira zekata borçlu olan kimsenin, bin lira sadaka vermesi merduddur. Hanefîlere göre merdud değildir. İttifâken, bir kimse zekat niyeti olmaksızın malının kısm-i a&#8217;zamîsini de sadaka verse, malının hepsini tasadduk etmedikten sonra zekat borcu sâkıt olmaz. Oruç da böyledir. Mesela namaz gibi farzları bile bile terketmekte iki günah vardır: Birincisi, farzı terketmek; İkincisi, farzı vaktinden çıkarmak yani tehir etmek.. Uyku, unutkanlık, hâsılı şer-î özrün dışında, bir farzı mesela namazı özürsüz tehir etmek büyük günahlardandır. Bu günah, kaza et­mekle dahi afuv olmaz. Aynı zamanda, kazasız tevbeyle de afuv olmaz.</p>
<p>Kaza edilmesi, tehirinin; tevbe ise terkinin bedeli olur. Binaenaleyh, kazasız tevbe edenin, namazda tevbesi kabul değildir. Çünkü tevbenin birinci şartı, bilfiil günahı terk etmektir. Kaza etmeyen tehir günahından fiilen dönmemiştir.</p>
<p>Bazı serseriler, namazı kazaya bırak dıyorlar.. Hele bir düşünelim.. Türkçede kaza ne demek?. Şimdi: &#8220;Arabaya kaza yaptır&#8221; denilir mi?. Acaba, namaz ellibin sene cezaya sebeb olurken, kazaya bırak nasıl denilebilir?!. Bunlar namazın ne olduğunu, galiba idrak etmemişlerdir. Ümmetin ittifakıyla, tevbe, Allah&#8217;ın rızasını kazanmanın ilk kapısıdır. Tevbesi sahih olmayanın rızayı kazanması mümkün değildir. Allah Kendi fazlından afuv ederse, o, meselemizin dışındadır. Ya her bir vakte ellibin vakit ceza verirse?.. O da Kendisi&#8217;ne havaledir.</p>
<p>Hac, zekat ve orucun hükmü de namaz gibidir.</p>
<p>Nasuh tevbesinin olabilmesi için, yukardaki beş şartın tahakkuku şarttır. Anlaşıldı ki tevbe-i nasuh, kesinlikle pişman olmaktan, ma&#8217;siyete son vermekten ibarettir. Bu şartlarla birlikte emîr-ul-mü&#8217;minin Ali kerremallâhu vecheh şöyle demiştir: Tevbe, günahlardan pişman olunması; farzların iade edilmesi; hakların sahihlerine verilmesi yahud hak sahih­leriyle helalleşilmesi; ikinci bir kez dönmemenin azimlenmesi; nefsin ma&#8217;siyette günaha alıştırıldığı gibi, taate alıştırılıp terbiye edilmesi; ve taatin acılığının ona tattırılması olmak üzere attı şartır.&#8221; Bu nasuh tövbe­sidir; ve sadıkların tövbesidir. Bu şekilde tevbe eden kimsenin günahları da taate çevrilir. İçte &#8220;Günahından tevbe eden, günah işlememiş gibidir.&#8221; mealindeki hadîsin hakikati burada anlaşılmıştır.</p>
<p>Amma Ibnu Hazm&#8217;ın: &#8220;Bir içkicinin günah işlemesi zamanında öde­miş olduğu farzları da iade etmesi gerekir’&#8217; demesine, Hazreti Ali&#8217;nin sö­zü delil olmaz. Çünkü Hazreti Ali&#8217;nin &#8220;farzların iade edilmesi ” sözünden maksadı, ödenmiş farzlar değil, terkedilmiş farzlardır.</p>
<p>Allah Teâlâ kuluna Et-Tahrîm sûresinin 8&#8217;inci ayetinde tevbe-i nasûhu emreder:</p>
<p>&#8220;Ey iman edenler, samimi ve gerçek bir dönüşle Allah&#8217;a dö­nün&#8230;&#8221;</p>
<p>Allah Teâlâ bu şartlarla tevbe eden kimseye rıza kapısını açar; on­dan razı olur; hatasını örter. Sonra böyle tevbe ettiği halde bir kimsenin ikinci bir kez kayması mümkündür, olabilir. Olduğu takdirde, önceki tevbeyle afuv edilmiş günahlarının iadesini gerektirmez. Önceki tövbey­le, önceki günahlar silinmiştir, mağfiret olmuştur; ikinci bir kez dönmez.</p>
<p>Müslim ve Buhârî&#8217;nin de tahric ettikleri Ebî Hureyre&#8217;den gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Rabb&#8217;inden naklen şöyle buyurdu:</p>
<p>&#8220;Hakikaten bir kul bir günah işledi. Akabinde (nasuh tevbeyle): &#8216;Ey Rabbim, günah işledim; onu mağfiret et’ dedi. Onun Rabb&#8217;i (meleklere): &#8216;Kulum, gerçekte kendisinin bir Rabb&#8217;i var; günahları mağfiret eder; onunla yakalar diye bilmiştir inanmıştır). Kulum için mağfiret ettim’ dedi. Sonra (kul) Allah&#8217;ın dilediği kadar durdu. Son­ra bir daha günah işledi. Akabinde (nasuh tövbeyle):*Ey Rabb&#8217;ım, bir daha günah işledim; onu mağfiret et’ dedi. Bunun üzerine (Allah meleklerine): &#8216;Kulum, gerçekte kendisinin bir Rabb&#8217;i var; günahları mağfiret eder; onunla yakalar diye bilmiştir (inanmıştır). Hakîkaten Ben Kulum İçin mağfiret ettim’’ dedi. Sonra (kul) Allah&#8217;ın dilediği kadar durdu. Sonra bir daha günah işledi. Akabinde (nasuh tevbeyle): ‘’Ey Rabb&#8217;im, bir daha günah işledim; benim için onu mağfiret et’’ dedi. Bunun üzerine (Allah Teâlâ meleklere): &#8216;Kulum, gerçekte kendisinin bir Rabb&#8217;i var; günahları mağfiret eder; onunla yakalar diye bilmiştir (inanmıştır). Kulum için mağfiret ettim. Dilediği şeyleri işlesin dedi.&#8221;</p>
<p>Bu ve benzer hadis-i şerifler, kulun günahı defalarca tekerrür etse bile yine tövbesinin kabul edileceğine delildir. Bütün günahlarına birden tevbe etmek dahi mümkündür; teker teker günahlardan tevbe mümkün olduğu gibi.</p>
<p>Kurtubî diyor ki; «Her ne kadar tevbeden sonra günaha dönüş, önce günah işlemekten daha çirkin ise de, yine de önceki tevbe yi bozmaz. Çünkü ikinci kez tevbeye dönüş, birinci kez tevbeden daha güzeldir. Hele hele “Ey Rabb&#8217;im, bir daha günah işledim&#8221; ifadesi, ilhah, tafeb ve itirafın ifadesidir. Binaenaleyh bu hadis, naşuh tevbeyle istiğfarın fay­dasının büyük olduğuna ve Allah Teâlâ&#8217;nın rahmet ve ihsanının geniş­liğine delildir. Lâkin istiğfarın, dille birlikte manasının (pişmanlık, işlememeyi azimleme ve kazası gerekli olanları kaza etmenin) da kalbde yer etmesi gerekir. Tâ ki istiğfar düğümleri bununla çözülsün ve pişmanlık hâsıl olsun. Yoksa sadece dille *estağtiruilah* demek ve kalbiyle o gü­nahta ısrar etmek kasdediimemektedir. Zira böyle bir istiğfar da, istiğfara muhtacdır.»</p>
<p>Aliyy-ul-Kâri diyor ki: «Yukardaki hadîste itiraf, istiğfar yerinde zik­redilmiştir. Mağfiretinin sebebi, kulun itirafıdır. Lâkin itirafta beraber istiğ­far da gerekir. Yani itiraf ve istiğfar şarttır.» ,</p>
<p>İsmail Çetin-Ehli Sünnetin Nazarı İtikadn Ölçüsüdür</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tevbeye-muvaffak-olabilmek-icin-sebebleri/">Tevbeye Muvaffak Olabilmek İçin Sebebleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tevbeye-muvaffak-olabilmek-icin-sebebleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
