<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mütevatir Hadis | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/mutevatir-hadis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Jan 2018 12:47:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Mütevatir Hadis | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sünnet ve Hadis Konusundaki Kafa Karışıklığını İzale</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sunnet-ve-hadis-konusundaki-kafa-karisikligini-izale/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sunnet-ve-hadis-konusundaki-kafa-karisikligini-izale/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 12:46:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Mütevatir Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Mütevatir Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Rıfat Oral]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet ve Hadis Konusundaki Kafa Karışıklığını İzale]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnetin Oluşumu ile İlgili Kafa Karışıklığını İzale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19664</guid>

					<description><![CDATA[<p>1:Peygamberimizden bize 3 şey aktarılmıştır. Kur&#8217;an, sünnet ve hadisler. Sünneti müctehid sahabe, tabiun ve etba bize aktarmıştır. Bundan dolayı hadisçiler hadisi, fakihler sünneti (sistemi) bilirler. Değilse sünnet daha sonra, hadislerin tedvini ile ortaya çıkmış bir şey değil. Hadisler toplanmadan önce de Müslümanlar abdest alıyor, namaz kılıyorlardı. Hadisler daha çok ihtilaflı konularda nakledilen rivayetlerdir. Ama bunlar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnet-ve-hadis-konusundaki-kafa-karisikligini-izale/">Sünnet ve Hadis Konusundaki Kafa Karışıklığını İzale</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/sunnet-ve-hadis-konusundaki-kafa-karisikligini-izale/hadis-tenkidi-4/" rel="attachment wp-att-19695"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-19695" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/hadis-tenkidi.jpg" alt="" width="328" height="222" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/hadis-tenkidi.jpg 401w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/hadis-tenkidi-300x203.jpg 300w" sizes="(max-width: 328px) 100vw, 328px" /></a></strong></p>
<p><strong>1:</strong>Peygamberimizden bize 3 şey aktarılmıştır. Kur&#8217;an, sünnet ve hadisler. Sünneti müctehid sahabe, tabiun ve etba bize aktarmıştır. Bundan dolayı hadisçiler hadisi, fakihler sünneti (sistemi) bilirler. Değilse sünnet daha sonra, hadislerin tedvini ile ortaya çıkmış bir şey değil. Hadisler toplanmadan önce de Müslümanlar abdest alıyor, namaz kılıyorlardı. Hadisler daha çok ihtilaflı konularda nakledilen rivayetlerdir. Ama bunlar ham bilgilerdir, Kur&#8217;an ve sünneti iyi bilen bir müctehidin süzgecinden geçmeli ve sisteme uygunluğu test edilip tespit edilmeli. Bundan dolayı şerhsiz hadis okumaları her zaman problem oluşturmuş.</p>
<p>Tıpkı tefsirsiz meal okumaları gibi. Sanki Kur&#8217;an bugün indi zannediyorlar yada hadisler bugün veya boşlukta söylenmiş, makabli-maba&#8217;di yok.. O zaman Kur&#8217;an İslamı veya Hadis İslamı ortaya çıkıyor. Bugünkü selefilik türüyor. Kur&#8217;an, sünnet, sahabe anlayışı ve ameli geçilerek/atlanarak bugün Kur&#8217;an ve hadislerden yeni bir din ortaya konulmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>Mütevatir Sünnet ile Mütevatir Hadis Konusundaki Kafa Karışıklığını İzale &#8211; 2</strong></p>
<p>Normalde kural şudur: Mürevatirde senet aranmaz. Mesela, farz namazın rekatları bize mütevatir sünnet ile aktarılmıştır. (Sahabe, tabiun ve etba neslinin hepsi bunları biliyordu.) Bundan dolayı hadislerde namazın rekatlarını bulamazsınız. Sadece Rasûlullah birinci rekatta hangi sureyi okudu, ikincide hangisini okuduğunu haber vermek için rivayet etmişler. Abdestin nasıl alınacağı, namazın nasıl kılınacağını Rasulullah&#8217;a Mekke&#8217;de Cebrail öğrenmişti.</p>
<p>Mütevatir sünnet ile mütevatir hadis birbirine karıştırılıyor. İlk dönem Hanefi metinlerinde bu ayırım çok güzel aktarılmış. Hadisler rivayetler olduğu için Kur&#8217;an&#8217;a ve sünnet-i marufe denilen mütevatir ve meşhur sünnete uygun olmalı. Bunu da müctehidler bilir. Hadisleri Kur&#8217;an&#8217;a ve sünnet-i marufeye müctehidler arz eder. Başkaları bu işe girerse dinin temel yapısı bozulur.</p>
<p><strong>Sünnetin Oluşumu ile İlgili Kafa Karışıklığını İzale -3</strong></p>
<p><strong>a-</strong>Sünnet bazen Kur&#8217;an&#8217;dan önce oluşmuştu. Meselâ, abdest, namaz, Cuma namazı gibi konular, ilgili ayetler inmeden önce Hz. Peygamber ve sahabe tarafından biliniyor ve yaşanıyordu. Ayetler de bu sünnetleri tasdik ve tespit için iniyordu.</p>
<p><strong>b-</strong>Bir kısım sünnetler ise ayetlerle beraber oluşuyordu, teyemmüm gibi. Bundan dolayı Kur&#8217;an&#8217;daki abdest ayetine, sahabe Teyemmüm ayeti derdi. Çünkü bu ayet inmeden önce de abdesti ve guslü biliyorlardı. Ayet teyemmümü anlatmak için inmişti ve bu arada abdest ve guslü de anlatmıştı.</p>
<p><strong>c-</strong>Bazı sünnetler de Hz. Peygamber&#8217;in hayatında iken Kur&#8217;an&#8217;la veya bir başka sünnetle değişiyordu (nesh ediliyordu). Kıble sünneti ayetle değişmiş ve yeni bir sünnet oluşmuştu, namaz vakitleri miractan sonra değişmiş ve 5 vakit olmuştu, Mekke&#8217;de akşam namazı haricinde 2 rekat kılınan namazlardan bir kısmı Medine&#8217;de 4 rekata çıkartılmıştı (öğle, ikindi ve yatsı namazları).</p>
<p><strong>d</strong>-Bazı sünnetlerin oluşumu uzun sürmüş ve son zamanda açıklanmıştı. Hac gibi. Hz. Peygamber her şeyi açıklamış ve geriye bir hac kalmıştı. Onu da ömrünün sonunda eda ederek ümmetine göstermişti.</p>
<p><strong>e</strong>-Hz. Peygamber sünnetin öğreniminde kendisinin taklit edilmesini isterdi. &#8216;Namazı benim gibi kılın, haccı benim gibi yapın derdi.</p>
<p><strong>f</strong>-Sahabe-i Kiram Hz. Peygamber&#8217;den öğrendikleri âyetleri ve sünneti başkalarına aktarırdı.(Rıfat ORAL/31 Aralık 2017/Pazar)</p>
<p>DİB Din İşleri Yüksek kurulu üyesi Rıfat ORAL</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnet-ve-hadis-konusundaki-kafa-karisikligini-izale/">Sünnet ve Hadis Konusundaki Kafa Karışıklığını İzale</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sunnet-ve-hadis-konusundaki-kafa-karisikligini-izale/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hazreti Mehdi Hakkındaki Rivayetler &#8220;Mütevatir&#8221;dir &#8211; 1</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hazreti-mehdi-hakkindaki-rivayetler-mutevatirdir-1/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hazreti-mehdi-hakkindaki-rivayetler-mutevatirdir-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2015 15:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nüzul-u İsa/Mehdi/Deccal]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti Mehdi Hakkındaki Rivayetler "Mütevatir"dir]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Mütevatir Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi Hadisleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8692</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Mütevatir&#8221; ne demektir? Mehdi hakkında rivayet edilen hadislerin mütevatir olduğu hemen hemen bütün İslam alimleri tarafından kabul edilen bir gerçektir. Ancak, öncelikle &#8220;mütevatir hadis&#8221;in ne anlama geldiğini açıklamak gerekir. &#8220;Giriş&#8221; bölümünde de kısaca tarif ettiğimiz gibi, hadis bilimcilerine göre bir haber birçok kişi tarafından rivayet edilmişse ve bu ravilerin bir araya gelip haber uydurmaları, durumları [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hazreti-mehdi-hakkindaki-rivayetler-mutevatirdir-1/">Hazreti Mehdi Hakkındaki Rivayetler “Mütevatir”dir – 1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/images4.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8699" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/images4.jpg" alt="Hazreti Mehdi Hakkındaki Rivayetler &quot;Mütevatir&quot;dir - 1" width="444" height="222" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/images4.jpg 318w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/images4-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 444px) 100vw, 444px" /></a>&#8220;Mütevatir&#8221; ne demektir?</strong></p>
<p>Mehdi hakkında rivayet edilen hadislerin mütevatir olduğu hemen hemen bütün İslam alimleri tarafından kabul edilen bir gerçektir. Ancak, öncelikle &#8220;mütevatir hadis&#8221;in ne anlama geldiğini açıklamak gerekir. &#8220;Giriş&#8221; bölümünde de kısaca tarif ettiğimiz gibi, hadis bilimcilerine göre bir haber birçok kişi tarafından rivayet edilmişse ve bu ravilerin bir araya gelip haber uydurmaları, durumları itibarıyle teknik olarak mümkün değilse buna &#8220;mütevatir&#8221; haber denilir. Mütevatir habere de &#8220;tevatür&#8221; adı verilir.</p>
<p>Bir kaynakta tevatür terimi şöyle tanımlanmaktadır:</p>
<p>&#8220;Tevatür&#8221;, kelime anlamı olarak &#8220;kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber&#8221; demektir. (Büyük Lugat-Tür-Dav, 3003)</p>
<p>Diğer çeşitli kaynaklarda da mütevatir kelimesinin anlamı şöyle açıklanmaktadır:</p>
<p>“Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün görülmeyen toplulukların birbirinden ve ilk topluluğun direk Resulullah (SAV)&#8217;dan rivayet ettiği hadisi şeriftir. Yakin (hiç şüphe edilmeyecek) bir ifade eder. Artık bu hadis hakkında &#8220;Acaba bu hadis Resulullah (SAV) tarafından söylenmiş midir?&#8221; diye bir şüpheye imkan yoktur.” (Ömer Nasuhi Bilmen, &#8220;Muvazzah İlm-i Kelam&#8221;, s. 53)</p>
<p><b><br />
&#8220;MÜTEVATİR HABER&#8221; </b>: Duyularla hissedilen bir şey hakkında yalan üzere ittifak etmeleri aklen mümkün olmayan bir kalabalığın verdikleri bir haber olup bizzat (yakini) ilim ifade eder. Böyle bir haber kat&#8217;i olarak sahih olup akideye taalluk eden meselelerde onunla amel vaciptir. (Mahmud Ebu Reyye, &#8220;Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması&#8221;, s. 300)<br />
<b>&#8220;MÜTEVATİR HADİS&#8221;</b>: Yalan üzerinde birleşmeleri adeten mümkün olmayan raviler topluluğunun (&#8220;cemm-i ğafir&#8221;), her nesilde, kendileri gibi bir topluluktan alıp naklettiği, işitme veya görmeye (&#8220;mahsûsat&#8221;) dayanan hadistir. Kesin bilgi ifade eder, amel vaciptir, reddi küfrü gerektirir, tetkik ve tenkid dışıdır.<br />
<b>Lafzen Mütevatir</b>: Bütün rivayetlerinde lafızları aynı olan hadistir ki &#8220;yok denecek kadar&#8221; azdır. &#8220;Men kezebe aleyye&#8230;&#8221; misalidir. Kayıt konmadan &#8220;mütevatir hadis&#8221; denince &#8220;lafzen mütevatir&#8221; anlaşılır.<br />
<b>Manen Mütevatir</b>: Aralarında ortak bir nokta bulunan değişik lafızlı hükümlerin, tevatür şartlarını taşıyan râvîlerce rivayet edilmesiyle ortaya çıkan &#8220;ortak manaya&#8221; denir. Mesela, 100 kadar değişik lafızlı hadisten çıkan bir mütevatir mana Resûlullah Aleyhissalatü ves`selâm`ın &#8220;ellerini kaldırarak dua ettiğidir.&#8221; (İsmail Lütfi Çakan, &#8220;Hadis Usulü&#8221;, İFAV, İstanbul 1993, s. 105-150)</p>
<p style="text-align: center;"><b>Mehdiyet Hadislerinin Mütevatir Olduğuna<br />
Dair Alimlerin İzahları</b></p>
<p>Bu konuyla ilgili çeşitli alimlerin görüşlerini aşağıda veriyoruz:<br />
<b>MUHAMMED B. RESUL BERZENCİ</b></p>
<p><b>Mehdi&#8217;nin varlığı ve ahir zamanda zuhur edeceği, Peygamber (S) ailesinden ve Fatıma (A) oğullarından oluşu, tevatür ölçüsüne ulaşan hadislerle açıklanmıştır ve bu hadisleri inkar etmenin hiçbir anlamı yoktur&#8230; </b>Tevatür ölçüsünü aşan, doğru ve açık hadislerde, Mehdi&#8217;nin Fatıma soyundan olup, dünya sona ermeden zuhur edeceği, zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan dünyaya, adalet ve hakkaniyet getireceği, onun zamanında İsa Mesih&#8217;in gökten ineceği ve onun önderliğinde namaz kılacağı kanıtlanmış bulunmaktadır. (Muhammed b. Resul Berzenci, &#8220;el-İşaetü li Eşrat&#8217;is-Saeti&#8221;, s. 305)<br />
<b>ALAEDDİN ALİ B. HİŞAM MUTTAKİ HİNDİ</b></p>
<p>Allah&#8217;ın rahmeti sana olsun bil ki vaadedilen <b>Mehdi&#8217;nin var oluşunda hiç kuşku yoktur</b>. Üçyüz hadis ve eserle hatta daha fazlası ile bu kanıtlanmıştır. (Casim Mühelhil, &#8220;el-Burhan&#8221;, c. 1, s. 339)<br />
<b>ABDULMUHSİN BİN HAMD EL-ABBAD</b></p>
<p><b>Her Müslüman&#8217;ın, Peygamber‘in verdiği gaybi haberlere özellikle de Mehdi ve Deccal&#8217;ın zuhur edeceğine dair bildirdiği ön haberlere inanması, tasdik etmesi vaciptir. </b>Bu itibarla Mehdilik hakkındaki haberlerin çokluğu senetlerinin doğru oluşuna rağmen, onları tutarsız saymak mümkün değildir. Ancak bilgisizler, hak ile kavgalı olanlar veya onların senetlerini incelemekten aciz olanlar bu haberleri inkar ederler. Oysa o hadisleri doğrulamak Peygamber hazretlerine inanmanın bir parçasıdır. Çünkü onun sözlerini kabul etmek, ona inanmanın bir gereğidir. Ve Allah Kuran&#8217;da (Bakara Suresi, 2-4) müminleri övdüğü gaibe inanışın ta kendisidir. (Dr. Abdulmuhsin bin Hamd el-Abbad, &#8220;Mecellet&#8217;ül-Camiat-ül-İslamiyye&#8221;, yıl 1, sayı 3, s. 624-627)</p>
<p><b><br />
MUHAMMED NASREDDİN ALBANİ</b></p>
<p>Sözün özü şu ki, <b>Mehdi&#8217;ye inanmak, peygamberden aktarılan tevatür hadislere dayalı köklü bir inançtır ve ona inanmak vaciptir.</b> Çünkü Allah&#8217;ın buyruğunda (Bakara 2-4) takvalıların özelliklerinden olarak anlatılan gaibe inanmak inanışın bir parçasıdır. Cahillerden başkası bunu inkar etmez. Bu inanç kitap ve sünnette doğru kabul edilen inanışlar üzerine ölmeyi, Allah&#8217;tan diliyorum. (Muhammed Nasreddin Albani, &#8220;Mecellet&#8217;üt-Temeddün&#8217;il-İslami&#8221;, sayı 22, s. 646)<br />
<b>ŞEMSEDDİN MUHAMMED BİN AHMED SEFAREYNİ</b></p>
<p>Kıyamet gününün en büyük alametlerinden birisi de hakkında tevatür derecesini aşacak derecede hadis bulunan bir kişinin zuhur edeceğidir. İmamların sonuncusudur. Hz. peygamberden sonra peygamber olmayacağı gibi ondan sonra da imam olmayacaktır. Bu imam Fatıma oğullarındandır.</p>
<p><b>Birçok hadis hafızları, Mehdi&#8217;nin Peygamber soyundan olduğunu kabul etmişlerdir, böyle mütevatır bir konuya sırt çevirmek yakışık almaz. </b>Hak ehllinin inancına göre, Mehdi, İsa Mesih&#8217;ten ayrıdır. Mehdi, Mesih&#8217;ten önce zuhur edecektir. Bu konu Sünni bilginleri arasında onların inancından sayılacak kadar yaygınlık kazanmıştır. (Şemseddin Muhammed bin Ahmed Sefareyni, &#8220;Levaih&#8217;ül-Envar&#8217;ül-Behiyye&#8221;, c. 2, s. 74, 76, 86)<br />
<b>EBU ABDULLAH MUHAMMED B. CAFER İDRİSİ KETANİ</b></p>
<p>.<b>..Mehdi hakkındaki hadisler o kadar çoktur ki, tevatür ölçüsüne ulaşmaktadır ve bunları reddetmek uygun olmaz..</b>. Eğer uzun olacağından endişe duymasam, bu konuda bildiğim hadislerin hepsini buraya kaydederim. (Ebu Abdullah Muhammed b. Cafer İdrisi Ketani, &#8220;Nezm&#8217;ül Mütenasir min ahadis&#8217;il-Mütevatır&#8221;, s. 145 ve 146)<br />
<b>ŞEHABEDDİN AHMED B. MUHAMMED GUMARİ</b></p>
<p><b>&#8230;Mehdi&#8217;nin zuhur edeceğine inanmak vaciptir </b>, ona inanmak Peygamber&#8217;in buyruğunu doğrulamak için gereklidir. Nitekim bu konu Ehl-i Sünnet inanç kitaplarında kaydedilmiş ve kanıtlanmıştır. (Şehabeddin Ahmed b. Muhammed Gumari, &#8220;İbraz&#8217;ül-Vehm&#8217;ül Meknun&#8221;, s. 3 ve 4)<br />
<b>HASANEYN MUHAMMED MAHLUF EL-MISRİ</b></p>
<p><b>Müslümanlara sahih hadislere güvenerek Mehdi&#8217;nin ahir zamanda zuhur edeceğine tam olarak inanmalarını öğütlüyoruz. </b>Çünkü bunun aksi sözleri söyleyenlerin ne diyanet bilgileri vardır ne de gerçekte bu hadislere inanırlar. (Hasaneyn Muhammed Mahluf el-Mısri, &#8220;Seyyid&#8217;ül Beşer Yetaheddesü An&#8217;il-Mehdiyyi-Müntazar&#8221;, kitabın önsözü)<br />
<b>EB&#8217;UL-HASAN MUHAMMED B. HÜSEYİN ABURİ</b></p>
<p><b>Mehdi&#8217;nin zuhur edeceğine dair birçok raviden mütevatir hadisler nakledilmiştir. </b>Bu hadisler Mehdi&#8217;nin Peygamber ehli beytinden olduğunu, yedi yıl hüküm sürüp dünyayı adaletle dolduracağını, Mesih&#8217;in de ortaya çıkıp Deccal&#8217;i öldürmesinde ona yardım edeceğini ve Mehdi namaz kıldırırken İsa&#8217;nın onun arkasında namaz kılacağını vurguluyor&#8221; (Şemseddin Muhammed Kurtibi, &#8220;Tezkire&#8221;, s. 710)<br />
<b>EBU MUHAMMED HASAN B. ALİ EL-BERBEHARİ HANBELİ</b></p>
<p>&#8230;Ve Meryemoğlu İsa&#8217;nın gökten ineceğine, Deccal&#8217;i öldüreceğine ve <b>Muhammed oğullarından Kaim&#8217;in arkasında namaz kılacağına inanmak&#8230; </b>(Casim Mühelhil, &#8220;El-Burhan&#8221;, c 1, s. 426)<br />
<b>SAİD HAVVA</b></p>
<p><b>Araştırmacılar ahir zamanda ehli beytten bir halifenin olacağı anlaşmazlık göstermemişlerdir. İttifakla kabul edilen bu lider herkes tarafından Mehdi diye bilinenden başkası değildir. </b>Buna göre biz de geleceği bildirilen o özelliklerdeki halifeye inanıyor ve o zuhur ettiği zaman onun taraftarlarından olmaya niyetliyiz. Allah&#8217;tan bu niyetimizle bize yardımcı olmasını diliyoruz.&#8221; (Prof. Said Havva, &#8220;El-Akaid&#8217;ül-İslamiyye&#8221;, c. 2, s. 1021-1026)<br />
<b>MUHAMMED B. ALİ ŞEVKANİ</b></p>
<p>.<b>..Bunlar hiç kuşku yok ki mütevatir hadislerdir, peygamberin buyruğu hükmündedir.</b> Çünkü bu konuda içtihat yapılamaz ve kişisel hükümler geçerli değildir&#8230; <b>Buna göre Deccal ve Mesih hakkındaki rivayetler mütevatır olduğu gibi Mehdi hakkındakiler de mütevatirdir.</b> (Muhib b. Salih el&#8217;Bureyni, &#8220;Ikd&#8217;üd&#8217;Dürer Fi Ahbaril&#8217;Muntazar&#8221;, s. 14 ve 15)<br />
<b>ŞEYH HASAN ADVİ HAMZAVİ</b></p>
<p>Mehdi hakkındaki hadisler manevi tevatür ölçüsünü geçmiş, inkar edilmelerinin bir anlamı yoktur. (&#8220;Meşarik&#8217;ül-Envar&#8221;, f. 2, s. 115)<br />
<b>M. SIDDIK B. HASAN KUNUCİ</b></p>
<p><b>Fatımaoğullarından olan Mehdi hakkındaki hadisler tevatür ölçüsünden çoktur. </b>&#8220;Sünen&#8221;, &#8220;Müsned&#8221; ve &#8220;Mu&#8217;cem&#8221; kitaplarında mevcuttur. (Kunuci, &#8220;el-İzaetü&#8230;&#8221;, s. 94)<br />
<b>İBN TEYMİYE</b></p>
<p>Resulullah&#8217;dan, ahirzamanda çocuklarından ismi ismine, künyesi künyesine denk, yeryüzünü adaletle dolduracak birisinin çıkacağını haber veren <b>Mehdi hadislerinin hepsi sahihdir</b>. (İbn Teymiye, &#8220;Minhacü&#8217;s-Sünne&#8221;, c. IV, s. 291)<br />
<b>ZAHİDU&#8217;L-KEVSERİ</b></p>
<p>Mehdi, Deccal ve Mesih ile ilgili hadislerin tevatür derecesine ulaştığına dair rivayetlerde, hadis ilimleri hakkında bilgi sahibi bulunan kimselerce <b>şüphe götüren bir nokta değildir</b>. Gerçi bazı kelamcıların kıyamet alametlerine itikadın yani iman etmenin vacip olduğunu itiraf etmelerine rağmen bunlar bu konuya dair bazı hadisler hakkında şüphe uyandırmaktadırlar. Fakat bu onların hadis ilminde derinlemesine bir bilgiye sahip olmadıklarının neticesidir, başkası değil. (Muhammed Zahidul&#8217;l Kevseri, &#8220;Nazratun abire fi Mezaimi Men Yünkirü Nüzule İsa Kable&#8217;l Ahire&#8221;, s. 49)<br />
<b>MUHAMMED B. HASAN EL-ESNEVİ</b></p>
<p>Muhammed b. Hasan El-Esnevi (Menakibiş-Şafii) eserinde der ki; Mehdi hususunda, Resulullah (SAV)&#8217;den nakl edilen haberler tevatür halini almıştır&#8230; O&#8217;nun, ehli beytinden olacağı haber verilmiştir&#8230; (Muhammed B. Resul Al &#8211; Hüseyni El Berzenci, &#8220;Kıyamet Alametleri&#8221;, Pamuk Yanıları, Trc. Naim Erdoğan)</p>
<p><b>Ehl-i Sünnet İtikadına Göre<br />
Mütevatir Hadislere İnanmanın Gerekliliği</b></p>
<p>Mütevatir hadislere inanmanın gerekliliğini, mütevatir haberlerin dindeki önemini pek çok İslam alimi yazdıkları eserlerde vurgulamışlardır. Aşağıda çeşitli İslam alimlerinin bu konudaki görüşlerinden örnekleri veriyoruz:<br />
<b>ŞEHABETTİN İBN-İ HACER ASKELANİ</b></p>
<p>&#8220;Tevatür isnad ilminin konularından değildir. Çünkü isnad ilmi bir hadisin doğru olup olmadığını ravilerin kişiliğini ve vasıflarını iceleyerek ortaya koyar. Halbuki mütevatir bir haberin ricali (ravileri) incelemeye alınmaz, mütevatir hadise hiçbir sorgu yapılmadan amel etmek vaciptir.&#8221; (Dr. Subhi Salih, &#8220;Ulum&#8217;il-Hadis&#8221;, s. 151 ve 152)<br />
<b>MUHAMMED CEMALEDDİN EL-KASİMİ EL-DIMIŞKİ</b></p>
<p>&#8220;Bil ki doğrulukları ilmen isbat edilmiş bir zümre insanın rivayet ettiği hadis &#8220;Mütevatir&#8221;dir. Yani, bu kişilerin, tüm rivayet sınıflarında yalancılıkta elbirliği etmeleri ihtimali bulunmaz&#8230; Ravileri hakkında hiçbir münakaşaya girilmeden bu hadislere uyulması vaciptir.&#8221; (Muhammed Cemaleddin el-Kasimi el-Dımışki, &#8220;Kavaid&#8217;üt-Tahdis, min Fununi Mustah&#8217;il-Hadis&#8221;, s. 151)<br />
<b>NUREDDİN ATER</b></p>
<p>&#8220;Sahih veya Hasen hadislerin ravilerinde aranan adalet doğruluk gibi şartlar &#8220;mütevatir&#8221; hadis ravilerinde aranmaz. Çünkü bu hadisleri rivayet edenlerin sayısı o kadar çoktur ki, aklen bir araya gelip hadis uydurmaları mümkün olmaz. Bu nedenle hadis bilimcileri mütevatir hadisleri inceleme konusu yapmazlar. Onlara göre sadece bir hadisin doğruluğu veya geçerliliği inceleme konusu olur. Oysa mütevatir hadisin böyle bir şeye ihtiyacı yoktur&#8230; Bu ravilerinin yakin elde edilecek kadar çok oluşundandır. Bu da doğal ve zaruri bir olaydır. (Nureddin Ater, &#8220;Menhac&#8217;ün-Nakd fi Ulum&#8217;il-Hadis&#8221;, s. 405)<br />
<b>EBU ABDULLAH MUHAMMED B. CAFER İDRİSİ KETANİ</b></p>
<p>&#8220;Tüm ravileri, başında, ortasında ve sonunda normalde yalancılıkta elbirliği etmeleri mümkün olmayacak kadar çok olan haber &#8220;mütevatir&#8221;dir&#8230; Hadis bilimcileri mütevatir rivayet ravilerinin adil olmasını hatta Müslüman olmalarını bile şart koşmuyorlar&#8230; Baliğ, adil ve Müslüman sayılmaları, aynı şekilde yaşıyor olmaları gerekmiyor. Kafir, fasık, buluğa ermemiş olmaları caizdir. Herhangi bir özel sıfat taşımaları da şart koşulmamıştır.&#8221; (Ebu Abdullah Muhammed b. Cafer İdrisi Ketani, &#8220;Nezm&#8217;ül-Mütenasir min ahadis&#8217;il-Mütevatır&#8221;, s. 5-6-9)<br />
<b>EBU&#8217;S-SADAT MUHAMMED B. MUHAMMED EBU ŞOHBE</b></p>
<p>&#8220;Mütevatir haberlerde ravinini adil ve hatta Müslüman olması şart değildir. Çünkü mütevatirin kabul edilirlik gerekçesi anlatanların çok oluşudur. Nitekim bir şehir halkı bir olayın gerçekleştiğini haber verirlerse, sözleriyle kesin bilgi elde edilir.&#8221; (Dr. Ebu&#8217;s-Sadat Muhammed b. Muhammed Ebu Şohbe, &#8220;el-Vesit fi Ulumi ve Mustalah&#8217;il-Hadis&#8221;, s. 190)<br />
<b>EN-NEVEVİ</b></p>
<p>&#8220;Haber iki kısımdır: Mütevatir ve Ahad&#8230; Mütevatir haber, yalan üzere ittifak etmeleri mümkün olmayan bir kalabalığın yine kendisi gibi bir kalabalıktan naklettiği haber olup iki taraf (birinci tabaka ve ikinci tabaka) ve ortadakiler (bu ikisinin arasındakiler) eşittir. Bu kalabalık zanni olmayıp duyularla idrak edilen birşeyi haber verirler ve bu haber vermeyle yakini ilim hasıl olur. Muhakkiklerin genelinin da muvafık olduğu üzere tercih edilen görüş, tevatürün belli bir sayıyla sınırlandırılamayacağıdır.&#8221; (El-Cezairi, &#8220;Tevcihu&#8217;n-Nazar&#8221;, s. 33)</p>
<p style="text-align: center;"><b>Mütevatir Rivayetleri Reddetmenin<br />
İnkar Olduğuna Hükmeden Ehl-i Sünnet Alimleri</b></p>
<p>Buraya kadar bazı örneklerini aktardığımız ehl-i sünnet alimlerinin izahlarından, ahir zamanda Peygamber Efendimiz&#8217;in soyundan Mehdi adında mübarek bir zatın çıkacağına dair rivayetlerin mütevatir olduklarını gördük. Asılsız ve yalan olması akıl ve mantık açısından mümkün olmayan bu rivayetlere inanmanın gerekliliğini inceledik.</p>
<p>Durum böyleyken bazı İslam alimleri de, kesinlik arzetmelerinden dolayı, mütevatir hadisleri inkar etmenin doğrudan Hazreti Peygamber&#8217;i inkar etmek anlamına geleceğini belirterek, bunun da küfür olduğu şeklinde çok daha keskin bir hükme varmışlardır. Bu alimlerden bazılarının izahları şöyledir:<br />
<b>CELALEDDİN SUYUTİ</b></p>
<p>Biliniz ki: Her kim ister sözüyle, ister davranışı ile -fıkıhta belirtildiği üzere- (mütevatir hadisleri) inkar edip hüccet bilmezse kafir olur, İslam dairesinden çıkar; Yahudilerle, Hristiyanlarla ve Allah&#8217;ın dilediği grupla haşredileceklerdir. (Abdulgani Abdulhak, &#8220;Hücciyet&#8217;üs Sünnet&#8221;, s. 270, Miftah&#8217;ül Cennet&#8217;ten naklen)<br />
<b>EBU&#8217;L-FAZL ABDULLAH B. MUHAMMED EL-İDRİSİ</b></p>
<p>&#8220;&#8230;Çünkü, alimlerin aldığı karar gereğince her kim, Peygamber&#8217;den nakledilen hadisleri mütevatir olduğu kanıtlandıktan sonra, reddine dair kabul edilebilir bir gerekçe göstermeden inkar ederse kafir olur. (Ebu&#8217;l-Fazl Abdullah b. Muhammed el-İdrisi, &#8220;El-Mehdi-ül Muntazar&#8221;, s. 94, 95)<br />
<b>MUHAMMED EL-MEKKİ</b></p>
<p>Güvenilir ravilerin aktardıkları hadislerde Peygamber Mehdi&#8217;nin ahir zamanda zuhur edeceğini müjdelemiş, onun sıfatlarını ve zuhurunun belirtilerini açıklamıştır&#8230; Resulullah her kim vaadedilen Mehdi&#8217;yi inkar eder yalan sayarsa kafir olur denmiştir. (Alaaddin Ali b. Hişam Muttaki Hindi, &#8220;El-Burhan fi Alamati Mehdiyyi Ahirzaman&#8221;, c. 2, s. 865-876)</p>
<p>Aşağıdaki iki hadis de bu alimlerin vardıkları hükmü doğrular niteliktedir:</p>
<p>&#8220;Mehdi&#8217;nin çıkışını inkar eden,<br />
Muhammed&#8217;e indirileni inkar etmiştir&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;&#8230;Mehdi&#8217;yi inkar eden şüphesiz kâfirdir.&#8221;</p>
<p>Bu hadisleri nakleden Ehl-i Sünnet kaynakları sırasıyla şunlardır:</p>
<p>1- <b>&#8220;Fevaid-ul Ahbar&#8221;</b>, Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed İskafi (ölm: H. 260)</p>
<p>2- <b>&#8220;Cem&#8217;ul Ahadis-il Varide fi-l Mehdi&#8221;</b>, Hafız Ebu Bekir b. Hayseme, (ölm: H. 279)</p>
<p>3- <b>&#8220;Maani-l Ahbar&#8221;</b>, Ebu-l Bekir Muhammed b. İbrahim Kelabazi Buhari (ölm: 380)</p>
<p>4- <b>&#8220;Ravd-ul Enf ve Şerh-us Sire&#8221;</b>, Ebu Kasım Abdurrahman Süheyli (ölm: 581), c. 2, s. 431. (Malik b. Enes Muhammed b. Münkedir&#8217;den, o da Cabir&#8217;den rivayet etmiştir)</p>
<p>5- <b>&#8220;İkd-ud Durer fi Ahbar-il Mehdi-il Muntazar&#8221;</b>, Yusuf b. Yahya Makdisi eş-Şafii (ölm: 685), s. 157. <b>&#8220;Fevaid-ul Ahbar&#8221;</b>, İskafi ve <b>&#8220;Şerhu-s Sire&#8221;</b>, Ebu-l Kasım Süheyli&#8217;den naklen.</p>
<p>6- <b>&#8220;Feraid-us Simtayn&#8221;</b>, Şeyh İbrahim b. Muhammed Hamvini (ölm: 730), c. 2, s. 337, No. 585, <b>&#8220;Maani-l Ahbar&#8221;</b> Ebu Bekir Muhammed b. İbrahim&#8217;den naklen.</p>
<p>7- <b>&#8220;Lisan-ul Mizan&#8221;</b>, İbn-i Hacer Askalani (ölm: 852), c. 4, s. 147, Mısır Baskısı; s. 130, Haydarabad Baskısı, <b>&#8220;Maan-il Ahbar&#8221;</b>dan naklen.</p>
<p>8- <b>&#8220;el-Orfu-l Verdi Fi Ahbari-l Mehdi&#8221;</b>, Celaleddin Suyuti (ölm: 911), s. 161, <b>&#8220;Fevaid-ul Ahbar&#8221;</b>dan naklen.</p>
<p>9- <b>&#8220;el-Kavl-ul Muhtasar fi Alamât-il Mehdi-il Muntazar&#8221;</b>, İbn-i Hacer eş-Şafii el-Mekki (ölm: 974) s. 56, Şam, Zahiriye Kütüphanesindeki el yazmasından alınan kopya, Kum&#8217;daki Ayetullah Mar&#8217;aşi kütüphanesinde mevcuttur, (Fevaid-ul Ahbar ve Şerh-us Sire&#8217;dan naklen&#8230;)</p>
<p>10- <b>&#8220;el-Fetave-l Hadise&#8221;</b>, İbn-i Hacer-i Mekki s. 37.</p>
<p>11-<b> &#8220;el-Burhan Fi Alâmât-i Mehdi-i Ahir-iz Zaman&#8221;</b>, Muttaki Hindi (ölm: 975).</p>
<p>12- <b>&#8220;Levaih-ul Envar-il ilahiye&#8230;&#8221;</b>, Şeyh Muhammed b. Ahmet Sefarini el-Hanbeli (ölm: 1188), c. 2, Hz. Mehdi konulu &#8220;el-Faidet-ul Hamise&#8221; adlı bölümü; Hafiz İskafi&#8217;den naklen. (Adı geçen kaynakta ravi Cabir b. Abdullah&#8217;ın güvenirliği konusunda övgüyle söz edilmiştir.)</p>
<p>13-<b> &#8220;Yenâbi-ul Mevedde&#8221;</b>, Süleyman b. İbrahim Kunduzi (ölm: 1294), 78. Babın başları, Cabir b. Abdullah Ensari&#8217;den naklen.</p>
<p>14- <b>&#8220;el-İzae Li Ma Kâne ve Mâ Yekunu Beyne Yedey-is Sa&#8217;eh&#8221;</b>, Seyyid Muhammed Sıddık Kanuci Buhari (ölm: 1307) s. 137, <b>&#8220;Cem-ul Ahadis-il Varide Fi-l Mehdi&#8221; </b>İbn-i Hayseme ve <b>&#8220;Fevaid-ul Ahbar&#8221;</b> İskafi&#8217;den naklen.</p>
<p>15- <b>&#8220;El-Mehdiyyu&#8217;l Muntazar&#8221;</b>, Ebulfazl Abdullah b. Muhammed Sıddık (ölm: 1308), s. 94 <b>&#8220;Fevaid-ul Ahbar&#8221;</b>&#8216;dan naklen.</p>
<p style="text-align: center;"><b>Mehdiyet Hakkında Verilen Bazı Fetva Örnekleri</b></p>
<p>Bir önceki bölümde görüldüğü gibi, Mehdilik konusuyla ilgili hadisler tevatür derecesinde olup, hiçbir şüpheye yer bırakmadan bu konuya inanmanın gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu konuyla ilgili dünyada fetva makamı olarak kabul edilen, büyük İslam alimleri tarafından oluşturulan, &#8220;Rabitat&#8217;ül-Alem&#8217;il-İslami&#8221; dairesinin, Şeyh Muhammed Muntasır el-Ketani başkanlığındaki İslami Fıkıh Kurulu tarafından verilmiş ve Şeyh Muhammed el-Kazzaz&#8217;ın imzasını taşıyan 23 Şevval 1396 (17. 10. 1976) tarihli fetvası şu şekildedir:</p>
<p>&#8220;&#8230;Çok sayıda sahabe peygamberden Mehdi hakkında hadis rivayet etmişlerdir. Örneğin Osman b. Affan, Ali b. Ebu Talib, Ümmü Seleme gibi yirmisini ben biliyorum ve onlardan başka daha birçok rivayet nakletmiştir. Ayrıca Peygamber sözü hükmünde olan sahabenin buyruğuda vardır. <b>Bu konuda içtihat edilemez ve aksi görüş belirtilemez.</b> Bu konudaki nebevi hadisler Süneni Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace ve İbni Asakir&#8217;in Tarih&#8217;i Dımışki ve diğer kitaplarda kayda geçmiştir.</p>
<p>Mehdi konusunda özel kitaplar da yazılmıştır: <b>&#8220;Ahbar&#8217;ül-Mehdi&#8221;</b>, <b>&#8220;Ebu Nuaym Kitabı&#8221;</b>, <b>&#8220;el-Vehm&#8217;ül-Meknun&#8221;</b> ve diğerleri gibi&#8230; Önceki ve bugünkü büyükler Mehdi hakkındaki hadislerin tevatür olduğuna tekit etmişlerdir: es-Sehavi &#8220;Feth&#8217;ül-Mugıys&#8217;da; İbni Teymiyye &#8220;Fetava&#8221;da ve Eb&#8217;ul-Abbas Mağrıbi &#8220;el-Vehm&#8217;ül-Meknun&#8221;da belirttikleri gibi&#8230;</p>
<p>Hafızlar ve muhaddisler, Mehdi hakkındaki hadislerin tevatür olduğuna yakin etmişlerdir. Sonuç olarak Mehdi&#8217;nin zuhur edeceğine inanmak vaciptir. Ehl-i sünnet ve cemaat inançlarından sayılmaktadır.<b>Sünnetten habersiz olan ve bidat koyuculardan başka hiçbir Müslüman bu inancı inkar etmez.</b>&#8221; (Muhammed Mehdi el-Horasan, &#8220;el-Beyan fi Ahbar-ı Sahibüzzaman Mukaddimesi&#8221;, s. 76-79)</p>
<p>Aynı şekilde, dünya çapında İslami konularda söz sahibi olan &#8220;İlim ve Fetva Konuları Daimi Kurultayı&#8221;nın, Şeyh Abdülaziz b. Baz, Şeyh Abdürrezzak Afişi, Şeyh Abdullah b. Suud ve Şeyh Abdullah b. Gadyan&#8217;ın da aralarında bulunduğu alimler tarafından verilen 2844 sayılı Mehdilik hakkındaki fetva şöyledir:</p>
<p>&#8220;Mehdi&#8217;nin zuhur edeceğini kanıtlayan rivayetler çoktur, hadis öncüleri birçok senetle bunları rivayet etmişlerdir. Ebu&#8217;l-Hasan el-Aburi, Allame Sefareyni ve Allame Şevkani gibi otoriteler bu hadislerin manevi tevatür olduğunu söylemişlerdir. Yüce Peygamber&#8217;in buyruklarında belirtilerini açıkladığı kişiden başkasını Mehdi olarak kabul etmek caiz değildir.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hazreti-mehdi-hakkindaki-rivayetler-mutevatirdir-1/">Hazreti Mehdi Hakkındaki Rivayetler “Mütevatir”dir – 1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hazreti-mehdi-hakkindaki-rivayetler-mutevatirdir-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadisleri İnkar Etmek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadisleri-inkar-etmek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadisleri-inkar-etmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2015 00:00:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisleri İnkar Etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Mütevatir Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Mütevatir Hadisi İnkar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8461</guid>

					<description><![CDATA[<p>“EI-Muhit” adlı kitapta yazıldığına göre, Şeriatta mütevater hadisleri inkâr eden kişi kâfirdir. Meselâ; ipek giyinmenin erkeklere haram olması gibi. Yine bir kimse vitir namazının esasını inkâr ederse, yahut kuşluk namazının esasını inkâr ederse yine kâfir olur. Burada Şeriat kaydını koymasının sebebi, şeriatla ilgili olmayan te­vatür derecesindeki haberleri inkâr edenin kâfir olmayacağına bina­endir. Mesela; Hâtem-i Tâî&#8217;nin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadisleri-inkar-etmek/">Hadisleri İnkar Etmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3></h3>
<p>“EI-Muhit” adlı kitapta yazıldığına göre, Şeriatta mütevater hadisleri inkâr eden kişi kâfirdir. Meselâ; ipek giyinmenin erkeklere haram olması gibi. Yine bir kimse vitir namazının esasını inkâr ederse, yahut kuşluk namazının esasını inkâr ederse yine kâfir olur. Burada Şeriat kaydını koymasının sebebi, şeriatla ilgili olmayan te­vatür derecesindeki haberleri inkâr edenin kâfir olmayacağına bina­endir. Mesela; Hâtem-i Tâî&#8217;nin cömertliği ve Hz. Ali&#8217;nin kuvvetliliği gibi.</p>
<p>Burada tevatürden maksat, lâfzı olan tevatür olmayıp mânevi tevatürdür. Çünkü ipek giymenin haram oluşu, ile kuşluk namazı ve vitir namazları İstılahı mânadaki tevatür ile sabit olmamıştır. Hz. Peygamber&#8217;den rivayet edilen haberler üç türlüdür. Birincisi müte­vater haberdir. Mütevater haber, yalan üzerinde ittifak etmeleri düşünülemiyen bir topluluğun kendileri gibi bir topluluktan rivayet et­tikleri haberdir. Bu haberi inkâr eden kâfirdir. İkincisi meşhur ha­berdir. Meşhur haber, önce güvenilir bir kişinin bir kişiden; sonra bir topluluğun bir topluluktan rivayet ettiği hadistir. İsa b. Eban dışında bütün âlimlere göre, böyle bir haberi inkâr eden de kâfirdir. İsa&#8217;ya göre meşhur hadisi inkâr eden kimse sapıktır, kâfir değildir. Doğrusu da budur. Üçüncüsü tek kişinin haberidir. Bu haber de; tek kişinin sonuna kadar tek kişiden rivayet ettiği haberdir. Bu haberi inkâr eden kişi kâfir olmaz. Ancak eğer sahih, yahut hasen ise böyle bir hadisi kabul etmediği için günahkâr olur.</p>
<p>“El-Hulâsa” adlı kitapta şöyle deniliyor: Bir kimse bir hadisi reddederse, ilim adamlarından bir kısmı bu kimsenin kâfir olacağı­na hükmetmişlerdir. Sonradan gelen âlimler ise eğer bu haber mü­tevater derecesinde ise inkâr edicisinin kâfir olacağını söylemişler­dir. Ben de derim ki doğrusu budur. Ancak bir kimse tek yolla ge­len bir haberi hakaret ve alay yollu inkâr ederek reddederse o tak­dirde kâfir olur.</p>
<p>Fetâvâ-i Zahîriyye&#8217;de de şöyle deniliyor; “Bir kimse Hz. peygamber&#8217;in <em>“Kabrim ile minberimin arası</em> <em>Cennet bahçelerinden bir bahçedir.”</em> hadisini rivayet eder de diğeri (ben kabir ile minberi görüyorum, orada bir şey yoktur) derse kâfir olur. Çünkü bu söz alay manasına gelmekte ve inkâr mânasını ifade etmektedir. Böyle bir kişi gözle görünenler dışındaki gaybî şeylere inanan kimse değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aliyyul Kari &#8211; Ebu Hanife-Fıkhı Ekber</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadisleri-inkar-etmek/">Hadisleri İnkar Etmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadisleri-inkar-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haber-i Vahid ile Amel Etmek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/haber-i-vahid-ile-amel-etmek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/haber-i-vahid-ile-amel-etmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2015 21:50:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahad Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Şer'î zanlarla amel etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Haber-i Vahidle Amel]]></category>
		<category><![CDATA[Mütevatir Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Salih Ekinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Haberler İkiye Ayrılır: a. Mütevatir: Yalan üzerinde anlaşmaları âdeten imkansız olan bir topluluğun, kaynağa varıncaya kadar aynı vasıfları taşıyan bir topluluktan aktardığı habere mütevatir denir. Nitekim muhalefetlerine itibar edilmeyenler dışında bütün akıl sahipleri tevatür şartlannı taşıyan haberlerin kesin bilgi ifade ettiği konusunda ittifak etmişlerdir. Bu tanım, usûlcülere göredir. Muhaddislere göre ise mütevatir &#8220;âdetin, yalan üzerine [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haber-i-vahid-ile-amel-etmek/">Haber-i Vahid ile Amel Etmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Haberler İkiye Ayrılır:</p>
<p><strong>a. Mütevatir:</strong> Yalan üzerinde anlaşmaları âdeten imkansız olan bir topluluğun, kaynağa varıncaya kadar aynı vasıfları taşıyan bir topluluktan aktardığı habere mütevatir denir. Nitekim muhalefetlerine itibar edilmeyenler dışında bütün akıl sahipleri tevatür şartlannı taşıyan haberlerin kesin bilgi ifade ettiği konusunda ittifak etmişlerdir. Bu tanım, usûlcülere göredir.</p>
<p>Muhaddislere göre ise mütevatir &#8220;âdetin, yalan üzerine anlaşmalarını imkansız kıldığı derecede çok isnadla vârid olan haber&#8221; şeklinde tanımlanır. Birinci tanımda geçen tevatür, içinde sened veya isnadın bulunmadığı kuşaklatın (tabakât) tevatürüdür. İkinci tanım ise isnâdlardan oluşan tevatürdür.</p>
<p><strong>b. Haber-i Vahid:</strong> Tevatür derecesine varmayan habere haber-i vahid denir. Haber-i vahid, ravînin sika (âdil ve zabıt) olmaması durumunda ne ilim ifade eder ne de zann. Ancak bazen ilave, edilen karine veya karineler sayesinde zannı ifade eder. Ravinin sika olması durumunda haber-i vahidin [kesin] bilgi veya zannı ifade edeceği konusunda icma mevcuttur. Cumhur İkinci şıkkı tercih etmiştir. Buna göre bazı durumlarda ilave edilen karinelerin takviyesi sayesinde haber-i vahid, kesin bilgiyi ifade edecek dereceye ulaşabilir. Alimlerin bir kısmı da ikinci şıkkı (haber-i vahidin kesin bilgi kazandırdığı görüşünü) tercih etmişlerdir. Binaenaleyh akıllı bir kimsenin sika bir ravinin haberinin zan veya ilim ifade ettiğini inkar etmesi doğru değildir. Zira bu gerçeği inkar etmek, akim bedahetine karşı büyüklenmek ve direnmektir. Bu anlattıklarımız haber-i vahidin ifade ettiği bilgi derecesiyle alakalı şeylerdir.</p>
<p>Haberi vahidle amel etme, daha doğrusu zannla amel etme meselesine gelince, ister sika (güvenilir) ravinin aktardığı haber-i vahidden ister aklî istidlallerden ister başka bir ameliyeden kaynaklanmış olsun, bütün akıl sahipleri &#8220;zan&#8221; ile amel konusunda ittifak halindedirler. Zira ister ticarî ve sosyal ilişkiler olsun, İster şahsî konular olsun, ister savaş ve barışa ait hadiseler olsun, insanî hareket ve faaliyetlerin geneli zanna dayanmaktadır. Şayet insanlar bütün faaliyetlerini yakînî işlere hasredip zann ile amel etmeyi terketmiş olsalardı yeryüzünde hareket ve faaliyet namına eser kalmaz, kişisel ve toplumsal maslahatlar atâlete uğrar ve yeryüzü harabeye dönerdi. Binaenaleyh, Cenab-ı Hakkın en büyük nimetlerinden biri de kulunun nefsinde zan ile ve zannı ifade eden haber-i vahidle amel etmesini sağlayacak bir iç güdüyü yaratmış olmasıdır.</p>
<p>Bu söylediklerimiz genel anlamda dünyevî İşlerle ilgilidir. Aynı şeyleri dinî konular için de söyleyebiliriz. Abdest alınacak suyun temiz olup olmadığı, namazda giyilecek elbisenin veya üzerinde namaz kılınacak mekanın temiz olup olmadığı, suyla abdestin sıhhata zararlı olması durumunda teyemmüm almak gerektiği, kıblenin şu veya bu yönde olduğu, veya arkasında namaza durmakta olduğumuz İmamın abdestli ve temiz olup olmadığı yahut zekatımızı verdiğimiz kişinin fakir olup olmadığı yahut satm almak, kiralamak veya ödünç almak istediğiniz malın gasıp malı olup olmadığı veyahut şu şahidin doğru sözlü ve güvenilir olup olmadığı gibi bilgiler kesinlikten uzak, zanna da-&#8216;yalı bilgilerdir. Adil de olsa bu bilgileri veren şahsın doğru ve güvenilir olduğu konusunda kesinlik iddia edilemez. Şayet şer&#8217;î hükümlerle amel etme yakînî konularla sınırlı olup zan ile amel caiz olmasaydı bu, insanlar için büyük bir sıkıntı olur ve şer&#8217;î hükümlerden pek çoğuyla amel atalete  uğrardı.  Dolayısıyla Cenab-ı   Hakk&#8217;ın   şer&#8217;î   hükümlerle   ameli   zanna   bağlaması müslümanlar için büyük bir nimettir. Zira bu hükümlerin yakînî bilgiye bağlanması durumunda mükellef için çok büyük zorlukların çıkacağı muhakkaktır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: &#8220;O, dinde size bir zorluk yüklemedi.[1]</p>
<p>Zanna dayalı bu hükümlerden biri de şer&#8217;î delillerden hüküm çıkarıp gereğini yapmaktır. Cenab-ı Hakk, müslüman ferdin amel edeceği hükmü çıkardığı şer&#8217;î delilin sübût ve delâlet bakımından kat&#8217;î olmasını şart koşmamıştır. Şayet Cenab-ı Hakk, müslümana böyle bir şeyi gerekli kılmış olsaydı, sübûtu zannî olan bütün delillerin tamamı ve subûtu kat&#8217;î olan delillerin çoğu ile amel etmek imkansızlaşacaktı. Subûtu kat&#8217;î olan delilleri de buna katıyoruz. Zira subûtu kat&#8217;î olan delillerin de büyük bir kısmı delâlet bakımından zannîdir.</p>
<p>Şayet Cenab-ı Hakk, hükme kaynaklık eden delilin kat&#8217;î olmasını talep etmiş olsaydı pek azı hariç amel edilmesi gereken şer&#8217;î hükümler ortadan kalkar ve şer&#8217;î hükümlerin kahir ekseriyeti atalete uğrardı. Keza subûtu ve delâleti kat&#8217;î olan nasslarla amel etmek de imkansızlaşacaktı. Bunu bir örnekle izah edelim: mesela Cenab-ı Hakk, namaz kılmamızı emretmektedir. Namaz kılmak, namazın şeklini bilmeyi gerektirir. Namazın kılmış şek-îiyle ilgili delillerin geneli zannîdir. Keza Cenab-ı Hakk&#8217;ın bize farz kıldığı orucun keyfiyetine delâlet eden delillerin geneli zannîdir. Aynı şeyleri hacc ve zekat için de söyleyebilirsiniz.</p>
<p>Cenab-ı Hakk aramızda ortaya çıkan her türlü anlaşmazlıklarda Allah Rasûlü&#8217;nün hükmünde ifadeye kavuşan ilahî hükme başvurmamızı emretmektedir:</p>
<p><em>&#8220;Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullen-medikçe iman etmiş olmazlar. [2]</em></p>
<p><em>Allah&#8217;ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükme-desin diye sana Kitabı hak ile indirdik. [3]</em></p>
<p>Cenab-ı Hakk,  ilahî hükmün haricinde diğer mercilerin hükmüne başvurmaktan sakındırmış ve bunu şirk olarak nitelemiştir.</p>
<p><em>&#8220;Tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tağutun önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.[4]</em></p>
<p>&#8220;<em>Yoksa onlar, cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? İyi anlayan bir topluluk için hükümranlığı Allah&#8217;tan daha güzel kim vardır? [5]</em></p>
<p><em>&#8220;Yoksa onların, Allah&#8217;ın İzin vermediği bir dini getiren ortakları mı var? [6]</em></p>
<p>Cenab-ı Hakk, haham ve rahiplerin vaz&#8217;ettiği şeriata tabi olan müşrikler hakkında şöyle buyurmaktadır:</p>
<p><em>&#8220;Allah&#8217;ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîhi rabbler edindiler. [7]</em></p>
<p>Onlar, haham ve rahiplerin haram saydıklarını haram, helal saydıklarını helal kabul ediyorlardı.<br />
İster muamelat, ister miras, ister evlilik, isterse cezaya ilişkin konularda olsun Cenab-ı Hakk, müslümanların, ortaya çıkan bütün anlaşmazlıklarda ilahî şeriata başvurmalarını istemektedir. Ancak bu alanlara ait kat&#8217;î deliller ihtiyaç duyulan hükümlerden çok az bir kısmını karşılayabilecek orandadır. Bunların önemli bir kısmı detaylandırılması gereken mücmel hükümlerden oluşmaktadır. [Bu durumda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:] Şayet şer&#8217;î hükümlerin subûtu, delillerin ve delâletin kat&#8217;iliğine bağlı olmuş olsaydı, subût ve delâlet açısından kat&#8217;î olan delillerin geneliyle amel etmek de İmkansız hale gelir ve sözkonusu nassların işlev ve faydadan uzak olması gerekirdi. Cenab-ı Hakk, kelamının böyle bir hale gelmesinden ve dininin hiç kimsenin amel edemiyeceği ve hiçbir akıl sahibinin razı olamıyacağı bu duruma düşmesinden yüce ve münezzehtir.</p>
<p>Buraya kadar aktardığımız nasslar, şer&#8217;î hükümlerde zannı ifade eden âhâd haberlerle amel etmenin vacip olduğunu gösteren kat&#8217;î delillerdir.[8]</p>
<p>Bu konuyu yazdıktan sonra İzzuddin b. Abdisselâm&#8217;ın şer&#8217;î zanla amel etmeye dair söylediklerimizi teyid eden ifadeleriyle karşılaştım. Bunları nakletmek yerinde olacaktır.</p>
<p>İzz (rahimehullâh), Şeceretu&#8217;l-Maârif adlı eserin 461-473. sayfalarında şunları kaydeder:</p>
<p>&#8220;Ondokuzuncu Bab, şer&#8217;î zanlarla amel etmenin güzelliği ve uygun oluşu hakkındadır.</p>
<p><em>İnsanların bütün gayreti şimdi ve geleceğe ait maslahatları (yararlı şeyleri) kazanıp hal ve istikbale ait mefsedetlerden (zararlılardan) kurtulmağa yönelik olduğundan şeriat bu konularda zannı galibe tabi olmayı salık vermiştir. Bu da zannın genelde doğru olup yanlış çıktığı yerlerin nadir olmasından dolayıdır. Bu nedenle zann-ı galible tahakkuk edeceğine inanılan maslahatlar, nadir mefsedetler endişesiyle terkedilmez. Şayet şeriat; ibadet, muamelât ve sair tasarruflarda yakînî bilgiyi şart koşmuş olsaydı, bir mefsedet endişesiyle pek çok maslahat heba edilmiş olurdu. Hatta bazı maslahatların yakînî bilgiye bağlanması, insanların ve memleketlerin helak olması sonucunu doğurur. Maslahat ve mefsedetin her ikisinde var olma ihtimalinin belirginleşmesi durumunda zatı ile ameli terketmek bazen takvaya daha uygun olur. Şer&#8217;î maslahatları işlevsiz kılan veya şeriatın dışladığı mefsedetleri doğuran her türlü ihtimal geçersizdir, itibara alınmaz.&#8221;</em></p>
<p>İzz (rahimehullâh), şöyle devam eder:</p>
<p><em>&#8220;Birazdan bazı konulara değineceğim. Bunlar, gerek dünyada gerekse ahirette kullar için en yararlı olanın zan ile amel etmek olduğunu ve zann ile amelin ihmal edilmesi durumunda hem dinin hem dünyanın fesada uğrayacağını ortaya koyan örnekler içermektedir.&#8221;</em></p>
<p><em>izz (rahimehullâh), daha sonra sırasıyla şu konuları işler:</em></p>
<p><em>1-İbadetler</em><br />
<em>2-Muamelât</em><br />
<em>3-Nikâh ve nikâha bağlı konular</em><br />
<em>4-Hadler ve kısas</em><br />
<em>5-Cihâd ve cihâda bağlı konular</em><br />
<em>6-Velâyet ve velayete bağlı konular</em></p>
<p>İzz&#8217;in bahsettiği başlıklar bunlardan ibarettir. Bu başlıklardan her birinin altında bazı örnekler verir.</p>
<p>[1] Hacc, 78</p>
<p>[2] Nisa, 65</p>
<p>[3] Nisa, 105</p>
<p>[4] Nisa, 60</p>
<p>[5] Maide, 50</p>
<p>[6] Şura, 21</p>
<p>[7] Teybe, 31</p>
<p>[8] Bu açıklamalar ışığında &#8220;Ayetlerde geçen Peygamber (Sallailâhu Aleyhi ve Alini ve Selİem)&#8217;e itaâttan maksat Kur&#8217;an&#8217;da yer alan ilahî emirlere itaattir.&#8221; şeklindeki iddianın geçersizliği de anlaşılmış olmalıdır. Bu iddianın geçersizliğine dair deliller pek çok olmakla beraber biz bir kaç hususu aktarmakla yetineceğiz:</p>
<p>1-Böyle bir yaklaşım, Kur&#8217;an etili olan Arapçanın usfûp ve özelliğine aykırıdır. Zira Kur&#8217;an&#8217;da [ısrarla] İki müstakil merciye, Allah&#8217;a ve Resulüne, itaat emredümektedir.</p>
<p>2- Bu yaklaşım, genelde peygamberlere özelde Hz. Muhammed (Sallailâhu Aleyhi ve Alihi ve Sellem)&#8217;e itaati emreden ayetlerin bağlamına aykırıdır. Zira ilgili bağlam, mezkûr ayetlerin sadece Allah&#8217;a itaati emretmediğine [bunun yanısıra] bizzat peygamberlere İtaatin de emredildiğine delalet etmektedir.</p>
<p>3-  Şayet iddia edildiği gibi ayetler, Peygamber&#8217;e ve nebevi sünnete itaati emretmeksizin sadece Kur&#8217;an&#8217;a itaati emretmekle yetinmiş olsaydı -Sünnetin bağlayıcılık vasfını kaybetmesi nedeniyle- Kur&#8217;an, uygulanması imkansız bir kitap haline gelirdi. Kur&#8217;anî emirlerin önemli bir kısmı anlamını ve hikmetini kaybedip zayi olurdu. Zira hiç bir mükellefin bu [kapaİı] emirleri uygulama imkanı olmayacaktı.</p>
<p><strong>Muhammed Salih Ekinci, Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet, Rağbet Yayınları: 172-177.</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haber-i-vahid-ile-amel-etmek/">Haber-i Vahid ile Amel Etmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/haber-i-vahid-ile-amel-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
