<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mütefekkir | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/mutefekkir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Feb 2026 13:49:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Mütefekkir | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Turan Karataş &#8211; Bir Okurun Notları  -Alıntılar-</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turan-karatas-bir-okurun-notlari-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turan-karatas-bir-okurun-notlari-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2021 16:08:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir]]></category>
		<category><![CDATA[Turan Karataş]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24996</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Asıl şu öneride görüyorum mutluluğun değilse de huzurlu ve sıhhatli yaşamanın yolunu. “Şiddetli ve sevimsiz heyecanlar”dan kaçınarak “günde en az iki saat açık havada hızlı hızlı hareket etmelidir.” Bir türlü beceremediğim şu kural da önemli: Ne geçmişe takılıp kalmak ne salt geleceğe bağlanmak. Gelecek için duyduğumuz endişeler, yaptığımız onlarca plan ve sürekli onlara gidip [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turan-karatas-bir-okurun-notlari-alintilar/">Turan Karataş – Bir Okurun Notları  -Alıntılar-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-25001 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/03/0001907701001-1-193x300.jpg" alt="" width="193" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/03/0001907701001-1-193x300.jpg 193w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/03/0001907701001-1.jpg 385w" sizes="(max-width: 193px) 100vw, 193px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Asıl şu öneride görüyorum mutluluğun değilse de huzurlu ve sıhhatli yaşamanın yolunu. “Şiddetli ve sevimsiz heyecanlar”dan kaçınarak “günde en az iki saat açık havada hızlı hızlı hareket etmelidir.” Bir türlü beceremediğim şu kural da önemli: Ne geçmişe takılıp kalmak ne salt geleceğe bağlanmak. Gelecek için duyduğumuz endişeler, yaptığımız onlarca plan ve sürekli onlara gidip durma ya da geçmişe duyduğumuz özlem ve oraya takılıp kalma, ânı ıskalamamıza sebep olur. Hayat bilgeliğine kavuşmak için dikkatimizi daha çok mevcut âna, kısmen de geçmişe ve geleceğe bahşetmemiz gerekiyor. Doğru ölçüyü tutturanların sayısı çok azdır diyor Schopenhauer. Zaten mutlu olanlar da azınlıkta değil midir?</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>İbrahim Tenekeci&#8217;nin yazılarından ben kendi adıma şu dersleri çıkardım: İslam&#8217;ın dışında bir iyilik, içinde de bir kötülük aramayalım; Müslüman ahlâkın yanına nezaketi, maneviyatın yanına da samimiyeti koyalım; insan tarafımızı güçlendirelim; işbirliği yerine kader birliği yapalım; onurlu / insanca yaşamak için “tehlike”yi göze alalım; ödül verelim, ödün vermeyelim; mahremiyete saygı duyalım, gizliliğe değil; gölgede kalmayalım ki gölgemiz olsun; mesuliyetimiz varsa vicdanımız da var demektir; kişisel gelişim insanları bencil yapmaktan başka bir işe yaramıyor; her isteyene verenden bir şey istememeli; şu dört kavrama tekrar sarılmamız gerekiyor: hakkaniyet, merhamet, mesuliyet, ciddiyet&#8230;</p>
<p>Yazarın “yorgunluklarına çok şey borçlu olduğunu” anlıyoruz yazdıklarından. Yaşadıklarından, gördüklerinden, en çok da okuduklarından yazılarına koyduğu onca kıymetli görüş, tespit ve düşünce var. Söz gelimi, Ataullah İskenderi&#8217;den şu hikmeti naklediyor: “İnsan istediği şeylerin kölesidir. İstemediği şeylere karşı ise alabildiğine özgürdür.” Şu veciz söz de İskenderi&#8217;den nakledilmiş: “Söylenen her sözün üzerinde, içinden çıktığı kalbın elbisesi vardır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Âdem&#8217;e telmihen dünya, evet, “kovulmuşların evi”dir. Yazar, “Şu kocaman dünyanın, aslında insanın kendi küçük çevresinden çok daha fazlasını barındırmadığına, barındıramayacağına inanıp, hayatı hep uzak bir yerde arama gafletinden kurtulabilirdim.” (s. 92) derken asıl bizi biz yapan şahsiyetimizin barındığı kalp ülkemize yönelmemizi, onunla yetinmemizi salık vermiş olmuyor mu? Nihayet, doymak bilmeyen insanoğlunun dünyayı medeniyet nâmıyla getirdiği noktaya dair müthiş bir tespit: “Üzerinde kurduğumuz bu tümörlü uygarlık, omuzlarından yılanlar çıkan esatir kahramanına benzedi sonunda, Onu her gün insanlığımızla doyurmazsak, çattığımız bu karmaşık mekanizma hışımla üzerimize çökecek; bunu biliyoruz. Kendi canlılığımızdan vererek canlılığını koruyoruz kurduğumuz düzenin. Bir insan nefesi almak için duraklayanı çiğneyip geçiyoruz; çünkü durmak yasak. Ya işe yaramaz bir fazlalık olarak görüyoruz koşuda ayaklarımıza takılanları ya da takılırsak beraberinde ezileceğimiz bir engel. Daha da kötüsü, &#8216;çekilecek bir kenar? da kalmadı hırsımızın kıyısında&#8230;” (s. 107)</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Her vücut bir mekâna, her mekân da bir yöne gereksinim duyar. Mustafa Aydoğan, konuyu muhkem bir zemine oturtmak için, Peygamberimizin “İslam beş şey üzerine kuruludur” cümlesiyle başlayan buyruğunu İbn Arabi&#8217;nin muhteşem yorumuyla naklediyor. Hz. Peygamber, “böylece İslam&#8217;ı bir yapıya dönüştürmüştür” diyor İbn Arabi. “ “Allah&#8217;tan başka ilâh olmadığına tanıklık etmek. İşin kalbi budur. &#8216;Muhammed&#8217;in O&#8217;nun peygamberi olduğuna tanıklık etmek” kapının teşrifatçısı, &#8216;namaz kılmak” sağ yön, &#8216;zekât vermek&#8217; sol yön, &#8216;oruç tutmak&#8217; ön taraf, “hacca gitmek&#8217; arka taraftır.” (Fütuhât-ı Mekkiyye, Çev: Ekrem Demirli, İstanbul: Litera Y., 2006, C. 3, s. 43.) Demek ki, vücut, “kalübelâ”da verilen sözü yerine getirmek üzere ruhun ikamet ettiği geçici bir mekândır. Bu mekânın da mutlak yönlere ihtiyacı vardır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Önümde ümidimi yeşerten bir kitap var. Hayli kapsamlı, iddialı ve emek mahsulü bir çalışma. Osmanlı Entelektüel Geleneği isimli bu mühim kitabın, evvela adındaki “entelektüel” sözcügüne itiraz edesim geliyor. Bu kavram, bizim düşünce geleneğimizi, birikimimizi nitelemeye yetmiyor, “mütefekkir”in yerini tutmuyor. Batılı bir terim entelektüel. Osmanlı, “müfekkir” yahut “mütefekkir” tesmiye etmiş. Bugünkü Türkçede “düşünür” diyoruz. Bana öyle geliyor ki, “entelektüel”, Osmanlı düşüncesini inşâ veya tevarüs etmiş bir şahsiyeti zihinde canlandırmıyor, o</p>
<p>muazzam birikimi temsil de edemiyor. Modern / Batılı bir dönemde 19. asırda yetişmiş Ahmet Cevdet Paşa&#8217;ya, onun içinde var olduğu ve / veya inşâ ettiği düşünce külliyatına bile “entelektüel” diyemeyiz. Çalışmanın içinde de yer yer zikredildiği gibi, “Osmanlı Tefekkür Tarihi” adı, kitabı daha doğru tesmiye ederdi kanaatindeyim.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Bir yineleme; Ahmet Hamdi Tanpınar, döneminin eserlerini en iyi kavrayacak ve anlatacak her türlü birikime sahip bir edebiyat adamıdır. Salt edebiyat eserlerine değil, güzel sanatların diğer şubelerinde ibda edilen eserlere dikkati de fevkalade önemlidir. Bir estet olarak Tanpınar&#8217;ın eleştirel bakışını her hâlükârda önemsemek durumundayız. Bununla birlikte Mehmet Erdoğan&#8217;ın şu tespitine de kulak vermeliyiz: “Ahmet Hamdi Tanpınar&#8217;ın dünya görüşü eleştirel temeller üzerine kuruludur; peşin inançları ya da kesin kabulleri yoktur. Bütün düşünce ve inançlara, onlarıtartarak ve sorgulayarak yaklaşır. Bu yüzden kendi içinde sürekli değişkendir, değişmeyen ise ilkeleri ve değer yargılarıdır.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>“Bir çiçek tarlasından gelen kokular gibi, bu kitaplardan bin fikir, bin his, bin ses öyle müessir bir surette yayılır ki bu şiiri tarife imkân kalmaz. Sevilen saçlar gibi hafızayı ta&#8217;tir eden şiirler ve öpülen güzel gibi ruha sıcak akan felsefeler ve kadın sineleri kadar müskir kitaplar baş döndürmez de ne yapar?”(Şinasi)</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Terbiye ve tedrisin asıl gayesi iman sahipleri, mutekidler yetiştirmektir.(Şinasi)</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Az roman telif ettiğine hayıflandığım iki yazardan biridir Abdülhak Şinasi Hisar; diğeri de Ahmet Hamdi Tanpınar&#8217;dır. Bu geçmiş zaman efendisinin, bu görkemli köşkler ve yalılar müellifinin birbirini âdeta tamamlayan ya da biri diğerinden ateş alan, tabir caizse rol çalan üç güzel romanının tadı damağımdadır. Hem Fahim Bey ve Biz, hem Çamlıca&#8217;daki Eniştemiz, hem de Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği tam bir üslup abidesidir. Her üç romanı da okudukça o tadına doyulmaz kelime ışıltısını, cümle rayihasını, anlam çeşitlenmesini satır satır içinize çekersiniz.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Geçmişe bakışı da kolay anlaşılır değil Ataç&#8217;ın. Divan şiirini ne kadar sevdiğini, o şiirin örneklerinden yüzlerce beyit ve mısra hafızasında gezdirdiğini bildiğimiz Ataç, her fırsatta, “eski defterleri kapatalım” der gibi kolayca, acımadan, sorumluluk duymadan, bir cümle ile yok sayar geçmişin değerlerini: “Kapatmalıyız artık halk şairlerinin cönklerini, divanları kapattıgımız gibi onları da kapatmalıyız.” (s. 107)</p>
<p>“Fuzuli diye, Nedim diye, Âşık Ömer, Dertli diye tepinirsek”, bu topluma Batılı sanat anlayışını, onun öncülerini getiremeyeceğimize inanır. Geleneğimize bağlanmayı âdeta yasaklar. Yok, hakkını inkâr etmeyelim; epeyce tartıştıktan sonra, redd-i miras ettikten sonra, Şu kadarını kabul etmekten kaçamaz: “Bir toplumun sanatı geleneklerden büsbütün sıyrılamaz, kurtulamaz. En yeni, en yaratıcı, en eşsiz sanat adamı dahi bir yandan, belki kendisinin bilmediği bir yandan, geleneğe bağlıdır, eserinde toplumun damgası vardır, o damga da yüzyıllar ötesinden gelir.” (s. 110)</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Ataç&#8217;ın dil tutumu, sanırım en iyi Dergilerde&#8217;yi okuyunca anlaşılır. Beş yıl içinde nasıl bir yöne doğru gittiği, en çok hangi kelimelere karşı çıktığı, dilini nasıl “arılaştırdığı” bu kitaptaki yazılarında açıkça görülmektedir. Söz gelimi, başlangıçta şiir, sanat, kelime gibi terimleri kullanan Ataç, giderek bunları da atmış, yerlerine hiç de manalı olmayan “yır”, “dörüt”, “tilcik”i kullanır olmuştur. Belki bu yüzden, başlangıçta tatlı tatlı okunan değiniler, tartışmalar giderek âdeta “taka tuka” bir söyleyişe dönmüş.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Şair ve yazarların eleştiri yazıları, ortaya koyduğu isabetli tespitler / belirlemeler, vardığı olumlu sonuçlar / çıkarımlar için mi kıymetlidir? Yoksa yazının biçeminden, anlatım kıymetinden, yazılma gücünden mi? Burada tetik durmak gerekir. Elbette sanatçının güçlü sezgisi, karşısına aldığı edebiyat yapıtının kolay kolay görülemeyecek ayrıntılarını, önemli önemsiz taraflarını bulup çıkarabilir. Üslup sahibi bir sanatkâr, sözü etkili bir zarf içinde söyleyecektir. Ne var, bize sunduğu hükümleri ihtiyatla karşılasak iyi olur.</p>
<p>Haklarını niye inkâr edelim, hakikati niçin nihan bırakalım; cumhuriyetten sonraki dönemde edebiyatımızda sanatkarlığıyla eleştirmenlik uğraşını at başı veya beraber götüren isimler yok değil. Bunların başında Ahmet Hamdi Tanpınar geliyor.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Eleştirinin göründügünden daha güç bir iş olduğunu, sorumluluk gerektirdiğini, Batı düşünce ve edebiyat tarihinden verdiği örneklerle anlatır. “Efendi babamız”ın, bir cümlesi manidar: “Düşünmelidir ki, kudemâdan muasırine kadar, on binlerce değil gerçekten yüz binlerce müellifin gelmiş oldukları hâlde, tarih bize kudemadan, yenilerden (&#8230;) topu topu birkaç müntekid haber verebiliyor.” (Ahbar-ı Âsâra Tamim-i Enzar, Haz.: Nüket Esen, İletişim Y., 2003, s. 78.)</p>
<p>Yazmak ve okumak, birbirlerini tamamlayan, fakat daha çok birincisi ikincisinin süreği farklı iki uğraştır. Yazarlar ve eleştirmenler / akademisyenler arasında birbirlerinin sınırlarına müdahale etmekten kaynaklı tartışmalar görmekteyiz. Sadece, eleştirmenler sanatçıları eleştirmemiş, bunun aksi durumlar da var.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Şiir Yazanlara Altın Ögütler</p>
<p>Zarifoğlu, şiire yeni başlayanlardan nasıl olmalarını ve neler istiyor? Görebildiklerimi, önemli bulduklarımı çıkarmaya çalıştım:</p>
<p>1.Samimi olmak, yapmacıklığın tuzağına düşmemek.</p>
<p>2.Merhametli olmak, “şiire merhametle muamele etmek”.</p>
<p>3.Öfkeden uzak durmak. (“Kalbinizi ve sesinizi yumuşatın.” Alın, altın bir öğüttür bu.|</p>
<p>4.Gurura, kibre kapılmamak. İçinde nefsimizin ve şeytanın payı olmayan bir hâle kavuşmak.</p>
<p>5.Sabırlı olmak; “kalemin şiire arzusu” olduğu zamanı ve şiirin olgunlaşmasını beklemek. “Oldu” deyip bırakmamak.</p>
<p>6.Bilgili / donanımlı olmak. Salt entelektüel değil, basiretli de olmak.</p>
<p>7.Şiire okuyucu payı bırakmak yani her şeyi söylememek.</p>
<p>8.Klasiği bilmek, geçmişten bugüne söylenenlerden haberli olmak. “Klasik iyi modernin emin bir kapısıdır.”</p>
<p>9.Fanteziye ve gelip geçiciye (moda olana) kapılmamak.</p>
<p>10.Düzyazı havasından uzakta tutmak şiiri.</p>
<p>11.Vecize ve nükteden kaçınmak.</p>
<p>12.Tekerlemeye yüz vermemek. “Tekerleme zor iştir, çok zekice ve ustaca yapılınca başarılı olabilir.” (s. 52)</p>
<p>13.Yeni birtakım imajlar (siz imge kabul edin) bulmak.</p>
<p>14. Şiire “ılık kafiyeler” koymak. (Bu tabiri ilk kez Zarifoğlu&#8217;nda gördüm. Ne kadar tatlı ve haklı bir ifade. Ne esiri olmak kafiyenin ne de onu şiirden dışlamak. “Ilık kafiyeler” bulmak; basmakalıp, soğuk, hazırlop örneklerden uzak durmak. “İmajlarla ve ılık kafiyelerle besleyin?” şiiri diyor; yalnız, en zorlama imajların bile hayatta karşılığı olmalıdır, kaydını düşerek.|</p>
<p>15. İdeolojik önyargıdan beri olmak ve şiiri kurtarmak.</p>
<p>16. Bir edebiyat ailesi içinde bulunmak, birçok yerde birden görünmemek.</p>
<p>17. Sözlük okumak. (Bunu birkaç yerde yineliyor.)</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Bir başka söyleyeceğim şu, anladığım kadarıyla, şiirle uğraşacak, şiir söyleyecek / yazacak her Türk genci, Okuyucularla&#8217;nın yani Zarifoğlu&#8217;nun rahle-i tedrisinden geçmeli. Başka yerlerde göremeyeceğiniz türden tespitler bulacaksınız bu kitapta. Şiirin öğretilebilir olan teknik özelliklerine, doğum / oluşum sürecine ilişkin bulunmaz tecrübeler aktarılıyor okuyuculara. Bunları söyleyen sıradan bir adam değil kuşkusuz. İyi bir şairin, “yürek safında bir şair”in bilgisiyle, deneyimiyle harmanlanıp söyleniyor şiire dair sözler&#8230;</p>
<p>Okuyucularla&#8217;dan, Cahit Zarifoğlu&#8217;nun poetik görüşlerini bütünlüklü olarak çıkarabilirsiniz. Söz gelimi, iyi şiirin ortaya çıkış sürecinde neler neler yapılabilir? Değişik vesilelerle farklı biçimlerde anlatıyor İşaret Çocukları şairi, usanmadan.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Şunu gördüm; ne kadar umut dolu ve umudu çoğaltan ne büyük bir coşkuya sahip Zarifoğlu. Daha önemli bir haslet, ne kadar sabırlı. Yüzlerce okuyucu mektubunu, onlardan gelen değerli değersiz kalem tecrübelerini -“iyileri” diye seçip dergiye veya yazıları arasına koyduklarına bakarsak tahammülü güç bir işnasıl bıkmadan okudu ve cevaplar yazdı, değerlendirdi her birini&#8230; Bir yerde, “mektubunuzu on kere okumak zorunda kaldım” diyor. Bu iş, bir derviş sabrı gerektirir ancak.</p>
<p>Eğer Okuyucularla&#8217;yı okumamışsanız, Cahit Zarifoğlu&#8217;nun şiirlerinden yansıyan çizgilerle veya onu tanıyanların naklettikleriyle zihninizde oluşmuş veya oluşacak imaj, her hâlükârda eksiktir. Onda farklı çehreler, çeşitli katmanlar var. Zengin maden yatakları gibi, derinlerine inildikçe, kıymetleniyor. Yanılmıyorsam, onun kişilik özelliklerinin en belirgin yansımaları bu kitabındaki yazılarında görülüyor. Bizlere en açık penceresi, Okuyucularla.</p>
<p>Hilmi Yücebaş&#8217;ın derlediği Hiciv ve Mizah Edebiyatı Antolojisi&#8217;nde (1976), Hoca&#8217;ya yakıştırılan şöyle bir fıkra da var: Hayret Efendi, bir kahvenin önünde nargile içiyormuş. Sokaktan geçen bir kadın, ne sebeple ise Hoca&#8217;nın yüzüne teyellemeden fazlaca bakıvermiş. Hoca kızmış, “Ne bakıyorsun be kadın” demiş. Kadının cevabı, Hayret&#8217;ten intikam almak isteyen bir muarızın “uydurması” olmalı. “Gözlerimden biri bir günah işledi de” demiş kadın, “ona ceza vermek için senin yüzüne bakıyorum.”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Son Asır Türk Şairleri&#8217;nde bulunan parçalar arasında heceyle söylenmiş bir şiircik de var. İlk iki dörtlüğü bana içli göründü: “Geldi bir hâle gönül / Gelmez hayâle gönül / Arzülar hep yandı da / Kaldı bir nâle gönül // İnleyim dinle gönül / Dinleyim inle gönül / İmil imil yanalım / Şöyle seninle gönül”</p>
<p>Hayret Efendi&#8217;nin, kadınlardan hazzetmediği hatta nefret ettiği rivayet edilir. “Kadınları o kadar sevmem ki, şarabı bile adına “üzüm kızı&#8217; dedikleri için içmem” manasına gelen bir beyit söylemiştir. Yine de ömrünün son deminde evlenmiş.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Ali Kemal hatıralar bohçası Ömrüm&#8217;de (1913), Hayret Hoca&#8217;nın faziletli bir kişi ve “şayan-ı hürmet” olduğunu kaydediyor. Hele, Arapçadan Türkçeye tercümede benzeri yoktu, diyor. Ama aynı Ali Kemal, “Süpürür ortalığı sevgili bir cübbesi var” diyerek Hoca&#8217;nın kıyafetiyle eğleniyor.</p>
<p>Sadece benbenliği değil, merdâne ve garip tavırları da var Hoca&#8217;nın. Söz gelimi, Maarif Nezareti&#8217;nde Encümen-i Teftiş ve Muayene azası iken basılma izni için bakması istenilen Namık Kemal&#8217;in tarih kitabına “tab&#8217;ı caizdir” yerine, alışılmamış daha hoş olanı “caiz değil, tab&#8217;ı müstahabdır” yazacaktır. Kandiye İdadi Mektebi&#8217;ndeki edebiyat muallimliğinden istifasının gerekçesi de çok hoştur. “Talebenin kendi lisanları olan Rumcayı altı seneden beri lâyıkıyla öğrenemedikleri hâlde Arapçayı bir senede öğrettiğini; hiçbirinin &#8216;teşekkür ederim&#8217; bile demedigini, böyle nankörlere ilim tedrisinin şer&#8217;an caiz olmadığını ve istifa ettiğini” söyler.</p>
<p><strong>Acabiyülgarayip Bir Âdem: Hoca Hayret</strong></p>
<p>İnsanlar vardır; yaşarken ne kadar heybetli, azametli, hürmetli, renkli ve cazibedâr bir hayata maliktirler. Mevkileri, meziyetleri, etkileri, sohbetleri hatta sataşmaları bile imrenilesidir. Yapıp ettikleri; muhiplerince gıptayla, sevmeyenleri tarafından da hasetle anlatılır. Eyvah ki eyvah, yazıya emanet edilmiş pek az eserleri bulunduğundan, bunlar da gözlerden nihan olduğundan, bu nevi adamlar ölünce yıldızları da söner. Işıkları kararır, Gölgesi yeryüzüne düşmediği için, varlığı da kimsenin aklına düşmez olur artık. Arayanı, hatırlayanı kalmaz. Bir hatıracığın içinde yahut eski bir gazete, dergi derleminde ya da köhne bir ansiklopedinin sayfasında karşılaşırsınız. Kimileri daha şanslıdır, bir iki kadirbilirin kalemine konu olmuştur.</p>
<p>Huzurunuza çıkaracağım Hoca Hayret Efendi (1848-1913), ömrünün parlak devrinde öbek öbek tanıyanları olan şöhretli bir simadır. Sözünün ve kaleminin tesirli olduğu, içinde bulunduğu meclislere sözün ışıltısını düşürdüğü zamanlarda Babıâli&#8217;de yani matbuat âleminde ve edebiyat dünyasında hemen herkes onu tanır, biraz da çekinirmiş. Şimdi ise aynı camiada ve akademinin ilgili sahalarında onu bilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçer mi, bilemiyorum.</p>
<p>Topçu. İnsanda ilahi bir cevher olarak bulunan merhametin, ne namazın rekâtlarında ne de haccın tavaf hareketlerinde bulunabileceğini; “o ilahi sırr”ın “asırların yetimi olan milyonlarca sahipsiz çocuğun bükülmüş boyunlarında ve örselenmiş kalplerinde barın”dığını söylüyor. Sonra özel bir öğüt veriyor, “Yaptığın teşebbüsleri fazla zorlama. Sükün ile bekle. Kaderin tertibini mümince karşılamak üzere Allah&#8217;a tevekkül et.” Öğrencisinin ümitsizliğe düştüğünü gördüğü demlerde bu kabil hatırlatmaları diğer mektuplara da serpiştirir: “Yeis ve fütur en büyük felakettir, maazallah imansızlığa götürür. (&#8230;) Varlıkta şükretmenin pek kolay, velinin tabiriyle Horasan köpeklerinin dahi yaptığı şey olduğunu bilirsin. /&#8230;/ Hem Allah&#8217;tan başkasının gerçek var olmadığı bu âlemde neye küsüp neye yanalım?”</p>
<p>Su içtiği pınarı, süt emdiği bağırı unutmayan vefalı insanlar vardır. M. Orhan Okay, bu asil zümredendir. Daha önce Silik Fotoğraflar&#8217;da, sadece kendisinin değil, neslinin hatta insanımızın Üzerinde emeği olan ilim, sanat, edebiyat sahasında kıymetli şahsiyetleri anlatmıştı. Sonra hocası Mehmet Kaplan&#8217;ın mektuplarını, hatıralar ışığında açıklamalarla neşretti. Şimdi de Türkiye&#8217;nin yetiştirdiği düşünen kafalardan biri olan “millet mistiği” Nurettin Topçu&#8217;nun kendisine yazmış olduğu on sekiz mektubu, yine döneme ilişkin yaşamalarla, izahlarla bir kitap zarfı içinde okurun huzuruna çıkardı. Anadolu&#8217;dan Hatıralarla Nurettin Topçu&#8217;nun Mektupları (Ank. Cümle Y.), anlatımı tatlı bir kitap olmuş.</p>
<p>Hocam diye söylemiyorum, Orhan Okay, ne yazsa okunur. Akademik camiada, böyle her yazdığı okunan hoca azdır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Şimdiye kadar biyografi türünde yüzlerce kitap gördüm / sayfalarını çevirdim; onlarcasını okudum, akademik ortamlarda “üretilenler”in bir kısmını incelemek zorunda kaldım; ben de yüksek lisans ve doktora tezi olmak üzere iki hayat öyküsü yazdım. İtiraf etmeliyim ki, hem kendi yazdıklarımda hem de okuduklarımın çoğunda, Mehmet Birgül&#8217;ün üslubunun tadını bulamadım. Bu tatlı, özgün anlatımından dolayı gıbta ettim yazara. Hele akademiden dahası uzak taşradaki küçük, yeni bir üniversiteden böyle halâvetli üslup sahibi bir yazarın çıkmış olmasına da ayrıca sevindim.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turan-karatas-bir-okurun-notlari-alintilar/">Turan Karataş – Bir Okurun Notları  -Alıntılar-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turan-karatas-bir-okurun-notlari-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tefekkürün İzinde</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tefekkurun-izinde/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tefekkurun-izinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jan 2020 15:19:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Bayram Ali Çetinkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Benlik]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Fikir]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’âni Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Tedebbürden Tezekküre]]></category>
		<category><![CDATA[Teemmülden]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkürün İzinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23798</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düşünme, zihin yorma, derin düşünme, işin şuuruna varma” gibi anlamlara gelen tefekkür, insana özgü bir fiildir. Onun sayesinde insan, diğer canlı ve cansızlardan ayrılmak­tadır. Düşünmek ve konuşmak, ‘en şerefli’ olma vesileleridir. Tefekkürün doğurttuğu özgün ve özgür düşünce fikirdir. Fikrin içinde düşünce, anlayış ve zihin bulunmaktadır. Doğru ve derin düşünen mütefekkir, zihniyet inşa eden âlim, âkil [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tefekkurun-izinde/">Tefekkürün İzinde</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="wp-image-22171 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/1670382_cb8964b814a0b48b78f84caeeb12f639.jpg" alt="" width="468" height="260" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/1670382_cb8964b814a0b48b78f84caeeb12f639.jpg 598w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/1670382_cb8964b814a0b48b78f84caeeb12f639-300x167.jpg 300w" sizes="(max-width: 468px) 100vw, 468px" /></p>
<p>Düşünme, zihin yorma, derin düşünme, işin şuuruna varma” gibi anlamlara gelen tefekkür, insana özgü bir fiildir. Onun sayesinde insan, diğer canlı ve cansızlardan ayrılmak­tadır. Düşünmek ve konuşmak, ‘en şerefli’ olma vesileleridir.</p>
<p>Tefekkürün doğurttuğu özgün ve özgür düşünce fikirdir. Fikrin içinde düşünce, anlayış ve zihin bulunmaktadır. Doğru ve derin düşünen mütefekkir, zihniyet inşa eden âlim, âkil ve ârif olan yetkin insandır.</p>
<p><strong>Fikirle Bilginin İnşası</strong></p>
<p>Fikir, bilgiyle inşa edilir. Bir başka ifadeyle bilgi sahibi ol­madan fikir sahibi olunmaz. Bilgi ise, isimler, kavramlar ve cümleler vasıtasıyla zihnin ürettikleridir. Bilginin yeni(den) öz­gün yorum ve keşiflere yönelmesi tefekkürle gerçekleşmektedir.</p>
<p>Cemadat (cansız), nebatat, hayvanat ve insan, tefekkürün konusudur. Bununla birlikte fiziğin ve metafiziğin ötesi, İlâhî a(o)lan da, tefekkürle zihnin yoğunlaşmasına vesile olan mev­zulardır/ sahalardır.</p>
<p>Göklerin ve yerin düşünülmesi, özelde ‘devenin yaratılması’, ‘göklerin yükseltilmesi’ ve ‘dağların dikilmesi’ canlı ve cansız olanın tefekkür edilmesiyle gerçekleşir.</p>
<p><strong>Nebevi Tefekkür</strong></p>
<p>İlk insan ve peygamber Hz. Âdem’in cennette şeytanın ves­vesesi ile tefekkürden yoksun kalması, onu bir başka tefekkür alanı olan tövbeye taşımıştır. Hz. Nuh’un gemiyi inşasında ve akabinde içindeki uzun süren tefekkürü, Hz. İbrahim’in onto- lojik ve kozmolojik tefekkürünü akla getirmektedir. Geçip ge­çici olanın karşısında Sonsuz ve Sınırsız olan Hakk Teâlâ’nın kudret ve azametini tefekkür, Hz. Yusuf’un zindandaki derin düşüncelerini beslemiştir.</p>
<p>İnsanlardan uzak sâkin yerlerde edilen tefekkür, Hz. Mu­sa’nın Tur dağındaki tezekkürüyle somutlaşmıştır. Yine sessiz ve yüce bir yer, Hira’daki tefekkür ve tezekkür, Son Peygamber’in (s) mücadele ve tebliğ sürecini güçlendirmiştir. Kutlu yol­culuğun ve hicretin tefekkürü, İki kişiden biri olan Hz. Ebu Bekr’in Sevr mağarasındaki muhasebesinde kemale ulaşmıştır.</p>
<p><strong>Çile İnsanın Tefekkürü</strong></p>
<p>Nefis ve bedenle muhasebe, çile insanın tefekkürüdür. Onun mahalli çilehanedir. Geceleri uyku gibi hazları yok eden tefek­kür, teheccüdle hayat bulur. İtikatla şahlanır, Ramazan la zir­veye ulaşır. Namazla miraca çıkar, Kudüs’e gece yürüyüşüyle is­tikamete vâsıl olur.</p>
<p>Ashab-ı Kehf’in tefekkürü, imtihanlar içinde geçer. Yeni­den doğuşlara kapı aralar, yürekleri nefeslendirir, karardıkları aydınlığın nuruna ulaştırır.</p>
<p>Tefekkür; geçmişi, anı ve geleceği düşünmektir. Yani geç­mişi, tarihi ve olayları düşünüp dersler çıkarıp, tedbir almaktır.</p>
<p>Anı (şimdiyi) düşünüp, nasıl ve ne şekilde hareket etme­mizi sağlamaktır.</p>
<p>Geleceği düşünüp, risk ve kazanımlara hazırlanıp, ona göre plan ve projeler yapmaktır.</p>
<p>Geçmişten geleceğe giden süreçte yaşanmış, yaşanan ve ya­lanacak olanı, derin ve kapsamlı düşünmek Hakk’ın bir ikra­mıdır. Onlardan ders ve ibretler çıkarıp, muhasebe ve murakabe ederek geleceğe hazırlanmak mütefekkirin görevidir.</p>
<p><strong>Mütefekkir Geleceğin İnsanıdır.</strong></p>
<p>Mütefekkir, geçmişin ve geleceğin insanıdır. Dert, kaygı, şüphe, merak, tefekkür insanının hammaddeleridir. O bunlarla hayat bulur, buhranlara karşı çözüm sunar. Aklî ve fikrî maraz­lar, mütefekkirin derin düşüncesinin konusudur.</p>
<p>Çözüm ve tedavi yolundaki fikir insanı, tefekkürün yardı­mına muhtaç olduğunu bilendir. İnsana ve cemiyete hayat ve­recek formül ve reçeteleri bulmanın/aramanın yükünü taşır. Fikir işçiliği ve zihin hamallığı, mütefekkirin aslî vazifesidir. O bu görevi, adeta İlâhî bir vazife gibi görür, aldım ve kalbini hatta bütün varlığım, bu ulvi amaca feda edecek kadar mesu­liyetinin bilincindedir.</p>
<p>Hâsılı, tefekkürün izindeki mütefekkir, hayatı ve öte hayatı keşfedebilen hakikat insanıdır.</p>
<p><strong>Tefekkürden Devşirilenler</strong></p>
<p>Tefekkür, insanın kendini bilmesini, tanımasını sağlayan; ye­tenek ve kabiliyetini keşfettiren bir zihin, akıl ve kalp eylemidir.</p>
<p>Tefekkür sayesinde insan, nefsin ve hazların sınırsız talep ve arzularını sınırlandırır, nefsini terbiye eder, ruhunu yücel­tir, hakikat insanı olur.</p>
<p>Tefekkür, insandaki zevkleri, zarafetle meşru alana taşır.</p>
<p>Aklı, sapkın ve batıldan korur. Aklî karışıklar içinde olan­ları salah (kurtuluş) limanına taşır.</p>
<p>Hakkı, hayat yolculuğunun mihengi yapar. Var edeni, Rabb’i bilmesine ve tanımasına yol açar. Böylece ‘ben ve şuur Rah­mana açılır.</p>
<p>Tefekkür, ümmeti ve insanlığı düşündürür. Var olanların akıbetini hayra çevirmek için, aklı âlemlere yönlendirir. Gönlü hakikat ve irfanla doldurur.</p>
<p><strong>Tefekkür Benliğini Muhasebe Eder</strong></p>
<p>Ben ve benliğini sorgular; böylece muhasebe yapar ve mu­hakeme ederek yargılar.</p>
<p>Nefsin ve aldın doymaz bilmeyen hırs ve ihtiraslarına gem vurur, ehlileştirir, meşru ortamda dengeler.</p>
<p>Canlı ve cansız mahlûkat, tefekkür sayesinde hayrın şem­siyesiyle muhafaza edilir.</p>
<p>Var edenin nimetlerini tefekkür etmek, Allah’a yaklaşmak ona kul olmakla mümkündür.</p>
<p>Hazları tasfiye etmek, hakikat ve hikmet tefekkürüyle ger­çekleşir.</p>
<p>Hikmet ve hakikat yoluna girenlerin tefekkürüyle başla­yan diriliş, kulu, Var Edeni müşahede ederek tezekkürün zir­vesine ulaştırır.</p>
<p><strong>Teemmülden/Tedebbürden Tezekküre</strong></p>
<p>İyice ve etraflıca düşünerek dünyevî çengellerden kurtul­mayı sağlayan teemmül, hakikati düşünerek, olayların vara­cağı son noktayı gözden geçirmek suretiyle tedebbürle tanış- tırır/buluşturur.</p>
<p>Yavaş yavaş anlayarak farkına varmayı sağlayan tefehhüm, kulun Allah’ın kudret ve azametini anlamasıyla tezekkür ev­resine geçer.</p>
<p>Aklederek, idrak ve kavramayı gerçekleştiren inanç sahibi, kaybettiği hikmeti elde etmek için tefekkür deryasına dalar. Zira hikmeti elde etmenin başlangıcı tefekkürdür. O da Al­lah’a yakın olup, O’ndan korkmaktır.</p>
<p>Ancak ilahi hediye olan hikmeti, Allah dilediğine verir. Ga­rip, yalnız ve münzevi olan mütefekkir, âlemleri sırtında taşı­yan zihin ve fikir erbabıdır. Zira o, değerler, idealler, amaçlar ve hedefleri konuşur ve düşünür.</p>
<p><strong>Kur’âni Tefekkür</strong></p>
<p>Konuşulan ve düşünülenlerin başında ise, Kur’ân’ı tefekkür gelir. Akıl, izan ve kalple tefekkür edilen Kelam-ı Kadîm, Al­lah’ı bilmek, düşünmek ve akletmek ister. Kerim Kitap Kur’ân, tefekkür erbabına sorular ve somut ifadelerle hitap eder:</p>
<p>Allah, size ayetleri böyle açıklar ki, düşünesiniz.’</p>
<p>‘Düşünüp anlayasınız diye Allah size ayetleri açıklar? ‘Gökler ve yer hakkında derin derin düşünürler? ‘Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz? ‘Kıssayı anlat, belki düşünürler’</p>
<p>‘Düşünmediler mi ki&#8230;?</p>
<p>‘iyi düşünecek kavimler..?</p>
<p>‘Düşünen bir toplum için ibretler vardır?</p>
<p>‘Düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır?</p>
<p>‘Düşünüp anlasınlar diye Kur’ân’ı indirdik?</p>
<p>‘Düşünen kavim için büyük bir ibret vardır?</p>
<p>‘Hiç düşünmediler mi?’</p>
<p>‘Allah’a yönelin ve düşünün&#8230;’</p>
<p>‘İyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır?</p>
<p>‘Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz?</p>
<p>İbret alın..?</p>
<p>İbret ve hikmet nazarıyla bakmak?</p>
<p><strong>Tefekkür Özgünlüğe ve Özgürlüğe Kavuşturur</strong></p>
<p>Hasılı, tefekkür; Allah’ın emirlerini düşünmek ve ona uy­maktır.</p>
<p>Diğer yandan tefekkür, taklidi ve tekrarı engeller; insanı ez­bercilikten uzaklaştırarak özgünlüğe ve özgürlüğe kavuşturur.</p>
<p>Tefekkür, paketlenmiş manipülatif düşünceleri alaşağı eder. Çünkü o, en çok vahiyden beslenir. Bundan dolayı tefekkür âle­minde, akıl ile inanç birbiri ile savaşmaktan kurtulur.</p>
<p>Sonuç olarak düşünmek, varlığı, tarihi, sanatı, hayatı, ölümü hâsılı varlığı düşünmektir.</p>
<p>Fikir ve düşünce, insan ruhunun ve benliğinin cismanîleşmesidir.</p>
<p>Tefekkürün nuru ve ışığıyla gelecek inşa edilir, aydınlanır.</p>
<p>Tefekkür, tezekkür ve taabbudla Müslüman dünya ve in­sanlık, ruh ve gönül âlemini yeryüzünde inşa eder. Uzun süren tefekkürde bulunmak da, cennetin yollarını gösterir. Nitekim nimetleri düşünmek, en faziletli ibadetlerdendir.</p>
<p>Nihayetinde tefekkür, hakikat insanını büyük ilim ve bilgi sahibi yaparak en yüksek mutluluğu ve en yüksek iyiyi sun­maktadır.</p>
<p>Bayram Ali Çetinkaya -Hakikat Arayışında Akıl ve Kalp,syf:25-32</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tefekkurun-izinde/">Tefekkürün İzinde</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tefekkurun-izinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
