<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mürcie | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/murcie/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Mar 2020 15:08:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Mürcie | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İmam-ı Â’zam Ebû Hanife ve Mürcie İthamı Üzerine</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/imam-i-azam-ebu-hanife-ve-murcie-ithami-uzerine/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/imam-i-azam-ebu-hanife-ve-murcie-ithami-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2020 15:03:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İmam-ı Â’zam Ebû Hanife ve Mürcie İthamı Üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Hanife ve Mürcie]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[Mürcie]]></category>
		<category><![CDATA[Melikşah Sezen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24235</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslâm’ın ikinci nesline erişen İmam-ı Â’zam Ebû Hanife’nin itikadı hem seleften olması hasebiyle hem de amelî bir mezhebin kendisine nispet edildiği müctehid bir âlim olması hasebiyle kendisinden sonra hem müntesiplerinin hem diğer mezhep müntesiplerinin hem de muhaliflerinin merakını cezbetmiş ve onu tasvip etmeyenler çeşitli yakıştırmalar ile imamı itikatta bidate sapmakla itham etmişlerdir. Bu ithamlardan biri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imam-i-azam-ebu-hanife-ve-murcie-ithami-uzerine/">İmam-ı Â’zam Ebû Hanife ve Mürcie İthamı Üzerine</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="icerik">
<div class="">
<div><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24239 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/imm_i_a_zam_eb_hanfe_hakkinda_birkac_kelime_h16458_c68a2-300x183.jpg" alt="" width="357" height="218" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/imm_i_a_zam_eb_hanfe_hakkinda_birkac_kelime_h16458_c68a2-300x183.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/imm_i_a_zam_eb_hanfe_hakkinda_birkac_kelime_h16458_c68a2-600x366.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/imm_i_a_zam_eb_hanfe_hakkinda_birkac_kelime_h16458_c68a2.jpg 656w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" />İslâm’ın ikinci nesline erişen İmam-ı Â’zam Ebû Hanife’nin itikadı hem seleften olması hasebiyle hem de amelî bir mezhebin kendisine nispet edildiği müctehid bir âlim olması hasebiyle kendisinden sonra hem müntesiplerinin hem diğer mezhep müntesiplerinin hem de muhaliflerinin merakını cezbetmiş ve onu tasvip etmeyenler çeşitli yakıştırmalar ile imamı itikatta bidate sapmakla itham etmişlerdir. Bu ithamlardan biri olan ‘Mürciilik’ bugün de çeşith zümreler tarafından, istismar amacıyla gündemde tutulmaktadır.</p>
<p>İmamın ‘Mürcie’ itikadından olduğu iddiasının hakikatte neye tekabül ettiğinin açık bir surette ortaya konulması bir zarurettir. Bu meselenin vuzuha kavuşması için Mürcie’nin ne olduğuna temas etmek gerekmektedir, irca’ kelimesinden türeyen Mürcie’nin üç ana anlamı mevcuttur.</p>
<p><strong>1.</strong> İmanı, kalp ile tasdik ve dil ile ikrar şeklinde tarif ederek ameli bu tarife dâhil etmeyip onu rükn-ü aslî olarak görmemeyi ifade eder.</p>
<p><strong>2.</strong> Cemel ve Sıffin savaşlarında savaşanların durumu hakkında müspet-menfi herhangi bir hükümde bulunmayarak onların durumlarını Allah’a havale etmeyi ifade eder.</p>
<p><strong>3.</strong> Kâfire amellerinin fayda vermediği gibi Mümine de günahlarının zarar vermeyeceğini kabul ederek, amelleri irca etmeyi ifade eder.</p>
</div>
<div>Mürcie ifadesinin üç başlığı da kapsayan bir üst adlandırma olduğu anlaşıldığında bu başlıklardan mesela Cemel ve Sıffin savaşında bulunanların durumları üzerine hüküm vermeyip tevakkuf etmek ve onların durumunu Allah’a irca etmek, tüm Ehl-i Sünnet’in üzerinde ittifak ettiği bir esastır.</div>
<div>
<p>Hatta bu anlamda günahkâr bir müminin bu hâl üzere ahirete irtihal eylediğinde onun hakkında dahi cennetliktir yahud cehennemliktir gibi katî bir hükmün serdedilemeyeceğinde icmâ vardır.16 Dolayısıyla bu anlamda bir ircayı Ebû Hanife’yi zemmetmek kastıyla kullanmanın muhal olduğu aşikârdır.</p>
<p>İmam Ebû Hanife’yi Mürcie’den olmakla itham edip onu zemmetmeye gayret edenlerin asıl kastı birinci başlık ve üçüncü başlıktaki ayrımı/farkı gizleyip, mugalâta ile hilaf-ı hakikat bir iddiayı kabul ettirmektir. Şu hakikati peşinen ifade etmekte fayda bulunmaktadır; İmanı, kalp ile tasdik ve dil ile ikrar şeklinde tarif etmekle, amelsizliğin kişiye zararı olmayacağının aynı manada olduğunu beyan etmek muhaldir.</p>
<p>Bu iki hüküm arasında çok büyük farklar mevcuttur ki İmam-ı A’zam hiçbir eserinde amelsizliğin, günahın kişiye zarar vermeyeceğine dair tek cümle sarf etmiş değildir. Aksine kurucusu olduğu amelî mezhebi Müslümanların amellerinde doğru olanı takip edip sıkı sıkıya yapışmaları için getirdiği ictihadlarla ve yetiştirdiği müçtehitlerle miras bırakmıştır.</p>
<p>Öte yandan İmamın kendi hayatına dair bizlere intikal eden güvenilir rivayetlerden onun ameline karşı ne denli hassas ve düşkün olduğu da müsellemdir.17 Bununla beraber ehl-i hadis kahir ekseriyetle amelleri imana dâhil ederek tarif etmişse de aradaki bu ihtilaf lafzîdir. Çünkü hem Ebü Hanife ve ashabı hem de ehl-i hadis, günahkâr bir kimsenin imandan çıkmayacağı/çıkmadığı hususunda müttefiktirler.18</p>
<p>İmam-ı Â’zam’ın işte bu bidat itikadı görüşten, ircâ fikrinden olduğunu vehmettiren rivayetlerin ise tarihi bir hakikati ile senet açısından sıhhati mevcut değildir. Mesela İmam Malik’in Muvatta’da yer alan ve doktorların tedavisinden aciz kaldıkları hastalık anlamına gelen ‘ed-Dâu’l-Udal’19 ifadesinin tefsirini talep eden kişilere, bunun Ebü Hanife ve ashabı olduğunu, çünkü Ebü Hanife’nin irca suretiyle sapıklığa sevk ettiğini söylediği nakledilir. Muvatta şarihlerinden Endülüslü el-Bacî ise bu rivayetin sahih olmadığını şerhinde beyan etmektedir.20 Bununla beraber İzmirli İsmail Hakkı (ö. 1947) bid’at olan ircâ fikrinin ilk olarak Ebü Selt es-Semmân (ö. 152/769) tarafından başlatıldığını bundan evvel sadece Ehl-i Sünnet ircasının olduğunu zikretmektedir.21</p>
<p>Hatib el-Bağdadî de Tarih’inde, Haşan b. Hüseyin İbnü’l-Abbas en-Nealî &gt; Ahmed b. Cafer b. Selam &gt; Ahmed b. Ali el-Ebbâr &gt; Ebû Yahya Muhammed b. Abdullah b. Yezid el-Mûkrî senediyle: “Ebû Hanife heni ircaya davet etti.” şeklinde bir aktarımda bulunmuştur.22</p>
<p>Rivayetin senedinde yer alan Ebû Yahya el-Mûkrî dışındaki ravilerin sika olmadığı ifade edilmiştir.” 23 Metin açısından ise herhangi bir kanaat hâsıl edecek bir metin olmadığı için<br />
davetin Ehl-i Sünnet Mürcie’sine olmadığını iddia etmek de makul görünmemektedir. Görüldüğü üzere böyle bir rivayetten hareketle imama bidat nispet etmenin hiçbir ilmî kıymeti haiz olmayacaktır.</p>
<p>Kaynaklarda zikredilen bir diğer önemli husus ise Mürcie ifadesinin ideolojik bir kullanıma alet edildiğidir. Mutezilenin kendilerinden olmayan herkesi Mürcie olarak isimlendirdikleri bilinen bir husustur.24</p>
<p>Aynı şekilde Haricîlerin de böyle bir kullanımla, hasımlarını zemmetmek amacıyla ‘Mürcie’ şeklinde anıldığı söylenmiştir.25 Bu isimlendirme sadece Ebû Hanife’ye has bir durum değildir. Nitekim Mutezile’nin ehl-i hadisi topyekûn Mürcie olarak isimlendirdiği de nakledilmiştir.26 Hanefî ulemâdan Ebû Mutf en-Nesefî’nin Kitabu’r-Red Ale’l-Bida’ eserinde Mürcie’yi sadece imanla birlikte günahın zarar vermeyeceğini iddia edenler olarak nakletmesi de bu konuda hatırda tutulması geren bir husustur.27</p>
</div>
<div>İmam Buharî’nin Ebû Hanife’yi Mürcie’den olarak nakletmesine gelince o Tarihu’l-Kebirinde bu bilgiyi verdikten sonra imamın rey ve hadisinin terk edildiğini ifade etmiştir. İmam Buharî’nin, Ebû Hanife ile ilgili cerh ifadesinin gerekçesine dair birkaç hususa dikkat çekilmiştir. Bunlardan biri onun, Nuaym b. Hammad ile olan arkadaşlığıdır.28</div>
<div>
<p>Nuaym’ın şiddetli taas-subu ve İmam-ı Â’zam hakkında onu kusurlu gösterecek hikayeler uydurması, yani kaş yapmak isterken göz çıkarması İmam Buharî’nin onunla ilgili hatalı malumata ulaşmasına sebebiyet vermiştir. Cerh hususunda bir kısım muhaddislerin İmam Ebû Hanife’yi hedef aldıkları itiraz kabul etmez bir hakikattir.</p>
<p>Lâkin bu hususta en önemli yaklaşım bizce Tehanevî’nin şu ölçüsüdür: “Ebû Hanife’nin vefatından asır veya asırlar sonra doğmuş Buharî ve ona tabi olanların sözü değil, Yahya b. Ma’in’in sözü geçerlidir. Yahya b. Ma’in konuştuğu zaman Buharî, MüsUm, Nesaî ve diğerleri susarlar. Çünkü bunların hepsi, İbn Ma’in’in rical konusunda emsalsiz olduğuna şahitlik etmişlerdir.”29 İmam Ebû Hanife’ye yönelik bu kabil tenkidlere ve yakışıksız ithamlara karşı Muhammed Abdurreşid en-Numanî’nin Mekânetü’l-îmam Ebû Hanife fi’l-Hadis eserine, Muhammed el-Kerderî’nin Menakibû’I-îmam Ebû Hanife eserine, Heytemî’nin Hayratü’l-Hisan adlı eserine, Muhammed Kasım el-Harisî’nin Mekânetü’l-îmam Ebû Hanife Beyne’l-Muhaddisîn eseri gibi daha pek çok esere bakanlar ayrıca Zahid el-Kevserî’nin, Muhammed Ebû Zehra’nın ve birçok muasır âlimin kıymetli teliflerini inceleyenler tatmin edici ve mufassal cevapların verildiğini göreceklerdir.</p>
<p>Tüm bunların dışında ve daha önemli bir hüccet olarak İmam-ı Â’zam’ın günümüze ulaşan kendi eserlerinde Mürcie’ye dair neler söylediği bu meselenin sağlıklı olarak anlaşılabilmesi için hayatidir. Nitekim İmam Ebû Hanife’nin çağdaşı ve dostu olan Osman el-Bettî’nin kendisine gönderdiği mektuba cevaben yazdığı risalede iman ve amel münasebeti ile ilgili etraf İl izahlar getirdikten sonra; “Zikrettiğin Mürcie meselesine gelince: bid’at ehli,hak ve doğruyu söyleyen kimseleri bu isimle isimlendirirse, hakkı söyleyenlerin bunda ne günahı vardır?</p>
<p>Oysaki böyle isimlendirilenler adaletli ve sünnet ehlikimselerdir. Mürcie ismini de ancak onlara düşmanlan vermiştir. ifadeleri ile daha önce işaret ettiğimiz isimlendirme şeklinin muhatabı olduğunu bizzat kendisi dile getirmiştir. Özlü bir şekilde yine İmam Ebû Hanife’nin kendi eserinden amel iman münasebeti ile ilgili şu satırlar onun hangi noktada</p>
<p>olduğunu ortaya koymaya kâfidir. “Bil ki; benim görüşüm şudur: Kıble ehli mü’mindir. Onları terk ettikleri herhangi bir farizadan dolayı imandan çıkmış kabul etmem. İmanla birlikte bütün farizaları işleyerek Allah’a itaat eden kimse, bize göre cennet ehlidir. îmanı ve ameli terk eden kimse ise, kâfir ve cehennemliktir. îİmanı bulunduğu halde farizaların bazısını terk eden kimse, günahkârmü’mindir. Onun azap görmesi yahud affedilmesi Allah’ın dilemesine bağlıdır. ”</p>
<p>Bu satırlar İmam-ı Â’zam’ın itikadına dair nakilde bulunmuş Tahavî’nin Akidetü’t Ehl-i Sünne&#8217;si gibi erken dönem kaynaklardan da teyid edilebilmektedir.Cemel ve Sıffin savaşlarına iştirak edenlerin durumu hakkında da İmam; &#8220;Hz. Peygamber’in ashabı arasında bizden önce geçen ihtilaflar için, ‘Allah eniyisini bilir’diyorum.&#8221;30ifadeleri ile tüm Ehl-i Sünnet’in tavrını beyan etmektedir. Bütün bu açık gerçeklere rağmen lafzı bir imkânı istismar ederek, yahud kavramların istikrar bulmadığı evrelerdeki kullanımları bugüne taşıyarak İmam-ı Â’zam’a Mürcie ithamını sürdürmek, ima etmek hem hilaf-ı hakikat hem de büyük bir vebaldir.31</p>
</div>
<div>Melikşah Sezen &#8211; Maturidiyye 1,syf:24-27</div>
<div></div>
<div><strong>Dipnotlar:</strong></div>
<div>
<p>16.-Lalekâî, Şerhu Usıd-i İtikadı Ehl-i Sünneti ve&#8217;l-Cemmt-i mi’n-Kitabî ve’s-Sünneti ve İcami&#8217;s-Sdhabeti ve&#8217;t-Tdbiin ve men Ba’dehum, syf. 78</p>
<p>17.&#8221; Şehristanl, el-Milel ve’n-Nihal, çev. Mustafa Öz, syf. 142; Talat Koçyiğit, Hadiscilerle K elâm alar Arasındaki M ünakaşalar, syf. 57</p>
<p>18.el-Lalekâl, a.g.e., syf. 78; İzmirli İsmail Hakkı, Yeni İlm-i Kelâm, syf. 124; Salahattin Polat, Hadis Araştırmaları, syf. 53</p>
<p>19.İmam Malik, Muvatta, İsti’zân, 30; Zahid el-Kevsert, Fıfehu Ehli’l-Irak ve Hadisuhum, çev. Abdulkadir Şener, syf. 9</p>
<p>20. el-Baci, Müntekâ, c. 7, syf. 300</p>
<p>21.İzmirli İsmail Hakkı, a.g.e., syf. 125; Islâm&#8217;da Felsefe Akımlari, syf. 37</p>
<p>22.Hatib el-Bağdadî, Tarih, c. 13, syf. 375</p>
<p>23.Mustafa Ûztoprak, a.g.e., syf. 67</p>
<p>24 Şehristanî, a.g.e., syf. 141;</p>
<p>25.İbn EbîYa’lâ, Tabakât, c. 1. syf. 36</p>
<p>26.Hayri Kırbaşoğlu, Ehl-i Sünnet’in Kurucu A talan, syf. 74</p>
<p>27.Ahmet İzol, Ebû Muti’ en-Neseft’nin Kitabu’r-Redd A le’l-Bida’ Adlı Eserinin Tercüme ve Tahlili, YLT-2013, syf. 40 vd.</p>
<p>28.Mustafa Acıoğlu, Müsned-i Ebû Hanife Tercüme ve Şerhi, c. 1, syf. 68</p>
<p>29.Mustafa Acıoğlu, a.g.e., c. 1, syf. 74-75</p>
<p>30.Ebû Hanife, Osman el-BettI’y e Risale, (İmam-ı Â’zam’m Beş Eseri içerinde), çev. Mustafa Ûz,<br />
syf. 63</p>
<p>31.Ebû Hanife, a.g.e., syf. 62</p>
<p>32. H. Sabri Erdem, Ebû Hanife ve Ebû Mansur el-Mâtundî, M ürde’nin Devamı O larak Görülebilir mi?, (Büyük Türk Bilgini İmam Mâturîdl ve Mâturîdtlik Milletlerarası Tartışmalı tlmî Toplantı<br />
tebliği), syf. 146</p>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imam-i-azam-ebu-hanife-ve-murcie-ithami-uzerine/">İmam-ı Â’zam Ebû Hanife ve Mürcie İthamı Üzerine</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/imam-i-azam-ebu-hanife-ve-murcie-ithami-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>73 Fırka Hadisi ve İslamoğlu</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/73-firka-hadisi-ve-islamoglu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/73-firka-hadisi-ve-islamoglu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2015 22:02:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Mezhebi]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[73 Fırka Hadisi ve İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[73.Fırka Hadisi Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Mürcie]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6644</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru : Hocam &#8230;İslam mezhepler tarihi dersinde sizden öğrendiğim şeylerin ayrıntılı tekrarını yapıyor gibiyim. Üstelik onların da ele alış üsluplarını sevdim fakat 73 fırka hadisinde mezheplerin genel tavrını ve buna karşılık Mevlana, Yunus Hacı Bektaş gibi mutasavvıfların anlayışlarını vermişler. Bu konuyla ilgili ya bir program izledim ya da bir şey okudum ama nerede? Beni hangi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/73-firka-hadisi-ve-islamoglu/">73 Fırka Hadisi ve İslamoğlu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 class="post-title entry-title"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/7412.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-6645" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/7412.jpg" alt="73 Fırka Hadisi ve İslamoğlu" width="633" height="340" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/7412.jpg 633w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/7412-600x322.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/7412-300x161.jpg 300w" sizes="(max-width: 633px) 100vw, 633px" /></a></h3>
<div id="post-body-4099558703160164991" class="post-body entry-content">
<div dir="ltr"><strong>Soru :</strong> Hocam &#8230;İslam mezhepler tarihi dersinde sizden öğrendiğim şeylerin ayrıntılı tekrarını yapıyor gibiyim. Üstelik onların da ele alış üsluplarını sevdim fakat 73 fırka hadisinde mezheplerin genel tavrını ve buna karşılık Mevlana, Yunus Hacı Bektaş gibi mutasavvıfların anlayışlarını vermişler. Bu konuyla ilgili ya bir program izledim ya da bir şey okudum ama nerede? Beni hangi kitaba yada hangi Vahyin Penceresinden programına yönlendirebilirsiniz hocam?&#8230;dua ve sevgi ile..<br />
M.İslamoğlu: Benim gönül gözü gören basiret sahibi talebem,..73 fırka hadisi senet olarak sahih ama metin olarak anlamaya ihtiyaç var. Bu hadis fırkaların istismarına uğramış. Eğer bu sözü hadis kabul edeceksek, şöyle anlamamız şart: Bu 73 fırkadan biri hariç diğerleri ehl-i kıble olan fırkalar değil, şu anda ümmetin ittifakıyla gayr-ı müslimlerin inançlarından oluşan fırkalardır. Zira dünyada ne kadar İslam dışı inanç varsa, hepsi de özünde birer İslam&#8217;dan sapmadır. Zira Allah indinde din İslam&#8217;dır ve Musa müslümandır, (1) Yahudilik islam&#8217;dan sapmadır, İsa müslümandır Hristiyanlık İslam&#8217;dan sapmadır.</p>
<div>Anlaşıldı mı? Vesselam (2)</p>
<p><b>Cevap</b></p>
<p>Soru sahibi umarım ki körü körüne taklidi bırakıp, &#8216;olmadı ve anlaşılmadı Hocam&#8217; demeyi becerebilmiştir..Olmadı çünkü cevap hatalı :<br />
<b><br />
</b><b>1.</b> İslamoğlu : Bu hadis fırkaların istismarına uğramış. Eğer bu sözü hadis kabul edeceksek, şöyle anlamamız şart: Bu 73 fırkadan biri hariç diğerleri ehl-i kıble olan fırkalar değil, şu anda ümmetin ittifakıyla gayr-ı müslimlerin inançlarından oluşan fırkalardır.</div>
<div><b><br />
</b><b>Eleştiri:</b></div>
<div></div>
<div><strong>Hadisin varyantlarını hatırlayalım ;</strong><br />
“Dikkat ediniz! <b>Sizden </b>önce Ehl-i Kitap olanlar 72 fırkaya bölündüler. Kuşkusuz bu ümmet de 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan 72’si Cehennemde, biri Cennette olacaktır.”</div>
<div></div>
<div>“İsrâil oğulları 72 fırkaya ayrılmışlardır.<b> Siz </b>de bir o kadar fırkaya ayrılacaksınız. Biri hariç diğerleri Cehennemdedir.”</div>
<div></div>
<div>“Dikkat ediniz! <b>Sizden</b> önceki kitap ehli 72 fırkaya ayrıldı. Bu ümmet de 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan 72’si Cehennemde, biri Cennette olacaktır. <b>Bu da cemaattir</b>. Ümmetimin içerisinden bir takım topluluklar çıkacaktır ki onlar, kuduz hastalığına yakalanan bir insanın, bu hastalığın tüm damar ve mafsallarına sirayet etmesi gibi, heva ve hevesleri de onlara öyle sirayet edecektir.”</div>
<div></div>
<div>“İsrail oğulları 71 fırkaya ayrıldılar.<b> Benim ümmetim </b>de 73 fırkaya ayrılacaktır. Onlardan birisi hariç diğerleri Cehennem’e gireceklerdir. O fırka da cemaattir”</div>
<div></div>
<div>“İsrail oğulları 71 fırkaya bölündüler. Bunlardan 70’i Cehennem’e gitti ve sadece biri kurtuldu.<b> Benim ümmetim</b> 72 fırkaya ayrılacak ve 71’i Cehennem’e gidecek ancak biri kurtulacaktır. Dediler ki; Ey Allah’ın Resulü o kurtulanlar kimlerdir? Resulullah: <b>Cemaattir, cemaattir,</b> buyurdu.”</div>
<div></div>
<div>“İsrail oğullarının başına gelen benim ümmetimin de başına gelecektir. Öyle ki onlardan birisi aleni olarak annesine gelmek istese (zina etse) benim ümmetimden de bunu yapan olacaktır. İsrail oğulları 72 fırkaya bölündü.<b>Benim ümmetim</b> 73 fırkaya bölünecektir. Onlardan biri hariç hepsi ateştedir. Dediler ki; O tek kurtulan millet kimdir? <b>Ben ve ashabımın bulundukları şey </b>üzerine olanlardır.” (3)<br />
<b><br />
</b><b>a. </b>Hadiste kastedilen ümmet, ümmet-i icabettir..Hadis şarihleri bunu böyle anlamıştır.. (4)</div>
<div><b> </b></div>
<div><b>b. </b>İslamoğlu&#8217;nun aklına uyup hadisteki ümmeti, ümmet-i davet + ümmeti icabet olarak alalım : Bu durumda hadis metninde &#8220;sizden&#8221;, &#8220;benim ümmetim&#8221; kelimelerini anlamlandırmamız gerekecek..Acaba &#8220;siz&#8221; ile veya &#8220;benim ümmetim&#8221; ile kastedilene İslamoğlu&#8217;nun iddia ettiği gibi İslamiyet ve İslamiyetten sapan tüm dinler girer mi?</p>
<p>Eğer islamoğlu bütün gayrı müslimleri &#8220;Zira dünyada ne kadar İslam dışı inanç varsa, hepsi de özünde birer İslam&#8217;dan sapmadır. Zira Allah indinde din İslam&#8217;dır ve Musa müslümandır, Yahudilik islam&#8217;dan sapmadır, İsa müslümandır Hristiyanlık İslam&#8217;dan sapmadır&#8221; gerekçesiyle İslamdan sapma olarak kabul ederse bu genellemenin içine semavi/ilahi olmayan dinleri yerleştirmesi mümkün olmayacaktır..</p></div>
<div></div>
<div><b>c. </b>Kendilerine peygamber gönderilen ümmetlerden iman edenler de etmeyenler de olmuştur. İman edenlere ümmet-i icabe (peygamberin davetini kabul eden ümmet/toplum), iman etmeyenlere de ümmet-i dave(imana davet edilen ümmet/toplum) denir. (5) &#8220;Siz&#8221; ile kastedilen has manada Allah Resulü&#8217;nün ümmet-i icabet&#8217;i olduğu anlaşılıyor..Ümmet-i davet Resul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in tebliğ ve davetine muhatap olan insan ve cin nevinden bütün varlıklar. (6) <b>Bu topluluklar arasında Semavi </b><b>olmayan (Batıl) Din mensupları da olduğu için bu ümmetten geri kalanını İslam&#8217;dan sapan dinler olarak tasnif etmek mümkün değildir</b>: Çünkü bu dinler Allah tarafından gönderilmemiş­tir. İnsanların ve toplum­ların birbir­leri arasındaki ilişkileri düzen­le­mek için bazı insanlar, bir takım kurallar ve inanç kaideleri ortaya ko­yarlar. Bu ku­ral­ları kendi arzu, düşün­ce ve eğilimlerine göre şekillendirirler. İşte bu in­san­lar tara­fın­dan ortaya konulan kural­lara ilahi olmayan dinler de­nil­mektedir. Örneğin: Konfüçyanizm, Budhizm, Brahmanizm, Şintoizm, Şamanizm&#8230; gibi dinlerdir. Zamanımızda, tevhid inancını dışlayıp bazı insanları, fikir­leri, madde­leri ilahlaştıran fikir akım ve ku­rallarını da, ilahi olmayan dinler sınıfında saymak mümkündür. (7)<br />
<b><br />
</b><b>d.</b> Yorumdan çıkan sonuca göre, İslamoğlu tüm islam fıkıh ve siyasi mezheplerini hadisteki <b>kurtuluşa eren</b> &#8220;<b>cemaat&#8221;</b> tanımı içinde ve &#8216;<b>Ben ve ashabımın bulundukları şey </b><b>üzerine olanlar</b>&#8216; vasfına haiz olması gerekiyor. Sapık mezhepler bir yana da acaba kendisi Resulullah&#8217;ın ve ashabının yolunda mı ? Önce kendi paçasını bir kurtarsın, vakit kalırsa diğer sapık mezheplere kurtuluş/Cennet hayal etmeye devam eder.</div>
<div></div>
<div><b>2. a. </b>İslamoğlu, ehl-i kıblenin tamamını kurtuluşa eren fırkaya dahil ediyor..Bol keseden Cennet ve kurtuluş dağıtmanın Allah&#8217;a karşı saygısızlık olacağı açıktır.</div>
<div></div>
<div>Çünkü Ehl-i kıble içinde hakikatten sapan gruplar vardır..Ehl-i sünnet uleması ehl-i kıbleyi, &#8220;Kâbe&#8217;ye yönelerek namaz kılmanın farziyetini kabul edenler&#8221; diye tarif etmiştir. Ali el-Kâri (1014/1606) bunun için daha geniş bir tanım yaparak şöyle der: Ehl-i kıble zarûrât-ı diniye üzerinde ittifak eden kimselerdir&#8221; (Ali el-Karı, Şerhu&#8217;l-Fıkhı&#8217;l Ekber, 139). Ehl-i kıbleyi, ehl-i sünnet ve ehl-i bid&#8217;at şeklinde ikiye ayıran âlimler Mutezile, Şia, Kerrâmiye, Mücessime, Müşebbihe, Mürcie gibi bid&#8217;at mezheplerini de ehli kıbleden saymışlar; <b>fakat açıkça İslâm&#8217;ın temel nasslarını değiştiren, bozan, reddeden Batınilik, Gulât-ı Şia, Hâriciye, Cehmiye, Bahaiye, Kadıyânilik, Ahmedlik, Nusayrilik, Dürzilik gibi fırka ve mezhepleri ehl-i dalaletten saymışlardır</b>. Çünkü bunlar arasında mesela Hâricî Ezârika mezhebi gibi müslümanın kanını, malını, canını helal sayarak birçok müslümanı katletmiş olanlar bulunmaktadır. İslâm da tekfiri, ayrılığı, bölük bölük fırkalara ayrılmayı, cedeli, te&#8217;vili, inanç esaslarının tartışılmasını ehl-i bid&#8217;at mezhepleri ortaya atmışlardır. Bunların içinde de, dalalet ehli olanlar, hevâlarına uyanlar İslâm için en tehlikeli olanlardır. (8)<br />
<b><br />
</b><b>b. Mutezile, Şia, Kerrâmiye, Mücessime, Müşebbihe, Mürcie gibi bid&#8217;at mezheplerinin tümünü Cennetlik ve kurtulmuş cemaat olarak görmek ancak bedava Cennet dağıtan için mümkün olabilir</b>..</p>
<p><strong>Bu mezheplerden biri olan Mürcie hakkında 3 Muhammed kitabında Hoca şunları döktürür:</strong></p>
<p>Mesela Mücessime, tipik indirgemeci aklın doğurduğu bir okuldu. Çünkü Allah hakkında referans metinlerde kullanılan el, yüz, göz, taht, oturmak, gelmek vs. gibi terimleri mecazî değil de lâfzî anlamıyla ele alıp, Mutlak Aşkın bir varlığı cisme indirgiyorlardı. Hasımlarının Haşeviyye (kabukçu) adını verdiği bir anlayış, sözlü bir söylem olan İlâhî Kelâmı, Hz. Peygamber&#8217;den sonra gerçekleşmiş bulunan yazılı mushafa indirgiyor, bu problem etrafında hayli gürültü kopuyordu.</p></div>
<div></div>
<div>Hiç kuşkusuz, ümmet tarihindeki en ilginç indirgemecilik örneği Mürcie idi. Bir ekol ismi olan Mürcie adının tarihimizde &#8220;iman&#8221;ı yalnızca vicdana indirgeyen bir fırka olduğunu hatırlatmaya bilmem gerek var mı?<br />
Konuya girerken, eskilerin &#8220;indirgeme&#8221; sözcüğünün karşılığı olarak &#8220;irca&#8221; sözcüğünü kullandıklarını dile getirmiştik. İndirgemeci mantığın temsilcisi olan Mürcie, imanı sadece &#8220;tasdik&#8221;e indirgiyor, imanın alt yapısı olan bilgi ve bilinci (marifet), imanın dile getirilmesi olan ikrarı, imanın ürünü olan eylemi (amel) yok sayıyordu. <b>Bu tasnife göre, Kur&#8217;ân&#8217;ın bir inanç problemi olarak üzerinde durduğu nifak ve münafık kategorisi yok sayılıyordu</b>. Mürcie&#8217;nin indirgemeci yaklaşımında imanın tanımı şöyleydi: Allah&#8217;ı bilmek&#8230; Allah&#8217;ı bilene, yaptığı hiçbir kötülük zarar vermezdi. <b>Bu indirgeme yöntemi, sadece ahlâkî davranışın temellerini yok etmiyor, aynı zamanda insanın en büyük imkânı olan imanı işlevsizleştiriyordu</b>.</p>
<p><strong>Aynı grup hakkında İmamlar ve Sultanlar kitabında ise şu cümleleri sarf eder:</strong></p>
<p>Bir kesim daha vardı ki amelin imanla ne zatında, ne sı­fatında hiç bir ilgisi olmadığını savunuyordu. Kişi hangi gü­nahı işlerse işlesin onun imanına bunun hiç bir zararı olmaz­dı. Bunlar sonradan Mürcie olarak isimlendirilecekti.</p>
<p>Mürcie kulun çabasının faydasız olduğunu, dolayısıyla günahının da zararsız olduğunu söylüyordu. <b>Hiç kimse için dünyada hüküm verilmez, iddiasıyla başta asr-ı saadettekiler olmak üzere münafık zümresini mümin addediyorlardı</b>. Zulmedene &#8220;zalim&#8221; demeyi, fısk ve fücur içinde yüzene fasık facir demeyi Allah&#8217;ın hükmüne müdahale olarak görü­yor, &#8220;dünyada hüküm olmaz hüküm ahirettedir&#8221; tezini savu­nuyordu. Bu inançta olan bazıları imanı yalnızca Allah&#8217;ı bil­mek olarak tanımlıyordu. Tabi bu durumda küfür de Allah&#8217;ı bilmemek oluyordu. <b>Bu tarife göre Allah&#8217;ı bildikleri gibi ona inandıklarını Kur&#8217;an&#8217;daki ayetlerden (Lokman, 25; Zuhruf, 8; Mu&#8217;minûn, 84-89) öğrendiğimiz müşriklerin bile mü&#8217;min safında olması gerekecekti</b>.</p>
<p>Yine <b>bu sapık inanış</b> farziyeti tartışılmaz olan Emr bi&#8217;l-ma&#8217;ruf Nehy ani&#8217;l-münker&#8217;i fitne olarak görüyor, yöneticilere hakikati söylemeyi &#8216;fitne çıkarmak&#8217; olarak niteliyordu. <b>Zul­me başkaldıran sahabi, tabiin ve imamları &#8220;fitneci&#8221; olarak vasıflandırıyordu</b>.</p>
<p>İbadetlerin toplumsal boyutlarını iptal ediyorlar; cuma, hac, bayram namazı gibi ibadetlerde tahrifat ve değişiklik yapmak için gerekirse hadis uyduruyorlardı. Zalim ve fasık yöneticilere karşı yapılan cihadı haram sayıyorlar, fitne, sa­bır, gıybet gibi İslami ıstılahları yöneticilerin işine gelir bir biçimde tahrif ediyorlardı.</p>
<p>Mürcie&#8217;nin sınıflarını ve inançlarını detaylarıyla anla­tan el-Milel ve&#8217;n-Nihal ve el-Fark Beyne&#8217;l-Fırak gibi kay­naklarda uzun uzadıya verilen teknik bilgileri buraya alma­ya gerek görmedik. Bize asıl lazım olan Mürcie&#8217;nin bu inançlarının sulta tarafından nasıl kullanıldığıdır&#8230;<b>Oldukça kaypak ve eyyamcı olan bu inanış</b> tarih boyunca her zaman müntesip bulabilmiş, bugün de yönetimlerin teşvik ve desteğiyle varlığını sürdürmektedir&#8230;Doğru.<b>Bu kadar eyyamcı, yaltakçı bir inanışın, tüm ekollerdeki çanakçıları cezbetmesinden daha doğal ne ola­bilir</b>? Bugün yaşayan tüm İslam mezheplerinde Mürcie&#8217;yi aratmayan tipler bol bol çıkmaktadır. Suya sabuna dokun­mayan bu tipler kendilerini hangi mezhepten gösterirlerse göstersinler temelde onların mezhebi birdir: Oportünizm. Oportünizm ise Mürcie&#8217;nin şiarıdır. <b>Ve bu tipler gerek geç­mişte gerek günümüzde zalim ve fasık yönetimlerin en çok hoşuna giden tipler olmuştur</b>.</div>
<div>
<div></div>
<div></div>
<div>**********</div>
</div>
<div><strong>Dipnotlar:</strong></div>
<div>(1)<i> Kastettiği mesele şu: Vahiy geleneğine göre İslâm hem ilk hem de son dindir. Özünü Allah’ın emir ve iradesine teslimiyetin oluşturduğu ve adını da bu özelliğinden alan İslâm, son peygamberin tebliğ ettiği dinin özel ismi olmakla birlikte (el-Maide 5/3), tebliğlerinin esasını Allah’ın varlık ve birliğini tanıyıp O’nun iradesine teslim olma ilkesinin oluşturduğu daha önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dinin de adıdır. Nitekim Kur’an’ın bildirdiğine göre Nuh, “bana müslümanlardan olmam emrolundu” demiş (Yunus 10/72); İbrâhim’e müslüman olması emredilmiş (el-Bakara 2/131); İbrahim ve Ya‘kūb, oğullarına, “Allah sizin için bu dini seçti, o halde sadece müslümanlar olarak ölünüz” tavsiyesinde bulunmuştur (el-Bakara 2/132). Kur’an’da Benî İsrâil peygamberleri, İslâm kelimesiyle aynı kökten gelen fiil ve isimlerle Allah’a teslim olmuş kişiler olarak takdim edilmekte (el-Maide 5/44), nihayet Hz. Muhammed de kendisine, tebliğ ettiği dine inanan ilk müslüman olmasının emredildiğini ve böylece müslümanların ilki olduğunu bildirmektedir (el-En‘âm 6/14, 163; el-Mü’min 40/66). Ona ayrıca Ehl-i kitap ile ümmileri (Araplar) Allah’a teslim olmaya davet etmesi emredilmiştir (Al-i İmrân 3/20). Dolayısıyla Allah katında yegâne din İslâm’dır (Al-i İmrân 3/19) ve Hz. Âdem’den son peygambere kadar devam eden vahiy geleneğinde bütün peygamberlerin getirdiği dinin özünü İslâm, yani Allah’a teslimiyet kavramı oluşturmaktadır. Şu halde bütün peygamberler “Allah’ın dini, hak din, dosdoğru din, halis din” olarak adlandırılan İslâm’ı tebliğ etmişlerdir (Al-i İmrân 3/83; et-Tevbe 9/33, 36; ez-Zümer 39/3). Buna göre İslâm’dan başka bir din aramak anlamsız ve geçersizdir (Al-i İmrân 3/85; Taberî, III, 329-339; Fahreddin er-Râzî, VIII, 100-110).</i><br />
<a href="http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=d230003" target="_blank">http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=d230003</a>(2) http://www.mustafaislamoglu.com/HD715_73-firka-hadisi.html<br />
(3) <a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2015/05/muslumanlarn-73-frkaya-ayrlacaklarn.html" target="_blank">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2015/05/muslumanlarn-73-frkaya-ayrlacaklarn.html</a></div>
<div>(4) <a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2015/05/73-frka-hadisinin-mezhepler-tarihi.html" target="_blank">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2015/05/73-frka-hadisinin-mezhepler-tarihi.html</a></div>
<div>(5) <a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/article/12603/ummet-ne-demektir-ummet-i-icabet-ve-ummet-i-davet-konusunda-bilgi-verir-misiniz.html" target="_blank">http://www.sorularlaislamiyet.com/article/12603/ummet-ne-demektir-ummet-i-icabet-ve-ummet-i-davet-konusunda-bilgi-verir-misiniz.html</a><br />
(6) http://semerkanddergisi.com/ummet-derken/<br />
(7) http://www.diniyol.com/11_din_ahlak_kultur/11_dinler.htm<br />
(8) <a href="http://www.sevde.de/islam_Ans/E/ehli_kible.htm" target="_blank">http://www.sevde.de/islam_Ans/E/ehli_kible.htm</a></div>
</div>
</div>
<div></div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak:http://ahmednazif.blogspot.com.tr/</strong></div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/73-firka-hadisi-ve-islamoglu/">73 Fırka Hadisi ve İslamoğlu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/73-firka-hadisi-ve-islamoglu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
